Monthly Archives: August 2013

Obama Suriye’ye Müdahalede Net Değil

Obama Suriye’ye müdahalede net değil

ABD, gerçekten söylendiği gibi bir iki gün içinde Suriye’yi vuracak mı? Beyaz Saray çok mu kararlı? Kürtler, harekata neden karşı? Kürt bölgesinden göçün sebepleri neler? ABD’de yaşayan gazeteci Mutlu Çiviroğlu, bu soruların yanıtını RS FM mikrofonlarına verdi.

Ali Topuz ile Dünya Hali’ne konuk olan Mutlu Çiviroğlu, şartların ABD Başkanı Obama’yı savaş ya da askeri operasyon başlatan bir başkan konumuna düşürdüğünü söyledi.

“Şartlar Obama’yı savaş başlatan ya da askeri operasyon başlatan bir başkan konumuna düşürüyor. Obama uzun süre bu duruma düşmemek için direndi. Ama kimyasal silah kullanımı Amerikan halkının da büyük muhalefetini durduracak gibi görülüyor. Son kamuoyu araştırmalarında halkın yüzde 60’ından fazlası silahlı bir operasyon ya da askeri müdahaleye karşı. Ama kimyasal silah boyutunun, karşıtlığı biraz dizginleyeceği düşünülüyor.

“OBAMA SIKIŞMIŞ DURUMDA”

Obama’nın sıkışmış durumda olduğunu belirten Mutlu Çiviroğlu, “Bir yandan Bush gibi savaş yanlısı olmadığını söyleyerek geldi, öte yandan Suriye’yi vurma baskısı altında. Son kararını vermiş de değil. Dikkat edilirse kendisinden bir açıklama gelmiyor” dedi.

Aynı netliği görmüyorum. NBC televizyonu Perşembe günü müdahale olabilir şeklinde bir haber geçmişti. Haberin veriliş şekli de sadece olasılık herhangi bir kesin vurgu yok. Şuanda Obama halen karar vermiş değil. Başkumandan olması açısından Obama’nın karar vermesi lazım. Çevresindeki insanlar güçlü bir dille bunu dile getiriyorlar ama halen Obama’nın karar verdiği konusunda herhangi bir işaret yok.

Mutlu Çiviroğlu, Kürtlerin çoğunluğunun silahlı operasyonu desteklemediğini ifade etti. Çiviroğlu, “Suriye muhalefetinin El Kaide, El Nusra gibi radikal örgütlerin kontrolüne girdiği düşüncesiyle, Kürtlerin büyük bir çoğunluğu askeri müdahaleye pek de sıcak bakmıyor” dedi.

“Kürtlerin çoğunluğu silahlı operasyonu desteklemiyor. Bunun nedeni de somut bir çözüm planı olmayışı. Suriye muhalefetinin El Kaide, El Nusra gibi radikal örgütlerin kontrolüne girdiği düşüncesi. Bu nedenden dolayı Kürtlerin büyük bir çoğunluğu askeri müdahaleye pek de sıcak bakmıyor. PYD Başkanı Salih Müslim’in dediği de bu. Yalnız Salih Müslim bir açıklama yayınladı. Müslim, Reuters muhabirinin bilhassa sansasyonel olması açısından dikkat çekmek için bu başlığı attığı, kendisinin kesinlikle “Suriye rejimi böyle bir şey yapmamıştır” demediğini, rejimin yapmasının mantıklı olamayacağını bu dönemde, kendi kendine zarar vermeyeceğini, bu tür iddiaların çok iyi incelenmesi gerektiğini belirtti.

KÜRTLERİN KORKUSU RADİKAL GRUPLAR

Mutlu Çiviroğlu, Suriye’de Kürtlerin dış müdahale istememesini de değerlendirdi. Çiviroğlu, “Kürt bölgesi ambargo altında. Türkiye sınırı kapalı. Gıda, ilaç, yakıt bölgede yok gibi. Bir yandan da radikal grupların saldırısı altındalar. Bir hava harekatının radikal grupları daha da güçlendirmesi, Kürtlerin istemediği bir şey. Çünkü tehdit altındalar.” diye konuştu.

Radikal örgütlerin sivillere yönelik saldırıları, halka baskıları, kaçırma olayları, tecavüz olayları, tehditleri asıl sebeplerden bir tanesi. Diğer bir sebebi ise yaklaşık 6-7 aydan beri Rojava’dan Afrin’e kadar olan bölgenin ambargo altında olması. Afrin, Kırıkhan, Kilis, Antep’in tam karşı tarafı. Kobani, Urfa Suruç’un karşı tarafı. Nusaybin, Kızıltepe Cizre bölgesine kadar bölge. Bölgeye temel ihtiyaç maddesi gelmiyor. 9-10 kilometrelik Türkiye sınırı yakın zamana kadar Kürtlerin kullanımına kapalı. En son iki gün önce BDP’li belediyelerin yardımı, 10 gün önce yine sınırlı bir yardım geçişi dışında akış yok. Malzeme gelen yerler ya rejimin kontrolünde ya da bu radikal örgütlerin kontrolünde. Halep’ten gelen malzemeler radikal grupların kontrolünde. Peşhabur dediğimiz kapı da Mayıs ayından beri kapalı.

http://turkish.ruvr.ru/2013_08_28/obama-suriyeye-mudahalede-net-degil/

Bir Kapının Jeopolitiği

GAZETECİ MUTLU ÇİVİROĞLU İLE SÊMELKA’YI KONUŞTUK

İlyas Coşkun

Rojava tarafında Sêmelka, Federe Kürdistan Bölgesinde ise Pêşabur adını alan Sınır Kapısı, son süreçte hayli gündemde. Suriye Kürtlerini, Kuzeydeki kardeşlerinden ayıran, PYD’nin el Nusra gibi radikal örgütlerle süren çatışmalarından dolayı jeopolitik önemi olan bir bağlantı noktası. Türkiye’nin sınır kapılarında ÖSO ve el Kaideci örgütler lehine olan hareketlilikten dolayı Rojava’nın ihtiyacı olan en temel insani malzemeler için de hayati önem taşıyor. Ancak bu sınır kapısının ne kadar işlev gördüğü konusunda Federe Yönetim ile PYD arasında anlaşmazlıklar var. Bölgeyi iyi bilen Gazeteci Mutlu Çiviroğlu ile sınır kapısı sorununu ve bölge siyasetindeki son gelişmeleri konuştuk.

Rojava ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki sınır kapısı sorunu nasıl doğdu ve şu anda durum nedir?

Bu kapı, önceden var olan bir kapı değil. Bu sene başında Kürdistan Bölgesel Yönetimi tarafından açılan bir geçiş noktası diyebiliriz. Burası normal sınır kapısındaki güvenlik sorunu nedeniyle açılmıştı ve Rojava için bir soluk borusuydu. Özellikle uzun zamandır ambargo altında kalan bölgelerin temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir yerdi. Her ne kadar kapı ile ilgili kararlar Kürdistan Bölgesel Hükümeti adına atılıyor olsa da hükümet ortakları arasında da bazı sorunlar var. Türkiye’de basına pek yansımadı ama geçtiğimiz günlerde Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasında sert tartışmalar yaşandı. KYB ve muhalefet kapının derhal açılmasını istiyor. Özetle Kürdistan Bölgesinde de sınır kapısının kapalı olması konusunda bir fikir birliği yok. Sınır kapısındaki dönüm noktası mayıs ayında 70 kadar silahlı el Parti üyesinin sınırı geçmek isterken asayiş güçleri tarafından yakalanması ve soruşturmaya tabii tutulmasıyla yaşandı. Bu, Bölgesel Yönetim Başkanı Mesud Barzani’nin büyük tepkisine yol açtı. YPG bu güçlerin neden gece vakti, yasa dışı yollardan ve silahlı geçmek istediğini sorguladı ve bu bir krize yol açtı. Sonrasında bu kişiler bırakıldı ama o tarihten bu yana sınır kapısı kapatıldı. Bu konuda resmi bir açıklama olmasa da kapının bizzat Sayın Barzani’nin emriyle kapatıldığı sıkça dile getiriliyor.

Hafta sonu sınır kapısındaki görevlilerle görüştünüz. Neler aktardılar size?

Evet, görüştüğüm Pêşabur Sınır Kapısı Müdürü Şevket Berbihari ‘Kapı hiçbir zaman kapanmadı’ diyor. Geçişin ‘insani yardım’ amacıyla açıldığını söylüyor. Açık olmasından anladıkları çok farklı. KDP kapının tamamen açık olması halinde öngöremeyecekleri kadar göçmenin sınırı geçeceğinden endişe ediyor. Berbihari, ticaretin tek parti tekeline girmesinden endişe ettiklerini söylüyor. Açıkça sorduğumda ise bu partinin PYD olduğunu ifade ediyor.

KDP ne istiyor?

KDP’nin pratikteki tutumu; neden PYD? Neden el Parti veya diğerleri değil? PYD’nin diğer partilere de alan açmasını, diğerlerinin de silahlı güç bulundurmasını, sınırda kontrol kurmalarını istiyor.

PYD’nin yanıtı ne?

PYD, ‘Biz zaten üç taraftan çevriliyiz. Kuzeyde Türkiye, batıda ve güneyde hem rejim hem Nusra gibi el Kaide bağlantılı güçler. Bizim tek nefes kapımız burası’ diyerek kapının açılmasını istiyor. Sêmelka Sınır Kapısı sorumlularından Abulrahman Hemo’ya ne istediklerini sorduğumda, “Kapının sadece acil durum ve hasta geçişleri için değil, halkın temel ihtiyaçlarını gidermesi için tamamen açılması gerektiğini ifade etti. Hemo, ‘Kendi öz kardeşlerinin bu tutumunun Rojava halkını çok üzdüğünü çünkü bu kararla tüm halkın cezalandırıldığını’ dile getirdi.

PYD dışındaki partilerin tavrı nedir?

Rojava’da ekmek, su, süt, un, ilaç ve tıbbi malzeme gibi temel ihtiyaç maddelerinin olmayışı sorunu, bütün partilerin hemfikir olduğu bir konu. Ama kapının açılması konusunda Rojava’daki tüm partiler aynı tepkiyi vermiyorlar. Bazıları bölgesel yönetimi, daha doğrusu Başkan Barzani’yi kızdırmamak, bazıları da PYD ile beraber görünmemek için ses çıkarmıyor. PYD, durumun insani yönüne dikkat çekiyor ve siyasi anlaşmazlıkların bir kenara bırakılıp, kapının derhal açılmasını istiyor.

Federal Kürdistan Bölge Yönetimi Sözcüsü Ümit Sabah, 9 Ağustos’ta yaptığı açıklamada kapının insani yardım için açık, ticari işler ve sığınmacı geçişi için kapalı olduğunu söyledi. Hatta PYD’yi siyasi şov yapmakla itham etti. Bunu nasıl okuyorsunuz?

PYD’nin yanı sıra hükümetin küçük ortağı KYB ve başta Goran Hareketi olmak üzere Kürdistan Bölgesi’ndeki tüm muhalefetin kapının açılması yönünde beyanları var. Sabah’ın yaptığı son açıklamanın, bölgesel yönetime, daha doğrusu KDP’ye yönelik artan eleştirilere cevaben yapıldığı açık. Başta Güney olmak üzere, Kürt kamuoyunun kapının açılması doğrultusunda artan baskısı var ve çoğu kişi bu durumu siyasi şov olarak algılamıyor. Tam tersine, KDP’ye ve Başkan Barzani’ye eleştiri ve sitemlerin artması söz konusu. KYB Politbüro Sözcüsü Azad Cundiyani, Dr. Berhem Salih ve partinin önde gelen isimlerinden Kerkük Valisi Necmeddin Kerim’in de hükümete karşı bu yönde sert açıklamaları oldu.

Zaten Başkan Barzani de geçenlerde yaptığı açıklamada ‘Biz Suriye Kürtlerinin yanındayız’ derken hem kendisine yöneltilen eleştirileri azaltmayı, hem de Rojava halkına ‘arkanızdayım’ mesajı vermeyi amaçlıyordu.

Şunu da hatırlatalım ki İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) birkaç hafta önce ‘Sınırlara Hapsolmuş Suriyeliler’ başlıklı bir rapor yayınladı. Raporda, Kürt Bölgesel Yönetimi yetkilileriyle yapılan görüşmelerde yönetimin, Rojava’dan daha fazla göçü kaldıramayacağı yönündeki endişelerine yer veriliyor. Kürt Bölgesel Yönetimi, ne Bağdat’tan ne de BM’den destek aldıklarını ve kapıları kapatmak zorunda kaldıklarını söylüyor. Yani, ‘Kapıyı açarsak girişler artar’ şeklinde bir algı var. Bunu geçenlerde Berbiharki de kendisiyle konuştuğumda açıkça dile getirmişti. PYD yetkilisi Hemo ise iddianın doğru olmadığını çünkü kendilerinin de halkın Rojava’yı boşaltmasına karşı olduklarını dile getirdi. Hemo ve diğer PYD yöneticileri bu tür söylemleri bahane olarak görüyorlar.  Yine, ‘ticaret’ vurgusu da olumsuz bir çağrışımda bulunuyor, sanki birileri mal alıp satmaya gidecekmiş gibi. Aslında ticaretten kasıt Rojava’ya ihtiyaç duyulan maddelerin temin edilmesi. Bilindiği gibi Şam’dan yiyecek, içecek ve temel ihtiyaç maddeleri gelişi yok. Kobani ve Afrin bölgelerine de, bağlı oldukları Halep’ten malzeme gelmiyor çünkü yollar Nusra vb. silahlı grupların denetiminde. Bu yüzden en temel ihtiyaçların karşılanması için bu geçiş önemli. PYD’nin bu işten ticari gelir elde edeceği şüphesiyle bu gidiş gelişler engelleniyor algısı hakim.

BARZANİ’NİN TUTUMUNDA TÜRKİYE ETKİLİ

PYD’ye olan ön yargılar nedeniyle Barzani’ye sınır kapısının kapatılması yönünde baskı uyguladığı konuşuluyor. Bu gerilimde Türkiye’nin rolü var mı?

Evet, böyle bir olasılık değişik çevreler tarafından da dile getiriliyor. Türkiye ile Kürdistan Bölgesi arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin hacmi zaten bilinen bir durum. Bu nedenle de, Barzani’nin Türkiye’yi rahatsız edecek adımlar atmayacağını, Ankara’nın hassasiyetlerini göz önünde bulunduracağını herkes kabul ediyor. Aslında biraz da Türkiye’nin Suriye politikasına bakmak lazım. Ankara ilk önce Kürt’süz, onlara rol vermeden inşa etmek istedi Suriye politikasını ama başarılı olamadı. Sonrasında Abdülbasit Seyda gibi, toplumda hiçbir ağırlığı olmayan insanlarla temas kurdu. Bunun da işlemediğini görünce Kürt Ulusal Konseyi üzerinden girişimlerde bulundu. Bu da olmayınca sonunda PYD ile temasa geçmeye karar verdi. Ancak Türkiye-PYD görüşmesinden bu yana Rojava’ya yansıyan somut bir şey yok. Rojava halkı, Türkiye’nin kendilerine dönük olumsuz siyasetini durdurmasını bekliyordu ama bu şimdiye kadar olmadı. Ayrıca Halep cephesinden görüştüğüm Cephet el Ekrad (Kürt Cephesi) ve YPG komutanları, aynen ve belki de daha fazla oranda el Nusra gibi silahlı örgütlere Türkiye’den yardım yapıldığını söylüyor.

Sêrekaniyê’de de durum aynı mı?

Sêrekaniyê’den görüştüğüm kişiler son çatışmalarda Türkiye’nin doğrudan müdahil olmadığını aktardı. Ama bu çatışmalar 3-4 hafta önceydi. Halep etrafındaki çatışmalar ve sivillere yönelik saldırılar ise çok daha yakın tarihte meydana geldi. Türkiye artık Rojava konusunda ne yapmak istediğine karar vermeli, bu konudaki belirsizliğini gidermelidir.

Rojava’da PYD değil de, örneğin Barzani’ye yakın el Parti veya Azadi Partisi bu kadar önde olsaydı, sınır kapısındaki bu gerilim yaşanır mıydı?

Eğer el Parti ve Azadi Partisi sınır kapısını kontrol etseydi bu kadar gergin bir durum ortaya çıkmazdı. Yaşanan durum biraz da güç kavgasının dışa vurumu. Hiç şüphe yok ki KDP kendisine yakın partilerin Rojava’da güçlenmesini arzu eder. Bu bahsettiğiniz partiler Sêmelka’yı kontrol etselerdi ya da Rojava’da daha fazla güç sahibi olsalardı, Başkan Barzani de bu kadar sert tepki koymazdı. Bu biraz da Ankara’nın tutumuna bağlı olurdu çünkü Rojava’da en son ilişki kurmak istediği güçtü PYD. Demin de dediğim gibi Barzani de Türkiye ile ilişkilere büyük önem veriyor. Sanırım o koşullarda onlar da daha rahat olabilirlerdi.

PYD’nin kendisine muhalif partileri sürekli göreve çağırdığı çok defa basına yansıdı ancak görebildiğimiz kadarıyla bu yönde bir gelişme olmadı…

Doğru, bizzat Salih Müslim’le ve diğer üst düzey yöneticilerle yaptığım sohbetlerde de benzer çağrılar dile getirildi. PYD, ‘Bu yük sadece bizim sırtımızda. Diğer partiler de sadece söylemde değil pratikte görev almalılar’ şeklinde uyarılar yapıyor. Ama diğer partiler de ‘Biz görev almak istiyoruz ancak fırsat verilmiyor’ şeklinde itiraz ediyorlar. Tarafların birlikte çalışma noktasında karşılıklı eksiklikleri var. Bu bahsettiğimiz Ulusal Kongre heyeti bu konuda da bir takım çalışmalar yapabilir.

‘PYD HALKIN İÇİNDE’

PYD’yi Rojava siyasetinde bu derece öne çıkaran etkenler neler?

Benim Rojava’ya giden insanlardan görebildiğim izlenim şu ki; kim oraya gittiyse, PYD’ye olan güvensizliği güvene dönüşüyor. PYD’nin sağladığı eğitim, sağlık, güvenlik gibi hizmetler takdirle karşılanıyor. İkinci nokta, PYD dışındaki partilerin çoğunun lideri Süleymaniye veya Erbil’de, yani Rojava dışında. Halk bundan rahatsızlık duyuyor, ‘Neden hâlâ yurt dışındasınız’ diye tepkisini dile getiriyor. PYD liderleri ise halkın içinde. Halk, zor günlerinde kendisiyle birlikte olan, kendisine sahip çıkana saygı duyuyor ve destek sunuyor.

Üçüncüsü, PYD dışındaki muhalefet çok dağınık ve parçalı. Mesela KDP adında dört parti var. Her birisi kendini meşru KDP görüyor ama Dr. Abdulhakim Beşar’ın lideri olduğu adına kısaca el Parti denen grup, Başkan Barzani’nin desteklediği kol. Yine Azadi partisinin iki kolu var. Yekiti Partisi ikiye ayrılmış durumda. Yani bu Rojava’daki partilerin coğu tabandan yoksun ve biraz gücü olanlar da zaten kendi içinde bölünmüş durumdalar. Bu nedenle PYD sürekli güçlenen, halkın bir araya geldiği bir adres oluyor. Son süreçte PYD’nin de tek başına yönetimi yumuşatarak seçimlere gidilmesini istediğini hatırlatalım. Ancak 6 ay içinde seçim yapılması önerisi de diğer bazı Kürt partileri tarafından ‘Bu bir PYD projesidir’ denilerek desteklenmiyor.

Kürt Ulusal Kongresine giderken bu sorun nasıl bir yol izler?

Kongre bünyesinde bağımsız bir heyetin hem Rojava’daki katliamları hem de sınır kapısı sorununa dair bir incelemede bulunacağı yönünde haberler var. Ancak Rojava’daki bu olağanüstü durumdan dolayı Kongrenin de bir-iki hafta erteleneceği yönünde bir dizi iddia dile getiriliyor. Ama şu konuda eminiz; sınır kapısının kapalı olmasıyla ilgili Kürtler arasında büyük bir rahatsızlık var. Türkiye, Avrupa ve Amerika’nın yanı sıra, Kürdistan Bölgesindeki Süleymaniye ve Erbil’de de Rojava’ya destek gösterileri yapıldı. Sınır kapısı sorunun çözüm noktasına gelince, örneğin, kapıyı kontrol edecek, diğer partilerin de üye bulundurduğu  ortak bir yönetim oluşturulabilir.

İRAN PYD’YE ‘ALTERNATİFSİZ DEĞİLSİN’ DEDİ

Salih Müslim’in İran ziyaretini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İran, PYD’ye alternatifsiz olmadığını hatırlatıyor. Türkiye’ye bir hamle olarak davet etti. Müslim gorüşme sonrası yaptığı açıklamada ‘İran’ın kendilerine dayanışma içinde olma sözü verdiğini’ aktardı. Bu ‘dayanışma’ vurgusu önemli. Diğer yandan Rusya ve İran medyası sayesinde Rojava’daki katliamdan dünyanın haberdar olduğunu ekleyelim. İran, Esad üzerindeki gücünü de kullanarak Kürtleri kendi yanına çekmeye çalışıyor. Şu gerçek ki Suriye Kürtleri, Türkiye ile ilişki kurmak istiyor. Bunu Salih Müslim ve diğer birçok siyasetçi paylaştı. Ama buradan ilerleme olmayacaksa da alternatif ilişkiler kurmaya çalışıyorlar. Müslim’in son Türkiye ziyareti birçok şeyi netleştirecek. Türkiye gerçekten silahlı grupları desteklemeyi bırakıp yüzünü Rojava’ya dönecek mi, bunu biz de merakla bekliyoruz.

http://www.evrensel.net/news.php?id=64998

Rojava Uzmanı Mutlu Çiviroğlu: Nusra ve ISİD’in Amacı Rojava’da bir İslam Devleti Kurmaktı

‘Nusra’nın amacı devlet kurmaktı’

Rojava Uzmanı Mutlu Çiviroğlu: Nusra ve ISİD’in Amacı, Ramazan Bayramı’nda Rojava’da bir İslam Devleti Kurmaktı.

09 Ağustos 2013 Cuma

HATİCE KAMER – YÜKSEKOVA HABER

DİYARBAKIR – İki yıldır devam eden Suriye iç savaşında yaşanan şiddetli çatışmaların ibresi son bir aydır yönünü ülkenin kuzeyine, Kürdistan’ın batısı olan Rojava’ya çevirmiş durumda. Özellikle Serêkaniye’nin YPG güçleri tarafından alınmasından sonra,  El Kaide’ye bağlı Cephetel Nusra ve Irak Şam İslam Devleti (ISİD) vb örgütler Kürtlerin yaşadığı yerleşim yerlerinde sivil Kürtlere yönelik katliamlar gerçekleştirmeye başladılar.

Washington’da yaşayan gazeteci Mutlu Çiviroğlu, basta Amerika’nın Sesi ve İlke Haber olmak üzere çeşitli gazete ve yayın organlarında başta Kürt Sorunu ve birçok konuda Kürtçe ve Türkçe ve yazılar yazmakta, değişik radyo ve TV programlarında görüş belirtmektedir.

Yine, Hewler merkezli Rudaw gazetesinin İngilizce baskısında  Türkiye ve Suriye’deki Kürt sorunu, Amerika’nın bölgeye yönelik siyaseti gibi konularda yazı ve değerlendirmeler yazıyor.

Son aylarda özellikle Radikal gazetesinde Rojava ile ilgili yazdığı makale ve değerlendirmeler ve bölgedeki ilk elden kaynaklara ulaşarak, doğru ve tarafsız yazılarıyla dikkat çeken isimlerin başında geliyor.

Rojava’daki çok parçalı siyasi yapıyı ve bölgenin genel durumunu, Suriye’deki şiddetin yönünün neden Kürtlere döndüğünü, El Nusra vb örgütlerin bölgede gerçekleştirdikleri saldırı ve katliamların sebeplerini, başta ABD olmak üzere uluslararası camianın bu durum karşısında neden sessiz kaldığını sorduk, Çiviroğlu Yüksekovahaber için yanıtladı.

                                                             ***

Mutlu Bey, özellikle Suriye Kürdistan’ı, yani Rojava’ya ilişkin yaptığınız haberlerle son zamanlarda dikkat çeken isimlerdensiniz Rojavada’ki son duruma geçmeden önce, konuya hakim olmayanlar için Rojava’daki  siyasi profili anlatabilir misiniz, bölgede kaç Kürt partisi var, bu partilerin etkinliği nedir, temsilcileri kimlerdir?

Rojava’da siyasi yapı oldukça dağınık, parti sayısı da oldukça fazla. Şu anda 20’ye yakın siyasi parti var. Son dönemlerde iyice zayıflamalarına rağmen, birkaç küçük gençlik grupları da mevcut. Ama siyasal alanda en güçlü parti hiç kuskusuz Demokratik Birlik Partisi (PYD). Ayrıca, Muhyeddin Şeyh Ali’nin liderliğini yaptığı Kürt Demokratik Birlik Partisi (Partiya Yekitiya Demokrat a Kurd), Dr. Abdulhakim Beşar’ın lideri olduğu Suriye Kürdistan Demokrat Partisi (El Parti), İbrahim Biro’nun lideri olduğu Kürt Birlik Partisi (Yekiti) ve Mustafa Cuma’nın lideri olduğu Kürt Özgürlük Partisi (Azadi) belli oranda gücü olan partiler.

Bu partileri hangi ülkeler destekliyor?

PYD daha çok PKK’ye yakın. Daha doğrusu parti liderlerinin deyimiyle “Abdullah Öcalan’dan esinlenen, onu seven ve görüşlerine önem veren” bir parti. El Parti, Kürdistan Bölgesi’ndeki Kürdistan Demoktat Partisi (KDP)’nin;  Pêşverû da Kurdistan Yurtseverler Birligi (KYB)’nin kardeş partileri olarak biliniyor. Yine, Azadi Partisi de KDP’ye yakin duruş sergilemekte.

Suriye muhalefetinde Kürtlerin etkinliği nedir?

Suriye muhalefetinin en büyük yapısı olan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nda Kürtlerin pek bir etkinliği yok, çünkü henüz muhalefet içinde yer almıyorlar. Bunun nedeni ise muhalefetin Kürt sorunu karşısında takındığı olumsuz tavır. Bilindiği gibi Abulbasit Seyda, ki son zamanlarda Kürtlerin temsilcisi diye öne çıkarılmakta, Gassan Hitto ve birkaç Kürt kökenli kişi de yer almaktalar ama hiç biri de Kürtler tarafından desteklenmemekte.

Suriye’nin en istikrarlı bölgesi olarak kabul edilen Kürt Bölgesi’nde de son zamanlara iç sorunların arttığını görüyoruz. Bunun nedeni nedir?

Öncelikle neden çok partili siyasi yapı? Bilindiği gibi 20’ye yakın parti var ve bunların arasında ideolojik olarak da pek fark yok. Daha çok bireysel sorunlar yüzünden birbirinden ayrılan partilerin bir araya gelmesi de kolay değil. Örneğin, Rojava’da dört tane Suriye Kürdistan Demokrasi Partisi var ama Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani’nin desteğinden dolayı Abdulhakim Beşar’ın lideri olduğu El Parti öne çıkıyor. Yine, iki tane Azadi, iki tane Yekiti bulunmakta. Var olan partilerin hemen hemen hepsi başka partiden ayrılarak oluşmuş. Kürt siyasetinin tanınmış simalarından biriyle yapmış olduğum bir görüşmede, kendisi bu durumu Baas rejiminin Kürtleri böl, parçala yönet politikasına bağlamıştı.

Mayıs ayı içinde El Parti ve Azadi’nin her iki kolu (bu parti ikiye ayrılmış durumda ve Mustafa Cuma ve Mustafa Oso her iki kanadın liderliğini yapmaktalar) İstanbul’da yapılan Suriye muhalifleri toplantısına üyelik başvurusu yaptılar ama bu istekleri kabul edilmedi. Kürt Ulusal Konseyi’nden bağımsız olarak başvuru yapan bu üç partiye, “temsil gücünüz yok” şeklinde olumsuz cevap verildi.

Genel olarak Kürtlerin Suriye muhalefeti ile ilişkileri pek de iyi değil. Zaten Hakim  Beşar da, Salı günü yaptığı açıklamada muhalefete çok sert eleştiriler getirip, Kürtleri ve diğer azınlıkları ihmal etmekle suçladı. Kendi sorunlarıyla boğuşan muhalefetin, Kürtlerle olumlu diyalog geliştirmesi konusunda herhangi bir işaret görülmemekte.

Bahsettiğiniz parçalı yapıda PYD’nin bu kadar güçlenmesinin sebebi ne?

PYD bir bakıma var olan parçalanmışlığa tepki olarak güçlendi. Yani insanların bir araya gelebileceği bir adres oldu. 2003 yılında kurulmasına rağmen, toplumu siyasal, toplumsal ve askeri olarak örgütlemesi dikkate değer bir konu. Kurulduktan sonra rejimin çok sert uygulamalarına hedef olan partinin birçok üyesi cezaevine kondu ve işkenceye maruz kaldı. Bu nedenle de uzun süre etkisiz bir durumda kaldı. Suriye’deki krizin başlamasından sonra hızla örgütlenme çalışmalarına başlayan parti, hem sosyal, hem siyasal hem de askeri alanda güçlü kurumsallaşma yarattı.

PYD, muhalifler karşısında zorlanan rejim kuvvetlerinin Rojava’dan çekilip, Halep, Şam ve diğer bölgelere doğru gitmesinden sonra ortaya çıkan boşluğu çok iyi doldurdu. PYD şu anda Rojava’da birçok bölgeyi kontrolü altında tutmakta, eğitim, sağlık, güvenlik gibi temel hizmetleri sunmakta. PYD’nin pratikte bu kadar aktif olması doğal olarak taban desteğinin de artmasına da yardımcı olmakta. PYD’yi desteklemeyen ya da başka partiye sempati duyan birçok insanın Rojava’daki hizmetleri gördükten sonra PYD’ye karşı tavırlarının olumlu yönde büyük oranda değiştiğine tanık oldum. Yani halk arasında “Bizim için bir tek çalışan, bir şeyler yapan  PYD var” yaklaşımı hakim.

Türkiye’nin kırmızı çizgilerinden biri de Suriye’deki PYD yapılanması idi ama Türkiye Dışişleri Bakanlığı davetiyle, partinin lideri Salih Müslim Türkiye’ye geldi. Bu ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence çok geç kalınmış bir ziyaret. Aslında Türkiye’nin çok daha önceden Suriye Kürtleriyle, özellikle de PYD ile ilişki kurması her iki tarafın faydasına olacak bir yaklaşım. Ne yazık ki Türkiye, Suriye politikasını uzun süre Kürtsüz yürütmeye çalıştı. Daha sonra da Kürtlere evet tama PYD’ye hayır yaklaşımını denedi ama o da sonuçsuz kaldı. Sonunda doğru olanı, yani Rojava’nın en büyük askeri ve siyasi gücüyle diyalog kurma yolunu seçti her ne kadar gecikmiş bir adım da olsa, doğru bir karar. Bu siyaset değişiminde elbette PYD’nin son dönemlerdeki askeri başarıları da oldukça önemli bir rol oynadı.

Müslim daha Türkiye’de iken kendisiyle yaptığım görüşmede, Ankara ile ilişkiler konusunda çok iyimser değerlendirmeler yapmıştı. Bir takım yanlış anlaşılmaların  giderildiğini dile getiren Müslim, bu tür görüşmelerin süreceğini de belirtmişti.

Ama şunu da belirtmeliyim, Rojava halkında ve siyasi partiler arasında Türkiye’ye yönelik somut adımlar atılması yönünde büyük beklentiler var.  Şu ana kadar herhangi bir adım atılmadığı  gibi, Kuzey’de toplanan yardımın bile doğru dürüst  bölgeye ulaştırılmaması ve Ceylanpınar’da BDP’ye karşı gösterilen sert polis tepkisi büyük hayal kırıklığı yaratmakta.

Yapılan açıklamalardan, görüşmede Rojava’daki “geçici yönetim” durumu ile El Nusra militanlarının Türkiye tarafından desteklendiği konularının ön plana çıkmış galiba. Türkiye’nin El Kaide ile bağlantılı gruplara desteklemekte çıkarı olabilir?

Evet, görüşmede “geçici yönetim” konusu geniş bir şekilde ele alınmış. PYD, kendi kontrolü altındaki bölgelere Nusra gibi radikal örgütlerin saldırıları devam ederken bir yönetim boşluğu olmaması gerektiğini, bu nedenle de geçici bir yönetime ihtiyaç duyulduğunu belirtmekte. Yine, halkın temel ihtiyaçlarını karşılamak için de düşünülen bu yönetime, Türkiye’nin olumlu baktığı hem Müslim hem de Davutoğlu tarafından dile getirildi.

Türkiye, El Nusra ve Kaide ile bağlantılı diğer grupları desteklediğini resmi olarak kabul etmiyor. Ama bu konuda, PYD kaynakları haricinde birçok Türk yazar ve araştırmacı ile uluslararası basın, cihatçı militanların Türkiye üzerinden Suriye’ye giriş yaptıklarını, Ceylanpınar vb. yerlerde tedavi edildiklerini ve Ankara tarafından desteklediklerini dile getiriyor. Özellikle son dönemlerde Amerika basınında bu tür haberler sıkça çıkmakta.

Resmen kabul edilmeyen desteğin asıl amacının devlet içinde var olan Kürt alerjisi ve buna bağlı olarak Kürtlerin Rojava’da elde edebilecekleri statünün önüne geçilmesi  olduğunu düşünüyorum. Yine, hükümet içinde bir takım çevrelerin, dünyanın birçok yerinden cihat için Suriye’ye akan Nusra vb. gruplara sempatisi da olabilir.

Salih Muslim’in Türkiye’ye gelişinden hemen sonra PYD üyelerinden İsa Huso bir suikast sonucu öldürüldü. Birçok kişi saldırının El Kaide tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğine işaret ederken, siz farklı bir değerlendirmeyle gözlerin Esad rejimine çevrilmesi gerektiği değerlendirmesini yaptınız? Bunu konuyu biraz daha açabilir misiniz, ayrıca Esad cephesinin sessizliğini nasıl yorumlamak gerek?

İsa Huso, Rojava’nın en tanınmış siyasetçilerinden biriydi. Batı Kürdistan Halk Meclisi Yürütme Konseyi ve Yüksek Kürt Konseyi Dış İlişkiler Komisyonu üyesiydi. Kendisinin bombalı saldırı sonucu yaşamını yitirmesi Rojava’da derin üzüntü yarattı. Kürtler arasında çok sevilen, PYD ve TEV-DEM gibi oluşumların da kurucularındandı. Yani, kim ne sebeple bu suikastı yapmışsa, mutlaka Kürtlere bazı mesajlar vermek için yapmış olmalı. Ben Radikal’de yazdığım analizde de Nusra vb grupların bu suikastı yapmış olabileceğini ihtimalini göz ardı etmedim. Ama benim gördüğüm, olayın oluş biçimi bu tür örgütleri aşar nitelikte olduğu ve profesyonel bir ekip tarafından yapıldığı.

Elbette ki suikastın Salih Müslim’in Türkiye ziyaretinden hemen sonra gerçekleştirilmiş olması dikkatleri bu ziyaretten kimin en fazla rahatsız olabileceği noktasına çekmekte. Esad rejimi ve onu destekleyenlerin bu ziyaretten rahatsızlık duyduklarını tahmin etmek hiç de zor değil. Esad, Huso gibi sembol bir kişiyi öldürterek PYD’ye gözdağı vermeye çalışıyor olabilir. Kürtler ‘üçüncü yol’ dedikleri bir strateji belirlediler. Ne rejim ne de muhalefetten yana olmayan bu strateji ile tutum belirlediler ve sadece kendi topraklarını korumaya yoğunlaştılar. Şimdiye kadar tarafsız bir duruş gösteren Kürtlerin ve onun siyasi ve askeri anlamda en güçlü yapısı PYD’nin, bundan sonra Türkiye’nin de etkisiyle kendisine karşı durabileceği endişesi elbette Şam için çok zorlayıcı olur. Ben bu analizlere dayanarak en güçlü failin Esad rejimi olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki, rejimin Kamışlo ve çevresinde halen önemli bir gücü mevcut ve böyle bir suikastı gerçekleştirmesi o kadar da zor değil.

Bir yazınızda El Nusra saldırılarının Rojava partilerini bir araya getirdiğini söylediniz. Hali hazırda Rojava’daki partiler arasında husumet hala devam ediyor mu?

Bu son saldırılar Kürtlerde güçlü bir dayanışma ve topraklarını savunma psikolojisi doğurdu. Özellikle halk arasında YPG’ye büyük bir katılımın olduğu, değişik partilere üye birçok insanın kendi partilerinin kararı ya da onayı olmadan YPG’ye katıldıkları değişik kaynaklar tarafından da dile getiriliyor. Tüm partilerin ortak olduğu bir konu var ki o da kendi bölgelerinde savaş istemedikleri, Özgür Ordu ve Nusra gibi grupların çatışmaları Rojava’da değil, rejimin olduğu bölgelerde yapmalarını yüksek sesle ifade etmeleri. Kürtlerin köy ve kasabalarına karşı  yapılan saldırılara karşı ve sivil halkın vahşice katledilmesine karşı ortak bir tepki tabii ki var. Ama bu durum husumet ya da anlaşmazlıkların bittiği anlamına gelmiyor ne yazık ki. Var olan çelişkiler devam ediyor ve bu çok parçalı yapı, Rojava dışındaki Kürt partileri arasındaki yaşanan sorunlardan da kaynaklanıyor.

El Kaide unsuru örgütler, son zamanlarda Rojava’da saldırılarını artırarak, sivil halka yönelik katliamlar gerçekleştirmeye başladılar. Bu örgütler de ÖSO içinde yer alan gruplar. Şimdiye kadar Esad rejimine karşı savaşan bu İslami cihatçı gruplar, ne oldu da Kürtlere saldırmaya başladılar? Bu örgütlerin arkasında hangi güçler var ve Kürtlere saldırı ile neyi amaçlıyorlar?

Suriye’deki iç savaş kilitlenmiş, tıkanmış durumda. Birçok kişi savaşın  bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyordu. Gelinen noktada, Suriye’deki silahlı muhalefet hızla radikalleşmekte yani El Kaide’nin etkisi altına girmekte. Birçok bölgede Özgür Suriye Ordusu ve silahları  tamamen bu radikal grupların kontrolü altına girmiş vaziyette. Bir başka deyişle şimdiye kadar gözle görülür bir başarı elde edemeyen ÖSO’nun, inisiyatifi Nusra ve ISİD gibi gruplara bırakması söz konusu. Aslında yakın zamana kadar bu iki grup birbiriyle çatışma halindeydi. Hatırlanacağı gibi ÖSO Yüksek Askeri Konseyi üyesi Muhammed Kemal Hamami Temmuz ayında ISİD tarafından öldürülmüştü, yani ilişkiler kötüydü.

Ama görünen o ki, Kürt karşıtlığı her iki grubu da bir araya getirmeye yetiyor. ÖSO’nun Halep Askeri Konsey Başkanı Albay Abdulcabbar El Akidi’nin Kürt karşıtı demeçleri ve radikal gruplarla olan fotoğrafları son dönemlerde internette sıkça yayınlanmakta. Akidi gibi insanlar “Kürtler devlet kuruyor. Suriye’yi böldürtmeyiz” propagandası üzerine Kürtlere saldırıları tahrik ederken, Nusra ve ISİD gibi örgütler, Rojava’da bir İslam Devleti kurmayı amaçlıyorlardı. Normalde kurmayı düşündükleri devleti bugünlerde, yani Ramazan Bayramında ilan etmeyi planlıyorlardı ama Kürtlerin direnişi buna izin vermedi. Yine, üç ayrı bölgeden oluşan Rojava topraklarını birbirinden koparmak da bu planın parçasıydı. Yani, Kamişlo, Derik, Amudê, Serêkaniyê ve Hesekê gibi şehirleri Kobane’den ve Afrin’den koparmak da bu grupların başlıca amaçlarından bir tanesiydi.

Ayrıca bu cihatçı grupların birkaç sınır kapısını kontrol altında tutmaları ve oradan gelir sağlamaları, demin de ifade ettiğim gibi bu gruplara yeni katılımların o sınır kapıları aracılığıyla olması da savaşın buraya yoğunlaşmasının diğer nedenleri olarak görülebilir.

Ayrıca, sunu da belirtmekte fayda var ki Rojava, Suriye’nin en zengin bölgelerinden birisi. Ülkenin petrol ve su kaynakları, tarımın ve zeytin yetiştiriciliğinin merkezi de yine bu bölge. O nedenle de Rojava birçok grubun iştahını kabartmakta. Rojava’daki saldırılarının sebeplerini kısaca özetlemek gerekirse hem Kürtlerin kendi kendilerini yönetmesini ve olası statülerini engellemek, hem de zengin doğal kaynakları olan bölgeyi kontrol altına almak ve aynı zamanda da bir şeyler yapıyor gibi görünmek şeklinde sıralayabiliriz.

Rusya bile Rojava’ya yapılan saldırılar karşısında önemli açıklamalar yaparken Amerika neden bu kadar sessiz?

Haklısınız, Amerika çok uzun bir süredir sessizdi ama bu sessizlik bugün CIA’in ikinci adamı Michael Morell’in Wall Street Journal gazetesine yaptığı açıklama ile bir nebze bozuldu. Morell, Suriye’deki iç savaşın ortaya çıkardığı koşulların ABD için birinci öncelikli tehdit haline geldiğini ifade etmekte. Morrel, “Esad rejiminin yıkılması durumunda, Suriye ordusunun elinde bulunan silahların El Kaide bağlantılı grupların eline geçmesi ihtimali ABD için en önemli tehdit haline geldi” değerlendirmesini yaptı.

Ayrıca, son zamanlarda da Suriye’de var olan El Kaide ile bağlantılı radikal grupların yükselişi ve sivillere karşı giriştikleri katliamlar da çokça yer almakta. Önümüzdeki günlerde bu konuda bazı hareketlenmelerin olması ihtimal dahilinde. Yine, Amerika’da yaşayan Kürtlerin, Başkan Obama’yı duyarlı olmak için başlattıkları imza kampanyası ve Pazar günü Beyaz Saray önünde yapacakları eylem de Amerikan kamuoyunda destek yaratma çabaları olarak sıralanabilir.

Amerika’nın sessizliği konusunda, buradaki gazeteci meslektaşımızla sohbetlerimizde iki ana konu öne çıkıyor. Bunlardan ilki Washington’un artan El Kaide tehlikesini görmek istememesinin, Obama yönetiminin sorumluluk almaması anlamına geldiğini, yani Obama’ya yeni bir yük getirmesi demek olduğu. Malum, Obama baştan beri Suriye’ye her türlü askeri müdahale seçeneğine karşı ve bu noktada kendi yönetimi içinde bile rahatsızlık söz konusu.

Diğer bir husus ise Türkiye’nin, Suriye’deki bu El Kaide varlığını dile getirmesinin, bu gruplara olan desteğinden dolayı, konuyu mutlaka Türkiye’ye getirecek olmasını ve Washington’un bunu istemediği.

Biraz önce de söylediğim gibi artık sessizlik döneminin bittiği, hem basında hem de Obama yönetiminden daha fazla ses çıkacağı kanısındayım.

http://www.yuksekovahaber.com/haber/nusranin-amaci-devlet-kurmakti-109215.htm

Grûbên Cîhadî Dest Danîne Ser Artêşa Azad

Hevpeyvîn: Mutlu Çiviroğlu

Rûdaw– Fermandarekî Bereya Kurdan, ku yek ji hêzên nav Artêşa Azad a Sûriyê ye, dibêje ku nêzîkî 7 hezar çekdarên wan di nava Artêşa Azad de hene.

Fermandarê yekîneyeke kurd ya ser bi Artêşa Azad a Sûrîyê, Hacî Ehmed Kurdî, ji Rûdawê re got ku Kurdên Sûrîyê li gelek bajar, bajarok û gundên Ereban dijîn û wan xwestîye ku hêzeke wan a hevbeş ligel neteweyên van navçeyan hebe. Bi vê sedemê wan Bereya Kurdan damezrandîye. Ehmed Kurdî herwiha dîyar kir ku armanca wan ew e ku ligel Artêşê Azad dawîyê li “dîktatorê Şamê” bînin.

Ehmed Kurdî got ku Artêşa Azad pile û payeyên leşkerî li ser bingeha neteweyî dabeş nake, herwiha betalyonan jî li ser bingeha neteweyî danamezrîne. Ehmed Kurdî: “Di nav vê hêzê de hemû ji bo ruxandina serokê niha yê Sûrîyê Beşar Esed şer dikin. Lê Kurd dixwazin nasnameya xwe derxînin pêş, ji bo ku nîşan bidin ku ew jî di şoreşa Sûrîyê de beşdar in.”

Derbarê navê Bereya Kurdan de jî, Hacî Ehmed Kurdî got: “Ti hokara nijadî li pişt hilbijartina vî navî nebû. Tenê da ku em beşdarîya xwe di şoreşê de nîşan bidin. Lewma me Bereya Kurdan damezrand. Hin bi hin piştgirîya me pirr dibe. Em xwe li hemû bajarên Sûrîyê birêxistin dikin.”

Heta niha hêzên opozisyona kurdî bi awayekî giştî xwe ji şerê navxweyî yê Sûrîyê dûr kirîye. Lê hejmarek çekdarên kurd di nav yekîneyên Artêşa Azad a Sûrîyê de şer dikin. Li gor gotina Ehmed Kurdî, 7 hezar çekdarên Bereya Kurdan hene. Yek ji wan Ebû Musab bû, ku serokê grûba Cebhet al-Nusre girt, ya ku ser bi el-Qaîde ye.

Ehmed Kurdî gazinan ji wê yekê dike ku grûbên tundrê ên wek Cebhet al-Nusre û hejmarek grûbên din ên cîhadî ji Rojhilata Navîn û welatên din bo Sûrîyê tên şandin, da ku beşdarî şerê navxweyî bibin û ajendeyên el-Qaîde peyrew bikin. Ehmed dibêje ku ew grub bi awayekî kirdarî kontrola Artêşa Azad a Sûrîyê dikin û wiha berdewam dike: “Di bin hejmarek nav de çalakîyan dikin. Lê dilsoz û arîkarên el-Qaîde ne. Ev grûbên tundrê dikarin rê li ber damezrandina hejmarek yekîneyên Artêşa Azad a Sûrîyê bigirin û desthilata wan sînordar bikin. Destê wan li ser pirranîya dezgehanên ku ji bin destê rejîma Esed hatine rizgarkirin heye.”

Di vê dama ku pevçûn di navbera YPGê û Îslamîyên tundrê de li navçeyên kurdî pêk tên, şerê Sûrîyê ber bi alozîyeke bêhtir çûye. Ehmed Kurdî dibêje: “Grûbên îslamî di hewla kontrolkirina Artêşa Azad a Sûrîyê de ne. Dixwazin navçeyên kurdî têxin bin destê xwe. Me jî ev red kir. Lewma êrişî me dikin.”

Ehmed Kurdî wiha dibîne ku gefa kontrolkirin û desthilata alîyên grûbên îslamî roj bi roj ber bi zêdebûnê ve diçe û doz li civaka navdewletî û bi taybetî Neteweyên Yekbûyî û Tirkîyeyê kir ku guşarê têxin ser grûbên îslamî û arîkarîya Artêşa Azad a Sûrîyê bikin.

http://rudaw.net/kurmanci/middleeast/syria/240820131