Monthly Archives: March 2014

Urgent Call to UN and European Union

Kobanê, 26th March 2014

The region of Kobanê  (Ayn-Al-Arab) has been under attack from gangs linked to the Islamic State of Iraq and the Levant (ISIS) for about 3 weeks. ISIS has been attacking the area from three directions: Jarablus to the west, Sarrin to the south, and Tal Abyad to the east. They have surrounded Kobanê from three sides after gathering all their forces deployed in Deyrel Zor, Halep, Raqqa, Lazkiye and other regions around the Kobanê Canton.

Image
Enwer Muslim

Hundreds of Kurds and Arabs have been forced to leave their homes in villages in Rakka and Tel Abyad due to threats from ISIS.

The aim of these attacks is to sever links between the Kurdish cantons of Kobanê, Afrin and Cizîre that were declared in January this year. The Canton of Kobanê was the first declared canton. We are seeing the current attacks as revenge against the Kurdish solution of Democratic Autonomy. The attacks are aiming to punish our people for their demands of the internationally legitimateright to self-determination, which was practised in Rojava in the form of the Cantons.

The goal of the attacks in Rojava and Kobanê is to install the Islamic State of Iraq and the Levant (ISIS) in the lands of Syria.  Surrounding countries and in particular Turkey are continuing to support these forces, because these states were not happy with the Kurdish solution of Cantons.

These various gangs, particularly ISIS, are saying that they are against the Syrian regime; they say that they are coming to power with their advances against Damascus, Dêrezor, and Lazkiye. But in recent days they have pulled their forces back from here and sent them to Rojava. The clear aim is to destroy the Kurdish solution of Democratic Autonomy in Syria, which was organised due to the three Cantons.

Since the ISIS is surrounding the Canton they are targeting the civilians systematically.  In addition to our call to the Kurdish political parties as well as the Kurdish people, we are calling for immediate aid and international diplomatic and political intervention to stop these current attacks. So long as the attacks of ISIS will continue the people of the Kobanê canton will face a serious human tragedy. It seems that the ISIS will continue to surround the whole region. Since the attack of ISIS and Al Qaeda the population of the Kobanê Canton has tripled and reached nearly 700 thousand.

The only border crossing open at present is the Mürşitpınar (Kobanê) gate opened to Urfa’s Suruç in Turkey.

The UN and EU must ensure the opening of border gates from Turkey for humanitarian aid and human rights organisations. Furthermore, the UN and EU must urge Turkey for an immediate halt to support for the gangs against the Kurdish people in Rojava.

 

Enver Muslim

President of the Kobanê Canton

HRW’ye Göre Rojava’nın Başarıları ve Açmazları

ImageSuriye’de Kürtlerin özerk yönetim ilan ettiği Rojava’yı ilk kez ziyaret eden İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), bölgeyi ‘ülkenin en güvenli ve istikrarlı yeri’ diye tanımlarken Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) liderliğindeki Kürtlerin silahlı bir güçten iktidara geçmenin zorluklarını yaşadığını not etti.

HRW yetkilisi Fred Abrahams, geziyle ilgili Radikal’in sorularını yanıtladı.

Ziyaretinizin amacı neydi?

Rojava ya yaptığımız gezinin amacı bölgedeki durumu anlayabilmek ve orayı yeterince tanıyabilmekti. Her ne kadar daha önce Esad rejiminin egemenliği altında yasayan Kürtler hakkında araştırmamız olduysa da, özellikle 2004 ve 2005’teki kırılmalar, kovuşturmalar ve yapılan ayırımcılıklar hakkındaki raporların dışında daha önce hiç bölgede bulunmamıştık. Bu bölgeye yaptığımız ilk geziydi ve bölgedeki yaşananların, çatışmaların hızına yetişmemiz için gerekliydi. Bu yüzden biz bu geziyi bütün gelişmeleri sahada görebilmek ve sizin de haberdar olduğunuz gibi Rojava’da yerel yönetimleri oluşturan aktörlerle temas kurabileceğimiz bir fırsat olarak gördük. Rojava’da, bildiğiniz gibi, de facto bir yönetim oluşturmayı basarmış olan bir yapı var. Bu yönetim, askeri anlamda Kürt Halk Savunma Güçleri yani YPG ile siyasal anlamda ise Demokratik Birlik Partisi, PYD.

Böyle bir gerçeklik karşısında biz kendilerine şu mesajı vermek istedik; siz bir yönetim oluşturduğunuz vakit, bu de facto bir yönetim bile olsa, beraberinde legal sorumlulukları da getirir. Örneğin, uymakla yükümlü olduğunuz uluslararası insan hakları normları var. Bizler var olan şartları incelemek, oradaki yönetimin bu konularda ne durumda olduğunu görmek ve kendilerine bu uluslararası normlara uymanın gerekliliğini anlatmak için oraya gittik. Ayrıca, yetkilileri bu konularda nasıl geliştirebileceğimizi de konuştuk.

Peki, siz Rojava’daki yönetimin faaliyetlerini nasıl buldunuz?
Bu konuyla ilgili çok detaylı bir rapor hazırlamakta olduğumuzu belirteyim öncelikle. Genel olarak söylemeliyim ki hem olumlu hem olumsuz izlenimlerimiz var. Fakat bütün bunlardan önce en sevindirici olan şey Suriye’nin geri kalan kesimlerine göre bu bölgenin daha güvenli oluşu. Burada güvenliğin çok iyi olduğu anlamı çıkmasın ancak diğer kesimlere göre burası daha güvenli ve istikrarlı. Tabii ki sınırda bomba yüklü araçlarla yapılan saldırılar, şiddet olayları ve çatışmalar halen devam ediyor ancak korkunç bir durumun hükmettiği diğer parçalarla karşılaştırıldığında buranın güvenli ve istikrarlı olduğu açık.

İnsan hakları ile ilgili durumu ele aldığımızda bu alanda bazı sıkıntıların olduğunu gördük ve bunları direkt olarak oradaki yetkililerle konuştuk. Bu sorunlar arasında siyasal çoğulculuk, ifade özgürlüğüne saygı ve siyasi faaliyet özgürlüğü konuları bulunuyor. Bence PYD ve Demokratik Toplum Hareketi’nin (TEV-DEM) en çok zorlanacakları nokta, bir muhalefet partisinden, bir silahlı direniş grubundan, bütün vatandaşları ve bölgede yaşayan bütün kesimleri temsil edecekleri bir hükümete dönüşmeleri sureci olacaktır. Bu şu anlama geliyor; bütün görüşlere saygı, siyasal faaliyetlere izin verme ve farklı düşünen medya kuruluşlarına izin verme gerekliliği. Yani kurumların özgürlüğü.

Bu noktalarda sıkıntıların olduğunu görüyoruz. Farklı siyasal faaliyetlere karşı bir tahammülsüzlük olduğunu söyleyebilirim. Ama bazı gelişmelerin olduğunu da belirtmek lazım. Biz, öte yandan sadece Cizire bölgesinde de bulunabildik çünkü güvenlikle ilgili sebeplerden ötürü Kobane ve Afrin’e gidemedik. Cizire’de siyasi tutukluluk ile ilgili herhangi bir şikâyet veya rapor yoktu. Bu çok iyi bir şey ve bu bence bu bir ilerleme göstergesidir. Son Erbil Anlaşması’ndan sonra salıvermeler yaşanmış. Ancak Afrin’de bazı tutuklulukların olabileceğine dair duyumlarımız oldu. Öte yandan bazı şeyleri birbirinden ayırmak oldukça zor. Şöyle ki; bir kişinin Suriye Kürdistan Demokratik Partisi (PDKS) ya da Suriye Kürdistan Birlik Partisi (Yekiti) üyesi olması onun siyasi tutuklu olacağı anlamına gelmiyor.

Bölgedeki bazı siyasetçiler ve yetkililerle yaptığımız görüşmelerde “Adli sebeplerden dolayı tutuklanan insanlar hemen olaya siyasi bir boyut kazandırmaya çalışıyorlar” şeklinde iddiaları gündeme getiriliyor. Siz böylesi durumlarla karşılaştınız mı?
Evet haklısınız. Bakın, politik nedenlerden ötürü saldırıya maruz kaldığınızı söyleyip, kamuoyu yaratmak, bunu da siyasi amaçlar için kullanmak çok kolay. Bu yüzden bizler bu tur olayları dikkatlice araştırmalıyız. Yani bir muhalif partiye üye olmanız size yasaları çiğneme hakkı vermez. Burada mesele sizin bir muhalif parti üyesi olmanız değil, yasaların doğru bir şekilde uygulanıp, uygulanmadığı meselesidir.

Örneğin daha iyi anlaşılması için şu örneği vereyim; şimdilerde oradaki yerel makamlar yasaları değiştirmeye çalışıyorlar. “Sosyal Sözleşme” dedikleri ve esasında Suriye yasaları ile diğer bazı ülkelerin yasalarının bir karışımı olan bu anayasa belgesi, gerek yasa uzmanları arasında gerekse avukatlar, hâkimler ve hatta bu yasaların verdiği cezalar sonucunda tutuklananlar arasında ciddi bir kafa karışıklığına yol açmış. Bu büyük bir sorun çünkü eğer yasalar yeterince açık değilse ve net bir biçimde tanımlanmamışsa bu beraberinde kötüye kullanmayı ve keyfiliği getirir. Bence bu büyük bir sorun.

Bizim onlara önerimiz şu oldu; bakın dedik, Suriye yasalarında birçok sorun olduğunu biliyoruz. Uluslararası insan haklarını ihlal eden birçok tarafının olduğunda hemfikiriz. Özellikle Kürtlere karşı ayırımcı bir yapısının olduğunun çok açık olduğunun farkındayız. Ancak siz bu tarz insan haklarına aykırı olan kısımları almak zorunda değilsiniz. Bu kısımları ayıklayabilirsiniz. Çünkü Suriye yasalarının çoğunluğu fena değil. Özellikle normal suçlarla ilgili yasaların hemen hemen %90-95’i iyidir- hırsızlık, hatta cinayet gibi suçları da buna dahil edebiliriz. Bunlar zaten standart yasalar ki yanılmıyorsam Suriye yasaları, Fransız Ceza Yasaları’ndan alınma. Simdi yasal reformlar yapma zamanı değil. Ülke’de savaş hüküm sürüyor, siyasi ortam istikrarsızken, mahkemeler değişiyor, bir de bütün bunların üstüne bir de yeni hukuk sorununu çıkartmak istiyorsunuz. Yasaları ileride değiştirebilirsiniz. Bizce şu an bunun için çok erken.

Peki. Yetkililerin bu söylediklerinize karşı tutumları nasıldı. Önerilerinize açıklar mıydı?
Tepkileri karışıktı, yani hem olumluydu, hem de olumsuz. Bir şekilde önerilerimiz anlaşılır bulundu, ama öte yandan bu projeye katı bir şekilde karşı çıkanlar da oldu. Bu bir ideolojik karşı çıkıştı. Sanırım bu hareketin geleneksel yapısından kaynaklanıyor. Bu daha önce bahsettiğim siyasal bir hareketten, yönetimi elinde tutan bir otoriteye geçiş arasındaki farklılıktan kaynaklanıyor. Yani her ikisinin yapısı farklı. Sanırım insanlar buna hak verecek.

Şunu da belirteyim ki, iki cezaevini ziyaret ettik. Oraların kapılarını bizlere açtıklarından ötürü ve desteklerinden ötürü övgüyü hak ettiklerini düşünüyorum. Genel olarak cezaevlerinin durumu iyiydi. Ama nihayetinde Suriye’deki bir hapishaneden bahsediyoruz. İncelemelerimiz sırasında ciddi bir soruna rastlamadık. Tutuklular iyi muamele gördüklerini söylediler. Kendilerine yeterince yemek verildiğini ve herhangi bir şiddete maruz kalmadıklarını belirttiler. Fakat daha önce tutuklanıp, bırakılan insanlarla görüşmelerimiz sırasında insanların tutuklanırken şiddete maruz kaldıklarını öğrendik. Tabii ki bu yöntem, yani şiddet yöntemiyle suçu itiraf ettirme Suriye’de yaygın bir yöntem ve o bölgeye özgü bir şey değil. Tabii henüz profesyonel bir polis teşkilatının olmamasının bunda etkili olduğunun farkındayım ve onlardan olay yeri inceleme ve forenzik laboratuvarları vb. sahip olmalarını da beklemiyorum.

Ama sonuçta bu yaptıkları illegal. Sorgu sırasında dayak atma “Sosyal Sözleşme”ye, Suriye yasalarına ve de uluslararası standartlara aykırı. Ancak bu tür şeyler oluyor ve biz bu sorunu onlarla konuştuk. Yetkililere direk olarak bu sorunu aktardık ve kendileri de inkâr etmediler zaten. Şu an bir geçiş döneminde olduklarını ve bu tür sorunları aşıp, ortadan kaldıracaklarını söylediler. Tamam, kendilerine hak veriyorum ama bu bir mazeret değil ve biz bu konuda baskı yapıp, düzelmeleri için onları zorlayacağız.

Üzerinde durduğumuz bir diğer mesele de çocuk asker kullanımıydı. Her şeyden önce hem YPG hem de Asayiş (polis) yönetmeliklerinde 18 yaşından küçük çocukların askere alınmaları yasaklıyor.

Bir kaç ay önce Cenevre Konvansiyonu’na imza atmamışlar mıydı?
Hayır. Ancak birkaç şey var. Birincisi, PKK bir yıl önce “Cenevre Çağrısı’”adi verilen kurumla beraber çocuk savaşçı bulundurmayacaklarına dahil açık bir beyanda bulunmuş ve sözleşmeye imza atmıştı. YPG simdi ayni şeyi yapmak için “Cenevre Çağrısı’” ile görüşme halinde. Buna ilaveten, YPG 2013 Aralık ayında bütün üyelerine bir talimat göndererek 18 yaş altı savaşçı alımını yasakladığını bildirdi. Bunların hepsi elbette ki çok olumlu ve memnuniyet verici şeyler. Ancak sorunun halen sürdüğünü de belgelendirdik. Durumun daha iyiye gittiğine inanıyorum ve çocuk savaşçı bulundurmayı sonlandırdıklarını düşünüyorum. Örneğin artık kontrol noktalarında çocuk savaşçılar görmüyorsunuz. Daha önceleri bu kontrol noktalarında 12 yaşında çocuklara bile rastlamak mümkündü. O talimattan sonra bu tür durumların kalmadığını düşünüyoruz ama yine de 16, 17 yaşında çocukların kullanıldığına dair belgeler de mevcut elimizde.

18 yaşından küçük savaşçı bulundurma ile ilgili nasıl bir açıklama getiriyorlar?
Bu çocukların gönüllü olarak katıldıklarını söylüyorlar. Bu çocuklar davalarına katkı sunmak istiyorlar ve eve gitmelerini söylesek de gitmiyorlar diyorlar. Aslında bu söyledikleri doğru. Çocukların birisinin annesi ile konuştuk. Annesi çocuğunu gidip geri getirdiğini, ancak çocuğun tekrar evden kaçıp tekrar katılmış. Çünkü çocuk 17 yaşında olduğunu söylüyormuş ve hareketin pir parçası olmak istiyormuş. Olabilir. Ancak o çocuğun gidip katıldığı grubun komutanı çocuğu kabul etmemeli. 18 altı kimseleri kabul etmemelerine dair emir aldıklarını söylemesi gerekir. Bu çocuklar siyasal çalışmalarda yer alabilirler, medya alanında çalışabilirler, insani projelerde katkı sunabilirler. Ancak 18 yaşının altında herhangi düşmanca bir aktivitenin içinde yer alamazlar. Bu halen bir şekilde problem olmaya devam ediyor. Onların bunu aşabileceğine inanıyoruz çünkü çok iyi organize olmuş bir hareketleri var ve bu sorunu isterlerse kolayca bitirebilirler. Bunu yapmaları gerektiğini düşünüyoruz.

Başka ne tür sorunlar dikkatinizi çekti?
Gözlemlediğimiz iki şey daha vardı. Birincisi terörist grupların, İslamcı grupların saldırıları. Abdülkerim Ömer adlı yerel bir memurun yara almadan kurtulduğu ancak orada bulunan başka birinin hayatını kaybettiği bombalı yüklü araçla bir saldırı vardı. Hayatını kaybeden şahsın ailesi ile tanıştık. Beş çocuk babasıydı ve yanlış zamanda yanlış yerde bulunmuştu. Çok açık ki bu İslamcı gruplar ve terörist gruplar ciddi insan hakları ihlallerinde bulunuyorlar.

İkinci husus ise sınır ihlalleriydi. Yarubiya Sınır Kapısı’nı gördüm. Görünüşe göre geçen hafta Irak ile sınırların açılması konusunda bir anlaşmaya varıldı ki bu çok iyi bir haber . Irak’taki güvenlik meselelerinden ötürü bunun ne kadar hayata geçeceğini tam olarak bilemiyoruz ama göreceğiz. Bu tabi ki olumlu bir durum, ancak insani yardımlar üzerinde nasıl bir etkisinin olacağını göreceğiz. Ve tabi ki, Türkiye ’nin sınırlarını kapalı tuttuğunu biliyoruz. İlginçtir, Türkiye’nin Dirbesiye (Şenyurt) Sınır Kapısı’nı ayda bir açtığını duyduk. Son olarak 5 Şubat’ta bunu yapmışlar ve sınırın öte yakasındaki Kürtler topladıkları yardımları her ay bu kapıdan Rojava’ya gönderiyorlar. Ancak siz de kabul edersiniz ki bu kesinlikle yetersiz.

İnsan Hakları İzleme Örgütü olarak Türkiye Hükümeti’ne sınırı daha sıklıkla açması konusunda bir talebiniz oldu mu?
Tabii ki oldu. Bu işin politik boyutunu anlıyoruz. Ancak sorun şu ki politik tutumlar insanların acı çekmelerine yol açıyor. Sınırlar bu tür insani yardımlar için açılmalı çünkü insanların bu yardımlara ihtiyacı var. İnsanlar açlıktan ölmeseler bile burada çok hayati yiyecek ve ilaç sıkıntısı yaşanıyor. Örneğin, bebek sütü, mama bu ihtiyaçlardan bazıları. Eğer kronik bir hastalığınız, şeker hastalığı mesela, varsa gerçekten başınız dertte demektir. Bu temel ilaçları bulmak çok güç ve Türkiye bunda pay sahibi olmakla suçlanıyor.

Ben geçen Ekim ayında Rojava’daydım ve anlattıklarınıza ben de tanık oldum. Demek ki, oradaki insanlar halen bu sorunları yaşıyorlar?
Evet. Kesinlikle. Ayrıca Fişhabur (Sêmelka) Sınır Kapısı’nda da çok tuhaf bir durum var. Açıkçası Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) bu yardımların rahatça geçmesi için daha fazla şey yapabileceğini düşünüyorum. Aynı zamanda bütün bunların çok karmaşık ve kirli politikaların sonucu olduğunu biliyorum. İnsanların bu kadar ihtiyaç duydukları halde gerekli yardımları alamamaları gerçekten utanç verici. Ayrıca, iki yakayı birbirine bağlayan köprünün de zarar verilerek kullanılmaz hale getirildiğini öğrendik. Aslında KRG daha fazla şey yapabilir. Daha fazla yardımın geçişine izin verebilir. Bazı yardımların geçişine izin veriliyor, yani tamamen kapalı değil ancak yetersiz.

KBY’ye de benzeri şekilde daha fazla yardımcı olması noktasında bir çağrınız oldu mu?
Kesinlikle. Bunu zaten söyledik ve ben bazı röportajlarımda da dile getirdim. Bizce Türkiye ve KYB hükümetleri siyaseti bir kenara bırakıp, insanlara yardımcı olmalılar. Sınırları kapatmak var olan durumu daha da kötüleştiriyor.

Bunların dışında insan hakları ile ilgili olması hasebiyle tutukluların hakları ve tutuklama süreci üzerinde yoğunlaşıyoruz. Çok açık olarak gördük ki, tutuklanan kişiler yakalanmaları esnasında avukat edinme şansından mahrum bırakılmışlar. Her zaman hakim karşısına çıkarılmalar da olmamış.

Peki yeterli sayıda avukat var mı?
Bu sorunuzun cevabını bilemiyorum. Ancak şunu kesinlikle söyleyebilirim ki cezaevindeki birçok tutuklunun avukatı olmamış ve buna ödeyecek paraları olmayanlar dahil. Devlet yahut yetkililer bu davalara avukat sağlamalı ancak bu gerçekleşmiyor. Birçok kimse resmi olarak hüküm giymemiş. Onlar bir tür sosyal arabuluculuk sistemi kurmuşlar. Örneğin ben sizi bana ait bir şeyi çalmakla suçlayabilirim ve bu durumda yetkililer aramızda arabulucu olurlar. Bunun sonucunda bir anlaşmaya varabiliriz. Sen çaldığını bana geri verir ve üstüne biraz da para verirsin veya ben seni affedebilirim. Biz bu tür prensiplerin karşısında değiliz. Bu tarz geleneksel ve uzun yıllardır yapıla gelen sorun çözme yöntemlerini memnuniyetle karşılayabiliriz. Ancak bu tür geçici çözümler beraberinde bazı sorunlar da getiriyor. Aile içi şiddet konusunda ne yapabileceksiniz mesela? Bir kadının kocasını şikayet etmesi çok zor ve aile içi arabuluculuk daha da zor. Yani bu yöntem sorunların çözümü noktasında her zaman doğru bir yöntem değil. Bu aynı zamanda bana seni keyfi olarak suçlama sansı verir. Belki seni sevmediğim için haksız yere suçlayabilirim seni! Bu yüzden açık ve anlaşılır olmayan kanunlar karmaşaya ve karışıklığa yol açar ki bence durum biraz da bu.

Genel olarak kadınların durumu nasıldı? Nasıl bir gözleminiz oldu?
Fred Abrahams: Bu soruya verilebilecek en açık cevap tabi ki kadın savaşçılar olgusu ve TEV DEM’in vurgu yaptığı ve uygulamaya çalıştığı cinsel eşitlik projesi. Açıkçası bu çok hoşnut edici ve ferahlatıcı bir konsept ve bölgedeki diğer alanlarda veya devletlerde görülmeyen bir proje. Sanırım bu yansıtıldığı kadar derin bir proje değil. Bir başka deyişle; evet bir kadın ve bir erkekten oluşan eşbaşkanlık sistemi hakim ve kurumlarda kadın kotası yüzde 40 olarak belirlenmiş. Ancak halen karar verici otorite erkek egemen. Ben bir gelişmenin ve ilerlemenin olduğunu inkâr etmiyorum sadece söyledikleri kadar bir kadın erkek eşitliğinin sağlandığını düşünmüyorum.

Genel anlamda kadın hakları meselesine gelince; korkarım bu konuyu irdeleyecek kadar zamanımız olmadı orda. Yani aile içi şiddet, ya da cinsel şiddet gibi konulara eğilecek kadar uzun kalamadık. Dediğim gibi ziyaretimiz beş günlük bir ziyaretti.

Rojava’daki diğer azınlıkların durumu nasıl peki?
Gerçekten güzel bir soru ve bu da bir sonraki gezimiz için belirlemiş olduğumuz bir konu başlığı. Kısaca belirtmek gerekirse, bizim oradaki diğer azınlıkları veya cemaatleri ziyaret etmeye veya durumlarını irdelemeye yeterli zamanımız olmadı. Ancak bunu kesinlikle yapmayı düşünüyoruz. Öte yandan oradaki oluşum diğer grupları ve partileri de yönetime dahil ederek çoğulculuk anlamında güçlü bir irade ortaya koyuyor ve bu açıkçası çok memnuniyet verici. Ancak, biz yine de PYD’nin hakim bir güç olduğu kanaatindeyiz ancak hepsinin üstünde biz PYD’nin bir silahlı muhalif gerilla grubu olmaktan çıkıp bir sistem oluşturan ve yapısal olarak bir yönetici hükümete dönüşümün önemine vurgu yapıyoruz. Bu yeni sistemde herkesin temsil edilmesinin gereğini belirtiyoruz. Tabii bunun zaman alacağının bilincindeyiz.

Bu bahsettiğiniz geçiş surecinde Rojava’daki yönetime yol gösterecek veya onları eğitebilecek kurumlar var mı? Oradaki yapı böylesi bir şeye açık mı?
Ben bu tarz bir çalışma yapan sadece bir grup biliyorum; Kürt Legal Araştırmalar ve Danışmanlık Merkezi (YASA). Kürt avukatlardan oluşan Avrupa merkezli bir organizasyon ve çeşitli konularda legal eğitimler veriyorlar. Anladığım kadarıyla Rojava’daki bu yapı böylesi bir çalışmaya açık ve kendilerini daha fazla geliştirmeyi istiyorlar. Ancak tekrar vurgulamak gerekirse asıl sorun ve beklenti PYD ve YPG’nin bir rahatlık, tolerans ve işbirliği ortamı sağlayıp diğer düşünce ve partilere çalışma alanı verip vermeyecekleri meselesidir. Tabi ki, biz şiddet içermeyen anlayışlara çalışma ortamı sağlanmasından bahsediyoruz ve yukarıda değindiğim hususlar bizce önem arz eden meselelerdir.

Amude olaylarını da incelediğinizi duydum. Doğru mu bu?
Evet doğru. Biz ayrıca Amude’yi de ziyaret ettik ve halen delilleri inceleme aşamasındayız. Aşırı güç kullanımına dair kaygılarımız mevcut, ancak savaşçılara karşı şiddet kullanılıp kullanılmadığından emin olmak için araştırmalarımızı devam ettirmek zorundayız. Asayiş yetkilileri bir savaşçılarının hayatını kaybettiğini söylüyorlar. Diğer tarafın iddiası ise bu kişinin protestolar sırasında değil, Haseke’deki çatışmada hayatını kaybettiğiydi. Sonuçta bunlar sadece iddialar ve bizler araştırmalarımız neticesinde bir sonuca varabileceğiz. Ancak sunu söyleyeyim ki bunun takipçisiyiz ve bu konudaki görüşümüzü bildireceğiz.

Ziyaretiniz Rojava’da demokratik özerklik ilan edilen bir döneme denk geldi. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
PYD’nin bu yönetimde güçlü bir rol oynadığını düşünüyorum. Sanırım bunu kimse inkar edemez ve onların bunu inkar edeceğini düşünmüyorum. Yine ana temamıza dönecek olursak bu yapı gerçekten bir yönetime mi dönüşüyor yoksa bir hükümranlık aygıtı mı oluyor? Bu ikisi ayrı şeyler. PYD kuskusuz alandaki en güçlü yapı ve hükümet oluşumunda en güçlü etkiye sahipler.

Son olarak Esad güçlerinin Kamişlo ve çevresindeki yerleşim birimlerindeki varlığı ile ilgili durum nedir? Kamişlo’da bazı giriş ve çıkışların kontrol edildiğini biliyorum. Esad güçlerinin Kürt şehirlerindeki durumunu nasıl gördünüz?
Esad güçleri esas olarak Kamislo’da üç yerde bulunuyor. Birincisi ‘Güvenlik Meydanı’ adı verilen merkez mahallede. Sanırım bu bazı Arap mahallelerini de kapsıyor. İkincisi, Türkiye ile olan sınır kapısı, üçüncüsü de havaalanında. Bir kaç hafta önce Birleşmiş Milletler Dünya Yiyecek Programı bu havaalanı üzerinden insani yardım malzemeleri göndermişti. Yerel yetkililerin bize anlattığına göre, bir gram tahıl ya da pirincin bile Kurt bölgelerine ulaşmamış! Bu yardımlar büyük bir ihtimalle hükümetin denetimindeki bölgelere dağıtıldılar çünkü Kürt Bölgeleri’ne ulaştırılmadığı kesin. Öte yandan Esad güçleri ile Asayiş arasında bir çatışmasızlık anlaşması söz konusu. Sokakta birbirleriyle karşılaşıyorlar ancak iki taraf da çatışmadan kaçınıyor. Her iki kesimde de karşılıklı bir tolerans var ve birbirlerinin varlığına göz yumma konusunda anlaşmış gibiler.

Böyle bir anlaşmanın nedeni ne sizce?
Bana göre su anda birbirleriyle çatışmaları her iki tarafın da çıkarına değil. Böyle bir çatışma ancak iki tarafın ortak düşmanlarının işine yarar. İsim vermek gerekirse İslamcı güçlerin işine yarar. Bu yüzden karşılıklı bir çatışmasızlık anlayışı ve tolerans hakim. Ancak bunun böyle ne kadar devam edeceğini kestirmek güç. Sanırım ortak düşmanları var oldukça ya da siyasi dinamikler değişmedikçe bu durum böyle devam edecek ancak ondan sonra ne olur kestirmek zor. Bu bir soru işareti olarak duruyor.

Biliyorum son soru demiştim ama kısaca İslamcı Cihatçılarından da bahsedebilir misiniz? Onların da karıştığı insan hakları ihlalleri veya savaş suçları tespit ettiniz mi?
Evet. Hem de ilk sırada bu gruplar geliyor. Çünkü onlar ayrımsız bir şiddet uyguluyorlar ve bu çoğu zaman sivillerin ölümüne yol açıyor. Tabii bir de geçmişte sıkça rastlanan sivillerin kaçırılması sorunu vardı ve halen yer yer devam etmekte. Öte yandan ele gecen savaşçılara uygulanan kötü muamele durumu var. Geçenlerde Afrin’de ele geçirilen YPG’li savaşçıların kafalarının kesildiğine dair korkunç haberler gördümi. Bu aşırı bir şiddet ve bir savaş suçu örneği. Savaş esirlerine insanca muamele etmek zorundasınız.

Son olarak Resulayn (Serekaniye) ziyaret edemedik ama orada insanlar hastanelerin yağmalanmasından şikâyet ediyorlar. İslamcı güçler kasabaya hakimken hastanelerdeki medikal gereçleri çalıp götürmüşler. Bu tabi ki ciddi bir ihlal. Orası sivil bir hastaneydi ve insanlar o gereçleri çok güçlükle dışarıdan temin ediyorlardı.

http://www.radikal.com.tr/dunya/hrwye_gore_rojavanin_basarilari_ve_acmazlari-1179955

Polat Can: Rojava’da Kürtlerin Durumu İyi, Araplar Daha Zorda

Image
Polat Can Til Maruf kasabasının girişinde görülüyor

Suriye’nin kuzeyinde, Kürtlerin yaşadığı Rojava bölgesinde kurulan özerk yönetimin savunma gücü olarak gösterilen Halk Savunma Birlikleri (YPG) yeni Genel Medya Sorumlusu Polat Can, Til Maruf kasabasında yaşanan çatışmaların ardından bölgedeki genel askeri ve siyasi duruma ilişkin olarak sorularımızı yanıtladı.

Sayın Polat Can Til Maruf kasabası elinize geçtikten sonra oradaki genel durum nedir?

Til Maruf Perşembe sabahı güçlerimiz tarafından Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), El Nusra ve Ahrar el Şam’ın elinden kurtarıldı. Bu çeteci güçlerinin yerleştirdiği mayınları temizlemekle meşguldük birkaç gün. Cuma günü birçok basın mensubu bölgeye gelip, incelemelerde bulundu. Şunu söyleyebiliriz ki özellikle Kürtlerin dini mekânlarına yönelik çok vahşice saldırılar gerçekleştirilmiş.

Image

Şunu sormak istiyorum, Din adıyla hareket ettiğini söyleyen bu tür örgütler kutsal mekânlara, ibadethanelere saldırıyorlar… Bu gruplar bu tür saldırılardan ne tür bir çıkar sağlamayı umuyor?
Bu durum belki birçok kişiye tuhaf gelebilir neden böyle yapıyorlar diye! Biz yaklaşık iki yıldır bu tür örgüt ve çetelerle savaşıyoruz, az çok onların kişilik yapıları ve psikolojilerini, ahlak yapılarını bildiğimiz için, bu yaptıklarına şaşırmıyoruz. Ama ilk defa Kürtlere ait bir dini mekâna saldırıyorlar. Bu cami ve dergâh sadece Kürtler için değil, Araplar ve Türkler için oldukça kutsal ve önemli bir yerdi. Xiznewi şeylerinin yüzbinlerce müridi var. Bu saldırıda Şeyh Abidin Xiznewi’nin türbesini tamamen yerle bir etmişler. Yine, buradaki medrese ve cami, ne yazık ki yerle bir olmuş durumda. İçinde birçok Kuran-ı Kerim’in da bulunduğu, dini kitapların yer aldığı kütüphaneyi de ateşe vermişler.

Image

 

Bu kutsal yapıların yanı sıra, evleri araçları talan etmişler, onlarca evi ve arabayı da yakmışlar. Tarih kitaplarında Hülagû ve Cengiz Han ordularının yaptığı talanı, katliam ve yağmalamaları hepimiz az çok okumuşuzdur. İslamiyet adına hareket ettiğini söyleyen bu örgüt ve çeteler de aynı şekilde katliam ve talan yapıyorlar.

Mayınlardan söz ettiniz. Peki, bu durum direk sivilleri de hedef alan bir şey değil mi?
Sivil insanların hayatı IŞİD ve diğer çetelerin hiç umurunda değil ki! Eğer öyle olsaydı Suriye’de yüzbinlerce masum insan öldürüldü, milyonlarcası yer değiştirmek zorunda kaldı. Yine, 6 milyon insan komşu devletlere sığınmak zorunda kaldı. Bugün Suriye’de insanlar aç, çocukların yiyebileceği yemek yok. Bütün bu olumsuz tablonun oluşmasında bu çetelerin etkisi çok fazla ve onlar yüzünden bu tür trajediler yaşanmaya devam ediyor. Onların umurunda mı çocuklar açlıktan ölmüş, Suriye bu duruma düşmüş, milyonlarcası göç etmiş? Arkalarında bıraktıkları mayınlara çocuklar, siviller gelip basmış, sonucunda sakat kalmış, ölmüş bunların hiç umurunda değil. Bu çeteler hiçbir zaman savaş hukuku gözetmedi, sivil, asker ayırımı yapmadı ve böyle bir hassasiyetleri de hiç olmadı. Eğer öyle olsaydı sivil alanlara yönelik bombalı saldırılar gerçekleştirmezlerdi. Kamişlo, Tirbesiye, Derik’te bombalı araçlarla saldırdılar. Bu şehirlerde yaşayan herkes asker mi sanki! Ama bu tür şeyler onlar için hiç önemli değil. Bu çetelerden geriye kalan kitaplar var elimizde. O kitaplarda deniliyor ki, “Eğer eyleminiz amacına ulaşmışsa, sivil insanların ölmesi sorun değil. O insanlar masum ise şehit olurlar ama değillerse zaten ölmeyi de hak etmişler demektir.”

Peki, ölü ve yaralı sayısı hakkında net bir bilgiye sahip misiniz?
Büyük bir sevinçle belirtmeliyim ki şimdiye kadar bu çatışma kapsamında YPG’den ve sivillerden herhangi bir kayıp yaşanmadı. Hafif yaralılar var. Çetelerden ise 13 tanesi YPG tarafından öldürüldü, birçoğu ise yaralandı. Ayrıca 9 tanesi de sağ olarak yakalandı ki şu an elimizdeler. Yine, bu çetecilerden başta 1 doçka, 3 BKC ve 15 adet Kaleşnikof olmak üzere çeşitli sayıda cephane ele geçirildi. Ama tam sayıyı bilmemekle birlikte, 15 kadar sivilin bu çeteler tarafından kaçırıldığını biliyoruz. Şunu de ekleyeyim ki Çeteler tarafından döşenen mayınları temizlemek, ateşe verilen evleri söndürmek için çok çaba harcadık.

Bazı Kürt siyasetçileri YPG’yi eleştiriyorlar, ‘Arap köylerinde ne işleri var. YPG böyle yaparak Kürtleri belanın içine çekiyor’ diye. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Biz kendilerini vicdan sahibi olmaya davet ediyoruz. Dilin kemiği yok malum. Oturdukları yerden her türlü sözü söyleme hakkını kendilerinde buluyorlar. Bir halkın ölüm-kalım durumu söz konusuyken, bu türden yorumlar gerçekten de insafsızca. Til Maruf kasabası çeteci grupların elindeki Til Hamis’a sadece beş kilometre mesafede. Bunlar Til Maruf’a Til Hamis’ten gelerek saldırdılar. Şunu da belirteyim ki bu çetelerin çoğu Libyalı! Aralarında Rakka’dan gelenler de var ama çoğu Libya’dan gelenler. Biz kendimizi, bölgemizi, köylerimiz korumak, savunmak zorundayız. Sadece oturduğumuz yerden, üstümüze gelmesinler demekle olmaz. Biz kendi köylerimizi, şehirlerimizi savunmak zorundayız. Bunun için de mutlaka kendi şehirlerimizin etrafında tehlike yaratabilecek yerleri kontrol altına almamız, güvenlik çember yaratmamız lazım. Aksi takdirde bugün Til Maruf’ta olanlar diğer bölgelerde de tekrarlanır. Kürtlerin, bölgedeki diğer halkların ve demokrasinin düşmanı olan bu çeteci güçlerin böylesi saldırılarını önlemek için buna mecburuz. Düşünün tonlarca patlayıcı bir araca yükleyip, insanların ortasında patlatıyorlar. Nitekim böyle saldırılar Kamişlo’da, Tirbespi’de ve Dêrik gibi yerlerde yapıldı da! Biz kendi toraklarımız ve halkımızı korumak için her türlü fedakârlığı yapmaktan, gerektiğinde canımızı da vermekten çekinmeyeceğiz.

Bir de şunu belirtmek istiyorum ki bu çetelerden zarar gören sadece Kürtler değil. On binlerce Arap vatandaş da bu çetelerden mağdurlar. Kürtlerin durumu iyi, arkasında YPG var. Ama Rojava’daki Araplar öyle değil, kendilerini savunacak güçleri de pek yok. O nedenledir ki bizi kendi bölgelerine davet ediyorlar ve bu çetelerden korumamızı rica ediyorlar. Yine, bundan dolayı da YPG içinde birçok Arap arkadaşımız var.

Peki, bu söylediğiniz doğruysa niye bu tür eleştiriler geliyor o zaman?
Çünkü bu insanlar bizi eleştirmeyi görevleri haline getirmişler. Ne yaparsanız, yapın biz sizi eleştireceğiz diyorlar. Canımızı bile versek, niye öldünüz diyecekler. Herhangi bir faaliyeti yok bu insanların. Kendi rahatlıkları için kaçıp, yurtdışına gitmişler. Akşama kadar internet başında oturup, YPG’yi eleştirmeyi kendilerine görev edinmişler. Ama halkımız bu iflas etmiş inşaları çok iyi tanıyor, o nedenle de itibar etmiyor böylelerine.

Image

ImageImage

Fotoğraflar: Xoşman Qado

http://www.radikal.com.tr/dunya/rojavada_kurtlerin_durumu_iyi_araplar_daha_zorda-1179247

مسؤول حقوقي يتحدث عن الوضع في غرب كوردستان وتحديات الـ PYD

38182image1

” رحاب نيوز ” ر ن ا
ترجمة: جودي ملا

زار وفد من منظمة حقوق الانسان (HRW)  ومقرها نيويورك , المناطق السورية الكردية، الأسبوع الماضي، حيث أعلن حزب الاتحاد الديمقراطي (PYD) حكومة الحكم الذاتي الكردية بمساعدة  وحدات حماية الشعب (YPG) المسلحة .

في مقابلة هامة ومفصلة لروداو مع فريد آبراهامز، مستشار خاص لهيومن رايتس ووتش الذي كان ضمن الوفد، تحدث حول ما إذا كانت حكومة الحكم الذاتي الذي أعلنه حزب الاتحاد الديمقراطي هي شاملة حقا كما تدعي، و إذا كانت السلطات المحلية تراقب  حقوق الإنسان، ووضع المرأة، والإصلاحات القانونية . وعلاقة حزب الاتحاد الديمقراطي مع نظام الرئيس السوري بشار الأسد.

وقال ابراهامز أن التحدي الأكبر لحزب الاتحاد الديمقراطي  هو الانتقال “من حركة – المعارضة – إلى الهيئة الإدارية، و في خلق السلطات والنظم والهياكل التي من شأنها أن تمثل الجميع.”

هنا مقتطفات من المقابلة:

روداو: ما هو الغرض الرئيسي من زيارة غرب كردستان؟

فريد آبراهامز: كان الغرض الرئيسي لتعريف أنفسنا مع الوضع لأنها اول مرة نزور فيها المنطقة. ونحن لم نقم بزيارة  المناطق الكردية من قبل. بالتأكيد، نحن في حاجة إلى معرفة الظروف خلال هذا الصراع الأخير. لذلك, كانت هذه فرصة لنا لمعرفة الظروف على أرض الواقع والتعامل مع الجهات المحلية، التي انشأت الحكم المحلي والإدارة الذاتية في غرب كردستان.

الرسالة الرئيسية التي نريد ايصالها الى الحزب الديمقراطي و وحدات الحماية الشعبية هي أنه حين تصبح  في السلطة ، عندها تأتي المسؤوليات القانونية.

روداو: ماذا وجدتم؟

فريد آبراهامز: هناك بعض الإيجابيات وبعض السلبيات. أولا وقبل كل شيء، هو أن الوضع الأمني ​​في شمال شرق سوريا هو أفضل بكثير مما هي عليه في معظم أنحاء سوريا. الآن، وهذا لا يعني أن الوضع الأمني ​​جيد جدا. بالمقارنة مع أجزاء أخرى من البلاد ، الوضع الأمني ​​مستقر نسبيا. بالطبع، لا تزال هناك هجمات بسيارات ملغومة وحوادث عنف أخرى، وقتال.

ومن ناحية حالة حقوق الإنسان ، لاحظت وجود عدد من المجالات  الإشكالية. تحدثنا عنهم مباشرة مع السلطات. احداها هي ما يمكن أن أسميه التعددية السياسية واحترام حرية التعبير و النشاط السياسي . أعتقد أن واحدة من اهم القضايا  لحزب الاتحاد الديمقراطي و حركة المجتمع الديمقراطي ( TEV – DEM) هي الانتقال من هيكل معارضة – مقاومة مسلحة – الى  الهيكل الإداري الذي يمثل جميع المواطنين وجميع المقيمين في المنطقة، وهذا يعني احترام وجهات نظر مختلفة ، مما يسمح النشاط السياسي و السماح لجميع وسائل الإعلام المختلفة بالعمل . فهذا يعني حرية تكوين الجمعيات.

روداو: بعض السياسيين والمسؤولين المحليين في المنطقة يدّعون أنه عندما يتم القبض على بعض الناس بسبب الأنشطة الإجرامية ,يعتقلونهم تحت اسم “الناشط السياسي” لمنع الملاحقة القضائية. هل تناولتم هذا الامر؟

فريد آبراهامز: نعم، أعتقد أن هذا صحيح.  فمن السهل جدا أن تصرخ حول هجوم سياسي لمحاولة تسجيل نقطة سياسية. لذلك يجب علينا التحقيق في هذه الحالات , ونرى – فقط لأنك عضو في حزب المعارضة، لا يعني أنه يمكنك مخالفة القانون.

المشكلة هي أن هناك التباس كبير بين الخبراء القانونيين، بين المحامين وبين القضاة – وحتى بين السجناء – حول ما يجري عند تطبيق القانون.

  إذا لم يكن واضحا كيف يتم تطبيق القوانين، فإنه يفتح الباب لسوء المعاملة أو التطبيق التعسفي لتلك القوانين. أعتقد أن هذه مشكلة كبيرة!

نحن نعلم أن القانون السوري لديه الكثير من المشاكل. هناك العديد من جوانب القانون السوري الذي ينتهك المعايير الدولية لحقوق الإنسان ، وخاصة التمييز ضد الأكراد – هذا واضح .  ولكن القانون السوري جيد بشكل عام. أستطيع أن أقول ربما 90 في المئة ،أو 95 في المئة منها جيد، حيث الامور التي تتعلق بالجرائم العادية – والسرقة، و حتى القتل.

هذه هي القوانين القياسية التي ، في اعتقادي، أخذت من قانون العقوبات الفرنسي.

الآن ليس الوقت المناسب لفتح باب الإصلاح القانوني . البلاد في حرب ، والوضع السياسي غير مستقر . نعتقد أنه من السابق لأوانه تغيير القوانين . يمكنك تغيير القوانين في المستقبل ، ولكن الآن ليس الوقت المناسب لفتح هذا الأمر .

روداو: كيف كان رد فعل السلطات؟ هل رحبوا بـاقتراحاتكم؟

فريد آبراهامز : كان الامر معقدا . اسمحوا لي أن أطرحه بهذه الطريقة : كان هناك بعض الفهم ، و كان هناك أيضا دفاع قوي عن المشروع – دفاع الأيديولوجية . وأعتقد أن هذا النهج يأتي من تقليدية هذه الحركة، و هذا هو ما أتحدث عنه من خلال التحول من حركة لبنية حكم. تلك نقطتان مختلفتان . بعض الناس يتفقون معي في ذلك.

قمنا بزيارة اثنين من السجون، طلبت منهم فتح باب السجن – أريد أن أنوه انهم قد تعاونوا معنا خلال زيارة تلك السجون. كانت أوضاع السجون جيدة. أعني، كما تعلمون، هو سجن في سوريا . لم نجد دليلا على مشاكل خطيرة. وقال السجناء بأنهم يعاملون بشكل جيد. كان لديهم ما يكفي من الغذاء، لم يشكو العنف الجسدي وهلم جرا.

قابلنا عدد من الأشخاص الذين اعتقلوا وأطلق سراحهم. هناك بالتأكيد مشكلة العنف في وقت الاعتقال. هذه هي عادة النظام السوري، والتي تعتمد على الاعترافات القسرية وهذا هو المعتاد في المنطقة!

 أنا أفهم جزءا من المشكلة هو أنهم لا يمتلكون شرطة محترفة – و ليست لديهم مثل التحقيق في موقع الجريمة (CSI) أو مختبر الطب الشرعي لإجراء تحقيق الشرطة المهنية هناك!

مسألة أخرى لفتت انتباهنا , هي الجنود الأطفال. في المقام الأول، لوائح كل من YPG والأسايش (قوات الشرطة الكردية)  فيها حظر استخدام الأطفال الذين تقل أعمارهم عن 18 عاما.

روداو: ألم يوقعوا على اتفاقية جنيف قبل بضعة أشهر؟

فريد آبراهامز: لا، وقع حزب العمال الكردستاني (PKK) في تركيا التزاما مع منظمة تدعى منظمة نداء جنيف قبل نحو سنة , بعدم استخدام الجنود الأطفال . YPG هو الآن في محادثة مع جنيف لتفعل الشيء نفسه.  بالإضافة إلى ذلك، في ديسمبر عام 2013، صدر أمر YPG لجميع الأعضاء بأن لا تقبل أي شخص يقل عمره عن 18 عاما. ذلك أمر إيجابي للغاية ومرحب به. لكن المشكلة لا تزال مستمرة. وأعتقد أنها قد توقفت عن استخدام الأطفال الأصغر سنا. على سبيل المثال، لم نشاهد الأطفال الصغار عند نقاط التفتيش.   من قبل، كانت هناك حتى الأطفال في سن 12 سنة في رحلتي السابقة لغرب كردستان. وأنا لا أعتقد أن ذلك يحدث الآن.

 أعتقد أنهم توقفوا عن ذلك. لكننا بالتأكيد قد وثقنا حالات ما زالت تحت سن 18 عاما. ربما 17 أو 16.سنة .

روداو: كيف يتم تبرير استخدام الأطفال الذين تقل أعمارهم عن 18 عاما؟

فريد آبراهامز: يتم تبرير ذلك  بأن “هؤلاء الاطفال هم من المتطوعين. هؤلاء الأطفال يريدون المساهمة في القضية وأنه لن يذهب إلى البيت , ‘هو في الواقع صحيح -. تحدثنا مع أم لطفل واحد. وقالت أنها أمسكت بطفلها، لكنه ركض. هو في ال 17  ,  ويريد أن يقاتل و يكون جزءا من الحركة. لكن الفكرة هي أن القيادة لا يجب أن تقبل الاطفال. يمكن للطفل ان يعمل كسياسي، او في مجال  الإعلام. ولكن  لا يجوز ان يكون جزءا من الأعمال القتالية حتى سن 18. لذلك هذا لا تزال  المشكلة قائمة. الامر ليس صعبا اذا  كانوا يريدون وقف ذلك، فإنها يمكن أن تتوقف. نعتقد أنها ينبغي أن تفعل ذلك.

روداو: هل لاحظت أي مشاكل أخرى؟

فريد آبراهامز : هناك نوعان من الأشياء الأخرى التي تم بحثها : أحدها هي الهجمات التي تشنها الجماعات الإرهابية والجماعات الاسلامية , والسيارات المفخخة  ,هذه هي الانتهاكات الخطيرة لحقوق الإنسان التي ترتكبها الجماعات الإسلامية المختلفة أو الجماعات الإرهابية .

و المسألة الأخرى هي الحدود. علمنا أن الحكومة المحلية اتفقت مع الحكومة العراقية لفتح حدود تل كوجر ( اليعربية ) . هذا هو خبر ممتاز ! وخطوة إيجابية.. كما تعلمون تركيا أبقت الحدود مغلقة . وجدنا أن تركيا تفتح معبر( Senyurt ) مع الدرباسية  مرة واحدة في الشهر ، و كانت آخر مرة في 5 فبراير شباط.

جمع الأكراد في تركيا المساعدات لتسليمها الى غرب كردستان مرة كل شهر من خلال هذه البوابة . ولكن ، كما تعلمون، مرة واحدة في الشهر غير كاف ابدا!

روداو: أنتم : كمنظمة حقوق الانسان , هل طالبتم الحكومة التركية بفتح الحدود ؟

فريد آبراهامز: بالتأكيد، فعلنا ، ولكن المشكلة هي أن السياسة هي من تجعل الناس يعانون. ونحن نعتقد أنه ينبغي فتح الحدود للمساعدات والمعونات ,بالتأكيد هناك حاجة في المنطقة. والناس لا يتضورون جوعا لكن هناك نقص حقيقي في الأطعمة الأساسية والأدوية الأساسية. على سبيل المثال، حليب الأطفال. إذا كان لديك أي من الأمراض المزمنة، ومرض السكري، فأنت حقا في ورطة. فمن الصعب جدا الحصول على هذه الأدوية الأساسية.

روداو: وبالمثل، هل اتصلت بحكومة إقليم كردستان بشأن فتح الحدود؟

فريد آبراهامز: نعم، بالتأكيد. سبق أن قلنا ذلك. ونحن نعتقد أن على كل من تركيا وحكومة إقليم كردستان وضع السياسة جانبا ومساعدة المحتاجين. إغلاق الحدود يجعل الوضع أسوأ.

روداو: ماذا عن وضع المرأة بشكل عام؟

فريد آبراهامز: الجواب الأكثر وضوحا على هذا السؤال هو  النساء المقاتلين في YPG , والتزامها المعلن بتحقيق المساواة بين الجنسين في مشروع TEV-DEM.

بصراحة، كمفهوم,  هو موضع ترحيب للغاية ، والتي تختلف كثيرا عن غيرها من البلدان والمناطق الأخرى في المنطقة.  هناك كما تعلمون الرجل والمرأة على رأس جميع المؤسسات. هناك حصة 40 في المئة للنساء في المؤسسات المختلفة. لكن السلطات الرائدة، لا تزال تميل إلى الرجال.

و لم يكن لدينا الوقت للتطرق الى النواحي الاخرى لحقوق المرأة، ، على سبيل المثال، والعنف المنزلي أو العنف الجنسي. كنا هناك لمدة خمسة أيام فقط .

روداو: كيف هو وضع الأقليات مثل المسيحيين؟

فريد آبراهامز: إنه سؤال جيد جدا، هذا سيكون  موضوع  رحلتنا القادمة. نحن ببساطة لم يكن لدينا الوقت لزيارة أي من المجتمعات السريانية أو غيرها، وعلينا أن نفعل ذلك.

روداو: هل هناك أي منظمة تقدم الدورات التدريبية و ورش العمل للسلطات في غرب كردستان لهذه العملية الانتقالية؟

فريد آبراهامز: أنا أعرف فقط مجموعة واحدة . هي مجموعة قانونية تسمى “مركز الكردي للدراسات والاستشارات القانونية” المعروف أيضا باسم الياسا. وهي منظمة المحامين الاكراد المتمركزين في أوروبا، وأنها قد ذهبت لتقديم بعض التدريب القانوني. وفهمت ان السلطات الكردية مطلعة على ذلك. أعني، أنها لا ترغب في التحسين.

روداو: سمعت أنك سوف تحقق أيضا في حوادث عامودا. هل هذا صحيح؟

فريد آبراهامز: نعم، هذا صحيح. زرنا عامودا ايضا ، ونحن ما زلنا في عملية فحص جميع الأدلة. لدينا مخاوف بشأن احتمال الاستخدام المفرط للقوة،. ادّعى آسايش أن واحدا من مقاتليها لقوا حتفهم. وفي الجانب الاخر, تحرينا ووجدنا  أن هذا الرجل توفي في القتال في الحسكة ولم يمت على الإطلاق في الاحتجاج.

روداو: جاءت رحلتك إلى المنطقة بعد الإعلان عن الحكم الذاتي المحلي في المنطقة. ماذا تريد أن تقول عن ذلك؟

فريد آبراهامز: أعتقد أن PYD  يلعب دورا قويا جدا في الحكم الذاتي. لا أحدا ينكر ذلك. من وجهة نظري، أنها تلعب أكثر من دور مما يقرون به – هذه ليست التعددية كما تدعي الإدارة ,وهناك أطراف أخرى كذلك, ليس فقط حزب الاتحاد الديمقراطي.

أعود إلى النقطة الرئيسية: هل أصبحت الإدارة للتحكم وليس من أجل الحكم – هذا شيئان مختلفان. أود أن أقول PYD هو أقوى قوة على الأرض – وهذا واضح تماما. وتأثيرها هو الأقوى داخل الهيكل الحاكم.

روداو : وأخيرا ، ماذا عن وجود نظام الأسد في غرب كردستان . وأنا أعلم هناك وجود للنظام  في القامشلي. ماذا كان موقفك من قوة الأسد في المدن الكردية ؟

فريد آبراهامز : قوات الأسد والحكومة هي في الأساس موجودة في ثلاثة أماكن في القامشلي : أحدها هو في وسط ذلك الذي  يسمونه ” المربع الامني “، وسط المدينة . أعتقد أن يشمل أيضا بعض الأحياء العربية . والثاني هو على الحدود التركية في معبر الحدود. والثالث هو في المطار. المطار هو المهم –

– برنامج الغذاء العالمي للأمم المتحدة ، قام بارسال بعض المساعدات الإنسانية قبل بضعة أسابيع من خلال هذا المطار. وقالت السلطات الكردية لنا انها لم تر شيئا ، – أي الحبوب أو الأرز ! لذلك ، كل من المساعدات تم توزيعها في أماكن أخرى .ربما إلى المناطق التي تسيطر عليها الحكومة , ولكنها بالتأكيد لا تذهب إلى المناطق الكردية ! وبالتالي فإن النظام هناك ، ولكن كما تعلمون ، هناك اتفاق بين قوات الأسايش وقوات الحكومة ,فتراهم في بعض الأحيان يمرون ببعضهم البعض في الشارع بتسامح وسلام ، أي ان هناك اتفاقا ، في الوقت الحالي على الاقل.

روداو: ماهو  السبب وراء مثل هذا الاتفاق؟

فريد آبراهامز: بالنسبة لي، فمن الواضح تماما أنه في هذه اللحظة، ليست لديهم مصلحة في سحق بعضهم البعض إلا عدوهم المشترك، وهي القوى الإسلامية. ولكن، كم من الوقت سيستمر ذلك, لا يمكن التنبؤ. وأعتقد أن الوضع  سيظل كذلك طالما العدو المشترك موجود.

روداو : وأخيرا، هل قيل لكم عن انتهاكات حقوق الإنسان والفظائع التي ارتكبها الجهاديون المسلحون ؟

فريد آبراهامز : نعم، الهجمات العشوائية التي تسببت بقتل المدنيين . ولكن بعد ذلك ، خطف المدنيين ، الأمر الذي لايزال يحدث في بعض الأحيان . وأخيرا سوء معاملة المقاتلين الذين تم القبض عليهم. رأيت تقارير القتل الرهيبة و قطع رؤوس أربعة من مقاتلي YPG مؤخرا . هذا هو انتهاك شديد , و من جرائم الحرب. كما تعلمون، هناك طرق لمعاملة أسرى الحرب معاملة إنسانية.

آخر شيء أود أن أقوله هو أننا لم نزر رأس العين، لكنني أعرف ان اهل تلك البلدة يشكون  من نهب المستشفى. عندما كانت القوى الإسلامية في البلدة، سرقوا جميع المعدات الطبية من المستشفى. وهذا هو انتهاك خطيرا . لقد كان مستشفى مدني ،ولا يزال السكان يعانون من ذلك و هم مضطرون  لشراء و استيراد  المعدات .

http://www.rihabnews.com/%D9%85%D8%B3%D8%A4%D9%88%D9%84-%D8%AD%D9%82%D9%88%D9%82%D9%8A-%D9%8A%D8%AA%D8%AD%D8%AF%D8%AB-%D8%B9%D9%86-%D8%A7%D9%84%D9%88%D8%B6%D8%B9-%D9%81%D9%8A-%D8%BA%D8%B1%D8%A8-%D9%83%D9%88%D8%B1%D8%AF%D8%B3/

 

HRW Official Speaks of Situation in Rojava, PYD Challenges

A delegation from New York-based Human Rights Watch (HRW) visited Syria’s Kurdish regions, or Rojava, last week, where the Democratic Union Party (PYD) has declared a Kurdish autonomous government with the help of its armed wing, the People’s Protection Units (YPG).

HRW Delegation is with YPG Spokesman Rêdûr Xelîl

In an important and detailed interview with Rudaw Fred Abrahams, a special advisor to HRW who was part of the delegation, spoke about whether the autonomous government declared by the PYD is truly inclusive as claimed, if local authorities are observing human rights, the status of women, the PYD’s legal reforms and its relations with the regime of Syria’s President Bashar Assad. Abrahams said that the greatest challenge for the PYD is transitioning “from a movement — an opposition group — into a governing body, or into creating authorities, systems and structures that would represent everyone.”

Q:  What was the main purpose of your visit to Rojava?

Fred Abrahams: The main purpose was to acquaint ourselves with the situation because it was our first time in the area. We had never been to the Kurdish regions. Certainly, we needed to get up to speed on the conditions during this latest conflict. So this was an opportunity for us to see conditions on the ground and to engage with the local actors who, as you know, are now establishing local governing structures and an administration in Rojava. They are essentially, as you know, the de facto authority on the ground both militarily, meaning the Kurdish People’s Protection Units, and politically Democratic Union Party. The main message we have for them, the overarching message is that when you are the local authority, even de facto authority, then with that comes legal responsibilities.

As you know, there are international standards for human rights that you are obliged to respect. We wanted to, first of all, see how they are doing in that regard, talk to them about those obligations, document the conditions, and discuss with the local authorities ways to improve them.

Q:  What did you find?

Fred Abrahams: There are some positives and some negatives. Good thing, first of all, is that the security situation in the far northeast is much, much better than in most parts of Syria. Now, this is not to say that the security situation is very good up there. It is not good. But, it is to say how horrible it is in other parts of Syria, which we know. Compared to other parts of the country, then, the security situation is relatively stable. Of course, there are still car bomb attacks and other violent incidences, and fighting, of course, on the periphery.

In terms of the human rights condition, we noticed a number of areas that are problematic. We talked about them very directly with the authorities. One of the first areas is what I would call political pluralism and respecting free expression and political activity. I think one of the overarching issues is for the PYD and Democratic Society Movement (TEV-DEM) transitioning from an opposition group — an armed resistance — into a governing structure that is representing all the citizens and all the residents in the area, and that means respecting different views, allowing political activity and allowing all different media. It means freedom of association.

There is, what I would say, still high intolerance for different political activities. There is some improvement of course. First of all, we were only in Jazira (Hasakah province), which is important to know. We could not go, for security reasons, to Kobani (Ain al-Arab) or Afrin. In Jazira we do not have now reports on political prisoners, so that is good. I think that is an improvement. There were some releases after the last agreement in Erbil. But we do have some indications that there may be still some in Afrin. It is very difficult to say — just because you are a political activist with the Kurdish Democratic Party of Syria (PDKS) or Kurdish Union Party in Syria (Yekiti) or another party does not mean that you are necessarily a political prisoner.

Q:  Politicians and local officials in the region claim that when some people are arrested because of criminal activities, they try to use a “political activist” label to prevent prosecution. Did you come across this?

Fred Abrahams: Yes, I think that is right. Look, it is very easy to scream about a political attack and try to score a political point. So, that is why we have to investigate these cases and see — just because you are a member of an opposition party, it does not mean that you can violate the law.

The issue that we have is not if you are an opposition member, but did they respect the process of the law? That is the area that we saw a problem. For example, to be concrete with you, one of the problems we saw is that the local authorities are trying to change their laws. They are applying a combination of Syrian law, some other laws of some countries and what they are calling the social contract — basically the constitutional document they have implemented.

The problem is that there is a huge confusion among legal experts, among lawyers, among judges — and even and especially among prisoners — about what law is being applied. If it is not clear what laws are applied, it could open the door for abuse or arbitrary application of those laws. I think that is a big problem!

One of the things we suggested to them was, look, we know that the Syrian law has a lot of problems. There are many aspects of the Syrian law that violates international human rights standards, especially discrimination against Kurds — that is obvious. So you do not need to take the aspects of the law that are in violation of human rights. But most of the Syrian law, it is fine. I can say maybe 90 percent, 95 percent of it is fine, when you are talking about normal crimes — theft, even murder.

These are standard laws that, I believe, Syrian laws were taken from the French penal code. Now it is not the time to open the door of legal reform. The country is in a war, the political situation is not stable. The court system — they are revamping and changing the judicial system and now on the top of that you want to open a question of new laws! We think it is too soon. You can change laws in the future, but now it is not the time to open this question. Rather than making fast changes, this should be done step-by-step.

Q:  How was the reaction of the authorities? Were they open to your suggestions?

Fred Abrahams: It was mixed. Let me put it this way: There was some understanding of that, and there was also a strong defense of the project — an ideological defense. I think this approach comes from the tradition of the movement, and that is what I am talking about by shifting from a movement to a governing structure. Those are different characters. Some people would agree with that.

We visited two prisons, and I give them credit for opening the doors for those prisons — I want to acknowledge the cooperation we had to visit those prisons. The conditions of the prisons were basically good. I mean, you know, it is a prison in Syria — it is not a place you want to be. But we did not find an evidence of serious problems. Prisoners said they were treated well. They had enough food, they did not complain about physical violence and so on. But we did notice a problem because we interviewed a number of people who were arrested and released. There is definitely a problem of violence at the time of arrest. This is a tradition of the Syrian system, which relies on forced confessions and this is typical in the region! I understand that a part of the problem is that they do not have a professional police — it is not like they have Crime Scene Investigation (CSI) or forensic laboratory for a professional police investigation over there!

However, it is illegal! Beatings at the time of interrogation is against the social contract (regional constitution); it is even against Syrian law and it is against international standards. But it is happening! We talked about it with them. We said very directly that we think it is happening, and I will tell you that they did not deny it. They said, ‘Look, this is our transition. We have to do better, learn, improve,’ and so on. That is fine. I agree with that. But it is not an excuse. So we are going to press on that — they can do better.

The other issue we looked at is child soldiers. First of all, the regulations of both YPG and Asayish (Kurdish police forces) prohibit the use of children under the age of 18.

Q:  Did they not sign the Geneva Convention a few months ago?

Fred Abrahams: No, but what happened was a couple of things. First of all, the Kurdistan Workers’ Party (PKK) in Turkey signed a public commitment not to use child soldiers with an organization called Geneva Call about a year ago. YPG is now in conversation with Geneva Call to do the same thing. Now, in addition to that, in December 2013, YPG released an order to all members that they cannot accept any person under the age of 18. All of that is very positive and welcome. But we have documented that the problem is continuing. I believe it is getting better. I believe they have stopped using younger children. For example, you do not see young kids at checkpoints. Before, there were even kids as young as 12 years old seen by others in previous trip to Rojava. But after the order, I do not think it is happening now. I think they have stopped that. But we have definitely documented cases still under the age of 18. We have gotten some 17 and maybe 16.

Q:  How are they justifying the use of children under the age of 18?

Fred Abrahams: The way they are justifying is that, ‘These people are volunteers. These kids want to contribute to the cause and they won’t go home.’ It is actually true — we spoke with the mother of one kid. She said that they pulled the kid out, and the kid ran back. Because he is 17 and wants to fight or he wants to be a part of the movement. That is fine, but the idea is that a commander should not have accepted the kid. It is the order that if you are not 18, the kid can do a political, media or humanitarian work. But you are not supposed to be a part of hostilities until the age of 18. So this is still a problem. We think that, frankly, they can do better. It is not that difficult since they are well organized. If they want to stop it, they can stop. We think they should do it.

Q:  Did you observe any other problems?

Fred Abrahams:  There are two other things we have looked at: One is the attacks by terrorist groups, Islamist groups — there was a car bomb attack on a local official, Abdulkerim Omar. We met with Omar and he was not hurt, but another man was killed. We met with his family — he was a father of five kids and he was in the wrong place at the wrong time. So obviously, these are serious human rights violations committed by different Islamist groups or terrorist groups.

The other issue is the borders. I learned that the local government agreed with the Iraqi government to open the Tel Kocer (Yarubiya) border. This is an excellent news! I am not sure how much can get through Yarubiya because of the security situation on the Iraqi side, but it is certainly a positive step. I do not know what impact it would have on humanitarian conditions. As you know Turkey basically kept the borders closed. We found out that Turkey opens the (Senyurt) border with Dirbesiye once a month, and the last time was February 5.  Kurds in Turkey collect aid and then just deliver it into Rojava once a month through this gate. But, you know, once a month is completely inadequate!

Q:  As Human Rights Watch, have you requested the Turkish government to open the borders more frequently?

Fred Abrahams: Absolutely, we already have. We understand the politics of this, but the problem is that the politics are making people suffer. We believe the borders should be opened for the aid and aid is certainly needed in the region. People are not starving but there is a real shortage of essential foods and essential medicines. For example, baby milk is in short supply. If you have any chronic diseases, diabetes, then you are really in trouble. It is very difficult to get these basic medicines, and it is Turkey to blame for keeping some of these medicines out.

Q: I was in Rojava in October and witnessed the same things that you are describing. So, unfortunately people are going through similar situation?

Fred Abrahams: Yes, no question! There is a very tricky issue of the border at Fishkabor. Frankly, I think that the Kurdistan Regional Government (KRG) can do more to help the flow of the aid coming in.  I also know that all of this is a result of the messy politics. It is a real shame that people are not able to get what they urgently require! I noticed that there was a bridge, a pontoon bridge, across the river that is now dismantled and is not functioning. We believe the KRG can do more. They can do more to let aid in. Some is getting in — it is not completely closed — but it is not enough.

Q: Similarly, have you also contacted the KRG to do more about the situation?

Fred Abrahams: Yes, absolutely. We have already said that and I have said it in some interviews. We think that both Turkey and the KRG should put the politics aside and help people in need. Closing the borders is making the situation worse.

Q:  What did you observe about the situation of women in general?

Fred Abrahams: The most obvious answer to this question is the women fighters in YPG and Asayesh the stated commitment to gender equality in the TEV-DEM project. Frankly, as a concept it is incredibly welcome and very refreshing, which is so different from other countries and other areas in the region. However, I think it is not as deep rooted as it is presented to be. In other words, there is as you know a man and  a woman in the head of all institutions. They set a 40 percent quota for women in different institutions. But the leading authorities are still tending to be men. So it is an improvement, but I would not say the equality they claim it to be.

In terms of other women’s rights, I am afraid that we did not have time to investigate questions of, for example, domestic violence or sexual violence. We were only there for five days.

Q:  How is the situation of minorities such as Christians?

Fred Abrahams: It is a very good question, and it is also a topic for our next trip. We simply did not have time to visit any of the Syriac communities or others, and we have to do that. Look, I have to tell you one thing: All the authorities in Rojava are making a strong statement by including other groups and other parties. Frankly speaking, I think that is true and that is welcome. But, in my opinion, PYD is clearly the dominant political force. I want to come back to an overarching issue which is the PYD’s ability to transition or to evolve from a movement — an opposition group — into a governing body, or into creating authorities, systems, and structures that would represent everyone. That is going to be a process.

Q:  Is there any organization that offers trainings and workshops for the authorities in Rojava for this transitional process? Are the authorities open to such trainings?

Fred Abrahams: I only know of one group that is doing something. It is a legal group called “Kurdish Center for Studies & Legal Consultancy” also known as YASA. It is an organization with Kurdish lawyers based in Europe, and they have gone to provide some legal training. So my understanding is that they, the Kurdish authorities in Rojava, are open to it. I mean, they do want to improve. The question and challenge is going to be whether the PYD and the YPG is going to create an atmosphere of openness, tolerance, and cooperation among parties, and will it allow a space for other political groups and ideas. I think the sustainability of their projects depends on that. That sounds like a political statement, but it is not! I am talking from a human rights perspective that needs cultivating an atmosphere of inclusion and consultation, tolerating different views and different activities.

Q:  I heard you were also investigating the Amuda incidents. Is that true?

Fred Abrahams: Yes, that is true. We also visited Amuda, and we are still in the process of examining all the evidence. We do have concerns about possible excessive use of force, but we have to examine the specifics to determine whether there was any force used against the fighters. YPG claimed that one of their fighters died. The counterclaim is that this guy died in the fighting at Hasakah and did not die at all in the protest. We have to examine materials given to us. We have not yet reached our conclusions. But we will look at it and hopefully have something to say on that.

Q:  Your trip to region came after the announcement of the local autonomy in the region. What do you want to say about that?

Fred Abrahams: I think PYD is playing a very strong role in the autonomy. I do not think anybody would deny that. In my view, they play more of a role than they think they would admit — that is not as pluralistic as the administration claims. But it is also true that it is not only PYD. And there are other parties as well. So again, I come back to my main point: Will it really become an administration that is for governing and not for ruling — those are two different things. I would say the PYD is the strongest force on the ground — that is quite clear. And their influence is the strongest within the governing structure.

Q:  Finally, what about the Assad regime’s presence in Rojava. I know in Qamishli there is a certain regime presence. What was your take on Assad’s power in Kurdish towns?

Fred Abrahams: The Assad forces and the government is basically present in three places in Qamishli: One is in the center so they call it kind of ‘security square,’ you know, the center of town. I think that also includes some Arab neighborhoods. The second is on the Turkish border at the border crossing. The third is at the airport. The airport is important — the UN World Food Program, they airlifted in some humanitarian aid a few weeks ago through this airport. Kurdish authorities told us that they did not see any, any ounce of that — no grain or rice! So, all of the aid was distributed elsewhere. I assume to the government controlled areas, but I do not know for sure. But it definitely did not go to the Kurdish areas! So the regime is there, but as you know, there is an agreement or accommodation so the Asayish forces and the government forces are sometimes passing each other in the street, and they tolerate each other, or there is an agreement, obviously, in an accommodation to allow each other’s presence. But that is a current agreement that they have.

Q: What would be the reason for such an agreement?

Fred Abrahams: To me, it is quite clear that, at this moment, they have no interest in clashing with each other except their common enemy, namely the Islamist forces. So there is a mutual understanding of an agreement to tolerate one another rather than clash. But, how long that would last is unpredictable. I think it would hold so long as their common enemy.

Q: Finally, have you been told about human rights violations and atrocities committed by jihadist militants?

Fred Abrahams: Yes, the first thing is attacks because they are indiscriminate and many times it causes civilian deaths. But then, of course, kidnapping of civilians, which are still occasionally happening — in the past it happened a lot. And finally the maltreatment of fighters who were captured. I saw reports — horrible killings and the beheading of four YPG fighters recently, I think, it was in Afrin. That is an extreme violation of war crime. You know, you have to treat prisoners of war humanely. The last thing I would say is that we did not visit Ras al-Ain or Serekaniye, but I know in that town they complain about looting of a hospital. When the Islamist forces were in the town, they stole all medical equipment from a hospital. That is, of course, a serious violation. It was a civilian hospital and they are still suffering from that, having to buy, import equipment.

http://rudaw.net/english/interview/02032014