Gazeteci Mutlu Çiviroğlu, Trump’ın açıklamasını iznews’e yorumladı: Trump tepkilere dayanamadı, tepkinin kesiştiği nokta Kürtlere ihanet edildiği üzerineydi

m

Özel Haber: İhsan Kaçar

ABD Başkanı Donald Trump ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan telefon görüşmesinden sonra, Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamada, “Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde uzun süredir planladığı operasyon için yakın zamanda harekete geçeceği hatırlatılırken, ABD’nin bu operasyona dahil olmayacağı, askeri destek vermeyeceği ve “IŞİD’i yenilgiye uğratan” Amerikan askerlerinin bölgeden çekileceği aktarıldı.” İfadeleri kullanıldı.

Beyaz Saray’ın bu açıklamasını Amerika’da bulunan deneyimli Gazeteci Mutlu Çiviroğlu iznews agency’e yorumladı.

mm

Beyaz Saray’ın açıklamasında görünen şunlar; “Türkiye yakında, uzun süredir Suriye için planladığı askeri harekatı başlanacağı söyleniyor. Türkiye bu operasyonu yaparken, Beyaz Saray’ın buna karşı durma gibi bir rahatsızlığı yok. Bu da ABD’nin şimdiye kadar uygulamış olduğu siyasetten vazgeçmiş oluyor. Çünkü bu güne kadar uyguladığı siyaset, “Türkiye’nin tek taraflı adımlardan kaçınması gerektiği” üzerineydi. Son dönemlerde yapılan çalışmalar da, ortak koordinasyon amaçlıydı. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’nin tek taraflı adım atmamasına yönelikti. Beyaz Saray tarafından yapılan yeni açıklama, bu siyasetin sona geldiği ‘anlamı’ olarak da yorumlanıyor.” diyen Çiviroğlu, “Amerikan güçlerine verilen emirlere de ‘o bölgeden bulunmayın anlamı çıkıyor’ Türkiye’nin operasyon yapacağı bölgede Amerika’nın askerlerinin olmaması ve çekilmesi gerektiği, bu askerlerin operasyona ne destek verileceği, ne de karşı olacağı anlamına geliyor. Yani taraf olmaması gerektiği söyleniyor.”

Gazeteci Çiviroğlu, Beyaz Saray’dan yapılan açıklamayla ilgili sözlerini şöyle sürdürdü:

“Burada önemli olan şu, operasyon yapılacağı bölgeden bulunmayacak, ama Suriye’den tamamen çıkacağı ibaresi yok. Ayrıca açıklamada operasyonun yapılacağı alan da belirtilmemiş, bu nedenle son zamanlarda açıklamalarda gördüğümüz muğlaklık, burada da bulunuyor. Tam olarak yorumlamak güç, çünkü somut, açık ve berrak ifadeler yok. Türkiye’nin ne kadar Suriye’nin içerisine girecek ile ilgili bilgimiz de yok. Tekrar söyleyim, ‘Türkiye tek taraflı girmemeli’ siyasetinden çark edildiği görülüyor.”

mmm

Çivirlioğlu: Daha önce de iznews’e yaptığım açıklamalarda da söylemiştim. Başkan Trump’ın Pentagon ve diğer ABD kurumlarının tavsiyelerine rağmen, kişisel olarak verdiği kararlar var, bu da o kararlardan biri, çünkü Pentagon’un, CENTROM’un diyeceği ‘ABD askerlerinin orada kalması gerektiğini ve Türkiye’nin bölgeye operasyon yapmaması, olası bir operasyonun bölgeyi istikrarsızlaştıracağını, IŞİD’e yarayacağı ve IŞİD’e yaşam alanı sunacağı IŞİD tehlikesinin daha bitmediği’ görüşü var.

Trump ve Erdoğan’ın iyi anlaştıklarını ifade eden Çiviroğlu, “Geçen yıl Aralık ayında okuyucularınızda hatırlar, Trump’ın ‘çekileceğiz’ açıklaması da Erdoğan’la yapılan görüşmeden sonra olmuştu. Her iki lider arasında bir frekans var. Türkiye’de bunu iyi okuyor. Erdoğan’da son hamlelerini Trump üzerinden yapıyordu. Beyaz Saray’ın açıklamasını da bir şekilde bunun yansıması olarak görebiliriz.”

mmmm

Trump müttefiklere kızgın

Çiviroğlu: Açıklamanın ikinci bölümünde de Trump’ın müttefiklere sitemi ve kızgınlığı var. “Fransa, Almanya ve birçok Avrupa ülkelerine söyledik, gelin IŞİD’li vatandaşlarınızı alın diye, ama almadılar. Bu saatten sonra Amerika artık bundan sorumlu değildir.” Burada Trump müttefiklere olan kızgınlığı açıkça dile getiriyor. Açıklamanın en ilginç noktası ise, “bu saatten sonra, artık IŞİD’lilerden sorumlu ülke olan Türkiyedir”  bunu belirtilirken de, ‘Vergi veren Amerikan halkının artık bu yükü taşımayacağı’ gibi bir ifade kullanıyor. Buradan baktığımızda, Trump kendine ve siyasetine uygun adımlar atıyor. Çünkü Amerika’yı bir müttefikle karşı karşıya getirmiyor. IŞİD belasından da, yükü ülkesinin üzerinden alıp, başka bir ülkeye devrediyor. Bu ülke de Türkiye, şu anda, olası operasyonla, tutuklu IŞİD’lilerin sorumlusu bundan sonra artık Türkiye’de olacak” diyor.

Donald J. Trump

@realDonaldTrump

As I have stated strongly before, and just to reiterate, if Turkey does anything that I, in my great and unmatched wisdom, consider to be off limits, I will totally destroy and obliterate the Economy of Turkey (I’ve done before!). They must, with Europe and others, watch over…

159 B kişi bunun hakkında konuşuyor

Trump’ın ‘Türkiye ekonomisi mahvedip yok edeceğim’ açıklamasını değerlendiren Çiviroğlu:

‘Dün gece Beyaz Saray’dan yapılan açıklamadan bu yana büyük bir tepki var. Bu karara hem Cumhuriyetçilerden hem Demokratlardan hem ABD kamuoyundan hem de medyadan ve düşünce kuruluşlarından gelen büyük bir tepki var. Tepkinin kesiştiği nokta Kürtlere ihanet edildiği bu kadar bedel ödeyen müttefiklerin yalnız bırakıldığı. Turkiye’nin niyetinin Kürtleri yok etmek olduğu vurgulanıyor. Bu yüzden de Trump’a bu karardan vazgeçmesi çağrısı yapılıyor. Bu kararın İran ve Rusya’ya da büyük kazanım sağlayacağı dile getiriliyor. Özellikle Cumhuriyetçi senatör Luisa Grader, ABD’in yakın döneme kadar BM’deki Büyükelçisi Nikki Haley gibi isimlerin açıklamaları var. Bunların hepsinin yansıması olarak Trump’in baskılara dayanamadığını kararından geri dönerek ve bugünkü açıklamasını yaptığını görüyoruz. Bu açıklama ABD kamuoyunun düşünce kuruluşlarının, medyanın çekilme konusunda ne kadar rahatsız olduğu gösteriyor. | @iznews agency

Gazeteci Mutlu Çiviroğlu, Trump’ın açıklamasını iznews’e yorumladı: Trump tepkilere dayanamadı, tepkinin kesiştiği nokta Kürtlere ihanet edildiği üzerineydi

Kafkas Kürtlerinin sembol ismi, yazar ve Kürdolog Kerem Anqosi hayatını kaybetti

Kafkas Kürtlernin sembol isimlerinden aydın, yazar ve Kürdolog Kerem Anqosi Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te yaşamını yitirdi.

Osmanlı dönemindeki katliamlardan kaçarak Gürcistan’a yerleşen Ezidi Kürt bir ailenin ferdi olarak 1937 yılında dünyaya gelen Anqosi, Kafkas Kürtlerinin önde gelen isimlerinden biri olarak tarihe geçti.

Ailesi ise Van’ın Seydibeg köyünden, Osmanlı katliamlarından kaçmıştı.

Gürcistan Üniversitesi Doğu Bilimleri Farsça Dili Bölümünden mezun olduktan sonra Kürt dili üzerine master yapan Anqosi, Türkiye’yi hiç görmedi ancak yine de Gürcistan’da ailesi ve çevresinin etkisiyle Kürt kültürü içinde bir yaşam sürdü.

Kürtçe ve Gürcüce çok sayıda eser kaleme alan Anqosi, Kürt kültürü, tarihi, dili ve gelenekleri konularında kafa yordu.

Şair olarak da eserler veren Anqosi, kimi eserlerinde Kürdistan hasreti ile ilgili şiirler kaleme aldı.

Kerem Anqosi başkent Tiflis’te Kürt kurumlaşmasının öncülüğünü yaparak, 1990’lı yıllarda Kürtçe yayın yapan Ronkayi Radyosu’nu kurdu. Kurduğu radyoda Kürt gençleri ve bizzat kendisi Kürtçe programlar hazırlayarak Kürt dili ve kültürünün eski Sovyetler Birliği’nde kaybolmamasında büyük emek harcadı.

Kerem Anqosi 2014 tarihinde Dünya TV’ye verdiği röportajında hayatından ve çalışmalarından bahsetmişti.

Gürcistan’da Kürtlerle Gürcü, Ermeni ve Azeri halkları arasında köprü olmayı başaran Anqosi, Gürcistan Gazeteciler Cemiyeti üyesiydi.

HDP Kürtçe hesabından da Enqosi’nin vefatı üzerine Kürtçe bir paylaşım yapıldı.

Kerem Anqosi’nin vefatını yorumlayan gazeteci Mutlu Çiviroğlu, “Kerem Anqosî Gürcistan’da Kürtlerin sembol ismiydi. Bu ülkedeki Kürtlerin yaptığı tüm çalışmalarda en ön safta yer almıştı. 1950’li yıllarda başlayan Kürt kültürü ve folklore çalışmalarında, ilk Kürtçe Rock müzik grubu olarak bilinen Koma Wetan’ın oluşumunda ve Tiflis’te uzun yıllardır yayın yapan Kürtçe radyonun kuruluşunda çok önemli hizmetleri olmuştu” dedi.

Çiviroğlu, Anqosi ile ilgili şunları söyledi:

“Anqosî yine Kürt gençlerinin anadilleri Kürtçe’yi iyi öğrenmeleri için dil üzerine çok çalışmalar yaptı, dil kursları açtı ve kitaplar yazdı. Anqosî  ayrica tüm Kürtler arasında çokça sevilen “Sîpan Sîpanê”, “Lêxin Birano Lêxin”, “Welatê Me Kurdistan”, “Ez Heyrana Dîtina Te Me Ey Welat” gini türkülerin de yazarıydı.

Sovyet Kürtleri arasında çok güçlü olan anavatan sevgisini hatayının sonuna kadar yüreğinde taşıyan Anqosî  bu sevgisini etrafındaki binlerce gence de aşılamıştır. Kendisiyle birkaç defa telefonda konuşmuştum. Çok sıcak, sevgi dolu ve samimi bir insandı ve onun aramızdan ayrılışı sadece Gürcistan Kürtleri için değil, malesef tüm Kürtler için büyük bir kaypı oldu ama arkasında bıraktıgı ülke ve halk sevgisi her zaman akıllarda ve yüreklerde kalacak. Kürtlerin bir sözü var: “Ga dimire çerm dimîne, mêr dimire nav dimîne” yani bir insan ölse bile arkada bıraktıklarıyla her zaman canlıdır.”

https://ahvalnews.com/tr/kurtler/kafkas-kurtlerinin-sembol-ismi-yazar-ve-kurdolog-kerem-anqosi-hayatini-kaybetti

Local Officials: IS Women in Syria’s al-Hol Camp Pose Security Risk

Citing an escalation of violence by Islamic State-affiliated women, supervisors at the al-Hol camp in northeastern Syria are calling on the international community to find a solution for thousands of such women and children who are being held at the overcrowded refugee camp. VOA’s Mutlu Civiroglu reports from the al-Hol camp.

https://www.voanews.com/episode/local-officials-women-syrias-al-hol-camp-pose-security-risk-4047491

Could Turkey use Syria safe zone to remake the area’s demographics?

m1

Turkey’s track record in Syria suggests it might use a U.S.-backed safe zone planned for Kurdish-majority northeastern Syria to fundamentally reshape the region’s demographic makeup, though Washington would likely stand in its way.

Turkish President Recep Tayyip Erdoğan has for months threatened to launch a cross-border military operation to drive out the People’s Protection Units (YPG) from the area, saying the Syrian Kurdish force is an extension of the Kurdistan Workers’ Party (PKK) that has been fighting for self-rule in Turkey’s mainly Kurdish southeast for more than three decades.

Turkey’s offensive into northeast Syria has so far been blocked by the United States, which armed, trained and backed the Syrian Democratic Forces (SDF), largely made up of YPG fighters, to help it defeat Islamic State (ISIS) in Syria. But Turkey and the United States last week agreed to establish a joint operations centre to oversee a safe zone in Syria. Details of the deal have not been revealed, but most observers believe differences remain over safe zone size and which troops would patrol it.

Turkey’s previous cross-border offensives suggest the zone would be less than safe for many of its present, mainly Kurdish, inhabitants. After Turkey seized the northwestern Syrian Kurdish district of Afrin in early 2018, its Syrian militia proxies, the Free Syrian Army, looted houses in broad daylight.

Throughout the ongoing occupation, Turkey has done nothing to prevent documented human rights violations, including the displacement of more than 100,000 native Afrin Kurds.

Turkey also oversaw the resettlement of displaced Arabs from elsewhere in Syria in vacated Kurdish homes. It has even given them residence permits to stay in the region. By doing so, it is creating new demographic facts on the ground in a region that has historically been overwhelmingly Kurdish.

The main regions of Syrian Kurdistan are situated east of the River Euphrates. After the Aug. 7 preliminary agreement between Turkey and the United States to create a safe zone in that area, the U.S. embassy in Ankara said, “that the safe zone shall become a peace corridor, and every effort shall be made so that displaced Syrians can return to their country.”

“The term peace corridor refers to two different animals: for Turkey, it’s the total elimination of PKK cadres in northern Syria; for the U.S., it is a workable solution to make both Turkey and the YPG/PKK avoid clashing,” Mustafa Gürbüz, a non-resident fellow at the Arab Center in Washington. “Unless a paradigm shift occurs on either side, it is impossible to have a long-term safe-zone agreement.”

Turkey frequently talks of its intention to send the majority of the 3.6 million Syrian refugees back to their homeland. This could mean resettling Syrian Arabs in Kurdish-majority areas, as it has done in Afrin, so as to destroy any contiguous Kurdish-majority region on Turkey’s border.

Turkey plans to resettle some 700,000 Syrian refugees in Kurdish-majority northeast Syria following the safe zone’s establishment. This is possibly part of a project to lessen the unpopular presence of Syrian refugees in Turkey and fundamentally change the demographics of northeast Syria in a similar fashion to the Syrian Baathist Arabisation drive of the 1960s and 1970s. That plan sought to repopulate Kurdish-majority areas on the Syrian border with Arabs to separate Syria’s Kurds from the Kurds of Turkey and Iraq, where Kurdish nationalism was on the rise.

The Syrian government planned to remove Kurds from a zone along the Syrian border with Turkey nine miles deep and 174 miles wide. It never fully materialised, though many Kurds were forcibly uprooted and their land resettled by some 4,000 Arab families.

Turkey may well see the safe zone as the first step to building a similar “Arab belt” along the border. The exact size and location of the safe zone is not yet clear. Turkey wants a 20-mile deep zone spanning the entire border while the United States has suggested a much smaller nine-mile deep zone. Turkey remains adamant that the zone should be no less than 20-miles deep and says it will launch a unilateral military operation if it does not get what it wants.

A zone that size would include all of Syrian Kurdistan’s major cities, many of which are close to the Turkish border, and would be unacceptable to the YPG and the multi-ethnic SDF umbrella force.

The United States may convince Turkey to instead settle for establishing the safe zone around the Arab-majority border town of Tel Abyad, where resettled Syrian Arab refugees may prove less contentious in Kurdish-majority areas.

“Kurds see Tel Abyad as a part of Syrian Kurdistan because it is one of the regions where the Arab belt project was implemented and the demographics there were changed decades ago,” said Mutlu Çiviroğlu, a Kurdish affairs analyst.

It is unclear whether the United State will be able to persuade Turkey to make significant concessions.

“The American team was convinced that Erdoğan was going to invade northern and eastern Syria,” said Nicholas Heras, Middle East security fellow at the Center for a New American Security. “There was an air of desperation from the American side during these talks that has not existed before.”

His party’s defeat in mayoral elections in Turkey’s biggest city and financial capital Istanbul shook the president, Heras said. Consequently, Erdoğan views the Syria issue “as a cornucopia that he can use to satisfy the Turkish body politic that he senses is turning against him”.

“The American team believed that Erdoğan was going to invade, push out the SDF from a large swathe of the border, and nearly simultaneously move refugees into the void,” Heras said. “What is really bothering the American side is a belief that there could still be a moment when U.S. and other coalition forces will need to fire on Turkish troops in order to protect the SDF.”

Heras said there had been a quiet war between the U.S. State Department that wanted to give the Turks more room to operate in SDF areas, and the U.S. military that was pushing back hard.

“Neither the Turks nor the Americans have agreed to much, except to keep talking,” he said. “But that is a win for both the U.S. military and the SDF, because the longer the Turks are kept at bay, the less likely Turkey can pull off an invasion.”

Heras doubted the Turkish-backed Free Syrian Army would be able to operate in any safe zone, noting that they had “no protection whatsoever from coalition forces”.

“U.S.-led coalition forces in northern and eastern Syria have almost no trust for Turkey’s Syrian rebel proxies,” he said. “If they try to operate in SDF areas, they will be shot.”

Syrian Kurds believe Turkey uses its Syrian proxies in order to shield itself from charges of abuse, Çiviroğlu said. He said he doubted the United States would permit Turkey to alter the demographics of northeast Syria.

“I don’t think the U.S. will accept this because this is against international law and it doesn’t solve any problems,” he said. “Also ethically, the U.S. will not accept such a thing in my view because these are the people that have been fighting side-by-side with the U.S. against ISIS.”

Paul Iddon

https://ahvalnews.com/syrian-war/could-turkey-use-syria-safe-zone-remake-areas-demographics

Mutlu Çiviroğlu: ‘Güvenli bölge’ anlaşması, ABD’nin Türkiye’nin tek taraflı operasyonuna müsaade etmeyeceği anlamına geliyor.’

Konuşa Konuşa’da Gülten Sarı’nın konuğu, gazeteci ve Kürt sorunu analisti Mutlu Çiviroğlu. Türkiye ile ABD arasında varılan ‘güvenli bölge’ anlaşmasını değerlendiren Çiviroğlu, ‘müşterek harekat merkezi’ kurulmasının, ABD’nin, Rojava’yı Türkiye’ye terk etmek istemediğini ortaya koyduğunu söyledi.

Konuşa Konuşa’yı buradan dinleyebilirsiniz:

https://ahvalnews.com/tr/konusa-konusa/mutlu-civiroglu-guvenli-bolge-anlasmasi-abdnin-turkiyenin-tek-tarafli-operasyonuna

 

Feuding Syrian Kurdish political blocs dance around rapprochement

As French and US initiatives for intra-Kurdish rapprochement in Syria stall, it seems that piecemeal defections from the Kurdish National Council to the Kurdish autonomous administration in the north of the country are the rule of the day.

al-monitor An officer of the Syrian Kurdish Democratic Union Party (PYD) stands guard near the Syrian-Iraq border, Oct. 31, 2012. Photo by REUTERS/Thaier al-Sudani.

 

France and the United States are encouraging a rapprochement between Syria’s two feuding Kurdish political blocs, the Democratic Union Party (PYD) and the Kurdish National Council, which is an official part of the Syrian opposition in exile known as the National Coalition of Syrian Revolution and Opposition Forces.

A Kurdish detente could serve as an early step toward incorporating parts of the opposition into the PYD-led autonomous administration of northeast Syria. In turn, wider opposition participation could help the autonomous administration gain a seat at negotiations to end the civil war, as well as win local and international recognition now that the main reason for the autonomous administration’s foreign support — the territorial fight against the Islamic State (IS) — has ended.

But the prospect of Kurdish rapprochement in Syria faces an uphill battle. Turkey wields influence over the Kurdish National Council and opposes the move; meanwhile, both Kurdish factions have unrealistic demands for a deal. Rather than an agreement at the organizational level, the most likely path forward for Syrian Kurdish cooperation involves disaffected council groups breaking off piecemeal to join the PYD-led autonomous administration, as they have done in the past.

The PYD and the council are at odds over the PYD’s nonconfrontational stance toward Damascus, the council’s proximity to the Turkish-backed Syrian opposition and each faction’s connection to rival Kurdish regional powers. Negotiations between the two sides to unite failed early in the civil war over power-sharing disputes. Since then, the council’s parties have refused to apply for licenses to participate in the autonomous administration, a fact the PYD has used to repress the council’s political activity.

Turkey opposes a Syrian Kurdish detente, as well as any step that might legitimize the presence of the PYD in northeast Syria. Ankara considers the PYD to be a branch of the Kurdistan Workers’ Party (PKK), which has fought a decades-long insurgency against Turkey. Turkey’s peace process with the PKK collapsed in 2015, and despite hopeful indications this spring, it will likely remain that way as Turkish President Recep Tayyip Erdogan seeks to divert attention from recent political setbacks. In July, Turkey launched a new phase of its military campaign against the PKK in Iraq and once again threatened to invade PYD-led northeast Syria.

Mutlu Civiroglu, a journalist who specializes in Kurdish affairs in Syria and Turkey, told Al-Monitor that following the blow Erdogan received in local elections this year, “he needs something to consolidate, to bring back his support, the morale of his base.” Civiroglu added, “National security is beyond sacred for many Turkish politicians. When the issue is national security, they all keep silent, they all support the government.”

Turkish opposition is not the only hurdle to Syrian Kurdish rapprochement. While both Kurdish parties endorsed the detente proposal, their key demands seem to preclude a deal. Top PYD officials have stipulated that for talks to move forward, the Kurdish National Council must leave the Syrian National Coalition, which would strip the council of its political relevance as the only internationally recognized Syrian Kurdish opposition group, as well as disrupt the lives of council members living in Turkey.

“There’s no talk within this [detente] initiative, nor any direction within this initiative, toward withdrawing from the Syrian National Coalition or dealing negatively with it,” Hawwas Khalil Saadun, a council representative and member of the Syrian National Council, told Al-Monitor.

Meanwhile, the Kurdish National Council has called on the Rojava Peshmerga, its military wing based in Iraqi Kurdistan, to enter northern Syria to ensure the terms of an agreement with the PYD are implemented. The PYD will “never” accept this, Mohammed Abdulsattar Ibrahim, a Syrian Kurdish journalist with Syria Direct, told Al-Monitor. PYD officials maintain that “if there are two Kurdish forces on the ground, they will fight with each other, as happened between [Massoud] Barzani and [Jalal] Talabani from 1994-1998 [in Iraq]. That’s very possible,” Ibrahim said.

While the Kurdish National Council and the PYD are unlikely to strike a deal, wider Kurdish participation in the autonomous administration is possible — via council parties breaking off piecemeal and joining the administration.

Some council members have long disagreed with their organization’s closeness to the Turkish-backed Syrian opposition. One sticking point was Turkey’s resistance to the 2017 Kurdish independence referendum championed by Barzani of the Kurdistan Democratic Party in Iraq; he helped found the council and enjoys good relations with Ankara. Then came the rebel invasion of the Syrian Kurdish enclave of Afrin in January 2018. Turkish-backed Syrian opposition groups committed widespread human rights violations against Kurds, and resettled Arabs evacuated from the suburbs of Damascus — who survived years of strangling siege imposed by the Syrian government — in houses abandoned by Kurdish residents. The council condemned the assault on Afrin when it occurred, but ultimately remained within the Syrian opposition.

“What happened in Afrin horrified people, including [Kurdish National Council] people in Kobani, Jazeera and other parts. They are very much afraid the ongoing atrocities in Afrin will recur in other Kurdish regions,” said Civiroglu.

Internal tensions caused by the council’s closeness to the Turkish-backed Syrian opposition, in addition to routine conflicts over power and positions, have resulted in several defections over to the autonomous administration. Certain council politicians imply that the defectors are PYD plants.

In 2016, three parties previously expelled from the council formed the Kurdish National Alliance, which went on to participate in formal autonomous administration elections. Two years later, prompted by Turkey’s assault on Afrin, the president of the Kurdish Future Movement in Syria split from the council and established a new party that now works alongside the PYD. Thirty more colleagues from the Kurdish Future Movement followed suit soon after.

The specter of future defections looms large as long as the PYD is the dominant Kurdish power in Syria. Ibrahim said that when the council “used to call for a protest or demonstration, thousands of people came. Now, a few people attend.” He added, “When the [council] parties defect, it’s for their own interests — they want to have a role.”

In June 2019, one of the council’s oldest factions, known as the Yekiti Party in Syria, expelled three leaders primarily because of a power dispute, said Ivan Hassib, a local Kurdish journalist who covers internal council dynamics. These leaders, who went on to form a new party, have not expressed a desire to work under the autonomous administration, as their “popular base is Barzani’s people. … Today, if the party that defected directly joined the PYD, that’s like suicide,” Hassib told Al-Monitor.

Nevertheless, he added that two of the three ousted politicians were accused by former colleagues of connections to the PYD. They might remain independent, or join the autonomous administration sometime in the future.

For its part, the PYD encourages Kurdish (and Arab) opposition parties to participate in the autonomous administration system that it leads, if they register, and provides a degree of freedom to criticize policy while maintaining control over the most important decisions. The more opposition parties join the administration, the more they dilute the presence of leaders connected to the PKK, and the closer the administration appears to its ideological premise as a decentralized, democratic system. Movement in this direction reduces the chance of a Turkish invasion and increases the chance of continued Western support.

“The entire [autonomous] administration wants to unify the Syrian opposition,” said Khabat Shakir, a PYD representative in Germany.

Pending a major shift in northeast Syria — such as US President Donald Trump pulling out US troops in advance of the 2020 presidential elections, and/or a Turkish invasion — piecemeal defections from the Kurdish National Council to the autonomous administration are the most likely form of Kurdish rapprochement currently available.

Dan Wilkofsky

https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2019/08/syria-kurdish-national-council-defections-rapprochement.ac.html

Gazeteci Mutlu Çiviroğlu, Al Hol Kampına ziyaretini ve gözlemlerini iznews’e anlattı

m

2014 yılında IŞİD Kürt topraklarına saldırdığında herkesin sorduğu soru aynıydı: Kürtler IŞİD’i durdurabilir mi?

Kürtlerin ve bölgede yaşayan halkların ve inançların zor bir süreçle karşı karşıya kalacakları öngörülüyordu. IŞİD kendini ilan ederken çok kuralsız bir savaşa girişeceğini belli etmişti.

IŞİD’in ortaya çıkışının temelinde Şam yönetimine karşı savaşmak olsa da 5 yıl boyunca savaşının büyük çoğunluğunu Kürtlere ve Kürtlerin yaşadığı topraklarda yürüttü.

Musul’dan başlayan ve Akdeniz’e kadar uzanacak bir alanda Irak, Şam İslam Devleti hilafetini amaçlayan örgüt, önündeki en büyük engellerden biri olarak gördüğü Kürt milis güçlerine karşı büyük bir savaş başlattı. Savaş sadece askeri olarak başlatılmadı, Ezidi, Hristiyan ve toprak savunması yapan müslüman Kürtler de IŞİD’in katliamlarında büyük bedel ödediler.

Kobani’de IŞİD’in yenilgisinden sonra,Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile Türkiye arasında sınırlı olan iletişim tamamen koptu ve Türkiye, Kürt unsurlarını tehdit etmeye başlayarak Kürt güçlerini “terör” örgütü ilan etti. Uluslararası platformlarda buna yönelik diplomatik faaliyet yürüttü.

Türkiye ile Kuzey Suriye/Rojava sınır hattında da gerginlik gittikçe büyüdü ve bu gerginlik tırmanmaya devam ediyor.

IŞİD’in Kürt güçlerine karşı büyük hayallerle başlattığı Kobani savaşı, Irak Şam “İslam Devleti” temelleri için hem başlangıç hem de son oldu. Kobani savaşı sonrasında,IŞİD’in toprak hakimiyeti, üst üste aldığı yenilgilerin ardından hilafetin başkenti ilan ettiği Irak’ın Rakka vilayetini kaybetmesiyle son buldu.

En son sığındıkları Deirezzor’da binlerce militanını kaybetti. Geriye kalan binlerce militan ve yerleşik yaşama geçen aileleri ve çocukları uluslararası koalisyon destekli SDG’ye teslim oldu. Bu, Irak Şam İslam Devleti’nin toprak hakimiyetinin tamamen bittiğinin ve çöküşünün fotoğrafıydı…

IŞİD sonrasında Kuzey Suriye Özerk Yönetimi, dünyanın her yerinden çağırdığı gazeteci, akademisyen, hukukçu ve önemli şahsiyetlerle “IŞİD’lilerin uluslararası bir mahkemede yargılanma” koşulları üzerine geniş katılımlı bir çalıştay düzenledi.

Kuzey Suriye Rojava’da, Rojava Stratejik Ararştırmalar Merkezi (NRLS) tarafından “IŞİD” konulu foruma katılan deneyimli gazeteci Mutlu Çiviroğlu ile forumun amacı, uluslararası platformda olası karşılığı, esir IŞİD’li ailelerin durumu ve şu an bulundukları koşullar, Türkiye’nin Kürt bölgesine yönelik tehditleri, tarafların ne düşündükleri, ABD tarafında SDG ile Ankara arasında yapıldığı iddia edilen ara buluculuğu konuştuk.

Röportaj | İhsan Kaçar

Kuzey Suriye Rojava’da bulunan yaklaşık 70 bin IŞİD’li ailelerinin bulunduğu Al Hol Kampı |
Mutlu Çiviroğlu

IŞİD’in yenilgisinden sonra, sizin de katıldığınız uluslararası düzeyde bir konferans düzenlendi. Konferansın temel amacı ve tartışılan konular neydi?

“Kampta bulunan IŞİD’e yakın kişiler birçok vakaya karışıyor”

Mutlu Çiviroğlu | Konferans, IŞİD`in coğrafi olarak yenilmesinden sonra, yapılması gerekenleri tartışmak üzere yapıldı. Suriye Demokratik Güçleri`nin (SDG) elinde bulunan IŞİD`li militanların, kadınların ve çocuklarının, başlıca Al-Hol Kampı’nda bulunan insanların durumunun tartışılmasına yönelik bir konferanstı. Bu insanların dünya ve özellikle bölge için yarattığı riskler ve sorunlar var. Çünkü bu insanların sayısı Rojava’da, Kuzey ve Doğu Suriye’de çok fazla ve bu bir güvenlik sorunu oluşturuyor. Bundan bir süre önce militanların cezaevinden kaçma girişimleri oldu. Al-Hol Kampı’nda 14 yaşında bir kız çocuğunu öldürmeleri, bir asayiş görevlisini bıçaklamaları ve bundan birkaç gün önce Endonezyalı hamile bir kadını anlaşılmayan bir nedenden öldürmeleri gibi birçok olay yaşandı. Bu tür durumlara dikkat çekmek, ülkelerin kendi vatandaşlarını almaları ve en önemlisi eğer bu ülkeler vatandaşlarını kabul etmiyorlarsa, uluslararası bir mahkeme kurulması ve bunların nasıl yargılanabileceğine dair hukuki alışveriş tartışıldı konferansta.

Katılımcılar arasında devletleri temsilen resmi yetkililer var mıydı?

Mutlu Çiviroğlu | Bu konferans, devletler arası bir düzeyde olmadığı için, yönetimleri  temsil eden kimse yoktu. Daha çok kendi ülkelerinden gazeteci, doktor, akedemisyen, toplumlarında ağırlıkları olan insanlarla tartıştık. IŞİD sonrası sahada var olan sorunun yerel yetkililer tarafından dile getirilmesi; askeri, ekonomik, toplumsal olarak tartışıldı. Konforansta bulunan katılımcılar da bunu kendi ülkelerine aktarıyorlar. Bilgi alışverişi yapıldı. Amerika, Fransa, Güney Afrika, Mısır, Almanya, Arap Birlikleri`nden ve daha birçok ülkeden gelen katılımcılar vardı. Katılımcılar sahayı bizzat gözleme imkanı da buldular.

Konferansın sonuçları ne tür bir yansıma yaratabilir. AB ve ABD nezdinde karşılığını bulabilir mi?

Mutlu Çiviroğlu | 3 gün süren uluslararası bir konferansın, Rojava gibi bir yerde, savaşın yerle bir ettiği Suriye gibi bir ülkede  hiç aksamadan güvenli bir şekilde sürmesi  dikkat çeken bir nokta. Hem uluslararası hem de toplumsal sorunun tartışılması mutlaka etkili olacaktır ki bu kısmen başarılı oldu diyebiliriz. Birçok uluslararası medya kuruluşu bu sorunları dile getirdi. Al Hol Kampı | Mutlu Çiviroğlu

Yabancı ülkelerin vatandaşı olan esir IŞİD üyeleri ve aileleriyle ilgili uluslararası mahkeme düşünülüyor, bununla ilgili girişimler var mı? Orada bulunan koalisyon güçlerinin bu konudaki düşünceleri nelerdir? Mahkeme kurulacaksa belirli bir tarih üzerinde duruluyor mu? Eğer planlanıyorsa uluslararası mahkemeyi nerede kurmayı düşünüyorlar?Başlık

“Uluslararası güçler bu konuda biraz isteksiz davranıyor”

Gözlemlerine göre uluslararası güçlerin biraz isteksiz davrandığını ve Kürtler’de ’kendi sorunlarına çözüm bulmaya çalışıldığını dile getiren Mutlu Çiviroğlu, “Çok fazla IŞİD’li ve aileleri var ortada ve bu durum Rojava Kürtleri’ni hem ekonomik hem de toplumsal olarak çok büyük bir baskı altına almış durumda. Daha önce de belirttiğim gibi, kamplar ve cezaevleri çok büyük sorunlara sebep oluyor. Bu insanların cezaevlerinden, kamplardan kaçma ihtimalleri yüksek. Al-Hol Kampı’nı ziyaret ettiğim zaman 4 kişilik bir güvenlik ekibi bana eşlik etti. Çünkü güvenliğimizden endişe ediyorlardı.  Hâlâ radikal olan büyük bir kesim var kampta. Elbette herkes için aynı yargıya varmak doğru olmaz, pişman olanlar da var. Ama geneli itibari ile o kampın yarattığı tehlikeler mevcut. Uluslararası mahkeme fikri yeni ortaya çıktı. Rojava yönetimi; Fransa, Güney Afrika, Hollanda gibi ülkelerden hukuk uzmanları ile düzenlenen özel bir oturumda, uluslararası hukuktan herhangi bir onay gelmeden mahkumları kendilerinin de yargılayabileceğini dile getirildi. Bu benim için çok dikkat çekici bir noktaydı. Hem hukuksal hem de askeri olarak böyle bir şeyin uygulanabileceği bizzat dışarıdan gelen uzmanlar tarafından dile getirildi. Önümüzdeki süreçte bu konu biraz daha dile getirilecek. Tabi ki coğrafi olarak dışarıdan gelebilecek engelleri de göz önünde bulundurmak gerekiyor.”

Uluslararası mahkeme kurulursa, Özerk Yönetim’in Anayası’na göre mi IŞİD’lileri yargılayacak, yoksa IŞİD’lilerin yargılaması için yeniden özel bir anayasa çalışması mı devreye girecek?

“Savaş ve soykırım suçu ile yargılanacaklar”

Uluslararası mahkemenin kurulması kolay bir durum olmadığı ifade eden Çiviroğlu, “Bunu uluslararası koalisyonun desteklemesi gerekiyor.  Çünkü daha öncesinde yapılan mahkemeler bu minvalde yapıldı. Uluslararası hukuka  göre, birçok ülkeden yargılanması gereken insanlar var, o yüzden bu iş çok boyutlu; savaş ve soykırım suçları ile yargılanacaklar. “

IŞİDlilerin bulunduğu en büyül kamp olan Al Hol kampına gittiniz. Kamp ne durumda? IŞİD’lilerin örgütleme faaliyetleri var mı?

mAl Hol Kampında IŞİDli aileler

Kampta yaklaşık 70 binden fazla insanın kaldığını söyleyen Çiviroğlu, “Çoğunluğu Iraklı ve Suriyeli mülteciler. Baghuz operasyonundan sonra birçok IŞİD’li aile getirildi. Bu da kampın demografik yapısını kısmen değiştirdi denebilir. IŞİD`li kadınların kendi içlerinde örgütlü bir yapıya gitmesi, iç hiyerarşi denilebilecek yapıya sahip olmaları, kendi aralarında oluşturdukları polis düzeninin röportaj esnasında yanımıza gelip konuşan kişiyi dinlemesi  kampı kontrol altında tutmaya çalıştıklarının bir belirtisi. Bizim büyük bir güvenlikle önlemiyle kampa gitmemiz, kampın ne kadar tehlikeli olduğunu gösteriyor. Buna rağmen çevreden gelen küfürlere ve olumsuz bakışlara maruz kaldık. Yine bundan birkaç gün önce kampta IŞİD bayrağı dalgalandırarak örgüte halen bağlı olduklarının mesajı verdiler. IŞİD düşüncesinin hâlâ devam ettiğini görebiliyoruz. Bu düşüncenin kamp içinde kendilerine uymayanları öldürmeye kadar gittiğini biliyoruz. Kampta ve Baghuz’da dikkatimi çeken diğer bir önemli nokta ise kadınların, erkeklere oranla hilafet düşüncesine çok daha bağlı ve çok daha radikal olabildiği bir durum mevcut…”

Mevcut kampı izin alarak gezdiğini belirtten Çiviroğlu, kampta yaşananlara ilişkin bazı iddiaları, kampı dolaştığı esnada sorduğunu ve iddialarla ilgili yetkililerin kendisine şu açıklamalarda bulunduğunu aktardı:

”Söz konusu iddialar kesinlikle doğru değil. Fakat gelen kişiler, YPG’nin olsun Asayiş’in olsun, askeri kıyafetler giyiyor. Fakat bildiğiniz gibi Hol Kampında durumlar karışık ve bir noktaya kadar tehlike de var. Rahat bir şekilde askeri kıyafetleri giyip YPG adına, Asayiş adına kadınları çıkarıyorlar.  Kaçış olmuş fakat çok fazla değil. Birkaç aile çıkmıştır belki. Kontrolümüzde olduğu için kolay kolay kaçamıyorlar. Kaçmak isteyenleri hemen engelliyoruz. Adımızı karalamak için böyle şeyler yapmak istediler. Başlık

“IŞİDli kadınların taciz ettiği iddiaları doğru değil

Gazeteciler Hol Kampı’na gittikleri zaman, bu kampın nasıl olduğunu biliyorsunuz, bazı kadınlar bizi karalamak istiyor ve bu tür şeyler söylüyorlar. Fakat biz kültür ve ahlakımızla tanınıyoruz. Asayiş’in herhangi bir tacizi gerçekleşmemiştir. YPG’yi ve Asayiş’i karalamak isteyenler, Özerk Yönetimi karalamak isteyenler bu tür şeyler yapıyorlar. Bizim düşman sayımız çok. Hol Kampı’ndan sonra bütün ülkelerden insanlar burada toplanmışlar. Bu tür şeyleri çok söylüyorlar, fakat doğru değil bunlar çünkü söz konusu iddialar gerçeği yansıtmıyor. Bu kadınlar bizi karalamak istiyor. Kendilerini kurtarmak için bu tür şeyler yapıyorlar. Bizi kötü bir şekilde göstermek isteyen gazeteciler aracığıyla yabancı ülkelerin dikkatini çekmek istiyorlar. IŞİD’e yardım etmek isteyen kimseler böyle şeyler yapıyorlar. Bizde taciz gibi bir durum söz konusu olamaz. Böyle bir şey yapan ya da düşünen kimse cezalandırılır. Kültür ve ahlakımızla tanınıyoruz, bizde olmaz böyle şeyler. Örnegin erkek Asayiş üyeleri çadıra girmiyorlar. Erkek Asayiş üyeleri dışarda nöbet tutuyorlar, kadın Asayiş üyeleri içerde nöbet tutuyor. Ayrı bir şekilde duruyor erkek ve kadın asayiş üyeleri. Erkek asayiş üyelerinin çadırlara girmesi yasak.m1IŞİD’lileirn kaldığı Al Hol Kampında IŞİD’li sempatizanların bıçakla yaraladığı asayış görevlisi | Mutlu Çiviroğlu

Biçaklama meselesi peki? Evet bıçaklama meselesi doğrudur. Büyük bıçaklar emniyetten dolayı yasaklanmış durumda. Kampta öldürme durumları oluyor. Bu tür tehlikeler var. Asayişten arkadaşlarımız kampta dolandıkları zaman bıçakla arkalarından saldırıyorlar. İntikam almak istiyorlar. Kadının çadırda öldürümesi meselesi doğrudur. Küçük kız çocuğunun meselesi de doğrudur. Oz nenesi o küçük kızı öldüren gruba yardımcı olmuş. Sebebi de küçük kız çocuğunun yüzünü açmak istemesi ve siyah giysilerden kurtulup renkli şeyler giymek istemesi. Onu kafir olarak gösterip öldürmüşler. IŞİD ideolojisinden çıkmak isteyen kadınları öldürmeyi, yakmayı, helal görüyorlar. Birkaç gun once öldürülen Endonezyali kadın da işkence ile öldürülmüş. Bir bıçak darbesiyle değil, soyuyorlar, ölene kadar dövüyorlar. Yüzünüü açmak isteyen küçük çocuğun da elini kırmışlar, kemiklerini kırmışlar ve o şekilde öldürmüşler. Kadınlar bayrak kaldırdı, siyah elbiseler giydiler ve toplandılar.

“Buradaki IŞİD’liler, Al Hol Kampı’nda İslam Devleti’ni kurmak istiyor”

m2Al Hol Kampı | Mutlu Çiviroğlu

IŞİD’e bağlılıklarını gösterdiler. Zaten her tarafta duyuldu bu. Birkaç gün önce gerçekleşti bu. Biz onların önünü kapatıyoruz, Rojava için tehlike oluşmasını engelliyoruz. Onların önü kapandığı için bize karşı bir şeyler yapmak istiyorlar. Hol Kamp’ında yaşanalar bir gazeteye, bir dergiye bir filme sığacak şeyler değil ama. Günlük olarak gördüğümüz ve uğraşmak zorunda kaldığımız şeyler. Kadınlar, Hol Kampında İslam Devleti kurmak istiyor ve biz de doğal olarak onları engelliyoruz. İmkanlarımız kısıtlı ve üzerimizde Türkiye gibi bir tehdit var. Türkiye, Afrin’e saldırdığı gibi, bize de Cizre’ye de saldırırsa, kamplardaki IŞİD’lilerin hepsi bize karşı baş kaldırır. Kadınlar kendileri bunu söylüyor, Türkiye ile birlikte hareket ediyoruz, diyorlar. Biz bunun için devletlere çağrıda bulunuyoruz, gelip vatandaşlarını alsınlar. Üzerimizdeki baskıyı azaltsınlar. Bir destekte bulunsunlar, bir şey yapsınlar ve bizi bu yükten kurtarsınlar. Devletler kendi vatandaşlarını bir yük olarak bizi bırakmış ve onları korumamızı istiyorlar. ‘Onları koruyup kollayacaksın, onları besleyeceksin, onları tedavi edeceksin, bize saldırsınlar ve biz de cevap vermeyelim?’ Özerk Yönetim neye tahammül etsin, neye etmesin? Bu kadınlar kaldıkları sürece ideolojileri kuvvetlenecek ve DAIŞ bir daha dönecek. Zaten kadınlar IŞİD’in bir kez daha döneceğini söylüyor. Çocuklarını eğitip bize saldırtacaklarını söylüyorlar. Çocuklar IŞİD ideolojisiyle büyütülüyor. Bu şekilde anneleri ve babaları gibi olacaklar. Bunun için devletlere çağrımız bir an önce gelip vatandaşlarını almaları ve orada yargılamalarıdır. Kadınlar her an arkadaşlarımıza saldırıyor, küfür ediyor, bıçak saplıyorlar. Bunlar her gün yaşanıyor.  IŞİD cephelerde bitti, bu doğru fakat felsefe olarak, ideoloji olarak hala Rojava’da çok. Kamplarda ve hapislerde bu ideolojiden çok kişi var. Sadece cephede değil, kamplarda, hapislerde de IŞİD’e karşı mücadele yürütüyoruz ve bu ideolojiyi bitirmek istiyoruz.  IŞİD’e desteğin Türkiye üzerinden geldiğini biliyoruz. Avrupa’dan gelenler Türkiye üzerinden DAIŞ’e katıldılar. Bundan daha büyük tehlike olabilir mi? Kadınlar da bizi Türkiye ile tehdit ediyor, Türkiye’ye yardım edeceklerini söylüyorlar. Eğer Afrin’e saldırdıkları gibi saldırırlarsa Rojava DAIŞ olur ve diğer dış ülkeler için de tehdit oluşur.”

Oluşacak uluslararası bir mahkemede IŞİD’lilerin aileleri de yargılama kapsamında olacaklar mı? Kamp içerisinde IŞİD’li veya ailelerinden konuştuklarınız oldu mu? “İslam Devleti” hakkında ne düşünüyorlar, beklentileri nedir, yaşamlarına dair kodları nelerdir. Vatandaşı oldukları ülkelerde mi yoksa orada kurulacak uluslararası bir mahkemede mi yargılanmak istiyorlar?

Kamp içerisinde kurulan pazar tezgahları | Mutlu Çiviroğlu

Mutlu Çiviroğlu | Şöyle bir durumun görülmesi lazım, bu kadınlar Baghuz’dan geldi. Baghuz, IŞİD’e inanan savaşçıların ve ailelerinin son âna kadar kaldığı bir yer. Bu insanlar IŞİD’in çekirdek yapısını oluşturuyor. Bu kadınların sergiledikleri tavır, çok net bir şekilde seçim yaptıklarının göstergesi. Pişman olmadıklarını, bilinçli olarak katıldıklarını, IŞİD’e ve Bağdadi`ye bağlı olduklarını, bu kampta bulunmayıp da IŞİD bölgesinde yaşamak istediklerini pek çok kez dile getirdiler. Bu sebeple uluslararası bir mahkemede yargılanmaları gerekiyor, suçlarının cezasını çekmeleri gerekiyor. Yetkililerin söyledikleri de bu. Kadınlar ve çocuklar kendi ülkeleri tarafından alınıp yargılanmalı  ve rehabilitasyon desteği almalı… Ama uluslararası mahkeme konusu daha çok erkek savaşçılar üzerinden tartışılıyor. Kamptaki çocukların anneleri tarafından örgütlenmesi, IŞİD zihniyetiyle büyütülmesi çok büyük bir tehlike. Birleşmiş Milletler’in (BM) rapora göre 70,097 kişi yani 19,824 hane bu kampta kalıyor. Kürtler hem ekonomi hem de güvenlik açısından kampı kontrol etmekte zorlanıyor. Kampta, Kürtlere yönelik bir takım propagandalar yapılıyor; cinsel taciz, para karşılığı kadınların kamptan kaçmalarına göz yumulması gibi birçok şey olduğuna dair iddialar ortaya atılmıştı. Ben Türkiyeli, Hollandalı, Belçikalı, Azeri ve Tacik birçok kadın ile konuştum ama hiçbiri bu durumu dile getirmedi. Kürtlerin bu konudaki hassasiyeti ve ciddiyeti de bilinmekte. Kampta bir süre önce çarşı iznine çıkan bazı kadınların geri dönmemesi üzerine kamptan çıkışlar yasaklanmış durumda. Bu olayın ardından kampın içinde pazar kurulduğu ve kampta kalanların alışverişini buradan yaptıkları kamp yetkilileri tarafından dile getirildi.

Koridor meselesini üç başlık altında tek soru gibi sorayım.

a) Özerk yönetim ne düşünüyor, koalisyon güçleri ile yapılan ortaklaşmada neler konuşulmuş, hem fikir oldukları bir konu var mı?

b) Uluslararası koalisyondan yetkililer ile koridor meselesini konuşabildiniz mi? Askeri açıdan ne düşünüyorlar?

c) Ayrıca Türkiye’nin 30 km içerde olacak şekilde bir talebi var. Bu talebe ilişkin orada bulunan Uluslararası koalisyon ne düşünüyor?

m3ABD Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey ile SDG yetkisi Mazlum Kobani

“Koridor meselesinde, ABD Türkiye’ye değil de, Kürtlerle daha hemfikir”

Mutlu Çiviroğlu: Güvenlik ve tampon bölge konusunda Türkiye ve ABD’nin birbirine uzak durduğu, Kürtler ile Amerika’nın hemfikir olduğu söylenebilir. Bu da YPG`nin sınırın 5 kilometre ötesinde bulunmasını kapsamakta.  Tampon bölge de  Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Ezidilerin ve orada bulunan halkın kendisini dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı koruması anlamına geliyor. Son dönemde Türkiye’den gelen açıklamalar da bu kaygıları arttırmış durumda. Tarafların tampon bölgeye bakış açısı çok farklı, bu yüzden nasıl bir çözüm bulunacağı daha belirsiz. Özellikle Afrin’de meydana gelen cinayet, işkence, tecavüz, rehin alma, talan etme gibi birçok olayın raporlara yansıması, diğer bölgelerde yaşayan insanları da tedirgin etmiş durumda. Bu sebeple Kürtler  tampon bölgenin kurulması ve güvenliğin sağlanması konusunda ısrarcı. Paragraf

Koridor meselesi ve Türkiyenin tehditleri ile ilgili Jeffrey’in SDG ile Türkiye arasında arabuluculuk yaptığı iddiaları doğru mu? Arabuluculuk yapıldıysa “Türkiye neler söylemiş, hangi şartları öne sürmüş, SDG’nin buna yönelik cevabı neler olmuş?.” Arabuluculuk varsa ne durumda seyrediyor. Türkiye bir dönemde Özerk Yönetimi tehdit etmiyordu ve S-400’lerin alımından sonra Türkiye tekradan Menbiç ve Kuzey Suriye’ye yönelik tehdit dozunu arttırdı. Arabuluculuğun iyi gitmediğine bağlayabilir miyiz?

m4Reuters -Arşiv

“Arabuluculuk değil de, ABD hem SDG, hem de Türkiye ile görüşüyor”

Mutlu Çiviroğlu | ABD’nin arabulucu olduğunu sanmıyorum. ABD Türkiye ile müttefik, SDG ile işbirliği içinde. Hem Türkiye ile hem de Kürtler ile görüşebiliyor. Arabulucu olarak iki tarafın da bir noktada mutabık olması gerekiyor ama benim gözlemlediğim ABD daha çok Türkiye’nin agresif tutumunu yatıştırmayı amaçlıyor. ABD, Rojava’dan gelebilecek bir tehlike olmadığını görüyor; kendi askerleri, cihazları, radarları orada, ve askerleri sınır devriyelerinde yer almakta. Bütün bunların bir diğer var oluş sebebi de olası bir Türkiye saldırısının önüne geçmek. Ayrıca sizin de belirttiğiniz gibi, bölgedeki gerginlik  S-400’leri kısmen unutturmak için bilinçli olarak tekrar tırmandırılmış durumda. ABD’li demokratların ve cumhuriyetçilerin Türkiye’ye karşı çok büyük tepkileri var. Trump`ın isteksiz olduğu basına da yansıdı. Suriye’deki durumun tırmandırılması S-400’ler için Türkiye’de biraz daha yer açmış durumda, bu da zaten bilinçli olarak yapıldı.

Türkiye ile ABD arasında Rojava konusundaki en büyük tartışma, ABD’nin SDG/YPG’yi bölgede işbirliği için güvenilir bir aktör olarak görmesi.  Türkiye ise Kürt güçlerini bir tehlike görüyor. Bu durumda iki tarafın  mutabık olmasını zorlaştırıyor.  Öte yandan Türkiye, Rojava konusunu tırmandırarak ABD’nin taviz vermesini sağlamak niyetinde… | iznews agency

 

U.S. IS IN BUSINESS WITH SYRIA’S ASSAD—WHETHER DONALD TRUMP LIKES IT OR NOT

BY TOM O’CONNOR

us, oil, business, syria, trump, assad
Syrian government forces stand at the entrance of the Rasafa oil pumping station after taking it from ISIS, on July 9, 2017. The site is situated southwest of the city of Raqqa, where ISIS would be driven out by the Syrian Democratic Forces months later.GEORGE OURFALIAN/AFP/GETTY IMAGES

The United States’ primary allies in Syria have supplied oil to Damascus, despite the government being sanctioned by Washington.

The Syrian government, led by President Bashar al-Assad, and the Kurdish forces that comprise the majority of the Pentagon-backed Syrian Democratic Forces have long maintained a working relationship despite vast political differences before and after a 2011 rebel and jihadi uprising that has threatened both of their livelihoods. As the two factions emerge as the most influential forces on the ground, their ongoing ties are receiving new attention.

The dialogue between the Syrian government and Syrian Democratic Forces has centered on the former’s need for oil from resource-rich regions held by the latter, which has demanded greater autonomy. U.S. plans to withdraw from the conflict following the virtual defeat of the Islamic State militant group (ISIS), however, have expedited Kurdish desires to be on good terms with Damascus.

Reporting by Turkey’s official Anadolu Agency and Daily Sabah newspaper cited local sources Thursday as saying that a new deal had been reached to allow the People’s Protection Units (YPG)—the leading faction of the Syrian Democratic Forces—to more quickly transport oil via new pipelines being built under the government-held, eastern city of Deir Ezzor.

GettyImages-953334514
Members of the Syrian Democratic Forces and U.S. soldiers (left) gather at the Al-Tanak oil field as they prepare to relaunch a military campaign against ISIS near Al-Bukamal, which is under government control, along with Deir Ezzor city, on May 1, 2018. The United States’ primary allies in Syria have supplied oil to Damascus, despite the government being sanctioned by Washington.DELIL SOULEIMAN/AFP/GETTY IMAGES

The sources claimed that companies operating under government control had already begun laying pipes near Al-Shuhayl, a town off the western bank of the Euphrates River that divides the separate anti-ISIS campaigns waged by the Syrian government in the west and the Syrian Democratic Forces. The deal was reportedly the result of an agreement made during talks last July when the two sides agreed to share production profits.

The day after the Turkish report was published, The Wall Street Journal published its own piece citing a person familiar with U.S. intelligence and a tanker driver transporting oil in elaborating on the arrangement. The article found that oil tankers were traveling near daily to transport oil to the Qatarji Group, a firm hit by U.S. sanctions in September due to its alleged involvement in facilitating oil deals between the government and ISIS.

The official U.S. military mission in Syria was limited to defeating ISIS, but Washington and its regional allies previously intervened in the country via support for insurgents attempting to overthrow Assad, whom they accused of human rights abuses. The U.S. began targeting ISIS as it overtook half of both Iraq and Syria in 2014 and teamed up with the Syrian Democratic Forces the following year, just as Russia intervened on Assad’s behalf.

Since Moscow stepped in, the Syrian military and pro-government militias—some of which were Iran-backed Shiite Muslim paramilitary groups mobilized from across the region—have retaken much of the nation, leaving only the northwestern Idlib province in the hands of the Islamist-led opposition now primarily sponsored by Turkey, and roughly a third of the country under the Syrian Democratic Forces’ control in the north and east.

The Syrian Democratic Forces’ share includes most of the nation’s oil resources, which produced up to 350,000 barrels per day prior to the war before dwindling to about 25,000, according to current estimates, while the government still controls the nation’s oil refineries. The successful Syrian Democratic Forces campaign to retake the oil and gas fields from ISIS helped to starve the jihadis of their black market revenue. Now Damascus is in dire need of this income to establish an economy stable enough to capitalize on successive military victories.

GettyImages-811357670
Syrian government forces stand at the entrance of the Rasafa oil pumping station after taking it from ISIS, on July 9, 2017. The site is situated southwest of the city of Raqqa, where ISIS would be driven out by the Syrian Democratic Forces months later.GEORGE OURFALIAN/AFP/GETTY IMAGES

This has led to a number of profit-sharing agreements, extending back to at least 2017, as Damascus continued to pay the salaries of workers in Kurdish-held cities and talks expanded last year to include the Syrian government potentially retaking control of certain facilities such as the Al-Tabqa dam near the northern city of Raqqa. In return, the Syrian Democratic Forces have pushed for wider recognition of the country’s significant Kurdish minority and for greater self-rule. More than anything, however, the militia has now sought the Syrian government’s protection against a common enemy.

Turkey, a fellow U.S. ally, considers the YPG to be a terrorist organization due to suspected ties to a Kurdish separatist insurgency at home. With President Donald Trump planning to soon withdraw from Syria, many Kurdish fighters have expressed fears that their protective umbrella would close. Pro-government groups, too, have clashed with the Syrian Democratic Forces in apparent attempts to seize oil and gas infrastructure, which—along with the rest of the country—Assad has vowed to reclaim through diplomacy or force.

Though Trump has vowed to protect the Kurds in the event of a U.S. exit, he also accused them last month of “selling the small oil that they have to Iran,” even though “we asked them not to”—a charge denied by leading Syrian Kurdish politician Salih Muslim in an interview with journalist Mutlu Civiroglu. Like Syria, Iran was subject to extensive sanctions by Washington, restricting its ability to market oil internationally.

Iran has, however, sent up to 10,000 barrels per day to Syria, as estimated by TankerTrackers.com and reported by The Wall Street Journal, furthering both countries’ economic interests in a development that has prompted anxieties among Arab states feeling increasingly sidelined by Tehran. As the Syrian Democratic Forces rushed to repair relations with Damascus, a number of Arab League states have also begun to repair ties gradually in hopes of steering Syria away from Iran.

https://www.newsweek.com/us-oil-business-syria-trump-assad-1325018

 

 

 

Why Turkey is building a wall around Syria’s Afrin

Last month, Turkey quietly began building a wall around the northeastern Syrian Kurdish enclave of Afrin, which it has occupied since early 2018. Amid increased attacks on its soldiers and Syrian militiamen proxies in the enclave, one purpose of the wall is to provide additional security.

Yet there are fears the wall could be a major step by Turkey to annex Afrin and prevent the return of the tens of thousands of Kurds who had to leave their homes there as a result of the Turkish invasion.

“Sources on the ground in Afrin see this as another step of Turkey’s annexation of Afrin into its own borders,” said Mutlu Çiviroğlu, a Syria and Kurdish affairs analyst. “Since last year Afrin has been controlled by Turkey and its Syrian proxies. The civilian affairs are run by Turkey’s Hatay Governorate.”

Çiviroğlu also pointed out that the wall cuts Afrin off from the rest of Syria, in particular areas around the nearby city of Tal Rifaat, where well over 100,000 of Afrin’s displaced are currently living. This may indicate that one of Turkey’s primary aims is to prevent these Kurds from returning and reclaiming their homes.

“Locals are worried that this wall is another step by Turkey to annex Afrin,” he said. “At the same time they expect the Syrian government to give a tougher reaction, but so far we haven’t seen that.”

Çiviroğlu also pointed out that “some other sources say that this wall is designed to prevent the increased number of Afrin Liberation Forces (HRE) attacks, which have recently afflicted serious losses on Turkish soldiers and Turkish-backed forces in Afrin.”

The HRE – the Afrin branch of the Syrian Kurdish People’s Protection Units (YPG) – has targeted Turkish troops and Turkish-backed forces in both Afrin and the town of Azaz, which is part of the Syrian territories Turkey captured from Islamic State (ISIS) in its 2016-17 Euphrates Shield operation. Ankara invariably responds to these attacks by firing artillery at alleged HRE targets in the Tal Rifaat area.

Professor Joshua Landis, head of the Middle East Studies Department at the University of Oklahoma, said Turkey’s wall serves several purposes.

“The cement wall around Afrin represents a visual reminder of Turkish control,” he said. “It is meant to indicate to both inhabitants of Afrin and the world that the border is permanent; Ankara is serious about staying in north Syria. On a more practical level, the wall provides security against insurgents and those who seek to return Afrin to Kurdish control and expel the Turks and Arab militias.”

Notably, the Syrian and Russian governments have not severely criticised Turkey for this action, indicating there is some acquiescence on their part.

“There is a perception among the Syrian Kurds, activists and journalists, that Russia is trying to appease Turkey on this matter so the deal to sell Ankara S-400 missiles is finalised and Moscow gets what it wants in Syria’s Idlib province,” said Çiviroğlu.

At an April 29 press conference, Russian Foreign Minister Sergei Lavrov said he was unaware of the project.

“To be honest, I have never heard anything about a wall around Afrin,” he said. “But I proceed from the fact that the Turkish leadership was adamant in confirming a number of times that Turkey’s anti-terrorist activities in Syrian territory are temporary.”

Syrian Deputy Foreign Minister Faisal Mikdad recently reaffirmed Damascus’s opposition to Turkey’s military presence in Syria and reiterated the government’s determination “to liberate every inch of Syrian territory”, but did not mention the new wall in Afrin.

“The Syrian and Russian governments have been silent about this latest Turkish provocation because they are busy pushing north from Hama against HTS and Turkish control in the Idlib enclave,” Landis said, referring to the jihadist group Hayat Tahrir al-Sham, which controls parts of the northern Syrian province.

He pointed out that there have been suggestions “that Turkey and Russia have come to an agreement in which Turkey will be allowed to extend its control over the north Aleppo in exchange for Syria extending its control over Idlib.”

“While the Turks push south against the Kurds, the Syrians will push north against Arab rebels,” said Landis.

Landis concluded by pointing out that there is some possibility that Damascus “may also be reluctant to stand up for the Kurds in north Aleppo province as a form of revenge against the Kurds of Rojava [Syrian Kurdistan] who have asked for a permanent American presence in northeast Syria.”

Güney Yıldız, a non-resident scholar at the Middle East Institute, thinks the walls main purpose has more to do with security than any long-term Turkish plan to annex the enclave or permanently alter its demographics.

“I think the primary purpose of the wall is to prevent the ongoing YPG – or HRE as the YPG in Afrin calls them – attacks in Afrin,” Yıldız said. “The attacks have increased in the last few weeks and Kurdish officials indicate that they will intensify their attacks during the summer.”

“Cementing demographic changes or annexing Afrin to the Turkish territory doesn’t necessarily require constructing a wall,” he said. “Having said that, I believe that Afrin will be the last place Turkey will withdraw from in Syria.”

Yıldız noted that Turkish officials value the country’s continued occupation of Afrin more than its occupation of the other, much larger, northwestern territories Turkey captured from the Islamic State in the aforementioned Euphrates Shield operation.

“For Turkish officials, agreeing to give back Al-Bab, Jarablus or Azaz or working with Russia to return Idlib back to the regime control is more preferable than ceding control in Afrin,” Yıldız said. “Turkey wants to keep the Kurds as far away from the Mediterranean as possible.”

https://ahvalnews.com/syrian-war/why-turkey-building-wall-around-syrias-afrin

Svjedok propasti ISIL-a: Na njihovim licima nisam vidio kajanje

 

Novinar Mutlu Civiroglu je tri sedmice svjedočio borbama za posljednje uporište ISIL-a u Siriji. Pogledajte intervju u kojem govori o Bosancima koje je tamo sreo, ali i o trenutku kada su pucali na njega – što se vidi i na snimcima koje objavljujemo.

https://ba.voanews.com/a/svjedok-propasti-isil-a-na-njihovim-licima-nisam-vidio-kajanje/4889063.html