Civiroğlu: Trump Güvenli Bölge Mutabakatını Boşa Düşürdü

ABD’de yaşayan gazeteci Mutlu Civiroğlu, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik olası operasyonuna ilişkin bianet’e konuştu. Civiroğlu, “Amerikan kamuoyu tepkili ve öfkeli, Trump’ın bu kararından vazgeçmesini istiyor” dedi.

Manşet fotoğrafı: Anadolu Ajansı

 

ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan arasında Türkiye saati ile pazar akşamı gerçekleşen telefon konuşmasının ardından Beyaz Saray’dan “Türkiye kısa bir süre içinde Suriye’nin kuzeyine uzun zamandır planladığı operasyonu başlatacak. ABD Silahlı Kuvvetleri bu operasyonu desteklemeyecek ya da bir parçası olmayacak. ‘Halifeliği’ yenen ABD güçleri artık bölgede bulunmayacak” açıklaması yapıldı.

Beyaz Saray açıklamasının ardından bu kez Erdoğan kuzey Suriye’ye operasyonun her an başlayabileceğini duyurdu.

Türkiye ve dünya kamuoyunun iki gündür tartıştığı Suriye operasyonu açıklamalarının ABD’de kamuoyunda nasıl karşılık bulduğu ve Trump’ın açıklamalarının arka planını Amerika’da yaşayan gazeteci Mutlu Civiroğlu bianet’e değerlendirdi.

Civiroğlu, Beyaz Saray’dan yapılan açıklamanın sadece Trump’ın kararı olduğunu ve Amerikan siyasetinin bütününün bir kararı olarak okunamayacağını söyledi.

“Amerikan Başkanı Trump ile Türkiye Başkanı Erdoğan’ın anlaştığı görülüyor” diyen Civiroğlu’nun değerlendirmeleri şöyle:

“Washington’ın Pentagon’un, Dışişleri Bakanlığı’nın ve Amerikan kamuoyunun anlamaya çalıştığı bir durum söz konusu. Ortada bir mutabakat olduğu konusunda kesin bir bilgi yok, çünkü bir karmaşıklık söz konusu. Erdoğan ile Trump arasındaki telefon görüşmesinin ardından bir açıklama yapılıyor.

“Kararı Amerikan yönetiminin üzerine çalışılmış ve anlaşarak aldığı bir karar olarak düşünmek yanıltıcı olur. Şunun altını çizmek gerekiyor: Bu karar, Trump’ın kararıdır. Amerikan hükümetinin kararı değildir. Daha önce Ağustos ayında yapılan güvenli bölge mutabakatı, Amerikan Hükümetinin uyguladığı bir siyasetti.

“Türkiye’nin tek taraflı adımlarını engellemek içindi”

“Güvenli bölge mutabakatı Amerikan Devletinin, Türkiye’nin tek taraflı adımını engellemek, Suriye’de istikrarsızlığı sebep olabilecek durumların önüne geçmek için bir çabasıydı. Ama Trump’ın yaptığı bu açıklama o çabaları boşa düşürdü. Çünkü Amerikan Hükümeti hem Pentagon hem Amerika’nın başını çektiği koalisyon, Suriye’de bir güvenlik mekanizması oluşturmak, Türkiye’nin tek taraflı adımlarının önüne geçmek ve ortak hareket etmek için uğraşıyordu. Ama dün (6 Ekim) geceki açıklama Amerikan Devleti’nin bu siyasetini bir nevi sonlandırmak anlamına geliyor.

“Amerika’nın yeşil ışık yaktığı yorumu yanıltıcı”

“Öte yandan Pentagon’un açıklamasında tek taraflı adımlardan kaçınılması gerektiği ifade ediliyor. Yani Amerikan yönetimi içinde bir bütünlük yok. Amerikan yönetiminin oluşturan kurumların hemfikir olmadığı çok rahatlıkla görülüyor. Bu nedenle kararı, Amerikan’ın yeşil ışık yakması olarak yorumlamak yanıltıcı olabilir. Zaten Amerikan medyası da ‘Trump’ın yeşil ışığı’, ‘Trump’ın Erdoğan ile anlaşması’ olarak yorumluyor. Yani hep Trump’ı ön plana çıkaran manşetler atılıyor.

“Çünkü Amerikan kamuoyunun büyük çoğunluğu; ABD Kongresi, Pentagon, Dışişleri Bakanlığı, Düşünce Kuruluşları bu kararın yanlış olduğunu ve Kürtlerin müttefikleri olduğu, büyük bedeller ödediği ve bölgesel güçlerin insafına bırakılmaması gerektiği konusunda hemfikirler. Ayrıca bu kararın sadece Türkiye’ye değil, İran ve Rusya’ya aynı zamanda IŞİD’e yaradığı hem Cumhuriyetçi Parti içerisinde, hem demokratlar tarafından dillendiriliyor.

“Kamuoyu Trump’ın kararından vazgeçmesini istiyor”

“Amerikan kamuoyu tepkili ve öfkeli, Trump’ın bu kararından vazgeçmesini istiyor. Hem Trump’a yakın kişiler hem de muhalefet hem Suriye ve Kürt konusu uzmanları, aynı zamanda ana akım medya, bu karardan vazgeçilmesi gerektiğini dile getiriyor. Amerikan Hükümeti, kamuoyu ve medyası bu karara karşı ve bunu değiştirmeye çalışıyor.

“Zaten Trump’ın ‘Türkiye sınırı aşarsa bunu kabul etmem’ yönündeki açıklaması da gelen tepkileri dindirmek için yaptığı açıklama olarak görülebilir. Kamuoyunda, kararın Amerikan diplomasisine, bürokrasisine, Pentagon’a danışılmadan alındığı ve Amerikan çıkarlarına hizmet etmediği, IŞİD’in geri dönüşüne zemin hazırlayabileceği için Trump’a kararına çok büyük bir tepki var.

“Trump müttefiklerine kızgın”

“Beyaz Saray açıklamasının ikinci bölümünde IŞİD’li tutuklulara vurgu yapılıyor. Trump, o açıklamasında müttefiklerine olan kızgınlığını ifade ediyor. Trump’ı iyi okuyanlar bu kararın biraz da müttefiklerini cezalandırmak, “Ne haliniz varsa görün” olarak okuyabiliyorlar. Fransa, Almanya ve diğer batılı müttefiklere bir kızgınlık var. “Siz sorumluğu almadınız, yük hep Amerika’nın üzerindeydi, alın bundan sonra yük sizin üzerinizde kalsın.” Burada Trump’ı bu şekilde Amerika’yı bir külfetten kurtardığını düşünüyor.

“IŞİD’lilerin tekrar eylemlere başlama riski var”

“Ulusal kamuoyu için büyük bir risk var. IŞİD’lilerin kaçması firar etmesi tekrar eylemlere başlaması gibi bir risk var. Bu operasyon çok ciddi sorunlar doğurabilir. Hava sahasının şu an için kapalı olduğu belirtiliyor. Fakat bunu varsayım üzerine söylüyoruz. Çünkü bu, hükümetin aldığı bir karar olmadığı için ortada net bir durum yok. Örneğin Pentagon, ‘Türkiye tek taraflı adım atmamalı, bunun sonuçları kötü olur’ diye uyarıda bulunuyor. Türkiye’yi bilgi paylaşımdan çıkarıyor.

“Afrin operasyonunda görüldüğü gibi hava saldırısı ve drone teknolojisi olmadan ilerlemek kolay olmayacak. Afrin gibi bir bölgede bile yaklaşık iki ay sürdü. Şu anda Demokratik Suriye Güçleri’nin kontrol ettiği bölge çok daha geniş, yani hava desteği olmadan Türkiye açısından çok zor olacaktır.” (RT)

https://m.bianet.org/bianet/siyaset/214122-civiroglu-trump-guvenli-bolge-mutabakatini-bosa-dusurdu

Could Turkey use Syria safe zone to remake the area’s demographics?

m1

Turkey’s track record in Syria suggests it might use a U.S.-backed safe zone planned for Kurdish-majority northeastern Syria to fundamentally reshape the region’s demographic makeup, though Washington would likely stand in its way.

Turkish President Recep Tayyip Erdoğan has for months threatened to launch a cross-border military operation to drive out the People’s Protection Units (YPG) from the area, saying the Syrian Kurdish force is an extension of the Kurdistan Workers’ Party (PKK) that has been fighting for self-rule in Turkey’s mainly Kurdish southeast for more than three decades.

Turkey’s offensive into northeast Syria has so far been blocked by the United States, which armed, trained and backed the Syrian Democratic Forces (SDF), largely made up of YPG fighters, to help it defeat Islamic State (ISIS) in Syria. But Turkey and the United States last week agreed to establish a joint operations centre to oversee a safe zone in Syria. Details of the deal have not been revealed, but most observers believe differences remain over safe zone size and which troops would patrol it.

Turkey’s previous cross-border offensives suggest the zone would be less than safe for many of its present, mainly Kurdish, inhabitants. After Turkey seized the northwestern Syrian Kurdish district of Afrin in early 2018, its Syrian militia proxies, the Free Syrian Army, looted houses in broad daylight.

Throughout the ongoing occupation, Turkey has done nothing to prevent documented human rights violations, including the displacement of more than 100,000 native Afrin Kurds.

Turkey also oversaw the resettlement of displaced Arabs from elsewhere in Syria in vacated Kurdish homes. It has even given them residence permits to stay in the region. By doing so, it is creating new demographic facts on the ground in a region that has historically been overwhelmingly Kurdish.

The main regions of Syrian Kurdistan are situated east of the River Euphrates. After the Aug. 7 preliminary agreement between Turkey and the United States to create a safe zone in that area, the U.S. embassy in Ankara said, “that the safe zone shall become a peace corridor, and every effort shall be made so that displaced Syrians can return to their country.”

“The term peace corridor refers to two different animals: for Turkey, it’s the total elimination of PKK cadres in northern Syria; for the U.S., it is a workable solution to make both Turkey and the YPG/PKK avoid clashing,” Mustafa Gürbüz, a non-resident fellow at the Arab Center in Washington. “Unless a paradigm shift occurs on either side, it is impossible to have a long-term safe-zone agreement.”

Turkey frequently talks of its intention to send the majority of the 3.6 million Syrian refugees back to their homeland. This could mean resettling Syrian Arabs in Kurdish-majority areas, as it has done in Afrin, so as to destroy any contiguous Kurdish-majority region on Turkey’s border.

Turkey plans to resettle some 700,000 Syrian refugees in Kurdish-majority northeast Syria following the safe zone’s establishment. This is possibly part of a project to lessen the unpopular presence of Syrian refugees in Turkey and fundamentally change the demographics of northeast Syria in a similar fashion to the Syrian Baathist Arabisation drive of the 1960s and 1970s. That plan sought to repopulate Kurdish-majority areas on the Syrian border with Arabs to separate Syria’s Kurds from the Kurds of Turkey and Iraq, where Kurdish nationalism was on the rise.

The Syrian government planned to remove Kurds from a zone along the Syrian border with Turkey nine miles deep and 174 miles wide. It never fully materialised, though many Kurds were forcibly uprooted and their land resettled by some 4,000 Arab families.

Turkey may well see the safe zone as the first step to building a similar “Arab belt” along the border. The exact size and location of the safe zone is not yet clear. Turkey wants a 20-mile deep zone spanning the entire border while the United States has suggested a much smaller nine-mile deep zone. Turkey remains adamant that the zone should be no less than 20-miles deep and says it will launch a unilateral military operation if it does not get what it wants.

A zone that size would include all of Syrian Kurdistan’s major cities, many of which are close to the Turkish border, and would be unacceptable to the YPG and the multi-ethnic SDF umbrella force.

The United States may convince Turkey to instead settle for establishing the safe zone around the Arab-majority border town of Tel Abyad, where resettled Syrian Arab refugees may prove less contentious in Kurdish-majority areas.

“Kurds see Tel Abyad as a part of Syrian Kurdistan because it is one of the regions where the Arab belt project was implemented and the demographics there were changed decades ago,” said Mutlu Çiviroğlu, a Kurdish affairs analyst.

It is unclear whether the United State will be able to persuade Turkey to make significant concessions.

“The American team was convinced that Erdoğan was going to invade northern and eastern Syria,” said Nicholas Heras, Middle East security fellow at the Center for a New American Security. “There was an air of desperation from the American side during these talks that has not existed before.”

His party’s defeat in mayoral elections in Turkey’s biggest city and financial capital Istanbul shook the president, Heras said. Consequently, Erdoğan views the Syria issue “as a cornucopia that he can use to satisfy the Turkish body politic that he senses is turning against him”.

“The American team believed that Erdoğan was going to invade, push out the SDF from a large swathe of the border, and nearly simultaneously move refugees into the void,” Heras said. “What is really bothering the American side is a belief that there could still be a moment when U.S. and other coalition forces will need to fire on Turkish troops in order to protect the SDF.”

Heras said there had been a quiet war between the U.S. State Department that wanted to give the Turks more room to operate in SDF areas, and the U.S. military that was pushing back hard.

“Neither the Turks nor the Americans have agreed to much, except to keep talking,” he said. “But that is a win for both the U.S. military and the SDF, because the longer the Turks are kept at bay, the less likely Turkey can pull off an invasion.”

Heras doubted the Turkish-backed Free Syrian Army would be able to operate in any safe zone, noting that they had “no protection whatsoever from coalition forces”.

“U.S.-led coalition forces in northern and eastern Syria have almost no trust for Turkey’s Syrian rebel proxies,” he said. “If they try to operate in SDF areas, they will be shot.”

Syrian Kurds believe Turkey uses its Syrian proxies in order to shield itself from charges of abuse, Çiviroğlu said. He said he doubted the United States would permit Turkey to alter the demographics of northeast Syria.

“I don’t think the U.S. will accept this because this is against international law and it doesn’t solve any problems,” he said. “Also ethically, the U.S. will not accept such a thing in my view because these are the people that have been fighting side-by-side with the U.S. against ISIS.”

Paul Iddon

https://ahvalnews.com/syrian-war/could-turkey-use-syria-safe-zone-remake-areas-demographics

ANALİST MUTLU CİVİROĞLU “IŞİD Coğrafi Olarak Bitti, Ama Bir de Uyuyan Hücre Gerçekliği Var”

*Fotoğraflar: Mutlu Civiroğlu/ Suriye

SDG’nin Bağuz operasyonu sonrası “IŞİD’in yenildiği” yönündeki açıklamasının ardından, gelişmelerle ilgili Suriye’de izleyen analist Mutlu Civiroğlu, bianet’e konuştu.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Cumartesi günü Suriye’de Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) yerleşik olarak bulunduğu son yerleşim yeri Bağuz’un da ele geçirildiğini açıkladı.

SDG, IŞİD’in kesin olarak yenildiğini ilan etti. Gelişmeleri yerinde izleyen gazeteci/analist Mutlu Civiroğlu, bianet’e konuştu.

“IŞİD’in kendini hilafet olarak adlandırdığı yapı bitti”

SDG’nin Bağuz’daki başarısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Suriye için IŞİD’den yüzde 100 özgürleştirildi demek doğru bir ifade mi?

SDG’nin Bağuz’daki başarısı tabii ki çok önemli. Uzunca yıllar Irak’ta ve Suriye’de etkili olan bir örgütün Bağuz’daki bulunduğu son bölgede sona erdirilmiş oldu.

Bu IŞİD’in kendini hilafet olarak adlandırdığı yapının bitmesi anlamına geliyor. Oldukça önemli bir başarı. Hem SDG için, hem uluslararası koalisyon için önemli bir başarı.

Saklanan bir grup IŞİD üyesi en son yakalandı ve kalanı teslim oldu. Şu anda coğrafi olarak alan kalmadı. YPG’nin başını çektiği SDG bütün bu alanları özgürleştirmiş oldu.

Yüzde 100 özgürleştirildi denilebilir mi? Bu operasyonla IŞİD’in elinde tuttuğu alan kalmadı. Ama IŞİD’in yüzde 100 bittiği anlamına gelmiyor bu. Çünkü IŞİD’in ideolojisi halen mevcut. IŞİD’i doğuran siyasi, sosyolojik, ekonomik, tarihsel nedenler özellikle Suriye bağlamında konuştuğumuz için söylüyorum, yerinde duruyor.

Uluslararası koalisyonun artık bu saatten sonraki gündemi bu özgürleştirilen yerlerde istikrarın sağlanması olacak. Özellikle uyuyan hücreler konusu ciddi bir konu. Hem Deyr-ez Zor bölgesinde hem Haseke’de, hem Halep, Menbiç, Rakka bölgelerinde bir uyuyan hücre gerçekliği var.

IŞİD’e yardım yataklık yapmış bölgelerin özgürleştirilmesi için operasyona başlanacak. Coğrafi olarak IŞİD yüzde 100 bitirildi ama siyasi, askeri ve toplumsal bir sorun olarak duruyor. Bunun hem SDG hem de uluslararası koalisyon farkında.

Onlardan gelen açıklamalardan da görüyoruz ki, zaten sahadaki görüşmelerimizde de artık Bağoz’dan sonra gündemin bu olacağını görüyoruz. Şu anda coğrafi olarak IŞİD bitirildiği için, aslında olay çok daha kapsamlı ve çok daha zor.

Düşman belli bir coğrafyadayken, siz de ona göre mücadelenizi şekillendiriyorsunuz. Ama şu anda bahsettiğimiz mücadele çok daha yorucu ve zahmetli bir süreç. Böyle bir aşama olmadan da IŞİD’in hilafetinin sona ermesi bir şey ifade etmeyecek.

“SDG tarafından verilen bedel çok ağır”

IŞİD’in bölgede yenilmesinin ardından AFP ajansına verdiğiniz demeçte de “Kürtleri iki taraftan da (Suriye-Türkiye) zorlu bir süreç beklediğini” söylüyorsunuz. Bölge Kürtleri açısından önümüzdeki dönemde en büyük problemler ne olabilir?

Suriye Kürtleri, SDG Genel Komutanı Mazlum Kobani’nin deyimiyle 11 bin kayıp verdiler. IŞİD ve diğer örgütlerle mücadelelerde 20 bin yaralı var. Verilen bedel çok ağır. Ama dünya da bu başarıyı gördü. Özellikle Suriye’de Kürtlerin oynadığı asli rol görüldü.

Uluslararası koalisyonun yükünü çeken SDG’ydi. Bu yüzden bedel ödediler ve Suriye içerisinde kendi yarattıklarını korumak istiyorlar.

Suriye’de dışarıdan bir formülün tutmadığı da görüldü. Kürtlerin, Arapların, Ezidilerin, Kürt Alevilerin beraber oluşturduğu bu yapılanma hem kendi halkları için hem de Suriye’nin geneli için bir model teşkil ediyor.

Kürtler, bu kazanımlarını siyasi alanda geliştirme çabasında olacaklar. Kürtlerin özellikle Cenevre görüşmelerinde var olma isteği var. IŞİD’in coğrafi olarak bitirilmesinden sonra Kürtlerin bu taraflarının daha çok başarı görebileceği düşünülebilir.

Bedel ödediler, sahada projeleri var. Yerelden güçlenen ve her etnik yapının kendi özgürlüğü içinde yaşayabilecekleri bir süreç istiyorlar. O sebeple siyasi açıdan Kürtlerin öncelikleri bu olacak.

Üç hafta önce ben oradaydım. Oradaki siyasi, askeri yetkililerle yaptığımız görüşmelerde Türkiye’nin bölgeye yönelik açıklamaları çok kaygı verici boyutlarda, ciddi tehdit olarak algılanmakta, onu gördük.

Önümüzdeki günlerde Türkiye’nin olası bir saldırgan tutumu ya da olası bir operasyon onların gündeminde ilk sırada. Sadece Kürtler değil bunu Araplar da, Süryaniler de görüyor.

Özellikle Afrin’de Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye destekli grupların Afrin’i ele geçirdiği dönemden sonra yaşananlar, Human Rights Watch, Amnesty International gibi kurumların da dile getirdiği gibi Suriye’nin Kürt bölgelerinde ve SDG’nin kontrol ettiği bölgelerde büyük bir rahatsızlık yaratmış durumda. Aynı pratiklerin tekrarlanma ihtimali kaygı yaratıyor.

“Etnik kimliklerin anayasal güvence altına alınması bekleniyor”

O sebeple Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Ezidilerin en büyük kaygısı Türkiye’nin kendi bölgelerine bir saldırı düzenlemeleri, buna karşı hazırlıkları da var zaten.

Öte yandan Suriye rejiminin halen, bunca yıldır devam eden iç savaştaki tutumunda bir değişiklik olmadığı da görülüyor. Halen Suriye’yi tek bir ulustan oluşan, tek bir ideolojinin yönetebileceği düşünülüyor. Kürtlerin kontrol ettiği toprakların seve seve ya da zorla alınacağı yönünde açıklamalar yapılıyor.

Ülkenin en büyük azınlığı olarak kendi yaşama taleplerine saygı gösterilmesi, Suriye’nin demir yumrukla yönetilemeyeceğinin anlaşılması, Suriye’nin etnik farklılıklarına uygun yeni bir anayasa oluşturulması, Kürt dilinin tanınması, Kürtçe eğitimin önünün açılması, Kürt ve diğer kimliklerin anayasal güvence altına alınması bekleniyor.

İstihbarat raporu: Ağları hala çok geniş

*Büyütmek için tıklayın. 

ABD İstihbarat yetkilileri Şubat ayının ilk günlerinde kongreye sundukları “Küresel Risk Değerlendirme” raporunda “IŞİD’in kayda değer derecede liderlik ve bölge kaybına rağmen hala Irak ve Suriye’deki binlerce savaşçıya komuta ettiğini, bu savaşçıların sekiz ayrı dala (örgüte) ayrıldığını ve dünya çapında binlerce destekçisi olduğunu” kaydetmişti.

İstihbarat raporunda ayrıca IŞİD’in Suriye ve Irak’taki “normalleşme çabalarını sarsmak için saldırı hazırlıklarında olduğu, mezhep çatışmasını artırma hedefinde olduğu” ifadeleri kullanıldı.

TIKLAYIN – ABD istihbaratının kongreye sunduğu Küresel Risk Değerlendirme raporu

(PT) Pınar Tarcan

https://m.bianet.org/bianet/militarizm/206781-isid-cografi-olarak-bitti-ama-bir-de-uyuyan-hucre-gercekligi-var

“Afrin Operasyonu Olursa ABD ve Türkiye Ordusu Karşı Karşıya Gelebilir”

Washington’da yaşayan analist Mutlu Çiviroğlu, ABD’nin Afrin operasyonunun gerçekleşmemesi için perde arkasında bir diplomasi yürüttüğünü söylerken, olası operasyonun bölgede ABD ve Türkiye’yi karşı karşıya getirebileceğini de kaydetti.
Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) savaşçılarını taşıyan yaklaşık 20 kadar otobüs bugün Suriye’ye geçti. Fotoğraf: DHA

Aylardır telaffuz edilen “Afrin operasyonu” için en son Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli Afrin operasyonunun mutlaka yapılacağını belirterek, “Temel hedefimiz PYD terör örgütünün tamamen ortadan kaldırılması” açıklaması yaptı.

Washington’da yaşayan gazeteci ve analist Mutlu Çiviroğlu’na bölgedeki son durumu, operasyonun gerçekleşmesi halinde gerçekleşebilecek olası krizleri sorduk.

Hükümet kanadının aylardır sözünü ettiği “Afrin operasyonu” için son adımlar atılıyor, operasyonun her an yapılabileceği vurgulandı tekrar.  Ne anlama gelir bir operasyon, aslında tam olarak ne hedefleniyor?

Türkiye’nin Afrin operasyonunun öncelikle Suriye’de daha fazla söz sahibi olma çabası. Çünkü Türkiye Bab, Cerablus hattına hapsolmuş durumda.

Öte yandan en büyük nedeni ise Türkiye’nin büyük bir tehlike olarak gördüğü Suriye’de kazanımlarını artıran, statülerini pekiştiren Kürtlerin söz sahibi olmaması istemi.

Afrin sonuçta YPG’nin kontrolündeki bölgelerden kopuk. Özellikle Türkiye’nin İdlib kuzeyine konuşlanmasından sonra ise dört yönden çevrilmiş durumda. Türkiye bu nedenle Afrin’i zayıf halka olarak görüyor. Bu şekilde Kürt kantonlarının birleşmesini engellemek, oradaki yapıya darbe vurmak, moral bozmak, oradan da Tel Rıfat bölgesinde bir hat açmak, Münbiç’e ulaşmak gibi ikincil planların da olduğunu düşünüyorum.

Kamuoyunun, Suriye uzmanlarının, Kürt uzmanlarının gördüğü, bildiği bir başka geçerli neden yok. Her ne kadar Türkiye hükümeti ve medyası “Afrin’den saldırılar geliyor, biz karşılık veriyoruz” gibi söyleseler de bunun diplomaside, uluslararası basında karşılık görmediği biliniyor.

Türkiye aylardan beri Afrin’e yönelik tehditlerde bulunuyor. Orada terör yuvası olduğunu söylüyor Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan. Halbuki Afrin savaştan dolayı da ikiye üçe katlanan nüfusuyla istikrarın olduğu, ekonomik ambargoya rağmen kendi şartlarıyla da kendi kendine yeten, göreceli olarak sanayi, ticaret ve tarım merkezi.

Halkın büyük çoğunluğu da birkaç Arap köyü hariç Kürt. Kürtler arasında Müslüman Kürtlerin yanı sıra Alevi ve Ezidi Kürtlerin de yaşadığı mozaik bir bölge Afrin. Türkiye’ye herhangi bir saldırı, herhangi bir tehdit olmadığı çok açık biliniyor.

Bilakis Rojava’daki yönetimin istemi her zaman Türkiye ile ilişkiler olması yönündeydi. Afrin’de de böyle. Görüştüğüm birçok yönetici Antep ile ticaret yapabilmek oradaki pazarın Türkiye’deki firmalar tarafından açılmasıydı. Yani iyi ilişkilerdi ama maalesef Türkiye’den bu adımlar gelmediği gibi son iki yıldır siyaset sertleşti. İç siyaset açısından bakıldığında ise özellikle son dönemde MHP ile var olan iş birliğinin cazip gördüğü bir adım olarak görülebilir.

“ABD operasyonun yapılmaması için diplomasi yürütüyor”

ABD, Türkiye’nin bölgedeki operasyonuna karşı, bu operasyonu engelleyebilir mi?

Bu gelişmeler Amerika’yı da zor duruma soktu. Bir yandan geleneksel, tarihsel müttefiki, öte yandan son 3 yıldan beri ortak olarak gördüğü, IŞİD gibi global bir tehdide son darbeyi vuran bir yapıyla var olan işbirliği. En son Dışişleri Bakan Yardımcısının “müttefik” diye tanımladığı bir müttefikleri var. Ama ABD her iki tarafı da dost olarak görmesine rağmen Türkiye’nin Rojava’ya tutumu belli. Dün akşam Tillerson biraz toparlamaya çalıştı. Yani ABD için bu çok yeni bir şey değil.

Türkiye “Kürt” lafının geçtiği her şeye tepki veriyor. Ama dünya öyle görmüyor. Rusya da, Amerika da Kürt gerçeğinin farkında. Bütün dünya da Suriye’de Kürtlerin olması gerektiğini söylüyor.

ABD bunu artık açık açık söylüyor. Sonuçta Dışişleri Bakan Yardımcısının senatodaki ifadesinde “Kürtlerin Suriye’de yer alması gerektiğini, görüşmelere katılması gerektiğini, adil şekilde temsiliyeti gerektiğini” söyledi.

Benim görüşüm, ABD bu krizin sakinleşmesi için perde arkasından bir diplomasi yürütüyor. Herhangi bir operasyon olmasın diye. Böyle bir operasyon ABD’nin süre gelen çalışmalarına son verebilir. IŞİD’in dönmesinin engellenme alanına zarar verecek. IŞİD’den kurtarılan bölgelere halkın dönmesi çalışmalarını durduracak. Yani büyük bir kaosa yol açacak. Benim aldığım duyumlara göre de ABD diplomasisi operasyonun olmaması için diplomatik çalışmaları yürütüyor.

ABD ordusunun Doğal Kararlılık Operasyonu Özel Kuvvetler Ortak Görev Gücü Komutanı Tümgeneral James Jerard, geçtiğimiz Kasım ayında Suriye’deki ABD askeri sayısı için “4 bin” demiş, ardından rakamı “500” olarak düzeltmişti.

 

“Bölgede açık açık Amerikan güçleri var”

Bu durumun ABD ile Türkiye ordularını sahada direkt olarak karşı karşıya getirebileceği yönünde yorumlar da var. Böyle bir durum söz konusu olabilir mi?

Askeri olarak karşı karşıya gelebilirler mi konusunda ise, dün Türkiye’nin desteklediği Fırat Kalkanı grupları ile Amerika’nın desteklediği Münbiç Askeri Konseyi, (ki Münbiç’te önemli oranda bir Amerikan askeri var) saldırıya uğradı ve Münbiç Askeri Konseyi de cevap verdi. Olayın hemen ardından Amerikan askerleri bölgeye intikal etti. Ben bunu özel kaynaklardan biliyorum.

O yüzden böyle bir direkt çatışma olasılığı var. Çünkü Münbiç YPG’nin bir parçası olan SDG’nin olduğu bir bölge. Açık Açık Amerikan güçlerinin olduğu bir bölge. Böyle bir saldırı olduğunda Amerikan askerleri ile de direkt bir çatışma yaşanabilir.

“Rusya’nın tutumu İdlib’le ilgili bir pazarlık olabilir”

Rusya şu an için ortada davranıyor daha çok sessiz kalıyor gibi bir tablo var. Olası operasyonda Rusya’nın tavrı ne olur?

Zaten bir operasyon olursa Rusya’nın tavrı yeşil ışık bana göre. Rusya Türkiye’nin Suriye politikasında çok belirleyici. Afrin bölgesinde de Rus barış denetleme gücü mevcut. O yüzden Türkiye’deki yetkililer de Rusya’ya gitti. Afrin bölgesiyle ilgili şu ana kadar görülen Ruslar, bir yeşil ışık yakmadı ama öte yandan Rusya’nın siyaseti de Kürtleri biraz rejime muhtaç bırakmak yönünde.

O yüzden Kürtlerin YPG’nin Rojava ile ilişkilerinin gelişmesinden de rahatsız. Kürtlerin fazla ABD’ye yaklaşmasını da istemiyor, Türkiye’nin Kürt fobisini de kullanıyor. Ama öte yandan Astana görüşmeleriyle var olan mutabakata Türkiye’nin sadık kalmadığı yorumları var. İdlib’de Türkiye’nin desteklediği grupları zor durumda bırakan gelişmeler var.

Türkiye-İran, Türkiye-Rusya, Rusya-İran arasında çelişkilerin de var olduğu bir dönem. O nedenle ancak Rusya yeşil ışık yaktığında Türkiye böyle bir operasyon yapar. Ki benim görüşüm Rusya, Türkiye’yi çok iyi tanıyor. Böyle bir şeye kolay kolay izin vermeyecektir. Ama kapalı kapılar ardında ne pazarlıklar yapılıyor onu da bilmiyoruz.

Rusya’nın tutumu biraz da İdlib’de bir pazarlık olabilir. Afrin’i ver, İdlib’i al gibi bir pazarlık da olabilir. Böyle spekülasyonlar da yapılıyor.

“Yıllar süren ayrışmalara neden olabilir”

YPG komutanı Hemo ve PYD yönetiminden de ardı ardına açıklamalar geldi. Sahada nasıl bir durum meydana gelir? Türkiye fiili bir savaşın içine girer mi?

Afrin hem Halep’te yaşayan Kürtlerin gelmesiyle hem de Suriye’den kaçan insanların sığınmasıyla Şahbe bölgesi dahil, yaklaşık 500 binden fazla insanın yaşadığı, iç mültecilerle birlikte 700-800 bin rakamı telaffuz ediliyor.

Ticareti, sanayisi olan önemli bir bölge ve halkı Kürt. Tarihsel olarak da dediğimiz gibi Kürt Dağı denilen bölge. Birkaç Arap köyü hariç Kürt. PYD’ye kitlesel olarak en çok desteğin olduğu, Kürt kimliğinin çok sahiplenildiği bir bölge Afrin. YPG/PYD muhalifi partiler bile onları ulusal güç olarak görüyor. O yüzden halkı, Araplar da dahil Türkiye’nin müdahalesine çok karşı. Türkiye’nin Afrin’e girmesi zaten kolay değil, öyle bir şey olsa bile çıkması kolay değil. Türkiye’de bu operasyonu düzenleyen insanların başarılı olması çok zor. Çünkü hem Afrin coğrafyası, hem halkı, kolay kolay izin vermez Türkiye’nin orada barınmasına. Afrin, Cerablus ya da El Bab gibi değil.

Türkiye ordusu YPG karşısında zorlanacaktır. Türkiye’deki Kürt siyasetçiler de buna vurgu yapıyor. Ahmet Türk de en son konuşmuştu. Türkiye’deki Kürtlerin de Rojava’ya küçük kardeş gözüyle baktığı biliniyor. Hiç sebep yokken böyle bir saldırının Türkiye’deki Kürtler açısından da rahatsızlık yaratacağı ortada.

Bu yıllar sürebilecek ayrışmalara, zıtlaşmalara yol açabilir. Kobani sürecinde Guardian gazetesine de yazmıştım Türklerin ve Kürtlerin beraberliği için altın bir fırsattı Kürtler dardayken Türkiye’den yardım gitmesi. Ama maalesef o yaşanmadı ve Kobani sürecinde çok yaralar açıldı. Afrin’de de bu yaşanabilir. O yüzden umudum böyle bir şeyin yaşanmaması.

Kısa ve uzun vadede nasıl bir tablo çıkar karşımıza operasyon başlarsa?

Dediğim gibi umarım böyle bir şey olmaz, Türkiye daha yapıcı ve gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşır. Rojava’yı ve Rojava’nın kazanımlarını da tehlike olarak görmez. Çünkü Türkiye için tehlike değil. Hiçbir saldırı olmaması YPG’nin olmadığı bölgelerden göz önünde bulundurulmalı. Kürtler büyük bir bedel ödediler dünya adına, günlerce genç insanlarını feda etti, IŞİD ile savaştı, Nusra ile savaştı. Yeni Suriye’de artık Kürtler eskisi gibi diri diri mezara gömülmeyi kabul etmezler, edemezler. (PT)

 

https://m.bianet.org/bianet/kriz/193480-afrin-operasyonu-olursa-abd-ve-turkiye-ordusu-karsi-karsiya-gelebilir

C-SPAN. C-SPAN3. Turkey’s Response to Islamic Militants

Turkey’s Response to Islamic Militants

hosted a discussion on Turkey’s response to ISIL* militants in the Middle East region and ongoing U.S. strikes against targets in Syria.

“Turkey: ISIS and the Middle East” was a program of Georgetown University’s Institute of Turkish Studies, co-sponsored by the Middle East Institute.

*The Islamic State of Iraq and Syria (ISIS), also known as the Islamic State in Iraq and the Levant (ISIL), is a militant group that has called itself the Islamic State.

https://www.c-span.org/video/?321686-1/discussion-turkeys-response-isis#