Çiviroğlu: Biden yönetimiyle Türkiye’ye açık çek siyaseti son buldu


img

İSTANBUL – ABD Başkanı Joe Biden yönetimiyle Türkiye’ye karşı açık çek siyasetinin sonlandığını belirten gazeteci Mutlu Çiviroğlu, müttefiklik ruhuna uygun davranmayan Türkiye’yi zor günlerin beklediğini söyledi. Donald Trump yönetiminden koltuğu devralıp 20 Ocak’ta göreve başlayan ABD’nin 46’ncı Başkanı Joe Biden’ın Türkiye’ye yönelik politikaları, yapılan açıklamalar ve takınılan tavırlarla giderek belirginleşiyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Trump ikilisi arasındaki kişisel ilişki tarzını bitiren Biden, pek çok ülke lideriyle görüşme yapmasına rağmen halen Erdoğan ile görüşmedi. 

SENATÖRLERİN MEKTUBU  Öte yanan Biden yönetimiyle birlikte HDP eski Eş Genel Başkanı Selehattin Demirtaş ve iş insanı Osman Kavala’nın tutukluluğu ile ilgili gelişmeler, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine yönelik tutuklama ve baskılara son verilmesi çağrıları da yapılırken, Cumhuriyetçi ve Demokrat 54 Senatörün, Erdoğan’ın içeride ve dışarıda muhalifleri bastıran “otoriter gidişatına dur denilmesi” için Biden’e yazdığı mektup da geniş yankı buldu. 

AKAR’IN ÖNERİSİ KARŞILIK BULMADI  Aynı zamanda Türkiye’yi en çok zorlayacak meselelerden biri olan S-400’lere ilişkin Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Suriye’de Kürtlere desteğin kesilmesine karşı “Girit” modeli önerisi ise ABD’de karşılık bulmadı. Biden’ın Türkiye’ye yönelik politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Amerika’da yaşayan gazeteci Mutlu Çiviroğlu, Erdoğan’a olan tepkinin yanı sıra Amerika’da kamuoyundan yöneticilere kadar pek çok kesimde Kürtlere yönelik oluşan sempatinin, Kürtler için önemli fırsatlar yaratabileceğine dikkat çekti.  

ERDOĞAN’A DOKUNMAMA SİYASETİ  Çiviroğlu, Biden ve yönetimiyle birlikte Trump döneminde etkisiz duruma getirilen Dışişleri Bakanlığı ve Büyükelçiliğin aktifleştirileceğini, Erdoğan-Trump ikilisine dayanan ikili ilişkinin yerini kurumsal ilişkilerin alacağını belirtti. Erdoğan’ın ikili ilişki tarzından çok faydalandığı ve isteklerini Trump’a kabul ettirdiği yönünde yaygın bir görüş olduğunu dile getiren Çiviroğlu, “Biden ile birlikte bunlar son buldu. Biden birçok lider ile görüşmesine rağmen halen Erdoğan ile görüşmedi. Yansıyan bilgilere göre; Erdoğan’ın çabaları olmuş ama görüşme kabul edilmemiş. Bu da Biden’in daha önce belirttiği, Erdoğan’ı birçok sorunun sorumlusu gören bakış açısının yansıması. Bu durum Washington’da Biden’in ‘Erdoğan’a dokunulmazlık siyasetine son vermesi’ olarak yorumlanıyor” diye konuştu. 

KÜRTLER İÇİN FIRSAT Yeni yönetimin Kürt sorununa olası yaklaşımını değerlendiren Çiviroğlu, hem Biden’ın hem de yeni yönetimin Kürtlere yönelik sempatisi olduğuna işaret etti. Çiviroğlu, Biden’ın 40 yıla yakın bir süre Senatörlük yaptığını, Kürtleri tanıyan, Kürt liderlerle görüşmeler gerçekleştiren, Federe Kürdistan Bölgesi’ni ziyaret eden bir isim olduğunu aktardı. Biden’in, Trump’ın Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nden çekilme kararına çok sert tepki verdiğini hatırlatan Çiviroğlu, “Biden Kürtlere vefasızlık yapıldığı, Kürtlerin Türkiye’nin insafına bırakıldığı şeklinde açıklama yapmış bir siyasetçi. Amerika basınında da Kürtleri en iyi tanıyan başkan olarak adlandırılıyor. Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ve Kuzey Afrika ve Ortadoğu Koordinatörlüğü, Başkan Yardımcılığı gibi önemli yerlere Kürtleri iyi tanıyan isimler atandı. Bunları bir araya getirdiğimizde Kürtler lehine gelişebilecek bir potansiyel olduğu görülüyor. Bunu söylerken, tabi Kürtlerin nasıl bir siyaset yürüteceği de belirleyici olacak. Biden’ın Erdoğan’a karşı sert bakış açısı ve Kürtlere sempatisi Kürtler lehine bir potansiyel oluşturuyor” diye anlattı.

 KÜRTLER NE YAPACAK? Çiviroğlu, Kürtlerin devlet olmayan bir güç olduğunu ve ABD’nin ilişkilerini merkezi devlet güçleriyle geliştirdiğini belirterek, Türkiye’nin ABD’nin bir müttefiki olduğunun unutulmaması gerektiğini söyledi. Kürtlere yönelik sempatinin ya da Erdoğan’a kızgınlığın ABD’nin Türkiye’yi yok sayacağı veya vazgeçeceği anlamını taşımayacağını dile getiren Çiviroğlu, yeni denklemde HDP, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ve diğer parçalardaki Kürt parti ve liderlerin geliştirecekleri ilişkilerin önemine değindi.  

BÜYÜK AĞABEY ROLÜNE DÖNÜŞ Biden yönetiminin önceki dönemlerde olduğu gibi Trump’tan farklı olarak uluslararası ilişkilere ve global role ağırlık vereceğine işaret eden Çiviroğlu, “Bu da Amerika’nın müttefikleriyle daha sıcak bir ilişki içerisinde olması, uluslararası alanda askeri, siyasi, diplomatik rolüne dönüş yapması, ikinci dünya savaşı sonrası kazandığı batı dünyasının büyük ağabeyi rolüne dönüş yapması demek. Bu bağlamda yeni yönetim dünyada yaşananlara çok güçlü tepki verecektir. Rusya’da Navalny’nin tutuklanması ve Myanmar’da askeri cuntanın yaptığı darbeye verilen anlık tepkiler görülüyor. Aynı zamanda Demirtaş ve Kavala ile ilgili açıklamalar yapıldı. Bu, ABD’nin dış siyasetteki aktif tavrını göreceğimizin işareti” dedi. 

DIŞ SİYASETTE AKTİF DÖNEM Biden’nin uluslararası siyasette ilişkilere önem vereceği, müttefikliklerini destekleyeceğini ve müttefiklik ruhuna aykırı davrananları da yaptırımlara tabi tutacağını söyleyen Çiviroğlu, “O nedenle Türkiye konusunda da çok ciddi tepkiler verileceği öngörülüyor. Zaten devir teslim, kongre sorunları, Trump’ın ikinci kez azledilme mahkemesi gibi durumları düşündüğümüzde, hükümet henüz doğru dürüst çalışmaya başlamamışken bile verilen tepkiler gelecekteki bakış açısını ortaya koyuyor. Son birkaç yılda dünyada gelişen otoriter rejimlerin biraz da Amerika’nın uluslararası arenada olmamasından kaynaklandığı görüşü hakim. Bu nedenle kendi rolünü oynayarak demokratikleşme çabalarını da destekleyecek” ifadelerini kullandı. 

SENATÖRLERİN TÜRKİYE MEKTUBU Bir süre önce Demokrat ve Cumhuriyetçi 54 Senatörün Türkiye’ye ilişkin Biden’a gönderdiği mektubu hatırlatan Çiviroğlu, “Mektupta Biden’dan Türkiye’deki anti-demokratik uygulamalara tepki göstermesi, insan hakları, barış gibi kavramları öne çıkarması, cezaevinde bulunan binlerce insanın salıverilmesi gibi talepler dile getiriliyor. Suriyeli Kürtlere saldırıların da eleştirildiği ve S400’lerin çok büyük bir yanlış olduğu vurgulanıyor. Zaten Biden ve yönetiminin tepki vereceğini görebiliyoruz. Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve Boğaziçi Üniversitesi protestolarına gösterilen tepkiler bunu gösteriyor. Kongre’de, kamuoyunda ve buradaki düşünce kuruluşları son yıllarda Türkiye’ye karşı çok sert bir bakış açısı var. Türkiye’nin müttefiklik ruhuna uygun davranmadığı, son yıllarda bölgedeki istikrarsızlığın temel unsurlarından olduğu vurgusu sıkça yapılıyor” diye belirtti. 

AÇIK ÇEK SİYASETİ SONLANDIRILDI Çiviroğlu, mektubun Demokrat ve Cumhuriyetçi senatörler tarafından ortak bir şekilde gönderilmesinin Biden’ın işini kolaylaştıracağı değerlendirmesinde bulunarak, şunları söyledi: “Kongre’nin her iki partisinin senatörleriyle bu girişimleri yapması, Biden ve yönetiminin işini daha da kolaylaştıracaktır. Bu bağlamda önümüzdeki dönemlerde Türkiye’yi daha zor bir dönemin beklediğini görebiliyoruz. Özellikle S-400 ve Suriyeli Kürtlere yönelik politikalarının yarattığı rahatsızlık bağlamında sıkıntılı bir dönem geçireceğini söyleyebiliriz. Çünkü yeni hükümet, Türkiye’ye karşı açık çek siyasetini sonlandırdı. Washinton’da Türkiye’nin yürüttüğü siyaset için Erdoğan’ın cezalandırılması gerektiği çok ciddi şekilde dillendiriliyor.” 

S-400 VE KÜRT ÇIKMAZI Türkiye’nin S-400 füze sistemine ilişkin ABD’nin Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürtlere desteğini çekmesi karşılığında “Girit” modeli önerisine değinen Çiviroğlu, ABD’nin NATO üyesi bir ülkenin S-400 sistemini kullanmasını kabul etmeyeceğini, bu bağlamda ara formüllere yanaşmayacağı değerlendirmesinde bulundu. S-400’lerin ABD silahlarına karşı büyük bir tehlike olarak görüldüğünün altını çizen Çiviroğlu, “Türkiye daha ağır yaptırımlarla karşı karşıya gelebilir. Bu yüzden Türkiye’nin de birtakım arayışlar içerisinde olduğu görülüyor ama ara bir formül olması zor gibi. Bu da S-400’lerin elden çıkarılması, başka bir ülkeye satılması ya da depolarda bırakılması gibi bir duruma denk geliyor. S-400’ler ile Girit modelindeki S-300’lerin durumunun çok farklı olduğu Amerika basınında çok dillendiriliyor. S-400’lerin kapasitesinin kıyaslanamayacak kadar güçlü olduğu, bu nedenle de NATO sistemleri ve Amerika silahlarına yaratacağı riskin çok olacağı, bu şekilde bir karşılaştırmanın olmayacağı dilendiriliyor. Bu yüzden neler olacağı Türkiye’nin nasıl bir tutum alacağına bakıyor. Ama Türkiye’nin mevcut tavrını sürdürmesi durumunda ciddi sorunlarla karşılaşılacağını da söylemek lazım” şeklinde konuştu. 

KÜRT PAZARLIĞI  Çiviroğlu, Türkiye’nin S-400’lere karşılık ABD’nin Suriye’de Kürtlere desteğini kesme formülünün kabul görmeyeceğinin altını çizerek, özellikle Kobanê süreciyle birlikte Amerika’da Kürtlere yönelik güçlü bir sempatinin oluştuğuna dikkat çekti. Bu durumu “Amerika’da var olan doğal Kürt lobisi” olarak tanımayan Çiviroğlu, Başkan Biden, Başkan Yardımcısı Kamala Harris, Kongre’nin büyük çoğunluğu ve Amerika kamuoyunun Trump’un Suriye’den çekilme kararına tepkilerini anımsattı. Amerika gibi kutuplaşmış bir toplumda her iki partinin ya da kamuoyunun üzerinde nadir olarak anlaşabildikleri konulardan birinin Kürtlerin durumu olduğunu ifade eden Çiviroğlu, “Bu nedenle Amerika’nın Türkiye ile ilişkisi doğrultusunda Kürtlerle ilişkisini keseceğini ve yalnız bırakacağını düşünmüyorum. Trump zamanında bile o kadar şeye rağmen Amerikan kamuoyu Trump’a geri adım attırdı” dedi. 

KARŞILIKSIZ ARGÜMANLAR Kobanê süreciyle Amerika’nın Kürtlere bakışının değişmesinin yanı sıra yeni bir durumun da ortaya çıktığına işaret eden Çiviroğlu, “Rojava’da kendi uzmanları var, kendi güçleri var. Rojava ile ilgili bilgileri direkt oradaki güçlerinden alıyorlar. Yani Türkiye’nin gözüyle değil. Belki 5 sene, 10 sene önce Türkiye’nin argümanları çok daha karşılık buluyordu ama şu anda öyle değil. O nedenle Türkiye istiyor diye Amerika’nın böyle bir şey yapabileceği beklentisi yok. Dünya devletleri ve Amerika, Kürtleri Türkiye’nin gördüğü gibi görmüyor. YPG’yi, YPJ’yi, SDG’yi, Rojava’daki özerk yapılanmayı tehlike olarak görmüyor. Özellikle Suriye Kürtleri bağlamında Türkiye’nin argümanlarının karşılık bulmadığını söylemek lazım” belirlemesinde bulundu. MA / İdris Sayılğan

http://mezopotamyaajansi27.com/tum-haberler/content/view/125274

Mutlu Çiviroğlu: ABD, tarihindeki en önemli seçime hazırlanıyor

Ruken Hatun Turhallı
BasNews – ABD’nin 3 Kasım 2020 seçimleri dünya siyasetini etkilemesi bakımından bütün kesimler tarafından ilgiyle takip ediliyor.
Seçimlerde, Demokratların adayı Joe Biden’ın mı yoksa mevcut Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump’ın mı seçileceği konusu ABD’nin iç ve dış siyasetinin şekillenmesi bakımından önemini koruyor.
Kürtler de ABD siyasetinin doğuracağı etkilerinden en fazla etkilenen halk olma bakımından bu seçime odaklanmış durumda. Donald Trump’ın Irak ve Suriye politikasızlığı nedeniyle Kürdistan Bölgesi ve Rojava Kürdistanı oldukça olumsuz etkileri oldu. Bu nedenle Kürtler çok ağır bedeller ödemek zorunda kaldı.
VOA’dan deneyimli gazeteci ve analizci Mutlu Çiviroğlu ile 8 Kasım 2016 yılı seçimlerinin 3 Kasım 2020 seçimlerinden farkını, adayların başarma şansını, ABD kamuoyunun beklentilerini, ABD seçimlerinin dünya, Ortadoğu ve Kürtlere etkisini konuştuk.
ABD’deki 3 Kasım 2016 seçimleri ile 3 Kasım 2020 seçimleri arasında ne gibi benzer ve farklı durumlar söz konusu?
8 Kasım 2016 seçimlerinde ABD tarihinde ilk kez bir kadın başkan adayı oldu. Bu seçimde ikinci defa bir kadın başkan yardımcı adayı olacak. Yine ilk kez hem siyahi hem göçmen olan birisi başkan yardımcısı adayı oluyor. Bunların dışında ABD’deki birçok siyasi gözlemciye göre bu seçim ABD tarihindeki en önemli seçimlerden birisi olacak. Çünkü buradaki en önemli husus Başkan Trump ve ekibi devam edecek mi, etmeyecek mi? Yine adayların her ikisi de ileri yaşta insanlar. Hem Trump’ın hem de Biden’in yaşları epey ileride. Dolayısıyla seçilecek başkan ABD tarihindeki en yaşlı başkanı olacak.

“ABD’de seçimler konusunda anket şirketleri de dahil uzman analistler temkinli yorumlarda bulunuyorlar”
8 Kasım 2016 seçimlerinde Trump bütün anketlerin aksine başkan seçildi. Son ana kadar Hillary Clinton’un seçileceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Ama sonuç herkesi yanılttı. Şimdiki anketlerde de her ne kadar Biden önde görünüyorsa da netleşmiş hiçbir şey yok. Anket şirketleri de dahil uzman analistler temkinli yorumlarda bulunuyorlar. Adeta sütten dili yanan, yoğurdu üfleyerek yer misali. 2016’da sütten dili yananların sayısı epeydi. Şu an genel anlamda ele aldığımızda bir belirsizliğin söz konusu olduğunu söyleyebilirim.
“Yapılan anketlerin büyük çoğunluğunda Biden yüzde 5 ile 10 arasında değişen bir farkla önde görülüyor”
Yapılan anketlerin büyük çoğunluğunda Biden önde görülüyor. Yüzde 5 ile 10 arasında değişen bir fark olduğu belirtiliyor. Ama işte ABD seçim sisteminin çoğunlukla hiçbir alakası olmadığı için oy sayısı ne kadar fazla olursa olsun kazandığın delege sayısı eksik olduğunda seçimi kaybediyorsun. Yakın seçimde Hillary Clinton, Trump’tan çok fazla oy aldı ama kazanan delege sayısı az olduğu için başkanlığı kaybetti. Ve ABD’de var olan eyaletlerde kırmızı eyaletler Cumhuriyetçileri simgelerken, mavi Demokratları simgeliyor.
“ABD seçimlerinde pembe eyaletler sonucu belirliyor”
Seçim savaş alanı olarak kabul edilen 10 civarındaki pembe eyalet ise ABD’deki seçim sonuçlarını belirliyorlar. Bu pembe eyaletler içerisinde en belirleyici olanı da Florida eyaleti. ABD seçim sistemindeki diğer önemli bir fark, diyelim ki siz herhangi bir eyalette tek bir oyla farkla bile kazandıysanız oradaki bütün delegeleri siz kazanmış oluyorsunuz. Örneğin; Florida’daki delege sayısı 29’sa ve siz Florida’da tek bir oyla farkla kazandıysanız, 29 delege sandalyesinin hepsini siz kazanmış sayılıyorsunuz. ABD seçim siteminin bütün dünya ülkelerinden böylesine farklı ilginç bir sistemi var yani. İşte bu nedenle her ne kadar genel seçim istatistiğinde Biden önde görülüyorsa da bu eyalet delege seçim sistemi nedeniyle yarışı kimin kazanacağını şimdiden bilmek mümkün değil.
“Şu ana kadar 56 milyondan fazla insan mektup yoluyla oylarını kullanmış durumda”
Ayrıca ilk kez uzaktan seçim sistemi ya da mektupla oy kullanma yöntemiyle şu ana kadar 56 milyondan fazla insan oylarını kullanmış durumda. ABD tarihinde görülmemiş bir şekilde bu kadar erken ve yüksek katılım oldu demek abartılı olmaz. Çünkü halen seçimlere yaklaşık 8 gün kalmış olmasına rağmen 56 milyon insan posta yoluyla oylarını kullandılar. Yani insanlar 3 Kasım seçim gününü beklemek istemediler.
ABD anket şirketlerinin yaptığı çalışmalara göre, pembe eyaletlerde kim daha fazla önde görünüyor?
Pembe eyaletlerde yapılan anketlere göre Biden’in önde olduğu görülüyor. Özellikle Florida’da Biden’in önde olduğu belirtiliyor. Ama bilindiği gibi bütün anket şirketleri belirli bir yanılma payı bırakırlar. Ama yanılma paylarına rağmen pembe eyaletlerin hemen hemen büyük çoğunluğunda Biden’in önde gittiği görülmekte. Ama işte biraz öncede belirttiğim gibi, 2016 seçimlerinde anketlere göre Clinton pembe eyaletlerin çoğunda öndeydi ama bazı eyaletlerde son anda Trump çok küçük farklarla kazandı ve o eyaletlerin bütün delegelerini almıştı.
ABD'de başkanlık tartışması anketi: Trump, Biden'ı yenecek! - Son dakika  dünya haberleri
ABD’deki 2016 seçimlerine dışarıdan müdahalenin olduğu ve etki edildiği yönünde çokça spekülatif haber yapıldı. Gerçeklik payı var mı? Gerçekten müdahale edile bilinecek bir sistem mi?
Seçimlere dışarıdan müdahale etme imkanı olur mu bilemem ama her ihtimale karşı Amerikan kamuoyunun bu tür ihtimallere karşı çok temkinli hareket ettiği belirgin bir şekilde görülüyor. Birkaç gün önce İranlı bazı hackerlerin bazı girişimlerinin olduğu söylendi. Fakat bütün bunlar karşısında belli bir duyarlılık, tedbir alma ve önüne geçme yaklaşımlarının olduğu net bir şekilde görülmekte. Bunun haricinde genel anlamda hem halk nezdinde hem de sosyal medya bazın da seçimlere katılım konusunda bir teşvik etme kampanyası mevcut. Örneğin Twitter, Facebook, Tik tok vb. sosyal medya kurumları bile insanları seçimlere katılım konusunda teşvik etmek için özel çaba sarf ediyorlar. Özellikle yalan – yanlış ve spekülatif haberlerin yayılmaması için çok ciddi önlemler alınmış durumda.
Trump ya da Biden’in kazanması halinde Ortadoğu siyasetlerinde ne gibi farklılıklar görülecektir?
Trump’ın kazanması halinde mevcut süregelen siyasetin devam edeceğini bekleyebiliriz. Fakat Biden’in kazanması halinde, Obama’nın başkanlığı dönemindeki siyaset ya da ABD’nin klasik Ortadoğu siyasetine dönüşünün olması ihtimali bulunmakta.
Trump yürüttüğü siyasetle ABD’yi yeniden ulusallaştırmaya çalışıyor. Global dünyadan çekilerek Amerika’nın kaynaklarını Amerika içerisinde ve Amerika halkına kullanmayı esas alıyor. Trump’ın bu siyaseti ABD’nin global rolü ile çelişkili ve çatışmalı bir durum yaratıyordu. Oysa Biden kazandığı taktirde, ABD’nin uzun dönem yürüttüğü global siyasete dönüş tekrarlanacaktır. Yani 2’inci Dünya Savaşı’ndan sonraki dünyanın büyük abisi rolüne tekrar geri dönüleceği bekleniyor Biden’le beraber. Dolayısıyla bu siyasi yaklaşım NATO, Avrupa Dünyası, Birleşmiş Milletler vb. yerlerde yine eskisi gibi öne çıkan rolünü oynaması bekleniyor.
 “Trump’ın seçilmesi halinde Erdoğan üzerinden yürüyen siyasal ilişki Türkiye açısından devam edecek”
Trump’ın tekrardan seçilmesi halinde, Trump ile Erdoğan üzerinden yürüyen siyasal ilişki Türkiye açısından devam edecek. Yani farklı bir beklentide olmak güç. Ama Biden seçilirse, Biden’İn son dönemlerde Erdoğan’a yönelik açıklamaları ve eleştirileri temelinde, yine Trump’ın geçen sene Rojava Kürdistanı’ndan çekilmeye yönelik aldığı kararlara ilişkin Biden’ın açıklamaları var ve bu açıklamalar temelinde hareket etmesi bekleniyor.
“Biden genel anlamda Kürtleri iyi bilen ve tanıyan bir siyasetçi “
Biden genel anlamda Kürtleri iyi bilen ve tanıyan bir siyasetçi. Yine senatör olduğu dönemlerde Irak’ın 3’e bölünmesini savunan birisiydi. Aynı şekilde Suriye siyasetinde Rojava Kürdistanı’nda Kürtlere karşı yapılanları haksızlık olarak gören bir tavra sahipti. Bu nedenle Biden’in seçilmesi halinde Kürtler açısından bazı beklentilerin doğacağı yönünde yaklaşımlar söz konusu. Ama baştan beridir söylediğim gibi, seçimin kim tarafından kazanılacağını kestiremediğimiz için bu yönlü spekülatif değerlendirmelere girmek istemiyorum. Ama kısaca söylediğim gibi Trump seçilirse mevcut yürütülen siyasete devam edileceği, Biden seçilirse ABD’nin geleneksel siyasetine geri döneceği bekleniyor. Ortadoğu içinde bu böyle, Biden’ın seçilmesi halinde, geri çekilme yerine Ortadoğu’da ki gücünü geliştiren ve perçinleyen bir siyasete tekrardan dönülmesi düşünülüyor.
Önceki seçim süreçlerinde adaylar arasındaki yarışta, dünyanın farklı bölgelerine yönelik siyasi yaklaşımlar yansırdı. Bu seçimlerde bu yaklaşım görülmüyor gibi.  Amerikan kamuoyu açısından bu konuda bir netlik var mı?
Doğrusu ABD kamuoyunun gündeminde bu tür konular yok. Buradaki kamuoyu, dışarıdan bakıldığında sanki bütün dünya siyasetiyle ilgileniyormuş gibi algılanıyor ama öyle değil. Oysa Amerika halkının önceliği dünya siyaseti değil. Öncelikleri; örneğin sağlık sigortası, korona virüsten korunmak, işsizlik, ya da ABD sınırları dışına yönlendirilen iş gücünün tekrardan ABD’ye getirilmesi vb. sorunlar Amerikan kamuoyunu ilgilendiriyor. Dış siyaset sanıldığı kadar Amerikan toplumunun gündeminde değil.
“ABD’deki seçmen iç gündeme odaklı”
Bu seçimde bu daha fazla kendisini dayatmakta. Özellikle korona virüs salgınının en fazla ABD’yi vurması, son dönemlerde belirgin bir artış gösteren şiddet olayları, toplumsal gösteriler ve rahatsızlıklar, anayasa mahkemesine yeni bir yargıcın atanması gibi konular Amerikan halkının daha fazla ilgilendiği konular. Zaten mevcut ABD’deki Trump yönetiminin de yıllardır uğraştığı, Amerika halkını kendi kabuğuna çekme siyaseti ile ABD’nin uluslararası siyaseti zaten geriye çekilmişti.
“Trump’ın seçmen tabanı ABD’nin askerleri çekme kararından memnun”
Zaten Başkan Trump’ın açıklamalarını hatırlarsanız, Suriye’den askerleri çekme kararı alırken, neden biz Suriye çöllerinde kendi askerlerimizi bulunduruyoruz demişti. Neden bu kadar para harcıyoruz, bu kadar masraf yapıyoruz yaklaşımındaydı. Aynı mantıkla, Afganistan, ırak ve Almanya’ya da gösterildi. Oradan da askerler için çekilme kararı alındığında yaklaşım aynıydı. Zaten önceki seçim vaatlerinde, başkan olduğu taktirde dışarıda olan bütün askerleri evlerine getireceğini söylemişti ve bunu gerçekleştiriyor. Tabanı da bundan gayet memnun ve mutlu.
ABD’de 3 Kasım tarihinde gerçekleşecek seçimlerde, sonuçların hemen belirlenemeyeceği ve belli bir zamana sarkacağı söylentiler var. Böyle bir durumun yaşanması mümkün mü?
Tabi ki var. Şundan dolayı; ABD’nin birçok yerinde mektupla oy kullanılıyor. Yani 3 Kasım öncesi oy kullanabiliyorsunuz ama seçim tarihi dolmadan sayım işlemine başlayamıyorsunuz. Aynı şekilde oyların açılması ve sonuçların birbirine yakın olması halinde yurtdışından gelen oyların sayımlarının beklenmesi gerekiyor. O nedenle 3 Kasım gecesi hemen sonuçların netleşmeme ihtimali var. Ama diyelim ki bir adayın genel anlamda oy oranı ve delege sandalye sayısı diğerinden belirgin bir şekilde fazla ise zaten aynı gece durum netleşir ama değilse, dışarıdan gelen oylar ve yine sayılmamış diğer oylar netleşmeden belki öbür gün belki de 3 gün boyunca hiçbir aday kazandığını ilan edemeyebilir. Çünkü normal bir seçim ortamı ve yöntemi değil. Yani bugün seçim oluyor, siz gidip oy kullanıyorsunuz ve süre dolduktan sonra sayım başlıyor. Oysa bu seçim sisteminde en son mektuplar gelene kadar bekliyorsunuz ve sayım yönteminde de farklılık oluşuyor. Ama şu ana kadar seçim sistemi güvenliği konusunda ne kamuoyunda ne kurumlar bazında ciddi bir zafiyet olduğuna dair bir durum söz konusu değil.

https://www.basnews.com/tr/babat/643867
 

SDF has maintained its unity even in the face of Turkish occupation – US Middle East Analyst

Syrian Democratic Forces (North Press)

(North Press) – The Kurdish National Congress of North America (KNCNA), a nonprofit organization founded in 1988 focused on Kurdish rights and the attainment of an independent Kurdistan, held an online seminar on North and East Syria titled “Where’s Rojava Today?” on Saturday. The seminar’s panelists included Syrian Democratic Council Representative to the US Sinam Muhammad, Middle East Scholar Dr. Amy Austin Holmes, Rojava Activist and KNCNA Member Dr. Ihsan Efrini, and Kurdish Journalist and Analyst Mutlu Civiroglu.
The organization has been organizing conferences since 1988, and wanted to organize a conference in Washington, but “because of [coronavirus], we couldn’t go ahead, therefore we thought about a webinar,” Ihsan Efrini, a native of Afrin currently residing in Canada, told North Press. “In 2019, Rojava was trending, but it seems like people have forgotten the region. There is still a lot happening in the region that needs to be talked about,” he added about the need for such a conference to take place.
Sinam Muhammad opened the discussion by talking about the dissolution of the Syrian opposition and the invasion and occupation of her native Afrin. “Afrin was a painful moment not only for Afrinis, but for all people in Syria, and also Arabs. They felt that they were also under attack and worried about Turkish intervention in Syria, and this is what Turkey did [in Sere Kaniye and Tel Abyad].” Muhammad went on to discuss the completion of the first stage of the intra-Kurdish dialogue, stating, “It was so good that we reached an agreement together with the help of the United States, and I would like to thank Mr. William Roebuck this effort.” She added, “it is good for Kurdish parties to have unity…in order to have a stronger administration and stronger political solution to present to the future constitutional committee of Syria.”
Dr. Amy Holmes discussed several subjects, chief among them the unity of the Syrian Democratic Forces (SDF) as one of its key characteristics from which it draws its strength. “The SDF is a multi-ethnic force…and a multi-religious force, with Muslims, Christians, and Yezidis,” said Dr. Holmes, who previously completed a thorough and comprehensive study on the SDF in all regions of northeastern Syria.
“When Turkey invaded in October 2019…many people thought that the SDF would disintegrate, or that, for example, the Arabs in the SDF would defect – that they would go back to the regime with Assad, or that they would join Turkey…but really, nothing like that happened. There [were] no major defections within the SDF as the result of the Turkish intervention,” Holmes explained, later telling a personal anecdote about an Arab individual from Sere Kaniye who joined the SDF in 2015, as well as mentioning Kurds who joined the SDF to liberate Arab-majority areas such as Raqqa and Deir ez-Zor. “The SDF has maintained its unity even in the face of this Turkish aggression,” she continued.
Mutlu Civiroglu further commented on the talks, saying that “the initiative has brought a very optimistic atmosphere to the region…[it] has caused happiness among the people: activists, local people, military people, and politicians.” Civiroglu also mentioned local concern about the Caesar Act, saying “the other major topic in the region was the Caesar Act, and its impacts on the region under the Syrian Democratic Council or Syrian Democratic Forces’ control – how will the region be protected?”
The seminar lasted around an hour and a half, with each panelist sharing their views and answering viewer’s questions in the end. Many topics, including the intra-Kurdish negotiations, entry of the Kurdistan Region of Iraq-based Rojava Peshmerga into Rojava, the Turkish occupations of Afrin, Serekaniye, and Tel Abyad, and the efforts and unity of the Syrian Democratic Forces, were discussed during the meeting.

 

Reporting by Lucas Chapman

https://npasyria.com/en/blog.php?id_blog=2860&sub_blog=12&name_blog=SDF%20has%20maintained%20its%20unity%20even%20in%20the%20face%20of%20Turkish%20occupation%20-%20US%20Middle%20East%20Analyst

Turkish airstrike kills five civilians in Kurdistan Region of Iraq; Youth and Sport Authority in North and East Syria march to U.N. building in Zalin (Qamishli) condemning Turkish bombings

ZALIN (QAMISHLI), Syria / ŞÊLADIZÊ, Iraq – On Thursday, the Youth and Sports Authority of Gozarto (Jazira) Region organized a demonstration in Zalin (Qamishli) city denouncing the Turkish attacks on the areas of Shingal and Makhmour Refugee Camp in northern Iraq.

Several sports teams and a large gathering of people from all over Gozarto participated in the demonstration, as well as the Deputy Co-Chair of the Youth and Sports Authority, Sobhi Malki.

Under the slogan “In the spirit of revolutionary youth and resistance, we will destroy the occupation, we will win our struggle,” the demonstrators gathered at the 12 March Martyrs Stadium where a minute of silence was observed for martyrs, after which the demonstrators marched to the U.N. headquarters in Zalin chanting slogans denouncing the recent attacks by the Turkish military.

There, a speech was delivered by the Co-Chair of the Youth and Sports Authority, Amed Mammo, in which called on U.N. to force Turkey to cease its illegal bombing campaign in region.

On Friday, as the Turkish bombing campaign continued, a Turkish airstrike killed five civilians driving on a mountain road in Şêladizê in Duhok Province.

.

https://syriacpress.com/blog/2020/06/19/turkish-airstrike-kills-five-civilians-in-kurdistan-region-of-iraq-youth-and-sport-authority-in-north-and-east-syria-march-to-u-n-building-in-zalin-qamishli-condemning-turkish-bombings/

Vakıfbank kendini AKP’nin yerine koydu: KHK’liye parasını vermedi

Amed’de hesabına yatırılan parayı almak için Vakıfbank’a giden N.K.’ye, KHK ile ihraç edildiği için “Sakıncalısın” denilerek, parası verilmedi.

Amed Eğitim Sen Şubeleri, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen üyelerinin banka hesabına gönderilen paranın Vakıfbank tarafından “Sakıncalısınız” denilerek, el konulmasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, söz konusu durumun insani olmadığı ve Anayasa’ya da aykırı olduğu vurgulandı. Açıklamada, hükümete bir an önce KHK’lilerle ilgili gerekli adımları atması yönünde çağrıda bulunuldu.
Açıklamada, OHAL nedeniyle 126 bin 806 kişinin kamudan ihraç edildiği bilgisi paylaşılarak, “Kurulan ve 2 yıl çalışacağı söylenen OHAL komisyonu 4 yıldır çalışma/mamaya devam etmektedir. Özellikle KESK üyesi kamu emekçilerinin dosyaları sona bırakılmaktadır. Çünkü KESK üyeleri yıllarca her türlü darbeye karşı durarak demokrasiyi, insan haklarını, barışı savunmuş, yıllarca kamu kaynaklarının cemaatlere peşkeş çekilmesine karşı durmuştur” denildi.
 
Ölüme sürükleniyorlar

Eğitim-Sen Amed Şubeleri olayla ilgili yaptığı açıklamada hükümetin ihraç edilen emekçileri ölüme sürüklediğini belirterek şunları aktardı: “Pasaportlarına el konuluyor, sağlık hizmeti almaları engelleniyor. İnsani ve hukuki olmayan bu uygulamalar sonucunda yüzlerce kamu emekçisi ağır psikolojik travmalar yaşamaktadır. 6 KESK üyesi vefat ettikten sonra komisyon kararıyla iade edilmiştir. Yaşadıkları sorunlardan dolayı 52 kamu emekçisi intihar etmiştir. Son olarak vefat eden ihraç bir arkadaşımızın çocuklarına arkadaşları tarafından dayanışma amaçlı yine kendisi de ihraç olan N.K.’nin hesabına gönderilen 150 Euro’ya Vakıfbank tarafından el konulmuştur. N.K, parayı alıp aileye ulaştırmak için ilgili bankaya gitmiş, ancak ‘ihraçsınız’, ‘sakıncalılar listesindesiniz’ denilerek uzun süre bekletilmiş ve sonrasında mesai bitti denilerek ödeme yapılmamıştır. Bu durum insani olmadığı kadar Anayasaya da aykırıdır. Bu yaşananları kınıyoruz, bir daha böyle bir durumun yaşanmaması için hükümetin bir an önce KHK’lilerle ilgili gerekli adımları atması çağrısında bulunuyoruz. Olaya ilişkin video görüntülerini paylaşıyoruz.”

Olayla ilişkin video görüntülerini gazeteci Mutlu Çiviroğlu Twitter hesabından paylaştı

Mutlu Civiroglu

@mutludc

Eğitim-Sen Diyarbakır şubesine göre ihraç edilen üyesine yurt dışından gelen parası, banka tarafından KHK’lı diye verilmemiş @egitimsen21

Yerleştirilmiş video

DAİŞ’in karıştırılan Kardaşları

Kürt kaynakları, DAİŞ’in Irak’ta yakalandığı söylenen yeni lideri hakkındaki haberlere itibar etmiyor. Kürt gazeteci Bêrîtan Sarya,  DAİŞ’in yeni liderinin Türkiye’de olduğunu, işi bittiği takdirde Türk devletinin onu gözden çıkartabileceğini söyledi.

DAİŞ çetesinin lideri Ebubekir El Bağdadi’nin 27 Ekim’de Türkiye sınırında bir köyde öldürülmesinin ardından yerine geçen Abdulnasır Kardaş’ın (Qardaş) Irak’ta yakalandı belirtilse de, bu konuda bir belirsizlik hakim.

Kürt kaynakları gerçek adının Muhammed Abdulrahman El Mewla El Selbi olduğu belirtilen Çetebaşı Abdulnasır Kardaş’ın yakalandığına ilişkin haberlerin doğru olmadığını, yakalandığı söylenen kişinin, Bahoz’da Suriye Demokratik Güçleri’nin (QSD) düzenlediği operasyonda yakalanan ve Irak’a teslim edilen kişi olduğu belirtiliyor. Abdulnasır Kardaş, DAİŞ içinde Abdullah Kardaş ya da Hacı Abdullah Olarak da biliniyor.

Suriye ve Rojava’daki gelişmeleri yakından takip eden gazeteci Bêrîtan Sarya, geçtiğimiz aylarda Kuzey Suriye’de tutuklu bulunan başka bir DAİŞ’li ile yaptığı söyleşide Abdulnasır Kardaş’ın Türkiye’de MİT denetiminde olduğu bilgisini geçmişti.

ANF’nin haberleri doğrulandı

DAİŞ’in yeni liderinin yakalandığına ilişkin haberler Sky News Arabia tarafından ortaya atıldı. Söz konusu bilgi, daha sonra Irak haber ajansı ve devlet televizyonu tarafından da doğrulandı. Ancak yetkililer, henüz bir açıklamada bulunmadı.

Geçtiğimiz Ocak ayında Irak istihbarat servislerinin sorumluları, The Guardian gazetesine verdikleri bilgilerde DAİŞ çetelerinin yeni şefinin Abdulnasır Kardaş olduğunu doğrulamıştı. Aynı yetkililer, çetebaşının gerçek isminin Emir Muhammed Abdulrahman El Mewla El Selbi olduğunu belirtmişlerdi.

The Guardian gazetesinden önce ANF, DAİŞ çetelerinin yeni elebaşısının Qardaş olduğunu ortaya çıkarmıştı. ANF’den gazeteci Bêrîtan Sarya’nın ortaya çıkardığı bu bilgi, daha sonra batılı medya ve istihbarat servislerince de doğrulanmıştı.

DAİŞ’in başı Ankara’da

Bêrîtan Sarya’nın Kuzey Suriye’de tutuklu DAİŞ Türk çete Taner Sabri Görenoğlu ile görüşmesi 22 Ocak 2020’de ANF’de yayınlanmıştı. Söyleşide Görenoğlu, DAİŞ içinde Abdulnasır Kardaş’ın (Hacı Abdullah, Abdullah Kardaş) yakın adamlarından biri olduğunu belirtiyor, Kardaş’ın Türkiye ve Erdoğan’a övgüler düzdüğünü ifade ediyordu. Bêrîtan Sarya’nın 13 Şubat 2020 tarihli ANF’de çıkan bir başka haberinde de yeni DAİŞ liderinin, Ankara ve Antep’te MİT denetimindeki DAİŞ’i yeniden örgütlediği, Irak’ta yeni bir cepheye açmaya hazırlandığı vurgulanıyordu. Haberde Kardaş’ın 2017’de İdlib’e, oradan da Türkiye’ye geçtiği bilgisi yer almıştı. Haberde, çete lideri ve Türkiye’deki faaliyetleri konusunda çok sayıda ayrıntıyı da bulmak mümkün.

QSD teslim etti

Bêrîtan Sarya, dün ise Irak’ta yakalandığı söylenen kişinin DAİŞ lideri Abdulnasır Kardaş ile bir ilgisinin olmadığını, Irak’ta yakalanan kişinin, QSD güçlerinin Bahoz operasyonunda yakalayıp, Iraklı yetkililere teslim ettiği kişi olduğunu kişisel twitter hesabından yayınladı.

Gazeteci Sarya’nın bir kaç twittinde şu ifadeler yer aldı: “Hacı Abdulnasır, yani Taha Abdurrahim Abdullah. Bağdadi’nin yakın adamlarındandı. 2017 yılında Lijne Muvafa’da genel emiriydi. 2019’da Bahoz’da SDG (QSD-Suriye Demokrati Güçleri) tarafından yakalandı. Daha önce haberini yapmıştım. Hacı Abdulnasır kod adlı DAİŞ üst yönetiminde yer alan Taha Abdürrahim Abdullah, 2019 Mart ayında SDG tarafından Bahoz’da yakalandı. Geçtiğimiz günlerde SDG tarafından Irak’a teslim edildi. Hacı Abdulnasır’la Rojava’da yaptığım görüntülü röportajların bir bölümünü yayınlayacağız. Taha Abdurrahim Abdullah’ın (Hacı Abdulnasır) soyadı Kardaş değil ve DAİŞ’in yeni Halifesi Abdullah Kardaş’la herhangi bir akrabalık bağı yok. Hacı Abdulnasır, DAİŞ’in en üst yönetim organı Lijne Mufavada’nın genel emirliğini yapmış Tilaferli bir Türkmen.

Bir süredir twitterda “DAİŞ’in yeni halifesi Abdullah Kardaş’ın yakalandığına dair haberler yapılıyor. Önce Derêzor, sonra Irak’ta yakalandı denildi. DAİŞ’in yeni lideri Emir Muhammed Abdurrahman El Mevla El Selbi (Abdullah Kardaş) Türkiye’de MİT denetiminde DAİŞ’i yeniden örgütlüyor. DAİŞ’in yeni liderinin yakalanacağını düşünmüyorum. Ama Türkiye’nin onunla işi bitirse öldürür ya da başka bir yerde (İdlib, Irak) Koalisyon’a öldürtür. Ölüm haberini servis ederler. Tıpkı Bağdadi olayındaki gibi. Ama Selbi, Türkiye’ye Bağdadi’den çok daha yakın. O yüzden daha zamanı var.”

Amerika’da yaşayan Kürt gazeteci Mutlu Çiviroğlu da Twitter hesabında Abdulnasır Kardaş’ın geçen yıl Bahoz’da yakalanıp Irak’a teslim edilen kişi olduğunu ayrıca bu kişinin DAİŞ lideri gibi bir sıfatının olmadığını belirtti.

 HABER MERKEZİ

DAİŞ’in karıştırılan Kardaşları

Biryara Bilintirîn Dadgeha Belçîkî ya Ser Kurdan Wê Bandorên Çawa Bîne?

Bilindtirîn dadgeha Belçîkî berî demeke kin biryar dabû ku nabe PKK wek rêxistineke terorîst were qebûl kirin jiber ku ew alîyekî şerê navxweyî yê li Tirkîyê ye.

Wezîrê Derve yê hikûmeta Belçîkî Philippe Goffin rojeke piştî biryarê gotibû ku biryara dadgehê biryareke serbixwe ya sîstema dadwerî ye û ti bandor li ser wan neke.

Endamê Konseya Rêvebir ya KNK’ê Zubeyîr Aydar bawer dike ku bi vê biryarê lîsta terorê ya Ewrupa, Amerîka û Brîtanya bê bingeh bûye û li Luksemburgê li Dîwana Dadmendî ya Yekîtîya Ewrupa dozeke din ya dijî lîsta terorê didome.

Kerem kin raporta me ya taybet temaşe bikin:

blob:https://www.dengeamerika.com/f8a3e7aa-4f1d-4224-a58b-d995f5758173