Gazeteci Mutlu Çiviroğlu: IŞİD’in Bağhuz’daki son günlerini anlattı

Amerika’da yaşayan gazeteci Mutlu Çiviroğlu, Mart ayı başlarında Suriye’nin kuzeydoğusuna giderek IŞİD’in ilan ettiği hilafetin son günlerine tanıklık etti.

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) IŞİD’in son kalesinde sürdürdüğü operasyonları yakından izleyen Çiviroğlu, The Defense Post’a gözlemlerini aktardı.

Aryen Haber Sitesi tarafından çevirisi yapılan röportajın tamamını siz okurlarımızla paylaşıyoruz.

Ne zamandan beri Bağhuz’dasınız ve ön saflara ne kadar yaklaşabildiniz?

Üç haftadır Bağhuz’da bulunuyorum. Zaman zaman Kobani ve Rakka gibi farklı şehirlere seyahat ettim. Bağhuz’un içinde de IŞİD ön cephesinden neredeyse 100 metre mesafede keskin nişancıların menzilinde bulundum.

Siz oradayken çatışmaların seyri nasıl değişti?

Son günlerde geceleri çatışma oluyordu ve IŞİD SDG’nin ilerlemesini engellemeye çalışıyordu. Koalisyon jetleri ve ağır silahlar SDG’yi desteklemekteydi ve çatışmalar, IŞİD’in SDG güçlerini hedeflemesini engellemek için çoğunlukla gece meydana geliyordu. IŞİD’in sivilleri rehin aldığı (Ezidiler, diğer kaçırılan insanlar) ve bu insanları canlı kalkan olarak kullanabileceği endişesi, operasyonları SDG açısından zorlaştırdı. Bu yüzden gündüzleri havan saldırıları olurken geceleri daha şiddetli çatışmalar yaşanıyordu. Gece operasyonları ayrıca IŞİD savaşçılarını etkisiz kılmak için termal kamera kullanan uçaklara da bir avantaj sağlıyordu.

Video oynatıcı

IŞİD ne tür bir direniş gösterdi?

IŞİD, büyük bir direnç gösterdi. Operasyonun son aşaması Ocak ayından bu yana devam ediyor. Bu küçük kasabada binlerce insan olduğu için operasyonun birçok kez durdurulması gerekiyordu, çünkü her seferinde belirli sayıda insan IŞİD tarafından serbest bırakılıyordu. Bu, SDG için bir engel teşkil etti, çünkü tam savaşmaya başladıklarında tekrar durmaları gerekiyordu. Bu insanları tahliye etmek, taramadan geçirmek çok zaman alan bir işlemdi. Operasyonunun yanı sıra, SDG ve Koalisyon Güçleri için bu tarz zorluklar vardı.

Ancak IŞİD’in çok kuvvetli bir şekilde karşı koyduğunu görebiliyoruz. Çünkü savaşçılarının çoğu dünyanın çeşitli yerlerinden, ama özellikle de Çeçen ve Dağıstan’dan gelen ya da Kuzey Afrikalı, savaşta tecrübeli cihatçılar. İdeolojilerine inanan kişilerdi, bu yüzden karada sert bir mücadele verdiler.

Uzun zamandır Bağhuz’da bulundukları için coğrafyaya aşina olmuşlardı. Çoğunluğu Kürtlerden oluşan Suriye Demokratik Güçleri’nin geldikleri şehir ve kasabalar ise buradan 200 ila 300 km uzakta, hatta daha da uzak mesafede. Tanımadıkları bir alanda savaşıyorlardı. Bu, SDG için bir dezavantaja neden oluyordu.

Ayrıca IŞİD tarafından canlı kalkan olarak kullanılan siviller, SDG ve Koalisyonun işini çok daha fazla zorlaştırmıştı. Son birkaç günde, SDG ve Koalisyonun sivilleri hedef aldığını söyleyen propagandalar yapılıyor. Ancak tüm uluslararası medya, insan yaşamının, sivillerin korunduğunu – hatta teslim olmuş ya da şüpheli IŞİD savaşçılarına bile insanca muamele edildiğini –  gözlemledi. Saygılı davrandılar. Pek çok gazeteci, SDG’nin insan yaşamına nasıl değer verdiğine ve onları korumaya çalıştığına ilk elden tanık oldu.

Mücadeleye geri dönersek, ağır silahlar, hendekler, intihar eylemcileri (erkekler ve kadınlar) kullanıldı ve bazı durumlarda motosikletli intihar saldırılarını da devreye koydular.

SDG üyeleri, Bağhuz’daki IŞİD kamplarında kadın ve çocukları kontrol ediyor

SDG kaynaklarından aldığım bir diğer bilgi de, IŞİD savaşçılarında yerel IŞİD üyeleri ve uluslararası cihatçılar arasında bir anlaşmazlık olduğu yönünde. Suriyeli ve bölgesel IŞİD üyeleri teslim olmaya eğilim gösterirken, uluslararası IŞİD üyeleri, özellikle Rus kökenli ve diğerleri, sonuna kadar savaşmaya istekli görünüyordu.

Bunu paylaşmak istiyorum, çünkü hepsi sonuna kadar savaşmaya devam etmedi. Elbette bu, örgütün bir taktiği olabilir; belki de daha önce Suriye ve Irak’ta olduğu gibi, hapishaneden kaçma fırsatları olacağını umarak savaşçılarından bir kesimini uzaklaştırıp ileriye yönelik kullanma planı olabilir.

Sebep ne olursa olsun, çok sayıda savaşçı teslim olmayı seçti. Bunun, SDG’yi oyalamaya ve yavaşlatmaya yönelik bilinçli bir taktik olabileceğini  ve sözde teslim olmuş insanları gelecekte kullanma amaçlı yapıldığına inanıyorum.

IŞİD’in çatışmada kadınları veya çocukları kullandığını gördünüz mü?

Kendi gözlerimle görmedim, ancak komutanlarla konuşurken, kadınları kullandıklarını duydum. Son birkaç günde ise kadın ve çocukların IŞİD savaşçıları olarak kullanıldığını, çocukların silah taşıdığını kanıtlayan bazı videolar ortaya çıktı. Yine kadınlar bu hafta ve daha önce de intihar saldırıları düzenlediler.

Geçtiğimiz günlerde teslim olan kadınlar arasında bile çok fanatik olanları gördük. Çoğu çok sert, hiç vicdan azabı duymuyorlar, hiç pişman değiller ve IŞİD’in ideolojisine ve savaşına devam edeceğine söz veriyorlar. Hala Ezidi halkına yönelik kötü davranışları ve Ezidi kadınların köleliğini haklı çıkaran kadınları gördüm.

Bu yüzden kesinlikle zorla savaştırılan bazı kadınlar olabilir, ancak IŞİD’de olmayı ve sonuna kadar savaşmayı tercih eden çok sayıda kadın da mevcut. Bu kadınların kendi ülkeleri veya gittikleri yer için ciddi sorunlara neden olabileceğine inanıyorum.

Video oynatıcı

Bu küçük bölgeyi temizlemek neden bu kadar uzun sürüyor?

Çünkü binlerce insan vardı. Hiç kimse, ne SDG ne de Koalisyon Güçleri, bu kadar çok insanın böyle küçük bir yerde yaşayabileceğini tahmin edemezdi. Geçtiğimiz haftalarda Bağhuz’dan on binlerce insan tahliye edildi. Bu büyük bir sayı. Operasyon her yoğunlaştırıldığında, IŞİD çok sayıda kişiyi serbest bıraktı. Bu da operasyonu radikal bir şekilde yavaşlattı. Sivil hayatın ve olası tutsakların hayatlarının korunmasına odaklanmak, SDG ve Koalisyonu kendi savaşçılarını yormak pahasına da olsa, daha dikkatli olmaya ve operasyonu yavaşlatmaya itti.

Bu kadar çok sayıda insanın küçük bir yerde olması, bu operasyonun çok yavaş ilerlemesinin temel nedenidir. Bu yüzden ve IŞİD’in Irak-Suriye sınır hattındaki son nokta olması, hala ne tür bir yer olduğu ve IŞİD’in nasıl bir hazırlığı olduğu hakkında bir gizem oluşturuyor.

İnsanların yaşadığı birçok hendekler ve yeraltı tünelleri gördük, bu nedenle muhtemelen gözlem uçakları onları yakalayamadı. Bu, SDG kara kuvvetleri için kapalı bir kutu gibiydi. Ne geleceğini bilmiyorlardı. İlerlerken ekstra temkinli olmalarının sebeplerinden biri de buydu.

IŞİD savaşçılarının yaşadığı kampları tarif edebilir misiniz?
Kamp koşulları çok korkunç. Kasaba çok küçük ve insan sayısı son derece yüksek. Bu yüzden muhtemelen yiyecek, su ve sıhhi tesisatla ilgili sorunlar var. Kötü bir koku var. İnsanlar kötü koşullar altında bu yerlerde yaşıyorlardı.

Koalisyon onlara fırsat verdi, ancak hepsi teslim olmayı kabul etmedi. Gördüklerimize dayanarak, durumun zor olduğunu söylüyorum, çünkü böyle küçük bir yer bu kadar çok insanı barındırmak için uygun değildi.

Video oynatıcı

SDG savaşçılarının morali nasıl? Hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyorlar mı?

SDG savaşçılarının morali çok iyi. Bir zafer kazandıklarından ve IŞİD’in halifeliğini sona erdireceklerinden eminler, ancak aynı zamanda IŞİD’in bununla bitmediğini de biliyorlar.

Bir şekilde – uyuyan hücrelerin peşinden gitme, kurtarılan alanların istikrara kavuşturulması ve IŞİD ideolojisinin gelişmesine izin veren koşulların ortadan kaldırıldığından emin olmak için –  IŞİD ile mücadelenin ikinci aşamasına hazırlanıyorlar. Yani uzun soluklu ve kalıcı bir mücadele. Bunun bilincindeler. Bağhuz’u almak ancak IŞİD’in toprak varlığına sona erdirecek, fakat ideolojik varlığı ve bunun tüm dünyadaki tehdidi hala mevcut ve onlar bunun farkındalar.

Kürt, Arap ve Süryani etnik gruplarının hepsi çok mutlu ve kadınlar özellikle kadınları köleleştiren ve değersizleştiren bir ideolojiye karşı kazanılan zaferde önemli bir rol üstlendikleri için mutlu ve gururlular. Ezidi kadınlar her kurtarıldığında, Kürt kadınları arasındaki mutluluğu gördüm. Bu onlar için kesinlikle çok özel.

Lojistik problemleri – su, yiyecek, temizlik, sıcak hava, bazen de toz fırtınaları var –  savaşmayı çok zorlaştırıyor. Bir buçuk ay önce bir toz fırtınası yaşanmıştı; IŞİD büyük bir saldırı başlattı ve bu durum SDG savaşçıları için ciddi sorunlara yol açtı. Çöl koşullarının kendi zorlukları vardır ve çoğu SDG savaşçısı bu şartlara alışkın değildir. Biraz hayal kırıklığına neden olması bana göre tamamen doğaldı.

SDG Bağhuz’da operasyonlarını sürdürürken (20 Mart 2019)

SDG’nin Newroz’a zafer ilan edeceğini düşünüyor musunuz?*

Halk baskı yapıyor olsa da, SDG, Bağhuz’un yüzde 100’ünün IŞİD üyelerinden, patlayıcılardan, kara mayınlarından, bubi tuzaklarından ve diğer tehlikelerden arındırıldığından tamamen emin olana kadar herhangi bir bölgesel zafer ilan etmeyecektir. Ancak o zaman duyururlar, ancak duyurunun Cuma veya Cumartesi gününe gelmesi mümkündür. Yine de içinde kalan bazı insanlar varsa, her şeyin halledildiğinden emin olurlar. Acele etmiyorlar; şimdi aylardır savaşıyorlar. Bu operasyon çok uzun zaman aldı, bu yüzden her şey tamam olana kadar birkaç gün daha beklemenin sakıncası olmayacaktır.

*Redaksiyon: 21 Mart’ta bölgenin IŞİD’ten temizlendiğini ancak arama-tarama faaliyetlerinin devam ettiğini duyuran SDG, 23 mart Cumartesi düzenlenen bir törenle zaferin işareti olarak Bağhuz’da bayrağını dikti.

Gazeteci Mutlu Çiviroğlu: IŞİD’in Bağhuz’daki son günlerini anlattı

ANALİST MUTLU CİVİROĞLU “IŞİD Coğrafi Olarak Bitti, Ama Bir de Uyuyan Hücre Gerçekliği Var”

*Fotoğraflar: Mutlu Civiroğlu/ Suriye

SDG’nin Bağuz operasyonu sonrası “IŞİD’in yenildiği” yönündeki açıklamasının ardından, gelişmelerle ilgili Suriye’de izleyen analist Mutlu Civiroğlu, bianet’e konuştu.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Cumartesi günü Suriye’de Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) yerleşik olarak bulunduğu son yerleşim yeri Bağuz’un da ele geçirildiğini açıkladı.

SDG, IŞİD’in kesin olarak yenildiğini ilan etti. Gelişmeleri yerinde izleyen gazeteci/analist Mutlu Civiroğlu, bianet’e konuştu.

“IŞİD’in kendini hilafet olarak adlandırdığı yapı bitti”

SDG’nin Bağuz’daki başarısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Suriye için IŞİD’den yüzde 100 özgürleştirildi demek doğru bir ifade mi?

SDG’nin Bağuz’daki başarısı tabii ki çok önemli. Uzunca yıllar Irak’ta ve Suriye’de etkili olan bir örgütün Bağuz’daki bulunduğu son bölgede sona erdirilmiş oldu.

Bu IŞİD’in kendini hilafet olarak adlandırdığı yapının bitmesi anlamına geliyor. Oldukça önemli bir başarı. Hem SDG için, hem uluslararası koalisyon için önemli bir başarı.

Saklanan bir grup IŞİD üyesi en son yakalandı ve kalanı teslim oldu. Şu anda coğrafi olarak alan kalmadı. YPG’nin başını çektiği SDG bütün bu alanları özgürleştirmiş oldu.

Yüzde 100 özgürleştirildi denilebilir mi? Bu operasyonla IŞİD’in elinde tuttuğu alan kalmadı. Ama IŞİD’in yüzde 100 bittiği anlamına gelmiyor bu. Çünkü IŞİD’in ideolojisi halen mevcut. IŞİD’i doğuran siyasi, sosyolojik, ekonomik, tarihsel nedenler özellikle Suriye bağlamında konuştuğumuz için söylüyorum, yerinde duruyor.

Uluslararası koalisyonun artık bu saatten sonraki gündemi bu özgürleştirilen yerlerde istikrarın sağlanması olacak. Özellikle uyuyan hücreler konusu ciddi bir konu. Hem Deyr-ez Zor bölgesinde hem Haseke’de, hem Halep, Menbiç, Rakka bölgelerinde bir uyuyan hücre gerçekliği var.

IŞİD’e yardım yataklık yapmış bölgelerin özgürleştirilmesi için operasyona başlanacak. Coğrafi olarak IŞİD yüzde 100 bitirildi ama siyasi, askeri ve toplumsal bir sorun olarak duruyor. Bunun hem SDG hem de uluslararası koalisyon farkında.

Onlardan gelen açıklamalardan da görüyoruz ki, zaten sahadaki görüşmelerimizde de artık Bağoz’dan sonra gündemin bu olacağını görüyoruz. Şu anda coğrafi olarak IŞİD bitirildiği için, aslında olay çok daha kapsamlı ve çok daha zor.

Düşman belli bir coğrafyadayken, siz de ona göre mücadelenizi şekillendiriyorsunuz. Ama şu anda bahsettiğimiz mücadele çok daha yorucu ve zahmetli bir süreç. Böyle bir aşama olmadan da IŞİD’in hilafetinin sona ermesi bir şey ifade etmeyecek.

“SDG tarafından verilen bedel çok ağır”

IŞİD’in bölgede yenilmesinin ardından AFP ajansına verdiğiniz demeçte de “Kürtleri iki taraftan da (Suriye-Türkiye) zorlu bir süreç beklediğini” söylüyorsunuz. Bölge Kürtleri açısından önümüzdeki dönemde en büyük problemler ne olabilir?

Suriye Kürtleri, SDG Genel Komutanı Mazlum Kobani’nin deyimiyle 11 bin kayıp verdiler. IŞİD ve diğer örgütlerle mücadelelerde 20 bin yaralı var. Verilen bedel çok ağır. Ama dünya da bu başarıyı gördü. Özellikle Suriye’de Kürtlerin oynadığı asli rol görüldü.

Uluslararası koalisyonun yükünü çeken SDG’ydi. Bu yüzden bedel ödediler ve Suriye içerisinde kendi yarattıklarını korumak istiyorlar.

Suriye’de dışarıdan bir formülün tutmadığı da görüldü. Kürtlerin, Arapların, Ezidilerin, Kürt Alevilerin beraber oluşturduğu bu yapılanma hem kendi halkları için hem de Suriye’nin geneli için bir model teşkil ediyor.

Kürtler, bu kazanımlarını siyasi alanda geliştirme çabasında olacaklar. Kürtlerin özellikle Cenevre görüşmelerinde var olma isteği var. IŞİD’in coğrafi olarak bitirilmesinden sonra Kürtlerin bu taraflarının daha çok başarı görebileceği düşünülebilir.

Bedel ödediler, sahada projeleri var. Yerelden güçlenen ve her etnik yapının kendi özgürlüğü içinde yaşayabilecekleri bir süreç istiyorlar. O sebeple siyasi açıdan Kürtlerin öncelikleri bu olacak.

Üç hafta önce ben oradaydım. Oradaki siyasi, askeri yetkililerle yaptığımız görüşmelerde Türkiye’nin bölgeye yönelik açıklamaları çok kaygı verici boyutlarda, ciddi tehdit olarak algılanmakta, onu gördük.

Önümüzdeki günlerde Türkiye’nin olası bir saldırgan tutumu ya da olası bir operasyon onların gündeminde ilk sırada. Sadece Kürtler değil bunu Araplar da, Süryaniler de görüyor.

Özellikle Afrin’de Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye destekli grupların Afrin’i ele geçirdiği dönemden sonra yaşananlar, Human Rights Watch, Amnesty International gibi kurumların da dile getirdiği gibi Suriye’nin Kürt bölgelerinde ve SDG’nin kontrol ettiği bölgelerde büyük bir rahatsızlık yaratmış durumda. Aynı pratiklerin tekrarlanma ihtimali kaygı yaratıyor.

“Etnik kimliklerin anayasal güvence altına alınması bekleniyor”

O sebeple Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Ezidilerin en büyük kaygısı Türkiye’nin kendi bölgelerine bir saldırı düzenlemeleri, buna karşı hazırlıkları da var zaten.

Öte yandan Suriye rejiminin halen, bunca yıldır devam eden iç savaştaki tutumunda bir değişiklik olmadığı da görülüyor. Halen Suriye’yi tek bir ulustan oluşan, tek bir ideolojinin yönetebileceği düşünülüyor. Kürtlerin kontrol ettiği toprakların seve seve ya da zorla alınacağı yönünde açıklamalar yapılıyor.

Ülkenin en büyük azınlığı olarak kendi yaşama taleplerine saygı gösterilmesi, Suriye’nin demir yumrukla yönetilemeyeceğinin anlaşılması, Suriye’nin etnik farklılıklarına uygun yeni bir anayasa oluşturulması, Kürt dilinin tanınması, Kürtçe eğitimin önünün açılması, Kürt ve diğer kimliklerin anayasal güvence altına alınması bekleniyor.

İstihbarat raporu: Ağları hala çok geniş

*Büyütmek için tıklayın. 

ABD İstihbarat yetkilileri Şubat ayının ilk günlerinde kongreye sundukları “Küresel Risk Değerlendirme” raporunda “IŞİD’in kayda değer derecede liderlik ve bölge kaybına rağmen hala Irak ve Suriye’deki binlerce savaşçıya komuta ettiğini, bu savaşçıların sekiz ayrı dala (örgüte) ayrıldığını ve dünya çapında binlerce destekçisi olduğunu” kaydetmişti.

İstihbarat raporunda ayrıca IŞİD’in Suriye ve Irak’taki “normalleşme çabalarını sarsmak için saldırı hazırlıklarında olduğu, mezhep çatışmasını artırma hedefinde olduğu” ifadeleri kullanıldı.

TIKLAYIN – ABD istihbaratının kongreye sunduğu Küresel Risk Değerlendirme raporu

(PT) Pınar Tarcan

https://m.bianet.org/bianet/militarizm/206781-isid-cografi-olarak-bitti-ama-bir-de-uyuyan-hucre-gercekligi-var

Suriye’yi bekleyen ikinci savaş

Suriye’de çatışmalar hafiflerken, yolsuzlukla mücadele, ekonomi ve siyasetin yeniden inşası gibi sorunlar gündeme gelmeye başladı. Bu dönem halk arasında “ülkeyi bekleyen ikinci savaş” olarak tanımlanıyor.

    

Suriye'nin başkenti Şam (Foto: Arşiv)

Suriye’nin başkenti Şam (Foto: Arşiv)

 

Suriye’de çatışmaların hafiflemeye başlaması ile birlikte, uzun vadeli ve köklü yapısal reformlar gerektiren yolsuzlukla mücadele, ekonomi ve siyasetin yeniden inşası gibi sorunlar gündeme gelmeye başladı.

Halk arasında “ülkeyi bekleyen ikinci savaş” olarak tanımlanan bu dönemi DW Türkçe’ye değerlendiren uzmanlar “Suriye’nin kırılgan ve tehlikeli bir dönemin eşiğinde olduğu” konusunda hemfikir.

Suriye içindeki siyasi partilerden biri olan ve savaş döneminde yükselişe geçen Suriye Sosyalist Milliyetçi Parti’den Tarık El Ahmet, “Ülkeyi yıllar süren savaş halinden barış ve huzurun hakim olduğu günlere taşımayı sağlayacak bir sihirli değnek yok ancak (bütün boyutları ile) yeniden imar süreci başladı” dedi.

Carnegie Ortadoğu Merkezi’nden Yezid Sayigh “Suriye’de birçok sorunun çözüm beklediğini ancak mevcut hükümetin politik veya ekonomik konuları çözmek için bir planları olduğunu düşünmediğini” söyledi.

Oklahoma Üniversitesi’nden Joshua Landis ise, yolsuzluktan ekonomi politikasına ve Suriye’ye yönelik yaptırımlara kadar birçok konunun ilişkili olduğuna dikkat çekerek, “Suriye’de durum daha da kötüleşecek” diye konuştu.

Syrischer Pass

 

Suriye’de resmi evrak temininden hastanede yer bulmaya kadar birçok konuda rüşvet, adam kayırma, kanun dışı uygulamalar neredeyse normal sayılır hale geldi.

 

Yolsuzluk en önemli sorun

Suriye’nin birçok yerinde devlet kontrolünün kaybolması ile birlikte her türlü ihtiyacı temin ve sevk eden yeni ticaret ağları öne çıkmaya başladı. Resmi evrak temini, okul kaydı yaptırmak veya hastanede yer bulmak, iş bulmak, kanunla ilgili sorunlarda sonuçları lehe çevirmek gibi birçok konuda rüşvet, adam kayırma, kanun dışı uygulamalar neredeyse normal sayılır hale geldi.

Halk arasında çatışmaların sona ermesi ile birlikte yolsuzluğa karşı etkili bir mücadelenin başlatılması, yolsuzluğa karışan kişi veya grupların mahkeme karşısına çıkartılması beklentileri de dile getiriliyor.

Ancak suçlu ile mağdurun karıştığı, mağdurun aynı zamanda suçlu olduğu, yolsuzluk dahil çeşitli suçlara karışanların aynı zamanda devletin yanında savaştığı ülkede beklenen ölçüde bir yargılama sürecinin gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor.

Tarık El Ahmet’e göre, “yolsuzluğa karşı savaşmak terörizme karşı savaşmaktan çok daha zor. Yolsuzluğun kısa sürede yok edilmesi mümkün değil ancak bütün bölgeler devlet kontrolüne girdikçe ve kamu kurumları çalışmaya başladıkça aşamalı olarak azalması mümkün.”

Joshua Landis ise, yolsuzluğun birçok Ortadoğu ülkesi gibi Suriye’nin de on yıllardır çözemediği bir sorun olduğuna dikkat çekti.

Suriye’deki sistemi “bütün bölgede olduğu gibi yönetim güvenlik ve istikrar sağlar, halk politik haklarından vazgeçer, soru sormaz” şeklinde tanımlayan Landis’e göre, Suriye’ye yönelik yaptırımların da etkisiyle “her işin masa altında halledildiği yolsuzluk üzerine kurulu, şeffaflığın olmadığı bir sistem inşa edildi.”

Landis yolsuzluğun adam kayırma, liyakat yerine şahıslara/gruplara sadakat gibi kişisel çıkarları öncelikli gören ve devletin birçok kurumunu saran yapısal bir sorunlar ağı haline geldiğini söyledi.

Yeni model ne olacak?

Suriye’de ayaklanma öncesi dönemde dışarıya kapalı, tek partili ve sosyalizme benzer bir sistem uygulanıyordu.

2000’li yılların ortasında ekmekten mazota kadar birçok ihtiyacın devlet tarafından sübvanse edildiği bu sistemden neo-liberal bir sisteme geçiş hamlesi başladı. İç üretimin yeterli düzeyde desteklenmemesi, Suriye bankaları üzerindeki yaptırımların yatırımların önünü kapatması, devlet kurumlarında ve siyasi yapıda yeni politikalara ayak uyduracak şekilde yapısal dönüşümün sağlanmaması gibi nedenlerle yeni sistem denemesi başarısız oldu.

Basar - Grosbild

Ekonominin savaş öncesi canlılığına kavuşması “en zor konu”. (Foto: Şam’da bir çarşı / Arşiv)

 

Bu sonuç en sert etkisini ekonomide gösterdi. Sübvansiyonlar başta olmak üzere sosyalist sisteme göre devletin üstlendiği destekler devlet bütçesinde giderek büyüyen bir yük olmaya başladı. Yerel üreticiler zayıflarken, kısa sürede yüzlerce atölye kapandı ve işsizlik artmaya başladı. Sübvansiyonların azaltılması alım gücünü iyice düşürdü.

Savaş döneminde ise ekonomi, tarım arazilerinin ekilememesi, atölye ve fabrikaların kapanması, vergi toplanamaması, askeri giderler, sanayide kullanılan makinelerden hastanelerdeki teknolojik cihazlara kadar pahalı araç gereçlerin kullanılamaz hale gelmesi, binlerce aracın çalınması veya hurda hale gelmesi, yüzlerce kilo altının ve malın bulunduğu çarşıların yağmalanması gibi birçok darbe aldı. Yine iş insanları dahil yüz binlerce insanın servetlerini ülke dışına çıkarması, Suriye lirasının dolar karşısında 10 kat zayıflaması da ekonomiyi sarsan faktörler arasında.

Kalifiye kadrolarını büyük ölçüde kaybeden ve beyin göçü de veren Suriye’de yeni dönemde ekonomi politikası dahil nasıl bir modelin uygulanacağı belirsiz. Bu durum siyasi yapının dizaynından mültecilerin dönüşüne kadar birçok sorunu da doğrudan etkiliyor.

Yeni bir modelin geliştirilmesinin mümkün olmadığını savunan Landis, “Eski sistem çöktü ancak yaptırımlar nedeniyle yeni bir sistem bulunması da çok zor. Bu nedenle eski sistemle devam etmek zorundalar. İnsanları sessiz tutmak ve otoriter uzlaşmayı (güvenlik ve istikrara karşı demokrasiden feragat) korumak için daha fazla şiddet kullanacaklar” dedi.

Yezid Sayigh de Suriye’yi ölmeyen ama kendini nasıl iyileştireceğini de bilmeyen hasta şeklinde tanımlayarak, “Eski sistemi kullanmaya devam edecekler. Politik davranışlarını değiştirmek istemiyorlar. Hâlâa güvenlikçi müdahalelere güveniyorlar. Rejim hayatta kalacak ancak çok kırılgan ve ekonomik açıdan iflasın eşiğinde ve zorluklar devam edecek” diye konuştu.

Ekonominin yeniden inşası mümkün mü?

Ekonominin yeniden inşasını “en zor konu” diye tanımlayan Tarık El Ahmet’e göre yol, elektrik, su gibi öncelikli ihtiyaçların giderilmesi çalışmaları birkaç yıl önce başladı. Yine Halep ve Şam başta olmak üzere binlerce atölye ve fabrika da açıldı ancak yaptırımlar bu süreci yavaşlatıyor.

Joshua Landis, Suriye’de sadece çatışmaların bittiğini ve ekonomi yoluyla savaşın sürdüğünü söyledi. ABD ve Batı ülkelerinin Rusya ve İran’a zarar vermek ve Beşar Esad’ı düşürmek için yaptırımları kullandığını savunan Landis, “Suriye’nin yeniden inşa edilmesi gerekiyor ki mültecilerden kurtulabilsinler ama ABD, Fransa, İngiltere hiçbir ülke yeniden inşa etmek istemiyor. Ancak bu cezalar Suriyelilere. Suriyeliler savaşta kaybettiler, şimdi barış döneminde de… Rejim (Esad yönetimi) ne derse kabul edecekler” dedi.

Syrien verschwendetes Erdöl in Qamischli

Suriye’deki petrol çıkarma çalışmaları (Foto: Arşiv)

 

Petrol bölgeleri kimin?

Suriye’deki petrol kaynaklarının bir kısmı Suriye ordusunun bir kısmı da ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) elinde.

SDG ve YPG kontrolündeki bölgelerin geleceğinin belirsizliği, petrol kaynaklarının idaresi ve gelirin kullanımı gibi konuları da etkiliyor.

Yine bu bölgelerde, Türkiye’nin desteklediği Afrin ve çevresinde ve Suriye ordusunun kontrolündeki kısımda farklı idari-finansal ve eğitim sistemleri uygulanıyor.

Bir süredir SDG’nin elindeki bölgede bulunan gazeteci Mutlu Çiviroğlu, genel olarak sokakların ve çarşıların hareketli olduğunu ancak ihtiyaçların Irak Kürdistan’ından veya Cerablus-Bab hattı üzerinden Türkiye’den sağlandığını söyledi.

Çiviroğlu, “Gelen her mal 3-4 el değiştirerek ulaşıyor. Her el değiştirdiğinde fiyat da artıyor. Mazot gibi temel ihtiyaçlar sübvanse ediliyor. Yine askeri (YPG-SDG ve polis gücü Asayiş) ve sivil memurun maaşları genelde petrol kaynaklarından sağlanıyor. Üretim yok, tüketim var ve bu sürdürülebilir değil” dedi.

Ekonomi başta olmak üzere birçok sorunun acil çözüm beklediği Suriye’de yeni dönemi sahada çekişen ABD-Rusya-Türkiye ve İran gibi ülkelerin hamleleri de doğrudan etkileyecek gibi görünüyor.

Hediye Levent

https://www.dw.com/tr/suriyeyi-bekleyen-ikinci-sava%C5%9F/a-48044926

Last days of the caliphate: Mutlu Civiroglu on Islamic State’s final stand in Syria

Mutlu Civiroglu is a Kurdish analyst and journalist based in Washington, D.C. In March 2019 he traveled to northeastern Syria to cover the Syrian Democratic Forces’ final battle against Islamic State in northeast Syria. Speaking to The Defense Post via WhatsApp, Civiroglu detailed his experience with the SDF in the last days of ISIS’s self-declared caliphate.

This interview has been edited for length and clarity.

TDP: How long have you been in Baghuz and how close are you to the front lines?

MC: I’ve been in the Baghuz area for three weeks. From time to time I travel to different cities, like Kobani and Raqqa. I’ve been inside of the Baghuz, almost 100 meters from the ISIS front line, in the range of snipers.

snipers.

Mutlu Civiroglu

@mutludc

ISIS tent city in

View image on TwitterView image on TwitterView image on TwitterView image on Twitter

Mutlu Civiroglu

@mutludc

There were lots of tenches dug in the village for the civilians. This maybe one of the reasons that many people could fit in a small village.

View image on TwitterView image on Twitter
TDP: How has the fighting changed while you have been there?

MC: The fighting in recent days has been the SDF attacking at night, and ISIS trying to hunt down and prevent SDF’s advance.

Coalition jets and artillery are supporting the SDF, and the clashes mainly took places at night to prevent ISIS from having an advantage in targeting SDF forces. The fear of ISIS holding civilians captive (Yezidis, other kidnapped people) and using these people and their own as human shields made the operation very difficult from an SDF perspective.

So in the daytime there is fire exchange – mortar exchange – but at night more heavy fighting has been observed. The night also gives an advantage to airplanes using thermal cameras to eliminate ISIS fighters.

Mutlu Civiroglu
Mutlu Civiroglu

TDP: What kind of resistance is ISIS putting up?

MC: ISIS have put up heavy resistance. The final phase of the operation has been continuing since January, so because of that there have been thousands of people in this tiny town, so multiple times the operation had to be paused because each time a certain number of people were released by ISIS.

This has been an obstacle for the SDF because just when they start fighting they have to stop again. Evacuating these people, screening them, searching them – it’s a very time-consuming operation. Aside from the combat operation it’s these kinds of operations that cause difficulty for the SDF and the Coalition.

But from the impact of fighting we could see that ISIS have put up very strong resistance because most of their fighters are battle-hardened, hardcore jihadis who came from different parts of the world, especially the Russian-origin – Chechen and Dagestan, from those areas – and other jihadists from North Africa and elsewhere. They were jihadists; they were strong believers in their ideology, so they put up a tough fight on the ground.

Because they have been in Baghuz for a long time they are familiar with the geography, while for the SDF – mainly Kurdish SDF – it’s very unfamiliar territory, because their cities and towns are 200 to 300 km away from here, or even longer. They have been fighting in unfamiliar territory; this causes a disadvantage for the SDF.

Moreover, because of the civilians that have been used as human shields by ISIS, it has made the job of the SDF and the Coalition very, very hard. Even at the moment we see in the last one or two days propaganda spreading that SDF and the Coalition have been targeting civilians, but all international media observed very clearly that human life, protection of civilians – even surrendered ISIS fighters or suspected ISIS fighters were given humane treatment. They were treated respectfully. So many journalists witnessed firsthand how the SDF valued human life and tried to protect them.

Coming back to the fighting, they put up a tough resistance by using heavy weaponry, by using trenches, by using suicide bombers – men and women – and in some cases motorcycle suicide attacks.

Women and children from ISIS-held areas

YPJ fighters screen women and children from ISIS-held camps in Baghuz, Syria. Image: Mutlu Civiroglu

One other thing I heard from SDF sources is that there was a dispute between ISIS fighters, local ISIS members and international jihadis. International, especially Russian-origin ISIS members and other international members, seemed to be willing to fight until the end whereas Syrian or more regional ISIS members were willing to surrender.

I want to share this because not all of them stayed to fight until the end. Of course this might be a tactic of the organization, to space out some of its fighters for the future, hoping that they might have some opportunities, maybe escaping from prison like what happened in Syria and Iraq before.

Whatever the reason might be, a large number of fighters chose to surrender. I believe this was a deliberate tactic of to slow down the SDF, cause exhaustion and distraction, and use so-called surrendered people in future.

TDP: Are you seeing ISIS using women or children in the fighting?

MC: I haven’t seen with my own eyes but talking with the commanders I heard that they have been using women and there are some videos from the last few days clearly showing that there are female ISIS fighters and also children are used, children carrying weapons. That has been told to us by the SDF, but there are videos and photographs proving this. Women carried out suicide attacks this week and previously as well.

Polat Can and Mutlu Civiroglu in SyriaSDF senior leader Polat Can (left) and Mutlu Civiroglu in Syria. Image: Mutlu Civiroglu

Even among the women who surrendered in previous days we have seen very fanatical women. Most of them are hardcore: they don’t show any remorse, they don’t feel regret for anything, and they promise to continue ISIS’s ideology and ISIS’s fight. I saw women who still justify the treatment of the Yazidi people and enslavement of Yazidi women. So there can certainly be some women who were forced, but there’s also a large number of women who chose to be in ISIS and chose to fight for it until the end.

I believe these women may cause serious problems for their respective countries or whoever will handle them. Therefore the SDF and the Coalition should immediately come up with a joint program to decide how to handle them.

TDP: Why is it taking so long to clear this small pocket?

MC: Because there have been thousands of people. Nobody, neither SDF nor the Coalition, could predict such a high number of people could be living in such a tiny place. There were tens of thousands of people evacuated from Baghuz in recent weeks. This number is huge. Each time the operation was intensified, ISIS released some number of people, so that slowed down the operation very drastically, and the focus on saving civilian lives and possible captives’ lives pushed the SDF and Coalition to be more careful, to slow down, and at some points at the expense of frustrating and tiring their own fighters.

Having such a large number of people in a tiny place is the main reason that this operation has been very, very slow and because this is the last pocket of ISIS and it borders Iraq, it is still a mystery what kind of place it is, and what kind of preparation ISIS had. We’ve seen many trenches where people have been living, so probably surveillance planes could not catch them, and also tunnels underground. It’s like a closed box for SDF ground forces: they don’t know what to expect. That’s one of the reasons they had to be extra cautious while advancing.

Mutlu Civiroglu

@mutludc

Earlier today ,last stronghold of ISIS in Syria

Embedded video

TDP: Can you describe the camps ISIS fighters have been living in?

MC: Camp conditions have been very dire, very bad. The town is very small and the number of people is extremely high, so probably there was a problem with food, water, and sanitation. There is a bad smell. People were living in those trenches under poor circumstances, so I think the situation would have been very hard for them because they were surrounded.

The Coalition gave them the opportunity but not all of them agreed to surrender, so based on what we have seen the situation has been difficult because such a small place is not suitable for such a large number of people.

Yazidi children freed from ISIS captivityYazidi children freed from ISIS captivity in Baghuz, Syria. Image: Mutlu Civiroglu

TDP: What’s the mood and morale like among SDF fighters? Do they seem frustrated?

MC: The mood and morale among the SDF fighters is very high. They are sure of a victory and confident they’ll bring to an end the so-called ISIS caliphate, but at the same time they are aware that ISIS is not finished with the end of the caliphate.

In a way they are getting ready for stage two of the fight against ISIS, which is going after sleeper cells, stabilization of the liberated areas, and to make sure the circumstances that allowed ISIS ideology to flourish are removed, and this requires a long, lasting and enduring struggle. They are aware of that and they are getting ready for that. Taking Baghuz will only end the territorial existence of ISIS, but its ideological existence, its ideological threat to the world, is there and they are aware of that.

The Kurdish, Arabic and Syriac ethnic groups are all very happy and the women – YPJ and other women components of SDF – are especially happy and proud that they are playing a major role in defeating an ideology that took pride in enslaving women, and treating women as worthless. Each time Yazidi women were liberated I’ve seen the happiness among the Kurdish women, YPJ fighters. It’s extra special for them, for sure.

Mutlu Civiroglu

@mutludc

Another ISIS video from inside Women also fight against SDF https://twitter.com/mutludc/status/1106757728863703041?s=21 

Embedded video

Mutlu Civiroglu

@mutludc

In this footage allegedly shared by ISIS, chaos inside #Baghouz is seen. Non-stop gunfire and smoke rises. Some women also appear carry weapon and actively fight #TwitterKurds

Embedded video

Frustration is there, honestly, because the operation has been taking too long and the advance is too slow. And remember this is a territory that most of them are not familiar with, they are in this territory for the first time in their lives.

There are logistics problems, water, food, sanitization, hot weather, sometimes dust storms – it makes it very hard to fight. Remember one-and-a-half months ago when there was a dust storm ISIS launched a huge attack and caused serious problems for SDF fighters. Desert conditions have their own difficulties and most SDF fighters are very unfamiliar with these circumstances, and fighting in this geography is not something they are experts in. It causes some frustration, and to me it’s totally natural. But ISIS is almost on the verge of ending.

SDF continue ISIS clearing operations inside Baghuz, SyriaSDF continue ISIS clearing operations inside Baghuz, Syria on March 20, 2019. Image: Mutlu Civiroglu

TDP: Do you think the SDF will declare victory for Nowruz?

MC: Although the public is pushing, the SDF is not going to declare any territorial victory until they are fully sure that Baghuz is 100 percent cleared of ISIS members, explosives, landmines, booby traps, any other danger.

They’ll make sure everything is cleared, there is no one left, there is no harm to their fighters, there is no harm to Coalition partners, there is no harm to journalists. Only then will they announce, but it’s possible that the announcement might come on Friday or Saturday. But again if there are some people remaining inside they will make sure everything is taken care of. They are not rushing; they have been fighting for months now. This operation has already taken too long, so they will not mind waiting for a few more days until everything is taken care of.

 JOANNE STOCKER

 

“Sanna” ja hänen naitettu 13-vuotias tyttärensä haluavat Syyriasta Suomeen – “Nyt kaikki on kauheaa”, nuori tyttö sanoo

Isisin alueella asunut “Sanna” kertoi CNN:lle, että hän saapui Syyriaan marokkolaisen miehensä kanssa.

Tuhannet ihmiset ovat viime päivinä paenneet viimeisiltä Isisin hallussa olleilta alueilta Baghouzissa Syyrian itäosassa lähellä Irakin rajaa.
Tuhannet ihmiset ovat viime päivinä paenneet viimeisiltä Isisin hallussa olleilta alueilta Baghouzissa Syyrian itäosassa lähellä Irakin rajaa.Bulent Kilic / AFP

Kurditaustainen toimittaja Mutlu Çiviroğlu kertoi tänään keskiviikkona viestipalvelu Twitterissä, että hän on tavannut Syyriassa ainakin yhden Isisin alueella asuneen suomalaisen naisen.

Çiviroğlun mukaan nainen tuli Syyriaan neljä vuotta sitten. Hän asui useissa eri kaupungeissa ja meni naimisiin kahdesti. Toimittajan mukaan naisella on 13-vuotias tytär, joka on myös naimisissa.

Nainen kertoi haluavansa palata Suomeen, koska elämä siellä on helpompaa. Nainen sanoi, että he haluavat elää muslimeina Suomessa.

Toisessa tviitissään Çiviroğlu kertoo nähneensä suomalaisen naisen, jolla on neljä lasta. Çiviroğlun tviiteistä ei käy ilmi, onko kyseessä sama henkilö vai kaksi eri naista.

CNN haastatteli suomalaista “Sannaa” Syyriassa

Äärijärjestö Isisin hallitsemilla alueilla Syyriassa vuosia asunut suomalaisnainen haluaisi palata Suomeen, kertoo uutiskanava CNN(siirryt toiseen palveluun).

Sannaksi esittäytynyt nainen sanoo uutiskanavan haastattelussa, että hän tuli Syyriaan miehensä, marokkolaisen putkimiehen, kanssa neljä vuotta sitten käännyttyään islamilaiseksi.

– Elämä oli ensin hyvää, mutta sitten sota tuhosi sen elämän, ei Isis, Sanna vakuuttaa CNN:n kirjeenvaihtajalle Ben Wedemanille.

– Kyllä, haluan palata Suomeen, todellakin. Aivan varmasti haluan, haluan, Sanna toistelee haastattelijalle.

Sanna ei lyhyessä haastattelussa kerro, mitä hänen miehelleen on tapahtunut, tai onko hänellä muuta perhettä Syyriassa. Hän ei myöskään puhu mitään mahdollisista kytköksistä Isisiin.

Myös Australian yleisradioyhtiö ABC (siirryt toiseen palveluun)on haastatellut Isisin alueella neljä ja puoli vuotta asunutta suomalaisnaista, joka kertoi nimekseen Sanna. Nainen sanoi ABC:lle olevansa kotoisin Helsingistä.

Sanna kertoi tulleensa Syyriaan perheensä kanssa. Hän sanoi, että hänellä on neljä lasta. Sanna kertoi ABC:lle, että hän odottaa joutuvansa vankilaan Suomessa.

On mahdollista, että Çiviroğlun, CNN:n ja ABC:n haastattelema suomalaisnainen on yksi ja sama henkilö.

13-vuotias tyttö Sky Newsille: “Nyt kaikki on kauheaa”

Brittiläinen Sky News -uutiskanava puolestaan on haastatellut(siirryt toiseen palveluun) Syyrian itäosassa 13-vuotiasta suomalaistyttöä. Tyttö näyttäisi kuuluvan samaan perheeseen Sannaksi esittäytyneen naisen kanssa.

Tyttöä haastatellut Sky Newsin toimittaja Alex Rossi sanoo ensin, että toisin kuin monet muut, tyttö ja hänen perheensä ovat täynnä katumusta ja haluavat palata kotimaahansa.

Tämän jälkeen Rossi toteaa haastateltavansa olevan 13-vuotias, ja mainitsee, että tytön äiti ja isä toivat hänet Syyriaan kun hän oli kahdeksan.

– Niin monet perheet, he paloivat pommituksissa. Nyt kaikki on kauheaa, Sumaya-nimeä käyttävä tyttö toteaa sujuvalla englannilla ja suomalaisella aksentilla.

Kun Rossi kysyy, mitä tyttö haluaisi tehdä nyt, hän vaikuttaa hämmentyvän.

– En oikein tiedä. Haluaisin vain palata Suomeen, Sumaya sanoo.

Isis-taistelijoiden vaimojen ja lasten asema epäselvä

Keskiviikkona Baghuzista nilkutti ulos hunnutettuja naisia vauvoineen ja haavoittuneita miehiä kainalosauvoihin tukeutuen, raportoi uutistoimisto AFP.

Kurdien Syrian Democratic Forces (SDF) -joukot johtavat hyökkäystä Isisin viime rippeitä vastaan Baghuzissa Syyrian itäosassa lähellä Irakin rajaa.

Syyrian kartta
Yle Uutisgrafiikka

Tuhannet ihmiset ovat viime päivinä paenneet viimeisiltä Isisin hallussa olleilta alueilta Baghuzissa. Pelkästään keskiviikkona evakuoitiin yli 2 000 ihmistä, sotilaslähde SDF:stä kertoi Reutersin mukaan.

Pakenijoiden joukossa on runsaasti Isis-taistelijoiden vaimoja ja lapsia, joiden tulevaisuus on hämärän peitossa.

Tunnetuimpiin pakenijoihin kuuluu ranskalaisen jihadistin Jean-Michel Clainin, 38, vaimo. Clain on yhdistetty Pariisin terrori-iskuihin.

Wedeman haastattelee myös häntä, ja vaimo kertoo sekä miehensä että lankonsa kuolleen taisteluissa alueella. Hän kertoo myös menettäneensä kolme lastaan.

– En halua palata Ranskaan, koska ranskalaiset aseet ovat tappaneet perhettäni, ja joutuisin vankilaan, hän sanoo.

Suomen kansalaiset voivat palata Suomeen

Sisäministeri Kai Mykkänen (kok.) sanoi Ylelle kaksi viikkoa sitten, että Suomi ei houkuttele Isis-taistelijoita Suomeen.

Suomen peruslinja kuitenkin on, että ne Isisin riveissä taistelleet, joilla on Suomen kansalaisuus, voivat palata takaisin Suomeen.

Kun asia tulee ajankohtaiseksi, terroristijärjestöstä palaaviin valmistaudutaan Suomessa jo etukäteen.

– Ennen kuin [henkilö] siirretään Suomeen, valmistaudutaan siihen, että esitutkintakynnys on hyvin alhaalla, jos henkilö on epäilty rikoksesta taistelualueella, Mykkänen sanoi kaksi viikkoa sitten.

https://yle.fi/uutiset/3-10675588