Kürtler’in IŞİD’e Karşı Mücadelesinde YPG’nin Rolü

07_19_21_06_

Mutlu Çiviroğlu https://twitter.com/mutludc

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Musul’daki Irak Ordusu’na ait depolarda çok miktarda gelişmiş Amerikan mühimmatını ele geçirdikten sonra, elinde bulundurduğu toprakları oldukça genişletti.

Son zamanlarda IŞİD ve Kürtler arasında Suriye’nin sınır kenti Rabia’dan Şengal’e ve Kerkük’ten Celawla’ya kadar birçok cephede şiddetli çatışmalar yaşandı. Peşmergelerin bazı önemli cephelerden geri çekilmesi IŞİD’in yayılmasına yol açarken, PKK ve YPG’nin desteği ve ABD’nin hava desteği ile peşmerge kaybettiği birçok bölgeyi yeniden kontrol altına almaya başladı.

Kürt yetkililer, IŞİD’in hızlı ilerleyişinin, ele geçirdikleri yüksek teknolojik üstünlüğe sahip Amerikan silahlarının peşmergenin kullandığı silahlardan daha üstün olmasından kaynaklandığını belirtiyor. Bu nedenle, Kürt yetkililer IŞİD’e karşı etkili bir şekilde savaşabilmelerini sağlamak için Washington ve Batı’dan yüksek sesle silah taleplerini dile getirdiler. Her ne kadar ABD Kürtlere ağır silahlar vermek konusunda çok istekli olmasa da, son günlerde Kürtlere bir miktar mühimmat gönderildiğinin belirtildiği raporlar var.

Birçok uzman tekrar tekrar IŞİD’in nasıl sürekli olarak kontrolü altında bulundurduğu toprakları genişlettiği ve nasıl hiç kimsenin gerçekten onlara karşı etkili bir şekilde savaşamayacağı hakkında yazıyor. IŞİD’in Irak ve komşu ülkeler için arz ettiği tehlikenin çok ciddi olduğu ve bunun uluslararası düzeyde dikkatleri çekmesi gerektiği doğrudur, ancak, şimdiye kadar hiç bir askeri gücün bunları durduramadığı söylemi gerçeğe uygun değil.

Rojava Kürtlerinin büyük bir çoğunluğunun artık ulusal savunma gücü olarak gördüğü Halk Savunma Güçleri (YPG), IŞİD’e karşı halan devam eden çok başarılı bir savaş verdi. IŞİD, Esad rejimine birçok kayıplar verdirmiş ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve diğer radikal grupları da kendi otoritesini kabul etmeye zorlamış olsa bile, YPG IŞİD ile girdiği her askeri mücadelede onları yenmiş ve IŞİD’in Rojava’da yeni topraklar elde etmesini engellemiştir.

YPG bir süredir Suriye’nin kuzeyinde üç ayrı Kürt bölgesini askeri açıdan kontrol ediyor. Afrin, Kobane ve Cezire’de iki yıldan daha fazla bir süredir Kürtler ve diğer topluluklar için görece huzurlu ve istikrarlı bir alan sunuyor. Yakın zamanda YPG, IŞİD’in Irak’ın Musul kentine komşu olan stratejik öneme sahip Haseke şehrine doğru ilerleyişini engelledi. Eğer YPG’nin bu başarılı müdahalesi olmasaydı, IŞİD Haseke ve Musul bölgelerini birleştirip bu iki bölgeyle de ortak sınırı bulunan Türkiye ve Suriye için daha büyük bir tehlike arz edecekti.

Hasakah_Asayish_Parade (1)

İŞİD ve YPG arasındaki diğer önemli çatışma alanlarından biri de resmiyette Ain al-Arap olarak bilinen Kobane bölgesi. Geçen Haziranda, IŞİD Musul’dan getirdiği tanklar ve zırhlı araçların da olduğu Amerikan Humvee’lerle desteklediği bir taarruz gerçekleştirdi. Yeni silahlar ve daha kalabalık bir güçle YPG’yi ezmek istemesine rağmen, IŞİD şehri ele geçirmeyi başaramadı ve büyük kayıplar verdi. Böylece, Kobane’yi IŞİD’in merkezi konumundaki komşusu Rakka’yla birleştirme planı başarısızlığa uğradı.

IŞİD, Musul’u ele geçirdikten hemen sonra zengin petrol kaynakları olan Kerkük’ü de kontrol etme çabasına girdi. Ne var ki, Kurdistan Yurtseverler Birliği (KYB) peşmergeleri zaman kaybetmeden harekete geçti ve şehrin IŞİD’in eline geçmesini engelledi. Iraklı Kürtlerin YPG’den destek istediğine dair raporlar oldu ama yakın zamana kadar bu raporlar resmi olarak kabul edilmedi. 10 Ağustos’ta, YPG Sözcüsü Polat Can kendi resmi Twitter hesabından YPG’nin özel anti-terör birliklerinin bir aydan beridir Kerkük ve Celawla’da peşmergeyle birlikte IŞİD’e karşı savaştığını duyurdu.

IŞİD, Irak’a yönelik saldırıları arttıktan sonra, YPG, 2 Ağustos’ta Rabia sınır kapısını korumak için Irak’a girdi. Can’a göre bu hareket Irak Kürtlerinin talebi üzerine peşmergelerle koordinasyon içinde yapıldı. Bir kaç gün devam eden şiddetli çatışmaların ardından YPG önce sınır kapısını ve ardından Rabia kentinin kontrolünü ele geçirdi.

Bu iki videoda YPG savaşçılarımın ve peşmergelerin Rabia yakınlarında beraber görüntüleniyor.

***

***

Şu anda Irak’taki Rabia, Şengal ve Kerkük’te IŞİD’e karşı aktif olarak savaşan yüzlerce YPG savaşçısı var. Şunu da belirtmekte yarar var; HPG de Irak’ta peşmergelerden ve yer yer de YPG’den destek alarak savaşıyor ve birçok cephede çatışmalara öncülük ediyor. İnternette yayınlanan bir videoda peşmergelerin, kendilerini kurtardıkları için YPG’ye teşekkür etmesi de bu durumun bir göstergesi.

Şöyle bir ironik durum da var ki; PKK, ABD’nin terörist listesinde olmasına rağmen, Washington’la aynı saflarda ciddi bir tehdit oluşturmaya başlayan IŞİD’e karşı savaşıyor. David L. Phillips gibi önde gelen Amerikalı uzmanlar Washington’un PKK’yi bu listeden çıkarması için iyi bir dönem olduğuna inanıyor. Nitekim PKK’nin ABD ve peşmergeyle beraber IŞİD’e karşı savaşta öncü olduğu gerçeği bu tür çağrıları daha da güçlendiriyor. Amerikan Wall Street Journal gazetesi de iki gün önce bu konuda ilginç bir yazı yayınlandı. Hatta geçen hafta, Beyaz Saray’ın PKK’yi terör örgütleri listesinden çıkarması için internet üzerinden bir kampanya başlatıldı.

Son zamanlarda sosyal medyada PKK savaşçılarının Irak Kürtleri tarafından kurtarıcı kahramanlar olarak sevinçle karşılandığını gösteren birçok görüntü dolaşıyor.

Iraklı Kürt uzmanlara göre bunun sebebi örgütün gelişmiş askeri yeteneklerinin ve uzun yıllara dayanan gerilla savaşı deneyiminin IŞİD’in ilerleyişini durdurabileceğine olan inanç. Buna karşın peşmergenin genel olarak yeterli eğitim ve etkili askeri bilgi ve beceriden yoksun olduğu hatırlatılıyor.

Zaten yerel medya, örneğin bağımsız NRT TV, PKK savaşçılarının Mahmur gibi stratejik öneme sahip bir kentin kurtarılmasında kritik bir rol oynadığını duyurdu. Bilindiği gibi Erbil’e yarım saat sürüş mesafesinde olan Mahmur düşseydi, IŞİD için Kürdistan Bölgesi başkentini almanın önü de açılmış olacaktı.

YPG’ye gelince, belki de oynadığı en önemli rol yakın zamandaki krizde Şengal’de dağda mahsur kalan binlerce Ezidi Kürt sivili kurtarması oldu. IŞİD, Şengal ve Kürdistan Bölgesi arasındaki bağlantıyı sağlayan tek yolun kontrolünü ele geçirince, YPG savaşçıları, IŞİD’in çemberlerini kırıp Ezidi siviller için bir güvenli geçit koridoru açmayı başardı. Bu gelişme sayesinde, on binlerce Ezidi çocuk, kadın ve yaşlı Duhok, Zaxo ve diğer güvenli bölgelere YPG’nin askeri desteği eşliğinde ulaşabildiler. Binlerce Ezidi aile Rojava’daki Cezire Kantonu tarafından açılan Derik yakınlarındaki Newroz Kampı’nda kalmayı tercih etti. 9 Ağustos’ta yerel hükümet sözcüsü Ciwan Mihemed AP’ye Newroz Kampı’nda 15 bin kişinin olduğunu söyledi. Rojava’da benim konuştuğum bazı yerel kaynaklar da bazı Ezidi ailelerin Serekaniye ve Tirbespi’deki akrabalarının yanına gittiklerini de söylüyor.

Ezidilerin kendi ifadelerine göre, tanınan Ezidi kanaat önderi Qasim Şeşo vb. kişilrin öncülük ettiği yerel Ezidi birliklerinin yanı sıra YPG (ve daha sonra da PKK savaşçıları ve peşmergeler) İŞİD’e karşı savaşıyor.

Her ne kadar yukarıda bahsedilen Kürt güçleri ve ABD’nin havadan yardımları sayesinde kayda değer bir ilerleme sağlanmışsa da, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve yerel kaynaklar halen dağlarda kalan binlerce işinin açlık, susuzluk ve hastalıklarla karşı karşıya olduğunu belirtiyor.

On yıllar süren savaş deneyimlerine dayanan usta komutanlarının olması YPG’ye gelişmiş askeri yetenekler sağladığı muhakkak. Bunun yanı sıra, savaşçılarının sıkı disiplinli olması da YPG’ye önemli bir avantaj sağlıyor.

YPG Female

Kadınların YPG’ye aktif katılım gösteriyor olması da vurgulanması gereken başka bir nokta. Ortadoğu gibi kadınların ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü bir bölgede, Kürt kadınları görece daha iyi bir statüye sahipler. Kadın Savunma Birlikleri ya da YPJ olarak adlandırılan YPG’nin kadın güçleri, birçok kadın tarafından kendi bilgi ve yeteneklerini gösterebilecekleri ve geliştirebilecekleri bir platform olarak görüyor. Kürt kadın savaşçıların birçok şiddetli çatışma cephesinde ön saflarda olduğu bir sır değil. YPJ’nin Kürt kadın savaşçıları IŞİD’e karşı ‘efsanevi keskin nişancılar’ olarak adlandırılıyor. Zaten IŞİD üyeleri de birçok defa basına yansıdığı gibi bu kadın savaşçıların tarafından öldürülmekten çok korkuyorlar çünkü o durumda ‘cennete’ gıdemiyorlar.

YPG’nin başarılı olmasının bir diğer nedeni de savaşçılarının çoğunun belli bir ideolojiye inanan, politik açıdan bilinçli insanlardan oluşması. Bu savaşçılar kendi insanlarını ve şehir ve kasabalarını korumak için oldukça yüksek motivasyona sahipler. Zaten YPG’nin sahip olduğu en etkili silahlardan biri arkasındaki bu güçlü halk desteği. 15’den fazla siyasi partinin bulunduğu parçalı Rojava’da YPG halkla sıkı bağlar kurmuş görünüyor. Benzer şekilde Irak’ta da, özellikle de son zamanlarda büyük travma yaşayan Ezidi toplumunun her fırsatta güçlü bir şekilde saygı ve minnet duygularını dile getirdiği YPG, burada da halkla aynı bağı kurmayı başarmış görünüyor. Kürdistan Bölgesi medyasının büyük çoğunluğu da YPG savaşçılarından övgüyle bahsedip onların IŞİD’e karşı verdiği savaş için övgüler diziyor.

IŞİD tarafından yaratılan bu kaotik atmosferin, Kürtleri kendi düşmanlarıyla savaşlarında bir araya getirmek gibi olumlu bir yanı da oldu. KPD, PUK, Goran, PKK, PDK-I, PJAK hepsi beraber birçok cephede bütün Kürt şehirlerini savunmak için IŞİD’e karşı savaştılar ve halen de savaşıyorlar. Kürtler, IŞİD’in Kürdistan ve bölge için ne kadar büyük bir tehlike arz ettiğinin farkındalar ve bu doğrultuda IŞİD’e karşı daha etkili savaşabilmeleri için uluslararası toplumdan daha iyi silahlar talep ediyorlar.

Başkan Obama’nın hava saldırılarıyla destek verme kararı,  Kürtler açısından moral üstünlük sağlamanın yansıra, IŞİD için de caydırıcı bir faktör olduğu gerçek. İçinde geçmekte olduğumuz bu kritik dönemde bu gelişme aynı zamanda Batı’ya, Kürtlerin, Ortadoğu’da güvenilir bir müttefik olduğuna ve desteklenmeleri gerektiğine dair bir mesaj da gönderiyor. YPG ise iki yılı aşkın bir süredir Rojava’da, şimdi de Irak’ta IŞİD’e karşı verilen mücadelede hayati önem taşıyan bir rol oynadığı için Batı’nın desteklemesi gerekenler arasında ön sırada yer alıyor. Zaten CNN, BBC, Al Jazeera başta olmak üzere uluslararası basın bu son krizde YPG’nin rolüne sıkça vurgu yapmakta ve on binlerce Ezidi vatandaşın YPG savaşçıları tarafından kurtarıldığını haber ve yorumlarında dile getirmekteler. IŞİD karşısındaki başarılarını Rojava’dan sonra Irak ve Kürdistan Bölgesi’nde de ispatlayan ve uluslararası alanda da tanınmaya başlayan YPG’nin ismini önümüzdeki süreçte daha da duyulacağı kesin. Dileğimiz daha önce YPG ile yakın ilişkiler kurma konusunda istekli görünmeyen Türkiye’nin de bu değişen durumu iyi görüp, IŞİD karşısındaki en güçlü yapı YPG ve de Rojava ile sıcak ilişkiler geliştirmesi.

12 Ağustos 2014

One thought on “Kürtler’in IŞİD’e Karşı Mücadelesinde YPG’nin Rolü

  1. GERÇEK BARIŞ SÜRECİ ORTADOĞU’DA KÜRT HALKININ BAĞIMSIZLIĞI VE ULUSAL HAKLARININ TEMİNATI İLE MÜMKÜNDÜR…
     
    Şimdi TC çetelerinin barış süreci dedikleri fenomen, Osmanlı döneminden daha geri, çirkef bir durumu yansıtmaktadır.
    Türk yönetimi, cezaevinde tuttukları bir kişiyi, rehine gibi kullanarak, Kürtlerin bütün haklarının yok edilmesi temelinde, Kürtleri teslim alma politikası gütmektedirler. İmralı, veya barış süreci adını taktıkları tiyatronun oyuncularını bile kendi öz adları anmaktan aciz bir devletin ‘süreç, müzakere’ yalanlarına kapılmak ihanete götürür! 
    AKP’nin Çözüm süreci adını verdiği, post modern Kemalizmi yeni bir kılıf altında devam ettirme, Kürtlerin hakkını hukukunu yok sayarak, bir yüz yıl daha yok etme sürecidir!
    Türk yönetimi, süreç diye adlandırdığı tiyatorunun oyuncularını lakap takarak çağırmaktadır. Abdullah Öcalan ismi yerine, ‘imralı adası’, ‘terörcü başı’, ‘heyet’ gibi isimler kullanılarak, ‘sürecin’ ciddiyet derecesi açıkça ortaya serilmektedir. Türk devleti, bu anlamda normal bir devlet imajı yerine, eşkiya bir devlet görümüne bürünmektedir. Türk parlamentosunun, bu haliyle, özgürlük isteyen Kürdistan kitlelerini memnun ve mesut edecek bir karar alabilmesi mümkün değil. Bu çok önemli de değil aslında. Koşulları ve kurumları oluşmadan alınmış kararların fazla ömürlü olmayacağını sistemler, halklar ve parlamentolar tarihinden biliyoruz. Bir sene içerisinde beş anayasa yapan, birkaç parlamento dağıtan devletler ve ülkeler var. Antlaşma yapmak için, kendileri ile barış yapılacak şahıs veya gurupların adları açıkça söylenmediğine göre, ortada daha tehlikeli bir oyunun dönüşü sözkonusudur…! Sürecin muhatapı, Kürt tarafı diye lanse edien taraf, kendi adı ile değilde Marmara denizinde bir ada (İmralı) adı ile anılıyorsa burada bir bit yeniği vardır anlamı çımaktadır. 

    KÜRTLER İMRALI ADASINDA DEĞİL, KÜRDİSTAN’DA YAŞIYOR!
    Barış, İmralı adasında yaşayan bir hakla değil, Kürt halkı ile yapılacaktır!
    Türkiye, sözde barış yapacakları Kürtlerin adını anmaktan acizdir. Demek ki Türk insanı Kürtlere o kadar alerji duyuyor ki, TC yönetimi, barış sürecini imralı adasında başka bir halkla yapmakta oldukları imajını vererek, Kürt düşmanı Türklerin gözlerini boyamak zorunda kalmıştır! Gerçek bir barış süreci varsa neden bu kadar adi bir aldatmacaya başvuruluyor. Barışacak kişi veya milletler, birbirlerini oldukları gibi kabul edemiyorlarsa, barış nasıl olacak??
    Böylesine bir sürecin daha baştan çökmeye mahküm olduğu ortadadır. Savaş ruhu taşıyan Türkler, Kürtleri eşit derecede bir halk olarak görmek yerine, onların adlarından bile öcü gibi korkuyorlar, bu ruh haliyle nasıl barışacak bunlar!! Ne yazık ki çoğunluğu cahil kalmış Türkler, imralı adasının nerede olduğundan bile habersizdirler….
    AKP, diğer öncülleri gibi, kırmızı kitabı elinde, bağırıp çağırarak varolan statükoyu sürüdürmede kararlı olduğunu söylemeye devam ediyor! Erdoğan’ın Suriye Kürtlerine yönelik tavırları, askeri darbecilerinkinden daha iyi değildir. Bu tutumlar, çözüm hayallerini köpürten düzen güçlerinin Kürt halkına yönelik imha ve inkara dayalı ırkçı-inkarcı resmi devlet çizgisini sürdürdüğünü gösteriyor.
    Ciddi ve dürüst çalışmalar, ortak plan ve süreçler ancak, karşılıklı güven ve açıklıkla yapılır. Gizli kapalı oyunlar oynanıyorsa, dümenler dönüyorsa, bu iş ta baştan yıkılmaya mahkümdur. Kalıcı barış ancak adalet ve eşitlik temelinde Kürt sorununun gerçek, yani ulusal haklarının verilmesi ve kendi topraklarında hakimiyet kurması ile sağlanabilir.
    Rehin gibi tutulan ve adı ile bile anılmayan A. Öcalan’ın, burada, Kürt halkının ulusal haklarının tümden inkarı sürecine tepeden inme ‘önder’ diye, hemde TC’nin kendisi, barış masasına oturan karşı taraf olarak, düşman tarafından lanse edilmesi, bütün Kürtlerim dikkatini çekmektedir…Ortada seçimle gelen Kürt temsilcileri olmasına rağmen, bunların manipule edilerek, cezaevinde rehin tutulan bir kişinin tek lider diye angaje edilmesi ve bu kişinin de, ‘biz Kürtler için artık bir şey istemiyoruz’ beyanını vermesi, kürt halkına vurulan büyük bir darbedir!
    Bu durum, İŞİD’e, ben artık sizdenim demeye benzer, ama kelle kurtulur mu, o da henüz belli değildir!

    Kürtlerin Soykırımı İçin IŞİD ve Tampon Bölge planı!

    AKP iktidarı;  sırası geldikçe “barış süreci” ya da benzer tanımlamalar ile Kürtleri oyalarken, diğer taraftan da petrol alanlarına sahip çıkmak için yeni planların peşindedir.
    IŞİD örgütlenmesinde rolü olduğu bilinen,Başbakan Davutoğlu’nun devreye soktuğu derin stratejinin gereği  örgüte savaşsın diye gönderilen 5 000 özel timci, 250 MİT mensubu, modern savaş araç ve gereçleri ile  Kürtleri barış masasına gelmeden elimine etmeyi, başarılamaması  halinde  ise dize getirmeyi hedeflemektedir.
    Türkiye, çıkarları gereği, Kürtleri soykırıma uğratsın diye İŞİD’i büyütmeyi hedeflemektedir.
    Başka bir ifade ile TC nin hedefi Kürtlerin soykırımıdır. Zira, yurtlarından edilerek göçmenleştirilmiş Kürtleri hedeflerinden koparmak devamında asimile etmenin mümkün olduğuna inanmaktadır.Böylesi bir soykırımı göze alan iktidar,  aslında herkesi yakacak bir alev topuyla oynamaktadır.
    İşte, tam da Bağımsız Kürdistan devletinin kuruluş şartlarının hızla olgunlaştığı bir durumda, Ortadoğu’da bütün halkların kendi sınırlarını çizmekle uğraştığı bir anda ‘herşeyden vazgeçiyoruz’ demenin ne anlama geldiğini bilmeyen çoban yoktur Kürdistanda!
    Türk devleti Kürtleri bir kez daha kandırırsa ne olur? Üç-beş yıllık zaman kaybından başka hiçbir şey olmaz. Hatta eski yöntemler tümden iflas etmiş olacağı için buna kayıp da denmez.
    TC oyun oynuyor! Bu tartışılmaz. Kobanê’yle dayanışma eylemlerinden önce de böyleydi, IŞİD’in Kobanê’ye saldırısının yoğunlaşmasıyla beraber, çözüm süreci denilen oyunun deşifresinde ilerleme görülüyor. Adları ile anılmayan oyuncular, PKK içerisindeki MİT yönlendirmesi gurupların zorda kalması kaçınılmazdır.
    AKP başı, çete lideri Erdoğan,  Tek ulus, tek devlet, tek bayrak ve tek dil’ paradigması devam etmektedir.’ diyerek gerçek amacını her geçen gün tekrarlayarak oyun oynadıklarını artık gizlemiyor!
    Tayyip Erdoğan, daha önce de “anayasa değişikliği yok, af yok, Kürtçenin eğitim dili olarak kabul edilmesi yok” demişti. Kürtçenin eğitim dili olması, genel af talebinin karşılanması, anayasal vatandaşlık vb. asgari taleplere bile düşmanca yaklaşan Osmanlı kırması iktidarın Kürt sorunu konusunda tekçi anlayışı sürdürecekleri aşikardır.
    Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’den gelen açıklamalar devletin Kürt sorununa, Kürt halkının haklı taleplerine yönelik bakışının özü, özetidir. Tek ulus, tek devlet, tek bayrak ve tek resmi dil paradigması devam etmektedir. Etnik ve kültürel farklılıklar zenginliğimizdir denilerek Kürt halkının devrimci dinamizmi düzenin labirentleri içinde boğulmak istenmektedir. AKP ve Genelkurmay’ın çözümden anladığı Kürtlerin bir kültürel zenginlik ögesi olarak kabul edilmesidir. Kürt sorununun çözümünden anladıkları şey ise Kürt halkının denetim altında tutulmasıdır.
    Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı açıklamalar “çözüm” sürecinin nasıl bir aldatmaca olduğunun net ifadesidir. Açıklamalar, Kürt halkının olmazsa olmaz dediği haklarına ilişkin olarak herhangi bir vaatte bulunmadığının göstergesidir. Nitekim Tayyip Erdoğan daha önce de anadilde eğitimin gündemlerinde olmadığını belirtmişti. Zira tüm düzen güçlerinin asıl amacı Kürt sorununu değil Kürt hareketini çözmektir. Bu saldırının biricik panzehiri ise Kürt halkının ulusal hak ve özgürlüklerini devrimci mücadeleyle söküp almasıdır. 
    Bu anlayış barışın değil savaşın projesidir. Yani “çözüm süreci” barışın değil, sınır tanımayan kapsamlı bir saldırganlık ve savaşın projesidir.
    Asıl yapılması gereken “çözüm” aldatmacasıyla zaman yitirmemektir,  Kürdistan, bağımsız bir devlet olarak ortaya çıktığında, Türkiye, Ortadoğu ancak bu koşullarda barışın egemen olduğu bir coğrafyaya dönüşecektir.
    AKP demokrasiyi yok etme sürecini devam ettirirken, saçma bir barış sürecinin gerçekleşmesinin mümkün olmadığı, çözüm süreci adı verilen planın, AKP’nin rezil politikalarının üstünü örtmeye yaradığı da artık gizlenemez.
     
    Saygılar ve selamlar

    Ferdi Kader, B. Zeynep Aker

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s