Category Archives: Basindan

Barzani Daveti Dış Politikada Revizyonun Parçası mı?

  Mahmut Hamsici  BBC Türkçe

Türkiye, son dönemde özellikle Orta Doğu’da yaşadığı sorunlar ile yeni bölgesel ve uluslararası gelişmeler karşısında bölge politikasında revizyona mı gidiyor?

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) lideri Mesut Barzani’nin Diyarbakır ziyareti de, Türkiye’nin Suriye, İran ve Irak’la ilgili politikalarını gözden geçirmeye yöneldiği dikkate alındığında, bu değişim sürecinin bir parçası olarak görülebilir mi?

Bu sorulara ‘evet’ yanıtı veren gözlemcilerin sayısı fazla.

İddia edilen ‘revizyonun’ nedeni ise, Türkiye’nin Orta Doğu politikasında karşılaştığı zorluklar kadar bölgesel ve uluslararası gelişmeler olarak görülüyor.

Revizyon iddiasını güçlendiren gelişmeler

Türkiye’nin, Suriye’de Beşar Esad yönetimini silahlı mücadeleyle devirmek isteyen güçlere olan desteğine karşın Suriye’deki krizin uluslararası alandaki çözümünde diplomasi öne çıktı.

Bu dönemde muhalif gruplar arasındaki sorunlar derinleşirken Suriye ordusu ülke içinde yeni kazanımlar elde etti.

Radikal İslamcı grupların ülkedeki artan etkinliği Batı’da kaygı yaratırken uluslararası alanda Türkiye’ye bu radikal grupları desteklediği iddiasıyla yöneltilen eleştiriler arttı.

Ayrıca Rojava’da KCK üyesi PYD’nin güç kazanması, Türkiye’yi PKK’ya yakın bir örgütle ‘sınır komşusu’ yaptı ve PKK ile yürütülen barış görüşmelerinin zora girdiği bir dönemde KCK’yı siyasal olarak güçlendirdi.

Bu gelişmeler Türkiye’yi Suriye politikası konusunda sıkıntıya soktu.

Türkiye’nin Irak ve İran yönetimiyle gerilen ilişkileri ile Suudi Arabistan ve Katar’la kurduğu ittifak, Türkiye’yi uluslararası kamuoyunda ‘mezhepçi’ ve ‘agresif’ bir dış politika izlediği eleştirilerinin hedefi haline getirdi.

Bunlara ek olarak İsrail’le yaşanan sorunlar, AB’ye üyelik sürecindeki yavaşlama, Gezi Parkı protestolarına yönelik hükümetin tavrı, Çin füzesi tartışmaları ve Ankara’nın Erbil’le arasındaki petrol anlaşmasını Bağdat’ı dışlayarak yaptığı iddiaları, Batı’da Türkiye konusunda kaşların kalkmasına neden oldu.

Suriye’deki gelişmeler dışında ABD başta olmak üzere Batı ülkeleri ile İran arasındaki son dönem ılımlılaşan hava da Türkiye’nin bölge politikalarının elden geçirilmesi gereğini ortaya koydu.

Mısır’da Müslüman Kardeşler yönetiminin bir darbe ile devrilmesi de hükümetin bölgedeki en önemli müttefiklerinden birini kaybetmesine yol açtı.

Revizyona gidildiğinin işaretleri

Bütün bu gelişmeler Türkiye’nin Orta Doğu politikasında son haftalarda yaşanan ‘yeni ayar arayışlarının’ neden olarak görülüyor.

Bu çerçevede, Ankara-Bağdat arasında görüşme trafiği arttı, Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari Türkiye’ye geldi, ardından Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Irak’a gitti.

Önümüzdeki aylarda Irak lideri Nuri Maliki’nin Türkiye’ye gelmesi bunu takiben Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak’ı ziyareti bekleniyor.

Benzer bir durum Tahran’la trafikte de gözleniyor. İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in Kasım ayı başında Türkiye’yi ziyareti de iki ülke arasındaki ilişkilerde yumuşamanın işareti olarak yorumlanıyor.

Önümüzdeki aylarda Bakan Davutoğlu ve Başbakan Erdoğan’ın İran’ı ziyaret etmeleri bekleniyor.

Türkiye’nin Suriyeli radikal gruplara destek verdiği iddialarıyla ilgili çeşitli gelişmeler yaşanıyor.

Ayrıca Erdoğan ve Davutoğlu’nun son dönemde vurguladıkları ‘El Kaide’yi desteklemiyoruz’ açıklamalarıyla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ‘Akdeniz’deki bir Afganistan’ uyarısı eş zamanlı oldu.

PYD lideri Salih Müslim de Türkiye’nin son dönemde kendilerine karşı savaşan radikal İslamcıları desteği kestiği yönünde açıklama yapmıştı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınırdan Irak Şam İslam Devleti örgütünün mevzilerini bombaladığını açıklaması ve Adana’da Suriyeli muhaliflere gittiği iddia edilen 1200 füze başlığının ele geçirildiği operasyon da göz önüne alındığında ‘Türkiye radikal gruplarla ilişkisini gözden geçiriyor’ yorumları yapılıyor.

Çoğu gözlemciye göre, Barzani’nin ziyaretinin zamanlaması ve kamuoyuna yansıtılış tarzı bu ziyaretin başka nedenler kadar bu revizyonla da ilgili olabileceği görüşünü doğuruyor.

tıklayın ERDOĞAN VE BARZANİ’NİN DİYARBAKIR BULUŞMASIYLA İLGİLİ CANLI ANLATIM

‘Rojava’yla ilgili’ iddiası

ABD NASIL BAKIYOR?

Ziyaret ABD’de de yakından takip ediliyor. ABD’nin Kürt siyasi gruplarının Suriye Ulusal Koalisyonu’na katılımını desteklediği ve Rojava’daki KDP çizgisinde daha yakın durduğu biliniyor.

Washigton’dan BBC Türkçe’ye konuşan gazeteci İlhan Tanır, ABD’in Ankara-Erbil-Bağdat hattındaki ilişki beklentisini şöyle yorumluyor:

“ABD için Irak’ın bölünmeyeceği ve Maliki hükümetinin marjinalize edilmeyeceği bir Ankara-Erbil ilişkisi arzu edildiği biliniyor. Son gelişmelerle ilgili yine bu prensibin zedelenmeyeceği bir ilişkinin sürmesinin istendiği görülüyor.”

ABD’nin PYD’nin bazı adımlarından rahatsız olduğu iddia ediliyor.

Mutlu Çiviroğlu bu nedenle PYD’nin de bu yüzden Rusya’yla yakınlaştığını söylüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki son açıklamasında PYD’nin Rojava’daki özerklik adımından rahatsız olduklarını duyurdu.

Psaki, Suriye’deki Kürtlerin başka bir kolu olan Kürt Ulusal Konseyi’nin de Suriye Ulusal Konseyi’ne katılımını takdir ettiğini belirtti.

Tanır, “ABD bu yönden de Ankara ve Erbil’in pozisyonunu desteklediğini göstermiş oldu” yorumunu yapıyor.

KYB Peşmerge Bakanı Cebbar Yaver, Brüksel’de düzenlenecek olan NATO Uluslararası toplantısına davet edilmesi de bu görüşü destekler nitelikte.

Peki Rojava’ya ilişkin Barzani ile Türkiye’nin ortak olduğu anlaşılan kaygıları bu ziyaretin neresinde?

Bazı yorumculara göre, Rojava’da PYD’den rahatsız olan Türkiye, zaten iyi ekonomik ve siyasal ilişkilere sahip olduğu IKBY’yle PKK-PYD’nin bölgede etkisini zayıflatmak için Rojava’ya yönelik ortak bir siyasi proje geliştiriyor.

Washington’dan bulunan gazeteci Mutlu Çiviroğlu, BBC Türkçe’ye konuşurken Rojava’da PYD’nin her geçen gün daha fazla siyasi ve askeri güç kazanırken KDP çizgisinin azaldığını söylüyor.

Çiviroğlu, “Ziyarette PYD’nin gücünün nasıl kontrol edilmesi konusunun gündeme gelmesi hiç şaşırtıcı olmaz” yorumunu yapıyor.

Ziyaretin hemen öncesi Rojava’da KDP çizgisindeki partilerin önemli oranda dışında kalarak bir Kurucu Meclis’in kurulması ve Barzani’nin bu adımı sert dille eleştirmesi de dikkat çekiyor.

Rojava’nın ötesinde genel olarak Suriye siyasetinde de hem Ankara’nın hem Erbil’in Rojava’daki Kürt grupların Suriye muhalefetinin parçası olarak hareket etmelerini destekledikleri de biliniyor.

Dolayısıyla ziyaretin Türkiye’nin Suriye politikası açısından önem taşıdığı da düşünülüyor.

BBC Türkçe’ye konuşan, Londra’daki Open University’den Cengiz Güneş şu yorumu yapıyor: “Türkiye, IKBY’nin stratejik bir ortağı olursa Suriye’deki gelişmeleri daha fazla kontrol edebileceğini ve PKK’yi daha fazla baskı yapabileceğini düşünüyor.”

Ankara-Bağdat yakınlaşmasında nereye düşüyor?

Bu ziyaretin Ankara ve Bağdat arasındaki ilişkilerin normalleşmesi süreciyle bağı olduğu yönünde görüşler de var.

Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan’ın ziyaretle ilgili Star gazetesindeki yazısında buna değinmişti.

Akdoğan şunları yazmıştı: “Türkiye, Irak merkezi yönetimiyle hızlı bir normalleşme sürecine girerken Kuzey Irak’la da ilişkilerini geriletmeme kararlılığında. Dışişleri Bakanı Davutoğlu Bağdat’ı ziyaret ederek normalleşme yolunda ilk adımı atmış oldu. Davutoğlu, yaklaşmakta olan Irak seçimlerinde tüm kesimlere eşit mesafede olacağımızı ve bu yakınlaşmadan ABD ve İran’ın aynı anda memnuniyet duyduğunu belirtti. TBMM Irak Dostluk Grubu başkanı olarak Meclis Başbakanımızla birlikte bu ay içinde Irak ziyaretinde bulunacağız. Bu da normalleşmenin diğer bir adımı oluşturacak.”

BBC Türkçe’ye konuşan Radikal gazetesinden Fehim Taştekin bu ziyaretin nedenlerinden birinin ‘Bağdat’la kurulan yeni diyalogun Erbil’le de eşgüdümlü hale getirilmesi olduğunu’ söylüyor.

Taştekin şunları belirtiyor:

“Kanaatimce Mesut Barzani’nin Türkiye’ye davet edilmesi de, Kürtlerle barış süreci ve Rojava’daki gelişmelere taalluk eden tarafları bir yana Bağdat’la kurulan yeni diyalogun Erbil’le de eşgüdümlü hale getirilmesi amacı taşıyor.”

“Türkiye Bağdat’ı Erbil’e, Erbil’i Bağdat’a feda etmeden ilişkilerine format atmak durumunda. Burada Kuzey Irak’tan petrol ve doğalgaz taşıyacak boru hatları konusundaki yaşanan belirsizlik öne çıkıyor. Ayrıca elektrik satışı ile ilgili projeler de var. Bağdat yönetimini de işin içine sokacak formüllerin Diyarbakır’da Barzani ile yapılacak toplantılarda müzakere edileceğini sanıyorum.”

Revizyon iddiaları ışığında ziyaretin anlamı, asıl olarak ziyaret gerçekleştirildikten sonra anlaşılacak.

Etkilerini görmek için de muhtemelen dikkatlerin en azından kısa vadede, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelere ve Erbil-Bağdat hakkında olup bitenlere yönelmesi gerekecek.

Ankara-Erbil-Şam-Rojava Ekseninde El-Kaide’li Ufuk Turu

Cengiz Çandar

Obama-Maliki görüşmesinde el-Kaide’ye karşı işbirliğinin masaya yatırılacağına kuşku yok.

WASHINGTON- Morton Abramowitz ile görüşmeyeli epey zaman olmuştu. Daha önce defalarca yaptığımız gibi, Washington’un Çinli semtinde, Chinatown’daki Moğol lokantasının önünde buluştuk. Çin-Moğol mutfağına düşkündür. Çincesi de kuvvetlidir. Bu günlerde adı, ‘Retorikten Realiteye’ adlı ABD’nin Türkiye politikasının nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin raporu hazırlayan ekibin ‘eşbaşkanı’ olması yani yazımında çok özel, belirleyici katkısı nedeniyle Türkiye’de sık sık anılıyor. ABD’nin Türkiye’yi en iyi bilen, en yetkin ve en etkili isimlerinden biri olduğuna kuşku yok.

Karşılaştığımız an, ilk sözleri, yaşının 80’e dayanmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmek oldu. Oysa zihni, yine her zamanki gibi 20’li, 30’lu genç adamlarınki kadar berraktı. Morton Abramowitz’le tabii ki bol bol ABD’yi ve Türkiye’yi konuştuk. Mort, oldum olası, Amerikan yönetimini, yapısını ve işleyişini, politikalarını sözünü hiç sakınmadan eleştirir. Olduğu gibi anlatır. Yine öyle yaptı.

O nedenle Türkiye’ye ilişkin olarak da bölgeye (Ortadoğu) ilişkin olarak da bu ABD’den, bir başka deyişle ‘Obama Amerikası’ndan –olumlu ya da olumsuz- beklentilere kapılmanın gerekmediğine ilişkin kanaatlerim, Abramowitz’i dinledikten sonra daha da pekişti.
Aynı duygulara Washington’da bulunan Irak Başbakanı Nuri el-Maliki de vardı mı, bilemiyorum. Maliki, tıpkı şu sıra aralarının ısıtılmaya çalışıldığı Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın bundan beş buçuk ay önce, mayısta Washington’da ağırlanışı gibi ağırlanıyor.
Morton Abramowitz, geçen akşam, Tayyip Erdoğan’ın Washington’dan eli boş döndüğünü söyledi bana. Ben de İstanbul’dan bakarak, uluslararası ilişkilerin inceliklerine vâkıf olduğumuz kadarıyla o hükme varmış ve yazmıştım zaten.

Maliki de öyle mi olacak?
Olabilir. Maliki, görüştüğü Senato Dış İlişkiler Komitesi üzerinde pek bir etki bırakmamış. Örneğin Cumhuriyetçi Tennessee Senatörü Bob Corker, “Kendi kendimize konuşurken, birbirimizin yanından geçip gittik gibi geldi bana” demiş Maliki için. “Bizim kaygılarımızı içselleştirmiş görünmüyordu ve onları önemsemez bir haldeydi” diye eklemiş NYT’ye.

Ne garip, aşağı yukarı aynı sözcükleri – “İki taraf da birbiriyle konuşuyor gibi ama farklı şeyler konuşuyor ve yürürken konuşuyor, birbirinin yanından geçip gidiyor”- şeklinde olarak, ABD-Türkiye ilişkilerinin bugünkü hali ve Tayyip Erdoğan’ın tavrına ilişkin olarak, Morton Abramowitz, bana söylemişti.

Bu yazı yazıldığı sırada, Maliki, Beyaz Saray’da Obama ile görüşmede olacaktı. Obama-Maliki görüşmesinin ‘anafikri’ni, Maliki’nin daha Bağdat’tayken NYT’ye yazdığı ve 30 Ekim Çarşamba günü yayımlanan ‘Bizim İçin Sabırlı Olun’ başlıklı makalenin şu satırlarında bulmak mümkün:

“El-Kaide Irak’tadır ve uzantıları halkımıza karşı acımasız bir terörist kampanya yürütüyorlar. Bu teröristler sadece Irak’ın değil, ABD’nin de düşmanlarıdırlar. Bu nedenle Başkan Obama ile cuma günü görüştüğümde, terörizme karşı koymak ve Suriye’deki çatışma dahil olmak üzere, daha geniş bölgesel güvenlik kaygılarına hitap etmek amacıyla ABD ve Irak arasında daha derin bir güvenlik ilişkisine ilişkin bir plan önermeyi düşünüyorum…

Suriye’deki savaş, aşırı mezhepçileri ve dünyanın çeşitli parçalarındaki teröristleri çeken bir mıknatıs oldu. Onları çevremizde topluyor. Birçoğu, delik deşik sınırlarımızdan içeri sızıyorlar. Suriye ya da Irak’ın el-Kaide operasyonları için üs olmasını ne biz isteriz ne de ABD…”
Türkiye’den bakıldığında, Maliki’nin Washington ziyareti üzerinde bu kadar durmayı değer kılan bu satırlar işte. Irak’ta son haftalarda kan gövdeyi götürüyor. Kanlı bilançonun altındaki imza IŞİD. Rojava’da –başta Serekaniye- Kürtlere saldıran, Türkiye sınırlarının ötesindeki Rakka ve Azaz’ı elinde tutan da o. Türkiye topraklarını kullandığı ileri sürülen ‘silahlı İslamcı güçler’den biri de IŞİD. Ankara, IŞİD’e karşı gereken önlemi almazken, Nusaybin’de, Şenyurt’ta Kürtler arasında ‘duvar’ örmeyi ‘güvenlik politikası’ diye sunabiliyor.

Ayrıca, şu anda Irak Kürdistan Bölge Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, Tayyip Erdoğan’la görüşmüş durumda. Irak Dışişleri Bakanı (Mesut Barzani’nin dayısı olur) Hoşyar Zebari geçen hafta Ankara’daydı. Ankara –Washington’un isteğini yerine getirmek niyetiyle de- Bağdat ile arasına düzeltmek istiyor. Konu, Ankara-Erbil-Bağdat üçlü ilişkilerinin çerçevesi içine oturuyor. Daha da önemlisi, ‘Suriye-Rojava’ ile bir de ‘dördüncü unsur’la daha da büyük bir boyut kazanıyor.

Ankara, PYD’ye karşı Rojava ile araya bir utanç ‘duvarı’ inşa ederek, sınırı kapatmak isterken, Irak Kürdistanı’nın kapıları bizim toplantıya katılmak için Rojava’dan yola çıkmak isteyen Salih Müslim’e kapatıldı. Ne var ki, Kürt YPG güçleri, Musul üzerinden Bağdat’a uzanan Til Koçer kapısını, Kaide’nin Irak-Suriye kolu IŞİD’in elinden aldılar. Bunun siyasi-stratejik sonuçları üzerinde iki yazı öncesinde durmuştum.

Washington’da birlikte bulunduğumuz BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, aynı konuda, hızla dünyanın en önde gelen Rojava uzmanlarından biri olmaya başlayan Mutlu Çiviroğlu’na konuştu. Radikal Online’da tümünü okuyabileceğiniz çarpıcı söyleşinin şu bölümünü not ettim. Mutlu Çiviroğlu soruyor:

“ABD’de el Kaide gibi radikal gruplar en büyük korku kaynağı. PYD ise bu unsurlara karşı savaş verirken Amerika kamuoyunda kısmen de olsa olumlu tepkiler ortaya çıktı. Buna karşın, ABD hükümetinin bu konudaki gönülsüzlüğünü neye bağlıyorsunuz?”

Demirtaş’ın cevabı: “Aslında burada Türkiye’nin rolünün olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye ABD’den ve Avrupa’dan aldığı desteği bu ülkelerin iradesinin hilafına radikal gruplara yönlendirmiştir… Amerikalıların kendi eliyle oradaki el Kaide militanlarını besliyor gerçeği zannedersem Amerika toplumunu da rahatsız ediyordur… Bu Türkiye’nin izlediği yanlış dış politikasının bir sonucu olmuştur. Halen de tümüyle bu yardımların kesildiğini söylemek mümkün değil.

Dolayısıyla şu an Türkiye içine düştüğü durumu ve bu ülkelerle kurduğu aldatmaya dayalı ilişkinin hesabını vermek üzere sorgulanıyor. Ankara’nın dış politikası sorgulanıyor. Türkiye’nin Bağdat ile yeniden ilişki kurmaya zorlanması da aslında bütün bu hataların sonucudur.”
Selahattin Demirtaş, yukarıda işaret ettiğimiz Til Koçer kapısının YPG tarafından ele geçirilmesine de değiniyor. “Til Koçer kapısının kontrol ediliyor olması ve ele geçirilmesi Rojava devrim sürecinin şu ana kadarki en önemli hamlelerinden biri oldu. Askeri ve siyasi açıdan birçok şeyi değiştirecek bir gelişme oldu bu. Bu hamle, muhatap alma konusunda da uluslararası alanda PYD’nin elini güçlendirdi diye düşünüyorum. Kapının kontrolü ambargonun kırılması için de etkili bir hamle oldu.”

Selahattin Demirtaş’ın Washington’da, ABD’nin Türkiye ile ilişkileriyle ilgili Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland ile görüştüğünü, görüşmede ‘Rojava konusu’nun önemli yer tuttuğunu da ekleyelim.

Obama-Maliki görüşmesinden, Maliki’nin IŞİD’e karşı kullanmayı istediği Apache helikopterleri ile Hellfire füzeleri satışı çıkar mı bilinmez ama el-Kaide’ye karşı işbirliğinin masaya yatırılacağına kuşku yok.

Özetleyelim: Maliki, Washington’dan mayıstaki Erdoğan gibi mi dönecek; şimdiden kestirmek kolay değil ama şu kesin gibi: Türkiye-Suriye sınırları el-Kaide için yol geçen halinde muhafaza edilirse el-Kaide, Kürtlere saldırmak için Türkiye’nin ‘zımni’ desteğinden yararlanır ve dolayısıyla bölgede kökleşirse…

Ne Türkiye-Irak ilişkileri toparlanabilir ve ne de Türkiye-ABD ilişkilerini sancısız bir gelecek bekleyebilir.

Washington’da Ankara-Erbil-Şam-Rojava ekseninde ‘el-Kaide’li ufuk turu böyle söylüyor…

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cengiz_candar/ankara_erbil_sam_rojava_ekseninde_el_kaideli_ufuk_turu-1158622

Şemdinli Belediye Başkanı Sedat Töre: ‘1984’ten Beri İlk Defa’

Hakkari’de 23 Temmuz’dan beri süren çatışmalar ile ilgili konuşan Şemdinli Belediye Başkanı Sedat Töre, PKK’nın 1984’te gerçekleştirdiği ilk eylemden bu yana Şemdinli halkının birçok çatışmaya tanıklık ettiğini ancak ilk kez bir mevzi çatışmasına tanık olunduğunu söyledi.

Amerika’nın Sesi muhabiri Mutlu Çiviroğlu’nun sorularını yanıtlayan Şemdinli Belediye Başkanı Sedat Töre, Şemdinli’de çatışma bölgesinde bulunan 11-12 köyün birçoğunun boşaltıldığını belirtti. Köylülerin ilçe merkezine veya çatışma bölgesinden daha uzakta bulunan köylere göçtüğünü söyledi.

“Şemdinli’de 23 Temmuz tarihinde başlayan çatışmalar bugün itibarıyla da devam ediyor diyebiliriz. Sabah saatlerinde birçok savaş uçağı Şemdinli semalarından çatışma bölgesine yöneldi ve burada bombardımanlar geçekleştirdi.” diye konuşan Töre,
çatışma bölgesinin 500 km2 bir alan olduğunu ve bu alanda 11-12 köyün bulunduğunu belirtti. Çatışma bölgesindeki 50-60 hanenin Şemdinli ilçe merkezinde bulunan akrabalarının yanına sığınmış durumda olduğunu, diğer bir kısmının da çatışma bölgesinden daha uzaktaki akraba köylere yerleşmiş durumda olduğunu bildiren Töre, ilçe merkezine giriş çıkışlar konusunda bazı basın mensuplarına sıkıntılar çıkarıldığını duyduğunu, fakat genel itibarıyla ilçe merkezine genel giriş çıkışlarda problemin olmadığını söyledi.

İlçe merkezinin hemen 1 km güneyinde başlayan çatışma alanına giriş çıkışların tamamen yasak olduğunu söyleyen Töre, “BDP ve CHP heyetleri de geldi buraya, çatışma bölgesine gidip çeşitli incelemelerde bulunmak istediler fakat güvenlik güçleri tarafından çatışmaların devam ettiğinden bahisle engellendiler” diye konuştu.

‘1984’TEN BERİ İLK KEZ’

Şemdinli’nin PKK’nın 1984 yılında ilk eylemini gerçekleştirdiği yer olarak bilindiğini hatırlatan Töre, şöyle devam etti:

“Bu anlamda Şemdinli halkı bugüne kadar birçok çatışmaya tanıklık etmiş bir halk. fakat bu son çatışma özellikle halkı kaygılandırıyor. Özellikle bu çatışmanın 15 gün süreye yayılması ve çok büyük bir alana dağılması nedeniyle ilk defa böyle bir çatışma görüldü diyebiliriz. Bu anlamda askeri literatürde buna ne denir bilemiyoruz ama karşılıklı mevzi alma suretiyle çatışmalar yapılıyor. Böylesi bir savaş durumuna benzer bir durum var. Bu anlamıyla ilk defa gördüğümüz bir çatışma türü ve hala da devam ediyor, ne kadar süreceği konusunda resmi makamlar da bir açıklama yapamıyor. Şemdinli Kaymakamlığı’nın muhtarlara yaptığı bir beyanat var. Bunun en az bir 5 gün daha sürebileceği, köye gidişlere bu nedenle izin veremeyecekleri yönünde bir beyanat var. Yani bu çatışmanın en belirgin özelliği bu diyebiliriz.”

http://www.aksam.com.tr/guncel/1984ten-beri-ilk-defa–131671h/haber-131671