Mutlu Çiviroğlu: S-400 ve Rojava konusunda, Trump’a ‘Türkiye’ye yaptırım uygula’ baskısı daha da artacak

Gazeteci Mutlu Çiviroğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ABD’de ABD’deki Türkiye ile ilgili görüşme ve ziyaretin karşılamaya havayı değiştirmede başarısız olduğunu söyledi.

SMO’nun esir aldığı YPJ komutanına ilişkin acil yardım çağrısı

SMO'nun esir aldığı YPJ komutanına ilişkin acil yardım çağrısı

BasNews – Star Kongresi, 21 Ekim’de Eyn İsa’nın Mişrefa köyünde SMO ile yaşanan çatışmada yaralı bir şekilde esir düşen kadın savaçının Çiçek Kobanê olduğunu açıkladı.,

Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) kurduğu Suriye Milli Ordusu’nun 21 Ekim’de yaralı bir şekilde bir kadın savaşçıyı esir aldığı görüntülerin sosyal meyada yayılması üzerine YPG’nin kadın kolu YPJ’den bir açıklama yayımlandı. Açıklamada esir alınan kadın savaçının isminin Çiçek Kobanê olduğu kaydedildi.

YPJ Genel Komutanlığı, “Arkadaşımızın hayatı tehlikede. Çetelerin paylaştığı görüntüler bütün gerçekleri açıkça gözler önüne seriyor. Bu kirli uygulamalar ABD, Rusya ve Türk devleti arasında yapılan anlaşma ve politikaların sonucudur” dendi.

YPJ açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“İşgalci Türk ordusu 21 Ekim saat 21.00’da Eyn Îsa’ya bağlı Mişrefa köyüne saldırdı. Saldırıya karşılık veren güçlerimizle çeteler arasında yaşanan çatışmada yoldaşımız Çîçek Kobanê ayağından yaralanarak, yaralı bir şekilde Erdoğan çetelerine esir düştü.”

Sosyal medyada yayılan görüntülerde Eyn İsa’da yaralı bir şekilde esir aldıkları YPJ’li savaçıya Arapça  “Seninle işimizi gördükten sonra başını keseceğiz” ve “Biji Kobani öyle mi?” sözleriyle aşağlayıcı sözler ve kötü muamele yaptıkları görülüyor.

Öte yandan Rojava’daki Star Kongresi  yaptığı   açıklamada Çiçek Kobanê’nin hayatından endişe duyduklarını belirterek, uluslarası toplum, insan hakları, sivil ve kadın örgütlerine yaşanan insani drama karşı sessiz kalmamaları çağrısında bulundular.

Mutlu Civiroglu

@mutludc

YPJ General Command Statement on the ‘Capture and Inhuman Treatment of YPJ fighter Çîçek Kobanê’
“Our injured comrade’s life is in the great danger. This is obvious from the brutal videos which have been spread by the jihadist gangs completely openly before the eyes of the world

Resmi Twitter'da görüntüleResmi Twitter'da görüntüleResmi Twitter'da görüntüleResmi Twitter'da görüntüle

Mutlu Civiroglu

@mutludc

This was the video shared by these group yesterday

Yerleştirilmiş video

12 Ekim tarihinde Suriye Gelecek Partisi Sekreteri Rojavalı Kürt siyasetçi Hevrin Xelef, Qamişlo uluslararası kara yolu üzerinde, Til Temir ile Eyn İsa mevikinde hareket eden konvoyun saldırıya uğraması sonucu hayatını kaybetti.

Sosyal medyada Xelef’in öldüğü olaya ait görüntüler paylaşılmıştı. Görüntülerde Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu mensuplarının Xelef ve diğer bazı kişileri infaz ettiği görülüyordu.

http://www.basnews.com/index.php/tr/news/kurdistan/556512?__cf_chl_jschl_tk__=1cb6e0ee80c166f17b656eb3020d20e48bb1c3b9-1587920880-0-AWSFUeVZO0p6ALGJYRyK0PKtFz_bjHsvE7y1HbDRMrb60QnOYNVXoKsn3aGEX_FM1rL3gLY0hUrFFxB8mKDkkH_zX5W5dy8Xk0XWK_dF2GPksSEVyGBHaFYKFLsbPZfiDoOVApQ9H5534q3ph_GHyBayqx56aHze3XqgPRsVSjxhf7DEzfTzQtUE2NQPCgteQuVDgEam0qtMioL5e3jagDEc1Fd-5Mhn0ZbgPC0eM1gM40Z0_Q6uSN4A13ZE2HSkQoRrmS-hr15sShfcV-RxmhdOAZ4166iE0CmLzRNMwAvDFhmWoouUJYxZQ7yLfg_rzg

Kafkas Kürtlerinin sembol ismi, yazar ve Kürdolog Kerem Anqosi hayatını kaybetti

Kafkas Kürtlernin sembol isimlerinden aydın, yazar ve Kürdolog Kerem Anqosi Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te yaşamını yitirdi.

Osmanlı dönemindeki katliamlardan kaçarak Gürcistan’a yerleşen Ezidi Kürt bir ailenin ferdi olarak 1937 yılında dünyaya gelen Anqosi, Kafkas Kürtlerinin önde gelen isimlerinden biri olarak tarihe geçti.

Ailesi ise Van’ın Seydibeg köyünden, Osmanlı katliamlarından kaçmıştı.

Gürcistan Üniversitesi Doğu Bilimleri Farsça Dili Bölümünden mezun olduktan sonra Kürt dili üzerine master yapan Anqosi, Türkiye’yi hiç görmedi ancak yine de Gürcistan’da ailesi ve çevresinin etkisiyle Kürt kültürü içinde bir yaşam sürdü.

Kürtçe ve Gürcüce çok sayıda eser kaleme alan Anqosi, Kürt kültürü, tarihi, dili ve gelenekleri konularında kafa yordu.

Şair olarak da eserler veren Anqosi, kimi eserlerinde Kürdistan hasreti ile ilgili şiirler kaleme aldı.

Kerem Anqosi başkent Tiflis’te Kürt kurumlaşmasının öncülüğünü yaparak, 1990’lı yıllarda Kürtçe yayın yapan Ronkayi Radyosu’nu kurdu. Kurduğu radyoda Kürt gençleri ve bizzat kendisi Kürtçe programlar hazırlayarak Kürt dili ve kültürünün eski Sovyetler Birliği’nde kaybolmamasında büyük emek harcadı.

Kerem Anqosi 2014 tarihinde Dünya TV’ye verdiği röportajında hayatından ve çalışmalarından bahsetmişti.

Gürcistan’da Kürtlerle Gürcü, Ermeni ve Azeri halkları arasında köprü olmayı başaran Anqosi, Gürcistan Gazeteciler Cemiyeti üyesiydi.

HDP Kürtçe hesabından da Enqosi’nin vefatı üzerine Kürtçe bir paylaşım yapıldı.

Kerem Anqosi’nin vefatını yorumlayan gazeteci Mutlu Çiviroğlu, “Kerem Anqosî Gürcistan’da Kürtlerin sembol ismiydi. Bu ülkedeki Kürtlerin yaptığı tüm çalışmalarda en ön safta yer almıştı. 1950’li yıllarda başlayan Kürt kültürü ve folklore çalışmalarında, ilk Kürtçe Rock müzik grubu olarak bilinen Koma Wetan’ın oluşumunda ve Tiflis’te uzun yıllardır yayın yapan Kürtçe radyonun kuruluşunda çok önemli hizmetleri olmuştu” dedi.

Çiviroğlu, Anqosi ile ilgili şunları söyledi:

“Anqosî yine Kürt gençlerinin anadilleri Kürtçe’yi iyi öğrenmeleri için dil üzerine çok çalışmalar yaptı, dil kursları açtı ve kitaplar yazdı. Anqosî  ayrica tüm Kürtler arasında çokça sevilen “Sîpan Sîpanê”, “Lêxin Birano Lêxin”, “Welatê Me Kurdistan”, “Ez Heyrana Dîtina Te Me Ey Welat” gini türkülerin de yazarıydı.

Sovyet Kürtleri arasında çok güçlü olan anavatan sevgisini hatayının sonuna kadar yüreğinde taşıyan Anqosî  bu sevgisini etrafındaki binlerce gence de aşılamıştır. Kendisiyle birkaç defa telefonda konuşmuştum. Çok sıcak, sevgi dolu ve samimi bir insandı ve onun aramızdan ayrılışı sadece Gürcistan Kürtleri için değil, malesef tüm Kürtler için büyük bir kaypı oldu ama arkasında bıraktıgı ülke ve halk sevgisi her zaman akıllarda ve yüreklerde kalacak. Kürtlerin bir sözü var: “Ga dimire çerm dimîne, mêr dimire nav dimîne” yani bir insan ölse bile arkada bıraktıklarıyla her zaman canlıdır.”

https://ahvalnews.com/tr/kurtler/kafkas-kurtlerinin-sembol-ismi-yazar-ve-kurdolog-kerem-anqosi-hayatini-kaybetti

IS Foreign Women Smuggled Out in Northeastern Syria Camp

In this Saturday, Sept. 7, 2019, photo, women who recently returned from Al-Hol camp, which holds families of Islamic State members, gather in the courtyard of their home in Raqqa, Syria, during an interview. The Kurdish-led administration has…FILE – Women who recently returned from the Al-Hol camp, which holds families of Islamic State members, gather in the courtyard of their home in Raqqa, Syria, during an interview, Sept. 7, 2019.

WASHINGTON – A group of intruders who disguised themselves as security forces protecting al-Hol refugee camp in northeastern Syria have helped smuggle out several women affiliated with the Islamic State (IS) fighters, local authorities told VOA.

“Some smugglers put on SDF uniforms or security police outfits, and they helped some IS women escape the camp for money,” said Judy Serbilind, who monitors IS female affiliates detained at the overcrowded camp.

Serbilind refused to disclose the number of the escaped women but said there were dozens. She said most of them came from outside of Syria, particularly from Europe.

“We believe that they fled to Idlib then to Turkey. We think some of them might reach out to the embassies of their countries and some (will) stay in Turkey.”

Al-Hol is a makeshift encampment set up for those who were displaced during the war against IS in eastern Syrian province of Dir el-Zour. The camp’s population skyrocketed from about 10,000 refugees in December 2018 to over 70,000 by April 2019 following a U.S.-led operation that defeated IS from its last stronghold of Baghouz.

After several escape incidents, fearing a larger attempt by IS to infiltrate the camp, Kurdish-led security forces who guard the camp promptly increased their numbers around the area, Serbilind told VOA. To ease burden on the overloaded camp, management also released dozens of Syrian women with IS affiliation to their families and tribes provided that their families guarantee they will not go back to the militant group.

According to Human Rights Watch, more than 11,000 of people in the camp are foreign women and children related to IS.

Local Officials: IS Women in Syria’s al-Hol Camp Pose Security Risk

Daily Incidents

Syrian Kurdish officials in the past have said they were holding hundreds of foreign fighters in their prisons, along with thousands of their wives and children from 44 countries. The officials said they were overwhelmed by the burden and asked the countries to retake their nationals.

At al-Hol camp, officials say they are struggling to control order as reports of arguments, fights, stabbing and even murders are on the rise. Many of these issues go unresolved due to the lack of professional personnel and as camp officials prioritize more urgent needs such as food and water.

Last July, a pregnant Indonesian woman believed to be affiliated with IS was found dead in the camp. Local security forces said an autopsy showed the woman was murdered and her body showed signs of torture.

Serbilind said that the supervisors and security forces report the IS women as saying they want to re-establish an Islamic State inside the camp. She said large blades and knives were banned from entering the site. Nevertheless, two security officers were recently stabbed by IS affiliated women using kitchen knives.

“They are also threatening to revolt once Turkey carries out its threats of crossing the borders to Eastern Euphrates,” Serbilindadded, referring to Turkey’s announced intention to enter northeastern Syria to go after the Kurdish fighters if a “safe-zone” agreement with the U.S. is not implemented.

Ankara considers Kurdish YPG group a terrorist organization and an extension of the Turkish-based Kurdistan Workers Party. But Washington considers the YPG a key ally in the fight against IS and disagrees with Ankara on the linkage.

A Time Bomb

The desperate situation of al-Hol camp has long triggered international attention, with many aid organizations warning the site could be the birthplace of IS’s revenge generation.

UN-appointed Commission of Inquiry on Syria earlier this month reported that the situation in the camp was “appalling,” urging international community to take action. The investigators said most of the 3,500 children held there lacked birth registration and risked statelessness as their countries of origin were unwilling to repatriate them, fearing extremist links.

An IS propaganda video that circulated among the group’s social media users recently showed a group of women allegedly sending a message from the camp.   The black-veiled women vowed to revive the so-called caliphate which was announced defeated in March after losing its final stronghold of Baghouz.

“We ask that were you able to contain the Mujahideen’s women that you are keeping in your rot camp? We tell you no, they are now a ticking bomb,” one of the IS women is shown as saying in the video.

Some researchers believe that women themselves may not be able to actively participate in a possible resurgence of IS, but their extreme viewpoints could encourage sympathizers around the world and affect the future of their children.

“I think that the danger lies in their ability to ensure that the next generation are raised with really radical viewpoints,” said Mia Bloom, a professor of communications and Middle Eastern studies at Georgia State University.

“The danger is less from the women themselves than the women are able to perpetuate the conflict moving to the next new phase,” Bloom told VOA.

UN’s Security Council Counter-Terrorism Committee in a report earlier this year warned that IS could morph from a territorial entity into a covert network. The report added that the terror group is “in a phase of transition, adaptation and consolidation, seeking to create the conditions for a resurgence.”

According to Bloom of Georgia State University, the threat of IS re-emergence will remain until the international community shows enough political will to deal with the root causes of extremism that originally led to the rise of the group.

“Until we address these underlying issues, there will always be recruitment opportunities for Jihadists and extremists who exploit that fact that the international community won’t do anything to halt the violence by corrupt regimes and restore justice for civilians,” Bloom concluded.

Nisan Ahmado, Mutlu Civiroglu

https://www.voanews.com/extremism-watch/foreign-women-smuggled-out-northeastern-syria-camp

Why Turkey is building a wall around Syria’s Afrin

Last month, Turkey quietly began building a wall around the northeastern Syrian Kurdish enclave of Afrin, which it has occupied since early 2018. Amid increased attacks on its soldiers and Syrian militiamen proxies in the enclave, one purpose of the wall is to provide additional security.

Yet there are fears the wall could be a major step by Turkey to annex Afrin and prevent the return of the tens of thousands of Kurds who had to leave their homes there as a result of the Turkish invasion.

“Sources on the ground in Afrin see this as another step of Turkey’s annexation of Afrin into its own borders,” said Mutlu Çiviroğlu, a Syria and Kurdish affairs analyst. “Since last year Afrin has been controlled by Turkey and its Syrian proxies. The civilian affairs are run by Turkey’s Hatay Governorate.”

Çiviroğlu also pointed out that the wall cuts Afrin off from the rest of Syria, in particular areas around the nearby city of Tal Rifaat, where well over 100,000 of Afrin’s displaced are currently living. This may indicate that one of Turkey’s primary aims is to prevent these Kurds from returning and reclaiming their homes.

“Locals are worried that this wall is another step by Turkey to annex Afrin,” he said. “At the same time they expect the Syrian government to give a tougher reaction, but so far we haven’t seen that.”

Çiviroğlu also pointed out that “some other sources say that this wall is designed to prevent the increased number of Afrin Liberation Forces (HRE) attacks, which have recently afflicted serious losses on Turkish soldiers and Turkish-backed forces in Afrin.”

The HRE – the Afrin branch of the Syrian Kurdish People’s Protection Units (YPG) – has targeted Turkish troops and Turkish-backed forces in both Afrin and the town of Azaz, which is part of the Syrian territories Turkey captured from Islamic State (ISIS) in its 2016-17 Euphrates Shield operation. Ankara invariably responds to these attacks by firing artillery at alleged HRE targets in the Tal Rifaat area.

Professor Joshua Landis, head of the Middle East Studies Department at the University of Oklahoma, said Turkey’s wall serves several purposes.

“The cement wall around Afrin represents a visual reminder of Turkish control,” he said. “It is meant to indicate to both inhabitants of Afrin and the world that the border is permanent; Ankara is serious about staying in north Syria. On a more practical level, the wall provides security against insurgents and those who seek to return Afrin to Kurdish control and expel the Turks and Arab militias.”

Notably, the Syrian and Russian governments have not severely criticised Turkey for this action, indicating there is some acquiescence on their part.

“There is a perception among the Syrian Kurds, activists and journalists, that Russia is trying to appease Turkey on this matter so the deal to sell Ankara S-400 missiles is finalised and Moscow gets what it wants in Syria’s Idlib province,” said Çiviroğlu.

At an April 29 press conference, Russian Foreign Minister Sergei Lavrov said he was unaware of the project.

“To be honest, I have never heard anything about a wall around Afrin,” he said. “But I proceed from the fact that the Turkish leadership was adamant in confirming a number of times that Turkey’s anti-terrorist activities in Syrian territory are temporary.”

Syrian Deputy Foreign Minister Faisal Mikdad recently reaffirmed Damascus’s opposition to Turkey’s military presence in Syria and reiterated the government’s determination “to liberate every inch of Syrian territory”, but did not mention the new wall in Afrin.

“The Syrian and Russian governments have been silent about this latest Turkish provocation because they are busy pushing north from Hama against HTS and Turkish control in the Idlib enclave,” Landis said, referring to the jihadist group Hayat Tahrir al-Sham, which controls parts of the northern Syrian province.

He pointed out that there have been suggestions “that Turkey and Russia have come to an agreement in which Turkey will be allowed to extend its control over the north Aleppo in exchange for Syria extending its control over Idlib.”

“While the Turks push south against the Kurds, the Syrians will push north against Arab rebels,” said Landis.

Landis concluded by pointing out that there is some possibility that Damascus “may also be reluctant to stand up for the Kurds in north Aleppo province as a form of revenge against the Kurds of Rojava [Syrian Kurdistan] who have asked for a permanent American presence in northeast Syria.”

Güney Yıldız, a non-resident scholar at the Middle East Institute, thinks the walls main purpose has more to do with security than any long-term Turkish plan to annex the enclave or permanently alter its demographics.

“I think the primary purpose of the wall is to prevent the ongoing YPG – or HRE as the YPG in Afrin calls them – attacks in Afrin,” Yıldız said. “The attacks have increased in the last few weeks and Kurdish officials indicate that they will intensify their attacks during the summer.”

“Cementing demographic changes or annexing Afrin to the Turkish territory doesn’t necessarily require constructing a wall,” he said. “Having said that, I believe that Afrin will be the last place Turkey will withdraw from in Syria.”

Yıldız noted that Turkish officials value the country’s continued occupation of Afrin more than its occupation of the other, much larger, northwestern territories Turkey captured from the Islamic State in the aforementioned Euphrates Shield operation.

“For Turkish officials, agreeing to give back Al-Bab, Jarablus or Azaz or working with Russia to return Idlib back to the regime control is more preferable than ceding control in Afrin,” Yıldız said. “Turkey wants to keep the Kurds as far away from the Mediterranean as possible.”

https://ahvalnews.com/syrian-war/why-turkey-building-wall-around-syrias-afrin

ANALİST MUTLU CİVİROĞLU “IŞİD Coğrafi Olarak Bitti, Ama Bir de Uyuyan Hücre Gerçekliği Var”

*Fotoğraflar: Mutlu Civiroğlu/ Suriye

SDG’nin Bağuz operasyonu sonrası “IŞİD’in yenildiği” yönündeki açıklamasının ardından, gelişmelerle ilgili Suriye’de izleyen analist Mutlu Civiroğlu, bianet’e konuştu.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Cumartesi günü Suriye’de Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) yerleşik olarak bulunduğu son yerleşim yeri Bağuz’un da ele geçirildiğini açıkladı.

SDG, IŞİD’in kesin olarak yenildiğini ilan etti. Gelişmeleri yerinde izleyen gazeteci/analist Mutlu Civiroğlu, bianet’e konuştu.

“IŞİD’in kendini hilafet olarak adlandırdığı yapı bitti”

SDG’nin Bağuz’daki başarısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Suriye için IŞİD’den yüzde 100 özgürleştirildi demek doğru bir ifade mi?

SDG’nin Bağuz’daki başarısı tabii ki çok önemli. Uzunca yıllar Irak’ta ve Suriye’de etkili olan bir örgütün Bağuz’daki bulunduğu son bölgede sona erdirilmiş oldu.

Bu IŞİD’in kendini hilafet olarak adlandırdığı yapının bitmesi anlamına geliyor. Oldukça önemli bir başarı. Hem SDG için, hem uluslararası koalisyon için önemli bir başarı.

Saklanan bir grup IŞİD üyesi en son yakalandı ve kalanı teslim oldu. Şu anda coğrafi olarak alan kalmadı. YPG’nin başını çektiği SDG bütün bu alanları özgürleştirmiş oldu.

Yüzde 100 özgürleştirildi denilebilir mi? Bu operasyonla IŞİD’in elinde tuttuğu alan kalmadı. Ama IŞİD’in yüzde 100 bittiği anlamına gelmiyor bu. Çünkü IŞİD’in ideolojisi halen mevcut. IŞİD’i doğuran siyasi, sosyolojik, ekonomik, tarihsel nedenler özellikle Suriye bağlamında konuştuğumuz için söylüyorum, yerinde duruyor.

Uluslararası koalisyonun artık bu saatten sonraki gündemi bu özgürleştirilen yerlerde istikrarın sağlanması olacak. Özellikle uyuyan hücreler konusu ciddi bir konu. Hem Deyr-ez Zor bölgesinde hem Haseke’de, hem Halep, Menbiç, Rakka bölgelerinde bir uyuyan hücre gerçekliği var.

IŞİD’e yardım yataklık yapmış bölgelerin özgürleştirilmesi için operasyona başlanacak. Coğrafi olarak IŞİD yüzde 100 bitirildi ama siyasi, askeri ve toplumsal bir sorun olarak duruyor. Bunun hem SDG hem de uluslararası koalisyon farkında.

Onlardan gelen açıklamalardan da görüyoruz ki, zaten sahadaki görüşmelerimizde de artık Bağoz’dan sonra gündemin bu olacağını görüyoruz. Şu anda coğrafi olarak IŞİD bitirildiği için, aslında olay çok daha kapsamlı ve çok daha zor.

Düşman belli bir coğrafyadayken, siz de ona göre mücadelenizi şekillendiriyorsunuz. Ama şu anda bahsettiğimiz mücadele çok daha yorucu ve zahmetli bir süreç. Böyle bir aşama olmadan da IŞİD’in hilafetinin sona ermesi bir şey ifade etmeyecek.

“SDG tarafından verilen bedel çok ağır”

IŞİD’in bölgede yenilmesinin ardından AFP ajansına verdiğiniz demeçte de “Kürtleri iki taraftan da (Suriye-Türkiye) zorlu bir süreç beklediğini” söylüyorsunuz. Bölge Kürtleri açısından önümüzdeki dönemde en büyük problemler ne olabilir?

Suriye Kürtleri, SDG Genel Komutanı Mazlum Kobani’nin deyimiyle 11 bin kayıp verdiler. IŞİD ve diğer örgütlerle mücadelelerde 20 bin yaralı var. Verilen bedel çok ağır. Ama dünya da bu başarıyı gördü. Özellikle Suriye’de Kürtlerin oynadığı asli rol görüldü.

Uluslararası koalisyonun yükünü çeken SDG’ydi. Bu yüzden bedel ödediler ve Suriye içerisinde kendi yarattıklarını korumak istiyorlar.

Suriye’de dışarıdan bir formülün tutmadığı da görüldü. Kürtlerin, Arapların, Ezidilerin, Kürt Alevilerin beraber oluşturduğu bu yapılanma hem kendi halkları için hem de Suriye’nin geneli için bir model teşkil ediyor.

Kürtler, bu kazanımlarını siyasi alanda geliştirme çabasında olacaklar. Kürtlerin özellikle Cenevre görüşmelerinde var olma isteği var. IŞİD’in coğrafi olarak bitirilmesinden sonra Kürtlerin bu taraflarının daha çok başarı görebileceği düşünülebilir.

Bedel ödediler, sahada projeleri var. Yerelden güçlenen ve her etnik yapının kendi özgürlüğü içinde yaşayabilecekleri bir süreç istiyorlar. O sebeple siyasi açıdan Kürtlerin öncelikleri bu olacak.

Üç hafta önce ben oradaydım. Oradaki siyasi, askeri yetkililerle yaptığımız görüşmelerde Türkiye’nin bölgeye yönelik açıklamaları çok kaygı verici boyutlarda, ciddi tehdit olarak algılanmakta, onu gördük.

Önümüzdeki günlerde Türkiye’nin olası bir saldırgan tutumu ya da olası bir operasyon onların gündeminde ilk sırada. Sadece Kürtler değil bunu Araplar da, Süryaniler de görüyor.

Özellikle Afrin’de Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye destekli grupların Afrin’i ele geçirdiği dönemden sonra yaşananlar, Human Rights Watch, Amnesty International gibi kurumların da dile getirdiği gibi Suriye’nin Kürt bölgelerinde ve SDG’nin kontrol ettiği bölgelerde büyük bir rahatsızlık yaratmış durumda. Aynı pratiklerin tekrarlanma ihtimali kaygı yaratıyor.

“Etnik kimliklerin anayasal güvence altına alınması bekleniyor”

O sebeple Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Ezidilerin en büyük kaygısı Türkiye’nin kendi bölgelerine bir saldırı düzenlemeleri, buna karşı hazırlıkları da var zaten.

Öte yandan Suriye rejiminin halen, bunca yıldır devam eden iç savaştaki tutumunda bir değişiklik olmadığı da görülüyor. Halen Suriye’yi tek bir ulustan oluşan, tek bir ideolojinin yönetebileceği düşünülüyor. Kürtlerin kontrol ettiği toprakların seve seve ya da zorla alınacağı yönünde açıklamalar yapılıyor.

Ülkenin en büyük azınlığı olarak kendi yaşama taleplerine saygı gösterilmesi, Suriye’nin demir yumrukla yönetilemeyeceğinin anlaşılması, Suriye’nin etnik farklılıklarına uygun yeni bir anayasa oluşturulması, Kürt dilinin tanınması, Kürtçe eğitimin önünün açılması, Kürt ve diğer kimliklerin anayasal güvence altına alınması bekleniyor.

İstihbarat raporu: Ağları hala çok geniş

*Büyütmek için tıklayın. 

ABD İstihbarat yetkilileri Şubat ayının ilk günlerinde kongreye sundukları “Küresel Risk Değerlendirme” raporunda “IŞİD’in kayda değer derecede liderlik ve bölge kaybına rağmen hala Irak ve Suriye’deki binlerce savaşçıya komuta ettiğini, bu savaşçıların sekiz ayrı dala (örgüte) ayrıldığını ve dünya çapında binlerce destekçisi olduğunu” kaydetmişti.

İstihbarat raporunda ayrıca IŞİD’in Suriye ve Irak’taki “normalleşme çabalarını sarsmak için saldırı hazırlıklarında olduğu, mezhep çatışmasını artırma hedefinde olduğu” ifadeleri kullanıldı.

TIKLAYIN – ABD istihbaratının kongreye sunduğu Küresel Risk Değerlendirme raporu

(PT) Pınar Tarcan

https://m.bianet.org/bianet/militarizm/206781-isid-cografi-olarak-bitti-ama-bir-de-uyuyan-hucre-gercekligi-var

Özgürlüğe yakışıklı girmek istedim

DAİŞ’in köle olarak alıkoyduğu Êzîdî çocukları bir bir kurtarılıp ailelerine teslim ediliyor. Ednan, Kînan, Walîd kurtarılan çocuklardan sadece üçü. Kînan, özgürlüğe takım elbise ve kravatla adım atarken, Ednan QSD’nin DAİŞ’ten kurtardığı annesiyle buluşacağı günü iple çekiyor.

Babası Şengal Katliamı’nda katledilen Kînan, annesi ile birlikte DAİŞ çetelerince köle olarak kaçırıldı. Ancak annesi bir patlamada yaşamını yitirdi. Ebû Saed isimli DAİŞ çetesinin İdlib’e kadar kaçırıp 30 bin dolar karşılığı amcasına teslim ettiği Kînan, gazetecilerin karşısına takım elbise ve kravatla çıkıyor ve ekliyor: “Özgürlüğümün ilk günlerinde yakışıklı görünmek istedim.”

DAİŞ çetelerinin kıstırıldığı son toprak parçası Baxoz’da, 3 Ağustos 2014’teki Şengal Katliamı tekrar gündeme getiren gelişmeler yaşanıyor. Kaçırılan Êzîdî kadınlar ve köleleştirilen çocukların trajik öyküleri çıkıyor karşımıza.

Ednan, Kînan, Walîd… Üç çocuğun da babası katledilmiş ve anneleriyle kaçırılmış. Kînan ve Walîd’in anneleri ise DAİŞ’in kontrolündeki bölgelerde yaşanan patlamalarda hayatını kaybetmiş.

Ednan onlara göre biraz daha şanslı, bir süre önce annesi de QSD savaşçıları tarafından özgürleştirilmiş ve şimdi bir birlerine kavuşacakları anı sabırsızlıkla bekliyorlar.

Ednan annesine kavuşuyor

Gazeteci Mutlu Çiviroğlu önceki gün Twitter hesabından DAİŞ tarafından kaçırılan ve QSD savaşçılarınca kurtarılan Êzîdî bir çocuğun görüntülerini paylaşarak, söz çocuğun ailesine bir an önce kavuşmasını umduğunu söyledi.

Aynı gün akşam saatlerinde Êzîdîlere ait Ezidipress internet sitesi DAİŞ’in elinden kurtarılan çocuğun annesine kavuştuğunu duyurdu.

Çiviroğlu paylaştığı görüntüde çocuğun ismini sorması üzerine, “Benim adım Ednan” diyor. Ezidipress yetkilileri de çocuğun annesine ulaşarak oğlunun kurtarıldığının haberini veriyor. Haberi duyan anne mutluluk gözyaşları döküyor. Ezidipress Ednan’ın annesinin, QSD savaşçıları ile Mutlu Çiviroğlu’na teşekkür ettiğine de yer verdi.

DAİŞ çeteleri 3 Ağustos 2014 Şengal’de Êzîdî Kürtlere yönelik gerçekleştirdikleri soykırım saldırısında Ednan’ın babasını katletti. Çeteler, annesi ve kendisini de köle olarak götürdü. Annesinin de bir süre önce DAİŞ’ten kurtarıldığı belirtiliyor.

DAİŞ’in köle olarak kaçırdığı Êzîdî çocuğu Kînan, “Çok ölü gördüm, katledilen çok insan gördüm” diyor.

Kînan ömrünün tam yarısını DAİŞ’in zorbalığının altında geçirmiş. Bir süre önce QSD savaşçılarınca kurtarılmış. Fransız radyo kanalı France İnfo’nun haberine göre, Ebû Sead isimli DAİŞ çetesi sivillerin arasında küçük Kînan’i de yanına alarak Baxoz’dan kaçarak İdlib’e gitmiş.  Şengal Katliamı’nda Kînan’ın babası da katledilenler arasında. DAİŞ’in yanında yaşadığı kabusu ise Kînan, “Ben çok ölü gördüm, DAİŞ’lilerin eliyle katledilen insanlar… Bizi çok dövüyorlardı. Babamı haksız yere öldürdüler” şeklinde bir çırpıda özetliyor.

Şık bir şekilde radyo muhabirleriyle görüşmesi, dikkat çekmiş.

Bir iki boy büyük de olsa takım elbise giymiş ve kravat takmış. Şık giyinmeyi de “Özgürlüğümün ilk günlerinde yakışıklı görünmek istedim” sözleriyle ifade ediyor.

Büyük ablasını DAİŞ’liler tarafından satılmış. Annesi ise Baxoz’da yaşanan bir patlamada yaşamanı yitirmiş. Küçük Kînan annesinin ölümünden sonra Ebû Saed’in kendisini, hiç bir sebep yokken de dövmeye başladığını söylüyor.

DAİŞ çeteleri Kürtçeyi yasakladıkları için Kînan da bir çok Êzîdî çocuğu gibi 5 yıl içerisinde ana dilini tamamen unutmuş.

Baxoz, QSD savaşçılarınca kuşatmaya alındığı süreçte Ebû Saed İd lib’e kaçmaya karar vermiş. Kînan’ın amcası Ebû Saed’e ulaşarak Kînan’i almaya çalışmış. Ebû Saed amcasından aldığı 30 bin dolar karşılığı Kînan’ı bırakıyor, O da 5 gün sonra Güney Kürdistan’daki amcasına ulaşıyor.

Walid de kurtarıldı

France İnfo muhaberleri göre Kînan ve amcası ile görüşürken, amcasının telefonuna bir mesaj ile fotoğraf düşüyor. QSD savaşçıları 9 yaşında bir çocuğu kurtarmış. Adı Walid ancak DAİŞ çeteleri ona Ebdul Haman ismini vermiş.

Onun da babası DAİŞ çetelerince katledilmiş ve onun da annesi Kînan’ın annesi gibi bir patlamada ölmüş. Şimdi Walid de kurtarılan ve annesine kavuşma anını iple çeken Ednan gibi emin ellerde ve özgür…   

DÊRAZOR/PARİS


Baxoz’da 6’sı çocuk 8 Êzîdî kurtarıldı

Demokratik Suriye Güçleri (QSD), DAİŞ çetelerine karşı final savaşının yürütüldüğü Baxoz’da 6’sı çocuk olmak üzere 8 Êzîdî’yi daha kurtardı. Alınan bilgilere göre, QSD savaşçıları Baxoz’daki operasyon sırasında 8 Êzîdî’yi daha kurtararak güvenli alanlara ulaştırdı. Kurtarılanlar 6 çocuk ve 2 kadından oluşuyor. Operasyonda kurtarılan kadınların, T. S. ve E. M. olduğu öğrenilirken, çocukların isimleri ise şöyle: Eymen Xelil Heci, Dilbirîn Celer, Xeyri Şeref, Musa Hadi, Ayşe, İbrahim.

ANF/BAXOZ

 

Özgürlüğe yakışıklı girmek istedim

How long will Turkey stay in Syria?

In recent months, Turkey has made significant investments in areas under its control in northern Syria, launching local employment projects, opening Turkish post offices and even building a new highway linking the Syrian city of Al-Bab to Turkey. These commitments indicate that Ankara seeks a significant role in shaping the future of northern Syria, an area of great strategic importance.

Turkey currently controls a large swathe of territory in northwestern Syria consisting of Al-Bab and the border cities of Jarablus and Azaz, captured from Islamic State (ISIS) in the Euphrates Shield operation it launched in August 2016. It also occupies the enclave of Afrin, situated a little further westward of the Euphrates Shield zone, which it captured from Syrian Kurdish forces in its Olive Branch operation early this year.

Earlier this month, Turkish media highlighted several new projects launched by Ankara. It began training 6,500 more of the proxy militiamen who fight on Turkey’s behalf under the banner of the Free Syrian Army (FSA) in Azaz. Foreign Minister Mevlüt Çavuşoğlu announced that 260,000 Syrian refugees had successfully resettled there. Turkey also supplied 3.6 million textbooks to Syrian schools and drilled 69 wells to provide water for 432,000 people. A business association head also announced that 4,000 Turkish firms were operating in both the Euphrates Shield zone and Afrin.

State-run Turkish news outlets have a clear motive in extolling Turkey’s more humanitarian endeavours. Nevertheless, such reports demonstrate a clear intention on Ankara’s part to consolidate its sizeable foothold in northern Syria.

“The head is Turkish, the body Syrian,” quipped one Syrian man when describing all the various institutions, ranging from the security and police forces to the local councils that Turkey has established in the areas it controls. ‘Brotherhood has no borders’ is also a slogan inscribed on those Turkish-built institutions in both Turkish and Arabic. While such anecdotal examples may indicate that Turkey seeks to gradually annex these territories, Ankara invariably stresses that it supports preserving Syria’s territorial integrity.

Turkey’s two operations into Syria did fulfil some of its security needs. ISIS no longer has a foothold on Turkey’s border thanks to Euphrates Shield, and Olive Branch fulfilled Ankara’s goal of preventing the Syrian Kurds from taking over all of Syria’s northern border. Remaining in Syria, or at least retaining a sizeable proxy FSA presence there, will help ensure these battlefield victories are not undone.

“Turkish actions in northern Syria are driven by security concerns,” Timur Akhmetov, a Middle East analyst at the Russian International Affairs Council, told Ahval News.

“To enhance its chances there, Turkey supports a military presence by providing limited humanitarian assistance. It is not, however, feasible at the moment to see if such investments will be guaranteed by the main actors in Syria, such as Damascus, or whether they will result in pro-Turkish sentiments in the long-run.”

The Syrian regime, which has retaken most of the country, has staunchly opposed Turkey’s cross-border incursions since the start of Euphrates Shield. Russia has proven more tolerant of the Turkish military presence, but is unlikely to recognise or acquiesce to any potential Turkish annexation of Syrian territory.

“Turkey is trying to convert its presence into political influence, but Russia so far has clearly signalled to Turkey that the Turkish presence in northern Syria is tolerated due to Turkish security concerns, meaning that no political claims are recognised as legitimate by the Astana agreements,” Akhmetov said.

Akhmetov compared Turkey’s presence in Syria to Israel’s 1982 invasion of Lebanon to remove the Palestine Liberation Organisation (PLO) from the south of the country next to its border. For much of the next 18 years, it controlled a swathe of southern Lebanon alongside a proxy army called the South Lebanon Army (SLA) that, much like the Turkish-backed FSA forces today, it armed and trained to help enforce a buffer zone in that area, before finally withdrawing in 2000.

As with most analogies, there are some important distinctions between this ongoing case and that historic case.

“I’m not sure if the best way to look at it is in terms of legal annexation,” said Tony Badran, a research fellow at the Foundation for Defense of Democracies, a Washington-based think tank. “These areas have been a direct Turkish sphere of influence, and have been getting more and more integrated into Turkish administration. In many ways, for historical, political and cultural reasons, that goes well beyond what Israel had in southern Lebanon.”

Badran, like Akhmetov, sees Russia as the primary player in determining how long this situation lasts.

“For as long as the status quo between Turkey and Russia persists, and the limitations on the Assad regime’s manpower and capabilities continue to be an obstacle to its territorial ambitions, then I suspect this arrangement is likely to remain in its current, de facto, form,” Badran said.

While the Euphrates Shield zone has proven relatively stable and secure under Turkish control, the same cannot be said about Turkish-occupied Afrin.

“When you look at Afrin today there is no stability or security, it is just chaos,” Mutlu Çiviroğlu, a Kurdish and Syria affairs analyst, told Ahval News.

“Amnesty International, Human Rights Watch and the U.N. Human Rights Commission all state that human rights violations, torture, kidnapping and looting are common in today’s Afrin. This was a region which had exemplary stability and was a refuge for many thousands of displaced people. A place where Kurds and Arabs, Muslims and Yezidis and so on coexisted.”

Çiviroğlu said most of Afrin’s residents had been displaced by Turkey’s invasion while Ankara has facilitated the resettlement of many Syrians from across the country there, sparking accusations that it is working to alter Afrin’s Kurdish-majority demographics.

This month, clashes in Afrin between Turkish-backed factions have left at least 25 dead and bode ill for Ankara’s claims to have brought stability to the tiny enclave. “The clashes provoked terror among civilians,” said the head of the UK-based Syrian Observatory for Human Rights Rami Abdul Rahman, who summed them up as “unprecedented since the rebels seized Afrin”.

Çiviroğlu said that since Turkey is the “occupying power” in Afrin it had the responsibility to maintain stability and security, both of which Afrin has been chronically lacking.

“Turkey’s argument of removing terrorists from that region and bringing stability and security rings hollow,” he said, adding that Turkey’s occupation of Afrin is an attempt to “expand the territories under its control to use as a bargaining chip for negotiations so it can have more of a say over Syria’s future.”

Paul Iddon

https://ahvalnews.com/syrian-war/how-long-will-turkey-stay-syria

YPJ Komutanı Engizek Xelîl: Rakka’da Dünya Kadınlarının Onuru İçin Savaşıyoruz

Rakka Operasyonu’nda yer alan YPJ’li kadın savaşçılar da IŞİD’in elindeki kadınları kurtarmak için en ön cephede savaşıyor.

YPJ Commander Engizek Khalil

YPJ Komutanlarindan Engizek Xelil

YPJ komutanlarından Engîzek Xelîl, IŞİD’in hala kadınları bir eşya gibi pazarda sattığını hatırlatarak, “sadece Kürt ve Ezidi kadınlar için değil, bütün dünya kadınlarının onuru için bir savaş verdiklerini” söyledi.

Mutlu Çiviroglu https://twitter.com/mutludc

***

 

 

Sayin Xelîl, öncelikle Rakka’daki savaşın ortasında bize zaman ayırdığnız için teşekkür ediyorum. Rakka’nın şehir içi operasyonları yaklaşık bir aydır devam ediyor, şu an cephede son durum nedir?

Engîzek Xelîl: YPG, YPJ, HSD ve Özgür Suriye Ordusu’nun bazı gruplarının ortak Rakka operasyonu bir aydır devam ediyor. Rakka’nın özgürleştirilmesinin kadınlar için çok farklı bir anlamı var. Çünkü IŞİD başkent ilan ettiği bu şehirde kadın ticareti yapıyor, kadınları eşya gibi satıyordu. Operasyonlarımız sonucunda şimdi Rakka’nın hemen hemen yarısının özgürleştirildiğini söyleyebilirim. İlerlemede eşitli zorluklar yaşamamıza rağmen moralimiz yüksek.

Ne gibi zorluklarlar?

Engîzek Xelîl: IŞİD’in drone ile bomba bırakması yaşadığımız zorluklardan biri. Şehir içinde bombalarla döşenmiş, çok sayıda araç patlatılmaya hazır. Sokaklar tünellerle dolu, arkadan gelip saldırmak için. Yine aynı şekilde, Rakka’daki hemen hemen bütün evlere mayınlar döşenmiş. Bunlarla mücadele edip ilerlemek biraz zaman alıyor. IŞİD ne zaman bir şehirden çıkmak zorunda kalsa o şehri yerle bir edip çıkıyor. Burda da durum biraz o.

İnsan hakları örgütleri çok sayıda sivilin operasyonlar sırasında öldürüldüğünü belirtiyor. IŞİD’e karşı koalisyonun komutanlarından General Stephan Townsend, sivilleri korumak için operasyonları çok dikkatli bir şekilde yürüttüklerini açıkladı. Peki siz siviller korumak için neler yapıyorsunuz?

Engîzek Xelîl: Savaş ortamında malesef sivillerin öldürülme ihtimali var. Fakat biz elimizden geldiğince sivilleri korumaya çalışıyoruz. Rakka içinde ulaştığımız sivilleri anında şehirden çıkarıp güvenli bölgelere götürüyoruz. IŞİD ilerlememizi engellemek için sivilleri kalkan olarak kullanıyor. Sivilleri korumaya çalışırken yaralanan çok sayıda arkadaşlarımız oluyor. Sivilleri koruyamayacaksınız eğer şehre girmenizin bir anlamı olmaz. Sivillere zarar vermek için değil, onları zulümden kurtarmak için Rakka’ya giriyoruz. Operasyonlar sırasında çok sayıda sivilin öldürüldüğü iddiaları doğru değil. Koalisyon da sivillerin zarar görmemesi için ciddi bir çaba gösteriyor.

Rakka’nın özgürleştirilmesinin kadınlar için ayrı bir anlamının olduğunu söylediniz. Dünya kamuoyu da kadınların Rakka’daki mücadelesine çokça değiniyor. Bir kadın komutan olarak, kadınların çok kötü uygulamalara mazruz bıraıldığı bir şehirde IŞİD’e karşı savaşırken neler hissediyorsunuz?

Engîzek Xelîl: Şengal’de esir edilen kadınlar, Rakka’da eşya gibi satıldı. Operasyonlar sırasında çok sayıda Ezidi kadını IŞİD’ten kurtardık ve onları ailelerine kavuşturduk. Çok farklı bir intikam duygusu bu. Sadece Kürt ve Ezidi kadınlar için değil, bütün dünya kadınları için bir intikam. Çünkü dünyanın her tarafında kadın köleliği maruz bırakılıyor. Kürt, Arap, Süryani ve diğer halklardan YPJ’li kadınlar olarak kadının her yerde, her şekilde özgürlük mücadelesi verebildiğini göstermek istiyoruz. IŞİD’e karşı savaşırken arkadaşlarımız zılgıtlarla ilerliyor ve IŞİD’in içine korku salıyor.

Bir grup Ezidi kadınların IŞİD’e karşı savaşmak için Şengal’den Rakka’ya geldiği haberleri yer aldı medyada. O kadınlardan bahsedebilir misiniz biraz?

Engîzek Xelîl: Şengal’den gelen kadın arkadaşların desteği bizim için büyük bir moral oldu. O kadınlar, IŞİD’e karşı savaşta, en ön cephede yer alıyorlar. Bütün Ezidi kadınların intikamını alana kadar Rakka’da mücadeleye devam edeceklerini söylüyorlar. YPJ’li kadınlar olarak IŞİD’e karşı hep birlikte mücadele ediyoruz.

IŞİD, Kobani’yi kuşattığı sırada bütün dünyaya korku salmıştı. IŞİD Kobani’de yenilgiye ugratıldı ve ondan sonar da momentumunu kaybetti. Şimdi siz IŞİD’in kalbinde ilerliyorsunuz ve şehin yarısını kurtarmışsınız. IŞİD’in sonu ne olacak ve YPJ’nin bundan sonraki mücadelesi nasıl şekil alacak?

Engîzek Xelîl: IŞİD işbirliği yaptığı bazı ülkelerle Kürtleri bitirmek için Kobani’yi kuşattı. Kobani IŞİD için bir fren oldu dersek yanlış olmaz. Kobani’de düşmeyen sadece iki sokak kalmıştı. Hiçbir zaman unutmayacağımız Arîn Mîrxan gibi arkadaşlarımızın mücadelesi ile IŞİD’e karşı bir fren oluşturuldu. Sadece Kobani’de değil, dünyanın neresinde olursa olsun IŞİD’e karşı mücadele edeceğiz. YPJ iki yıl önce Kobani’de IŞİD’e karşı savaşıyordu, bugün de Rakka’da savaşıyor. IŞİD’in yaydığı korku dalgası ortadan kalktı ve bunu artık herkes görüyor.