Washington‘da ‘Barış Süreci’ Toplantıları ve Suriye’deki Son Durum

08 Mayıs 2013 Çarşamba

Mutlu Çiviroğlu

Türkiye’deki Barış Süreci ya da resmi adıyla Çözüm Süreci Washington’da da artan bir ilgiyle takip edilmekte. Birçok think-tank kuruluşu bu konu üzerine etkinlikler düzenlemekte, Kürt Sorunu ve Türkiye üzerine uzman konuşmacıları kamuoyu ile buluşturmakta. Geçen hafta içerisinde böylesine iki önemli panel gerçekleştirildi ki bahsetmeye değer.

Bunlardan ilki Çarşamba günü Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA)’nın Washington temsilciliğinde düzenlenen “Türkiye’nin Barış Süreci” konulu paneldi. Panele konuşmacı olarak katılan Pennsylvania eyaletindeki Lehigh Üniversitesi’nin Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve “Türkiye’nin Kürt Sorunu”adlı ünlü kitabın yazarı, Henri Barkey Türkiye’deki çözüm sürecinde beklentilerin yüksek olduğunu ve sürecin başarıyla ilerlemesi için yılsonuna kadar vatandaşlık gibi konularda yeni anayasal düzenlemelerin yapılmasının önemini vurguladı.

Barkey buradaki birçok uzmanın aksine Başbakan Erdoğan’ın Kürt sorununu başkanlık sistemini getirmek için çözmek istediği fikrine de katılmadığını ifade etti. Ayrıca Kürtlerin kültürel ve siyasi haklarını kazanmasını ve de PKK’nın silahsızlanması gerektiğini belirtti.

Cuma günü gerçekleştirilen ve Ortadoğu Demokrasi Projesi (POMED) isimli düşünce kuruluşu tarafından düzenlenen diğer bir panelde ise yine Kürt Sorunu tartışıldı. New York’taki St. Lawrence Üniversitesi’nde profesör olan Howard Eissenstat ile Christian Science Monitor gazetesinin eski Türkiye muhabiri, gazeteci Yigal Schleifer’in konuşmacı olarak katıldıkları etkinlikte ilginç tespitler dikkat çekiciydi.

Rudaw gazetesinin İngilizce baskısı adına kendisiyle görüstüğüm, Profesör Eissenstat hükümet ile PKK arasındaki görüşmeleri çok önemli bulduğunu ve desteklenmesi gerektiğini belirtmekle birlikte sürecin başarıya ulaşacağı konusunda pek de iyimser olmadığını vurguladı.

45214

“Kürtler önemli adımlar atıp, güçlerini sınır dışına çekmelerine rağmen, Türk hükümetinden bu adımlara cevaben henüz gözle görülür bir cevap gelmedi.”

Görüşmelerin yeni anayasa hazırlanmadan önce tamamlanmaması halinde Başbakan Erdoğan’ın Kürtlere sırtını dönüp, hiçbir hak vermeyeceği kaygısını taşıdığını ifade etti.

Hükümetle yapılan görüşmelerde BDP değil de, İmralı Adasında izole bir şekilde tutulan Abdullah Öcalan’ın başrol oynaması konusunda da kaygılarını dile getiren Eissenstat, Kürt toplumu içindeki geniş ve farklı kitleleri temsil ettiği için BDP’nin bu süreçte daha aktif rol oynaması gerektiğini söyledi.

Uzun süre İstanbul’da yasayan ve Türkiye’yi yakından tanıyan gazeteci Yigal Schleifer ise Murat Karayılan’ın 8 Mayıs’ta başlayacağını açıkladığı çekilme kararını güven inşası açısından olumlu bulduğunu dile getirdi.

Schleifer, Türkiye’nin “sıfır düşman” politikasının iflas ettiği, Avrupa Birliği üyelik sürecinin sönük olduğu ve de Amerika ile ilişkilerin kötüleştiği bir dönemde, Başbakan Erdoğan’ın yaratıcılığı sayesinde Kürt açılımına gelindiğini söyledi.

“Erdoğan böyle bir ortamda, yeni anayasa yapmanın da moraliyle Kürtlerin gücünü arkasına alarak bu süreci başlatmaya karar verdi.”

Kürtler arasında anadilde eğitim, anayasal reformlar ve Kürt kimliğinin tanınması gibi güçlü siyasi, sosyal ve ekonomik reform talepleri olduğunu hatırlatan Schleifer, hükümetin yakın zamanda bir takım adımları atması gerektiğini ifade etti.

“Hükümetin önündeki en önemli güçlüklerden bir tanesi süreç hakkında net bir bilgiye sahip olmayan Türk kamuoyunu Kürt Sorunu konusunda ne gibi fedakarlıklar yapılacağı konusuna hazırlaması gerekliliğidir.”

Birkaç hafta önceki yazımızda ABD Başkanı Barack Obama ve Dışişleri Bakanı John Kerry’nin bölge gezilerinde detayları çizilen ve tüm bölgeyi ilgilendiren yeni düzenlemelere değinmiş, Kürtlerin de bu oluşumdaki olası aktif rolüne dikkat çekmiştik.

ABD, Avrupa Birliği ve Türkiye’nin karşı cephesinde yer alan İran merkezli Suriye, Hizbullah ve bir anlamda Irak’ın merkezi hükümetinin yer aldığı ve Rusya’nın da aktif destek verdiği Şii/Nusayri cephesinin Suriye’yi kaybetmemek için verdikleri mücadele dikkate değer. Geleneksel olarak ikinci gruba daha yakın olan PKK’nin, son Barış Süreci ile birlikte Irak ve Suriye Kürtleri ile birlikte Batı Cephesi’nde yer alacaklarını vurgulamıştık ki bu da Kürtler açısından ilk kez yaşanan bir durum.İran’ın devam eden sürece ilişkin rahatsızlığı şu günlerde basında sıkça işlenmekte. Zaten KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan da Kandil’de Türkiye’den giden bir grup gazeteciye bu konuda önemli açıklamalarda bulunmuştu.

“Türkiye’deki süreç gelişmeseydi, olanaklarımız vardı ve savaşı daha ileri düzeye taşıyabilirdik” diyen Karayılan Türkiye’ye karşı olan birçok ülkeden destek sağlayabilme olanakları olduğunu açıkça ilan etmişti. Karayılan her ne kadar isim vermese de bu isimlerin en başında İran’ın geldiği herkes tarafından bilinmekte.

Suriye, NATO füze kalkanları ve Türkiye’nin Maliki hükümeti ile gergin ilişkileri nedeniyle Ankara ile arası oldukça kötü olan Tahran’ın hükümet ile PKK’nin görüşmeleri konusunda rahatsız olması pek de şaşırtıcı bir durum değil.

İran Devrim Muhafızlarına bağlı Kudüs Kuvvetleri’nin komutanı Kasım Süleymani’nin Kandil’i çözüm sürecinden vazgeçirmek için daha fazla destek ve ağır silah sözü verdiği iddiaları zaten basında fazlasıyla yer almakta. İran’ın barış görüşmelerine olan rahatsızlığı sadece basın yoluyla süreci ve PKK’yi hedef alan açıklamalarıyla sınırlı kalmayıp, değişik biçimlerde kendini göstermesi de muhtemel.

Yine basında sıkça dile getirilen, Başbakan Erdoğan’ın bu süreci başlatarak risk aldığı fikri burada görüştüğüm yerli ve yabancı meslektaşlarımız tarafından da dillendirilmekte. Fakat gözlerden kaçan bir başka husus var ki, o da PKK’nin de böylesi bir riski taşıdığı. Hem İran’dan, hem Suriye’den, hem de Maliki hükümetinden ve diğer bazı güçlerden önemli derecede silah ve maddi destek alma imkanı bulunan bir örgütün kendisini çok güçlü hissettiği bir anda liderinin kararına uyarak, silahlı mücadelesini durdurması ve sınır dışına çekilme kararı alması üzerinde iyi düşünülmesi gereken bir konu. Karayılan, devam eden süreci “bir devlet kararının sonucudur” diye isimlendirerek iyimserliğini ortaya koymakta ki bu iyimserlik birçok Kürt tarafından paylaşılmakta. Fakat Türkler arasında olduğu gibi, Kürt toplumu içeresinde de süreçten rahatsız olan çevrelerin olduğu da bir gerçek. Özellikle başın ve sosyal medya üzerinden PKK’yi ağır bir şekilde suçlayan çevrelerin tutumları göz önüne alındığında hem Abdullah Öcalan’ın hem de PKK’nin aldığı riskler daha iyi görülmekte.

Tekrar İran’ın sürece olan rahatsızlığına dönecek olursak, bu durumun Suriye’deki yansıması olarak, Esed güçleri son zamanlarda Kürtlere çok sert bir şekilde saldırdığı görülmekte. Başta Halep’in Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahalleleri olmak üzere, Efrin’e bağlı köy ve kasabalara ve Tirbespi’nin Hedade köyüne yapılan saldırılarda onlarca kişi yaşamını yitirirken, on binlerce kişi de evlerini terk edip daha güvenli bölgelere sığınmak zorunda bırakıldılar.

Birkac gün önce kendisiyle görüştüğüm Demokratik Birlik Partisi (PYD) Avrupa Temsilcisi Abdulselam Mustafa, Esed rejiminin İran ve Hizbullah’ın yardımıyla atağa geçtiğini ve daha önce muhaliflerin elinde olan bazı bölgeleri yeniden kontrolü altına almaya başladığını dile getirdi.

Esed rejimin son Kürtlere çok zamanlarda vahşice saldırarak onları bulundukları bölgelerden çıkarıp, Kürt mahallelerini insansızlaştırmayı hedeflediğini ifade eden Mustafa, 250 bini aşkın Kürdün Halep’ten çıkarak Efrin ve çevresine yerleştiğini dile getirdi.

Rejim güçlerinin son dönemlerde Qamışlo’ya yüklendiğini belirten Mustafa, hem Türkiye ile sınır bölgesi olması, hem de en büyük Kürt şehri olmasından dolay bu şehrin kontrolü altında kalması için caba Sart ettiğini ifade etti. “Rejim kendisi için stratejik öneme sahip ve şu an ilçe merkezi olan Qamışlo’yu vilayet merkezi yaparak şehrin Kürtlerin eline geçmesine engel olmaya çalışmakta.”

Türkiye’deki barış surecine de değinen PYD Avrupa Sorumlusu Mustafa, Kürtlerin artık statüsüzlüğü kabul etmeyeceğini ve Türk devletinin de artık PKK’yi silahla yenemeyeceğinin görüldüğünü iddia etti. “Biz PYD olarak bu süreci destekliyoruz çünkü sürecin başarılı olması hem dört parçadaki Kürtlere, hem de tüm Orta Doğu’ya büyük etkide bulunacaktır” diyen Mustafa iyimserliğini de ifade ediyordu.

http://www.ilkehaber.com/yazi/washingtonda-baris-sureci-toplantilari-ve-suriyedeki-son-durum-7482.htm

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s