Order signed to withdraw US troops from Syria

US forces patrol northern SyriaUS forces patrolling in northeastern Syria near the Turkey border for the second time in three days, November 4, 2018. Image: @mustefa2bali/Twitter

The order to withdraw American troops from Syria has been signed, the U.S. military said Sunday, December 24, after President Donald Trump and his Turkish counterpart agreed to prevent a power vacuum in the wake of the controversial move.

The announcement that U.S. troops would leave Syria – where they have been deployed to assist in the multinational fight against Islamic State – shocked global partners and American politicians alike.

“The execute order for Syria has been signed,” a U.S. military spokesperson told AFP when asked about the withdrawal order, without providing further details.

Turkey was a rare ally that lauded Trump’s momentous decision on Syria, a country where it will now have a freer rein to target the People’s Protection Units (YPG), U.S.-allied fighters who have played a major role in the war against ISIS but are deemed terrorists by Ankara.

Trump and President Recep Tayyip Erdogan spoke by telephone on Sunday and “agreed to ensure coordination between their countries’ military, diplomatic and other officials to avoid a power vacuum which could result following any abuse of the withdrawal and transition phase in Syria,” the Turkish presidency said in a statement.

Late Sunday, Trump tweeted that Erdogan had assured him that any remaining ISIS fighters in Syria will be eliminated.

“President @RT_Erdogan of Turkey has very strongly informed me that he will eradicate whatever is left of ISIS in Syria,” Trump said in a tweet around midnight Sunday.

Trump added that Erdogan “is a man who can do it.”

The U.S. president concluded: “Our troops are coming home!”

Hours earlier, Trump had tweeted that he and Erdogan “discussed ISIS, our mutual involvement in Syria, & the slow & highly coordinated pullout of U.S. troops from the area.”

U.S. politicians, including those from his own Republican party, and international allies fear the withdrawal of the roughly 2,000 U.S. troops is premature and would further destabilize the already devastated region.

A U.S. withdrawal, said Mutlu Civiroglu, a Kurdish affairs analyst, will open the way “for Turkey to start its operations against the Kurds, and a bloody war will begin.”

Turkey considers the predominantly-Kurdish YPG, which forms the core of the multiethnic Syrian Democratic Forces, inextricable from the Kurdistan Workers’ Party (PKK), which is designated a terrorist group by Ankara and its Western allies.

But the YPG is not a proscribed organization in the European Union, United Kingdom or United States, and U.S. defense officials have publicly supported the group due its unique capabilities in battling Islamic State as part of the U.S.-backed SDF.

French President Emmanuel Macron on Sunday said he “deeply regretted” Trump’s decision, and that “an ally must be reliable.”

Two top leaders of the political arm of the SDF, the Syrian Democratic Council, visited France on Friday for talks on the U.S. military withdrawal from Syria and Turkey’s threats to launch a military operation.

New Pentagon chief

U.S. troops will leave under the auspices of a new Pentagon chief set to start next month, after Jim Mattis resigned from the post citing key differences, including on Syria, with the often-impulsive Trump.

Several U.S. politicians from both parties rejected Trump’s claim that ISIS had been defeated, and the decision also caused alarm and dismay in the U.S. military over the prospect of suddenly abandoning Washington’s Kurdish partners.

Trump’s sudden decision sparked turmoil within his administration, prompting the resignation of Brett McGurk, the special envoy to the anti-ISIS coalition, as well as Mattis.

Plans for the troop withdrawal will now be overseen by Deputy Secretary of Defense Patrick Shanahan, who Trump on Sunday said would replace Mattis starting January 1.

Mattis, 68, had said he would leave at the end of February to allow a smooth transition for the next chief of the world’s top military power – but a reportedly angry Trump accelerated his departure by two months.

Defense spokesperson Dana White tweeted that Mattis would still assist in the handover, working with Shanahan to ensure the department “remains focused on the defense of our nation during this transition.”

According to U.S. media, Trump voiced resentment over news coverage of Mattis’ stinging resignation letter that laid bare his fundamental disagreements with the president.

Days later, special envoy McGurk made a similar move, saying he could not support Trump’s Syria decision that, he said, “left our coalition partners confused and our fighting partners bewildered.”

Unlike Mattis, Shanahan has never served in the military and has spent most of his career in the private sector.

He spent over three decades working for aircraft giant Boeing, including as vice president and general manager of Boeing Missile Defense Systems, before moving to the Pentagon as deputy in 2017.

Until Trump finds a permanent Pentagon chief, Shanahan will lead plans for US troops to leave Syria along with a significant drawdown in Afghanistan, both of which critics worry will leave war-torn regions at risk of continued and potentially heightened bloodshed.

STAFF WRITER

Order signed to withdraw US troops from Syria

Kürt işadamı Kaliforniya’da kendi ülkesini yarattı!

Mehmet Sıdık Torun Napa Vadisi’nde gerçekleştirdiği rüyasını doğduğu topraklarda gerçekleştirebilir miydi? Dersim’de, Bingöl’de, Diyarbakır’da böyle bir çiftliği kurabilir miydi? Onun öyküsü aslında 90’lardan itibaren Kürt sorunundan dolayı ülkesini terk ederek başarı öykülerine imza atan binlerce kişininkinden farklı değil…

Her sabah saat 5.00’te kalkan Torun akşam 21.00’e kadar çalışıyor ve çiftliğine adeta bir çocuk büyütür gibi bakıyor.

Mutlu Çiviroğlu – mciviroglu@gmail.com

DUVAR – Dersimli Mehmet Sıdık Torun memleket hasretinden Kaliforniya dağlarında bir ülke yarattı! Çocukluğundan beri doğduğu topraklara uzak olan Torun, ülkesine duyduğu özlem nedeniyle Amerika’nın Napa Vadisi’nde sıfırdan inşa ettiği devasa çiftliğin taşlarını da Bingöl, Mardin ve Diyarbakır’dan getirtti.

Çiftlikte her yıl mayıs ayında “Kürt Dut Festivali” düzenleyen Torun, ziyaretçilerine her köşede kültürünü anlatmaya, yaşatmaya ve böylece vatanına özlemini gidermeye çalışıyor. Üzüm bağları ve şaraplarıyla tanınan vadiyi mesken edinen Hollywood ünlülerine de bir telefon kadar uzak olan Torun, 4 bin 300 dönümlük arazisinde kendi imkânlarıyla diktiği binlerce zeytin ağacı ve üzüm bağlarından yaptığı şarap ve zeytin yağlarını yine kendi markası “MS Torun” ismiyle satışa sunuyor.

Çiftliğinde üzüm bağları, zeytin, ceviz, incir, badem ve dut ağaçlarının yanı sıra farklı meyve ağaçları da diken Torun, şimdiye kadar iki kilometre yol, beş ev, küçük bir etkinlik salonu, bir ahır, biri zeytinyağı, biri de şarap olmak üzere iki de fabrika inşa etmiş.

Napa Vadisi’nde kısa sürede imza attığı başarılarıyla tanınan Torun, başarısının altındaki en büyük motivasyon kaynağının ülkesine ve kültürüne duyduğu özlem olduğunun altını özellikle çiziyor.

ÖLÜM TEHDİTLERİ ALINCA…

Aslında Torun’u Amerika’ya sürükleyen çocukluk ve gençlik yılları Yeşilçam filmlerini aratmayacak cinsten. Nüfus cüzdanı olmadığı için okula devam edemeyen Torun, 1957’de resmen Bingöl’e, ama kültürel olarak Dersim’e bağlı Xolxol’un Conig köyünde dört çocuklu bir ailenin en genç üyesi olarak doğmuş. İlkokulu bitirirken nüfus cüzdanı olmadığı için diploma alamayacağını öğrenince çok üzülmüş ve annesinin sandığından 6 lira alıp yollara düşer… Önce Elazığ’a, oradan İstanbul’a giden Torun, daha o dönemlerde parklarda yatarak hamallıktan, tornacılığa, ayakkabı boyacılığından, bulaşıkçılığa birçok iş dener. İlk haftalığıyla bir boya sandığı alan Torun, ayakkabı boyacılığına başlar. O dönem işler iyi diye Kadıköy’deki bir gazinonun önüne boyacılık yapan Torun, tanıştığı biri sayesinde gazinoda bulaşıkçılık yapar. Sonra zamanında bulaşıkçılık yaptığı bu gazinonun ortağı olur! Yolu Zeki Müren’den Müjdat Gezen’e, Uğur Yücel’den İlyas Salman’a kadar pek çok ünlüyle de kesişir. Eski Adalet Bakanı Mehmet Moğultay ile tanışıklığı nedeniyle bir ara siyasete de giren Torun 12 Eylül sonrası Sosyal Demokrat Parti’nin (SODEP) kurucuları arasında yer alır. Torun, 90’lı yıllarda Kürt iş adamlarının üst üste öldürüldüğü dönemde kendisine de yönelen tehditler sonucunda çareyi yurtdışına çıkmakta bulur ve 1994 yılında Amerika’nın Atlanta şehrine taşınır.

Atlanta’da farklı işler denedikten sonra şarap üretmeye karar veren Torun, Birinci Dünya Savaşı’nın buhranlı yıllarında gemilerle Amerika’ya gelen Xolxol’lu (Yayladere) dedelerinin bir süre yaşadığı Kaliforniya eyaletine gitmeye karar verir. Hem küçüklüğünden beri merak ettiği dedelerinin Kaliforniya macerasının izini sürmek, hem de ‘bildikleri bir şey vardır’ diyerek 2002 yılında eşiyle birlikte bu eyalete taşınır.

KÜRT OLMASI İLK KEZ İŞE YARADI!

Türkiye’deyken Kürtlüğünden dolayı sıkıntı yaşayan, polis tarafından sorguya çekilen, ismi ölüm listelerine yazılan Torun, Kaliforniya’da kendisini özgür bir şekilde ‘Kürt’ olarak tanıtmaya başlayınca şansı da yaver gitmeye başlar! Torun, bir vesile ile tanıştığı ve uzunca bir sohbet ettiği bir Amerikalının Napa Vadisi’ndeki arazisini satışa çıkardığını fark eder ve arazi için bir süre sonra yeni tanıştığı arkadaşına 200 bin dolar teklif eder. Arazi sahibi normal şartlarda daha yüksek bir fiyata satmayı planladığı arazisini ‘Kürt olduğu için’ Torun’a satmayı kabul eder! Arazinin ilk halini görenler Torun’a karamsar bir tablo çizer, “ölü bir yatırım, burayı canlandırmak imkânsız” diyerek vazgeçirmeye çalışırlar. Ancak, Torun vazgeçmez ve yıllar içerisinde kendi deyimi ile ‘bir cennet köşesi’ yaratmayı başarır. İlk başta aylarca ailesi başka bir şehirde kalırken, Torun tek başına çalışır ve ailesinin taşınabileceği koşulları yaratır.

Peki Torun doğru düzgün tanımadığı, bilmediği bir eyalette elindeki bütün birikimini vererek nasıl değerlendireceğini bile bilmediği bir araziyi almaya nasıl karar verir?

Kendisi bunu, “kendi topraklarında özgürce yaşama ve çalışma şansı bulamamasına” bağlıyor. Ona göre geçmişte kimliği ve kültürü nedeniyle karşılaştığı baskılar en büyük motivasyonu olmuş. Doğduğu ve çocukluğunun geçtiği topraklarda ailesinden öğrendikleri ise ilham kaynağı…

Torun’un bu cesareti aslında bir başka başarılı Kürt iş adamının hikayesinde de karşımıza çıkıyor. ‘Chobani Yoğurt’ firmasının sahibi ünlü milyarder Hamdi Ulukaya da her seferinde girişimcilik ruhunu anlatırken “700 bin dolara satın aldığı eski bir yoğurt fabrikasına gittiğinde ne yapacağını bilemediğinden bir süre fabrikanın duvarlarını boyamakla vakit geçirdiğini” anlatmıştı. Torun’un yaşadıkları bu açıdan Chobani’nin kurucusunun hikayesi ile benzerlikler taşıyor.

 

KÖYÜNDEN GETİRDİĞİ DUTLARI EKTİ

Mehmet Sıdık Torun’un çiftliğinde ağırlıklı olarak zeytin ağaçları bulunuyor. Çoğu Kürdistan, Türkiye, Yunanistan ve İspanya’dan Napa Vadisi’ne özel olarak getirilen zeytin ağaçlarının sayısı bini geçiyor. Vadide zeytin kültürünün gelişmesinde en önemli kişilerin başında gelen Torun, bir yandan da vadideki diğer yetiştiricilere zeytinciliği öğretiyor ve komşularına zeytin fidanları sağlıyor. Özel olarak zeytinyağı üreten Torun, bu zeytin yağından yaptığı sabunları da satışa sunuyor.

Çiftlikte zeytin dışında kendi köyünden getirttiği dut çeşitleri, Antep fıstığı, ceviz, kayısı, yenidünya, nar, incir ve badem ağaçları bulunuyor. Torun’a göre Napa Vadisi “Dersim dağlarına” çok benziyor. Hedeflerinden biri de çiftliğinde kendi topraklarına özgü bitki ve meyvelerin çeşidini ve miktarını artırmak.

Napa Vadisi’nin şarapları dünyanın en kaliteli ve pahalı şarapları arasında yer alıyor. Torun’un da zeytincilikten sonra en fazla yatırım yaptığı diğer alan üzüm yetiştiriciliği ve şarap yapımı. Cabernet Sauvignon, Zinfandel ve Sauvignon Blanc üzümleri çiftlikteki başlıca çeşitler arasında yer alıyor. Çiftlikte Adıyaman Besni’den getirtilen üzümler de bulunuyor. Torun kendi yaptığı şarapları hem misafirlerine ikram ediyor hem de perakende olarak satışa sunuyor. Dileyenler çiftlikte şarap tadım etkinliklerine de katılarak da Torun’un şaraplarından tadabiliyor.

Çiftliği imkansızlıklara rağmen nasıl sıfırdan yarattığını gururla anlatan Torun, ‘envanterini’ de şöyle aktarıyor:

“Bomboş yamaç bir ormanlık, 4 bin 200 dönüm arazi üzerine iki kilometre uzunluğunda asfalt yol ve arazi çevresinde 22 kilometreye yakın yürüyüş yolu, beş ev, bir ahır, biri zeytinyağı fabrikası, biri de şarap fabrikası olmak üzere iki fabrika, 24 bin üzüm, 10 bin zeytin ağacı, 250 dut, 150 ceviz, 40 kayısı ile fıstık, incir, hurma, nar, ayva, yenidünya, badem, kestane de dahil olmak üzere sayısız meyve ağacı, arazi içinde yüzlerce elektrik direği, 120 sokak lambası, 40 araçlık otopark ve arazinin beton bloktan çitlerini kendi başımıza yaptık.”

ÇİFTLİKTEKİ HAYVANLAR

Torunun çiftliğinde sayısız hayvan çeşidi de bulunuyor. Atlar, keçiler, tavuklar, tavus kuşları bunların başlıcalarından…

Çiftliğe özellikle hafta sonlar gelen misafirler bir yandan doğal bir ortamda bulunmanın keyfini çıkartırken, diğer yandan da şehrin gürültüsü ve stresinden birkaç günlüğüne de olsa kurtuluyor. Amerika’dan gelen Kürt misafirler de tesislerde adeta ‘memleket hasreti’ giderme fırsatı buluyor!

Torun’un vadideki komşuları arasında Hollywood dünyasının tanınmış isimleri de bulunuyor. Müzik ve televizyon ünlüleri arasında yer alan bazı isimler şöyle; 2020 başkanlık seçimlerinde de ismi geçen Oprah Winfrey, pop star Madonna, aktör Robert Redford ve birkaç yıl önce intihar eden ünlü sinema oyuncusu Robin Williams.

‘AMERİKAN RÜYASI’

Torun çiftliğinde kurulu tesisler de oldukça dikkat çekiyor. Öyle ki, araziyi kendisine satan kişi yıllar sonra çiftliği ziyaret ettiğinde gördüğü büyük değişim karşısında gözyaşlarına hâkim olamayarak şu tepkiyi vermiş, “İyi ki bu araziyi sana vermişim. Neredeyse tam bir cennet bahçesine çevirmişsin.”

Çiftlikteki yol, inşaat ve altyapının büyük bir bölümünü kendi elleriyle yapan Torun, hayalindeki çiftliğe dair planlarının önemli bir kısmını henüz hayata geçiremediğini anlatıyor. Görünen o ki önümüzdeki yıllarda çiftlik daha da gelişecek ve bir belki de Napa Vadisi için bir model olacak.

Çiftliğin misafirleri arasında ise ağırlıklı olarak Amerika’nın farklı eyaletlerinden, Türkiye’den ve Avrupa’dan gelenler var… Genelde hafta sonları için çiftlikte konaklıyorlar. Torun’un eşi Naciye Hanım da aslında profesyonel aşçı. Misafirlerine kendi çiftliklerinin ürünü olan peynir, tereyağı, yoğurt, pekmez, bal, kaymak, yumurtadan oluşan kahvaltı ve yemekler sunan Naciye Hanım, bir bakıma çiftlikte eşinin en büyük yardımcısı.

Tesiste Torun’un kendi köyünden getirttiği babasından kalan köy araç ve gereçlerinin yer aldığı ‘Kürdistan Tarım Müzesi’ de dikkat çekiyor. Burada “Kürdistan’da tarım kültürü”nü anlatan pek çok materyal yer alıyor. Torun’un çiftlikteki bir sonraki büyük projesi ise Adıyaman’daki Komagene Krallığı’ndan kalma Nemrut Tapınağı’nın benzerlerini dağın en yüksek tepesine yapmak ve misafirlerin ziyaretine açarak binlerce yıllık bir tarihi binlerce kilometre uzakta da olsa yaşatmak.

ANTER, KAYA, ELÇİ…

Çiftlikteki birçok yola ve bölgede tarihe mal olmuş Kürt şahsiyetleri ve değerlerinin ismi verilmiş. Ahmede Xanê, Seyid Rıza, Qazi Muhammed, Yılmaz Güney, Musa Anter, Yaşar Kemal, Tahir Elçi, Ahmet Kaya ve arazinin üst kısımlarında ‘Rojava’, ‘Bakur’, ‘Başur’, ‘Rojhılat’ tabelaları dikkat çekiyor.

 Torun’a göre bir insanın hayallerini gerçekleştirmek için ilk önce çok istemesi lazım. Sonra da azim ve kararlılık. En önemlisi de aynı yola baş koyduğunuz birilerinin varlığı… Torun, “Beni bugünlere getiren şey sahip olduğum değerler ve içinden geldiğim kültüre olan bağlılığım” derken de geçmişini hatırlatıyor.

Peki acaba Torun Napa Vadisi’nde gerçekleştirdiği rüyasını doğduğu topraklarda gerçekleştirebilir miydi? Dersim’de, Bingöl’de, Diyarbakır’da böyle bir çiftliği kurabilir miydi? Torun’un öyküsü aslında 90’lardan itibaren Kürt sorunundan dolayı ülkesini terk ederek uzak diyarlara yerleşen ve buralarda başarı öykülerine imza atan binlerce kişinin hikayesinden farklı değil. Torun da Kürt sorunundan kendi payına düşeni şöyle anlatıyor, “Doğduğumuz topraklarda, inandığımız değerlerle bir yaşam şansı verilmese de biz geldiğimiz yere uyum sağlamakla birlikte içinden geldiğimiz kültürü asla bir kenara bırakmadık. İnandığımız değerler uğruna göç ettiğimiz bu topraklara kendi değerlerimizi taşımaya çalışıyoruz.”

Torun, hayallerinin büyük bir kısmını gerçekleştirse de henüz yapmak istediği çok şey var. Artık Napa Vadisi’ni kendisine yurt edinen Torun, yine de doğduğu topraklarla bağını koparmıyor, aksine binlerce mil uzakta olmasına rağmen bağlarını her gün güçlendiriyor. Kendi inşa ettiği Anadolu usulü değirmen, halen üzerinde çalıştığı Nemrut Dağı modeli, Diyarbakır’dan getirdiği taşlardan yapacağı bina, memleketten getirtmek istediği Van kedisi ile kangal köpeği yakın vadede çiftliği için düşündüğü takviyelerden sadece birkaç örnek.

Amerika’daki ilk yıllarında ABD’nin en büyük ev ve inşaat malzemeleri mağazalar zinciri Home Depot’ta çalışan Torun, yıllar sonra kendi çiftliğini kurarken edindiği deneyimler ve bilgi birikimi işine epey yaramış, tıpkı çocukluğunda köyünde öğrendikleri gibi…

Bölgedeki çiftçiler ve komşular da Torun çiftini takdir ediyorlar: “Başkalarının milyonlarca dolar harcayarak yaptıklarını Mehmet Sıdık ve Naciye çifti kendi el emekleriyle gerçekleştiriyor. İnsan emeğiyle adeta bir mucize gerçekleştirmeye devam ediyorlar.”

Torun ailesi için çiftlik ve çiftlikteki tesisleri bir ‘iş’ten daha fazlası. Onlar için çiftlikleri aslında kendilerine kurdukları küçük bir dünya. Torun’un hayatı uzaklarda da olsa insan isterse başka bir dünya ve başka bir yaşamın mümkün olduğunun en güzel örneklerinden biri. Tek farkla, o da insanın kendi ülkesine ve kültürüne olan özleminin hiç bitmeyecek olması. Herhalde bu yüzden çiftliğin her köşesini memleket taşları, bitkileri ve meyveleriyle donatmaları da… Yalnızca kendileri için değil elbette, kendileri gibi memleketlerinden uzak ama bir o kadar da doğduğu topraklara özlem duyan herkes yararlansın diye…

Zer: Yönetmen Kazım Öz’le Bir Arayışın Hikayesi

Uluslararası ödüllü yönetmen Kazım Öz, son filmi Zer’in ABD izleyicisiyle buluşmasını Amerika’nın Sesi Kürtçe Bölümü’nden Mutlu Çiviroğlu’na değerlendirdi. Zer, bir gencin ölüm döşeğindeki babannesinden duyduğu şarkıyı aramak üzere Amerika’dan Türkiye’ye yaptığı yolculuğu ve bu yolculukta Dersim olaylarının izleriyle karşılaşmasını anlatıyor

https://www.amerikaninsesi.com/a/zer-yonetmen-kazim-oz-le-bir-arayisin-hikayesi/4053460.html

ABD’deki futbol maçında YPG bayrağı açıldı

YPG

ABD’deki futbol maçında bir taraftarın, YPG bayrağı salladığı fotoğraflar paylaşıldı.

Amerika’nın sesi muhabirlerinden Mutlu Çiviroğlu, Twitter hesabından ABD’de bir futbol maçında taraftarların YPG bayrağı açtığı fotoğraflar paylaştı.

“New York Cosmos fanları YPG bayrağıyla” ifadeleriyle paylaşılan fotoğraflarda,”Cosmopolitan Antifascists” (Cosmopolitan anti-faşistleri) adlı bir gruptan bir kişinin maç esnasında YPG bayrağı salladığı görülüyor.

​Türkiye, YPG’yi, PKK’nın Suriye’deki uzantısı olarak görüyor ve bu yapıyla ilişkili DSG gibi örgütlerin de ‘terör örgütü’ olarak kabul edilmesini istiyor. Ancak, Başta ABD olmak üzere Batılı güçler, Ankara’nın bu görüşünü kabul etmiyor. Ankara, ayrıca YPG’ye silah verilmesine de sert bir şekilde karşı çıkıyor.

https://tr.sputniknews.com/abd/201705301028668750-abd-futbol-maci-ypg/

Polat Can of YPG on November 1, World Kobane Day

YPH_Jazaa

Mutlu Civiroglu @mutludc

On November 1, protests in support of Kobane will be staged all over the world. How do you view these global efforts and support for Kobane as the spokesperson for YPG?  

On behalf of all our fighters, friends and commanders, we salute everyone who has expressed their friendship to us in a democratic and peaceful manner. We will never forget their goodwill and heartfelt support.

Today, Kobane is able to stand for two reasons: the first is the heroic resistance of the Kurdish People’s Protection Units (YPG) and Kurdish Women’s Protection Units (YPJ) fighters, and the second is the support pouring from all corners of the globe. Such conscious, democratic and peaceful efforts have motivated the international coalition against ISIS to help the Kurds, and significantly contributing to improvement of the situation on the ground.

Polat Cano

We would like these efforts to expand further. Kobane is no longer an issue for Kurds, Syria or Kurdistan, but it also belongs to the whole world. It is an expression of democratic and peaceful existence.

YPG is not a force made up of only Kurds. We have popular support from all ethnicities in the region, including Syriacs, Arabs, Chechen and Turcomans. We even have fighters from many other nations in our ranks, including those from the USA and Netherlands. We want their efforts to be recognized as well.

We want November 1st to be the day the world showed its ownership of Kobane, and for the resulting activism to be a success for the whole world. Today, those who fall in Kobane are YPG fighters, and we want the world to recognize this by carrying YPG flags and banners.

2nd Kurdish Conference in Washington Starts

bdpconference_0

***

The New Kurdish Reality in the Middle East: Perils, Prospects and Possibilities

Peoples’ Democratic Party (HDP) Representative Office in Washington, DC

 Friday, September 26, 2014, 8:00 a.m. – 5:00 p.m.

The National Press Club, Holeman Lounge

529 14th St NW Washington, DC 20045

 The optimism of the Arab Spring has too rapidly been replaced by a dramatic wave of violence throughout the Middle East. The whole geography stretching from Iraq to Libya has become a battlefield. The war in Syria alone has caused hundreds of thousands of casualties with no promise of peace in sight. Iraq is now fully a part of the Syrian war. While a process of Lebanonization has never been so imminent for Syria and Iraq, Lebanon, too, may be pulled into active warfare if no settlement is secured in these two countries. The latest violence in Israel-Palestine exacerbated the region’s tense political climate. The changing regional order presents opportunities as well as dangers: They carry a potential for instituting democratic citizenship while simultaneously planting the seeds of even more violent and dictatorial regimes.

Within this regional setting, Kurdistan is home to multiple perils, prospects and possibilities. The peace process in Turkey is underway, even if with complications and slow pace. The attacks of the so-called Islamic State on the Kurds in Syria and Iraq have motivated major Kurdish parties to act in relative unity. The “Kurdish problems” in the four Middle Eastern states have become further interconnected and more globalized, rendering the provision of justice for the Kurds essential for securing and sustaining regional peace and stability. Although regional powers and the West have typically viewed the Kurds as a “problem” people, there is now increasing awareness that Kurdish struggles for justice, democracy and sovereignty may, in fact, have much to offer for regional peace in the twenty-first century.

With such a vision, we invite you to our second Washington Conference, which brings together academics, experts and politicians from Turkey, Syria, Iraq and the US to discuss the situation of the Kurds in a rapidly transforming Middle East and to foster dialogue among conference participants as well as with policy makers and the general public in the United States.

Opening Remarks by Mehmet Yuksel, HDP Representative in Washington, DC

***

Session I:  Future of Ezidis and Christians in Iraqi Kurdistan? 

8:30 – 9:45am

              Moderator: Kirmanj Gundi, Prof. at Dept. of Educational Administration and Leadership, Tennessee State University

  • Vian Dakheel, Ezidi MP in Iraqi Parliament
  • Karwan Zebari, Director of Congressional & Academic Affairs at KRG Washington Office
  • Dakhil Shammo Elias, Director of American Ezidi Center – Washington, DC
  • Abraham Miksi-Sahdo, Director of Political Affairs, American Syriac Union

Question & Answer Session

 ***

Role of Syrian Kurds in Fighting against ISIS    9:45 – 10:15

Introduction by Natsumi Ajiki, Human Rights Activist

Keynote Speaker: Salih Muslim, Co-Chairman of Democratic Union Party (PYD) (via Skype)

Question & Answer Session

***

Session II: The Kurdish Situation in Syria: A Democratic Model for the Future   

10:30 am – 12:00pm

                     Moderator: Gonul Tol, Founding Director of the Middle East Institute’s Center for Turkish Studies

  • Alan Shemo, Foreign Affairs Committee Member of the Democratic Union Party (PYD)
  • Rusen Cakir, Political Analyst on Turkey and the Middle East
  • Mutlu Civiroglu, Kurdish Affairs Analyst
  • Ruken Isik, PhD Student Concentrating on Gender and Women’s Studies, University of Maryland (UMBC)

 

Question & Answer Session

Session III: The Peace Process in Turkey

1:00 – 2:50pm

Moderator:  Hisyar Ozsoy, Assistant Prof. of Sociocultural Anthropology, University of Michigan-Flint

  • Kadir Ustun, Research Director at SETA Foundation, Washington, DC
  • Henri J. Barkey, Professor, Lehigh University, Department of International Relations
  • Nazmi Gur, Deputy Chairman of Peoples’ Democratic Party (HDP)

Question & Answer Session

***

Session IV: The United States, the Kurds, and the Future of the Middle East

3:00 – 5:00pm

Moderator: Luqman Barwari, President of Kurdish National Congress of North America

  • Selahattin Demirtas, Co-Chair of Peoples’ Democratic Party (HDP)
  • Sezgin Tanrikulu, Deputy Chairman of Republican People’s Party (CHP)
  • Najmaldin Karim, Governor of Kirkuk
  • Michael Werz, Senior Fellow, Center for American Progress

 Question & Answer Session

Countdown to 2nd Kurdish Conference in Washington, DC

Was_Konf

The New Kurdish Reality in the Middle East: Perils, Prospects and Possibilities

Peoples’ Democratic Party (HDP) Representative Office in Washington, DC

Friday, September 26, 2014, 8:00 a.m. – 5:00 p.m.

The National Press Club, Holeman Lounge

529 14th St NW Washington, DC 20045

The optimism of the Arab Spring has too rapidly been replaced by a dramatic wave of violence throughout the Middle East. The whole geography stretching from Iraq to Libya has become a battlefield. The war in Syria alone has caused hundreds of thousands of casualties with no promise of peace in sight. Iraq is now fully a part of the Syrian war. While a process of Lebanonization has never been so imminent for Syria and Iraq, Lebanon, too, may be pulled into active warfare if no settlement is secured in these two countries. The latest violence in Israel-Palestine exacerbated the region’s tense political climate. The changing regional order presents opportunities as well as dangers: They carry a potential for instituting democratic citizenship while simultaneously planting the seeds of even more violent and dictatorial regimes.

Within this regional setting, Kurdistan is home to multiple perils, prospects and possibilities. The peace process in Turkey is underway, even if with complications and slow pace. The attacks of the so-called Islamic State on the Kurds in Syria and Iraq have motivated major Kurdish parties to act in relative unity. The “Kurdish problems” in the four Middle Eastern states have become further interconnected and more globalized, rendering the provision of justice for the Kurds essential for securing and sustaining regional peace and stability. Although regional powers and the West have typically viewed the Kurds as a “problem” people, there is now increasing awareness that Kurdish struggles for justice, democracy and sovereignty may, in fact, have much to offer for regional peace in the twenty-first century.

With such a vision, we invite you to our second Washington Conference, which brings together academics, experts and politicians from Turkey, Syria, Iraq and the US to discuss the situation of the Kurds in a rapidly transforming Middle East and to foster dialogue among conference participants as well as with policy makers and the general public in the United States.

***

Opening Remarks by Mehmet Yuksel, HDP Representative in Washington, DC

Session I:  Developments in the Iraqi Kurdistan and the Plight of Ezidis

8:30 – 10:00am

Moderator: Kirmanj Gundi, Prof. at Dept. of Educational Administration and Leadership, Tennessee State University

  • Vian Dakheel, Ezidi Member of the Iraqi Parliament
  • Karwan Zebari, Director of Congressional Affairs, KRG Washington Office
  • Ruken Isik, PhD Student Concentrating on Gender and Women’s Studies, University of Maryland (UMBC)

Question & Answer Session

Session II: The Kurdish Situation in Syria: A Democratic Model for the Future   

10:10 am – 12:00pm

Moderator: Gonul Tol, Founding Director of the Middle East Institute’s Center for Turkish Studies

  • Alan Shemo, Member of Democratic Union Party (PYD) Foreign Affairs Committee
  • Rusen Cakir, Political Analyst on Turkey and the Middle East
  • Salih Muslim, Co-Chairman of Democratic Union Party (via Skype)
  • Mutlu Civiroglu, Kurdish Affairs Analyst

Question & Answer Session

 

Session III: The Peace Process in Turkey

1:00 – 2:50pm

Moderator:  Hisyar Ozsoy, Assistant Prof. of Sociocultural Anthropology, University of Michigan-Flint

  • Nazan Ustundag, Assistant Prof. of Sociology, Bogazici University; Researcher at SAMER
  • Kadir Ustun, Research Director at SETA Foundation, Washington
  • Nazmi Gur, Deputy Chairman of Peoples’ Democratic Party (HDP)

Question & Answer Session

Session IV: The United States, the Kurds, and the Future of the Middle East

3:00 – 5:00pm

Moderator: Luqman Barwari, President of Kurdish National Congress of North America

  • Michael Werz, Senior Fellow, Center for American Progress
  • Sezgin Tanrikulu, Deputy Chairman of Republican People’s Party (CHP)
  • Najmaldin Karim, Governor of Kirkuk, Iraq
  • Selahattin Demirtas, Co-Chair of Peoples’ Democratic Party (HDP)

Question & Answer Session

Please RSVP at hdp.washington@gmail.com to confirm your participation