Mutlu Çiviroğlu: ABD, tarihindeki en önemli seçime hazırlanıyor

Ruken Hatun Turhallı
BasNews – ABD’nin 3 Kasım 2020 seçimleri dünya siyasetini etkilemesi bakımından bütün kesimler tarafından ilgiyle takip ediliyor.
Seçimlerde, Demokratların adayı Joe Biden’ın mı yoksa mevcut Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump’ın mı seçileceği konusu ABD’nin iç ve dış siyasetinin şekillenmesi bakımından önemini koruyor.
Kürtler de ABD siyasetinin doğuracağı etkilerinden en fazla etkilenen halk olma bakımından bu seçime odaklanmış durumda. Donald Trump’ın Irak ve Suriye politikasızlığı nedeniyle Kürdistan Bölgesi ve Rojava Kürdistanı oldukça olumsuz etkileri oldu. Bu nedenle Kürtler çok ağır bedeller ödemek zorunda kaldı.
VOA’dan deneyimli gazeteci ve analizci Mutlu Çiviroğlu ile 8 Kasım 2016 yılı seçimlerinin 3 Kasım 2020 seçimlerinden farkını, adayların başarma şansını, ABD kamuoyunun beklentilerini, ABD seçimlerinin dünya, Ortadoğu ve Kürtlere etkisini konuştuk.
ABD’deki 3 Kasım 2016 seçimleri ile 3 Kasım 2020 seçimleri arasında ne gibi benzer ve farklı durumlar söz konusu?
8 Kasım 2016 seçimlerinde ABD tarihinde ilk kez bir kadın başkan adayı oldu. Bu seçimde ikinci defa bir kadın başkan yardımcı adayı olacak. Yine ilk kez hem siyahi hem göçmen olan birisi başkan yardımcısı adayı oluyor. Bunların dışında ABD’deki birçok siyasi gözlemciye göre bu seçim ABD tarihindeki en önemli seçimlerden birisi olacak. Çünkü buradaki en önemli husus Başkan Trump ve ekibi devam edecek mi, etmeyecek mi? Yine adayların her ikisi de ileri yaşta insanlar. Hem Trump’ın hem de Biden’in yaşları epey ileride. Dolayısıyla seçilecek başkan ABD tarihindeki en yaşlı başkanı olacak.

“ABD’de seçimler konusunda anket şirketleri de dahil uzman analistler temkinli yorumlarda bulunuyorlar”
8 Kasım 2016 seçimlerinde Trump bütün anketlerin aksine başkan seçildi. Son ana kadar Hillary Clinton’un seçileceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Ama sonuç herkesi yanılttı. Şimdiki anketlerde de her ne kadar Biden önde görünüyorsa da netleşmiş hiçbir şey yok. Anket şirketleri de dahil uzman analistler temkinli yorumlarda bulunuyorlar. Adeta sütten dili yanan, yoğurdu üfleyerek yer misali. 2016’da sütten dili yananların sayısı epeydi. Şu an genel anlamda ele aldığımızda bir belirsizliğin söz konusu olduğunu söyleyebilirim.
“Yapılan anketlerin büyük çoğunluğunda Biden yüzde 5 ile 10 arasında değişen bir farkla önde görülüyor”
Yapılan anketlerin büyük çoğunluğunda Biden önde görülüyor. Yüzde 5 ile 10 arasında değişen bir fark olduğu belirtiliyor. Ama işte ABD seçim sisteminin çoğunlukla hiçbir alakası olmadığı için oy sayısı ne kadar fazla olursa olsun kazandığın delege sayısı eksik olduğunda seçimi kaybediyorsun. Yakın seçimde Hillary Clinton, Trump’tan çok fazla oy aldı ama kazanan delege sayısı az olduğu için başkanlığı kaybetti. Ve ABD’de var olan eyaletlerde kırmızı eyaletler Cumhuriyetçileri simgelerken, mavi Demokratları simgeliyor.
“ABD seçimlerinde pembe eyaletler sonucu belirliyor”
Seçim savaş alanı olarak kabul edilen 10 civarındaki pembe eyalet ise ABD’deki seçim sonuçlarını belirliyorlar. Bu pembe eyaletler içerisinde en belirleyici olanı da Florida eyaleti. ABD seçim sistemindeki diğer önemli bir fark, diyelim ki siz herhangi bir eyalette tek bir oyla farkla bile kazandıysanız oradaki bütün delegeleri siz kazanmış oluyorsunuz. Örneğin; Florida’daki delege sayısı 29’sa ve siz Florida’da tek bir oyla farkla kazandıysanız, 29 delege sandalyesinin hepsini siz kazanmış sayılıyorsunuz. ABD seçim siteminin bütün dünya ülkelerinden böylesine farklı ilginç bir sistemi var yani. İşte bu nedenle her ne kadar genel seçim istatistiğinde Biden önde görülüyorsa da bu eyalet delege seçim sistemi nedeniyle yarışı kimin kazanacağını şimdiden bilmek mümkün değil.
“Şu ana kadar 56 milyondan fazla insan mektup yoluyla oylarını kullanmış durumda”
Ayrıca ilk kez uzaktan seçim sistemi ya da mektupla oy kullanma yöntemiyle şu ana kadar 56 milyondan fazla insan oylarını kullanmış durumda. ABD tarihinde görülmemiş bir şekilde bu kadar erken ve yüksek katılım oldu demek abartılı olmaz. Çünkü halen seçimlere yaklaşık 8 gün kalmış olmasına rağmen 56 milyon insan posta yoluyla oylarını kullandılar. Yani insanlar 3 Kasım seçim gününü beklemek istemediler.
ABD anket şirketlerinin yaptığı çalışmalara göre, pembe eyaletlerde kim daha fazla önde görünüyor?
Pembe eyaletlerde yapılan anketlere göre Biden’in önde olduğu görülüyor. Özellikle Florida’da Biden’in önde olduğu belirtiliyor. Ama bilindiği gibi bütün anket şirketleri belirli bir yanılma payı bırakırlar. Ama yanılma paylarına rağmen pembe eyaletlerin hemen hemen büyük çoğunluğunda Biden’in önde gittiği görülmekte. Ama işte biraz öncede belirttiğim gibi, 2016 seçimlerinde anketlere göre Clinton pembe eyaletlerin çoğunda öndeydi ama bazı eyaletlerde son anda Trump çok küçük farklarla kazandı ve o eyaletlerin bütün delegelerini almıştı.
ABD'de başkanlık tartışması anketi: Trump, Biden'ı yenecek! - Son dakika  dünya haberleri
ABD’deki 2016 seçimlerine dışarıdan müdahalenin olduğu ve etki edildiği yönünde çokça spekülatif haber yapıldı. Gerçeklik payı var mı? Gerçekten müdahale edile bilinecek bir sistem mi?
Seçimlere dışarıdan müdahale etme imkanı olur mu bilemem ama her ihtimale karşı Amerikan kamuoyunun bu tür ihtimallere karşı çok temkinli hareket ettiği belirgin bir şekilde görülüyor. Birkaç gün önce İranlı bazı hackerlerin bazı girişimlerinin olduğu söylendi. Fakat bütün bunlar karşısında belli bir duyarlılık, tedbir alma ve önüne geçme yaklaşımlarının olduğu net bir şekilde görülmekte. Bunun haricinde genel anlamda hem halk nezdinde hem de sosyal medya bazın da seçimlere katılım konusunda bir teşvik etme kampanyası mevcut. Örneğin Twitter, Facebook, Tik tok vb. sosyal medya kurumları bile insanları seçimlere katılım konusunda teşvik etmek için özel çaba sarf ediyorlar. Özellikle yalan – yanlış ve spekülatif haberlerin yayılmaması için çok ciddi önlemler alınmış durumda.
Trump ya da Biden’in kazanması halinde Ortadoğu siyasetlerinde ne gibi farklılıklar görülecektir?
Trump’ın kazanması halinde mevcut süregelen siyasetin devam edeceğini bekleyebiliriz. Fakat Biden’in kazanması halinde, Obama’nın başkanlığı dönemindeki siyaset ya da ABD’nin klasik Ortadoğu siyasetine dönüşünün olması ihtimali bulunmakta.
Trump yürüttüğü siyasetle ABD’yi yeniden ulusallaştırmaya çalışıyor. Global dünyadan çekilerek Amerika’nın kaynaklarını Amerika içerisinde ve Amerika halkına kullanmayı esas alıyor. Trump’ın bu siyaseti ABD’nin global rolü ile çelişkili ve çatışmalı bir durum yaratıyordu. Oysa Biden kazandığı taktirde, ABD’nin uzun dönem yürüttüğü global siyasete dönüş tekrarlanacaktır. Yani 2’inci Dünya Savaşı’ndan sonraki dünyanın büyük abisi rolüne tekrar geri dönüleceği bekleniyor Biden’le beraber. Dolayısıyla bu siyasi yaklaşım NATO, Avrupa Dünyası, Birleşmiş Milletler vb. yerlerde yine eskisi gibi öne çıkan rolünü oynaması bekleniyor.
 “Trump’ın seçilmesi halinde Erdoğan üzerinden yürüyen siyasal ilişki Türkiye açısından devam edecek”
Trump’ın tekrardan seçilmesi halinde, Trump ile Erdoğan üzerinden yürüyen siyasal ilişki Türkiye açısından devam edecek. Yani farklı bir beklentide olmak güç. Ama Biden seçilirse, Biden’İn son dönemlerde Erdoğan’a yönelik açıklamaları ve eleştirileri temelinde, yine Trump’ın geçen sene Rojava Kürdistanı’ndan çekilmeye yönelik aldığı kararlara ilişkin Biden’ın açıklamaları var ve bu açıklamalar temelinde hareket etmesi bekleniyor.
“Biden genel anlamda Kürtleri iyi bilen ve tanıyan bir siyasetçi “
Biden genel anlamda Kürtleri iyi bilen ve tanıyan bir siyasetçi. Yine senatör olduğu dönemlerde Irak’ın 3’e bölünmesini savunan birisiydi. Aynı şekilde Suriye siyasetinde Rojava Kürdistanı’nda Kürtlere karşı yapılanları haksızlık olarak gören bir tavra sahipti. Bu nedenle Biden’in seçilmesi halinde Kürtler açısından bazı beklentilerin doğacağı yönünde yaklaşımlar söz konusu. Ama baştan beridir söylediğim gibi, seçimin kim tarafından kazanılacağını kestiremediğimiz için bu yönlü spekülatif değerlendirmelere girmek istemiyorum. Ama kısaca söylediğim gibi Trump seçilirse mevcut yürütülen siyasete devam edileceği, Biden seçilirse ABD’nin geleneksel siyasetine geri döneceği bekleniyor. Ortadoğu içinde bu böyle, Biden’ın seçilmesi halinde, geri çekilme yerine Ortadoğu’da ki gücünü geliştiren ve perçinleyen bir siyasete tekrardan dönülmesi düşünülüyor.
Önceki seçim süreçlerinde adaylar arasındaki yarışta, dünyanın farklı bölgelerine yönelik siyasi yaklaşımlar yansırdı. Bu seçimlerde bu yaklaşım görülmüyor gibi.  Amerikan kamuoyu açısından bu konuda bir netlik var mı?
Doğrusu ABD kamuoyunun gündeminde bu tür konular yok. Buradaki kamuoyu, dışarıdan bakıldığında sanki bütün dünya siyasetiyle ilgileniyormuş gibi algılanıyor ama öyle değil. Oysa Amerika halkının önceliği dünya siyaseti değil. Öncelikleri; örneğin sağlık sigortası, korona virüsten korunmak, işsizlik, ya da ABD sınırları dışına yönlendirilen iş gücünün tekrardan ABD’ye getirilmesi vb. sorunlar Amerikan kamuoyunu ilgilendiriyor. Dış siyaset sanıldığı kadar Amerikan toplumunun gündeminde değil.
“ABD’deki seçmen iç gündeme odaklı”
Bu seçimde bu daha fazla kendisini dayatmakta. Özellikle korona virüs salgınının en fazla ABD’yi vurması, son dönemlerde belirgin bir artış gösteren şiddet olayları, toplumsal gösteriler ve rahatsızlıklar, anayasa mahkemesine yeni bir yargıcın atanması gibi konular Amerikan halkının daha fazla ilgilendiği konular. Zaten mevcut ABD’deki Trump yönetiminin de yıllardır uğraştığı, Amerika halkını kendi kabuğuna çekme siyaseti ile ABD’nin uluslararası siyaseti zaten geriye çekilmişti.
“Trump’ın seçmen tabanı ABD’nin askerleri çekme kararından memnun”
Zaten Başkan Trump’ın açıklamalarını hatırlarsanız, Suriye’den askerleri çekme kararı alırken, neden biz Suriye çöllerinde kendi askerlerimizi bulunduruyoruz demişti. Neden bu kadar para harcıyoruz, bu kadar masraf yapıyoruz yaklaşımındaydı. Aynı mantıkla, Afganistan, ırak ve Almanya’ya da gösterildi. Oradan da askerler için çekilme kararı alındığında yaklaşım aynıydı. Zaten önceki seçim vaatlerinde, başkan olduğu taktirde dışarıda olan bütün askerleri evlerine getireceğini söylemişti ve bunu gerçekleştiriyor. Tabanı da bundan gayet memnun ve mutlu.
ABD’de 3 Kasım tarihinde gerçekleşecek seçimlerde, sonuçların hemen belirlenemeyeceği ve belli bir zamana sarkacağı söylentiler var. Böyle bir durumun yaşanması mümkün mü?
Tabi ki var. Şundan dolayı; ABD’nin birçok yerinde mektupla oy kullanılıyor. Yani 3 Kasım öncesi oy kullanabiliyorsunuz ama seçim tarihi dolmadan sayım işlemine başlayamıyorsunuz. Aynı şekilde oyların açılması ve sonuçların birbirine yakın olması halinde yurtdışından gelen oyların sayımlarının beklenmesi gerekiyor. O nedenle 3 Kasım gecesi hemen sonuçların netleşmeme ihtimali var. Ama diyelim ki bir adayın genel anlamda oy oranı ve delege sandalye sayısı diğerinden belirgin bir şekilde fazla ise zaten aynı gece durum netleşir ama değilse, dışarıdan gelen oylar ve yine sayılmamış diğer oylar netleşmeden belki öbür gün belki de 3 gün boyunca hiçbir aday kazandığını ilan edemeyebilir. Çünkü normal bir seçim ortamı ve yöntemi değil. Yani bugün seçim oluyor, siz gidip oy kullanıyorsunuz ve süre dolduktan sonra sayım başlıyor. Oysa bu seçim sisteminde en son mektuplar gelene kadar bekliyorsunuz ve sayım yönteminde de farklılık oluşuyor. Ama şu ana kadar seçim sistemi güvenliği konusunda ne kamuoyunda ne kurumlar bazında ciddi bir zafiyet olduğuna dair bir durum söz konusu değil.

https://www.basnews.com/tr/babat/643867
 

Novinar kurdskog servisa Glasa Amerike: Turski napad na Kurde daje šanse za jačanje ISIL-a

Mutlu Civiroglu, novinar kurdske redakcije Glasa Amerike, govori o ofanzivi turskih snaga prema dijelu Sirije u kojem uglavnom žive Kurdi. Prema njegovim riječima, Kurdi se zbog povlačenja SAD-a, koje je i dovelo da turskog napada, osjećaju izdani, a na to gledaju kao na odluku Donalda Trumpa. Civiroglu kaže da su sada povećane šanse za jačanje ISIL-a.

 

https://ba.voanews.com/a/novinar-kurdskog-servisa-glasa-amerike-turski-napad-na-kurde-daje-%C5%A1anse-za-ja%C4%8Danje-isil-a/5119756.html

 

 

 

‘A bloody conflict’: Trump’s actions in Syria will have long-term consequences

Kurds call it a stab in the back: chaos to come will have many participants

Local Officials: IS Women in Syria’s al-Hol Camp Pose Security Risk

Citing an escalation of violence by Islamic State-affiliated women, supervisors at the al-Hol camp in northeastern Syria are calling on the international community to find a solution for thousands of such women and children who are being held at the overcrowded refugee camp. VOA’s Mutlu Civiroglu reports from the al-Hol camp.

https://www.voanews.com/episode/local-officials-women-syrias-al-hol-camp-pose-security-risk-4047491

IS Foreign Women Smuggled Out in Northeastern Syria Camp

In this Saturday, Sept. 7, 2019, photo, women who recently returned from Al-Hol camp, which holds families of Islamic State members, gather in the courtyard of their home in Raqqa, Syria, during an interview. The Kurdish-led administration has…FILE – Women who recently returned from the Al-Hol camp, which holds families of Islamic State members, gather in the courtyard of their home in Raqqa, Syria, during an interview, Sept. 7, 2019.

WASHINGTON – A group of intruders who disguised themselves as security forces protecting al-Hol refugee camp in northeastern Syria have helped smuggle out several women affiliated with the Islamic State (IS) fighters, local authorities told VOA.

“Some smugglers put on SDF uniforms or security police outfits, and they helped some IS women escape the camp for money,” said Judy Serbilind, who monitors IS female affiliates detained at the overcrowded camp.

Serbilind refused to disclose the number of the escaped women but said there were dozens. She said most of them came from outside of Syria, particularly from Europe.

“We believe that they fled to Idlib then to Turkey. We think some of them might reach out to the embassies of their countries and some (will) stay in Turkey.”

Al-Hol is a makeshift encampment set up for those who were displaced during the war against IS in eastern Syrian province of Dir el-Zour. The camp’s population skyrocketed from about 10,000 refugees in December 2018 to over 70,000 by April 2019 following a U.S.-led operation that defeated IS from its last stronghold of Baghouz.

After several escape incidents, fearing a larger attempt by IS to infiltrate the camp, Kurdish-led security forces who guard the camp promptly increased their numbers around the area, Serbilind told VOA. To ease burden on the overloaded camp, management also released dozens of Syrian women with IS affiliation to their families and tribes provided that their families guarantee they will not go back to the militant group.

According to Human Rights Watch, more than 11,000 of people in the camp are foreign women and children related to IS.

Local Officials: IS Women in Syria’s al-Hol Camp Pose Security Risk

Daily Incidents

Syrian Kurdish officials in the past have said they were holding hundreds of foreign fighters in their prisons, along with thousands of their wives and children from 44 countries. The officials said they were overwhelmed by the burden and asked the countries to retake their nationals.

At al-Hol camp, officials say they are struggling to control order as reports of arguments, fights, stabbing and even murders are on the rise. Many of these issues go unresolved due to the lack of professional personnel and as camp officials prioritize more urgent needs such as food and water.

Last July, a pregnant Indonesian woman believed to be affiliated with IS was found dead in the camp. Local security forces said an autopsy showed the woman was murdered and her body showed signs of torture.

Serbilind said that the supervisors and security forces report the IS women as saying they want to re-establish an Islamic State inside the camp. She said large blades and knives were banned from entering the site. Nevertheless, two security officers were recently stabbed by IS affiliated women using kitchen knives.

“They are also threatening to revolt once Turkey carries out its threats of crossing the borders to Eastern Euphrates,” Serbilindadded, referring to Turkey’s announced intention to enter northeastern Syria to go after the Kurdish fighters if a “safe-zone” agreement with the U.S. is not implemented.

Ankara considers Kurdish YPG group a terrorist organization and an extension of the Turkish-based Kurdistan Workers Party. But Washington considers the YPG a key ally in the fight against IS and disagrees with Ankara on the linkage.

A Time Bomb

The desperate situation of al-Hol camp has long triggered international attention, with many aid organizations warning the site could be the birthplace of IS’s revenge generation.

UN-appointed Commission of Inquiry on Syria earlier this month reported that the situation in the camp was “appalling,” urging international community to take action. The investigators said most of the 3,500 children held there lacked birth registration and risked statelessness as their countries of origin were unwilling to repatriate them, fearing extremist links.

An IS propaganda video that circulated among the group’s social media users recently showed a group of women allegedly sending a message from the camp.   The black-veiled women vowed to revive the so-called caliphate which was announced defeated in March after losing its final stronghold of Baghouz.

“We ask that were you able to contain the Mujahideen’s women that you are keeping in your rot camp? We tell you no, they are now a ticking bomb,” one of the IS women is shown as saying in the video.

Some researchers believe that women themselves may not be able to actively participate in a possible resurgence of IS, but their extreme viewpoints could encourage sympathizers around the world and affect the future of their children.

“I think that the danger lies in their ability to ensure that the next generation are raised with really radical viewpoints,” said Mia Bloom, a professor of communications and Middle Eastern studies at Georgia State University.

“The danger is less from the women themselves than the women are able to perpetuate the conflict moving to the next new phase,” Bloom told VOA.

UN’s Security Council Counter-Terrorism Committee in a report earlier this year warned that IS could morph from a territorial entity into a covert network. The report added that the terror group is “in a phase of transition, adaptation and consolidation, seeking to create the conditions for a resurgence.”

According to Bloom of Georgia State University, the threat of IS re-emergence will remain until the international community shows enough political will to deal with the root causes of extremism that originally led to the rise of the group.

“Until we address these underlying issues, there will always be recruitment opportunities for Jihadists and extremists who exploit that fact that the international community won’t do anything to halt the violence by corrupt regimes and restore justice for civilians,” Bloom concluded.

Nisan Ahmado, Mutlu Civiroglu

https://www.voanews.com/extremism-watch/foreign-women-smuggled-out-northeastern-syria-camp

The distant dream of a secure safe zone in northern Syria

On January 13, U.S. President Donald Trump proposed, in an ambiguous tweet, the creation of a 20-mile safe zone in northern Syria.

Almost 10 days later there is still considerable confusion over what exactly it means and how it might be implemented. The Turkish government wants the area cleared of Syrian Kurdish forces, for instance, while Syrian Kurds oppose any Turkish role. And will it be primarily a Turkish venture, or might the United States spearhead its creation?

Ankara’s preferred safe zone is one that is free of the People’s Protection Units (YPG), Syrian Kurdish fighters that make up the bulk of the multi-ethnic Syrian Democratic Forces (SDF) that with U.S. help have largely defeated Islamic State (ISIS) in Syria. The Turkish government says the YPG is as an extension of the Kurdistan Workers’ Party (PKK) that has been fighting for Kurdish self-rule inside Turkey since 1984.

“The leaks about the buffer zone are unworkable,” Aaron Stein, director of the Middle East programme at the Foreign Policy Research Institute, told Ahval News. “This is going to be fraught and tenuous.”

“I have a hard time accepting why the SDF would choose the U.S. proposal over the [Syrian] regime alternative, and how Moscow could then blow all this up,” he said, referring to talks the Syrian Kurds began with Damascus following Trump’s Dec. 19 announcement he was pulling the U.S.’ 2,000 troops from Syria. The Kurds hope that by ceding their border regions with Turkey to Damascus they can prevent President Recep Tayyip Erdoğan’s threatened offensive.

Syrian Kurdish authorities have affirmed they will support the creation of a buffer zone if established and run by the United Nations or the U.S.-led coalition. But UN Secretary General Antonio Guterres said the UN had no plans to participate in the creation of such a safe zone.

The Kurds adamantly oppose any Turkish involvement in the safe zone.

“We really need a safe zone, but without Turkish fingers,” Salih Muslim, former co-leader of the political wing of the YPG, told Kurdistan 24. “We want a safe area with an air embargo. There must be no role for Turkey.”

Any safe zone that is 20-miles deep along the northern Syrian border would include all the major Kurdish cities in Syria.

“The problem with the buffer zone is that there is little information on how the U.S. expects to keep Turkey from attacking and destroying the SDF,” said Nicholas Heras, Middle East Security Fellow at the Center for a New American Security. “This is the heart of the matter because Turkey’s vision for the buffer zone is for the Turkish military to control the major Kurdish population centres in northeast Syria.”

“A large component of the SDF comes from these Kurdish areas, and it is to be expected that the SDF would fight Turkey, rather than be dismantled by it,” he said. “The buffer zone concept was supposed to achieve a deal between Turkey and the SDF that allows for power sharing in northeast Syria, as a way to prevent disastrous conflict between Turkey and the Syrian Kurds. Any plan to allow Turkey to control the Kurdish areas of northeast Syria will force the SDF into conflict with Turkey because the SDF is existentially threatened by Turkey.”

Heras said the SDF was trying to reach an agreement with Russia and Syrian President Bashar Assad to prevent Turkey seizing land in Syria.

Yaşar Yakış, a Turkish former foreign minister, believes the terms buffer/safe zone are vague.

“A safe zone as it is conceived by Turkey is difficult to set up in northeast Syria. Russia, Iran, the U.S. and many members of the international community will have to be persuaded for it,” Yakış said.

He said Turkey had no means of persuading the SDF to peacefully leave the area.

“However, it may dare to achieve it by using its military power, without persuasion,” Yakış suggested. “If Turkey succeeds in persuading the U.S., Washington has the means to force the YPG to establish a safe zone. But if this is going to be a safe zone with international legitimacy, it has to be sanctioned by a U.N. Security Council resolution, which means that the permanent members of the Security Council – Russia, China, France and the UK – also have to be persuaded.”

Turkey fears the creation of a safe zone similar to the one in northern Iraq after the 1991 Gulf War, which led to Iraqi Kurds achieving autonomy, he said.

“This will be considered a nightmare by Turkey, as it is vehemently opposed to the emergence of any type of Kurdish entity in the north of Syria,” Yakış said.

Mutlu Civiroglu, a Syria and Kurdish affairs analyst, said Trump’s tweet suggested a preference for protecting Syrian Kurds before mentioning the 20-mile safe zone.

“It’s not clear what it really means,” he said. “Assuming the buffer zone is something the U.S. is going to initiate to protect Kurds, that would be positive and would be accepted by Kurds and their allies.”

Russia could stymie the creation of such a zone though, Civiroglu said.

“Moscow can certainly undermine not only this safe zone, but also any development in Syria since it has the power,” he said. “Its move will depend on the details. Russia has the power and capability of preventing or shaping the steps taken by Turkey, the Syrian government and any other player.”

Mustafa Gurbuz, a non-resident fellow at the Arab Center in Washington, said the United States had engaged in dual discourse by promising Turkey a safe zone along its southern border on the one hand and promising Syrian Kurds protection from any potential Turkish attack on the other.

“YPG leaders will not retreat in a silent matter,” he said. “The YPG will exploit U.S.-Russia competition to prevent the Turkish safe zone and, in the case of Turkey-Russia agreement, may use its ties with the Assad regime. Thus, it’s a troubling case for Turkey.”

Paul Iddon

https://ahvalnews.com/buffer-zone/distant-dream-secure-safe-zone-northern-syria

Erdogan, Trump agree to avoid power vacuum in Syria

Donald Trump and Turkish President Recep Tayyip Erdogan agreed Sunday to prevent a power vacuum in Syria after U.S. ground forces withdraw, in a phone conversation days after the U.S. president shocked global partners by announcing Americans would leave the war-scarred country.
Turkey was a rare ally that lauded Trump’s momentous decision to pull the 2,000 U.S. troops out of Syria, where they have been helping assisting in a multinational fight against ISIL.
“The two leaders agreed to ensure coordination between their countries’ military, diplomatic and other officials to avoid a power vacuum which could result following any abuse of the withdrawal and transition phase in Syria,” the Turkish presidency said in a statement.
Hours earlier Trump had tweeted that he and Erdogan “discussed ISIL, our mutual involvement in Syria, & the slow & highly coordinated pullout of U.S. troops from the area.” Erdogan tweeted shortly thereafter, saying the two leaders “agreed to increase coordination on many issues including trade relations and the developments in Syria,” dubbing the call “productive.”
U.S. troops will leave under the auspices of a new Pentagon chief set to start next month, after Jim Mattis resigned from the post citing key differences, including on Syria, with the often-impulsive Trump.
An American exit would allow Turkish troops to move against Kurdish fighters in Syria who have played a key role in the war against ISIL but are deemed terrorists by Ankara. Many U.S. politicians and international allies fear the withdrawal is premature and would further destabilize the already devastated region.
A U.S. withdrawal, said Mutlu Civiroglu, a Kurdish affairs analyst, will open the way “for Turkey to start its operations against the Kurds, and a bloody war will begin.”
French President Emmanuel Macron on Sunday said he “deeply regretted” Trump’s decision, and that “an ally must be reliable.” Several U.S. politicians from both parties rejected Trump’s claim that ISIL had been defeated, and many in the US military expressed alarm and dismay at the thought of suddenly abandoning Washington’s Kurdish partners.
And Trump’s sudden decision sparked turmoil within his administration, prompting the resignation of Mattis as well as of Brett McGurk, the special envoy to the anti-ISIL coalition.
Plans for the troop withdrawal will now be overseen by Deputy Secretary of Defense Patrick Shanahan, who Trump on Sunday said would replace Mattis starting January 1.
Source(s): AFP