Category Archives: Analiz

Kürtler’in IŞİD’e Karşı Mücadelesinde YPG’nin Rolü

07_19_21_06_

Mutlu Çiviroğlu https://twitter.com/mutludc

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Musul’daki Irak Ordusu’na ait depolarda çok miktarda gelişmiş Amerikan mühimmatını ele geçirdikten sonra, elinde bulundurduğu toprakları oldukça genişletti.

Son zamanlarda IŞİD ve Kürtler arasında Suriye’nin sınır kenti Rabia’dan Şengal’e ve Kerkük’ten Celawla’ya kadar birçok cephede şiddetli çatışmalar yaşandı. Peşmergelerin bazı önemli cephelerden geri çekilmesi IŞİD’in yayılmasına yol açarken, PKK ve YPG’nin desteği ve ABD’nin hava desteği ile peşmerge kaybettiği birçok bölgeyi yeniden kontrol altına almaya başladı.

Kürt yetkililer, IŞİD’in hızlı ilerleyişinin, ele geçirdikleri yüksek teknolojik üstünlüğe sahip Amerikan silahlarının peşmergenin kullandığı silahlardan daha üstün olmasından kaynaklandığını belirtiyor. Bu nedenle, Kürt yetkililer IŞİD’e karşı etkili bir şekilde savaşabilmelerini sağlamak için Washington ve Batı’dan yüksek sesle silah taleplerini dile getirdiler. Her ne kadar ABD Kürtlere ağır silahlar vermek konusunda çok istekli olmasa da, son günlerde Kürtlere bir miktar mühimmat gönderildiğinin belirtildiği raporlar var.

Birçok uzman tekrar tekrar IŞİD’in nasıl sürekli olarak kontrolü altında bulundurduğu toprakları genişlettiği ve nasıl hiç kimsenin gerçekten onlara karşı etkili bir şekilde savaşamayacağı hakkında yazıyor. IŞİD’in Irak ve komşu ülkeler için arz ettiği tehlikenin çok ciddi olduğu ve bunun uluslararası düzeyde dikkatleri çekmesi gerektiği doğrudur, ancak, şimdiye kadar hiç bir askeri gücün bunları durduramadığı söylemi gerçeğe uygun değil.

Rojava Kürtlerinin büyük bir çoğunluğunun artık ulusal savunma gücü olarak gördüğü Halk Savunma Güçleri (YPG), IŞİD’e karşı halan devam eden çok başarılı bir savaş verdi. IŞİD, Esad rejimine birçok kayıplar verdirmiş ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve diğer radikal grupları da kendi otoritesini kabul etmeye zorlamış olsa bile, YPG IŞİD ile girdiği her askeri mücadelede onları yenmiş ve IŞİD’in Rojava’da yeni topraklar elde etmesini engellemiştir.

YPG bir süredir Suriye’nin kuzeyinde üç ayrı Kürt bölgesini askeri açıdan kontrol ediyor. Afrin, Kobane ve Cezire’de iki yıldan daha fazla bir süredir Kürtler ve diğer topluluklar için görece huzurlu ve istikrarlı bir alan sunuyor. Yakın zamanda YPG, IŞİD’in Irak’ın Musul kentine komşu olan stratejik öneme sahip Haseke şehrine doğru ilerleyişini engelledi. Eğer YPG’nin bu başarılı müdahalesi olmasaydı, IŞİD Haseke ve Musul bölgelerini birleştirip bu iki bölgeyle de ortak sınırı bulunan Türkiye ve Suriye için daha büyük bir tehlike arz edecekti.

Hasakah_Asayish_Parade (1)

İŞİD ve YPG arasındaki diğer önemli çatışma alanlarından biri de resmiyette Ain al-Arap olarak bilinen Kobane bölgesi. Geçen Haziranda, IŞİD Musul’dan getirdiği tanklar ve zırhlı araçların da olduğu Amerikan Humvee’lerle desteklediği bir taarruz gerçekleştirdi. Yeni silahlar ve daha kalabalık bir güçle YPG’yi ezmek istemesine rağmen, IŞİD şehri ele geçirmeyi başaramadı ve büyük kayıplar verdi. Böylece, Kobane’yi IŞİD’in merkezi konumundaki komşusu Rakka’yla birleştirme planı başarısızlığa uğradı.

IŞİD, Musul’u ele geçirdikten hemen sonra zengin petrol kaynakları olan Kerkük’ü de kontrol etme çabasına girdi. Ne var ki, Kurdistan Yurtseverler Birliği (KYB) peşmergeleri zaman kaybetmeden harekete geçti ve şehrin IŞİD’in eline geçmesini engelledi. Iraklı Kürtlerin YPG’den destek istediğine dair raporlar oldu ama yakın zamana kadar bu raporlar resmi olarak kabul edilmedi. 10 Ağustos’ta, YPG Sözcüsü Polat Can kendi resmi Twitter hesabından YPG’nin özel anti-terör birliklerinin bir aydan beridir Kerkük ve Celawla’da peşmergeyle birlikte IŞİD’e karşı savaştığını duyurdu.

IŞİD, Irak’a yönelik saldırıları arttıktan sonra, YPG, 2 Ağustos’ta Rabia sınır kapısını korumak için Irak’a girdi. Can’a göre bu hareket Irak Kürtlerinin talebi üzerine peşmergelerle koordinasyon içinde yapıldı. Bir kaç gün devam eden şiddetli çatışmaların ardından YPG önce sınır kapısını ve ardından Rabia kentinin kontrolünü ele geçirdi.

Bu iki videoda YPG savaşçılarımın ve peşmergelerin Rabia yakınlarında beraber görüntüleniyor.

***

***

Şu anda Irak’taki Rabia, Şengal ve Kerkük’te IŞİD’e karşı aktif olarak savaşan yüzlerce YPG savaşçısı var. Şunu da belirtmekte yarar var; HPG de Irak’ta peşmergelerden ve yer yer de YPG’den destek alarak savaşıyor ve birçok cephede çatışmalara öncülük ediyor. İnternette yayınlanan bir videoda peşmergelerin, kendilerini kurtardıkları için YPG’ye teşekkür etmesi de bu durumun bir göstergesi.

Şöyle bir ironik durum da var ki; PKK, ABD’nin terörist listesinde olmasına rağmen, Washington’la aynı saflarda ciddi bir tehdit oluşturmaya başlayan IŞİD’e karşı savaşıyor. David L. Phillips gibi önde gelen Amerikalı uzmanlar Washington’un PKK’yi bu listeden çıkarması için iyi bir dönem olduğuna inanıyor. Nitekim PKK’nin ABD ve peşmergeyle beraber IŞİD’e karşı savaşta öncü olduğu gerçeği bu tür çağrıları daha da güçlendiriyor. Amerikan Wall Street Journal gazetesi de iki gün önce bu konuda ilginç bir yazı yayınlandı. Hatta geçen hafta, Beyaz Saray’ın PKK’yi terör örgütleri listesinden çıkarması için internet üzerinden bir kampanya başlatıldı.

Son zamanlarda sosyal medyada PKK savaşçılarının Irak Kürtleri tarafından kurtarıcı kahramanlar olarak sevinçle karşılandığını gösteren birçok görüntü dolaşıyor.

Iraklı Kürt uzmanlara göre bunun sebebi örgütün gelişmiş askeri yeteneklerinin ve uzun yıllara dayanan gerilla savaşı deneyiminin IŞİD’in ilerleyişini durdurabileceğine olan inanç. Buna karşın peşmergenin genel olarak yeterli eğitim ve etkili askeri bilgi ve beceriden yoksun olduğu hatırlatılıyor.

Zaten yerel medya, örneğin bağımsız NRT TV, PKK savaşçılarının Mahmur gibi stratejik öneme sahip bir kentin kurtarılmasında kritik bir rol oynadığını duyurdu. Bilindiği gibi Erbil’e yarım saat sürüş mesafesinde olan Mahmur düşseydi, IŞİD için Kürdistan Bölgesi başkentini almanın önü de açılmış olacaktı.

YPG’ye gelince, belki de oynadığı en önemli rol yakın zamandaki krizde Şengal’de dağda mahsur kalan binlerce Ezidi Kürt sivili kurtarması oldu. IŞİD, Şengal ve Kürdistan Bölgesi arasındaki bağlantıyı sağlayan tek yolun kontrolünü ele geçirince, YPG savaşçıları, IŞİD’in çemberlerini kırıp Ezidi siviller için bir güvenli geçit koridoru açmayı başardı. Bu gelişme sayesinde, on binlerce Ezidi çocuk, kadın ve yaşlı Duhok, Zaxo ve diğer güvenli bölgelere YPG’nin askeri desteği eşliğinde ulaşabildiler. Binlerce Ezidi aile Rojava’daki Cezire Kantonu tarafından açılan Derik yakınlarındaki Newroz Kampı’nda kalmayı tercih etti. 9 Ağustos’ta yerel hükümet sözcüsü Ciwan Mihemed AP’ye Newroz Kampı’nda 15 bin kişinin olduğunu söyledi. Rojava’da benim konuştuğum bazı yerel kaynaklar da bazı Ezidi ailelerin Serekaniye ve Tirbespi’deki akrabalarının yanına gittiklerini de söylüyor.

Ezidilerin kendi ifadelerine göre, tanınan Ezidi kanaat önderi Qasim Şeşo vb. kişilrin öncülük ettiği yerel Ezidi birliklerinin yanı sıra YPG (ve daha sonra da PKK savaşçıları ve peşmergeler) İŞİD’e karşı savaşıyor.

Her ne kadar yukarıda bahsedilen Kürt güçleri ve ABD’nin havadan yardımları sayesinde kayda değer bir ilerleme sağlanmışsa da, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve yerel kaynaklar halen dağlarda kalan binlerce işinin açlık, susuzluk ve hastalıklarla karşı karşıya olduğunu belirtiyor.

On yıllar süren savaş deneyimlerine dayanan usta komutanlarının olması YPG’ye gelişmiş askeri yetenekler sağladığı muhakkak. Bunun yanı sıra, savaşçılarının sıkı disiplinli olması da YPG’ye önemli bir avantaj sağlıyor.

YPG Female

Kadınların YPG’ye aktif katılım gösteriyor olması da vurgulanması gereken başka bir nokta. Ortadoğu gibi kadınların ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü bir bölgede, Kürt kadınları görece daha iyi bir statüye sahipler. Kadın Savunma Birlikleri ya da YPJ olarak adlandırılan YPG’nin kadın güçleri, birçok kadın tarafından kendi bilgi ve yeteneklerini gösterebilecekleri ve geliştirebilecekleri bir platform olarak görüyor. Kürt kadın savaşçıların birçok şiddetli çatışma cephesinde ön saflarda olduğu bir sır değil. YPJ’nin Kürt kadın savaşçıları IŞİD’e karşı ‘efsanevi keskin nişancılar’ olarak adlandırılıyor. Zaten IŞİD üyeleri de birçok defa basına yansıdığı gibi bu kadın savaşçıların tarafından öldürülmekten çok korkuyorlar çünkü o durumda ‘cennete’ gıdemiyorlar.

YPG’nin başarılı olmasının bir diğer nedeni de savaşçılarının çoğunun belli bir ideolojiye inanan, politik açıdan bilinçli insanlardan oluşması. Bu savaşçılar kendi insanlarını ve şehir ve kasabalarını korumak için oldukça yüksek motivasyona sahipler. Zaten YPG’nin sahip olduğu en etkili silahlardan biri arkasındaki bu güçlü halk desteği. 15’den fazla siyasi partinin bulunduğu parçalı Rojava’da YPG halkla sıkı bağlar kurmuş görünüyor. Benzer şekilde Irak’ta da, özellikle de son zamanlarda büyük travma yaşayan Ezidi toplumunun her fırsatta güçlü bir şekilde saygı ve minnet duygularını dile getirdiği YPG, burada da halkla aynı bağı kurmayı başarmış görünüyor. Kürdistan Bölgesi medyasının büyük çoğunluğu da YPG savaşçılarından övgüyle bahsedip onların IŞİD’e karşı verdiği savaş için övgüler diziyor.

IŞİD tarafından yaratılan bu kaotik atmosferin, Kürtleri kendi düşmanlarıyla savaşlarında bir araya getirmek gibi olumlu bir yanı da oldu. KPD, PUK, Goran, PKK, PDK-I, PJAK hepsi beraber birçok cephede bütün Kürt şehirlerini savunmak için IŞİD’e karşı savaştılar ve halen de savaşıyorlar. Kürtler, IŞİD’in Kürdistan ve bölge için ne kadar büyük bir tehlike arz ettiğinin farkındalar ve bu doğrultuda IŞİD’e karşı daha etkili savaşabilmeleri için uluslararası toplumdan daha iyi silahlar talep ediyorlar.

Başkan Obama’nın hava saldırılarıyla destek verme kararı,  Kürtler açısından moral üstünlük sağlamanın yansıra, IŞİD için de caydırıcı bir faktör olduğu gerçek. İçinde geçmekte olduğumuz bu kritik dönemde bu gelişme aynı zamanda Batı’ya, Kürtlerin, Ortadoğu’da güvenilir bir müttefik olduğuna ve desteklenmeleri gerektiğine dair bir mesaj da gönderiyor. YPG ise iki yılı aşkın bir süredir Rojava’da, şimdi de Irak’ta IŞİD’e karşı verilen mücadelede hayati önem taşıyan bir rol oynadığı için Batı’nın desteklemesi gerekenler arasında ön sırada yer alıyor. Zaten CNN, BBC, Al Jazeera başta olmak üzere uluslararası basın bu son krizde YPG’nin rolüne sıkça vurgu yapmakta ve on binlerce Ezidi vatandaşın YPG savaşçıları tarafından kurtarıldığını haber ve yorumlarında dile getirmekteler. IŞİD karşısındaki başarılarını Rojava’dan sonra Irak ve Kürdistan Bölgesi’nde de ispatlayan ve uluslararası alanda da tanınmaya başlayan YPG’nin ismini önümüzdeki süreçte daha da duyulacağı kesin. Dileğimiz daha önce YPG ile yakın ilişkiler kurma konusunda istekli görünmeyen Türkiye’nin de bu değişen durumu iyi görüp, IŞİD karşısındaki en güçlü yapı YPG ve de Rojava ile sıcak ilişkiler geliştirmesi.

12 Ağustos 2014

IŞİD Neden Sürekli Kobanê’ye Saldırıyor?

Kobane_Civilians
Irak ve Şam İslam Devleti’nin ele geçirmek istediği Kobanê’nin büyük bir önemi buluyor. Musul’da ele geçirdiği ağır ve gelişmiş silahları kullanan IŞİD’in bu kente girmesi demek hem doğu hem de batıdan geniş hareket alanı bulması anlamına gelecek.

Haber: MUTLU ÇİVİROĞLU / Arşivi

RADİKAL – Irak’ta Musul’u ve diğer birkaç bölgeyi ele geçiren Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) yeni ismi ile İslami Devlet (IS) 2 Temmuz’da Kobanê’ye büyük bir saldırı başlattı. 10 tank ve başka ağır araçlar tarafından desteklendiği bildirilen bu saldırılarını Kobanê’nin batısındaki bir kaç köy, özellikle de Cerablus için stratejik değeri olan Zormixar bölgesinin etrafında yoğunlaştırdı.

Son saldırıların önemli bir farkı ise IŞİD’in geçen haftalarda Musul ve çevresinde elde ettiği ağır ve gelişmiş silahları ve kullanmasıydı. Hatta yakın dönemde IŞİD’e dahil olan bazı Saddam dönemi Iraklı subayların da Kürtlere karşı saldırıları yönettikleri YPG kaynaklarınca dillendirilmekte. Durum böyle olunca Suriye ’yi yakından takip eden uzmanların merakla sordukları soru, YPG’nin böylesi gelişmiş silahlarla yapılan saldırıları püskürtüp bölgeyi elde tutacak imkânlarının olup olmamasıydı.

IŞİD gerçekleştirdiği 3.000 ‘den fazla havan saldırısından sonra, YPG güçleri Cuma günü Zormixar ve diğer köylerden çekildi. YPG’nin taktiksel bir hamle olarak duyurduğu bu geri çekilme, akıllara ‘bir yenilgi mi ?’ sorusunu getrdi. İki taraf arasındaki şiddetli çatışmaların ardından YPG güçleri Cumartesi günü Zormixar’ın yanı sıra Xirabato, Ziyaretê ve Cedide köylerini geri almayı başardı. Şu anda bazı küçük çaplı çatışmaların devam ettiği fakat bölgenin YPG’nin kontrolü altında olduğu ve oradaki halkın moralinin yüksek olduğu bilgisi geliyor.

YPG Basın Merkezi 6 Temmuzda yaptığı açıklamada IŞİD saldırılarının kırılmış olup 200’e yakın IŞİD savaşçısının öldürüldüğünü duyurdu. Yerel kaynaklar da bu sayıyı doğruluyor. Tarlalarda gömülmeden bırakılan IŞİD’e ait birçok cesedin içinde sarı saçlı ve beyaz tenli olanlarının da bulunduğu belirtiliyor. YPG’nin açıklamalarına göre son saldırılarda 20 civarında savaşçının hayatını kaybettiği görülüyor. Yine, IŞİD’e ait 2 tank ve birkaç ağır aracın YPG tarafından tahrip edildiği, birçok silah ve mühimmatın de ele geçirildiği YPG açıklamalarında dile getirilmekte.

 

IŞİD NEDEN SÜREKLİ KOBANÊ’YE SALDIRIYOR?

Bu saldırıların birçok nedeni var. Birincisi IŞİD Musul ve Irak’taki diğer şehirlerde elde ettiği başarılardan güven alarak Suriye toprakları üzerindeki kontrolünü de genişletmek istiyor. Bunun dışında Kobanê, şu an IŞİD’in kontrolünde bulunan Girespi (Til Abyad), Cerablus ve Rakka’nın ortasında bir ada gibi duruyor. Kobanê’yi bu kendi kontrolü altındaki bölgeleri birbirine bağlamak için ve de yeni ilan ettiği “İslam Devletinin” bir parçası yapmak istiyor. Böylesi önemli bir şehrin kontrolünü ele geçirmesi demek, hem doğu hem de batıdan geniş hareket alanı bulması anlamına gelecek, yeni topraklar ele geçirmesini kolaylaştıracak.

Bunun dışında, Kobanê’nin ele geçmesiyle beraber Urfa’nın Suruç ilçesindeki Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın kontrolünü de ele geçirmiş olacak. IŞİD’in özellikle ticaret, eleman ve mühimmat geçişi, hastaların tedavisi vb. nedenlerden dolayı sınır kapılarına önem verdiği biliniyor. Bu bağlamda önümüzdeki dönemlerde Kürtlerin elinde bulunan Serekaniye ve Til Koçer ile diğer İslami grupların elinde bulunan Azaz’daki sınır kapılarına saldırılar düzenlemesi muhtemel.

Bu saldırılarla IŞİD, ayrıca Kobanê’yi Kürt Dağı Bölgesi yani Afrin Kantonu ve Cezire Kantonlardan da koparmak istiyor. Şu sıralar üç Kürt Kantonu arasında gidiş gelişler oldukça zor. Yerel yetkililere göre birçok sivil Cerablus ve Til Abyad’da IŞİD tarafından rehin tutuluyor.

Aynı şekilde IŞİD tarafından Minbiç yakınlarında kaçırılan yüzden fazla Kürt öğrenci bir ayı aşkın zamandır rehin tutuluyor. Gerek İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), gerek UNICEF ve de diğer kurumların tüm çağrılara rağmen bu çocuklar ve diğer siviller halen serbest bırakılmış değiller. Kobanê Kanton yetkilileri ve bölgedeki insan hakları savunucuları, IŞİD’in rehin tuttuğu çocukları ve diğer sivilleri YPG’ye karşı baskı oluşturmak ve arkasındaki halk desteğini yok etmek için kullandığını belirtmekteler. Bu kaynaklar IŞİD’in ayrıca YPG’nin elindeki üyelerini salıverilmesi konusunda bir pazarlık kozu olarak da sivilleri kaçırdığını iddia etmekteler.

Kobanê’nin IŞİD’in eline geçmesi, örgüte birçok avantaj getireceği için oradaki halka her türlü zulüm yapılmaktan kaçınmıyor. IŞİD siviller kaçırıyor, bazılarını alenen çarmıha gerip, işkenceyle öldürüyor. Birçok defa sivillerin evlerinin tahrip edildiği ve mal ve mülklerine de el konulduğunu yerel kaynaklar sıkça dile getiriyorlar. Hatta Kobanê’nin içme suyunun bile IŞİD tarafından birçok defa kesildiği de kamuoyu tarafından bilinen bir durum.

Devam eden bu saldırıların bir diğer önemli nedeni ise Kobanê’nin 19 Temmuz 2012’de Esad rejiminden kurtulan ilk şehir olması ve Rojavalı Kürtler için manevi bir öneme sahip olması. Kürtlerin bu şehri kaybetmesi büyük bir moral kırıklığı yaratacak ve elde ettikleri kazanımlara büyük bir darbe olacak. Yani Kobanê’ye yapılan saldırılar Kürtlerin Suriye’de elde ettiği başarılara da bir saldırı anlamına da geliyor. YPG kaynaklarına ve yerel yetkililere göre IŞİD muhtemelen saldırılarını Kürtlerin Kobanê’yi alışının ikinci yıldönümünde artırarak devam edeceği.

Zaten hafta başından beri IŞİD’in hem güneyden, hem de doğudan yeni saldırılara başladığı haberleri de gelmekte. YPG, Kobanê’nin 35 kilometre güneyinde bulunan Kunheftar yakınlarındaki çatışmalarda 40’a yakın IŞİD üyesinin öldürüldüğünü, kendilerinin de 2 kayıp verdiklerini belirtmekte.

IŞİD’in, Kobanê’nin batısıyla birlikte eşzamanlı olarak doğudan yani Akçale’nin karşısındaki Til Abyad’dan yapmaya çalıştığı ilk saldırılar ise YPG, Kürt Cephesi ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’ya bağlı bazı grupların da desteğiyle püskürtüldü. IŞİD bu saldırıyla YPG’yi her iki yönden kıstırmayı amaçlıyordu ki bunda başarılı olamadı. 7 Temmuz Pazartesi günü başlayan ve bugün Salı da yoğunlaşarak devam eden çatışmalarda ise, yine Til Abyad’dan saldırıya geçen IŞİD güçleriyle YPG arasında sert çarpışmaların yaşandığı haberleri gelmekte.

Şu an itibariyle görünen, IŞİD’in Irakta ele geçirdiği gelişmiş silahlara rağmen yüksek askeri kabiliyeti ve disiplini ile bilinen ve geniş halk tabanı olan YPG karşısında üstünlük sağlayamadığı. Fakat yukarda da belirttiğimiz gibi IŞİD’in önümüzdeki günlerde saldırılarına devam etmesi de oldukça güçlü bir ihtimal. Bu nedenle de hem Kobanê Kantonu yönetimi ve Salih Müslim, hem de KCK adına Murat Karayılan’ın açıklamaları dikkat çekici. Hiç şüphe yok ki Kobanê’nin geleceği hem Rojava’daki kazanımlar, hem de Kürtlerin tamamı için önemli bir role sahip olacak.

http://www.radikal.com.tr/dunya/isid_neden_surekli_kobanye_saldiriyor-1201038

IŞİD Neden Kürtlere Saldırıyor?

Image

IŞİD Neden Rojava’daki Kürtlere Saldırıyor?

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Rojava’daki Kürt yapılanmasını kendisine bir tehdit olarak görüyor. Çünkü IŞİD’in kurmaya çalıştığı sisteme çok ters. Kürtler ılımlı bir toplum ve yüzleri de Batı’ya dönük. Kadının topum içindeki değeri ve rolü de oldukça yüksek. Bilindiği gibi Rojava’da birçok üst düzey yönetici kadın. Bu durum IŞİD’i çok rahatsız ediyor.

Ayrıca, Kürtler Müslüman olmayan toplumları kucaklayan bir yapıya sahipler. Zaten kanton yönetimlerinde de bu durum iyice görülüyor. IŞİD ise tersine hoşgörüsüz ve insanlara kendi İslam anlayışını dayatmaya çalışan bir yapı. O nedenle Rakka’da kurduğu emirliği diğer bölgelere de yaymak istiyor. Zaten son dönemlerde Irak ve Suriye’de birçok bölgeyi ele geçirdi. Bütün bunlar IŞİD’in anlayışına ters ve bunun için IŞİD Kürtleri bir tehlike olarak görüyor.

IŞİD’in Irak Kürdistan Bölgesi Saldırıları Neden Peki?

IŞİD Irak Kürdistan Bölgesi için de benzer rahatsızlıklar duyuyor. Bölge istikrarlı ve huzurlu. Orada da Hıristiyan azınlıklar rahat durumdalar ve hükümette yer alıyorlar IŞİD bundan da rahatsız. Onun için Irak Kürdistan Bölgesi’ne birkaç saldırı gerçekleştirdi. Kürtler doğal yapıları gereği kadınlara değer vermeleri, Müslüman olmayan azınlıkları kucaklamaları, batıya dönük yüzlerini IŞİD kabul etmiyor, her seferinde intihar saldırılarıyla Kürtlere karşı düşmanlığını gösteriyor.

ABD’nin Irak’a yaptığı müdahaleden sonra, Irak kaos içerisinde. Ama Kürdistan bölgesi bunun dışında. Ekonomisiyle, toplumsal yapısıyla bir model olarak duruyor. Bu da IŞİD’in memnun olmadığı bir durum. IŞİD orada da egemenlik sağlamak istiyor. IŞİD insanlara korku salarak, akıl almaz şiddet yöntemleriyle kendi tarafına çekmeye çalışıyor ve bunda büyük oranda başarılı da oluyor. Zaten El Kaide bile IŞİD’i reddetti. Diğer bütün radikal gruplar IŞİD’ ten rahatsız. Artık IŞİD sadece Kürtler için değil, hem bölge, hem de Batı için de büyük bir tehlike unsuru olarak görülüyor.

IŞİD’in Savaşçı Kaynağı ve Esad Desteği?

IŞİD’in savaşçı kaynağı dünyanın her yerinden: Afganistan, Pakistan, Tunus Cezayir, S Arabistan, Çeçenistan, Bosna, Arnavutluk vb. Finans kaynaklarının da daha çok Körfez ülkelerinin olduğu yaygın bir kanı. Son dönemlerde Batı medyasında Esad rejiminin IŞİD’e destek olduğu, en azından göz yumduğu daha fazla şekilde dile getirilmekte. Zaten YPG kaynakları da kendileriyle yaptığım görüşmelerde bu durumu sürekli ifade ediyorlardı. IŞİD gibi radikal yapıların sayesinde Esad’ın kendisini tim dünyaya var olan en iyi alternatif olarak sunma politikasının da başarıya ulaştığını görmek lazım.

IŞİD Kürtler İçin Nasıl Bir Tehlike Olabilir?

Son Musul saldırılarında Irak ordusunun birçok silahın IŞİD’in eline geçtiği bildiriliyor. ABD silahları dâhil, son model yeni silahlar bunların yarın öbür gün Erbil’e, Süleymaniye, Diyarbakır’a saldırmayacakları belli değil. Bu nedenle de Kürtlerin bu durumu görerek önlem almaları gerekiyor. IŞİD’in Musul’a girmesi hem Rojava için, hem de Kürdistan Bölgesi için büyük bir risk. Hem Rojava’daki Kürtlerin,  hem de Kürdistan Bölgesi’nin bir araya gelip ortak karar almaları gerekir. Buna KDP, YNK, GORAN, PYD diğer gruplar hepsi oturup bu tehlikeyi görmeleri lazım. IŞİD birkaç ay önce Erbil’e saldırdı. Yine geçen ay Serekaniye’ye saldırdı. Son dönemlerde de başta YNK olmak üzere, KDP’ye ve Kürdistan Bölgesi’ne saldırıyor.

Bu saldırıları Kürtlerin iyi görmesi ve ortak hareket etmeleri lazım. Ortaya çıkan bu tehlikeli durum son dönemlerde KDP ile PYD arasında var olan gerginliği azaltmak için de bir fırsat olarak görülmeli. Her iki taraf da farklıkları bir kenara bırakıp, bu tehlikeye karşı birlikte hareket etmeli.

Irak Kürtlerinin Bağımsızlık İlanı?

Irak Kürtlerinin bağımsızlık ilanı son zamanlarda sıkça dile getiriliyor. Eğer böyle bir durum varsa Kürtler etmek istiyorlarsa mutlaka ortak bir strateji geliştirmeliler. Yoksa Musul’a, Kerkük’e kadar dayanan IŞİD onlara çok zarar verir. Kürtlerin küçük hesapları bırakıp bir araya gelmeleri lazım çünkü IŞİD sadece Rojava için değil, Kürdistan Bölgesi ve bütün Kürtler için tehlike oluşturmaktadır.

Rojava Üzerinde PYD-KDP Mücadelesi

Irak Kürdistan Özerk Bölgesi Başkanı Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Rojava’da yönetimi elinde bulunduran Demokratik Birlik Partisi (PYD) arasında uzun süredir devam eden gerginlik, hendek olayıyla birlikte doruğa çıkmış durumda.

Image

KDP bu hendeği “güvenlik nedeniyle” kazdığını ve Rojava’ya karşı yapılmadığını birçok kez ifade etti. KDP’nin 17. Bölge Sorumlusu Serbest Bapiri, Amerika’nın Sesi Kürtçe Servisi’nde yayınlanan açıklamasında amaçlarının Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) gibi radikal örgütlerinin bölgeye girişini engellemek olduğunu, hendeğin Kürtlere karşı bir adım olarak görülmemesi gerektiğini söylemişti.

PYD ise hendeğin kazılmasını, “KDP’nin kendisine ve Rojava’daki kazanımlara karşı sürdürdüğü düşmanlığın son örneği” olarak görmekte. PYD kanadının en etkili isimlerinden İlham Ahmed, Radikal gazetesi için kendisiyle yaptığım röportajda, Rojava’da halkın kendi Demokratik Özerklik projesini desteklemesinin KDP’yi rahatsız ettiğini, hendek kazılmasının var olan bu rahatsızlığının bir sonucu olduğunu şu sözlerle ifade etmişti: “Sözde teröristlerden, IŞİD’den korunmak için kazmışlar bu hendeği ama bunun bahane olduğunu herkes biliyor. Çünkü hendek çetelerin geçtiği bölgelerde değil, Kürt güçlerin elinde olan sakin ve huzurlu yerlerde.”

KDP ile PYD arasındaki gerginlik birtakım önemli nedenlere dayanmakta ki bunların başında iktidar çekişmesi yatmakta. Suriye’deki krizin başlamasıyla askeri, siyasal ve toplumsal alandaki boşluğu iyi dolduran PYD, iktidarını her geçen gün daha da güçlendirdi. Diğer partiler kan kaybederken, PYD hızla çekim merkezi konumuna ulaştı. Bunda hiç şüphesiz PYD’nin Rojava merkezli siyaseti ve yöneticilerinin halk arasından olması önemli rol oynadı.

Suriye’deki krizin başlamasıyla askeri, siyasal ve toplumsal alandaki boşluğu iyi dolduran PYD, iktidarını her geçen gün güçlendirdi.

Mutlu Çiviroğlu

Buna bir örnek vermek gerekirse, PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’in oğlu Şervan’ın yaşamını yitirdiği sırada Rojava bölgesinde bulunan bir gazeteci olarak, insanların “PYD yöneticileri hiç olmazsa burada, aramızdalar ve yeri geliyor, çocukları da şehit oluyor” şeklinde konuşmalarına çok kez tanık oldum.

Efrin, Kobane ve Cezire bölgelerinde ilan edilen kanton yönetimlerinde bazı küçük parti ve bağımsız şahsiyetler yer alsa da, güç ağırlıklı olarak PYD’nin elinde. Yine, askeri açıdan da, Suriye’deki en disiplinli yapıların başında gelen, Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG) bölgedeki tek güç olması dolayısıyla PYD’nin gücünü daha da pekiştiriyor. Her ne kadar YPG Genel Komutanı Sipan Hemo, tek bir partinin gücü olduklarını net bir şekilde reddetse de kamuoyundaki algılamanın bu yönde olduğu gerçek.

Buna karşılık, KDP genel anlamda Rojava’daki gelişmelerin dışında kaldı. Kendisine bağlı ya da yakın duran partileri Erbil’de Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) çatısı altında bir araya getiren KDP, bir süre bu yapılanma aracılığıyla güç sahibi olmaya çalıştı. Uluslararası alanda ve Suriye muhalefeti arasında belli bir oranda destek de bulan ENKS, umudunu bağladığı Cenevre Görüşmeleri’nin başarısızlığa uğramasıyla iyice etkisizleşti.

ENKS, kendi içinde yer alan ondan fazla partinin yarattığı çözümsüzlük ve hantallık nedeniyle zaten pek de işlevsel olamıyordu. ENKS’yi oluşturan parti üst kadrolarının Rojava yerine Erbil’de konumlanmaları, var olan gelişmelere karşı politika üretmek yerine, sürekli PYD’ye karşıt konumda olma görüntüsü çizmeleri, Rojava’da etkisiz kalmalarının önemli nedenleri arasında sayılabilir.

KDP bu duruma son vermek ve Rojava siyasetinde daha fazla söz sahibi olmak için son bir hamle olarak yeni bir parti kuruluşuna öncülük etti. Partinin Suriye’deki kolu olan ‘Suriye Kürt Demokrat Partisi’, bölgedeki yaygın adıyla ‘El Parti’ ile Azadi Partisi’nin her iki kanadı ve son dönemde kurulan ‘Yekiti Kurdistani’ adlı küçük partinin katılımıyla Kürdistan Demokrat Partisi-Suriye’nin (KDP-S) kuruluşu bir süre önce Erbil’de ilan edildi. Bu yeni oluşumun Rojava’daki dengelere nasıl bir etkide bulunacağı merakla beklenen bir konu.

KDP ile PYD arasında devam eden gerginliğin bir diğer ana nedeni ise hiç kuşku yok ki, Erbil ile Kandil arasındaki iktidar çekişmesi. PYD yetkilileri, resmi ağızdan PKK ile organik bağı olduklarını reddetse de Abdullah Öcalan’ın düşüncelerinin kendileri açısından “ilham kaynağı” olduğunu her fırsatta dile getiriyorlar. Dolayısıyla Rojava’daki gerginlik bir bakıma bu durumun da yansıması.

PKK, PYD’yi desteklerken, KDP ise önce ENKS, şimdi ise yeni kurdurduğu KDP-S’yi destekleyerek Rojava’daki iktidar savaşını sürdürmeye çalışıyor. Bu durumu daha iyi anlamak için her iki partiye bakmakta fayda var.

 

Suriye’deki Kürt partileri, 2012’nin Temmuz ayında Barzani’nin çağrısıyla toplanıp ‘Erbil Mutabakatı’nı imzalamıştı. [Fotoğraf: AA]

 

KDP ile PKK tüm Kürtler arasındaki en güçlü iki parti. PKK, Kürtlerin yaşadığı Türkiye, Suriye ve İran’da ve de diasporadaki en güçlü siyasi, askeri ve toplumsal yapı konumunda. PKK’nin Irak Kürdistan Bölgesi’nde de KDP dışındaki partilerle, özellikle de Değişim Hareketi (Goran) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile iyi ilişkileri mevcut.

KDP ise Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanlığını elinde bulunduran ve oradaki hükümetin de büyük ortağı olan bir parti. KDP, sahip olduğu ekonomik, politik ve askeri gücün yanı sıra diplomatik alanda da Kürtler arasındaki en güçlü yapı.

Bu iki güç arasındaki iktidar savaşı ve Kürtlerin lideri olma mücadelesi birçok alanda kendini hissettirmekte. Geçen yıl yapılması planlanan ancak “kongrenin liderini kim olacağı, temsiliyet oranının nasıl belirleneceği” gibi sorunlar yüzünden henüz gerçekleşemeyen Kürt Ulusal Kongresi de asıl olarak bu iktidar çekişmesinin bir sonucu olarak ertelenmişti.

Kandil ile Erbil arasındaki siyasi çekişmenin, Kürtlere kimin liderlik edeceği mücadelesinin en belirgin sahası elbette ki Rojava. PKK, lideri Öcalan’ın uzun süre kitle çalışması yürüttüğü ve halkla güçlü bağlar kurduğu Rojava’ya büyük önem veriyor. Gerçekten de Öcalan’ın Suriye Kürtleri arasındaki popülaritesi ve itibarı birçok çevre tarafından bilinen bir durum ve bölgeyi ziyaret edenler bu durumu yakından görebiliyor. PKK’nin kendi içindeki Suriye Kürtlerinin büyük bölümünü Rojava’ya gönderdiği ve bu kişilerin YPG’nin yapılanmasına önemli rol oynadıkları biliniyor. Bu nedenle de PKK, bu bölgeyi kendi mücadelesinin uygulama alanı olarak görüyor.

Rojava siyasetinde geride kalan KDP’nin, sınıra hendek kazması ve PYD hakkında sert demeçler vermesi, bu mücadelesinden pek de vazgeçmeyeceği anlamına geliyor.

Mutlu Çiviroğlu

KDP ise hem Mele Mustafa Barzani’nin “Kürtlük davasının” en önemli temsilcisi olduğu, hem de Rojava’daki en eski partinin 1957 yılında kurulan Suriye Kürt Demokrat Partisi olduğu düşüncesiyle bölgedeki en eski ve en meşru yapı olduğunu savunuyor. KDP’nin daha doğrusu Barzani isminin Cezire Bölgesinde önemli desteği olduğunu da vurgulamak lazım. Bu nedenlerle KDP Rojava’da doğal olarak söz söyleme hakkı bulunduğuna inanıyor.

Gelinen noktada KDP’nin Rojava siyasetinde ana aktör olma mücadelesinde oldukça geride kaldığı, dengelerin büyük oranda PKK’den yana olduğu görülüyor. KDP’nin, Irak Kürdistan Bölgesi’nde yer alan tüm partilerin karşı çıkmasına rağmen Rojava sınırına hendek kazması ve PYD hakkında sert demeçler vermesi, bu mücadelesinden pek de vazgeçmeyeceği anlamına geliyor.

Ankara’nın yaklaşımı değişti

Kürtler arası bu gerginlikte Ankara ise KDP’ye yakın bir siyaset izliyor. Aslında Ankara, Suriye meselesine yaklaşımına önce “Kürtsüz” başladı. Daha sonra Erbil üzerinden ENKS ile görüşmeler yaptı ve bu oluşum üzerinden Kürtlerle diyalog geliştirmeye çalıştı. Fakat ENKS’nin güçsüzlüğünü gördüğünden ve gelişmelerin PYD ekseninde cereyan ettiğini anlayınca, PYD ile de temas kurmaya başladı. Salih Müslim’in sürpriz şekilde Türkiye’ye davet edilmesi Rojava’da olumlu bir hava yarattı. Her ne kadar Müslim’in ilk ziyaretini ikinci bir ziyaret takip etse de ilişkiler hiç de istenilen düzeye ulaşmadı ve bu durum PYD cephesinde hayal kırıklığına yol açtı.

Yine de son dönemlerde Ankara ile Rojava Kürtleri ve PYD arasında bazı olumlu gelişmelerin olduğunu hatırlatmakta fayda var. Geçen ay Cezire ve Kobane Kantonu heyetleri Türkiye’yi ziyaret ettiler. Özellikle Urfa’nın Suruç ilçesinin karşısında yer alan Kobane’den gelen heyetin ziyareti oldukça ilginçti, çünkü bu ziyaret sırasında Süleyman Şah Türbesi’nin korunması konusunda anlaşmaya varıldığı bildiriliyor.

Bunu destekleyen gelişme ise 23 Nisan’da Mürşitpınar Sınır Kapısı’ndan Kobane Kantonu’nun izniyle Rojava’ya giren Türk askeri konvoyunun IŞİD kontrolündeki Karakozak Köprüsü’ne kadar YPG tarafından korunmasıydı. Yine, Türkiye’nin YPG kontrolündeki sınır kapılarında insani geçişleri daha esnek hale getirdiği, Birleşmiş Milletler, Türkiye ve Efrin Kantonu’nun ortak çalışmaları sonucu bölgedeki mültecilere yardım çalışmalarını sürmesi de olumlu gelişmeler olarak göze çarpmakta.

Her ne kadar son günlerde karşılıklı medya savaşı artmış olsa da tabandan gelen bu baskılar sonucunda KDP ile PKK’nin yakın zamanda birtakım üst düzey görüşmeler yapması muhtemel. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani geçen haftalarda bu konuda bazı ipuçları vermişti. Birkaç gün önce Kürdistan Bölgesi’nde bulunan Cezire Kantonu heyetinin bu konuda bazı görüşmeler yapmış olması mümkün. Son olarak, Kürtler arası gerginliğe bakıldığında bu durumun Kürt kamuoyunda büyük rahatsızlık yarattığı ve her iki taraftan da bu gerginliğe son verecek adımlar beklediği görülüyor.

Washington’da yaşayan gazeteci ve analist Mutlu Çiviroğlu, Amerika’nın Sesi (VOA), Radikal, CNN ve BBC vb. yayın organlarında Rojava, Kürt Sorunu ve Washington’daki gelişmeler üzerine yorum ve analizler yazmakta, röportajlar yapmaktadır. Ayrıca, Erbil merkezli Rudaw gazetesinin İngilizce baskısında özellikle Suriye ve Türkiye’deki Kürt sorunu, Amerika’nın bölgeye yönelik siyaseti gibi konularda makale ve analizler yazmaktadır.

http://www.aljazeera.com.tr/gorus/rojava-uzerinde-pyd-kdp-mucadelesi

YPG ile Ehli Şam Arasındaki Anlaşma Ne Anlama Geliyor?

Son günlerde, Kürt Halk Savunma Birlikleri YPG’nin El Kaide’nin Suriye’deki resmi kolu Nusra Cephesi ile ateşkes imzaladığına dair bazı yayın organlarında bir takım haberler çıkıyor. Peki, durum gerçekten de öyle mi? YPG radikal İslamcılarla işbirliği yapıp, Nusayri Esad rejimine savaş mı açıyor?slında durum pek de basında yansıtıldığı gibi değil, çünkü ateşkes doğrudan Nusra Cephesi ile değil, Nusra’nın da parçası olduğu Ehli Şam ile yapıldı. Bu süreçte, Ehli Şam bünyesindeki Ahraruş Şam, Liva Tevhid, İslam Cephesi ve Ceyşül Mucahidin gibi gruplar da yer alıyor. Bu radikal grupların dikkat çeken ortak özeliği Irak Şam İslam Devleti (İŞİD) karşıtı gruplar oluşları ve üyelerinin genelde Suriyelilerden oluşması.

Image

Tekrar ateşkese dönecek olursak, geçtiğimiz hafta Halep’te ilan edilen ateşkes YPG Genel Komutanlığı’nın kararı değil. Ateşkes, bölgedeki yerel komutanlığının, Efrin Kantonu yönetimi ve halkın isteği üzerine almış olduğu bir karar. Bu da YPG’nin ateşkese yaklaşımının stratejik değil, taktiksel olduğu anlamına geliyor. YPG, önemli saydığı kararları merkezi kararla, en üstten alıyor.

Aslında YPG bu ateşkes imzalanan gruplarla son dönemlerde zaten sıcak savaş halinde değil. YPG’nin iki ana cephede sürdürdüğü savaş Esad rejimi ve IŞİD’e karşı. Esasen Halep’te ve kısmen de Haseke ve Kamışlı’da rejime karşı savaşan YPG, Efrin, Kobane ve Cezire bölgelerinin çeşitli yerlerinde ise IŞİD ile savaşmakta. Ehli Şam’ın YPG’ye ateşkes isteğiyle gelmesinin bir nedeni kendileri için büyük tehdit haline gelen IŞİD’e yönelmek istemeleri ve rejime karşı saldırılarını daha rahat yapabilmeleri. Hiç şüphesiz bu durum YPG’ye askeri açıdan bazı avantajlar sağlamakta. Çünkü bu sayede YPG, sürekli Kürt bölgelerine saldıran IŞİD’le mücadeleye ağırlık verme fırsatı elde edecek.

YPG kaynaklarının bildirdiği bir başka önemli bilgi ise ateşkes talebinin karşı taraftan yani Ehli Şam’dan geldiği ve ateşkesin altı ay gibi kısa süreli olacağı. Suriye’de imzalan ateşkeslerin her an bozulabileceğini, üzerinde anlaşmaya varılan altı ay gibi kısa bir sürenin bile yaşamama ihtimalinin ne kadar yüksek olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Bu anlaşma kararının, Kürtler için en önemli nedeni ise Çîyayê Kurmênc (Kürt Dağı) Bölgesi’nin uzun zamandır ambargo altında olması. Bu ambargo ve kuşatmadan dolayı halk çok zor şartlar altında yaşamaya çalışıyor. Ayrıca Halep’ten ve çevre bölgelerden bölgeye sığınan insanlarla birlikte nüfus ikiye katlanmış durumda. Yani, bölge çok zengin kaynaklara sahip olmasına rağmen var olan ambargo ve nüfus artışı bir bakıma bu ateşkese neden olmuş durumda.

Bu bağlamda, imzalanan bu geçici anlaşmanın en önemli maddelerinden biri “YPG’nin kontrolü altındaki bölgelerde yaşayan halkın yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve bölgede günlük ihtiyaçlara dair her şeyin giriş-çıkışına izin verilmesi”. Kürt Hükümet yetkileri ve YPG’nin bu ateşkeste önem verdikleri ana madde bu. Bu sayede halkın biraz nefes alacağı, ambargonun olumsuz etkilerinin biraz hafifleyeceği, bölgede uzun süredir tedarik edilemeyen ilaç, tıbbi malzeme ve temel ihtiyaç maddelerinin karşılanması hedeflenmekte.

Efrin merkezli Kürt Dağı Bölgesi, Suriye’nin en zengin bölgelerinde birisi. Tüm Ortadoğu’ya ün salmış zeytin ağaçları ve tarıma elverişli toprakları ile zengin bir potansiyele sahip. Ne yazık ki ambargodan çok etkileniyor. Yakın zamanda bölgeyi ziyaret eden, tanınmış yazar Ebrahim Ebrahim de ambargonun halk üzerinde yaratmış olduğu bu zorluklara dikkat çekiyor ve bu ateşkesin bu temelde okunması gerektiğini söylüyor. Bölgenin sahip olduğu potansiyelin yeterince kullanılamadığını dile getiren Ebrahim, Türkiye’nin Efrin Kantonu ile resmi olarak bir sınır kapısı açmasını şu sözlerle dile getiriyor: “Eğer böyle bir kapı açılırsa hem bölgeye mal girişi sağlanır, ambargo etkisi azalır, hem de Türkiye’ye ekonomik olarak büyük faydası olur. Özellikle Antep’teki sanayiciler için büyük bir fırsat doğar. İnsanların ekonomik gücü olmasına rağmen temel ihtiyaçlarını gideremiyorlar, çünkü piyasada mal yok.”

Bölgeyi yakından tanıyan gazeteci Hozan Efrini ise YPG ile Ehli Şam arasında imzalan ateşkesi etkilerinin şimdiden görülmeye başlandığını, var olan pahalılığın bölgeye yeni ürünlerin gelmesiyle gözle görülür bir şekilde azaldığını belirtmekte. “Ateşkes sayesinde fiyatlar ucuzladı çünkü ticaret daha kolay oldu. Ayrıca uzun zamandır kesik olan elektrik de gelmeye başladı. Yolların kapalı olması nedeniyle Efrin’e 30 dakika mesafede olan Halep’e, Hama üzerinden 16 saate gidiliyordu. Şimdi bölgede durum çok daha iyi. Umarım ateşkes uzun süreli olur.”

Anlaşmanın diğer maddelerine göz attığımızda her iki tarafın da işini kolaylaştıran pratik adımların olduğu görülüyor. Örneğin, her iki taraf, karşı tarafın bölgelerine girebilecek ama yanlarında arabanın modeli ve nereye gideceğini gösteren mühürlü bir belge olacak. Her iki taraf kendi ellerindeki esirleri takası edecekler ve Ehli Şam, YPG’nin kontrolündeki bölgelerde izin almadan askeri nokta kuramayacak.

İki taraf arasındaki ateşkesin belki de en çok tartışılan maddesi “Ehli Şam, YPG’nin hakim olduğu bölgeleri Esad ile savaşmak için kullanabileceği” maddesi. Bu soruyu YPG Medya Genel Sorumlusu Polat Can’a sorduğumda aldığım cevap şu oldu: “Biz baştan beri rejim ile savaşıyor ve özellikte Halep’teki Kürt bölgelerine yönelik ağır saldırılarına karşı direniyoruz. Ama bazı çevreler ısrarla bu durumu farklı bir şekilde göstermeye çalıştı. O nedenle de rejime karşı savaşan gruplar kontrolümüz altıdaki bölgeleri bu amaç için kullanabilirler.” Can, YPG olarak kendi stratejilerinin başından beri saldırı değil, aktif savunma olduğunu belirtiyor. “Bizim için asıl olan kendi topraklarını ve insanlarımız korumak. O nedenle kimse için birileriyle savaşmak gibi bir düşüncemiz asla olamaz.”

Son olarak Can’a, anlaşma metninde neden “Nusayri” ibaresinin kullanıldığını, bunun özel bir anlamı olup olmadığını sordum. Aldığım cevap ise kendileri açısından kesinlikle bir olumsuz anlam içermediği, bu kelimenin Suriye’de normal bir şekilde kullanıldığı oldu. Bu kelimenin bazı çevrelerce olumsuz olarak algılandığı için hassasiyet yarattığını hatırlatmam üzerine Can “Biz YPG olarak Alevi inancına saygı duyuyoruz. Bizim açımızdan kesinlikle olumsuz bir anlamda kullanılmamıştır o kelime. Doğrusu, ilk kez sizden duyuyorum Nusayri kelimesinin olumsuz bir anlamda kullanıldığını.”

Sonuç olarak bu anlaşma, YPG açısından Efrin ve Kobane üzerindeki ambargoyu hafifletmek, Ehli Şam açısından ise Halep civarında YPG ile savaşmamak, tüm enerjisini rejime karşı kullanmak anlamına geliyor. Şunu da belirtmek lazım ki; IŞİD’in yarattığı baskı ve tehdit dalgası yüzünden birçok grup son zamanlarda bu gruba karşı birlikte hareket ediyor. Bu anlaşmayı hem bu bağlamda, hem de YPG’nin askeri gücünün daha önce savaştığı bazı gruplar da dahil birçok çevre tarafından tanınması şeklinde okumak gerekiyor.

http://blog.radikal.com.tr/dunya/ypg-ile-ehli-sam-arasindaki-anlasma-ne-anlama-geliyor-59471#

Xelîl Osman: Çetelerin Serêkaniyê’ye Saldırması Bilinçli Tercih

Perşembe günü Serêkaniyê’de meydana gelen ve 11 kişinin yaşamanı yitirdiği saldırılarla ilgili Radikal’in sorularını yanıtlayan Demokratik Toplum Hareketi (TEVDEM)’in Cezire Kantonu Eşbaşkanı Xelîl Osman, Serêkaniyê’nin bilinçli olarak hedef alındığını belirtiyor. ‘Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) çeteleri Serêkaniyê’de var olan kardeşliği ve bir arada yaşama arzusunu bir tehdit olarak gördüğü için bu şekilde vahşice saldırdı.

fft81_mf2134624

Haber: Mutlu Çiviroğlu / Arşivi

Sayın Osman neden özellikle Serêkaniyê hedef alındı, öncelikle bu konuda neler diyeceksiniz?

Xelîl Osman: Bu koordineli saldırıların çok zaman önceden planlandığı ve üzerinde çok hazırlık yapıldığı belli. Serêkaniyê’den çıkarılan bu çeteci grupların artık burayı yeniden kontrol umutları kalmadığı için böylesi vahşice bir saldırı gerçekleştirdiler. Bu saldırılar sadece Kürtlere ve buradaki tüm toplumlara karşı değil, insanlığa karşı yapılmış saldırılardır.

Serêkaniyê bütün halklardan ve dinlerden insanlardan beraber, kardeşçe yaşadığı güzel bir yer. Kürtler, Araplar, Çerkezler, Hıristiyanlar ve Türkmenler, herkes kendi renkleriyle yaşıyor. Buradaki halklar daha önce birçok defa huzurlu bir ortamda, birlikte yaşamak istediklerini dile getirdiler. Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) çeteleri bu kardeşliği bir tehdit olarak gördüğü için Serêkaniyê’ye bu şekilde vahşice saldırdı. Bu çeteler bilmeliler ki öyle araçlara bomba doldurup, şehirlerde patlatıp, masum insanları katletmekle hiçbir yere varamazlar.

Fakat Serêkaniyê’de yaşayan insanlar şehit edilen insanlarımızın cenaze törenlerinde bir kez daha hiçbir kuvvetin bu kardeşçe yaşamı sona erdiremeyeceğini gösterdiler. Biz Demokratik Toplum Hareketi, TEV-DEM olarak bütün insanları kimlikleri ve inançları ile kabul ederken, IŞİD ve onun gibi düşünenler inançları ve kimlikleri hedef alıp, insanları katlediyor. Tek umutları bu tür terörist saldırılarla halk arasında korku salmak ve değişik toplumlar arasında sorunlar yaratmak. Ama halk bu konuda bilinçli ve bizim burada oturttuğumuz sistemi sonuna kadar sahipleniyor.

Xelîl Osman ve Mutlu Çiviroğlu Serêkaniyê’de

Peki, bu tür saldırıların Serêkaniyê’de bir korku yaratacağını düşünüyor musunuz? 

Xelîl Osman: Kesinlikle hayır. Şunu çok iyi görüyoruz ki bu saldırılar buradaki toplumlar arasındaki sevgi, saygı ve bir arada yaşama isteğini daha da perçinleştirdi. Bugün cenaze merasiminde binlerce insanın aynı acıyı paylaşması ve birlikte yürümesi, saldıranların hedefine ulaşamayacağını gösterdi. Bu iki saldırı ile halkları birbirine düşürmek istediler fakat saldırılar sonucunda halklar birbirine daha sıkı sarıldılar. Bunu cenaze merasiminde, sokakta, evlerde her tarafta görüyoruz.

Tam olarak kaç kişi yaşamını yitirdi bu saldırılarda, net sayı nedir? Ayrıca yaralıların durumu nasıl? 


Xelîl Osman:
 Toplam 11 kişi şehit oldu. Bunlardan 6’sı sivil, 4’ü Asayiş’ten yani polis, 1 kişi de YPG savaşçısı. Kimi ağır olmak üzere 30’a yakın insanımız da yaralı ki bazılarının durumu kritik. Ayrıca üzerlerine cam kırıkları düşen inşalarımız da mevcut.

Bu saldırılarda güvenlik zaafı var mı sizce? Nasıl oluyor da iki yerde eş zamanlı saldırı düzenleyebiliyor IŞİD elemanları?

Xelîl Osman: Türkiye tarafındaki Ceylanpınar sınır kapısı çetelerin elindeyken bütün kapılar açıktı. Şehir bizim elimize geçtikten sonra bütün kapılar kapatıldı, sınıra beton duvarlar örüldü. Siz de buraya geldiğinizde görmüştünüz durumu. Beraber gezmiştik sınır kapısını ve şehri. Bu çetelere kimin yardım ettiğini herkes çok iyi biliyor. Türkiye bunlara yardım ediyor. Bu çeteler dünyanın her tarafından buraya geliyorlar. Nerden geliyorlar peki? Türkiye’den değil mi? Bir sineğin vızıltısını bile duyanlar, bu çetelerin gelişlerini görmüyorlar mı sanki? Kimse kimseyi kandıramaz. Herkes bu çeteci gruplara asıl desteği verenin Türkiye olduğunu biliyor. Rojava’nın özgürlüğünü istemeyen ve Kürtlerin bir statü sahibi olmasını hazmedemeyenler var. Halkların beraberce, barış içinde yaşamasını istemeyenler var. Bizim burada oluşturduğumuz tolerans ve kardeşlik ortamından rahatsızlık duyanlar var. O nedenle de halklar arasına nifak tohumları sokmak istiyorlar.

Basında bazı Arap köylülerinin de bu silahlı gruplara yardım ettiği iddia ediliyor. Bu tür haberler doğru mu? 


Xelil Osman:
 Mümkün tabii ki. Bu konuda incelemelerimiz devam ediyor. Böylesi vahşice terör saldırısı gerçekleştiren çetelerin hiçbir yöntemi kullanmaktan geri kalmayacaklarını biliyoruz. Ama şurası da bilinmeli ki böylesi saldırılar sadece Rojava’da olan şeyler değil. Amerika’da ve Avrupa’da da oluyor bu tür terör saldırıları. Amerika’ya yapılan uçaklı saldırıları hatırlayın. Tabii ki bize karşı da bu tür saldırıları yapacaklardır çünkü oluşturduğumuz sistemden, kardeşlik ortamında çok rahatsızlar.

Saldırıların zamanlaması da ilginç. IŞİD büyük güçle Kobanê’ye saldırmasına rağmen başarılı olamadı. YGP de geçen hafta IŞİD’i yenilgiye uğrattığını ve 400’den fazla üyesini öldürdüğünü duyurdu. IŞİD’in Serêkaniyê saldırılarının böylesi bir zamanda gelmesi tesadüf mü yoksa planlı mı? 


Xelîl Osman:
 Tabii ki birbiriyle bağlantılı şeyler. Çeteler, Kobanê’deki direniş karşısında yenildiler. Yine, aynı şekilde Cezaa, Remelan ve Serêkaniyê’de ve daha birçok yerde YPG karşısında ağır yenilgiye uğradılar. O nedenle de askeri akanda yapamadıklarını, böylesi terör saldırılarıyla yapıp, halk arasında korku yaymaya çalışıyorlar. Fakat hedeflerine kesinlikle ulaşamayacaklardır çünkü halkımız örgütlü ve özgürlüğü tatmış durumda. Sistemini kurmuş ve kendi kendini yönetiyor. Cezire Kantonu’ndaki herkes, Kürdü olsun, Süryanisi olsun, Hristiyanı olsun, diğer bütün insanlar birlikte yaşamaları gerektiğini biliyorlar. Özgürlüğün yolu insanların birbirlerini sevmesinden ve tanımasından geçiyor. Buradaki herkes bunu çok iyi anlamış durumda. Bu çeteci grupların ve Baas rejiminin halklar arasında düşmanlık yaratma çabaları başarıya ulaşamayacaktır. Bunu herkesi bilmesini istiyoruz çünkü biz her türlü inanca ve kimliğe saygılıyız ve birlikte yaşama inanıyoruz.

Sizin aracılığınızla şunu da belirtmek istiyorum ki Rojava her taraftan kuşatılmış durumda. Dünyanın gözü önünde bu durum devam ediyor ve kimse sesini çıkarmıyor. Halk zor şartlar altında yaşamaya çalışıyor. Özellikle de çocuklar için ilaç sıkıntısı yaşanıyor. Bir sivrisinek türünün neden olduğu ciddi bir salgın durum var ve ilaç sıkıntısı var. Bu konuda duyarlı kamuoyunun yardımlarını bekliyoruz. Biz buradaki insanlarımıza bir yol açmak, onlara nefes aldırmak istiyoruz. Suriye’de özgürlüğün ve kardeşçe yaşamın bu denli güzel bir şekilde korunduğu Rojava’ya herkesin sahip çıkmasını umut ediyoruz.

http://www.radikal.com.tr/dunya/xelil_osman_cetelerin_serkaniyye_saldirmasi_bilincli_tercih-1188811

Polcat Can of YPG: Extremist Groups Attack Us with Support from Assad

Image

In this Interview with Rudaw, Polat Can, Head of the Information Center of the Kurdish People’s Protection Units (YPG), says that Islamist groups are attacking from many fronts in order to include the Kurdish areas in their proposed Islamic state.

However, says Can, the YPG has withstood the attacks and killed hundreds of fighters from these groups. According to Can, the Islamic State of Iraq and Syria (ISIS) is waging its war on Rojava with the support of the Syrian regime.

First of all, can you tell us of the latest situation of the ongoing fight against the Islamic State of Iraq and Syria (ISIS), especially around Kobane (Ain al-Arab) and other towns? 

Polat Can: As you know there have been fierce clashes between the Kurdish People’s Defense Units (YPG) and ISIS gangs. Their purpose is to occupy the Kobane Canton and putting an end to the freedom Kurdish people are enjoying in Rojava. They wanted to include Kobane into their Islamic state. That is why they launched broad attacks against Kobane from the east, west and south. They attack us with the support of the Assad regime, and also Turkey is turning a blind eye. However, thanks to the heroic resistance of the YPG and people of Kobane, the intensive attacks of the ISIS were repelled and they were defeated.

During those attacks the ISIS suffered more than 400 causalities some of whom were senior leaders. In clashes around Girkendal, Ashme and Dilkino villages as well as the town of Sirrin, ISIS gangs suffered big losses, and could not reach their strategic goal which was separating the Kobane Canton from Jazira and Efrin Cantons. In order to isolate Kobane and prevent the YPG from receiving reinforcements from other regions, those gangs wanted to open another front in Jazira in Tirbespi (Qahtaniya), Derik (Malikiyah), Jaz’a and Sarekaniye (Ras al-Ain). In Jaz’a our forces killed number of senior ISIS commanders of the Hasakah region including Abu Maria, Abu Yousef, Abu Ma’az al-Ansari, Abu Faruq Omar al-Turki.

 They attack us with the support of the Assad regime, and also Turkey is turning a blind eye. 

 

Also, on the Sarekaniye front, they suffered severe casualties. They wanted to attack some villages—that the YPG had previously liberated—to open a new front there, and prevent the YPG from advancing towards Kobane. As a result, they launched a huge attack on Manajir and Tal Khanzir Xinzir regions. Not only did the YPG successfully repel their attacks, we also liberated some more villages. The ISIS’s intense attacks against Rojava were defeated by the YPG and I can clearly say that Kurdish people’s resistance has gained a strategic victory.

You said that over 400 ISIS members were killed by the YPG. Some say that this number is exaggerated. Did you really kill that many ISIS members?

Polat Can: It is our principle to avoiding exaggeration or misinformation. When a comrade gets martyred, we declare it publicly. We will openly announce the true number of our losses and publish their photos. We hold official public funerals for our martyrs. As for the mercenary groups we kill, we decided not to publish any pictures of their dead bodies. But, if any media wants to see those photos, we are willing to share the photos we have with press. Besides, the ISIS and others also announce the death of their members on their websites and via Facebook and Twitter. They also publish pictures of their own casualties through the Internet. There is certainly no exaggeration in our figures.

I want to remind you that these mercenary groups came to Kobane from other regions such as from Latakia, Idlib, Aleppo, Deir ez-Zor, and Raqqah. They come from a wide range of countries including Chechnya, Turkey, Azerbaijan, Libya, Tunisia, Qatar, and Saudi Arabia. So, the figure of 440 is not an exaggeration. It is precise and certain.

What about YPG losses?

Polat Can: In these clashes 35 of our comrades got martyred. We declared them all with their names and pictures. Our martyrs are the children of the people of this region. Their deaths are publicly known and cannot in any way be hidden.

You mentioned that ISIS members come from other regions to fight the YPG with the help of the Assad regime. Some experts are not convinced that Assad is supporting the ISIS. Also, there is a common notion that Turkey is no longer actively supporting extremist groups as it used to. How do you comment on these two points?

  They come from a wide range of countries including Chechnya, Turkey, Azerbaijan, Libya, Tunisia, Qatar, and Saudi Arabia.  

 

Polat Can: We should, first, look at who is benefiting from those attacks against Rojava? The answer is the ISIS and the Syrian regime. The Assad regime does not want the Kurds to make any advances. As you know, numerous units of the Free Syrian Army (FSA) were defeated by the ISIS. These days, many FSA fighters have taken refuge in the Kurdish regions. In many fronts the YPG and FSA forces are fighting side by side against extremists. It is not in the regime’s interests that Kurds are powerful and that Rojava remains safe. Furthermore, the regime wants to play Kurds and the FSA-related groups off against each other. We have some certain intelligence in this regard.

It has been several months since the ISIS forces have not fired a shot against the regime forces. Plus, regime warplanes have bombed so many civilians in Aleppo, Idlib, Homs and other places, yet not raided any of the ISIS military bases. The public should know that most of the ISIS fighters attacking us came from Deir ez-Zor, Shaddadeh, and Markadeh, passing through Kawkar Mountain in Hasakah. If the regime forces wanted, they could have easily shelled and exterminated them all. But, they did not.

As for Turkey, the leaked tapes of [Ahmet] Davutoglu and other Turkish officials revealed their plan to invade and occupy Rojava. What the ISIS is doing serves Turkey. Ankara thinks it is not in its interests that its neighboring Kurds establish their own government, make progresses, and run their own affairs. They continuously use a negative rhetoric against us. Besides, Turkish soldiers, sometimes, evacuate their border outposts to let ISIS pass through and attack Kurdish villages. We have proof in our hands about this.

Now, on the border between Rojava and Iraqi Kurdistan, some trenches are being dug and some demonstrations are being held against it. However, the Kurdistan Democrat Party (KDP) officials say that the trenches are to prevent terrorists from crossing into the Kurdistan Region. How do you comment on this statement? What do you think these are trenches for?  

Polat Can: Those trenches are disgrace! After the Sykes–Picot Agreement was signed and Kurdistan was partitioned into four parts, no trenches were dug. Between the state of Syria and Turkey there were no trenches dug. They planted mines and fenced the borders. Similarly, even when the Baath regimes in Iraq and Syria were on worst terms, they did not dig any trenches; they had just raised the soil on the border.

Today in the Jazira Canton, there is a Kurdish administration. On the other side, there is another Kurdish administration. It is a pity that the KDP is building such a thing. KDP’s statements about these trenches are not convincing at all. On the Rojava side of the border, there are YPG forces, so the border is protected. Until now, no one has ever witnessed any terrorists crossing into Zakho from Derik! Such statements are baseless allegations. Terrorists they are talking about use Sunni Arab regions while crossing the border!

In the region where trenches are dug, poor Kurdish villagers cross the border in order to buy some basic needs such as food, medicine, gasoline and necessary stuff. Digging these trenches is a political decision which aims at deepening the existing embargo and further isolating Rojava.

My last question is about YPG’s call for support against the ISIS attacks, and reactions to this call. It was widely reported in the media that people have actively responded to your call, but what about the political parties, especially those who are in the Syrian Kurdish National Council (SKNC)? 

Polat Can: First of all, I would like to mention that Murat Karayilan made an appeal in Newroz and asked the Kurdish youth from Northern Kurdistan (Bakur) to support Rojava. We want to thank him for that stance. Many Kurdish parties from Northern Kurdistan and other parts made statements in support of Rojava, but not much in terms of direct help. But, many youth from northern, southern, and eastern parts of Kurdistan arrived Rojava, and they are now active within the YPG ranks.

  On the Rojava side of the border, there are YPG forces, so the border is protected. 

 

From the North, especially from Urfa some youth joined YPG. People in Kobane and Urfa belong to same tribes and they are relatives. Also, the proximity makes it easier for the youth of Urfa to cross to Rojava. Some grab their guns and cross from their villages into Kobane villages and fight with us. Some others support us by bringing medicine and other things. The Kurdish people have shown their support for Rojava and responded positively to our call and stood with us.

What about political parties?

Polat Can: The stance of political parties in Kobane or their regional organizations in Kobane was brave and deserves appreciation. Many party members joined the resistance although their parties did not have central decisions on this. The Syrian Kurdish Democratic Unity Party (PYDKS) which is a KNC member positively responded to our call for support. Party leader Mohieddine Sheik Ali’s call was very meaningful when he asked his party members to actively support the YPG and defend Kobane. Jamal Sheikh Baqi’s Kurdish Democratic Party also actively responded to our call. Their members are currently fighting with us. Some members of the KNC parties were disappointed that their party headquarters were insensitive to the attacks against Kobane. This was the case with the Al-Party whose members left the party and KNC and joined the resistance. Such decisions clearly showed that, not only we were disappointed about the stance of the KNC to the recent events, but that their own members were disappointed too.

We want everyone to know that the YPG is the protector of Rojava, and the success of Rojava is the success of all four parts of Kurdistan. With the help of our people we are sure that we will succeed.

http://rudaw.net/english/interview/140420141#sthash.lC6bxWO4.dpuf

‘Kürtler ile Araplar Arasına Fitne Sokmaya Çalışıldı’

YPG’nin stratejik öneme sahip Til Birak şehrini kontrolü altına alması hem Kürt kamuoyunda hem de uluslararası medyada oldukça yankı buldu. Bazı kuruluşlar YPG’nin şehirde sivillere yönelik katliam yaptıklarını öne sürdü. Bunun üzerine Kürt ve Arap siyasetçiler bir grup gazeteci ile birlikte Til Birak’a gidip incelemede bulundu. Heyette yer alan Batı Kürdistan Halk Meclisi (MRGK) Eşbaşkanı Abdulselam Ahmed sorularımızı yanıtladı.

Haber: Mutlu Çiviroğlu / Arşivi

MRGK Eşbaşkanı Abdulselam Ahmed (sol baştaki) ve beraberindeki heyet Arap ileri gelenleriyle bir araya geldi

Sayın Ahmed, YPG tarafından kontrolü sağlanan Til Birak’a bir ziyarette bulundunuz. Gidiş nedeniniz neydi? 

Bazı kesimler Kürtler ile Araplar arasına fitne sokmaya çalışıyordu. Bu savaşı Kürt ve Arap savaşı olarak göstermek istiyorlardı. Karalama politikası izleniyordu. Orada katliam ve tecavüzler olduğuna dair yalan yanlış şeyler söyleniyordu. Bizler de Arap aşiretlerinin ileri gelenleriyle birlikte bölgeye geçtik. Yanımıza gazetecilerden oluşan bir heyeti de aldık. Böyle bir şey olmadığına dair durumu yerinde tespit etmeye gittik. Çeşitli medya organlarında, internet sitelerinde dolaşan haberlerin doğru olmadığını göstermek istedik. Bunun için bir mektup ulaştırıldı. Bölgeye giden heyet ‘Cizire Kent Komitesi’ adına orada temaslarda bulundu.

O medya organlarından biri de Suriye Ulusal Konseyi’ne (SUK) yakınlığı ile bilinen Orient TV’ydi. Kanal, birçok kişinin öldürüldüğü, katliam yapıldığına dair haberler yayınlamıştı sanırım. Sizin heyetinizin ziyaretinden sonra bu tür haberlerini tekzip etti mi?

Hayır, şu ana kadar herhangi bir düzeltme veya tekzipte bulunmadılar. Onların Kürtçe servisi muhabirleri de bizimle birlikte Til Birak’a geldiler ve oradaki durumu kendi gözleriyle gördüler. Zaten Orient TV de, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) gibi, Nusra Cephesi gibi radikal ve de şovenist anlayışların siyasetine hizmet ediyor. Radikal, şovenist, karışıklık yaratmak isteyen, Kürtlere düşman gruplara hizmet ediyor. Diyebiliriz ki yaklaşımları şovenistçedir, Kürtlere karşı bir duruş sergiliyorlar. Onların bize karşı tavırları, bizim bölgelerimizdeki istikrar ve huzuru çekememezliktir. Bizim kontrolümüzdeki bölgelerde Kürtler, Araplar ve Süryaniler birlikte barış içinde yaşıyorlar. Bu tür yayınlarla bölgeyi karıştırmak, Kürtler ve Araplar arasında savaş çıkarmak istiyorlar. Ne yazık ki bu anlayış rejime ve bölgelerimize girmek isteyen radikal gruplara hizmet ediyor.

Bölgedeki Arap ileri gelenleri ile de görüştüğünüzü söylüyorsunuz. Onların yaklaşımı nedir? Sizden ne tür istekleri oldu, sizi nasıl karşıladılar?

Dün yeni kurulan komitemizin girişimleriyle tutuklanan 36 kişiyi serbest bıraktırdık. Bugün de 50 kişinin serbest bırakılmasını sağladık. Huzurun sağlanması için, IŞİD gibi, Nusra Cephesi gibi radikal gruplara yardım eden bu kişileri serbest bıraktık. Biz bölgedeki Arap ileri gelenlerinin çoğunun IŞİD ve Nusra gibi radikal örgütlere karşı olduklarını biliyoruz. Onlar da bölgelerinin huzurlu olmasını istiyor, o nedenle de ellerini Kürtlere uzatıyorlar. Onların yaklaşımlarının genelde olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Duruma makul bir şekilde yaklaşıyorlar ve Kürtlerle birlikte hareket etmenin kendi çıkarlarına olduğunu görüyorlar. Çünkü YPG şu anda Rojava’yı, ayırım gözetmeksizin, tüm bileşenleriyle birlikte savunuyor.

Peki, Til Birak’ın Kürtler için önemi nedir?

Bilindiği üzere Til Birak Kürt ve Arapların birlikte yaşadığı bir şehirdir. Kamışlı şehrinin 40 km güneyinde yer almaktadır. Ayrıca Kamışlı ile Haseke karayolu üzerinde stratejik bir noktadadır. Birçok yolun bağlandığı bir yerdir. Til Birak üzerinden, Kuzey tarafından birçok Kürt şehrine geçişler sağlanabiliyor. Radikal gruplar bu şehri ele geçirmişlerdi. Bu şehirden de çevredeki Kürt köylerine saldırıyorlardı. Zaten Til Birak’taki insanları da göçe zorlamışlardı. Bu güçlerin orada bulunması tüm bölge için sorun oluşturuyordu. Til Birak’ı kullanarak Kamışlı ve Kürt bölgelerine saldırmak istiyorlardı. Yol kesiyorlardı, insanları kaçırıyorlardı. Oradaki halkın talebi üzerine YPG müdahalede bulundu ve IŞİD ile Nusra’yı oradan çıkardı.

Bazı Kürt liderler Arap şehirlerine girdiği için YPG’yi eleştiriyorlar. Dün de Pêşverû lideri Hamid Derwiş’in açıklamaları vardı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Cenevre’de Kürtler adına konuşan Hamid Derwiş ve onun gibi siyasetçilerinin açıklamalarına uysaydık tüm bölgemiz IŞİD ve Nusra’nın elinde olurdu. Derwiş ve onun gibilerinin mantığına göre, Kürtlerin ve Arapların birlikte yaşadığı Til Temir, Serêkaniyê, Tirbespi ve Çilaxa gibi şehirleri de kurtarmamamız gerekiyordu! Yine Haseke şehrinin de bir kısmı Rojava sınırları dahilindedir. Onlara göre, Haseke’ye de girmememiz gerekiyor, orayı da IŞİD ile Nusra’yı gibi gruplara bırakmalıyız! Bu mantıkla baktığımızda bugün Til Koçer’in de IŞİD kontrolünde olması gerekiyordu. Bu kesimler ellerinde Kürdistan haritalarıyla dolaşıyorlar ve büyük taleplerde bulunuyorlar. Bu bahsedilen yerler de o haritanın sınırları içindedir! O yüzden söylediklerinin hiçbir değeri yok çünkü yanlış bir mantık ile hareket ediyorlar. Bu söylediklerinde Kürtlerin hiçbir çıkarı yoktur. Kendi partilerinin küçük hesaplarıyla olaylara yaklaşıyorlar ama durum hiç de öyle değil. Kıskançlık gözüyle bakıyorlar ki bu kabul edilebilir bir durum değil. Devrimin başlaması ile birlikte Rojava’yı da bırakmışlar. Bölgede hiçbir etkinlikleri kalmamış. Bölgedeki duruma vakıf değiller, bilmiyorlar ne olup bittiğini. Til Birak, IŞİD ve Nusra’nın merkezi haline gelmişti. Buradan Kürtlerin şehir ve köylerine saldırıyorlardı. Til Birak Arap şehri olduğu kadar aynı zamanda Kürt şehridir de.

Geçenlerde Kamışlı’da asayiş ve rejim güçleri arasında bir gerginlik yaşanmıştı. Şehirdeki son durum nedir?

Kamışlı’da durum sakin ve huzurlu. Birkaç gün önce bir gerginlik yaşandı. Devlet güçleri iki Süryani vatandaşı tutuklamıştı. Bizim asayiş birimlerimiz duruma müdahale etti. Devlet güçleri ve asayişimiz arasında bir çatışma yaşandı. Asayiş güçlerimiz de rejimin kurumlarına el koymak zorunda kaldı ve onlardan 15 kişiyi tutukladı. Sonunda rejim iki Süryani vatandaşı serbest bıraktı. Bunun üzerine asayiş de elindeki 15 kişiyi serbest bıraktı.

http://www.radikal.com.tr/dunya/kurtler_ile_araplar_arasina_fitne_sokmaya_calisildi-1178752