‘Kürdistan Bölgesi ile Rojava Kürdistanı Washington’a ortak mesaj verebilmeli’

Ruken Hatun Turhallı

BasNews – ABD’nin Irak’ta Kudüs Tugayları Komutanı Kasım Süleymani’ye karşı gerçekleştirdiği suikast  ve daha öncesinde Irak’ta başlayan, yoğunluk kazanan protesto eylemleri ile birlikte çok yönlü sorunlar yaşayan Irak, ABD’yle de derin sorunlar içerisine girdi. En son  Irak Parlamentosu’nda ABD ve yabancı güçlerin ülke dışına çıkartılma kararı ardından, Irak  bilinmezliğe doğru büyük bir hızla sürüklendi. Kürtlerin ve Suni Arapların parlamento oturumuna katılmamaları, mevcut kararı desteklememeleri bu süreçte Kürtlerin elini güçlendirdi. ABD ve Irak ilişkilerinde yaşanan kriz ve olası sonuçları, yaşanan durumun Kürdistan Bölgesi’ni etkileme boyutunu, ABD’de yaşayan deneyimli gazeteci ve siyasal analizci Mutlu Çiviroğlu’na sorduk.

Gazeteci ve Siyasal analizci Mutlu Çiviroğlu: ” ABD’nin Irak’la yaşadığı sorunlar Kürdistan Bölgesi için yeni fırsatlar doğurabilir. Bu nedenle Kürdistan Bölgesi ve Rojava’nın ABD ve Washington siyaseti açısından artık birlikte hareket etmeleri ve birlikte ortak taleplerde bulunmaları çok önemli. Özellikle Ortadoğu gibi her an her şeyin olabileceği ve her gün yeni fırsatların doğabileceği bir coğrafyada Kürtlerin bu şekilde birlikte hareket etmelerinin önemi her geçen gün daha da fazla ortaya çıkıyor.” dedi.

ABD’nin 2003 sonrası Irak’a dönük bir stratejisi oldu mu? ABD’nin Irak’ı Saddam’dan alarak İran’a sunduğu yönünde görüşler mevcut. Bu durum Amerika’da nasıl yorumlanıyor?

George W. Bush döneminde Amerika’nın Saddam’ı devirmeye yönelik içerisine girdiği tutuma ilişkin tartışmalar günümüze kadar birçok kesim tarafından eleştiriliyor. Aynı şekilde Obama’nın Irak’tan zamansız bir şekilde askerleri geri çekme kararı da birçok kesim tarafından, Irak’ta yaşanan istikrarsızlığın asıl sebebi olarak gösteriliyor. Özellikle Cumhuriyetçiler IŞİD’in doğuşunu ve Irak’ta yaşanan istikrarsızlığın asıl sebebinin Obama’nın zamansız asker çekmesinden kaynaklı olduğunu düşünüyor. Genel olarak Amerika’nın Irak operasyonu çok sert bir şekilde eleştirilere tabi tutuluyor.

Kasım ayında gerçekleşecek ABD seçimlerinde Demokratlardan aday olacağı belirtilen ve Irak operasyonuna aktif destek veren Joe Biden bu nedenle çok sert bir şekilde eleştiriliyor ve adaylığı tehlike altında görülüyor. Yani kısaca Irak operasyonu tartışmalarının, ABD’de de günümüze kadar hararetli bir şekilde devam ettiğini belirtebiliriz.

Başkan Trump’ın Irak’a dönük açıklamalarının net bir şekilde anlaşılmadığı tartışılıyor. Aslında mevcut haliyle ABD’nin dış siyasetinde ki duruşunun, Irak’a ilişkin siyasetinin de net olmadığı kanısı baskın durumda. Örneğin Trump’ın ‘Suriye’den çekileceğiz ama Irak’ta kalacağız’ söylemi, Kasım Süleymani’ye yapılan suikast, akabinde Irak Parlamentosu’nun yabancı güçler ve özellikle ABD’nin ülke topraklarından çıkmasına dönük aldığı karar ve özellikle Şii grupların bu konudaki tavırları, ABD’yi sıkıştıran bir durum olarak kabul edilmekte. Ama unutulmamalıdır ki her şeye rağmen Irak ABD’nin dış siyasetinde önemli bir yere sahip olan bir ülke.

Başkan Trump’ın Davos Zirvesi’nde hem Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih ve hem de Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ile görüşmesi de bununla alakalı. Görüşmelerde Başkan Trump ırak için ‘ilişkilerimiz gayet iyi’ dese de ağır problemlerin olduğu aşikar. Fakat Kürtler açısından önemli olan, ABD’nin Irak’la ilişkilerinde ki belirsizlik ve istikrarsızlığın avantajlar doğurmasıdır. Bu durum Kürtler açısından doğru ele alınır ve kullanılırsa, hem Güney hem de Rojavalı Kürtler açısından büyük imkanlar yaratabilir. Kürtlerin böylesi problemli dönemlerde yüzlerinin Batı’ya ve ABD’ye dönük olması, hem Batı hem de ABD kamuoyunda büyük imkanların doğmasını sağlıyor. Zaten son dönemlerde Washington’da bu durum açık bir şekilde dillendiriliyor.

ABD’nin Irak’ta (Exxon Mobil şirketi) dışında ekonomik ve ticari ilişkilerinin olmadığı söyleniyor. ABD’yi Irak’ta tutan etkenler nelerdir?

Irak ABD’nin büyük yatırımlar yaptığı, askeri, ekonomik anlamda her türlü imkanını kullandığı bir saha. İran’a baskı uygulamak için de ideal bir alan. ABD Irak’ta olduğu sürece, bu coğrafyada etkinliğinin sürekli devam edeceği kanaatinde. Örneğin, ABD’nin Suriye ve Rojava Kürdistanı üzerindeki varlığı Irak üzerinden sağlanıyor. Rojava’ya lojistik teminini Irak üzerinden Semelka kapısından sağlıyor. Bu açıdan istikrarlı, Şii, Suni Arapların ve Kürtlerin bir arada yaşadığı bir Irak ABD için önemli.

Kürtler Irak ile ilişkilerini ‘zoraki evlilik ya da zoraki ev arkadaşlığına’ benzetiyorlar ve haklılar. Fakat ABD’nin yakın döneme kadar, Irak için düşündüğü ve uyguladığı, kendi menfaatleri açısından uygun gördüğü yapı; dini, mezhebi ve etnik bütün yapıların bir arada yaşamayı esas aldığı bir Irak’tır. Bunun ne kadar gerçekçi ve sahaya uygun bir durum olduğu tartışılması gereken bir realite. Irak’ta giderek artan Şii mezhep baskısı ve neredeyse bir bütün İran’ın hegemonyacı yaklaşımı altına girmeleri, bölgede yeni ve daha tehlikeli problemlere neden oluyor. Mevcut durum için ‘saatli bomba’ tabirini kullanmak çok da abartılı olmasa gerek.

Bildiğiniz gibi bu sene ABD’de Başkanlık seçimleri olacak ve Başkan Trump kamuoyu nezdinde zayıf bir Başkan olarak görülmek istemiyor. Bundan dolayı da İran’ın saldırılarına karşılık yeni bir hamle geliştirme olasılığının da mevcut olabileceği kanaatindeyim. ABD’nin Irak’ta ki ekonomik varlığını sadece Exxson Mobil olarak düşünmemek gerek. Bunun haricinde çok geniş ekonomik ilişkiler de mevcut. ABD’nin Ortadoğu’daki varlık siyaseti için Irak’ın jeopolitik ve lojistik arka cephesi konumu çok önemli. Irak’ta ki mevcut istikrarsızlık ve kaosta ABD’nin payının çok büyük olduğu düşünülüyor. Çünkü askeri bir operasyonu fiziksel olarak Irak’a yapan güç olarak biliniyor ve buranın bir istikrara kavuşması ABD’nin hem Dünya’da hem de ABD’de ki prestiji açısından çok önemli.

ABD’nin Ortadoğu ve Irak’a yönelik stratejisinde, Kürdistan Bölgesi’ne dönük özel bir siyaseti var mıdır?

ABD’nin Irak siyaseti, Bağdat merkezli, Şiilerin çoğunluğunu kabul eden, ama Sunileri ve Kürtleri de siyasi, ekonomik, toplumsal hayatta belirgin anlamda var olmasını benimseyen bir yaklaşımı esas alıyor. Yani ABD ilk süreçlerde belirlediği Cumhurbaşkanı Kürt, Başbakan Şii, Parlamento Başkanı Suni sisteminin istikrar açısından devam etmesi gerektiği kanaatine sahip. Zaten ABD’nin Kürdistan Bölgesine bakış açısı; Irak’ın İran eksenine kaymasını engellemek için denge unsuru olması gereken bir bölge şeklinde. ABD, Bağımsızlık referandumu sürecinde aslında bunu çok açık bir şekilde dillendirdi. Yani ABD’nin Kürdistan Bölgesi’ne yönelik siyasetinin, Kürdistan Bölgesini Irak’ın bir parçası olarak görmek istediğini belirtebiliriz. Zaten Irak’ın geleceği açısından Kürtlerin varlığını bir zorunluluk olarak gördüğü için ayrı bir yapı olarak görme yaklaşımına şimdilik karşı gibi duruyor. Özellikle Kürtlerin laik, coğrafyasındaki farklı bileşenlere pozitif yaklaşımları ve yüzlerinin Batı’ya dönük olmasından kaynaklı olarak, ABD Irak’ın geleceği açısından Kürtlerin varlığını olmazsa olmaz şeklinde görüyor.  Fakat son dönemlerde İran’la fiili olarak yaşanan çatışma durumu ve burada ortaya çıkan Şii, Suni ve Kürtlerin tavır ve tutumlarından kaynaklı ABD’nin şimdiye kadar ki siyasetinin değişme ihtimali olabilir diye düşünüyorum ve böylesi bir değişikliğin Kürtlerin lehine olacağı kanaatindeyim. Ama bu durumda Kürtlerin bu yeni durumu nasıl kullanacakları önemli.

Özellikle ABD’de ve Washington’da Kürtler ve Kürtlerin temsili denildiğinde Rojavalı Kürtler ve Rojava  önplana çıkmakta. Özellikle onlara dönük sempati ve destek oldukça fazla. Zaten ABD basınında Başkan Trum’ın Davos Zirvesinde Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ile görüşmesin de, Trump’ın sanki karşısında Suriye Kürtlerinin temsilcisi ve lideri varmış gibi davrandığını yazıp çiziyorlar ve hatta eleştiriyorlar. Ama bu durumu şu şekilde de okuyabiliriz; ABD kamuoyunda Kürtler denildiğinde akla ilk gelen, Rojava Kürtleri ve bu durum aslında şu fırsatı doğuruyor diye düşünüyorum; Kürdistan Bölgesi ve Rojava’nın ABD ve Washington siyaseti açısından artık birlikte hareket etmeleri ve birlikte ortak taleplerde bulunmaları çok önemli. Özellikle Ortadoğu gibi her an her şeyin olabileceği ve her gün yeni fırsatların doğabileceği bir coğrafyada Kürtlerin bu şekilde birlikte hareket etmelerinin önemi her geçen gün daha da fazla ortaya çıkıyor.

2003’te ABD’nin Irak müdahalesi sırasında karadan askerlerini ve lojistik desteğini geçirebilmek için Türkiye’den istediği iznin, Türkiye Parlamentosunda çıkmaması ve ABD’nin güçlerini başka yerlerden götürmek zorunda kalması gibi bir durum Kürtlerin daha fazla önem kazanmasına sebep olmuştu. Zaten şu an ABD’de Kürtlere yönelik yanlış siyaset yaklaşımlarını eleştirenler, yöneticilere şunları söylüyorlar; ‘ İşte görüyor musunuz, bugün bile Irak’ta kalabiliyorsak bu Kürtler sayesinde. Kürtler Irak Parlamentosu oturumuna katılmayarak, alınan kararı protesto ettiler’. Kürtlerin kararda yer almaması, ABD karşıtı açıklamalar yapmaması ve Suriye’de ABD varlığını sağlayan tek güç olmaları nedeniyle, kamuoyu ve siyasetçiler nezdinde, Kürtlere yönelik genel anlamda ciddi bir sempati ve saygı durumu söz konusu. Bundan dolayı da herkes Kürtlere daha fazla önem verilmesi ve daha fazla değer verilmesi gerektiği kanaatinde. Ama dediğim gibi, bütün bu durumlar karşısında önemli ve belirleyici olacak olan şey; Kürtlerin hem kendi aralarında ki, hem de dışarıya yönelik geliştirecekleri tavır ve tutum olacak.

Kürtlere yönelik ABD’nin siyasetini bir de şu şekilde okumak gerektiği kanaatindeyim; ABD’nin dış siyaseti şu an birçok yerde belirsiz ve net değil. Mesela İran’a yönelik siyasetini ‘bir adım ileri, iki adım geri’ diye eleştirenler var. Kuzey Kore ile, Avrupa Birliği ile olan ilişkiler, Suriye konusunda, yani birçok dış siyaset konusunda net olmadığı göze çarpmakta. Bundan dolayı da ABD’nin dış siyasetini mevcut haliyle okuyabilmek ve hangi adımları atacağını kestirebilmek çok güç. Yani şunu iyi bilmek gerekir, belirsizlik sadece Kürtlere dönük bir durum değil. ABD’nin dış siyasetinde ki ana konularda da bu belirsizlik mevcut. Ama ne yazık ki Kürtler realist bir yaklaşımdan uzak bir şekilde ABD’ye yönelik büyük beklentilere girdiler. Tabi bu durumu sadece Kürdistan Bölgesi açısından değil, aynı zamanda Rojava açısından da söylüyorum. Katıldığım birçok toplantı, konferans ve röportajlarımda bunu dile getirmeye çalıştım. ABD’ye dönük bu türden beklentilerin gerçekçi olmadığını anlatmaya çalıştım. Ama ne yazık ki insanlarımız sadece görmek istediğini veya duymak istediğinin söylenmesini istiyorlar. Zaten dediğim gibi ABD’nin bir bütün dış siyasetinde de bu yönlü bir problem var ve bu sadece Kürtlere yönelik özel bir durum değil.

IŞİD sonrası ABD Ortadoğu ve Irak ‘ta stratejik bir değişime gitti mi? IŞİD’e karşı mücadelede sahadaki partnerlerini yalnızlaştırması (Kürtler) İran’ın bölgede güçlenmesine nasıl bir zemin sundu?

ABD, IŞİD sonrası stratejik bir değişime gitti mi? Sorusuna ancak bir soruyla cevap verilebilir. ABD’nin stratejisi neydi ki, nasıl bir değişikliğe gitsin? ABD’nin zaten söylediğim gibi belirgin bir dış siyaseti maalesef ki yok. Mevcut yönetim dış siyasette çok ciddi problemler yaşıyor ne yazık ki. Bu durumu Başkan Trump’ın klasik bir siyasetçi olmayışıyla değerlendirebiliriz kısaca. Zaten Ortadoğu siyasetiyle en fazla alakalı olan iki Bakanlığa, yani Dışişleri ve Pentagon’a baktığımızda, en tepedeki sorumluların istifa ettiklerini ya da ettirildiklerini görüyoruz. Bu sebeple mevcut yönetimin hem iç kamuoyunda, hem de kendi yönetimleri içerisinde yaşadıkları sorunlar nedeniyle belirsizliklerin kendisini her alanda gösterdiğine tanık oluyoruz. Zaten Trump’ın seçim vaatleri içerisinde en önemli olanlarından biri, dünyanın birçok yerinde olan ABD güçlerini kademeli olarak ülkeye geri çekmekti. Burada Trump’ın sloganı ‘ ABD’yi yeniden büyütelim’. Bununla Amerika’nın kaynaklarını Amerika için harcama gibi bir yaklaşımı söz konusuydu. Bu nedenle her seferinde ‘ABD güçlerinin Suriye çöllerinde, tozunda ne işi var’ gibi sözleri çok rahatlıkla sarf ediyor. Aynı şekilde Irak’ta güç azaltmaya gideceğini de yakın zamanda açıklamıştı. Yani kısacası Trump’ın alakadar olduğu konu Ortadoğu’da ki güçlerin ya tümden çekilmesi, ya da azaltılması. Bu yaklaşım sadece Ortadoğu için değil Dünya’nın her yerindeki ABD güçleri için geçerli bir yaklaşımdır. Trump bu durumu ‘Biz Dünya’nın polis gücü değiliz’ şeklinde ele aldı zaten. Aynı şekilde ‘Bütün Dünya’nın ekonomik masraflarını biz üzerimize almak zorunda değiliz’ tarzında yaklaşımı belirginleşti. Hatta Trump daha da ileri giderek; ‘ ABD halkı NATO’nun, Birleşmiş Milletlerin, Ortadoğu’nun, Suudi Arabistan’ın bütün yükünü çekmek zorunda değildir’ dedi. Yani Trump’ın kafasında şekillendirdiği siyaset tarzı bu şekilde diyebiliriz. Bu nedenledir ki ‘IŞİD bitti, yüzde yüz halloldu, herhangi bir sıkıntı kalmadı. Bu yüzden güçlerimizi geri çekeceğiz’ yaklaşımına girmekte. Zaten Trump’ın tabanının da görmek istediği bu. Şunu da görmek gerek, Trump’ın ekibinin büyük çoğunluğunu silahlı güçlerden, yani asker kökenlilerden oluşuyor. Siyasetini, ekonomik yaklaşımını, diplomasisini belirleyen kişilerin geldiği kaynak eski silahlı güçler çalışanları. Bu nedenle bu grup, askeri güçlerin yurt dışından ülkeye dönüşlerini olumlu buluyor ve destekliyor. Zaten Trump’ta özellikle yurt dışındaki askeri güçlere harcanan kaynağın Amerika’nın içine harcanması taraftarı. Bunun için Trump IŞİD’in yüzde yüz bitirildiğine inanıyor ve buradaki güçlerinin kalmaları için meşru bir gerekçenin olmadığına inanıyor. Ama şu bir gerçek ki Ortadoğu Dünya’nın hiçbir yerine benzememekte. Değil bir yıl sonrasını, bir ay, bir hafta, hatta bir gün sonrasını bile çoğu zaman kestirmek mümkün olmuyor. Zaten ABD ile İran arasında fiziksel olarak yaşanan son durumda, nihayetinde böyle olduğunun kanıtı.

Irak ve Suriye’de ABD – İran çekişmesinin sonuçları Kürtlere nasıl yansır?

Amerika için özellikle Kürdistan Bölgesi’nde referandum sürecinde öne çıkan ‘ABD bizi sattı, bizi kandırdı veya yalnız bıraktı’ gibi yaklaşımlar olduysa da şunu unutmamak gerekir ki, o dönem ABD yönetimi, diplomasisi ve hatta etkin çevrelerinin bile referandum olayına bakış açıları çok net ve açıktı.  Özellikle referandumun zamanlamasının yanlış olduğu, referandumun ABD’nin Irak siyasetine hizmet etmeyeceği en açık bir biçimde dile getirildi. Zaten ABD’nin şimdi de bu konuda değişikliğe gittiği bir siyasi yaklaşım mevcut değil.

özellikle İran’la yaşanan son gerginlik nedeniyle ABD yönetiminin Kürdistan Bölgesi’ne dönük siyasetinde bir değişiklik yapma olasılığı mevcut olabilir. Bu durum da Kürdistan Bölgesine yeni ve olumlu olanaklar sunabilir. Tabi şunu da unutmamak gerekir; böylesi durumlar pozitif olanaklar sağladıkları gibi, negatif durumlarda ortaya çıkarabilirler. Kürtlerin olası bir gerginlikte hedef alınma durumu da yaşanabilir. Bunu da görerek tedbirlerini almak önemlidir diye düşünüyorum. Son olarak, Kürdistan Bölgesi için ABD’de yaşanılan son durumlara bağlı olarak; ‘Kürdistan Bölgesi’ni güçlendirelim’ tarzında söylem ve yaklaşımlara da giderek daha fazla rastladığımızı da belirtmekte fayda olur kanaatindeyim.

Rojava konusunda ABD’de ki farklı birçok çevrede ciddi bir rahatsızlık durumu söz konusu. Hem Kongre’de, hem Cumhuriyetçi Parti’nin kendi bünyesindeki Trump’a yakın kesimler içerisinde de yine Demokratlar içerisinde ve genel kamuoyu nezdinde Suriye politikasının yanlışlığı ve Rojava Kürtlerine haksızlık yapıldığı sıkça vurgulanmakta.  Burada Kürt güçlerinin IŞİD’le savaşta kaybettiği 10 binlerce savaşçı var ve ABD kamuoyu bunu görüyor. Bu nedenle ABD içerisinde Suriye Kürtlerine yönelik bir hassasiyet, hatta ‘biz Kürtlere ihanet ettik’ tarzında bir yaklaşım söz konusu.

Trump bir konuşmasında, ‘ABD’nin amacı yurt dışında ‘Ulus İnşası yaratmak değil’ dediğini biliyoruz. ABD’nin Irak ve Suriye’de Kürtlerle ilişkilerinin askeri bir ilişkiyi aşamamasının nedeni bu yaklaşım olabilir mi?

ABD, Kürtleri Irak’ta Şiilerin dominosunu dengeleme unsuru olarak ele alıyor. Ve zaten ABD’nin Irak’ta Kürtlere yönelik resmi siyaseti bu. Yani bu siyaset sadece Trump yönetiminin değil, Obama yönetimin de siyaseti bu şekildeydi. Yani genel yaklaşım şu; ‘Kürtler bağımsız bir devlet olmamalı, Kürtler Irak içerisinde bir denge unsuru olarak kalmalı’ tarzında bir yaklaşım belirgin şu ana kadar. ABD’ye göre Kürtlerin Irak’tan ayrılması halinde Irak’ın tamamen bir Arap devleti olması hassasiyeti söz konusu. Ve sadece Araplara ait Irak’ta da Şii mezhebin belirleyici olması halinde, İran’ın yörüngesine kayma tehlikesi olacağı kaygısı içerisinde ABD. Oysa Kürtler olduğunda, yine Suni mezheple birlikte Irak genelinde bir denge unsuru rolü üstlenebilirler düşüncesine sahipler. Irak’ın toprak bütünlüğüne atıfta bulunurken, yine Peşmerge güçlerine askeri destekler verirken ya da uluslararası resmi ilişkiler oluştururken ABD, çok bilinçli bir şekilde bütün bunları Bağdat üzerinden geliştirmeyi esas alıyor. Tabi denge unsuru konusu uygulanırken, işte İran’la yaşanan gerginlik, Irak Parlamentosu’nda alınan karar sonrası, bazı ABD’li yetkililerin bilerek Bağdat’ı By – pas ederek Erbil’e gelmeleri durumu söz konusu oldu. Bu durum gelişen konjektürel durumla çok yakından ilintili. Bağdat yönetiminin İran güdümünde olduğu düşüncesi nedeniyle, Kürtleri ön plana çıkartma ve İran’a yakın gruplara gözdağı verme yaklaşımı olduğu şeklinde Washington’da yorumlar gelişti bu dönemde.

ABD’nin Suriye’de ki Kürtlerle ilişkisi, Kürdistan Bölgesi’ne olan yaklaşımından çok farklı değil. ABD’nin Suriye’deki Kürtlerle ilişkisi tamamen askeri bir ilişki ve zaten ABD resmi yetkilileri her açıklamalarında bunu hiç gizlemeden dile getiriyorlar. Buradaki ilişki hiçbir zaman siyasi veya ekonomik bir ilişkiye dönüşmedi. Suriye Kürtlerinin de var olan mevcut durumu yanlış okuma durumları söz konusuydu. Özellikle Ortadoğu gerçeğinde siyasi yapıyı domine eden güç, askeri güç olduğu için ABD’nin askeri varlığının da bu şekilde olduğu yanılgısına kapıldı. Nitekim 15 – 20 yıl daha Suriye’den çıkılmaz denilen ABD’nin bir gecede buradaki bütün mühimatını nasıl çıkarttığı da görüldü. Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de ABD’nin politik yaklaşımı aşikar. Yani sır değil. ABD burada ki Kürtleri siyasi bir güç olarak ele almak istemedi ve salt askeri güç olarak ele aldı, ilişkilendi. Peki buradaki Kürtler siyasi güç olarak kendilerini kabul ettiremezler miydi? Diye sorulursa, elbette ki bunun imkanları vardı. Fakat Kürtlerin ciddi bir lobi anlayışının olmayışı, ABD kamuoyunu bir bütün etkileyecek güçlerinin olmayışı, bunun yanında kamuoyunda doğal yollarla gelişen ilişki ağı – ki ben buna doğal lobi diyorum bu şekilde olunca da siz bu ilişkiye yön veremiyorsunuz, etkileyemiyorsunuz ve karar gücü olamıyorsunuz. Nitekim bir gecede verilen bir kararla güçler çekilebiliyor ve siz kendinizi ortalıkta yapayalnız görebiliyorsunuz. Suriye’de ki Kürtler açısından da durumu bu şekilde okumak doğru olur sanırım. Zaten Trump’ın ‘ulus inşaası bizim işimiz değildir dediği’ durum, Kürtlere devlet sağlama konusunda ‘bizim öyle bir amaç veya planımız yok’ demek olduğu çok açık bir yaklaşım. Trump ile Erdoğan ilişkisi de kamuoyuna açık bir ilişki. Kasım ayında Türkiye’nin Gri Sipi ve Seré Kaniye yönelik operasyonu sırasında, kamuoyu, Kongre ve siyasi çevrelerin Trump’a itirazlarına rağmen, Trump’ın Erdoğan’a verdiği destek halen devam etmekte. En son olarak Trump’ın ‘ulus inşasına yokuz’ sözlerinden okuyabildiğimiz, Irak’ta bir Kürt devletine, Suriye’de ise sınırları belli bir federasyon yapılanmasına destek vermeyeceği yaklaşımının öne çıktığı durumu burada en fazla değerlendirilen durumlar arasında.

Kasım Süleymani suikastı, seçilen zaman ve mekanın özel bir anlamı var mıydı? Bu suikast ile neler hedeflendi? ABD açısından amacına ulaşıldı mı?

Trump seçim sürecinde Hillary Clinton’a en fazla Libya Bingazi’de ki ABD elçiliğine yapılan saldırı ve elçinin burada öldürülmesi üzerinden yüklendi. Trump bu olayda Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un ihmalkarlığının olduğu konusunu ön plana çıkardı sürekli olarak. Zaten bu olay Cumhuriyetçiler tarafından halen de çok sıkça değerlendirilmekte ve eleştirilmekte. Trump aynı durumu kendisinin de yaşayabileceğinden çok korktuğu için, ABD’nin Irak’ta ki Büyükelçiliğinin saldırıya uğrama kaygısından dolayı bir şeyler yapma zorunluluğunda hissetti kendisini. ABD’li İş insanının öldürülmesi olayı zaten bir alarm durumu ortaya çıkarmıştı. ABD Büyükelçiliğinin saldırıya uğraması hali de kırmızı çizginin aşılması anlamına gelecekti. Trump kamuoyunda Hillary Clinton’u en fazla eleştirdiği bir konuda kendisinin de aynı duruma düşmesi halinde neler olabileceğini kestirebiliyordu. Bu nedenle de böylesi bir duruma düşmemek adına ve tedbir amaçlı bu kadar sert bir tavır göstermeyi uygun gördü diyebiliriz. Zaten Washington kulislerinde bu konuya ilişkin en fazla gelişen kanı bu şekilde. İran’ın Ortadoğu sahasında ki beyni, örgütleme gücü olarak kabul gören Kasım Süleymani suikastına karar verildi ve uygulandı. Zamanlama olarak; birincisi, ABD’li bir sözleşmeli personelinin İran’a bağlı güçler tarafından öldürülmesi, ikinci olarak, ABD toprağı olarak kabul edilen Büyükelçilik binasının kuşatılması ve fiziki saldırıya uğraması, bu nedenle burada bulunan diplomatik ekibin zorunlu olarak çekilmesi durumu Bingazi olayını anımsattığı için, ABD’nin ve onun Başkanı’nın güçsüz, zayıf olmadığı imajını göstermek için bu suikasta karar verildi. Tabi bu suikast Trump açısından, kamuoyu nezdinde ABD’yi ve vatandaşlarını koruyan, kollayan, sahiplenen Başkan imajını oluşturma adına iyi bir fırsat sundu. Genel anlamda Cumhuriyetçiler bu suikasttan çok memnun. Hakeza ABD kamuoyu genel anlamda Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden gayet memnun diyebiliriz. Burada Demokratların getirdiği eleştirileri, bir muhalefet partisinin yaptığı eleştiriler dozunda görmek gerekir. Aslında Demokratlar arasında da çok güçlü bir memnuniyet yaklaşımı söz konusu. Zaten bu suikastla, bölgeyi kendi çıkarlarına göre dizayn etmek isteyen İran’ın bu yaklaşımının nötr edilmesi olarak görülme durumu söz konusu. Tabi en önemli konulardan birisi de seçim yılı içerisinde Trump seçime giderken asla güçsüz, zayıf bir başkan görüntüsü vermek istemiyor. Bu suikastla Trump İran karşısında ve bütün Dünya’ya ABD’nin gücünü, kararlılığını ve hassasiyetlerini göstererek kendisi açısından da bir artı puan oluşturmayı hedefliyor ve zaten bu yaklaşım aslında ABD açısından gerçekçi bir yaklaşım olarak ta ele alınabilir.

Irak Parlamentosu’nun aldığı, ABD ve yabancı güçlerin Irak’tan çekilmesi kararı, ABD’de bölgeye yönelik her hangi bir tavır değişikliğine sebep olur mu?

Son olarak Irak Parlamentosu’nun aldığı karar, aslında ABD’nin Irak siyasetinin ne kadar sağlıksız bir siyaset olduğunun göstergesi. Çünkü Irak doğal bir ülke değil. zorla ele geçirilmiş bir ülke ve ayrı 3 grubun zorla bir evde birlikte yaşamaya zorlatılması, bunun yanında örneğin; Kürtlerin kendileri açısından bağımsızlık istemelerinin ne kadar meşru olduğunun görülmesi açısından farklı bir olanak sağlıyor. Irak’ta her ne kadar Parlamento’nun aldığı kararların bağlayıcılığı olmazsa da çoğunluğunu İran yanlısı Şiilerin oluşturduğu Parlamento ABD ve yabancı güçlerin, Irak’tan güçlerini çekmesi kararı aldı. Bu ciddi ve önemli bir karar, fakat Kürtlerin bu parlamento oturumlarına katılmayışı da çok önemli bir durum. Burada Kürtlerin ABD’ye bakış açılarının dostane bir bakış açısı olduğu gerçeği ortaya çıktı. Aksi durumu ele aldığımızda, şayet Kürtlerin de Parlamento’da alınan bu kararda olmaları halinde ABD’nin Irak’ta kalma koşulları yok denilecek kadar az bir realiteyle karşı karşıya kalacaktı. Bu durum ABD’de Kürtlere sempati duyan, dayanışma geliştiren kesimler açısından ABD’de siyasi arenada daha rahat bir şekilde görüşlerini ve yaklaşımlarını sergileyebilmeleri açısından büyük bir avantaj yaratmakta. Ama son olarak bir kez daha tekrarlama gereği hissediyorum; Washington’un şimdi de yapmaya çalıştığı, Irak’ı biraz yumuşatmaya çalışmak ve Kürtlerle ilişkilerini daha da sıcak bir hale getirmek. Zaten Erbil’e gerçekleştirilen üst düzey ziyaretlerle de Iraklı, Kürt olmayan siyasetçilere yukarıda da değindiğim gibi bazı mesajlar vermeye çalışıyor ABD. Ve ‘bizimle ilişkilerinizi düzeltmezseniz, Kürtler üzerinden alternatif oluştururuz’ yaklaşımını hissettirmek istiyorlar.

http://www.basnews.com/index.php/tr/interviews/577920?__cf_chl_jschl_tk__=11ecbf547e05e5c6cef6a87bce68d7c87fbedfc5-1587397179-0-AaIlX5DoaiYcEyPc2-YwomPVWJ-72BjGMsCRdBZeZ_SMOtwzq1zAEXVn6AymVwrZyqC2eNf1vBmJi1qYBNsm9Q6dhDaxA6n1ShWoWARW7V_rg7ypZWEmsK1Qd6Aat18XfVSupaPU2D9p1Q-fumq61njVblZB12LZa6zlDLdhjHj51c_sazi0HgDwYnjquVOYKl_L9VEpajUHtfxNV5qAhnHG476yDVNEtbqu3WmCG_1sEVg6-0VFXoy0actiACPqZvDGdv4v1F41R9gLI-mI3br24uKMIKAmcUTnehVZyyebZxaE0qQMv0hqo9_969VhhQ#.XjH5Snm4EYM.whatsapp

 

Mutlu Çiviroğlu: 2019’da Kürtler ve K. Suriye, ABD-Türkiye ilişkilerinin merkezine oturdu

Konuşa Konuşa’da Gülten Sarı’nın konuğu gazeteci Mutlu Çiviroğlu. Çiviroğlu, 2019 yılında Türkiye-ABD ilişkilerinin tam merkezine oturan Kuzey Suriye bağlantılı gelişmeleri yorumladı.

https://ahvalnews.com/tr/konusa-konusa/mutlu-civiroglu-2019da-kurtler-ve-k-suriye-abd-turkiye-iliskilerinin-merkezine-oturdu

 

Kafkas Kürtlerinin sembol ismi, yazar ve Kürdolog Kerem Anqosi hayatını kaybetti

Kafkas Kürtlernin sembol isimlerinden aydın, yazar ve Kürdolog Kerem Anqosi Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te yaşamını yitirdi.

Osmanlı dönemindeki katliamlardan kaçarak Gürcistan’a yerleşen Ezidi Kürt bir ailenin ferdi olarak 1937 yılında dünyaya gelen Anqosi, Kafkas Kürtlerinin önde gelen isimlerinden biri olarak tarihe geçti.

Ailesi ise Van’ın Seydibeg köyünden, Osmanlı katliamlarından kaçmıştı.

Gürcistan Üniversitesi Doğu Bilimleri Farsça Dili Bölümünden mezun olduktan sonra Kürt dili üzerine master yapan Anqosi, Türkiye’yi hiç görmedi ancak yine de Gürcistan’da ailesi ve çevresinin etkisiyle Kürt kültürü içinde bir yaşam sürdü.

Kürtçe ve Gürcüce çok sayıda eser kaleme alan Anqosi, Kürt kültürü, tarihi, dili ve gelenekleri konularında kafa yordu.

Şair olarak da eserler veren Anqosi, kimi eserlerinde Kürdistan hasreti ile ilgili şiirler kaleme aldı.

Kerem Anqosi başkent Tiflis’te Kürt kurumlaşmasının öncülüğünü yaparak, 1990’lı yıllarda Kürtçe yayın yapan Ronkayi Radyosu’nu kurdu. Kurduğu radyoda Kürt gençleri ve bizzat kendisi Kürtçe programlar hazırlayarak Kürt dili ve kültürünün eski Sovyetler Birliği’nde kaybolmamasında büyük emek harcadı.

Kerem Anqosi 2014 tarihinde Dünya TV’ye verdiği röportajında hayatından ve çalışmalarından bahsetmişti.

Gürcistan’da Kürtlerle Gürcü, Ermeni ve Azeri halkları arasında köprü olmayı başaran Anqosi, Gürcistan Gazeteciler Cemiyeti üyesiydi.

HDP Kürtçe hesabından da Enqosi’nin vefatı üzerine Kürtçe bir paylaşım yapıldı.

Kerem Anqosi’nin vefatını yorumlayan gazeteci Mutlu Çiviroğlu, “Kerem Anqosî Gürcistan’da Kürtlerin sembol ismiydi. Bu ülkedeki Kürtlerin yaptığı tüm çalışmalarda en ön safta yer almıştı. 1950’li yıllarda başlayan Kürt kültürü ve folklore çalışmalarında, ilk Kürtçe Rock müzik grubu olarak bilinen Koma Wetan’ın oluşumunda ve Tiflis’te uzun yıllardır yayın yapan Kürtçe radyonun kuruluşunda çok önemli hizmetleri olmuştu” dedi.

Çiviroğlu, Anqosi ile ilgili şunları söyledi:

“Anqosî yine Kürt gençlerinin anadilleri Kürtçe’yi iyi öğrenmeleri için dil üzerine çok çalışmalar yaptı, dil kursları açtı ve kitaplar yazdı. Anqosî  ayrica tüm Kürtler arasında çokça sevilen “Sîpan Sîpanê”, “Lêxin Birano Lêxin”, “Welatê Me Kurdistan”, “Ez Heyrana Dîtina Te Me Ey Welat” gini türkülerin de yazarıydı.

Sovyet Kürtleri arasında çok güçlü olan anavatan sevgisini hatayının sonuna kadar yüreğinde taşıyan Anqosî  bu sevgisini etrafındaki binlerce gence de aşılamıştır. Kendisiyle birkaç defa telefonda konuşmuştum. Çok sıcak, sevgi dolu ve samimi bir insandı ve onun aramızdan ayrılışı sadece Gürcistan Kürtleri için değil, malesef tüm Kürtler için büyük bir kaypı oldu ama arkasında bıraktıgı ülke ve halk sevgisi her zaman akıllarda ve yüreklerde kalacak. Kürtlerin bir sözü var: “Ga dimire çerm dimîne, mêr dimire nav dimîne” yani bir insan ölse bile arkada bıraktıklarıyla her zaman canlıdır.”

https://ahvalnews.com/tr/kurtler/kafkas-kurtlerinin-sembol-ismi-yazar-ve-kurdolog-kerem-anqosi-hayatini-kaybetti

ANALİST MUTLU CİVİROĞLU “IŞİD Coğrafi Olarak Bitti, Ama Bir de Uyuyan Hücre Gerçekliği Var”

*Fotoğraflar: Mutlu Civiroğlu/ Suriye

SDG’nin Bağuz operasyonu sonrası “IŞİD’in yenildiği” yönündeki açıklamasının ardından, gelişmelerle ilgili Suriye’de izleyen analist Mutlu Civiroğlu, bianet’e konuştu.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Cumartesi günü Suriye’de Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) yerleşik olarak bulunduğu son yerleşim yeri Bağuz’un da ele geçirildiğini açıkladı.

SDG, IŞİD’in kesin olarak yenildiğini ilan etti. Gelişmeleri yerinde izleyen gazeteci/analist Mutlu Civiroğlu, bianet’e konuştu.

“IŞİD’in kendini hilafet olarak adlandırdığı yapı bitti”

SDG’nin Bağuz’daki başarısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Suriye için IŞİD’den yüzde 100 özgürleştirildi demek doğru bir ifade mi?

SDG’nin Bağuz’daki başarısı tabii ki çok önemli. Uzunca yıllar Irak’ta ve Suriye’de etkili olan bir örgütün Bağuz’daki bulunduğu son bölgede sona erdirilmiş oldu.

Bu IŞİD’in kendini hilafet olarak adlandırdığı yapının bitmesi anlamına geliyor. Oldukça önemli bir başarı. Hem SDG için, hem uluslararası koalisyon için önemli bir başarı.

Saklanan bir grup IŞİD üyesi en son yakalandı ve kalanı teslim oldu. Şu anda coğrafi olarak alan kalmadı. YPG’nin başını çektiği SDG bütün bu alanları özgürleştirmiş oldu.

Yüzde 100 özgürleştirildi denilebilir mi? Bu operasyonla IŞİD’in elinde tuttuğu alan kalmadı. Ama IŞİD’in yüzde 100 bittiği anlamına gelmiyor bu. Çünkü IŞİD’in ideolojisi halen mevcut. IŞİD’i doğuran siyasi, sosyolojik, ekonomik, tarihsel nedenler özellikle Suriye bağlamında konuştuğumuz için söylüyorum, yerinde duruyor.

Uluslararası koalisyonun artık bu saatten sonraki gündemi bu özgürleştirilen yerlerde istikrarın sağlanması olacak. Özellikle uyuyan hücreler konusu ciddi bir konu. Hem Deyr-ez Zor bölgesinde hem Haseke’de, hem Halep, Menbiç, Rakka bölgelerinde bir uyuyan hücre gerçekliği var.

IŞİD’e yardım yataklık yapmış bölgelerin özgürleştirilmesi için operasyona başlanacak. Coğrafi olarak IŞİD yüzde 100 bitirildi ama siyasi, askeri ve toplumsal bir sorun olarak duruyor. Bunun hem SDG hem de uluslararası koalisyon farkında.

Onlardan gelen açıklamalardan da görüyoruz ki, zaten sahadaki görüşmelerimizde de artık Bağoz’dan sonra gündemin bu olacağını görüyoruz. Şu anda coğrafi olarak IŞİD bitirildiği için, aslında olay çok daha kapsamlı ve çok daha zor.

Düşman belli bir coğrafyadayken, siz de ona göre mücadelenizi şekillendiriyorsunuz. Ama şu anda bahsettiğimiz mücadele çok daha yorucu ve zahmetli bir süreç. Böyle bir aşama olmadan da IŞİD’in hilafetinin sona ermesi bir şey ifade etmeyecek.

“SDG tarafından verilen bedel çok ağır”

IŞİD’in bölgede yenilmesinin ardından AFP ajansına verdiğiniz demeçte de “Kürtleri iki taraftan da (Suriye-Türkiye) zorlu bir süreç beklediğini” söylüyorsunuz. Bölge Kürtleri açısından önümüzdeki dönemde en büyük problemler ne olabilir?

Suriye Kürtleri, SDG Genel Komutanı Mazlum Kobani’nin deyimiyle 11 bin kayıp verdiler. IŞİD ve diğer örgütlerle mücadelelerde 20 bin yaralı var. Verilen bedel çok ağır. Ama dünya da bu başarıyı gördü. Özellikle Suriye’de Kürtlerin oynadığı asli rol görüldü.

Uluslararası koalisyonun yükünü çeken SDG’ydi. Bu yüzden bedel ödediler ve Suriye içerisinde kendi yarattıklarını korumak istiyorlar.

Suriye’de dışarıdan bir formülün tutmadığı da görüldü. Kürtlerin, Arapların, Ezidilerin, Kürt Alevilerin beraber oluşturduğu bu yapılanma hem kendi halkları için hem de Suriye’nin geneli için bir model teşkil ediyor.

Kürtler, bu kazanımlarını siyasi alanda geliştirme çabasında olacaklar. Kürtlerin özellikle Cenevre görüşmelerinde var olma isteği var. IŞİD’in coğrafi olarak bitirilmesinden sonra Kürtlerin bu taraflarının daha çok başarı görebileceği düşünülebilir.

Bedel ödediler, sahada projeleri var. Yerelden güçlenen ve her etnik yapının kendi özgürlüğü içinde yaşayabilecekleri bir süreç istiyorlar. O sebeple siyasi açıdan Kürtlerin öncelikleri bu olacak.

Üç hafta önce ben oradaydım. Oradaki siyasi, askeri yetkililerle yaptığımız görüşmelerde Türkiye’nin bölgeye yönelik açıklamaları çok kaygı verici boyutlarda, ciddi tehdit olarak algılanmakta, onu gördük.

Önümüzdeki günlerde Türkiye’nin olası bir saldırgan tutumu ya da olası bir operasyon onların gündeminde ilk sırada. Sadece Kürtler değil bunu Araplar da, Süryaniler de görüyor.

Özellikle Afrin’de Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye destekli grupların Afrin’i ele geçirdiği dönemden sonra yaşananlar, Human Rights Watch, Amnesty International gibi kurumların da dile getirdiği gibi Suriye’nin Kürt bölgelerinde ve SDG’nin kontrol ettiği bölgelerde büyük bir rahatsızlık yaratmış durumda. Aynı pratiklerin tekrarlanma ihtimali kaygı yaratıyor.

“Etnik kimliklerin anayasal güvence altına alınması bekleniyor”

O sebeple Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Ezidilerin en büyük kaygısı Türkiye’nin kendi bölgelerine bir saldırı düzenlemeleri, buna karşı hazırlıkları da var zaten.

Öte yandan Suriye rejiminin halen, bunca yıldır devam eden iç savaştaki tutumunda bir değişiklik olmadığı da görülüyor. Halen Suriye’yi tek bir ulustan oluşan, tek bir ideolojinin yönetebileceği düşünülüyor. Kürtlerin kontrol ettiği toprakların seve seve ya da zorla alınacağı yönünde açıklamalar yapılıyor.

Ülkenin en büyük azınlığı olarak kendi yaşama taleplerine saygı gösterilmesi, Suriye’nin demir yumrukla yönetilemeyeceğinin anlaşılması, Suriye’nin etnik farklılıklarına uygun yeni bir anayasa oluşturulması, Kürt dilinin tanınması, Kürtçe eğitimin önünün açılması, Kürt ve diğer kimliklerin anayasal güvence altına alınması bekleniyor.

İstihbarat raporu: Ağları hala çok geniş

*Büyütmek için tıklayın. 

ABD İstihbarat yetkilileri Şubat ayının ilk günlerinde kongreye sundukları “Küresel Risk Değerlendirme” raporunda “IŞİD’in kayda değer derecede liderlik ve bölge kaybına rağmen hala Irak ve Suriye’deki binlerce savaşçıya komuta ettiğini, bu savaşçıların sekiz ayrı dala (örgüte) ayrıldığını ve dünya çapında binlerce destekçisi olduğunu” kaydetmişti.

İstihbarat raporunda ayrıca IŞİD’in Suriye ve Irak’taki “normalleşme çabalarını sarsmak için saldırı hazırlıklarında olduğu, mezhep çatışmasını artırma hedefinde olduğu” ifadeleri kullanıldı.

TIKLAYIN – ABD istihbaratının kongreye sunduğu Küresel Risk Değerlendirme raporu

(PT) Pınar Tarcan

https://m.bianet.org/bianet/militarizm/206781-isid-cografi-olarak-bitti-ama-bir-de-uyuyan-hucre-gercekligi-var

Syrian Kurds deny Trump’s claim they sell oil to Iran

Syrian Kurds deny Trump’s claim they sell oil to IranSyrian workers fix pipes from an oil well at an oil field controlled by a US-backed Kurdish group in Rmeilan, March, 27, 2018. (Photo: Associated Press)

 

ERBIL (Kurdistan 24) – Salih Muslim, the former co-chairman of the Democratic Union Party (PYD), denied claims made by US President Donald Trump that Syrian Kurds have sold oil to Iran.

During a cabinet meeting on Wednesday, Trump said he was not happy that the Kurds are selling oil to Iran.

“I didn’t like the fact that [the Kurds] are selling the small oil that they have to Iran, and we asked them not to do it,” the US president stated.

It was not entirely clear whether Trump was referring to the Syrian Kurds or the Kurdistan Regional Government (KRG) in Iraq.

Speaking to Kurdish journalist Mutlu Civiroglu, Muslim rejected the American leader’s claims and said there is only local use of oil by Kurds in Syria.

“I asked our people here in the administration, in the YPG [People’s Protection Units], and the others, and they said there are no sales of oil to any side outside of Syria,” the former PYD head said.

The Syrian Kurds have no borders with Iran to sell oil to them, Muslim added, “there is no way, everybody should know the reality.”

Muslim suggested Trump was referring to “other Kurds” because “Syrian Kurds have no relations with Iran.”

“We have no deal, nor sales of oil [with] them, not at all,” he said. “Maybe others are doing so, but that’s not our business.”

According to Çeleng Omer, a former university lecturer from Afrin with expertise on oil, while Iran produces four million barrels per day (bpd), Syria’s production before the war was 400,000 bpd, which equals 10 percent of Iranian oil production.

According to Omer, oil production in Syrian Democratic Forces (SDF) areas in northeastern Syria is only 50,000 barrels. He said this quantity is “consumed locally by refining it in primitive refineries,” adding that Trump may have “confused the Kurds in Syria, with those in Iraq.”

“There is no border between the Syrian Kurdish region with Iran, and the oil produced in their areas is not enough to satisfy local needs, and the war destroyed a large part of the oil fields” which need to be restored before being exported, Omer explained.

“The oil produced in SDF areas meets the needs of fuel in the domestic market only.”

Nicholas A. Heras,  a Fellow at the Center for a New American Security (CNAS), said: “Trump’s statement could mean a couple of things.”

“One, he declassified hitherto classified info about the extent of YPG-Iranian relations in Syria. Or two, he mixed up talking points in his head from an earlier conversation with Turkey about Kurds in Iraq and Syria.”

Meanwhile, Alan Mohtadi, head of T&S Consulting Energy and Security, told Kurdistan 24 he is certain President Trump confused the Syrian Kurds with Kurds in Iraq.

Mohtadi explained that Syrian Kurdistan produces between 30-40,000 bpd, adding that almost all of the oil is used for local consumption.

“They would need to produce three to four times more, get a decent transport route (the border with the Kurdistan Region is tightly controlled), and transport it via trucks to Iran,” he said.

“This is not profitable and logistically almost impossible.”

The KRG announced in November that oil exports to Iran stopped after a new round of US sanctions were enforced.

Wladimir van Wilgenburg

Editing by Karzan Sulaivany

 

https://www.kurdistan24.net/en/news/0b078a0a-836e-4564-aaaf-c0d30add8307

Erdogan, Trump agree to avoid power vacuum in Syria

Donald Trump and Turkish President Recep Tayyip Erdogan agreed Sunday to prevent a power vacuum in Syria after U.S. ground forces withdraw, in a phone conversation days after the U.S. president shocked global partners by announcing Americans would leave the war-scarred country.

Turkey was a rare ally that lauded Trump’s momentous decision to pull the 2,000 U.S. troops out of Syria, where they have been helping assisting in a multinational fight against ISIL.

“The two leaders agreed to ensure coordination between their countries’ military, diplomatic and other officials to avoid a power vacuum which could result following any abuse of the withdrawal and transition phase in Syria,” the Turkish presidency said in a statement.

Hours earlier Trump had tweeted that he and Erdogan “discussed ISIL, our mutual involvement in Syria, & the slow & highly coordinated pullout of U.S. troops from the area.” Erdogan tweeted shortly thereafter, saying the two leaders “agreed to increase coordination on many issues including trade relations and the developments in Syria,” dubbing the call “productive.”

U.S. troops will leave under the auspices of a new Pentagon chief set to start next month, after Jim Mattis resigned from the post citing key differences, including on Syria, with the often-impulsive Trump.

An American exit would allow Turkish troops to move against Kurdish fighters in Syria who have played a key role in the war against ISIL but are deemed terrorists by Ankara. Many U.S. politicians and international allies fear the withdrawal is premature and would further destabilize the already devastated region.

A U.S. withdrawal, said Mutlu Civiroglu, a Kurdish affairs analyst, will open the way “for Turkey to start its operations against the Kurds, and a bloody war will begin.”

French President Emmanuel Macron on Sunday said he “deeply regretted” Trump’s decision, and that “an ally must be reliable.” Several U.S. politicians from both parties rejected Trump’s claim that ISIL had been defeated, and many in the US military expressed alarm and dismay at the thought of suddenly abandoning Washington’s Kurdish partners.

And Trump’s sudden decision sparked turmoil within his administration, prompting the resignation of Mattis as well as of Brett McGurk, the special envoy to the anti-ISIL coalition.

Plans for the troop withdrawal will now be overseen by Deputy Secretary of Defense Patrick Shanahan, who Trump on Sunday said would replace Mattis starting January 1.

Source(s): AFP

Winners and Losers in Trump’s Planned Troop Withdrawal From Syria

Kurdish residents of Amuda in northeastern Syria. One holds a flag of Abdullah Ocalan, the founder of the separatist Kurdish Workers' Party.
Credit…Mauricio Lima for The New York Times

President Trump’s decision this week to withdraw all American troops from Syria within 30 days risks leaving United States’ allies in the long-running war weakened while strengthening rivals backed by Iran and Russia.

American troops entered Syria in 2015 as part of a coalition fighting the Islamic State, which had seized large swaths of territory in Syria and Iraq. In the three years since, the extremist group’s self-declared caliphate has crumbled. But the continuing lack of stability in both Syria and Iraq could provide fertile ground for the jihadists to retrench.

The American pullout could also weaken the country’s influence over any negotiations on a settlement to end the conflict.

“The leverage that might have been there for the United States in Syria is no longer there because now everyone knows that the United States will leave Syria unconditionally,” said Joost Hiltermann, the Middle East director of the International Crisis Group, a conflict and foreign policy research organization.

Here are some of the parties to the conflict that have the most to gain or lose from an American withdrawal.

President Bashar al-Assad and his chief international backers, Russia and Iran, would all benefit from an American troop withdrawal, which would further tighten Mr. Assad’s once-tenuous grip on his battered country.

Iran is one of the biggest winners as the international ally with the most invested in Syria and the most at stake. During the war, Iran embedded itself in Syria, redrawing the strategic map of the Middle East.

It has sent in thousands of Shiite forces, who fought on the ground, and deployed drones and precision weapons to keep Mr. Assad in power. That secured an all-important land bridge through Syria to supply weapons to Hezbollah, Iran’s Shiite militia ally in Lebanon and a steadfast enemy of Israel.

Iran trained and equipped Shiite fighters while strengthening ties with allies in Iraq and Lebanon in hopes of building a united front in the event of a new war with Israel.

Russia also stands to benefit. A day after Mr. Trump’s announcement on Wednesday, President Vladimir V. Putin of Russia applauded the decision, saying during a news conference, “Donald’s right, and I agree with him.”

Credit…Alexander Nemenov/Agence France-Presse — Getty Images

Russia contributed around 5,000 troops and a few dozen aircraft to prop up Mr. Assad’s government, which secured Moscow’s strategically important naval facility in the Syrian city of Tartus on the Mediterranean Sea. Russia also expanded its military footprint in Syria during the war.

“It certainly helps the Russians, who have benefited tremendously from a quite limited investment in Syria,” said Jon B. Alterman, director and senior fellow of the Middle East Program at the Center for Strategic and International Studies.

Through its alliance with Syria, Russia has maintained its influence in the Middle East.

“They re-established themselves as a global player when the conclusion had been that the glory days of the Soviet Union were dead and gone,” Mr. Alterman said.

For Mr. Assad, the American withdrawal means the path forward for Syria will be shaped largely by forces sympathetic to his government and its interests.

The two biggest threats to his leadership have been substantially neutralized — the myriad rebel groups that tried to overthrow the Syrian government and the Islamic State — the latter thanks largely to the military force brought to bear by the American-led international coalition that fought the militants.

Turkey and the United States, NATO allies, have frequently found themselves at odds in Syria, even though both opposed Mr. Assad. That is because the United States backed a mostly Kurdish force in Syria, saying they were the fighters most capable of pushing back the Islamic State.

Turkey has long battled Kurdish separatists at home in the country’s southeast and saw the rising power of Kurds along its border in northern Syria as a threat. President Recep Tayyip Erdogan of Turkey recently threatened military intervention against the Kurdish forces in Syria that Washington has backed since 2015.

The exit of American troops would leave Turkey open to taking action to curb the power of Kurdish forces in Syria.

Credit…Bulent Kilic/Agence France-Presse — Getty Images

“We have won against ISIS,” Mr. Trump declared in a video that was published on Wednesday. But experts, including some of Mr. Trump’s own staff and coalition partners, disagree.

Though the militants retain just 1 percent of the territory they held at the height of power, this would remove a major military adversary in the region. During a State Department briefing on Dec. 11, Brett McGurk, Mr. Trump’s special envoy in the fight against the Islamic State, said the battle was not over.

“The end of ISIS will be a much more long-term initiative,” Mr. McGurk said. “Nobody is declaring a mission accomplished.”

Despite being America’s key allies in the fight against the Islamic State, the Kurdish-led Syrian Democratic Forces are being virtually abandoned, critics of the withdrawal say. The Kurds have relied on American support, and a sudden withdrawal could be disastrous, leaving them exposed from all sides.

The Syrian Democratic Forces denounced the withdrawal in a statement on Thursday.

“The White House’s decision to withdraw from northern and eastern Syria will negatively affect the campaign against terrorism,” the group said. “The fight against terrorism is not over yet, and the final defeat of terrorism has not come yet.”

The group warned that the move would create a “political-military vacuum” that would allow the Islamic State to thrive again.

Kurdish forces are likely to lose territory and control as a result of Mr. Trump’s decision.

“Kurds and their allies have paid a very heavy price,” said Mutlu Civiroglu, a Washington-based Kurdish affairs analyst. “They have fought on the front line, and thousands of Kurdish men and women lost their lives fighting on behalf of the entire world.”

He said many now feel betrayed: “They feel like all the efforts are about to go in vain.”

Kurdish fighters who have battled the Islamic State in Syria.
Credit…Mauricio Lima for The New York Times

As the Kurds — a stateless and often marginalized group — took back territory from Islamic State forces in northern Syria, they worked to created an autonomous region.

A newly empowered Iran with unfettered land access to their Hezbollah allies — without American forces in the north of Syria as a counterweight — poses an existential threat to Israel.

“Israel will be very unhappy about this because they see it as a net gain for Iran, and they are right,” Mr. Hiltermann said.

As Israel’s most powerful ally, the United States plays an outsize role in security for the country, and the withdrawal of troops could threaten that balance.

Civilians have borne the brunt of the conflict in Syria for years, with millions displaced from their homes and millions more who fled the country struggling abroad as refugees.

Aid groups warn that further destabilization of northern Syrian could spark yet another humanitarian disaster in the region.

A paramedic carried an injured child after Syrian and Russian forces struck the rebel-held town of Hamouria.
Credit…Abdulmonam Eassa/Agence France-Presse — Getty Images

The International Rescue Committee, which has been working to provide humanitarian assistance in parts of Syria for years, warned that a potential Turkish offensive in the region could be devastating.

“Throughout this conflict, these political and military decisions have been made without any apparent consideration of the humanitarian consequences. As a result, every decision has heightened the danger and distress for civilians,” said David Miliband, president of the International Rescue Committee.

Many Kurdish civilians would likely flee the area if the Kurdish militias lose control of northern Syria.

“There will be a humanitarian crisis, there is no question,” Mr. Hiltermann said.

By 

Mutlu Çiviroğlu, “Amerika’nın Suriye’de oluşmuş bir Kürt politikası yok”

Reportage with Mutlu Çiviroğlu

Suriye’de son düzlüğe girilirken, bölgede bulunan uluslararası güçlerin  rekabeti ve kendileriyle birlikte hareket eden yerel güçlerin durumu merak konusu olmaya devam ediyor.
IŞİD cephe savaşında sona doğru yaklaşıyor, ABD’nin yerel de desteklediği Kürt, Arap ve Süryani Koalisyonunda oluşan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ilişki düzeyinin IŞİD sonrası süreçte ne aşamaya geçileceği konusu belirsizliğini koruyor.
Son dönemlerde Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye (Rojava) yönelik saldırıları, buna karşı ABD’nin tutumu ve nasıl bir politika izleyeceğini ve Türkiye’ye karşı politikalarında daha sert veya yumuşak bir hat izleyeceği konusu da bilinmiyor.
Şam yönetimi ile Kürtler arasında yapılan müzakere görüşmelerine Washington’da nasıl karşılandığı tam kestirilemiyor.
Amerika’nın Suriye politikası, Türkiye’nin Suriye’de varlığı, Kürtlerin Amerika ile olan ilişkisi Kuzey Suriye’ye yönelik Türkiye’nin saldırıları, ABD ve Kürtlerin bu duruma nasıl baktıkları ve bundan sonra ne yapacaklarına dair Amerika’da yaşayan deneyimli gazeteci Mutlu Çiviroğlu ile konuştuk

Röportaj | İhsan Kaçar – Ercan Ekinci

“Biz PKK ve YPG’yi kesinlikle ayrı görüyoruz mesajı”

ABD’nin üst düzey 3 PKK’li yetkiliye dair aldığı karar ne anlama geliyor?

Bu kararı Türkiye’nin duymak istediği, Türkiye’yi memnun etmeyi amaçlayan bir karar olarak görüyorum. Pratik değerinin olup olmayacağı konusunda pek emin değilim. Olacağını sanmıyorum, ama Türkiye’yi tamamen memnun etme amacı taşıyan ve ABD Dışişleri Bakanı yardımcısı Matthew Palmer’in Ankara ziyaretinin hemen akabinde böyle bir kararın alınması, bu düşünceyi güçlendiriyor.

Bir diğeri mesaj da Türkiye’ye Rojava üzerinden verilmek istenen bir mesaj. ‘YPG ayrı bir yapı, sizin YPG’ye baktığınız gözle biz, bakmıyoruz. Biz buradayız. Suriye’deyiz, Rojava’dayız. Sen de buraya atmak istediğin adımları atma’, mesajı taşıyor. Bu adım ile ABD, hem Türkiye’yi kamuoyu önünde memnun edecek bir açıklama yapıyor, öte yandan da Suriye politikası ile Rojava üzerinden Türkiye’ye bu saldırılarını durdur mesajı veriyor. Burada biz varız, YPG de bizim ortağımız. Biz PKK ve YPG’yi kesinlikle ayrı görüyoruz mesajı…

m

ABD’nin İran’a yaptırım uygulandığı bir dönemde bu kararla bir bağlantısı var mı?

ABD’nin bu kararı İran’la bağlantılı olduğunu sanmıyorum. İran’a karşı son dönemlerde gelişmekte olan bir ABD siyaseti göze çarpıyor. Özellikle Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’nun başını çektiği İran karşıtı sert bir politika var. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun da bu yönlü düşündüğü biliniyor. Ama İran siyaseti daha farklı, kendi başına bir siyaset. İran’a yönelik devam ettirilen siyaset ileriki dönemde Türkiye’yi zor bir duruma sokabilir.

Her ne kadar İran’a yapılan yaptırım kararının dışında Türkiye muafiyet gösterilen 9 ülke arasında gösterilse de, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İran’a karşı yaptırımlar konusundaki çıkışları, buradan dikkatlice izleniyor. Önümüzdeki dönem Türkiye için sorun yaratabilir. Çünkü bu yönetim İran’a karşı siyaseti sertleştirmekte oldukça kararlı görünüyor. Türkiye’nin bulunduğu konum; hem ABD ile ilişkisini sürdürmek istiyor, hem İran ile, bu zor. İleride yansımalarını göreceğiz. Ama …. üç üst düzey yönetici hakkında verilen kararın İran’a yapılan yaptırımla bir bağlantısı olduğunu sanmıyorum.

“YPG ile bağlantılı siyasi yapıların Cenevre gibi platformlarda yer alması gerektiğini açıkça söylüyor”

Bu karar Rojava ( Kuzey Suriye) siyaseti üzerinde bir etkisi olur mu?

Bu kararın Rojava’da nasıl bir etkisi olabilir. Dediğim gibi, bu kararın diğer bir boyutu da Rojava üzerinden Türkiye’ye. Öte yandan Rojava’ya da şöyle bir mesaj veriliyor; ‘Biz seni ayrı görüyoruz. Seninle ilişkilerimiz var. Biz seni koruyoruz, ama sen de ona göre pozisyonunu almak ve PKK ile arana mesafe koymak zorundasın. Yani bu konuda dikkatli olmalısın’. Rojava üzerinden verilen mesajın bir boyuttu da bu…

Elbette Rojava açısından önemli bir mesaj da vardı aynı zamanda. Çünkü Amerika Hükümeti, son dönemlerde YPG ile bağlantılı siyasi yapıların Cenevre gibi platformlarda yer alması gerektiğini açıkça söylüyor. En son birkaç hafta önce ABD Dışişleri Bakanı Pompeo açıkça söyledi. Bütün Suriyeliler gibi Kürtlerin de çözüm süreçlerinin platformlarında yer almaları gerektiğini “Kürtler katılmadan kendilerinin katılmayacağını” ifade etti. Bu çok çok önemli bir açıklamaydı, Bu durum Amerika’nın çabalarının bu doğrultuda devam edeceğini gösteriyor.

Türkiye’nin baskı ve tehditlerine rağmen, Suriye’deki ilişkisini hem YPG ve SDG askeri ilişkisini, hem de Demokratik Suriye Meclisi ve onların müttefiki Arap, Süryani, Ezidi ve azınlıklarla sürdürdüğü siyasi ilişkilerini bırakmayacağını gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında; önemli bir karar, Rojava ve Kuzey Suriye’nin diplomatik açıdan da destek göreceğini okuyabiliriz.m

ABD, Suriye politikasında Kürtleri nerede ve nasıl konumlandırıyor. Politika bütüncül mü?

ABD’nin henüz oturmuş, net bir dış siyasetinin varlığından söz etmek güç. Örneğin Kuzey Kore diyoruz, önemli bir zirve yapıldı, ama bir siyasi açıdan kamuoyunun anlayabildiği net bir politika yok. Washington’a bakıldığında bir kararsızlık var. Mesela İran konusunu konuştuk. Her ne kadar son birkaç aydır İran’a karşı bir sertleşme tutum görülse de bütünlüklü bir İran politikası görülmüyor ve Amerika yönetiminin İran konusunda tam olarak ne istediği okunamıyor. Keza, Suriye politikası da net değil. Öyle olduğu için de neyin olabileceğini kestirmek çok güç. Ama Suriye politikası veya var olan politika daha çok Pentagon’un öncülük ettiği Kobani’den başlayarak Cizre, Tabka, Menbiç, Rakka’da devam eden, oldukça başarılı sonuçlar alınan bir ilişki. Daha çok Pentagon üzerinden yürüttüğü bir ilişki, bu da Kürtler ve Kürtlerin müttefikleri üzerinden yürüyor.

Ama siyasi kanatta bir belirsizlik var. Bu yılın başlarında ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklaması olmuştu: “Suriye’den çekileceğiz” diye ve var olan karışıklığı iyice derinleştirmişti, o açıklama. Ama sonradan Pentagon’un kararlı tutumu, devleti yöneten diğer kurumların çabalarıyla Trump’ın çıkışı nötrleştirildi. Daha sonra Amerika yönetimi tarafından askeri ve siyasi yetkililerin yapmış olduğu açıklamalarda “Suriye’de uzun süre kalınacağını” açıkladı. Tabii bu Kürtler için Kürtlerin müttefikleri için, iyi bir karar; Amerika’nın Suriye’den çıkmıyor olmaması hem IŞİD’den kurtarılan bölgelerin istikrara kavuşturulması, IŞİD’in geri dönüşünü önlenmesi, hem de son dönemlerde İran’ın Suriye’deki etkisinin azaltılmasında da bir adım olarak görüp çok yönlü boyut kazanıyor. Kürtleri de biraz kaygılandırmıştı o açıklama ve bir takım alternatif arayışlara itmişti. Ama Washington’un ‘oluşmuş bir siyaset var mıdır’, diye sorulduğunda, ben oluşmuş bir siyaset olduğunu görmüyorum ve ABD’nin Suriye politikası daha yapım aşamasında olduğuna inanıyorum.

‘’Böyle olmayınca da ABD’nin Suriye ve Kürt politikası topal yürüyor’’

mm

ABD’nin Suriye politikasındaki ‘oluşmamış siyaseti’ Kürtlere yansıması ne olabilir?

Kürtlere yansıması şöyle olacak: ABD’nin bir Suriye politikası olmadığı için Kürtlere yönelik ne istenildiği belli değil, Kürtlerle olan ilişki askeri düzeyde sınırlı. Kobani’den başlayarak devam eden ilişki askeri düzeyde. Bunun politik, ekonomik sosyal boyutu yok. Böyle olmayınca da ABD’nin Suriye ve Kürt politikası topal yürüyor. Bu nedenle bu ilişki her zaman Türkiye’nin baskılarına ve tehditlerine maruz kalıyor. Biraz da bunun etkisiyle ABD’nin Kürtler ile olan ortaklığı  İŞİD ve benzeri yapılara karşı sınırlı bir ortaklık. Ama bu yerel ortakların Suriye’deki dirileri mezara gömdükleri, en basit haklardan mahrum bırakıldığı, bu mağduriyetin nasıl giderileceği konusunda somut bir durum yok. Her ne kadar – biraz önce belirttiğim gibi-, son dönemde söylemsel düzeyde Amerikan  Hükümeti Kürtlerin temsil edilmesi gerektiğini söylese de. Ama şu güne kadar somut bir adım atılmamış. Örneğin ABD’nin yatırımları daha çok Rakka, Minbiç gibi bölgeler yapıyor. Yani Kürt nüfusunun çok olmadığı, Arap nüfusunun yoğun olduğu bölgeler. Aynı şekilde Kobani her ne kadar dünyada sembol olmuşsa da Kobani’ye ABD ve müttefiklerin yardımları, diğer bölgelere yapılan yardımlardan kıyaslanamayacak kadar az. Bir de ABD’nin Kürt politikasının olmayışı biraz da bölgesel güçlerin politikası ve tavrına bağlı. Mesela Türkiye’nin bölge politikası ve tavrı Kürtlerin varlığına karşı bir politika. Bunu Cenevre görüşmelerinde gördük. ABD Cenevre görüşmelerinde Kürtlerin temsil edilmesi gerektiğini söylese de, bu konuda ciddi bir eğilim göstermedi.

Çünkü ABD Türkiye ile müttefik. Türkiye’nin hassasiyetleri önemli diyor Amerika, bu anlaşılır bir durum. Müttefik ülkeler birbirlerinin hassasiyetlerini anlayabilirler. Öte yandan dünya adına büyük bedeller vermiş, IŞİD’i durduran toplumdan bahsediyoruz,. Ama kimse onların hassasiyetlerinden bahsetmiyor, oradaki tarihsel hassasiyetlerinden bahsetmiyor.

Kürtler bu durumun farkında mı?

Kürtler bunun farkında, zaten Kürtlerin rejimle görüşmeleri, Kürtlerin alternatif aramaya çalışmaları bundan dolayı. Çünkü Washington’da Suriye politikası gel-git’ler üzerinden yürüyor. Bazı siyasetçiler, ABD’nin kendileriyle güçlü bir ilişki geliştirdiği için uzun vadede kalıcı olduğunu düşünüyorlar. Ama Afrin olayından başlayan süreçte bir şok yaşandı. Ben o dönemde de katıldığım programlarda Amerika’nın Afrin’e yönelik bir müdahalesinin olmayacağı -Türkiye’nin yaptıklarını desteklediğinden dolayı değil- ama Kürtler için de kendi müttefiki ile bir savaşa girmeyeceği, Afrin’in Amerika için stratejik bir değerinin olmadığını belirtmiştim. Kürtlerdeki beklenti şuydu: “Amerika bu işe izin vermez” düşüncesi vardı. Türkiye operasyona geçtikten sonra “ihanete uğradık, satıldık, Amerika destek verdi bu operasyona” bu da doğru olmayan bir değerlendirme, Amerika Türkiye’nin Afrin operasyonuna karşıydı. Bu operasyonun Kürt kamuoyunu rahatsız ettiğini, IŞİD’e karşı savaşanların motivasyonunu bozduğunu, IŞİD’in bu tür durumlarda toparlandığını ve güç kazandığını, çünkü hatırlarsınız Afrin’den dolayı SDG güçlerini önemli oranda Rakka’da çekmişti. IŞİD’e karşı operasyon uzadı, IŞİD toparlama fırsatı buldu. Amerika’nın karşı olması, Amerika’nın savaşa girip Türkiye’yi durduracağı anlamına gelmez. Kürtler o dönem süreci siyah ve beyaz olarak düşündüler. Hatırlıyorum, Kürt yöneticileri “Türkiye bunu yapıyorsa Amerika destek vermiştir.” gibi ifadelerde bulundular. Ben buna katılmıyorum. Amerika destek vermedi, ama Amerika Türkiye’yi durdurmak için de savaşı göze almazdı, almadı da. O nedenle bu bakış açısı önemli. Ama Türkiye Hükümeti attığı her adımı sanki Amerika ile beraber atmış gibi göstermekte başarılı ve özellikle bu imajı vermeye çalışıyorlar.

Son dönemlerde Amerika kamuoyunda ve siyasetinde Kürtlerin varlığı hissediliyor mu?

Kürtlerin Wansington’daki varlığını güçlendirmeleri çok önemli. Amerika sistemini anlamaları çok önemli, ona göre araçlar geliştirmeliler. Dışarda Amerika’yı anlamak çok güç. Her ne kadar herkes Amerika’yı iyi anlamaya çalıştığını tahlil ettiğini düşünse de, yani durum öyle değil. Amerika’yı anlamak için Amerika’da yaşamak ve sistemini anlamak lazım. Hem işleyiş sistemini hem de Washington işleyiş sistemini anlamak lazım. Irak Federal Kürtleri saymazsak, diğer Kürtlerin buradaki varlığı çok zayıf ve temsili durumdalar. Bu durumda Amerika kongresinde, senatosunda ve temsilciler meclisinde etkili olma durumları zayıf. Bu nedenle Kürtlerin mutlaka Washington’daki mevcudiyetlerini güçlendirmeleri lazım. Bu ting tenk olur, lobi kuruluşları ile olur. Bu tür araçlarla güçlendirmeleri lazım. Potansiyel var. Washington’da Kürtlere karşı bir sempati var. Özellikle Kobani sürecinden sonra Kürtlere karşı duyulan bir sevgi, saygı var. Ama bunu politik ve diplomatik kazanımlara dönüşmesinde güçlü araçların olmayışından dolayı bu potansiyel kullanılmakta. Bu nedenle çoğu zaman Kürt Sorununu, Kürt olmayan taraflar tarafından tartışılmakta, raporlar bu kişiler tarafından yazılmakta ve Kürt Sorunu daha çok Türkiye’nin bakış açısıyla değerlendirmekte…mmm

“4’lü zirve Amerika’ya karşı olmasa da Amerika’nın çok da içinde yer almadığı bir oluşum”

Türkiye’de yapılan 4’lü zirveye gelelim. 4’lü zirve Amerika’ya rağmen mi yapıldı?

Amerika’ya haber verilmiş olması ya da Amerika’nın haberdar olması, Amerika’nın süreçte yer aldığı anlamına gelmiyor. Ama ABD ile Türkiye ilişkileri oldukça kötü. Her ne kadar Rahip Brunson olayında biraz yumuşamış görünse de aslında çelişkiler derin. Yine Amerika’nın yani Trump yönetiminin Avrupa ile ilişkileri belli. Rusya ile yaptırımdan dolayı bir gerginliği devam ediyor. 4’lü zirvedeki katılımcılara bakıldığında ABD’nin o zirvede ilişkilerinin çok da istenilen düzeyde olmadığı görülüyor. Yani 4’lü zirve Amerika’ya karşı olmasa da Amerika’nın çok da içinde yer almadığı bir oluşum. Elbette sonuçta Fransa ve Almanya, ABD’nin ezelden beri müttefikleri. Türkiye’de dönemsel olarak kesintiler yaşasa da ABD’nin müttefiki. Yani Amerika 4’lü zirvenin içeriği ile haberdar olmuştur elbette, ama Amerika’nın yer almayışı önemli, bunun son dönemde uygulanan politik- ekonomik etkisi var. Özellikle Washington’un İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi birçok müttefikinin tepkisine yok açtı. Bir bütün olarak bakıldığında, Avrupa ile ilişkilerinde zaten bir gerginlik var. En son bu seçimlerde AB’nin açıklamaları çok netti “ Amerika halka umut verdi” diye. Trump’ın ara seçimlerde alt kanadı, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybetmesi Avrupa’da büyük oranda memnuniyet yaratmış durumda. Böyle bir gerginlik de var. Bunu da görmek lazım.

Zirve sonrası Kürt bölgesine saldırı oldu, Kürt tarafı saldırının 4’lü zirveden bağımsız olmadığını dile getirdiler, sizde öyle mi okuyorsunuz.

Ben bu saldırıların 4’lü zirve ile direk bir ilgisinin olduğunu sanmıyorum. Fransa örneğin uluslararası arenada Kürtlere en olumlu yaklaşan devletlerden birisi. Almanya da ne kadar Türkiye ile ekonomik, askeri ve sanayi ticari ilişkileri çok çok iyi olsa da- en büyük kaygılardan biri mültecilerin Avrupa’ya özellikle Almanya’ya gelişini önlemeye yönelik olsa da- Türkiye’nin saldırıları 4’lü zirve ile bağlantılı olduğunu sanmıyorum. Ya da en azında böyle bir kararın bu zirvede alındığı ve katılımcı devletlerin sessiz kaldığı veya onayladığı kanısında değilim. Maalesef Kürtlerde her şey gizemli ve perde arkasında yapılan görüşmelere bağlayan bir bakış açısı var. Benim gördüğüm rahip Brunson olayında ABD’nin memnun edilmesi, Kaşıkçı olayında Türkiye’nin gazetecilerin hamisi konumuna kendini getirmeye çalışması, Avrupa’ya yani batı dünyasına sizin en iyi müttefikiniz gene benim, Ortadoğu’da, bu coğrafyada en iyi müttefikiniz benim mesajı vermesi. Bu yolla batı medyasında, batı kamuoyunda imaj düzeltmeye çalıştığı bir dönemde Kobani’ye, Girê Spi’ye (Tel Abyad) saldırının gelmesi, zamanlama olarak ilginç buluyorum. Yine, yerel seçim takviminin açıklandığı bir gündemde, artık yerel seçimlerin gündeme girildiği bir dönemde de olması enteresan, yani ben biraz bu şekilde okuyorum. 4’lü zirve ile direk bağlantılı olarak görmüyorum.

Rusya Türkiye’yi Afrin dâhil, Türkiye’yi bu kadar öne çıkartan ve öne çıkmasını sağlayan etken Rusya. Moskova’nın Türkiye’ye yaktığı yeşil ışık ve verdiği desteği ayrı tutmak gerek. Türkiye, Suriye’de Rusya’sız bir şey yapamıyor. Rusya’nın da Kürtlere vermek istediği mesaj çok açık; “Avucunuzdaki kuşu tutmak yerine, siz gökte ulaşamayacağınız kuşları tutmayı hedeflediniz”, diyor, ABD’yi kastederek. Ama Rusya’nın orada olması Almanya, Fransa’nın da bu durumu desteklemiş olması anlamına gelmez. Dediğim gibi Rusya’nın özel bir yeri var. Türkiye, Suriye’deki adımlarını Rusya’nın onayıyla atıyor. Ama ben bu toplantının öyle bir saldırının karar mekanizması olduğuna inanmıyorum.mmmm

Türkiye, bu saldırıları ne anlama geliyor?

Türkiye’nin yapmak istediği biraz nabız ölçmek, nabız yoklamak. Gelecek tepkilere göre adım belirlemek, Afrin’de yaptığı gibi geniş bir operasyon düzenlemek ve Menbiç ve diğer bazı başka konularda taviz alabilmek. Ama saldırılara karşı Amerika’nın da verdiği sert tepki ortada. Kendi güçlerini sınıra göndererek, Koalisyon ve Pentagonun üzerinden verdiği mesajlarla duruşunu belli göstermiş oldu. Muhtemelen Türkiye mesajı almış durumda. Türkiye’de olası bir saldırının kamuoyu nezdinde tepkisiz kalmayacağını görmüş oldu diye düşünebiliriz. Türkiye’nin şu an kontrolü altında tuttuğu Afrin ile Kürtlerin onların müttefiklerinin kontrolündeki Kobani, Cizre, Menbiç’teki durum farklı. Bu bölgeler YPG’nin başını çektiği Suriye Demokratik Güçleri’nin ve ABD’nin başını çektiği koalisyonun ortaklaşa özgürleştirdiği bölgeler. O nedenle Amerikan hükümeti Menbiç, Kobani, Tabka ve Rakka bölgeleri kendi başarısı olarak da görüyor. Yani yerel güçlerle kurulan ittifakın, nasıl da bu bölgelerin IŞİD’den temizlediği, alt yapı ve istikrarı sağlayarak geri dönüşleri gerçekleştirdiği, şimdi de iç ve dış tedbirleri alarak da bir istikrarsızlığın doğmasının önüne geçiliyor. Aynı zaman da bu bölgelerdeki istikrarı ve yaşanan gelişmeleri bir başarı öyküsü olarak görüyor. Onun için Türkiye dahil herhangi bir gücün saldırmasına izin vermeyeceği görülüyor.

“ABD’nin genel olarak bir Kürt politikası da yok”

Pentagon veya Beyaz Saray kulis bilgilerinde, Suriye’nin geleceği, Kürler, ÖSO, El Nusra, Şam veya Türkiye’nin girdiği bölgeler hakkında ne konuşuluyor?

Dediğim gibi Amerika’nın belli bir politikası olmadığı için kestirmek güç, açıkçası biraz Pentagon’un inisiyatifi ile Pentagon’un IŞİD’e savaş endeksli siyaseti, biraz da son dönemlerde İran karşıtı bir siyasetle yürütülüyor. Genel olarak bir Kürt politikası da yok. Öyle olduğu için de genelde dış gelişmelere bağlı olarak devam ediyor. O yüzden Suriye’de ne olacağını kestirmek çok güç, ama Pentagon’un dediği, ya da yönetimin içerisinde bazı yetkili isimlerin söylediği geri çekilmenin olmaması gerektiğini Amerika’nın Suriye’de kalması ile ilgili, bunun da İran’ın öncülük ettiği Şii nüfus bölgesini engellemek gibi bir yaklaşım var. Ama dediğim gibi; Suriye politikası olmadığı gibi bir Kürt politikası da yok. O nedenle ilerde neler olabileceğini kestirmek çok zor. Ama şunu da belirteyim ki Amerikalı siyasi ve askeri yetkililer IŞİD’le savaşın yakın zamanda bitmeyeceğini belirtiyorlar. Deir-Ez Zour’da devam eden şiddetli çatışmalarda bu durum iyice görülüyor. Özellikle ABD’nin askeri raporlarında Türkiye’nin Afrin’e yönelik saldırısı YPG ve SDG’ninIŞİD’e karşı mücadelesine büyük zarar verdiğini ve IŞİD’in o esnada tekrar toparlandığını belirtiliyorlar. Şuanda da Suriye Demokratik Güçlerinin kontrolü altındaki bölgelere yönelik olası bir saldırı söylemi bile devam eden operasyonları etkilediğini söyleyebilirim. Bunu belirtmekte fayda var.

.”Amerika, Cenevre gibi platformda Kürtlerin ve müttefiklerin güçlü olmasını istiyor”

m

Bir süre önce. Şam Yönetimi ile Kuzey Suriye heyetleri arasında Federasyon maddeleri üzerine müzakereler yapıldı. Şuan ne aşamada ve ABD’nin bakışı neydi?

Amerika’nın Kürt yetkililere ve Kuzey Suriye’deki oluşuma Rejimle görüşün dediğini veya görüşmeye yeşil ışık yaktığını ve herhangi bir itirazları olmadığı biliniyor. Çünkü Amerika’da da Beşar Esad’ın iktidarda kalacağı görülüyor. Esad’ın gidilmesine yönelik eskisi gibi güçlü bir istem de yok. Her ne kadar yönetimin içerisinde bazı sesler bazen ‘Esad gitmeli’ dese de Amerika politikası olarak Esad’ın kalacağı görülüyor zaten. Ama bunun yanında ABD hükümeti kendisiyle çalışabileceği grupların inisiyatifli olmasını istiyor. Bunların başında gelen Kürtler var. Kürtlerle birlikte hareket eden Araplar ve Süryaniler var. Rejimin de birlikte hareket ettiği Rusya ve İran var. Amerika, Cenevre gibi platformda Kürtlerin ve müttefiklerin güçlü olmasını istiyor. O nedenle Kürtlerin Şam’la görüşmesini cesaretlendirmişti. Ama Esad Hükümetine karşı bir alerji her zaman var burada. Şam ile olan görüşmelerde biraz da ‘size uygun olanı yapabilirsiniz’ denilmişti Kürtlere. Görüşmeye ilişkin Washington’dan herhangi bir tepki de gelmedi. Beyaz Saray da Kürtlerin durumunu biliyor, Esad realitesini de görüyor. Sonuçta Suriye yönetimi hâlâ Esad’ın elinde ve kendisi devlet başkanı. Bu da herkes tarafından bilinen bir durum.

Türkiye ile Rusya arasında İdlib’de “çatışmasızlık” anlaşması ne anlama geliyor! Süreli devam eder mi? Veya nihai sonuca ulaşır mı?

İdlib’deki durum; Rusya’nın inisiyatifi, Avrupa da mülteci sorunundan dolayı baya hevesli, böyle bir çözümün işlemesinde çok hevesli. Çünkü başta Almanya olmak üzere, Avrupa’nın kaygısı, yeni bir durum karşısında orada bulunan binlerce sivilin Türkiye üzerinden Avrupa’ya akın edebileceği, bunun da zaten var olan mülteci karşıtlığını daha da güçlendireceğini, Avrupa hükümetlerini ekonomi ve siyasi yönde çok zor duruma sokacağını göz önünde bulundurursak Suriye içerisinde böyle bir bölgenin olması onların da işine geliyor. Hem sivillerin korunması veya öldürülmemesi. Öte yandan da bu durumun işlenmesi için herkes destek verdi İdlib’deki anlaşmaya.

İdlib’de son durum nedir. “ Çatışmasızlık” durumu işliyor mu?

Şam yönetimi tarafından radikal grupların varlığından dolayı bazı şikâyetler var. Şam yönetimine muhalefet eden grupların da rejimin saldırısından dolayı şikâyetleri var. Yani her iki taraftan da çeşitli konularda rahatsızlık var. Ama görünen o ki, şu ana kadar ciddi sorunların olmadığı, biraz Rusya’nın inisiyatifiyle- Rusya bazı şeyleri tolere ederek veya görmemezlikten gelerek- bu çatışmasızlık sürecini devam ettirdiği görülüyor. Suriye’deki gelişmelerde ana aktör Rusya. Türiye orada inisiyatif aldı. Rusya’nın onayıyla Afrin’e girildi. Rusya’nın desteği ile Türkiye Afrin’i elinde tutuyor. Mevcut durumlar biraz Rusya’nın tutumuna bağlı. Rusya’nın politikasını biraz kestirmek güç. Öncellikle kendi çıkarları, ikinci olarak da Esad rejiminin çıkarları. Görünen şey İdlib’dekidurumun Rusya’nın çıkarlarına hizmet ettiği. Ama bu durumda değişiklik olduğunda veya ilerde bazı şartların değiştiği gördüğünde, Rusya’nın tutumu da değişebilir, daha sert bir tutum da alabilir. Askeri opsiyonları devreye sokabilir. Ama şuanda görünen şu ki çatışmasızlık sürecinin birçok çevrenin rahatsızlığına rağmen işliyor olması… | iznews agency

Mutlu Çiviroğlu, “Amerika’nın Suriye’de oluşmuş bir Kürt politikası yok”