Monthly Archives: February 2014

A Brief Analysis of Tall Maruf Attack

A Brief Analysis of Tall Maruf Attack

Mutlu Civiroglu https://twitter.com/mutludc

A group of militants from Islamic State of Iraq and Syria (ISIS), Nusra Front and Ahrar ash-Sham attacked Tall Maruf of Tirbespi (Qahtaniya) on early Thursday.

Tall Maruf is located 23 km southeast of Qamishli and 18 km west of Tall Hamis which is under the control of extremist groups.

pic.twitter.com/OqHZF5520w

The residents of village are all Kurds. Tall Maruf is a special place because it is home for Khaznawi family which is widely respected among the local population. Naqshbandi Sheikh Ahmad Khaznawi had followers throughout the Jazira Region and the Kurdish regions in Turkey. His grandson Sheikh Muhammad Mashuk Khaznawi who was abducted and killed is regarded was a symbol of Kurdish resistance against the Baathist system.

According to reports, ISIS has torched the grave of Sheikh Ahmad Khaznawi and destroyed the Khaznawi Mosque because of being a “place of idolatry”

cami

pic.twitter.com/82AGTpjsNQ

Syrian Observatory for Human Rights reported that ISIS and allied battalions kidnapped 15 civilians (including 4 women and children).

Kurdish People’s Defense Units (YPG) called local residents to leave the village so that they would not be harmed from the operation. Towards the late hours of the night local sources reported that the village was cleaned from extremists.

Reliable local sources that I contacted short while ago confirmed that Tall Maruf is liberated by YPG after heavy clashes continued throughout the night.

Just now (February 28 at 10:29 am Syria time), YPG spokesman officially announced that Tall Maruf is completely under their control.

‘Kürtler ile Araplar Arasına Fitne Sokmaya Çalışıldı’

YPG’nin stratejik öneme sahip Til Birak şehrini kontrolü altına alması hem Kürt kamuoyunda hem de uluslararası medyada oldukça yankı buldu. Bazı kuruluşlar YPG’nin şehirde sivillere yönelik katliam yaptıklarını öne sürdü. Bunun üzerine Kürt ve Arap siyasetçiler bir grup gazeteci ile birlikte Til Birak’a gidip incelemede bulundu. Heyette yer alan Batı Kürdistan Halk Meclisi (MRGK) Eşbaşkanı Abdulselam Ahmed sorularımızı yanıtladı.

Haber: Mutlu Çiviroğlu / Arşivi

MRGK Eşbaşkanı Abdulselam Ahmed (sol baştaki) ve beraberindeki heyet Arap ileri gelenleriyle bir araya geldi

Sayın Ahmed, YPG tarafından kontrolü sağlanan Til Birak’a bir ziyarette bulundunuz. Gidiş nedeniniz neydi? 

Bazı kesimler Kürtler ile Araplar arasına fitne sokmaya çalışıyordu. Bu savaşı Kürt ve Arap savaşı olarak göstermek istiyorlardı. Karalama politikası izleniyordu. Orada katliam ve tecavüzler olduğuna dair yalan yanlış şeyler söyleniyordu. Bizler de Arap aşiretlerinin ileri gelenleriyle birlikte bölgeye geçtik. Yanımıza gazetecilerden oluşan bir heyeti de aldık. Böyle bir şey olmadığına dair durumu yerinde tespit etmeye gittik. Çeşitli medya organlarında, internet sitelerinde dolaşan haberlerin doğru olmadığını göstermek istedik. Bunun için bir mektup ulaştırıldı. Bölgeye giden heyet ‘Cizire Kent Komitesi’ adına orada temaslarda bulundu.

O medya organlarından biri de Suriye Ulusal Konseyi’ne (SUK) yakınlığı ile bilinen Orient TV’ydi. Kanal, birçok kişinin öldürüldüğü, katliam yapıldığına dair haberler yayınlamıştı sanırım. Sizin heyetinizin ziyaretinden sonra bu tür haberlerini tekzip etti mi?

Hayır, şu ana kadar herhangi bir düzeltme veya tekzipte bulunmadılar. Onların Kürtçe servisi muhabirleri de bizimle birlikte Til Birak’a geldiler ve oradaki durumu kendi gözleriyle gördüler. Zaten Orient TV de, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) gibi, Nusra Cephesi gibi radikal ve de şovenist anlayışların siyasetine hizmet ediyor. Radikal, şovenist, karışıklık yaratmak isteyen, Kürtlere düşman gruplara hizmet ediyor. Diyebiliriz ki yaklaşımları şovenistçedir, Kürtlere karşı bir duruş sergiliyorlar. Onların bize karşı tavırları, bizim bölgelerimizdeki istikrar ve huzuru çekememezliktir. Bizim kontrolümüzdeki bölgelerde Kürtler, Araplar ve Süryaniler birlikte barış içinde yaşıyorlar. Bu tür yayınlarla bölgeyi karıştırmak, Kürtler ve Araplar arasında savaş çıkarmak istiyorlar. Ne yazık ki bu anlayış rejime ve bölgelerimize girmek isteyen radikal gruplara hizmet ediyor.

Bölgedeki Arap ileri gelenleri ile de görüştüğünüzü söylüyorsunuz. Onların yaklaşımı nedir? Sizden ne tür istekleri oldu, sizi nasıl karşıladılar?

Dün yeni kurulan komitemizin girişimleriyle tutuklanan 36 kişiyi serbest bıraktırdık. Bugün de 50 kişinin serbest bırakılmasını sağladık. Huzurun sağlanması için, IŞİD gibi, Nusra Cephesi gibi radikal gruplara yardım eden bu kişileri serbest bıraktık. Biz bölgedeki Arap ileri gelenlerinin çoğunun IŞİD ve Nusra gibi radikal örgütlere karşı olduklarını biliyoruz. Onlar da bölgelerinin huzurlu olmasını istiyor, o nedenle de ellerini Kürtlere uzatıyorlar. Onların yaklaşımlarının genelde olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Duruma makul bir şekilde yaklaşıyorlar ve Kürtlerle birlikte hareket etmenin kendi çıkarlarına olduğunu görüyorlar. Çünkü YPG şu anda Rojava’yı, ayırım gözetmeksizin, tüm bileşenleriyle birlikte savunuyor.

Peki, Til Birak’ın Kürtler için önemi nedir?

Bilindiği üzere Til Birak Kürt ve Arapların birlikte yaşadığı bir şehirdir. Kamışlı şehrinin 40 km güneyinde yer almaktadır. Ayrıca Kamışlı ile Haseke karayolu üzerinde stratejik bir noktadadır. Birçok yolun bağlandığı bir yerdir. Til Birak üzerinden, Kuzey tarafından birçok Kürt şehrine geçişler sağlanabiliyor. Radikal gruplar bu şehri ele geçirmişlerdi. Bu şehirden de çevredeki Kürt köylerine saldırıyorlardı. Zaten Til Birak’taki insanları da göçe zorlamışlardı. Bu güçlerin orada bulunması tüm bölge için sorun oluşturuyordu. Til Birak’ı kullanarak Kamışlı ve Kürt bölgelerine saldırmak istiyorlardı. Yol kesiyorlardı, insanları kaçırıyorlardı. Oradaki halkın talebi üzerine YPG müdahalede bulundu ve IŞİD ile Nusra’yı oradan çıkardı.

Bazı Kürt liderler Arap şehirlerine girdiği için YPG’yi eleştiriyorlar. Dün de Pêşverû lideri Hamid Derwiş’in açıklamaları vardı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Cenevre’de Kürtler adına konuşan Hamid Derwiş ve onun gibi siyasetçilerinin açıklamalarına uysaydık tüm bölgemiz IŞİD ve Nusra’nın elinde olurdu. Derwiş ve onun gibilerinin mantığına göre, Kürtlerin ve Arapların birlikte yaşadığı Til Temir, Serêkaniyê, Tirbespi ve Çilaxa gibi şehirleri de kurtarmamamız gerekiyordu! Yine Haseke şehrinin de bir kısmı Rojava sınırları dahilindedir. Onlara göre, Haseke’ye de girmememiz gerekiyor, orayı da IŞİD ile Nusra’yı gibi gruplara bırakmalıyız! Bu mantıkla baktığımızda bugün Til Koçer’in de IŞİD kontrolünde olması gerekiyordu. Bu kesimler ellerinde Kürdistan haritalarıyla dolaşıyorlar ve büyük taleplerde bulunuyorlar. Bu bahsedilen yerler de o haritanın sınırları içindedir! O yüzden söylediklerinin hiçbir değeri yok çünkü yanlış bir mantık ile hareket ediyorlar. Bu söylediklerinde Kürtlerin hiçbir çıkarı yoktur. Kendi partilerinin küçük hesaplarıyla olaylara yaklaşıyorlar ama durum hiç de öyle değil. Kıskançlık gözüyle bakıyorlar ki bu kabul edilebilir bir durum değil. Devrimin başlaması ile birlikte Rojava’yı da bırakmışlar. Bölgede hiçbir etkinlikleri kalmamış. Bölgedeki duruma vakıf değiller, bilmiyorlar ne olup bittiğini. Til Birak, IŞİD ve Nusra’nın merkezi haline gelmişti. Buradan Kürtlerin şehir ve köylerine saldırıyorlardı. Til Birak Arap şehri olduğu kadar aynı zamanda Kürt şehridir de.

Geçenlerde Kamışlı’da asayiş ve rejim güçleri arasında bir gerginlik yaşanmıştı. Şehirdeki son durum nedir?

Kamışlı’da durum sakin ve huzurlu. Birkaç gün önce bir gerginlik yaşandı. Devlet güçleri iki Süryani vatandaşı tutuklamıştı. Bizim asayiş birimlerimiz duruma müdahale etti. Devlet güçleri ve asayişimiz arasında bir çatışma yaşandı. Asayiş güçlerimiz de rejimin kurumlarına el koymak zorunda kaldı ve onlardan 15 kişiyi tutukladı. Sonunda rejim iki Süryani vatandaşı serbest bıraktı. Bunun üzerine asayiş de elindeki 15 kişiyi serbest bıraktı.

http://www.radikal.com.tr/dunya/kurtler_ile_araplar_arasina_fitne_sokmaya_calisildi-1178752

Former US Diplomat Provides Overview of Kurds in Middle East

Image

Mutlu Civiroglu

WASHINGTON DC – At a seminar titled “Kurds and Kurdistan,” former US diplomat and onetime adviser to the Kurdistan Regional Government (KRG) Peter Galbraith provided an overview of the Kurdish situation in Iraq, Turkey, Syria and Iran.

Galbraith, a former US Ambassador to Croatia who advised the Kurds during constitutional negotiations with Baghdad following Saddam Hussein’s 2003 downfall, remembered the difficult years when Iraqi Kurdistan became a self-governing region in 1991.

“Iraq was under sanctions. There was no money to pay salaries. There was limited electricity. Kurds’ only source was smuggling of oil,” he recounted before an audience of senior citizens.

Speaking about the current situation in the Kurdistan Region, and contrasting it with the rest of Iraq, Galbraith noted that American citizens needed a visa to travel to Iraq, but not to the Kurdistan Region.

He noted that many international airlines do not fly to Baghdad, but they do to Erbil.

Talking about his most recent visit to Kurdistan, Galbraith said each time he goes to Erbil he cannot recognize the city because of the rapid development.

Focusing on Turkey, Galbraith noted that more than half of the world’s Kurds live in that country.

“Turkish policy has evolved dramatically. There is recognition of the Kurdish identity, recognition of broadcasting in Kurdish and possibly teaching, education in Kurdish,” he recounted.

He contrasted the present situation against 2003, when Ankara was adamantly opposed to any Kurdish advances, including in Iraqi Kurdistan.

“Ironically, now President Barzani is received as the head of state in Turkey, while the Turkish foreign minister goes to Erbil and doesn’t tell the Iraqi government that he is going to Kurdistan.”

Talking about ongoing relations between Turkey and Iraqi Kurdistan, Galbraith stressed the importance of the recent oil export pipeline built by Turkey, connecting Kurdistan to its Mediterranean port of Ceyhan.

The American diplomat also elaborated on Turkish treatment of its own Kurds, explaining that an internal democratization process is happening through the European Union.

He added that Ankara sees Iraqi Kurds as potential allies against Iranian- dominated Shiite Iraq.

Briefly touching on the Kurds in Iran, Galbraith claimed there was always recognition of Kurdish identity in Iran, and a province called Kurdistan also existed.

“In fact the first expression of Kurdish nationalism in the 20th century was in Iran, when the Mahabad Kurdish Republic was declared, which lasted 11 months.”

Galbraith also touched very briefly on Syria, and reminded the audience that Syria was officially called the “Syrian Arab Republic.” He said Kurds were deprived of basic rights and did not even have citizenship.

He added that Turkey was nervous about the situation in Syrian Kurdistan because of the control there of the Democratic Union Party (PYD), which is linked to the Kurdistan Workers’ Party (PKK).

“This is why Turkey is nervous about the situation in Syria,” he said. He added that, although Kurds were repressed by the Damascus regime, they did not join the opposition because they do not trust the opposition to accommodate them in a new Syria.

http://rudaw.net/english/middleeast/18022014

Position of PCWK and SKNC on Geneva II Round II

Special Debate on Geneva II Round II

Guests: Co-chair of People’s Council of Western Kurdistan (PCWK) Abdulselam Ahmed and Secretary of Yekiti Party from SKNC Ibrahim Biro

Head of Afrin Canton: ‘We Exist and We Are Here’

Image
Hevi Ibrahim (in white jacket) at a rally: ‘We have many Kurdish women who have led their communities in the past.’ Photo: ANHA

Hevi Ibrahim, named prime minister of the Kurdish Afrin Canton declared by the Democratic Union Party (PYD) last week, says that women are “leading the revolution” in Rojava (Syrian Kurdistan) and elsewhere. “We exist and we are here,” she says about the administrations also declared by the PYD last month in Cizire and Kobani. In this interview with Rudaw, she says that the declaration of the self-rule administrations was a response to the Geneva II conference, to which the PYD was not invited. Below is an edited transcript of her comments:

Rudaw: You declared the autonomous Afrin Canton on Wednesday. What are your feelings and thoughts about this? What does this declaration mean?

Hevi Ibrahim: We hope to fulfill our people’s expectations, their demands. We will try to do our duty to our people and their needs in the following days. This administration has been put together by the people of this region and their free will. We have already been governing the Ciyaye Kurmenc (Kurdish Mountain) region and Afrin area.  However, international powers have not realized this yet. The declaration of this administration was a great answer to them. We exist and we are here. This self-rule administration has been the best response to Geneva II. Since they did not invite us there, we will not recognize any decision that will be made by them.

Rudaw: As a woman, how is it to be the head of an administration in a region like the Middle East?

Hevi Ibrahim: It might be an interesting situation for the Middle East, but it is not for the Kurds. We have many Kurdish women who have led their communities in the past. There are many examples before me. I just follow their path. Especially in Afrin, and throughout the Rojava Region, women are leading the revolution.

Rudaw: In addition to being a woman, you are also an Alevi Kurd, which is another oppressed identity.

Hevi Ibrahim: Yes, that is correct. The place that I was born, Mabada, is a Kurdish-Alevi town. The Alevi struggle is very old, since they have been suppressed for many years. Alevis have had the idea of freedom and democracy for a very long time. I’m sure this suppressed Alevi identity has an impact on me and where I am today. However, my Kurdish identity is the main identity and we do not act differently towards any nations or beliefs.

Rudaw: Are other ethnic and religious elements involved in your government?

Hevi Ibrahim: Absolutely! There are Yezidis and Kurdish-Alevis. Two Arab tribes are involved in the cabinet. For instance, one of my assistants, Mustafa Abdulhamid, is an Arab and the minister of international relations, Suleiman Jafer, is a Yezidi Kurd.

Rudaw: You are talking about a multi-cultured structure of the society and the administration. You also talked about how the big powers did not want to take you all into consideration. What do you think the reason is for that?

Hevi Ibrahim: The interests of some powers conflict with what Kurds stand for. They think that if Kurds gain their freedom it will bring many changes and they are worried about this. In other words, Kurdish freedom is against their interest.

Rudaw: What do you plan on doing to gain the support of the international community and world public opinion?

Hevi Ibrahim: Right now we are celebrating the newly declared self-rule administration with our people. We will definitely decide on how we will build relationships with them. Also, we will certainly build relationships with non-governmental and governmental organizations as well.

Rudaw: We know that Afrin has been under an embargo for a long time. What’s the current situation like?

Hevi Ibrahim: True! The Kurdish Mountain Region has been under an embargo for months now. However, the effort and the struggle of our people are great. Our people share everything, happiness, sadness, whatever they own, with each other and they’re just trying to have a decent lifestyle. That’s why they’re resisting against the existing blockade. We are hoping that this embargo will end soon.

Rudaw: The active role of women in Rojava has received the attention of many American and European journalists. As a woman, do you have a message for Kurdish and all the other women in the world?

Hevi Ibrahim: I want all women, particularly Kurdish women, to be successful. And I can state that Kurdish women will lead all the other women in the world. We want the women of Rojava to participate in self-rule in the administrative level. We want them to work more, because women have always been ignored in the past. Women in Rojava have led the revolution. For this very reason, they need to take their very well deserved posts in the administrations. I would like to get the attention of all the Kurds’ and democratic institutions via the media. They should support and help us build this administration strongly. Both humanitarian and any other type of help is needed in order to maintain, protect, our newly established self-rule administration.

http://rudaw.net/english/interview/02022014

Hêvi Îbrahim: Devrime Kadınlar Öncülük Etti

Suriye ‘de Kürtlerin elinde bulunan bölgelerde demokratik özerkliğin ilanı tamamlandı. Cizire ve Kobani’den sonra Afrin kantonunda da özerklik ilan edildi. Afrin Kantonu Başbakanı Hêvi Îbrahim, Radikal’in sorularına yanıt verdi.

 

Sayin Îbrahim Çarşamba günü Afrin Kantonu’nun ilanı gerçekleşti. Öncelikle duygu ve düşüncelerinizi öğrenelim. Bu ilan ne anlama geliyor?

Evet, Afrin Kantonu yönetimi ilan edildi. Ümit ediyoruz ki halkımızın ihtiyaçlarına, taleplerine cevap veririz. Önümüzdeki günlerde halkımızın ihtiyaçlarını karşılamak için görevimizi yerine getirmeye çalışacağız. Bu yönetim burada yaşayan halkımızın iradesiyle oluşturduğu kendi öz yönetimi. Zaten Kürt Dağı Bölgesi’ni yani Afrin ve çevresini uzun zamandır kendimizi yönetiyor ve koruyorduk.

Fakat uluslararası güçler bu durumu hala görmüş değiller. Bu yönetimin ilan edilmesi kazanımlarımızı göstermek açısından onlara bir cevap oldu. Biz varız ve buradayız. Özellikle de Cenevre 2 Konferansı’na bir cevap oldu bu yönetimin ilan edilmesi. Onlar bizi bu kongreye davet etmedikleri için biz de onların alacağı kararları kabul etmiyoruz.

Bir kadın olarak Ortadoğu gibi bir yerde yürütmenin başına seçilmeniz ne anlama geliyor?

Evet, Ortadoğu coğrafyasında ilginç bir durum olabilir ama biz Kürtler için değil. Çünkü biz Kürtlerde daha önceleri de birçok kadın topluma öncülük etmiştir. Benden önce de çok örnek var, ben de onların yolundan yürüyorum. Özellikle Afrin’de ve Rojava’nın tamamında kadınlar bu devrime öncülük etmektedirler.

Kürt ve kadın olmanın dışında, bir de başka bir ezilen kimlik olan Alevi kimliğiniz var…

Evet doğrudur. Benim doğduğum yer olan Mabada Alevi Kürt kasabası. Aleviler ta eskilerden beri zülüm gördüklerinden, onların mücadelesi de eskilere dayanıyor. Aleviler özgürlük ve demokrasi düşüncesine çok önceden sahip olmuşlardır. Ezilen Alevi kimliğinin de bulunduğum konumda önemli bir rolü vardır mutlaka ama biz hiçbir etnik ve inançsal kimliğe farklı bir davranışta bulunmuyoruz.

Toplumun diğer etnik ve dinsel unsurları da hükümetiniz de yer alıyor mu?

Elbette yer alıyorlar. Yezidi ve Alevi Kürtler var. İki Arap aşireti var bizimle ve kabinede üyeleri var. Benim bir yardımcım Mustafa Abdülhamid Arap mesela. Dışişleri Bakanımız Süleyman Cafer ise Yezidi.

Demokratik ve çok kültürlü zengin bir yapıdan söz ediyorsunuz. Siz de biraz büyük güçlerin sizi görmek istemediğinden bahsettiniz. Bunu sebebi nedir sizce?

Bazılarının çıkarları Kürtlerin kazanımlarıyla çatışıyor. Onlar Kürtlerin kazanması ve özgürleşmesinin büyük değişimleri beraberinde getireceğini düşünüyor ve bundan kaygı duyuyorlar. Yani onların çıkarlarına ters geliyor.

Uluslararası toplumun desteğini almak için önümüzdeki dönemde ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Şimdilik halkımızla birlikle ilan edilen yönetimlerimizi kutluyoruz. Tabi ki onlarla nasıl ilişki kuracağımıza da ilerde karar vereceğiz. Sivil toplum örgütleri ve hükümet kurumlarıyla ilişkilerimiz olacak hiç şüphesiz.

Afrin bölgesinin uzun zamandan beri abluka altında olduğunu biliyoruz. Şu anki durum nedir?

Doğru. Kürt Dağı Bölgesi 5-6 aydır abluka altında. Fakat Kürt halkının iradesi ve çabası büyük. Çünkü sevinçlerini, üzüntülerini, mal ve mülklerini yani her şeylerini birbirleriyle paylaşıyorlar ve güzel bir yaşam sürdürme çabasındalar. O nedenle de var olan ambargoya karşı direniyorlar. Önümüzdeki dönemde bölge halkını çok yıpratan bu ambargonun son bulacağını umut ediyoruz.

Özellikle kadınların Rojava’daki etkin rolü bölgeyi ziyaret eden Avrupalı ve Amerikalı gazetecilerin dikkatini çekiyor. Bir kadın olarak Kürt ve dünya kadınlarına bir mesajınız var mı?

Bütün kadınların özellikle Kürt kadınlarını başarılı olmalarını istiyorum. Ve şunu da söyleyebilirim ki Kürt kadını tüm dünya kadınlarına öncülük edecektir. Rojavalı kadınlardan isteğimiz yönetimlere katılım sağlasınlar. Daha fazla çalışsınlar, çünkü kadın bugüne kadar hiç görülmüyordu. Özellikle de Rojavalı kadınlar devrime öncülük etmişlerdir. Bu yüzden kendi meşru yerlerini almaları için mutlaka yönetimlerde de yer almalıdırlar.

Sizin aracılığınızla tüm Kürt kamuoyuna ve demokrasi güçlerine de seslenmek istiyorum. Bu yönetimin sağlam temellere oturması için bize yardım ve destek sunsunlar. Hem insani yardım, hem de yeni olan hükümetimizin ayakta durması için her türlü yardım ve desteklerini bizlerden esirgemesinler.

http://www.radikal.com.tr/dunya/hvi_ibrahim_devrime_kadinlar_onculuk_etti-1173666