Türkiye’nin Dostu Komşu Kürdistanlar

25.07.2013 

Image

Suriye Kurdistanı’nda yani Rojava’da geçen hafta Halk Savunma Birlikleri (YPG)nin Serekaniye’de kontrolü ele geçirmesinden sonra Til Temir’e, ordan da Girê Sipî yani Til Abyad’a sıçrayan çatışmalar son hızıyla devam etmekte.

El Nusra emiri Ebu Musab’i yakalayarak büyük başarı elde eden Kürt güçleri, bu silahlı grupların ellerinde rehin tuttukları 400 sivilin bırakılması karşılığında Ebi Musab’ı serbest bırakmak zorunda kaldı. Şu an için çatışmalar Akçakale’nin karşı tarafındaki Tel Abyad’da devam etmekte. Bu bölgenin stretejik önemi Cizire bölgesini yani Kamışlo, Amude ve Haseke gibi şehirleri Kobane (Ain al-Arab) ile Afrin merkezli Kürt Dağı bölgesini birbirine baglaması.

Irak ve Şam İslam Devleti ile Nusra Cephesi’nin buraya saldırmasının nedeni her iki bölgeyi birbirinden ayırmak. Bu değerlendirmeyi en son Azadi Partisi lideri Mustafa Cuma da, Salı günü Rudaw TV’de katıldığı bir programda dile getirdi. Kürtlerle, Arapların birlikte yaşadığı Tel Abyad’ın, Kürdistan’in bir parçası olduğunu vurgulayan Cuma, Nusra militanlarının Kürt topraklarını birbirinden ayırma çalışmalarına Kürtler olarak izin vermeyeceklerini söyledi.

Irak ve Şam İslam Devleti ile Nusra Cephesi’nin Kürtlere saldırmasının bir başka nedeni de Ramazan sonrası o bölgede bir devlet ilan edeceği. Bu iddiayi görüştüğüm değişik Kürt kaynakları da doğrulamakta.

Bu silahlı grupların, YPG ve ve Cebhet el Ekrad (Kürtlerin diğer halklarla yaşdağı Kürdistan il, ilçeleri dışındaki bölgelerde, diğer halkların da içinde yer aldığı yapı) ile olan savaşının, Kürtler arasında büyük bir dayanışma ruhunu öne çıkardığı görülmekte. Carsamba gunu son durumla ile ilgili görüştüğüm Kobanê Halk Meclisi Eşbaşkanı Ahmed Şêxo 4 bin 500 kişinin YPG’ye katıldığını ve insanlarin katılım için sırada beklediklerini söyledi. Şehirde parti kavramının ortadan kaybolduğunu söyleyen Şêxo, tüm halkın tek vücut halinde şehri savunmak ve savaşın devam ettiği diğer bölgelere destek olmak icin hazır olduğunu dile getirdi. Ayrıca, Kobanê’den büyük takviye kuvvetlerinin Til Abyad’a gittiğini gösteren videolar internette ve sosyal medyada de sıkça paylaşılmakta. Kürt kuvvetlerinin bu zorlaması karşısında, bu silahlı grupların, sivilleri kaçırarak, canlı kalkan olarak kullandıkları haberi hem YPG kaynakları,  hem de olayları takip eden gazeteciler tarafından bildirilmekte.

Savaşın gidişatı üzerine görüştüğüm kaynaklar, Cebhet el Ekrad’ın Irak ve Şam İslam Devleti ile Nusra’ya karsı üstünlük içinde  olduklarını ve Cihadçı militanlara cok kayıp verdirdiklerini bildirmekteler. Fakat, bu gruplarınn sivilleri kalkan olarak kullanmaları nedeniyle, Kürterin istedikleri gibi hareket edemediklerini de ifade etmekteler.

Yukarda bahsettiğimiz Kürtler arası birlik ve dayanışma duyguları,  birbirine soğuk duran siyasi partileri bile yakınlaştırmakta. Mustafa Cuma’ya ek olarak El Parti lideri Dr. Abdulhakim Beşar da Al Arabia televizyonuna verdiği röportajda, radikal grupların Kürt şehirlerine saldırmasını sert bir dille eleştirdi. Suriye muhalefetinin hatalarından dolayı radikal İslamcıların önü açıldı diyen Beşar, bu nedenle Baas rejiminin ömrünün uzadığını da belirtti. “Suriye muhalefeti kendinden başka kimseyi görmüyor. Ne Kürtleri, ne Mesihileri, ne de diğer azınlıkları dikkate aldığı yok ”şeklinde tepkisini dile getiren Beşar, Suriye Devrimi’nin amacından sapıp, radikal İslamcıların savaşına döndüğünü ifade etti.

Kürt Demokrtik Sol Partisi lideri Salih Gedo da, Nusra saldırıları tek bir partiye karşı değil, Kürt halkının kazanımlarına karşı olduğunu belirterek “Devam eden çatışmalar, halkımız için ölüm-kalım savaşıdır. Hiç şüphesiz, meşru savunma gücümüz YPG galip gelecektir” şeklinde konuştu.

Bu son olayların Rojava’da müthiş bir etki yaratarak YPG’ye büyük bir prestij kazandırdığı bir gerçek. PYD dışında birçok parti mensubunun ve sıradan vatandaşların da son günlerde büyük oranda YPG’ye katılmaları bunun en belirgin göstergesi. YPG Genel Komutanı Sipan Hemo ile  yaptığım özel röportajda, Hemo, PYD’nin silahlı gücü oldukları iddiasını kesin bir ifadeyle redderek, Rojava halkının ulusal gücü olduklarını ifade etti. Bu son yaşanan Serekaniye, Tel Temir, Til Abyad çatışmaları ve değişik kesimlerden insanların YPG’ye katılımları da Hemo’nun söylediklerini destekler nitelikte. Var olan destek o kadar büyümekte ki, diğer partilere üye birçok  kişinin,  partilerinin kararına rağmen El Kaide’ye bağlı gruplara karşı savaşmak için YPG’ye katıldıkları çokça dile getirilmekte.

Mevcut duruma bakıldığında, Irak ve Şam İslam Devleti ile Nusra Cephesi’nin Kürtlere karşı saldırıları Rojava halkını birbirine çok yakınlaştırdığı söylenebilir. Hatta deyim yerindseyse bu silahlı  gruplar, istemeden Kürtlere büyük bir iyilikte bulundular.

Devam eden çatışmalar elbette uluslarası arenada da yankı bulmakta. New York Times, Washington Post, Los Angeles Times gibi birçok ünlü gazete, AP, AFP gibi ajanslar, Fox TV, RT TV gibi televizyon kanalları, yoğun bir şekilde Kürtlerin  El Kaide’ye karşı  savaştıklarından olumlu bir dille bahsetmekteler. Yine, ABD Dışişleri Bakanlığı hem Pazartesi hem de Salı günü yaptığı açılamalarda, radikal İslam’ın yayılmasından duyduğu kaygıları dile getirip, Suriye Kürtleri’nin, Irak ve Şam İslam Devleti ile Nusra Cephesi ile savaşını yakından takip ettiklerini dile getirdi. Washington’un aksine, Moskova’dan gelen açıklama ise Kürtler için çok daha olumluydu. Açıklamada, Suriye-Türkiye sınırı boyunca yer alan Til Abyad ve Ras al-Ain kasabalarında El Kaide’ye bağlı silahlı grupların çatışma sonrası aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 200 sivil Kürdü rehin alıp canlı kalkan olarak kullandığına dikkat çekildi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı devamla “Suriye’de devam eden siyasi ve askeri çatışmaya dahil olmayan huzurlu Kürt nüfusa karşı aşırılık yanlısı uluslararası teröristler tarafından işlenen ihlalleri ve katliamı kınıyoruz” dedi. Bütün bu gelişmelere baktığımızda durumdan en çok memnun olması gereken Türkiye’nin tam tersine çok büyük bir rahatsızlık duyduğu gözlenmekte. Ankara, kendi sınırlarının El Kaide’ye bağlılık yemini etmiş radikal gruplardan kurtulup, kendisiyle çok iyi ilişkiler kurmak isteyen Kürtlerin kontrolüne geçmesinden hiç de memnun değil. Hem Sipan Hemo, hem PYD lideri Salih Müslim Ankara’ya çok olumlu mesajlar vermekte ve Türkiye’ye karşı hiçbir şekilde tehdit oluşturmadıklarını dile getirmekteler.

TEV-DEM yöneticisi Dr. Nasir Hacı Mansur da, Serekaniye olayları sırasında iyimserliğini dile getirip, Türkler bu sefer açıkça Nusra militanlarına destek olmadılar dese de, Ankara’da esen olumsuz hava Kürtler arasında büyük bir hayal kırıklığı yaratmakta. Öyle ki Türkiye ile ilişkileri  daha iyi olan Azadi Partisi lideri Mustafa Cuma bile durumdan rahatsızlığını açıkça  dile getirerek şu ifadeleri kullandı. “Kuzey’de devam eden barış süreciyle Türkiye’nin gerçekten değiştiğini, uzun yıllardan beri süregelen Kürt Sorunu’nu gerçekten çözmek istediğni sanmıştık. Ama, Ankara’nın El Kaideci gruplara verdiği destek bizleri cok üzmekte.”

Gerçekten de “Çözum Süreci”nde olan bir Türkiye’nin, 20 milyon Kürdün akrabası olan üç milyon Kürde karşı takındığı bu olumsuz tavır hem siyasetçiler tarafından, hem de halk tarafından hayretle karşılanmakta. “PYD sınırı ele geçirdi” diye ortalığa korku salmaktansa, Kürtlerin, Ankara’ya uzattığı eli tutup, ona göre iyi ilişkiler gelişirmek en başta Türkiye’nin çıkarına olacaktır. Irak Kürdistan Bölgesi ile var olan üst ekonomik, ticari ve siyasi ilişkiler ise bu durumun en iyi ispatıdır. Ankara’nın, Rojava Kürtleriyle  ve özellikle de o bölgenin en güçlü partisi PYD ile ilişki geliştirmek, sadece Türkiye Kürtleri arasında değil, Irak Kürtleri için de  büyük bir memnuniyet kaynağı olacaktır. 900 km. uzunluğunda olduğu söylenen sınırın diğer tarafında Kürtlerin olması, Kürtler için olduğu kadar Türkiye için de daha güvenli olacaktır.

Ayrıca, şunu da belirtmekte fayda var ki, Türkiye ve Suriye Kürtleri arasındaki ilişki, diğer parçalardaki Kürtlere kıyasla çok daha özel. Cizre Kürtleri Derik’le, Nusaybin Kamışlo’yla, Kızıltepe Dirbesiye ve Amude’yle, Ceylanpınar, Serekaniye’yle (her iki sehrin Kürtçe isimleri de aynı. Serekanîya Serxetê ve Serêkanîya Binxetê yani hat/sınır üstündeki Serekaniye ve hattın/sınırın altındaki Serekaniye) Suruç Kobane’yle, Antep ve Kilis Kürtleri de, Afrin’le aynı kültürü ve gelenekleri paylaşmakta.

Bu nedenle de Rojava Kürtleri ile iyi ilişkiler kuran bir Türkiye, kendi sınırları içindeki Kürtler’le de ilişkilerini şüphesiz daha da ilerletecektir. Ankara, Rojava Kürtleri’ni bir tehdit gibi görüp, El Kaide ile bağlantılı radikal örgütleri desteklemektense, güney sınırını güvene alacak bir Rojava Kürdistanı’nı desteklemelidir.

Türkiye’nin şu anda bölgedeki en iyi dostu olan  Kürdistan Bölgesi’nin Başkanı, Mesut Barzani’nin de geçenlerde dile getirdigi gibi, Kürtler Ortadoğu’da hiçbir halka düşmanlık ve kin beslemediği gibi, kendilerini en çok da Türkiye’ye yakın hissetmektedirler. Bu gerçekliği görüp, Kürtler’in uzattığı dostluk elini tutmak Ankara’daki aklı-selim insanlara düşüyor. Şu an için var olan Kürt karşıtı refleksi kırıp sağlam bir dostluğa ve işbirliğine dönüştürmek, sadece Türkler’e ve Kürtler’e değil, tüm bölge için çok hayırlı sonuçlar doğuracaktır.

http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/turkiyenin-dostu-komsu-kurdistanlar-28470

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s