Trenches Between KRG and Rojava

ImageThe issue of trenches on the border between Iraqi Kurdistan Region and Rojava has been one of the most important issues for the Kurds in last several weeks.

Barzani led Kurdistan Democratic Party (KDP) says these trenches are intended for preventing ISIS and other extremist groups from crossing the border. Yet, this notion has not convinced many.

Kurdish People’s Defense Units (YPG), who has successfully been fighting against ISIS and other radical groups, is strongly rejecting the idea that Islamic extremists ever use the region where trenches are dug. Democratic Union Party (PYD) also believes the trenches are dug by KDP to further deepen the ongoing embargo on Rojava, and punish the people for supporting the PYD.

In Iraqi Kurdistan Region there is generally a consensus among political parties against these trenches with the exception of KDP. Indeed, in regards to Rojava generally, Goran, PUK, Islamic parties and other smaller parties have a different view than KDP; they are more supportive of PYD and Cantons declared in three regions of Rojava. Since the KDP is the strongest party in Iraqi Kurdistan, and control much of the government, none of these parties really have power to stand against KDP’s policies.

Something certain about these trenches is that they have caused deep wounds in the conscious of many Kurds. Regardless of what political parties say, people commonly view these trenches as something further dividing them and legitimizing the borders which they never accepted. That is the reason for the strong reaction coming from Kurds living in different parts of the world against these ditches.

Finally, it should be noted that people in both sides of the trenches are close relatives that were divided by those borders. Despite those borders they continued visiting each other facing many difficulties. Now they fear that these trenches will separate them forever…

Helîm Yûsiv: Hiçbir Partinin Kürdistan’ı Bölme Hakkı Yok

Rojava’nın en tanınmış yazarlarından Helîm Yûsiv, Radikal’in sorularını yanıtladı. Rojava’daki son durum hakkında konuşan Yûsiv, önemli değerlendirmelerde bulundu.

Image

Helîm Yûsiv

Haber: Mutlu Çiviroğlu / Arşivi

Yûsiv hangi sebeple kazılarsa kazılsın, hendeklerin kabul edilemeyeceğini, hiçbir partinin Kürdistan’ı bölme hakkının olmadığını vurgularken, Rojava’nın önemli bir konuma geldiğini ve Kürt partilerin küçük çıkarları bir kenara bırakıp beraber çalışmaları gerektiğine dikkat çekti.

Sayın Yûsiv Rojava ve Irak Kürdistan Bölgesi arasındaki gerginlik son haftalarda iyice tırmandı. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) bu hendekleri kendi sınırlarını korumak amacıyla kazdığını iddia ediyor, diğer taraftan başta PYD olmak üzere birkaç parti daha hendeklerin ambargoyu sıkılaştırmak için kazıldığını iddia ediyorlar. Bir Kürt aydını olarak siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Helîm Yûsiv: Kürdistan’ın güneyi ve Rojava arasında kazılan hendeklerin siyasi hendekler olduğunu düşünüyorum. Bu hendeklerin güvenlikle ve sınırları korumakla hiçbir alakası yok. ‘Hendeklerin teröristlerin geçiş bölgelerinde kazıldığı iddia ediliyor fakat bu doğru değil. Hendeklerin kazılması siyasi bir tutum ve iktidar savaşı ile alakalı bir şey. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), PYD’yi zor durumda bırakıp iktidarı kendisine yakın partilerle paylaşmak istiyor.

İki büyük partinin siyasi çıkarlarının çatışması sonucu hendekler kazılmış aslında ve bu çıkarlar Rojava’da Kürt halkını ikiye bölmüş: Bir tarafta halkın büyük çoğunluğu oluşturan PYD, diğer tarafta KDP taraftarları. Zaten Irak’taki KDP daha işin başında Rojava’yı kendisi ve karşı taraf – buna PKK diyebiliriz – arasında bölüşmek istiyordu. Kürt Yüksek Konseyi kurma çalışmalarının boşa çıkması, ulusal birliğin kurulamaması gibi durumlar da KDP’nin bu siyasetinin sonucu meydana geldi. Çünkü KDP, Rojava’daki iktidar savaşında yer edinmek istiyor.

Yani KDP’nin bu hendek kazmadaki amacı Rojava’daki iktidar savaşında yer almak istemesi mi? 

Helîm Yûsiv: Evet, hendeklerin PYD’nin kantonlardaki gücünü azaltmak için kazıldığını söyleyebiliriz. Açıkçası PYD’nin bu hendeklerden dolayı zarar gördüğüne de inanmıyorum, sadece Rojava halkı büyük zarar görüyor.

Birkaç gün önce görüştüğüm Kürdistan Demokrat Partisi-Suriye (KDP-S)’nin yeni sekreteri Siûd Mele bu hendekleri haklı gördüğünü belirtmiş, Kürdistan Bölgesi’nin sınırlarını teröristlerden korumansın normal olduğunu söylemişti. Madem halk zarar görüyor, neden bu tür demeçler var o zaman?

 
Helîm Yûsiv: Siûd Mele’nın bu hendeklere karşı çıkmaması çok normal, çünkü kazılan hendekler Siûd Mele’nın partisi KDP-S’i Rojava’da güçlendiriyor ve bu Irak’taki Kürdistan Demokrat Partisi’nin yürüttüğü siyasetin devamı.

Ben de bir soru sorayım: Acaba Kürdistan’ın güneyi ve Rojava arasında hendek kazarken Kürdistan’ı kimden korumak istiyorlar, Kürtlerden mi? Kürdistan toprakları ne zamandan beri tek bir partinin mülkü olmuş ve kim o partiye Kürdistan’ın güneyi ve batısı ya da güneyi ve kuzeyi arasında hendek kazma yetkisi veriyor? Türk devletinin örmüş olduğu duvarlar anlaşılabilir fakat bir Kürt partisinin Kürdistan toprakları arasında örmüş olduğu duvarlar ya da kazmış olduğu hendekler stratejik hatalara sebebiyet verir. Kim tarafından yapıldığı fark etmez, bu hataya düşülmemeli.

Meseleye şu açıdan bakalım: Eğer hendekler YPG güçleri tarafından Rojava ve Kürdistan’ın güneyi arasında kazılsaydı – ki zaten bunun için birçok sebep var, çünkü gerçekten IŞİD ve Kaide’ye bağlı teröristler Kürdistan’ın güneyinden Rojava’ya geçiyorlar, Sayın Siûd Mele ne derdi acaba?

Onların savunduğu mantıkla hareket edersek bu da bir sınır savunma değil midir? Tekrar söylüyorum, ne sebeple olursa olsun hiçbir Kürt partisinin, her iki tarafı Kürt olan bölgeler arasında hendek kazması kabul edilemez.

KDP teröristlerin Rojava’dan Kürdistan’a geçtiğini iddia ediyor. YPG’nin Medya Genel Sorumlusu Polat Can ise iddiaları sert bir şekilde yalanladı. Kamuoyu bu durumda kime inansın? 

Helîm Yûsiv: Her iki taraf da abartılı şeyler söylüyor. Fakat bir gerçek var ki o da hendeklerin teröristler için ya da radikal İslami gruplar için kazılmadığıdır. Hendekler PYD’nin iktidarının yayılmasına ve Rojava’nın demokratik yönetimine karşı kazılıyor. PYD’nin yönetimini yürüttüğü bölgeyi zor durumda bırakmak istiyorlar. Çünkü kurulan kantonlar üç taraftan da çevrilmiş durumda. Tek bir pencere, tek bir kapı varsa o da Kürdistan’ın güneyine açılıyor ve kazılan bu hendekler de bu pencereyi, bu kapıyı Kürtlere kapatıyor. Bunda anlaşılmayacak bir şey yok, her şey gözler önünde.

Bu soruna mutlaka bir çözüm bulunmalı. Her iki tarafın da birbirini kabul etmesi gerek. PYD’den de istenen şey KDP ile bir anlaşma yoluna gitmesi ve Rojava’da ortak bir iktidar oluşturması. Yine KDP’nin de bu tür hendeklerle siyasi hedeflerine ulaşamayacağını anlaması gerekir.

Medyada Irak Kürdistan Bölgesi’nde olduğu gibi, iktidarın yarı yarıya paylaşımı gibi laflar ediliyor. Geçmişte Kürdistan Bölgesi’nde KDP ile KYB arasında uygulanan bu sistem Rojava’da denebilir mi. Bu çözüm olur mu sizce? 

Helîm Yûsiv: Ben çözümden yanayım. %50 %50 olur, %60-%40 olur ya da %90-%10 olur fark etmez, hangi şekilde anlaşırsa anlaşsınlar ben anlaşma taraftarayım. Daha ilk günden, Kürt Yüksek Konseyi kurulduğu zaman, Kürtlerin geleceğinin mutlaka aralarında oluşturacakları birlikteliğe bağlı olduğunu yazdım. Bana göre ne şekilde, hangi formda olursa olsun her iki tarafın üzerinde uzlaşacağı her türlü anlaşma doğru olandır. Bunun için her iki taraftan da istenen şey bir anlaşmaya varmaları. Çünkü bir yenilgi ve kayıp söz konusu olursa, hiçbir şekilde sadece bir taraf suçlu olmaz ve her iki taraf da sorumluluğu paylaşmış olur.

Seçimlerden de bahsediliyor, halkın desteğiyle kazanan partilerin yönetime gelmesi ve diğerlerinin muhalefette kalması iyi bir çözüm olmaz mı? Yakın gelecekte böyle bir şey mümkün mü? 

Helîm Yûsiv: Tabii ki seçimleri iyi bir çözüm olarak görüyorum. Fakat önce tüm siyasi partilerin demokratik ve barışçıl bir şekilde seçime katılacağı zemin oluşturulmalı. Bu zemin oluşturulmazsa olmaz. Örneğin, KDP’nin birçok destekçisi Güney Kürdistan’da şimdi. Eğer dışarda olan Rojava’ya dönerlerse, PYD dışındaki partiler de böylesi bir seçime katılma kararı alırlarsa seçimler en iyi yol. Eğer demokratik bir mücadele yürütüp başarılı olurlarsa, PYD’yi iktidardan indirebilirlerse sorun yok. Kürtlerin barışçıl bir şekilde meydanları doldurmaları, farklı fikirler savunsalar da demokratik bir şekilde kimin iktidar olacağını belirlemeleri en iyi çözüm. Tüm partiler, ulusal güçler Rojava karşısındaki tehlike karşısında birlik olmalı ve Kürtlerin geleceği için bu süreci iyi değerlendirmeli. Aksi takdirde ele geçirilen bu tarihsel fırsatları değerlendiremedikleri için tarih kendilerini mahkum edecektir.

http://www.radikal.com.tr/dunya/helim_yusiv_hicbir_partinin_kurdistani_bolme_hakki_yok-1188468

Irak ve Suriye’deki Kürt Bölgelerinde Neler Yaşanıyor?

Irak’ta 30 Nisan’da yapılacak seçimler öncesi İKBY Başkanı Barzani’den “Bağımsız Kürt devletinin kuruluşu yakın” açıklaması geldi. Öte yandan Suriye’de radikal dinci gruplar ile Kürt grupların çatışmaları sürüyor. Bölgedeki gelişmeleri gazeteci Mutlu Çiviroğlu, RS FM’de değerlendirdi.

Image

“Ali Topuz’la Dünya Hali”ne konuk olan gazeteci Mutlu Çiviroğlu, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (İKBY) ve Rojava’da yaşanan gelişmeleri aktardı.

“ERBİL’DE ‘YENİ BİR BAKIŞ AÇISI’”

Rojava’da kurulan yeni dört partili yapıdan bahseden Çiviroğlu, yapılanmanın detaylarını şöyle anlattı: “Dört yapıdan iki tanesi Azadî Parti’nin iki kolu. Aynı partinin geçen seneler içerisinde ayrılan iki kolunun yeniden bir araya gelişi. Üçüncü kolu ise Yekiti Kürdistan’i denilen Yekiti Partisi’nden kopan bir grubun oluşumu. Aslında Azadî’nin ve El-Parti’nin Irak Kürdistan Demokratik Partisi’nin Suriye’deki Rojava’daki kolu El-Parti’yle birleşmeleri anlamında değerlendirilebilinir. Ama tabi böyle bir dönemde, sembolik olarak böyle bir birlikteliğin oluşturulması önemli. Irak Kürdistan Demokratik Partisi’nin ve Sayın Barzani’nin şimdiye kadar ürettiği politikalardan sonuç alamayışının ardından, böyle somut bir şekilde kendisine en yakın yapılanmaları Erbil’de bir araya getirerek aynı çatı altında toplaması, değişik bir bakış açısı olarak değerlendirilebilir. Oradaki PYD’ye karşı ya da PYD’ye alternatif olması açısından somut bir adım olarak görülebilir.”

“ROJAVA’DA HALK BÖLGEYİ TERK ETMESİN DİYE ÇABA SARF EDİLİYOR”

Rojava’da hendekler kazıldığını ve bunun halk tarafından tepkiyle karşılandığını belirten Çiviroğlu, Kürdistan Demokrat Partisi’nin bu durumu değişik ifadelerle açıkladığını söyledi. Çiviroğlu, söz konusu açıklamaları şöyle aktardı: “Bunlardan bir tanesi; ‘bu hendekler aslında Kürtler için değil, Araplar geçmesin diye kazılıyor’ şeklindeydi. Yine aynı açıklamada Peşmerge yetkilisi ‘biz bunu teröristler geçmesin diye kazıyoruz’ dedi. Dün yine Irak Kürdistan Demokrat Partisi’nin yetkilisi Hamit Derbendi’nin ‘Biz burada halk bölgeyi terk etmesin diye böyle bir şey yapıyoruz. Halk Rojava’yı boşaltıyor, onun önüne geçmek için böyle bir yola girdik’ şeklinde bir açıklaması olmuştu. Tabi bunların hiçbir karşılığı yok Rojava’da.” Rojava’da Türkiye ile bağlantılı olarak sürdürülmekte olan ambargonun daha da derinleştirilmesi ile durumun ‘nefes alınmaz’ bir noktaya geldiğini söyleyen Çiviroğlu, “Hatta Ceylanpınar’da seçime şaibe karıştırılmasını, BDP’nin ‘seçimi büyük oy farkıyla kazandık ama sonradan oylar değiştirildi’ demesini bire bir bu gelişime bağlıyorlar” dedi.

“KOBANİ’Yİ AYIRMAK HALKI PSİKOLOJİK OLARAK ÇÖKERTMEK DEMEK”

Çiviroğlu, bölgede Irak- Şam İslam Devleti ve diğer radikal grupların özellikle son 3-4 haftadan beri çok yoğun şekilde saldırdıklarını hatırlatarak sözlerine devam etti: “Özellikle Kobani bölgesinde, Urfa’nın Suruç karşısındaki bölgesine düşen Cizire, Efrin Kürt dağı bölgeleri arasında kalan noktadaki yoğun saldırıyı iyi anlamak lazım. Bu saldırılar, IŞİD’in Rakka’dan, Halep’ten, Deyrizor’dan bütün güçlerini getirip Kobani’ye yayılması aslında çok sembolik bir öneme sahip. Her üç Kürt bölgesi arasında kalan Kobani’yi diğer iki bölgeden ayırmak, halkı psikolojik olarak çökertmek anlamına geliyordu. Bunu bazı kaynaklarla görüştüğümde bana söyledikleri; bunun birebir rejimin desteğiyle olduğuydu. Bu kadar eleman Suriye’nin değişik bölgelerinden gelip, Kobani’ye toplanıyorlar. Bu rejimden bağımsız değil, birçok noktadan rejimin elinden geçiyorlar.”


Tamamını oku: http://www.rsfmradio.com/2014_04_11/271075950/

KDP Suriye’nin Lideri Mele: Hendekler Güney Kürdistan’ın Sınırlarını Koruyor

Rojava’daki Suriye Kürt Demokrat Partisi (El Parti), Azadi Partisi’nin Mustafa Cuma ve Mustafa Oso liderliğindeki iki kolu ve Yekitiya Kurdistani partisinin katılımıyla kurulan Kürdistan Demokrat Partisi-Suriye’nin geçen hafta Erbil’de yaptığı ilk kongrede partinin genel sekreteri seçilen Siûd Mele Radikal’in sorularını yanıtladı.

Image

Sayın Siûd Mele Kürdistan Demokrat Partisi-Suriye (KDP-S) geçen hafta Rojava’daki dört partinin bir araya gelmesiyle kuruldu. Bu birliktelikteki amacınız neydi, neden böyle bir girişime ihtiyaç duydunuz? 


Bizim bir araya gelmemizin amacı bir birlik oluşturmak ve halkımızın sesini daha güzlü bir örgütlenme ile duyurabilmektir. Zira halkımız bu parçalanmışlıktan çok rahatsızdı. Bunlardan dolayı çok çekmişti. Hepimiz ölümsüz mola Mustafa Barzani’nin izindeyiz ve onun etrafında birleştik. En önemlisi de bu halkımızın hakları ve istekleri için sadece bir adımdır. 

Peki, Sayın Mele, sizin konumunuz yani partinin sekreteri olarak çokça tartışılmakta. Acaba siz Rojava’da mı kalacaksınız yoksa Erbil’de mi? 


Ben Suriye Kürdistan’ında oturmaktayım. Fakat kongremiz Erbil’de olduğu için buraya geldim ve şuanda da Rojava’ya dönüş için hazırlıklarımı yapmaktayım. Gidip orada çalışmalarımıza devam edeceğiz. 

Diğer Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) üyesi partiler bu yeni partiye nasıl yaklaşıyor? Bazı partilerin basına yansıyan rahatsızlıkları var, sizin bu oluşumun ENKS’yi boşa düşürdüğüne dair. Bu konuda neler düşünüyorsunuz? 


ENKS partileri bizim oluşturduğumuz yeni partiden gayet hoşnutlar. İsteğimiz o ki ENKS içindeki, birbirlerine yakın diğer partiler de bizim gibi birlik oluştursunlar. Biz partimizi oluşturan dört parti olarak ENKS içerisinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. 

Diğer partilerden de size katılmak isteyenler mi var? 


Bizim kapımız tüm partilere açıktır. Kim ki bize katılmak ister, biz onları yanımızda görmek isteriz. Demin de söylediğim gibi, kendilerini siyasi yönden yakın gören partilerin de benzer şekilde birlik oluşturmaları görüşündeyiz. 

Kongrede yapılan yönetim seçimlerinde Kobanê ve Afrin’den yeterince temsil olmadığı konusunda eleştiriler yükseliyor. Bu konuyu Sayın [PDK-S’ye katılan Azadi Partisi’nin lideri] Mustafa Cuma’yla sorduğumda bu konuda eksiklikleri olduğunu kabul etmişti. Sizin görüşlerimiz nelerdir. Bu sorunu nasıl gidermeyi planlıyorsunuz? 


Kongrede hem Kobanê hem de Afrin’in temsilcileri vardı. Fakat Siyasi Komite ve diğer üst yönetim seçimlerinde bu iki bölgeden çok az kişi seçilecek kadar oy aldı. Artık sırasında tanınmadıklarından dolayı mı yoksa yeterince propaganda yapmadıklarından dolayı mı bilemem ama az kişi Kobanê ve Afrin’den yönetime seçildi. Özellikle Afrin’den seçilenlerin sayısı oldukça az. Biz de Siyasi Komite olarak karar aldık ve bu iki bölgenin adil bir şekilde temsil edilmesi için çalışma yapacağız. 


Yine, kadınların parti üst organlarındaki temsiliyeti konusunda da eleştiriler var. 


Kongrede belli bir kadın kotası vardı ve o kotalar doldu. Fakat kimileri bunun az olduğunu söyleyebilir, orası başka bir konu! Kürt hareketi açısından genel olarak kadınların sayısı az, bize has bir durum değil. Daha yakın zamanda kadınlar siyasi hareketler içinde yer almaya başladılar. Umut ediyoruz ki kadınlar yakın gelecekte daha sık şekilde çalışmalarda yer alırlar. 

Hendo


Sayın Mele, son olarak da Kürdistan Bölgesi ile Rojava arasında gerginliğe sebep olan hendek kazılması konusuna gelmek istiyorum. Bu durumla ilgili özellikle Kürtler arasında derin bir reaksiyon oluşmuş durumda. PYD ve PYD’ye yakın partiler, bu kazılan hendeklerin Rojava üzerinde var olan ambargoyu daha da derinleştirdiğini söylüyor. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ise kendi sınırlarımın güvenliği için bu hendekleri kazıyorum diyor. PDK-S Sekreteri olarak sizin bu konudaki görüşlerinizi öğrenmek istiyorum? 


Her şeyden şunu belirteyim ki her ülkenin kendi sınırlarını kötülüklerden, teröristlerden ve özellikle dışardan gelen Selefilerden koruma hakkı vardır. Her ülke kendini ve halkını kötülüklerden korumak ister. Bu sadece Güney Kürdistan’da değil birçok ülkede söz konusu. Aynı durum Irak’ta da var. Şunu da belirteyim ki bu tür hendekler Güney Kürdistan hükümetince sadece Rojava sınırında değil, Erbil’in etrafında bile varlar. 


PYD’liler bu hendek konusunu sıkça dile getiriyorlar ama kendileri de bunu yapıyorlar. Mesela birkaç gün önce Güney Kürdistan’dan dönen arkadaşlarımızı sınırda yakalayıp, gözaltına aldılar. Bir gece hapiste tuttuktan sonra tekrardan Güney Kürdistan’a geri gönderdiler. Sizce bu durum hendek kazılmasından daha kötü bir durum değil mi? Bir insan, bir yurtsever kendi vatanına gidiyor ve siz onu sürgün ediyorsunuz. Bu hendekten daha kötü bir uygulama değil mi? Birkaç gün önce sınırda kaçakçılık olayı oldu ve bir kişi öldürüldü. O nedenle de tekrar söylüyorum, Kürdistan Bölgesi’nin kendi sınırlarını savunması normal bir haktır ve bu hendek olayı da bu şekilde ele alınmalı. 

Former US Diplomat Provides Overview of Kurds in Middle East

Image

Mutlu Civiroglu

WASHINGTON DC – At a seminar titled “Kurds and Kurdistan,” former US diplomat and onetime adviser to the Kurdistan Regional Government (KRG) Peter Galbraith provided an overview of the Kurdish situation in Iraq, Turkey, Syria and Iran.

Galbraith, a former US Ambassador to Croatia who advised the Kurds during constitutional negotiations with Baghdad following Saddam Hussein’s 2003 downfall, remembered the difficult years when Iraqi Kurdistan became a self-governing region in 1991.

“Iraq was under sanctions. There was no money to pay salaries. There was limited electricity. Kurds’ only source was smuggling of oil,” he recounted before an audience of senior citizens.

Speaking about the current situation in the Kurdistan Region, and contrasting it with the rest of Iraq, Galbraith noted that American citizens needed a visa to travel to Iraq, but not to the Kurdistan Region.

He noted that many international airlines do not fly to Baghdad, but they do to Erbil.

Talking about his most recent visit to Kurdistan, Galbraith said each time he goes to Erbil he cannot recognize the city because of the rapid development.

Focusing on Turkey, Galbraith noted that more than half of the world’s Kurds live in that country.

“Turkish policy has evolved dramatically. There is recognition of the Kurdish identity, recognition of broadcasting in Kurdish and possibly teaching, education in Kurdish,” he recounted.

He contrasted the present situation against 2003, when Ankara was adamantly opposed to any Kurdish advances, including in Iraqi Kurdistan.

“Ironically, now President Barzani is received as the head of state in Turkey, while the Turkish foreign minister goes to Erbil and doesn’t tell the Iraqi government that he is going to Kurdistan.”

Talking about ongoing relations between Turkey and Iraqi Kurdistan, Galbraith stressed the importance of the recent oil export pipeline built by Turkey, connecting Kurdistan to its Mediterranean port of Ceyhan.

The American diplomat also elaborated on Turkish treatment of its own Kurds, explaining that an internal democratization process is happening through the European Union.

He added that Ankara sees Iraqi Kurds as potential allies against Iranian- dominated Shiite Iraq.

Briefly touching on the Kurds in Iran, Galbraith claimed there was always recognition of Kurdish identity in Iran, and a province called Kurdistan also existed.

“In fact the first expression of Kurdish nationalism in the 20th century was in Iran, when the Mahabad Kurdish Republic was declared, which lasted 11 months.”

Galbraith also touched very briefly on Syria, and reminded the audience that Syria was officially called the “Syrian Arab Republic.” He said Kurds were deprived of basic rights and did not even have citizenship.

He added that Turkey was nervous about the situation in Syrian Kurdistan because of the control there of the Democratic Union Party (PYD), which is linked to the Kurdistan Workers’ Party (PKK).

“This is why Turkey is nervous about the situation in Syria,” he said. He added that, although Kurds were repressed by the Damascus regime, they did not join the opposition because they do not trust the opposition to accommodate them in a new Syria.

http://rudaw.net/english/middleeast/18022014

‘Somut Adım Atılırsa Türkiye Kazançlı Çıkar’

Irak’ta Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin iki yıllık gerginliğin ardından pazar günü Bağdat’ta Başbakan Nuri El Maliki ile görüşmesi ülkede istikrarın yeniden sağlanması için sembolik bir adım olarak yorumlanmıştı.

‘Somut adım atılırsa Türkiye kazançlı çıkar’

PINAR ERSOY / WASHINGTON

Şimdi Erbil ve Bağdat ilişkileri düzeltme sinyali verirken Türkiye’nin de kazanan tarafta olacağı yorumları yapılıyor. Türkiye son dönemde Kürt yönetimi ile yakınlaşırken Bağdat’la ilişkisinde sorunlar yaşamıştı. Barzani-Maliki görüşmesinin ardından Ankara ve Erbil arasındaki yakın ilişkinin her ne olursa olsun sağlam devam edeceği yönünde görüş birliği var.

German Marshall Fund düşünce kuruluşunun Ortadoğu uzmanı Hassan Mneimneh, “Barzani’nin Bağdat’la kesin olmayan bir yakınlaşma için Türkiye ile bağlantılarını riske atacağını hiç zannetmiyorum” diyor.

ABD’nin eski Türkiye ve Irak Büyükelçisi James Jeffrey, Ankara-Erbil-Bağdat üçgeninde özellikle doğalgaz ve petrolün birleştirici rol oynayacağını savunuyor. Çalışmalarına Washington Enstitüsü’nde devam eden Jeffrey “Kürt hidrokarbon kaynaklarının Türkiye ile birlikte Bağdat’ın da katılımıyla değerlendirilmesi herkesin çıkarına olacak. [Bu konudaki ihtilaflı durum çözülürse] ticaret ve işbirliği artacak, yakınlaşma olacaktır” yorumunu yapıyor.

Washington’da Irak, Suriye ve Türkiye Kürtlerini en yakından takip eden gazetecilerden olan Mutlu Çiviroğlu, “Kürt hükümetinin Türkiye ile artırdığı enerji antlaşmaları ve Eylül ayında tamamlanması beklenen boru hattının bu ziyarette gündeme gelmiş olması çok muhtemel” diyor. Maliki’nin bu konuda artık daha yumuşak adımlar atabileceğini ekliyor. Ancak pazar günkü görüşmenin şimdiye kadar imzalanan anlaşmalar için ne ifade ettiğini kimse kestiremiyor. Bu belirsizlik nedeniyle Türkiye’nin şimdilik endişelenmesine ya da umutlanmasına hiç gerek olmadığını savunanlar da var.

Hassan Mneimneh umutsuz bir şekilde “Kürt yönetimi daha önce defalarca Bağdat’a güvendi ancak sözler hiçbir zaman tutulmadı. Bu kez farklı olacak mı göreceğiz” diyor ve ekliyor: “Bence bu görüşme somut adımlar atılmadan Türkiye için hiçbir şey ifade etmiyor.

http://dunya.milliyet.com.tr/-somut-adim-atilirsa-turkiye/dunya/detay/1735618/default.htm

Barzani-Maliki Buluşmasında Başkanlık Hesabı

Irak’ta iki yıl sonra görüşen Kürt Bölgesel Yönetimi lideri Mesud Barzani ve Başbakan Maliki’nin, Barzani’nin cumhurbaşkanı olma ihtimalini konuştuğu düşünülüyor

Barzani-Maliki buluşmasında başkanlık hesabı

PINAR ERSOY / WASHINGTON

Irak’ta Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin pazar günü iki yıl aradan sonra ilk kez Bağdat’a gitmesi ve burada Başbakan Nuri El Maliki ile yaptığı görüşmeden sıcak mesajlar çıkması ülkeyi yakından takip eden uzmanlar arasında temkinli bir iyimserlikle karşılandı.
ABD’nin 2010-2012 yıllarında Bağdat, 2008-2010 arasında da Ankara büyükelçisi olan James Jeffrey, “Politik ve psikolojik olarak çok önemli bir gelişme. Bağdat ve Erbil arasında hidrokarbon ve sınır konularında uzlaşıya hız verilecek. Ancak yakın ilişkiler için somut adımlar atılmalı” diyor.

Voice of America radyosunun Kürtçe servisi gazetecilerinden Mutlu Çiviroğlu da bu ziyarette daha çok pratik konuların görüşüldüğünü aktarırken temel görüş ayrılıklarının devam ettiğini hatırlatıyor.

Aslında Bağdat ve Erbil arasındaki yakınlaşma mayıs ayında 7 maddelik bir yol haritası üzerinde anlaşılması ve Kürt bakanların Bağdat’a dönmesiyle başlamıştı. Maliki haziran ayında Erbil’e geldiğinde de sorunlu konularda ortak komisyonlar kurulması kararı alınmıştı. Barzani’nin Bağdat’a gitmesi zincirin bir anlamda son halkası oldu.

ABD’nin rolü var
ABD’nin iki taraf arasındaki gerginlikten rahatsız olduğu ve bu görüşmede rol oynadığı ise sır değil. ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi olan ve Atlantic Council Dinu Patrici Avrasya Merkezi’nin direktörlüğünü yapan Ross Wilson, Barzani-Maliki görüşmesinde ABD ve BM’nin ciddi teşviği olabileceğini söylüyor.

Çalışmalarına Washington Enstitüsü’nde devam eden James Jeffrey de “ABD’nin Türkiye ve Kürtler arasında Bağdat’ın dahil olmadığı hidrokarbon işbirliğinden duyduğu rahatsızlık, Kürtleri, Türkiye’nin de rızasıyla Bağdat’la tekrar denemeye itti” yorumunu yapıyor.
Ancak iki liderin siyasi kariyerleri ile ilgili endişeleri de görüşmede rol oynamış gözüküyor. James Jeffrey, Suriye’de artan şiddetin ve Maliki’nin haziran ayındaki yerel seçimlerden kötü sonuç almasının başbakanı müttefik aramaya ittiğini düşünüyor. Son dönemde çok eleştirilen Barzani de ilişkileri düzelterek güçlenmenin yollarını arıyor. Üstelik masada cumhurbaşkanlığı ihtimali de var.
Cumhurbaşkanı Celal Talabani Aralık 2012’de felç geçirdiğinden beri Almanya’da hastanede…

Mutlu Çiviroğlu, Sünni ve Şiilerden Barzani’nin cumhurbaşkanlığı için talep olduğunu, pazar günü yapılan görüşmede bunun da tartışıldığını aktarıyor. Çiviroğlu’na göre Barzani bu seçimlerde değilse de bir sonraki seçimde güçlü bir aday olacak. Türkiye’nin de destek vereceği tahmin edilen olası bir cumhurbaşkanlığının Erbil-Bağdat ilişkilerini yumuşatacağı düşünülüyor.
Seçim muamması

Ancak hiçbir şey kesin değil. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Meclisi geçen hafta Barzani’nin görev süresini iki yıl daha uzatarak tartışma başlatmıştı. Barzani’nin bunu onaylaması halinde cumhubaşkanlığı adaylığı tartışması en az iki yıl ertelenecek. Aksi takdirde önümüzdeki aylarda hem Irak hem de Kürt Bölgesel Yönetimi’nde liderlik kadrosunun değişmesi ihtimali doğacak. Daha önce ABD’nin Talabani’nin yerine eski cumhurbaşkanı İyad Allavi’yi istediği yönünde iddialar ortaya atılmıştı. Irak‘ta bir sonraki seçimlerin 2014’te yapılması planlanıyor, ancak kesin bir tarih belirlenmiş değil.

YARIN: Erbil-Bağdat arasındaki yakınlaşma Türkiye’yi nasıl etkileyecek?

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Heyeti’nin Washington ziyareti

14 Nisan 2013 Pazar

Mutlu Çiviroğlu

Washington’un gündeminde Erbil’den gelen üst düzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KRG) heyeti önemli bir yer tutmakta. Heyette  Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanlık Divanı Başkanı Fuat Hüseyin, Dış İlişkiler Sorumlusu Felah Mustafa, Doğal Kaynaklar Bakanı Dr. Aşti Hawrami ve Bölgesel Yönetim Başbakanlığına bağlı Koordinasyon ve Takip Bölümü Başkanı Qubad Talabani yer alıyor.

Heyet birkaç gündür hükümet yetkilileri ve çeşitli düşünce kuruluşları ile temaslarda bulunmakta. En son Cuma günü Yakın Doğu işlerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Beth Jones ile görüşen heyetin gündeminde Maliki hükümeti ile devam eden sorunlar önemli bir yer tutmakta. Ayrıca, güvenilir kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre enerji şirketleri ile görüşmeler, onları de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile çalışmaları konusunda ikna etme çabaları da gündemin bir diğer en önemli maddesini oluşturmakta.

Yine, ABD-Kürdistan İş Konseyi Başkanlığı öncülüğünde devam eden ve Amerikan şirketlerini bölgede yatırım yapmaya teşvik etmek de, ziyaretin bir başka önemli maddesini oluşturmakta. Şunu da belirtelim ki  resmi olarak 2012 Nisan’ında kurulan ABD-Kürdistan İş Konseyi’nin başkanlığını, Başkan Obama’nın eski Ulusal Güvenlik başdanışmanı, emekli General James Jones gibi ünlü bir şahsiyet yürütmekte.

Doğal Kaynaklar Bakanı Dr. Aşti Hawrami, Washington’daki önemli think-tank’lardan biri olan Atlantik Konseyi (Atlantic Council) Patriciu Avrasya Merkezi tarafından düzenlenen panelde, Erbil ile Bağdat arasında süregelen problemler, Washington’un bu gerginliğe karşı tavrı, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Türkiye ile olan ilişkileri ve hükümetin PKK lideri Abdullah Öcalan ile yürüttüğü barış görüşmeleri gibi önemli konulara değindi.

44755

Konuşmasının büyük bölümünde iktidarı paylaşmama, keyfi olarak tek taraflı kararlar alıp, ülkedeki farklı grupların hassasiyetlerini dikkate almama, Saddam Hüseyin gibi yeni bir diktatör olmak gibi eleştirilerle Irak Başbakanı Nuri El Maliki’yi hedef alan Hawrami, kendilerinin asla bu durumu kabullenmeyeceklerini dile getirdi.

Dr. Hawrami, geliri % 95 petrole dayanan, Irak’ın bu gelirinden mutlaka pay almak istediklerini, başka bir seçeneği kabul etmeyeceklerini kaydetti. Kendilerinin yabancı petrol şirketleri ile imzaladıkları tüm anlaşmaların yasal olduğunun altını çizen Harwami, Irak Anayasasının 115. maddesinin bölgesel yönetimlere ve eyaletlere bu hakları tanıdığını vurguladı.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Amerikan hükümetinin Irak konusundaki politikasına olan memnuniyetsizliğini sitem dolu ifadelerle dile getiren Hawrami, Irak’ın bölünebileceği kaygısıyla kendilerine baskı yapmasını haksızlık olarak değerlendirdi.

44756

Kürtler olarak bağımsızlık gibi bir planlarının olmadığını dile getiren bakan Hawrami, Maliki’nin dışlayıcı siyasetinin bölünmenin en büyük nedeni olduğunu, Amerikan hükümetinin bu noktayı iyi görüp, ona göre tavır takınması gerektiğini dile getirdi. “Irak’ı bir arada tutan yegane güç, bütün Irak bileşenlerinin kabul ettiği, Irak federal anayasasıdır. Maliki hükümeti anayasaya saygı göstermeli ve daha önce anlaşmaya varılmış konuları hayata geçirmelidir”.

Bağdat hükümetinin federalizme dayalı anayasa hükümlerine rağmen sistemi merkezileştirme eğilimine, ABD tarafından istikrar adına göz yumulduğunu söyleyen Hawrami, Maliki’nin bu tavırdan cesaret alarak, kendi faaliyetlerine yeşil ışık yakıldığı görüşünü taşıdığını dile getirdi.

Amerika’da insanların anayasa üzerine yemin ettiğini ifade eden Hawrami salondaki misafirlere “Madem anayasa sizin için bu kadar önemli, neden Irak için önemli olmasın” şeklinde soru yönelten Kürt bakan, Amerikalı dostlarından bu konuda daha fazla çaba göstermelerini istedi.

Bir Türk gazetecinin Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Türkiye ile ilişkilerine, Obama yönetimin rahatsızlığı üzerine yönelttiği sorusuna cevaben konuşan Hawrami, Irak’ın bölüneceği ve Maliki’nin daha fazla İran’a yakınlaşacağı şeklindeki yaklaşımı eleştirdi. Kendi bölgelerinde çıkartılan petrol için Türkiye’den daha elverişli bir güzergah bulunmadığını dile getiren Havrami, Turkiye’nin ABD müttefiki olduğunu ve kendileri için de ideal bir ortak olduğunu ifade etti.

44757

Türkiye hükümetinin PKK lideri Abdullah Öcalan ile yürüttüğü görüşmeleri de olumlu bulan Hawrami, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Türkiye ile olan enerji ve petrol işbirliğinin bu süreçte önemli etkisinin olduğunun altını çizdi.

Panelde üst düzey, tanınmış kişilerin yer alması dikkat çekiciydi. Amerika’nın eski Türkiye Büyükelçileri James F. Jeffrey, Mark Parris, Ross Wilson, Amerika’nın eski Irak Büyükelçisi Zalmay Khalilzad, emekli General James M. Garner panelde hazır bulunan misafirlerden bazılarıydı. Ayrıca, Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği yetkilileri, büyük petrol şirketlerinin temsilcileri, düşünce kuruluşlarından araştırmacılar ve önemli gazeteciler de panelde hazır bulundular.

Sonuç olarak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bu Washington ziyareti Kürtler için önemli bir yere sahip. Hem Erbil ile Bağdat arasında devam eden sorunlar karşısında Washington’un desteğini elde etmek, en azından tarafsız kalmasını sağlamak, hem de Amerikan şirketlerinin bölgeye daha fazla yatırım yapmalarını teşvik etmek açısından. Ayrıca, uluslarası enerji devlerini mevcut kilitlenmiş durumda Kürdistan Bölgesi lehine ikna etmek de ziyaretin bir başka amacı olarak öne çıkmaktadır.

Son olarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Mayıs ayında Washington’a yapacağı ziyaret öncesinde, Ankara ile Erbil arasındaki ekonomik ilişkilerin Washington’u rahatsız etmemesi gerektiği, bu ilişkinin Irak’ın bütünlüğüne zarar vermeyeceği ve Amerikan çıkarlarına da olumlu etki yapacağı heyetin vermeye çalıştığı mesajlar arasında bulunmakta. Hiç şüphe yok ki, bu duruma bağlı olarak, Türkiye’de devam eden adına çözüm süreci ya da barış görüşmeleri denilen süreç de heyetin öne çıkardığı önemli konulardan bir tanesiydi. Doğal Kaynaklar Bakanı Dr. Aşti Havrami bu süreci seçkin konukların önünde överek, kendilerinin de bu süreçte önemli bir rol oynadıklarını dile getirdi.

http://www.ilkehaber.com/yazi/kurdistan-bolgesel-yonetimi-heyetinin-washington-ziyareti-7297.htm