Hêvi Îbrahim: Devrime Kadınlar Öncülük Etti

Suriye ‘de Kürtlerin elinde bulunan bölgelerde demokratik özerkliğin ilanı tamamlandı. Cizire ve Kobani’den sonra Afrin kantonunda da özerklik ilan edildi. Afrin Kantonu Başbakanı Hêvi Îbrahim, Radikal’in sorularına yanıt verdi.

 

Sayin Îbrahim Çarşamba günü Afrin Kantonu’nun ilanı gerçekleşti. Öncelikle duygu ve düşüncelerinizi öğrenelim. Bu ilan ne anlama geliyor?

Evet, Afrin Kantonu yönetimi ilan edildi. Ümit ediyoruz ki halkımızın ihtiyaçlarına, taleplerine cevap veririz. Önümüzdeki günlerde halkımızın ihtiyaçlarını karşılamak için görevimizi yerine getirmeye çalışacağız. Bu yönetim burada yaşayan halkımızın iradesiyle oluşturduğu kendi öz yönetimi. Zaten Kürt Dağı Bölgesi’ni yani Afrin ve çevresini uzun zamandır kendimizi yönetiyor ve koruyorduk.

Fakat uluslararası güçler bu durumu hala görmüş değiller. Bu yönetimin ilan edilmesi kazanımlarımızı göstermek açısından onlara bir cevap oldu. Biz varız ve buradayız. Özellikle de Cenevre 2 Konferansı’na bir cevap oldu bu yönetimin ilan edilmesi. Onlar bizi bu kongreye davet etmedikleri için biz de onların alacağı kararları kabul etmiyoruz.

Bir kadın olarak Ortadoğu gibi bir yerde yürütmenin başına seçilmeniz ne anlama geliyor?

Evet, Ortadoğu coğrafyasında ilginç bir durum olabilir ama biz Kürtler için değil. Çünkü biz Kürtlerde daha önceleri de birçok kadın topluma öncülük etmiştir. Benden önce de çok örnek var, ben de onların yolundan yürüyorum. Özellikle Afrin’de ve Rojava’nın tamamında kadınlar bu devrime öncülük etmektedirler.

Kürt ve kadın olmanın dışında, bir de başka bir ezilen kimlik olan Alevi kimliğiniz var…

Evet doğrudur. Benim doğduğum yer olan Mabada Alevi Kürt kasabası. Aleviler ta eskilerden beri zülüm gördüklerinden, onların mücadelesi de eskilere dayanıyor. Aleviler özgürlük ve demokrasi düşüncesine çok önceden sahip olmuşlardır. Ezilen Alevi kimliğinin de bulunduğum konumda önemli bir rolü vardır mutlaka ama biz hiçbir etnik ve inançsal kimliğe farklı bir davranışta bulunmuyoruz.

Toplumun diğer etnik ve dinsel unsurları da hükümetiniz de yer alıyor mu?

Elbette yer alıyorlar. Yezidi ve Alevi Kürtler var. İki Arap aşireti var bizimle ve kabinede üyeleri var. Benim bir yardımcım Mustafa Abdülhamid Arap mesela. Dışişleri Bakanımız Süleyman Cafer ise Yezidi.

Demokratik ve çok kültürlü zengin bir yapıdan söz ediyorsunuz. Siz de biraz büyük güçlerin sizi görmek istemediğinden bahsettiniz. Bunu sebebi nedir sizce?

Bazılarının çıkarları Kürtlerin kazanımlarıyla çatışıyor. Onlar Kürtlerin kazanması ve özgürleşmesinin büyük değişimleri beraberinde getireceğini düşünüyor ve bundan kaygı duyuyorlar. Yani onların çıkarlarına ters geliyor.

Uluslararası toplumun desteğini almak için önümüzdeki dönemde ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Şimdilik halkımızla birlikle ilan edilen yönetimlerimizi kutluyoruz. Tabi ki onlarla nasıl ilişki kuracağımıza da ilerde karar vereceğiz. Sivil toplum örgütleri ve hükümet kurumlarıyla ilişkilerimiz olacak hiç şüphesiz.

Afrin bölgesinin uzun zamandan beri abluka altında olduğunu biliyoruz. Şu anki durum nedir?

Doğru. Kürt Dağı Bölgesi 5-6 aydır abluka altında. Fakat Kürt halkının iradesi ve çabası büyük. Çünkü sevinçlerini, üzüntülerini, mal ve mülklerini yani her şeylerini birbirleriyle paylaşıyorlar ve güzel bir yaşam sürdürme çabasındalar. O nedenle de var olan ambargoya karşı direniyorlar. Önümüzdeki dönemde bölge halkını çok yıpratan bu ambargonun son bulacağını umut ediyoruz.

Özellikle kadınların Rojava’daki etkin rolü bölgeyi ziyaret eden Avrupalı ve Amerikalı gazetecilerin dikkatini çekiyor. Bir kadın olarak Kürt ve dünya kadınlarına bir mesajınız var mı?

Bütün kadınların özellikle Kürt kadınlarını başarılı olmalarını istiyorum. Ve şunu da söyleyebilirim ki Kürt kadını tüm dünya kadınlarına öncülük edecektir. Rojavalı kadınlardan isteğimiz yönetimlere katılım sağlasınlar. Daha fazla çalışsınlar, çünkü kadın bugüne kadar hiç görülmüyordu. Özellikle de Rojavalı kadınlar devrime öncülük etmişlerdir. Bu yüzden kendi meşru yerlerini almaları için mutlaka yönetimlerde de yer almalıdırlar.

Sizin aracılığınızla tüm Kürt kamuoyuna ve demokrasi güçlerine de seslenmek istiyorum. Bu yönetimin sağlam temellere oturması için bize yardım ve destek sunsunlar. Hem insani yardım, hem de yeni olan hükümetimizin ayakta durması için her türlü yardım ve desteklerini bizlerden esirgemesinler.

http://www.radikal.com.tr/dunya/hvi_ibrahim_devrime_kadinlar_onculuk_etti-1173666

Rojava’da MGRK ile ENKS Arasında Önemli Anlaşma

Rojava’da MGRK ile ENKS Arasında Önemli Anlaşma

Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgesini fiilen kontrol eden ve Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) en büyük bileşeni olduğu Batı Kürdistan Halk Meclisi (MRKG) ile Suriye Ulusal Koalisyonu’na (SUK) dahil olan Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) arasında 5 gündür Erbil’de devam eden görüşmeler sonuçlandı.

MGRK Başkanı Abdülselam Ahmed ve ENKS Başkanı Tahir Sefuk ortak basın açıklaması yaparken

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in arabuluculuğunda başlayan görüşmelerden çıkan karara göre Kürtler, Cenevre-2 Konferansı’na tek bir heyetle gidecek, Semelka Sınır Kapısı açılacak ve ilişkilerin sağlıklı yürütülmesi için 11 kişilik bir komite oluşturulacak.

Dün Erbil’de düzenlenen basın toplantısında Batı Kürdistan Halk Meclisi Başkanı Abdülselam Ahmed “Cenevre-2’de Kürt meselesi konuşulmazsa eksik bir konferans olacaktır” mesajı verdi. Kürt, Arap ve Süryanilerin birlikte hareket etmeleri halinde başarılı olabileceklerini belirten Ahmed, sınır kapısının da siyasete alet edilmeden hep açık kalması gerektiğini vurguladı. Ahmed, ENKS’nin, PYD’nin tutukladığı kişilerin bırakılması şartıyla ilgili de “Batı Kürdistan Halk Meclisi olarak bunların serbest bırakılmaları girişimde bulunma kararı aldık” dedi.

Önce SUK’un Mutabakatı

Ahmed kurulacak 11 kişilik bağımsız komite ile ilgili de şu bilgiyi verdi: “Komite sınır kapısı, sağlık, insani yardım ve eğitim gibi birçok konuda gözlem yapabilecek. Bu gözlemlerini tarafsız bir şekilde dile getirme yetkisine sahip olacaklar.”

ENSK Başkanı Tahir Sefuk ise “Konferansa Suriye muhalefetiyle birlikte katılma kararı aldık. Suriye muhalefeti, onlarla birlikte toplantıya katılmamızı istemezse Kürtler olarak katılacağız. Kürtlerin tek heyet olarak katılması çok önemlidir” dedi.

Konferansı Boykot İhtimali

PYD’yi Kürt Yüksek Konseyi’nde temsil eden İlham Ahmed ise Radikal’e yaptığı açıklamada Cenevre-2 Konferansı’na ortak bir heyetle katılma kararının kabul edilmesi için konferansı organize edenler nezdinde çaba göstereceklerini söyledi. Bu taleplerin kabul edilmemesi durumunda konferansı boykot edeceklerini belirten Ahmed, Cenevre-2’nin ikinci Lozan’a dönüşmesine izin vermeyeceklerinin altını çizdi.

Ahmed, Sêmalka Sınır Kapısı’nın önceden olduğu gibi her iki meclisin içinde yer alacağı ortak bir heyet tarafından yönetileceği bilgisini verdi. Kapının önce insani yardımlar, acil durumlar ve aile birleşimleri gibi konular için açılacağını belirten Ahmed, daha sonra ticari amaçlı kullanıma da izin verileceğini kaydetti.

Rojava’da YPG’nin konumunun ne olacağı sorusuna Ahmed şu yanıtı verdi: “YPG, Rojava’daki grupların tamamının ortak gücü ve bugüne kadar 400’e yakın şehidi var. YPG hem Rojava’da hem de uluslararası alanda kabul gören, saygı gösterilen bir güçtür. Bu nedenle başka bir askeri güce ihtiyaç yok. İsteyen herkes YPG’ye katılıp, Rojava’yı savunabilir.”

KCK Dış İlişkiler Sorumlusu Zagros Hiwa da Kürtlerin birden fazla heyetle Cenevre 2’ye gitmelerinin Kürtler adına bir kazanım sağlayamayacağını vurguladı. Radikal’e konuşan Hiwa, Rojava’da ENKS ve MRKG’yi Kürt Yüksek Konseyi çatısı altında birleştiren Erbil Anlaşması çerçevesinde birliğin yeniden sağlanması için PKK ile KDP’nin görüşmeler yaptığını ve Cenevre’ye tek heyetle katılım konusunda ortak bir yaklaşım çıktığını belirtti. Hiwa “Cenevre 2 çok önemli. Çünkü tüm Ortadoğu yeniden şekillendiriliyor. Bu yüzden Kürt Yüksek Konseyi’nin tüm Rojava Kürdistanı’nı temsil etmesi için ortak bir tutum ortaya çıktı. Bu yaklaşım PKK ve KDP’de de var” dedi.

‘İkinci Lozan Olmasın’

Hiwa Kürtlerin farklı heyetler halinde Cenevre’ye gitmelerinin riskli olduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Ayrı ayrı gittiklerinde Kürtler adına bir kazanım sağlayamayacaklar. Her bir güç Kürt bölgesinin bir parçasının talibi olacak. Kendi ideoloji ve argümanlarına göre Kürtlerin haklarını savunacaklar. Kürtler bunu daha önce çok yaşadı. Kürtlerin en büyük tecrübesi bu konuda örnek olabilecek Lozan’dır. Lozan öncesi ‘Kürtler kardeşimizdir, haklarını vereceğiz’ dediler. Fakat Lozan yapıldıktan sonra Kürtlerin adını ağızlarına almadılar ve Kürtlerin hakları üzerine hiçbir sonuç çıkmadı. Ondan sonra da tüm Kürdistan parçalarında Kürtler üzerine inkâr siyaseti yürütüldü. Neden böyle oldu? Çünkü Kürtler kendi adlarına Lozan’a katılmadılar.

Şimdi de Kürtlerin tek ses ile katılmaları istenmiyor. Ulusal ve bölgesel güçler Kürtleri, Cenevre 2’de kullanarak buradan kazanım elde etmek istiyorlar. Bu nedenle Kürtlerin tek bir heyet ile katılmaları onlara kazandıracaktır. Kürtlerin kazanımlarının olması halinde uzun vadede tüm Ortadoğu’nun yararına da olacaktır.”

http://www.radikal.com.tr/dunya/kurtlerden_ortak_katilim_icin_rest-1167908

Geçici Yönetim PYD Dayatması mı?

Rojava’daki ‘Geçici Yönetim’ projesi, 12 Kasım’da ilan edilen ‘Kurucu Meclis’ ile birlikte önemli bir boyuta ulaştı. Basının büyük kısmınca ‘Geçici Yönetim’ kuruldu diye duyurulsa da, aslında oluşturulan kurumlar bu yönetimin hazırlık aşamaları.

Üzerinde anlaşılan projeye göre, Rojava’daki Geçici Yönetim’de İsviçre modeline benzer şekilde 3 ayrı özerk kanton oluşacak: Afrin, Cizire ve Kobane. Başta her kantonun bir bölgesel meclis oluşturup Kamışlı’daki Genel Meclis’e temsilci göndereceği açıklansa da bu ileriki bir zamana bırakıldı. Geçen haftaki toplantıda, güvenlik sorunlarından dolayı 3 kantonun da şimdilik kendi başına çalışması kararı alındı. Buna göre Afrin, Cizire ve Kobane’deki bölgesel meclisler yerelde hizmet verecek. İlerde şartlar olgunlaştığında başlangıçtaki karar doğrultusunda her kanton başkent Kamışlı’daki Genel Meclis’e temsilci gönderecek.

Geçici Yönetim Organları

Geçici Yönetim Sözcüsü Ciwan Muhammed, Kamışlı’daki toplantıda 96 kişilik Genel Meclis oluşturulduğunu anlattı. Muhammed, bu meclise bağlı olarak aralarında Arap, Çeçen ve Hıristiyanların da olduğu 62 kişilik ‘Geçici Yönetim Denetleme ve İzleme Konseyi’ oluşturulduğunu belirtti. Bu kurumların en üstünde de ‘Yürütme Konseyi’ oluşturulacağını açıklayan sözcü, 12 üyenin Cizire ve 3’er üyenin de Afrin ve Kobane’den olacağını ifade etti. Muhammed, Yürütme Konseyi’nin sözcülük ile birlikte 19 kişiden oluşacağını belirtti. Muhammed yeni sistemin nasıl çalışacağını şöyle anlattı: “Yürütme Konseyi’nin 15 Kasım’daki toplantısında üç önemli karar aldık: Geçici Yönetim projesini uygulamaya koymak, seçim sistemi oluşturmak ve Toplumsal Mutabakat Sözleşmesi’ni hazırlamak. Şimdi bunların uygulanması için çalışıyoruz.”

Geçici Yönetim’in Amacı

Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) en önemli isimlerinden biri olan, Kürt Yüksek Konseyi üyesi İlham Ahmed ise Geçici Yönetim’in amacını şöyle açıkladı: ‘Rejimin Rojava’dan çekilmesinden sonra ortaya çıkan yönetim boşluğunu doldurmak, mevcut toplumsal ihtiyaçtan dolayı bu oluşuma gittik. Biz Kürtler, Suriye’deki en güçlü ve en örgütlü muhalefet olarak, bölgedeki diğer haklarla Geçici Yönetim’in nasıl olacağını tartıştık. Sonunda Suriye’nin tümüne örnek olacağına inandığımız bu demokratik sistemde karar kıldık.” Ahmed, yönetimin halkın sağlık, ekonomik, eğitim vb. ihtiyaçlarını karşılamak ve bölge güvenliği için çalışacağını vurguladı.

Parçalı Siyasi Yapı Engeli Var

Ancak Rojava’daki çok parçalı siyasal yapı, birçok konuda olduğu gibi Geçici Yönetim konusunda da bütünlüklü karar çıkmasını önlüyor. Projeye tepkiler üç bölümde incelenebilir: Destekçiler, karşıtlar ve kararsızlar.

Geçici Yönetim projesinin en önemli bileşeni hiç şüphesiz PYD. 35 parti ve kurumun yönetimi desteklediği öne sürülse de, adı geçen kuruluşların bir kısmı PYD’ye yakın kadın, gençlik, sivil toplum örgütleri. Muhammed Musa liderliğindeki Kürt Sol Partisi, Kürdistan Demokrat Partisi’nin Nasreddin İbrahim’in lideri olduğu kolu, Cemal Şêx Baqi’nin Suriye Kürdistan Demokrat Partisi, Salih Gedo’nun Kürt Demokratik Sol Partisi, Ferhat Telo’nun Kürdistan Liberal Partisi ve diğer bazı küçük Kürt partileri destekçilerden. Ayrıca çeşitli Arap, Hıristiyan ve Çeçen parti ve sivil toplum örgütleri de yönetime destek veriyor.

Yakın zamanda ‘Siyasi Birlik’ oluşumuna giden Dr. Abdulhakim Beşar’ın lideri olduğu, kamuoyunda El Parti olarak bilinen Kürdistan Demokrat Partisi (KDPS), Azadi Partisi’nin her iki kanadı ve yakın zamanda Yekiti Partisi’nden ayrılan Yekîtîya Kurdistani ise karşıtlardan. Bu oluşum Erbil merkezli olarak biliniyor ve Irak Kürdistan Demokrat Partisi’ne yakın.

Derin Fikir Ayrılıkları Mevcut

Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) Rojava’daki kardeş partisi İlerici Parti (Peşvêrû) ile PYD’den sonra en güçlü partilerden biri olan Muhyeddin Şêx Ali’nin lideri olduğu Kürt Demokratik Birlik Partisi ise halen kararsız. Faysal Yusuf’un lideri olduğu, Peşvêrû’dan ayrılan Reform Hareketi de kararsızlardan. Geçmişte PYD’ye sert muhalefetiyle bilinen Kürt Birlik Partisi (Yekiti) de Rojava ve Erbil’deki yöneticilerinin kendi aralarındaki sorunlardan dolayı tutumunu halen netleştirebilmiş değil.

Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) ise son zamanlarda kriz yaşıyor. Özellikle Suriye muhalefetine belli şartlar karşılığında katılım kararı, büyük krize yol açtı. ENKS üyesi partilerin Rojava’daki yöneticileri ile Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki yöneticileri arasında derin fikir farklılıkları olduğu son zamanlarda sıkça dillendirilmekte. Rojava’dakilerin Geçici Yönetim’i olumlu bulup desteklemek istedikleri değişik çevrelerce dile getirilmekte.

Katılım kararını desteklemeyen partiler, öne sürülen şartların Kürtlerin haklı taleplerini kabul etmek bir yana Kürtlerin bir ulus olarak varlığını bile kabul etmediğini ifade ediyor. Mevcut fikir ayrılığı Geçici Yönetim’de de açıkça görülmekte. El Parti ve Azadi oluşuma çok sert karşı çıkarken, diğer Konsey üyeleri Kürt Sol Partisi, Kürdistan Demokrat Partisi ve Kürt Demokratik Sol Partisi yönetimde yer alan partiler.

Dr. Abdulhakim Beşar geçen haftaki görüşmemizde Geçici Yönetim’e çok sert eleştiriler getirdi. “Bu, PYD’nin Rojava’ya dayattığı kendi projesidir ve tehlikeli bir adımdır. Suriye muhalefeti tarafından ülkeyi parçalayıcı bir adım olarak görüldüğünden muhalefet içinde var olan Kürtlere karşı olan kaygıları daha arttırmıştır.” Beşar, Türkiye , Irak Kürdistan Bölgesi ve Batı’nın da karşı olduğu oluşumun başarı şansının da olmadığı görüşünde.

 ‘Siz Erbil’de Lüks İçindeyken’
Azadi lideri Mustafa Cuma da, yönettiğim canlı bir tartışma programında Beşar’ın eleştirilerine benzer şeyler dile getirdi. Cuma, PYD’yi kendi başına karar almakla suçlayıp Geçici Yönetim projesinin de bunun yeni bir örneği olduğunu iddia etti. Geçici Yönetim projesine halkın destek sunmadığını öne süren Cuma’ya, yine aynı programda konuk olan Kürt Sol Partisi Genel Sekreteri Muhammed Musa sert cevap verdi: “Sizler Erbil’de lüks içinde yaşarken, Rojava’da zor şartlar altında, halkla iç içe yaşayan bizleriz. Nereden biliyorsunuz halkın destek vermediğini?”

Bu projenin PYD tarafından sunulmasına rağmen hem ENKS hem de Batı Kürdistan Halk

Geçici Yönetim Mutabakat İmzaları

Her iki meclis tarafından imzalan Geçici Yönetim mutabakat metni

Meclisi (MGRK) tarafından imzalanan ortak bir proje olduğunu belirten Musa, hem Azadi’nin hem de El Parti’nin bilinçli olarak ENKS’nin kararını boşa çıkardıklarını iddia etti.

Yaptığım görüşmelerde hem Nasreddin İbrahim hem de Cemal Şêx Baqi, Musa’yı dest

ekler biçimde hem El Parti’nin hem Azadi’nin kasten projeyi önlemeye çalıştığını iddia etti.Bu arada güvenilir kaynaklardan aldığım bilgilere göre ENKS’den yeni partilerin yakında Geçici Yönetim’e destek vermeleri bekleniyor.

 

 

ENKS Niye Destek Vermiyor?

ENKS Imza

ENKS adına mutabakatı imzalayan tanınmış siyastçiler Fuad Eliko ve Faysal Yusuf

Muhalifler, ‘proje PYD dayatması’ dese de, gerçek pek de öyle görünmüyor. 8 Eylül’de Kürt Yüksek Konseyi’nin Kamışlı’daki merkezinde ENKS ile Batı Kürdistan Halk Meclisi, Geçici Yönetim konusunda anlaşma imzalamıştı.

Ekimde görüştüğüm Yekiti’nin önde gelen isimlerinden biri olan Fuad Eliko, Geçici Yönetim çalışmalarının çok iyi gittiğini belirtmiş, her iki meclisin uyumlu şekilde çalıştıklarını bizzat söylemişti.

Uzun süredir Geçici Yönetim çalışmalarını MGRK ile başarılı şekilde yürüten ve ortak protokole imza da atan ENKS’nin şimdi neden kurumsal destek vermediği merak konusu.Yine, İlham Ahmed ve Geçici Yönetim’i destekleyen ENKS partilerinin bir başka iddiası ise özellikle Ankara ve Erbil’in kendilerine yakın olan partiler aracılığıyla ENKS’ye baskı yaptığı ve Geçici Yönetim’i desteklemeyerek Suriye muhalefetine katılmalarını istediği.

ENKS adına imza atan siyasetçilerin herkesçe bilindiği ve ENKS üyesi partilerinin bir kısmının “Bu, her iki meclisin ortak projesi” dediği bir ortamda “Geçici Yönetim PYD’nin dayattığı kendi projesidir” demek haksız bir değerlendirme anlamına geliyor.

ENKS 6-7 Aralık’ta Kamışlı’da yaptığı genel toplantı sonucunda birtakım ilginç kararlar aldı. Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi Kamiran Haciabdo, Facebook sayfasından şu açıklamayı yaptı: “Her ne kadar Geçici Yönetim Rojava’da bir ihtiyaç olsa da, PYD ve bazı partilerin ilan ettiği Geçici Yönetim ENKS ile MGRK arasındaki anlaşmaya aykırı olarak ilan edilmiştir. Bu nedenle ENKS olarak bu yönetimi desteklemediğimizi belirtiyoruz.’ ENKS bir adım ileri giderek Geçici Yönetim kararını destekleyen tüm üye partilerden de alınan karara uygun davranmalarını, yani desteklerini çekmelerini istedi.

Esad Nasıl Bakıyor?

Rojava’daki Geçici Yönetim ile ilgili Esad yönetiminden olumlu ya da olumsuz bir açıklama gelmiş değil. Ama Suriye’deki Kürt İnisiyatifi’nin başkanı parlamenter Omer Osê’nin görüşmemizde söyledikleri Şam’ın tavrı hakkında oldukça önemli ipuçları verdi:

“Geçici Yönetim tek taraflı yani talep sadece Kürtlerden geldi. Ama hükümetin bu oluşumdan rahatsızlık duyduğunu sanmıyorum. Bu ‘de fakto’ yönetimin hem Kürtlerin hem Suriye’nin yararına olacağı kanısındayım. Hükümet güçleri Kürtlerin yaşadığı birçok bölgeden çekildikten sonra ortaya çıkan yönetim boşluğunu PYD ve YPG doldurdu. Bu güçler bölge halkına hem lojistik anlamda hem de temel gıda maddelerinin sağlanması konusunda yardım ediyor.”

‘Şam Haklar Tanıyacak’

Esad’a yakınlığı ile bilinen Osê, Şam’ın Kürtlere bazı haklar tanımaya hazırlandığını ve bunun için de diyaloğa açık olduğunu dile getirdi: ‘Suriye’deki kriz aşıldığı takdirde, devletin yasal olarak Kürtlere siyasi ve sosyal her türlü hakkı tanıyacağını düşünüyorum. İnanıyorum ki bu kriz bittikten sonra hükümet özerklik de dahil, Kürtlerin idari ve hukuki bütün haklarını tanıyacaktır.”

Şam’ın Geçici Yönetim’e dair sessizliği, Esad’ın en azından durumdan rahatsız olmadığı şeklinde yorumlanabilir. Osê’nin iddiaları doğruysa, rejimin bu oluşumu Kürtlerin hakkı olarak görmesi doğal. Tabii ki bu iyimser bir senaryo ve Kürtlerin çok zulüm gördükleri bu rejime şüpheyle yaklaşması için birçok sebep var.

Rejimin Geçici Yönetim’e ses çıkarmamasının bir başka nedeni de ülkedeki en örgütlü askeri ve siyasi güç olan Kürtleri karşısına almak istememesi. Zaten rejimin baştan beri yapmaya çalıştığı da bu, yani yeni bir cephe açmamak için Kürtlerle çatışmadan kaçınmak.

Dış Tepkiler Nasıl?

Şam’ın en yakın müttefiki İran’da da sessizlik hâkim. Ama PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, Tahran ziyareti sonrasında İran’ın “Bölgede mevcut yönetim boşluğunu doldurma hakkınız var” dediğini açıklamıştı. Rusya’nın da bu konuda resmi açıklaması olmamasına rağmen Moskova’nın da durumdan memnun olduğu anlaşılıyor. Rusya başından beri Kürtlerin taleplerine olumlu yaklaşıyor ve Cenevre Konferansı’nda da Kürtlerin bağımsız olarak Yüksek Konsey altında katılmalarından yana.

Beyaz Saray Kaygılı

ABD’de ise Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki konuya dair bir Türk gazetecinin sorusuna şu yanıtı verdi: “Suriye’de bağımsız bir Kürt bölgesi ilan etme çabalarına dair haberlerden elbette kaygı duymaktayız. Özel bir Kürt bölgesi oluşturmak, bölgedeki birçok topluluğu kapsayacak, daha geniş bir kararın parçası olmalı. Bizim görüşümüz, Suriye’nin birleşik olması gerektiği yönünde.’

ABD Basınında Destek Yazıları

Fakat son günlerde ABD medyasında Obama yönetimini Rojava’daki Geçici Yönetim’e destek vermeye çağıran yazılar da yayımlanmakta. Tanınmış Ortadoğu uzmanı Michael Rubin’in ‘ABD Suriye Kürdistanı’nı Kucaklamalı’ başlıklı yazısından sonra, pazartesi günü de Ted Galen Carpenter’ın ‘Büyük Kürdistan’ın Yükselişi’ başlıklı yazısı yayımlandı. İki yazar da Kürtlerin radikal gruplara karşı elde ettiği başarıdan övgü ile bahsederken, Obama yönetiminin Rojava’daki Kürtlere destek olması gerektiğini dile getirdi.

Yine George W. Bush’un Ulusal Güvenlik danışmanlarından Stephen Hadley de pazartesi günü Hürriyet’teki röportajında Suriye’deki Kaide varlığına dikkat çektikten sonra “Kürtlerin yaşadığı bölgelerde de muhtemelen daha fazla özerklik olacak” dedi. Ayrıca, uluslararası basının Geçici Yönetim’e yakın ilgi gösterdiği görülüyor. Kararın açıklandığı tarihten beri belli başlı yayın organlarında bu konuda birçok haber ve yorum yer almakta.

Sonuç olarak, Rojava’daki hamleler, Kürtlerin hem kendi geleceklerinde hem de Suriye’nin geleceğinde ne kadar kritik bir oyuncu olduğunu bir kez daha gösterirken; uluslararası dengeler ve bölgesel konjonktür açısından da giderek belirleyici bir konuma yükselmelerini sağlayacak gibi görünüyor.

http://www.radikal.com.tr/dunya/gecici_yonetim__pyd_dayatmasi_mi-1166244

Ömer Osê: Şam, Kürtlere Haklar Tanımaya Hazırlanıyor

Ömer Osê: Şam, Kürtlere Haklar Tanımaya Hazırlanıyor

Suriyeli Kürt parlamenter ve Suriye Kürt İnisiyatifi Başkanı Ömer Osê, Rojava’daki geçici yönetimle ilgili son durumu Radikal’den Mutlu Çiviroğlu’ya anlattı.

'Şam, Kürtlere haklar tanımaya hazırlanıyor'

Suriye meclisinde yer alan bir Kürt olarak Rojava’daki geçici yönetim hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kürt kardeşlerimizin Cizire, Kobanê ve Afrin’de üç kantonda geçici bir yönetim kurmuş olmalarını olumlu buluyorum. Bu de facto yönetimin hem Kürtlerin hem Suriye’nin yararına olacağı kanısındayım. Biliyorsunuz ordu, Kürtlerin yaşadığı birçok bölgeden çekildi. 1.5 yılı aşkındır Dirbesîyê, Afrîn ve Kobanê, Amûdê, Çilaxa, Remelan, Dêrik gibi yerlerdeki yönetim boşluğunu YPG ve PYD doldurmuş oldu. Bölge halkına hem lojistik hem de temel gıda maddelerinin sağlanması yönünde yardım ettiklerini görüyoruz.

Ayrıca Nusra Cephesi, Irak Şam İslam Devleti ve Özgür Suriye Ordusu gibi gruplara karşı bölgenin savunmasını da yapıyorlar. Bu de facto yönetim 6 ay sürecek ve sonra seçime gidilecek. Seçim, idari, insani ve bölgedeki tüm halkların temsili açısından önemli.

Yani olumlu buluyorsunuz bu kararı?

Ben de bir Kürt siyasetçi olarak, Kürtlerin kendi bölgelerinde geçici bir yönetim kurmaları gerektiğini düşünüyorum. Bölgenin temel insani ve idari hizmetlerinin bir şekilde karşılanması gerekiyor. 

Suriye lideri Beşar Esad ile sık görüşüyorsunuz? Kendisinin bu geçici yönetim hakkında neler düşündüğünü sorma fırsatınız oldu mu?

Suriye hükümeti şu an sessiz çünkü geçici yönetim tek taraflı. Yani talep sadece Kürtlerden geldi. Ama bu oluşumdan rahatsızlık duyduğunu sanmıyorum. Şahsi kanaatime göre, Suriye krizi aşıldığı takdirde, hükümet bölgede Kürtlere birtakım haklar tanımaya hazırlanıyor.

Bildiğiniz gibi, Suriye Kürdistanı’nın durumu ne Türkiye Kürdistani gibi, ne de Irak ve İran Kürdistanı gibi çünkü Kürt bölgeleri birbirine bağlı değil. Ayrıca, bizim bölgede Arap ve Hristiyanlar da yaşıyor. O nedenle de bu objektif şartlar göz önünde tutularak, en uygun sistem oluşturulmalı.

Benim kişisel kanaatime göre Suriye Hükümeti Kürtlere bazı hukuki yollardan haklar tanımak için diyaloga açık, bazı adımlar atması oldukça muhtemel. Suriye krizi aşıldığı takdirde, devletin yasal olarak Kürtlere siyasi ve sosyal her türlü hakkı tanıyacağını düşünüyorum.

Sık sık ‘kriz aşıldığı takdirde’ ifadesini kullanıyorsunuz. Size göre ‘bu kriz’ ne zaman bitecek?

Ben önümüzdeki aylarda krizin askeri boyutunun gerileyeceğine inanıyorum. Siz de biliyorsunuz ki Amerika ve Rusya arasında konu ile ilgili bir takım görüşmeler yapılıyor. Cenevre 2 Konferansı’nın da eli kulağında. Hem bu tür uluslararası girişimler, hem de Suriye askerlerinin, ülkede tekrar askeri anlamda tekrar üstünlüğü ele geçirmeye başlamasıyla önümüzdeki aylarda bu krizin biteceğine inanıyorum. Geriye bazı güvenlik sorunları kalacaktır ama onlar da daha sonra halledilebilecek meselelerdir.

 Eğer sizin söylediğiniz şekilde ‘kriz’ biterse, her türlü haktan mahrum bırakılmış Kürtler için Suriye ne tür haklar tanımayı düşünüyor?

Kürtler gerçekten de çok ağır şartlardan, çok zorlu süreçlerden geçtiler.  Son 50 yıldır rejimin icraatları sonucu gelişen milliyetçi ve şoven politikaların mağduru oldular. Ama artık Kürtler hiçbir surette bu uygulamaları kabul etmiyorlar. Kürtlerin bütün ulusal hakları Suriye anayasası ile güvence altına alınmalı. Ben inanıyorum ki bu krizden sonra Suriye hükümeti otonomi ve özerklik de dahil olmak üzere, Kürtlerin idari ve hukuku bütün haklarını tanıyacaktır.

Bazı çevreler Suriye’nin Kürtlere borçlu olduğunu çünkü en kötü zamanda bile Kürtlerin ülke topraklarının parçalanmasını istemediklerini ifade ediyor. Katılıyor musunuz?

Evet, bu doğru bir görüş. Suriye bu hakikati gördü. Ülkeyi yönetenler Kürtlerin, o kadar haksızlığa ve yanlış uygulamalara maruz kalmalarına rağmen Suriye’nin birliğinden yana olduklarını gördü. Rejime karşı silahlı oluşum içinde olmadıklarını da bildiklerinden Şam’ın da bu hakikatin farkına vardığını sanıyorum.

Geçici yönetime dönersek, Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) üyesi bazı partilerin geçici yönetime katılmadığını görüyoruz.

Doğru, onlar dahil olmadı. Ben bir Kürt olarak Kürt Ulusal Konseyi üyesi partilerin hepsinin bu yönetimde yer almasını isterdim. Umarım Kürtlerin birliğini sağlanması için her iki meclis arasındaki bu tür sorunlar kısa zamanda hallolur.

 Son olarak şunu sormak istiyorum. Sizin ya da Esad’ın herhangi bir Kürt partisi ile iletişimi oldu mu?

Suriye Başbakanı birçok kere rica etti Kürt partileri ile görüşeyim diye. Ben bazı partilerle görüştüm. Hatta Erbil’de Kürdistan Bölgesel Hükümeti Başbakanı Neçirvan Barzani ile de görüştüm. Kürtlerin durumu, hakları, sınırlar, özellikle de mültecilerle ilgili birçok konuyu görüşme fırsatımız oldu. Umuyorum ki Kürt partilerinin temsilcisi arkadaşlarımız da hükümetle diyalog yoluna girsinler. Şam’a gelsinler. Ben Kürt partileri ve hükümet arasında diyalog kurmak için her zaman hazırım.

Kürdistan Bölgesel Hükümeti demişken, Sayın Mesut Barzani’nin sert eleştirileri vardı PYD’yi rejim işbirlikçisi olmakla itham eden. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Hayır, ben bu konudaki açıklamaları duymadım. Belki nesnel, de facto bir biçimde menfaatleri örtüşüyor olabilir ama PYD’nin Suriye rejimiyle hiçbir ilişkisi olmadığını söyleyebilirim. Sayın Neçirvan Barzani de, kendisiyle yaptığım görüşmede Irak Kürdistan’ın Suriye hükümetiyle ilişkilerini geliştirmek istediğini söyledi. Dediğim gibi, Kürt partileri ve hükümet arasında diyalog kurmak için her zaman hazırım.

Ankara-Erbil-Şam-Rojava Ekseninde El-Kaide’li Ufuk Turu

Cengiz Çandar

Obama-Maliki görüşmesinde el-Kaide’ye karşı işbirliğinin masaya yatırılacağına kuşku yok.

WASHINGTON- Morton Abramowitz ile görüşmeyeli epey zaman olmuştu. Daha önce defalarca yaptığımız gibi, Washington’un Çinli semtinde, Chinatown’daki Moğol lokantasının önünde buluştuk. Çin-Moğol mutfağına düşkündür. Çincesi de kuvvetlidir. Bu günlerde adı, ‘Retorikten Realiteye’ adlı ABD’nin Türkiye politikasının nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin raporu hazırlayan ekibin ‘eşbaşkanı’ olması yani yazımında çok özel, belirleyici katkısı nedeniyle Türkiye’de sık sık anılıyor. ABD’nin Türkiye’yi en iyi bilen, en yetkin ve en etkili isimlerinden biri olduğuna kuşku yok.

Karşılaştığımız an, ilk sözleri, yaşının 80’e dayanmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmek oldu. Oysa zihni, yine her zamanki gibi 20’li, 30’lu genç adamlarınki kadar berraktı. Morton Abramowitz’le tabii ki bol bol ABD’yi ve Türkiye’yi konuştuk. Mort, oldum olası, Amerikan yönetimini, yapısını ve işleyişini, politikalarını sözünü hiç sakınmadan eleştirir. Olduğu gibi anlatır. Yine öyle yaptı.

O nedenle Türkiye’ye ilişkin olarak da bölgeye (Ortadoğu) ilişkin olarak da bu ABD’den, bir başka deyişle ‘Obama Amerikası’ndan –olumlu ya da olumsuz- beklentilere kapılmanın gerekmediğine ilişkin kanaatlerim, Abramowitz’i dinledikten sonra daha da pekişti.
Aynı duygulara Washington’da bulunan Irak Başbakanı Nuri el-Maliki de vardı mı, bilemiyorum. Maliki, tıpkı şu sıra aralarının ısıtılmaya çalışıldığı Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın bundan beş buçuk ay önce, mayısta Washington’da ağırlanışı gibi ağırlanıyor.
Morton Abramowitz, geçen akşam, Tayyip Erdoğan’ın Washington’dan eli boş döndüğünü söyledi bana. Ben de İstanbul’dan bakarak, uluslararası ilişkilerin inceliklerine vâkıf olduğumuz kadarıyla o hükme varmış ve yazmıştım zaten.

Maliki de öyle mi olacak?
Olabilir. Maliki, görüştüğü Senato Dış İlişkiler Komitesi üzerinde pek bir etki bırakmamış. Örneğin Cumhuriyetçi Tennessee Senatörü Bob Corker, “Kendi kendimize konuşurken, birbirimizin yanından geçip gittik gibi geldi bana” demiş Maliki için. “Bizim kaygılarımızı içselleştirmiş görünmüyordu ve onları önemsemez bir haldeydi” diye eklemiş NYT’ye.

Ne garip, aşağı yukarı aynı sözcükleri – “İki taraf da birbiriyle konuşuyor gibi ama farklı şeyler konuşuyor ve yürürken konuşuyor, birbirinin yanından geçip gidiyor”- şeklinde olarak, ABD-Türkiye ilişkilerinin bugünkü hali ve Tayyip Erdoğan’ın tavrına ilişkin olarak, Morton Abramowitz, bana söylemişti.

Bu yazı yazıldığı sırada, Maliki, Beyaz Saray’da Obama ile görüşmede olacaktı. Obama-Maliki görüşmesinin ‘anafikri’ni, Maliki’nin daha Bağdat’tayken NYT’ye yazdığı ve 30 Ekim Çarşamba günü yayımlanan ‘Bizim İçin Sabırlı Olun’ başlıklı makalenin şu satırlarında bulmak mümkün:

“El-Kaide Irak’tadır ve uzantıları halkımıza karşı acımasız bir terörist kampanya yürütüyorlar. Bu teröristler sadece Irak’ın değil, ABD’nin de düşmanlarıdırlar. Bu nedenle Başkan Obama ile cuma günü görüştüğümde, terörizme karşı koymak ve Suriye’deki çatışma dahil olmak üzere, daha geniş bölgesel güvenlik kaygılarına hitap etmek amacıyla ABD ve Irak arasında daha derin bir güvenlik ilişkisine ilişkin bir plan önermeyi düşünüyorum…

Suriye’deki savaş, aşırı mezhepçileri ve dünyanın çeşitli parçalarındaki teröristleri çeken bir mıknatıs oldu. Onları çevremizde topluyor. Birçoğu, delik deşik sınırlarımızdan içeri sızıyorlar. Suriye ya da Irak’ın el-Kaide operasyonları için üs olmasını ne biz isteriz ne de ABD…”
Türkiye’den bakıldığında, Maliki’nin Washington ziyareti üzerinde bu kadar durmayı değer kılan bu satırlar işte. Irak’ta son haftalarda kan gövdeyi götürüyor. Kanlı bilançonun altındaki imza IŞİD. Rojava’da –başta Serekaniye- Kürtlere saldıran, Türkiye sınırlarının ötesindeki Rakka ve Azaz’ı elinde tutan da o. Türkiye topraklarını kullandığı ileri sürülen ‘silahlı İslamcı güçler’den biri de IŞİD. Ankara, IŞİD’e karşı gereken önlemi almazken, Nusaybin’de, Şenyurt’ta Kürtler arasında ‘duvar’ örmeyi ‘güvenlik politikası’ diye sunabiliyor.

Ayrıca, şu anda Irak Kürdistan Bölge Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, Tayyip Erdoğan’la görüşmüş durumda. Irak Dışişleri Bakanı (Mesut Barzani’nin dayısı olur) Hoşyar Zebari geçen hafta Ankara’daydı. Ankara –Washington’un isteğini yerine getirmek niyetiyle de- Bağdat ile arasına düzeltmek istiyor. Konu, Ankara-Erbil-Bağdat üçlü ilişkilerinin çerçevesi içine oturuyor. Daha da önemlisi, ‘Suriye-Rojava’ ile bir de ‘dördüncü unsur’la daha da büyük bir boyut kazanıyor.

Ankara, PYD’ye karşı Rojava ile araya bir utanç ‘duvarı’ inşa ederek, sınırı kapatmak isterken, Irak Kürdistanı’nın kapıları bizim toplantıya katılmak için Rojava’dan yola çıkmak isteyen Salih Müslim’e kapatıldı. Ne var ki, Kürt YPG güçleri, Musul üzerinden Bağdat’a uzanan Til Koçer kapısını, Kaide’nin Irak-Suriye kolu IŞİD’in elinden aldılar. Bunun siyasi-stratejik sonuçları üzerinde iki yazı öncesinde durmuştum.

Washington’da birlikte bulunduğumuz BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, aynı konuda, hızla dünyanın en önde gelen Rojava uzmanlarından biri olmaya başlayan Mutlu Çiviroğlu’na konuştu. Radikal Online’da tümünü okuyabileceğiniz çarpıcı söyleşinin şu bölümünü not ettim. Mutlu Çiviroğlu soruyor:

“ABD’de el Kaide gibi radikal gruplar en büyük korku kaynağı. PYD ise bu unsurlara karşı savaş verirken Amerika kamuoyunda kısmen de olsa olumlu tepkiler ortaya çıktı. Buna karşın, ABD hükümetinin bu konudaki gönülsüzlüğünü neye bağlıyorsunuz?”

Demirtaş’ın cevabı: “Aslında burada Türkiye’nin rolünün olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye ABD’den ve Avrupa’dan aldığı desteği bu ülkelerin iradesinin hilafına radikal gruplara yönlendirmiştir… Amerikalıların kendi eliyle oradaki el Kaide militanlarını besliyor gerçeği zannedersem Amerika toplumunu da rahatsız ediyordur… Bu Türkiye’nin izlediği yanlış dış politikasının bir sonucu olmuştur. Halen de tümüyle bu yardımların kesildiğini söylemek mümkün değil.

Dolayısıyla şu an Türkiye içine düştüğü durumu ve bu ülkelerle kurduğu aldatmaya dayalı ilişkinin hesabını vermek üzere sorgulanıyor. Ankara’nın dış politikası sorgulanıyor. Türkiye’nin Bağdat ile yeniden ilişki kurmaya zorlanması da aslında bütün bu hataların sonucudur.”
Selahattin Demirtaş, yukarıda işaret ettiğimiz Til Koçer kapısının YPG tarafından ele geçirilmesine de değiniyor. “Til Koçer kapısının kontrol ediliyor olması ve ele geçirilmesi Rojava devrim sürecinin şu ana kadarki en önemli hamlelerinden biri oldu. Askeri ve siyasi açıdan birçok şeyi değiştirecek bir gelişme oldu bu. Bu hamle, muhatap alma konusunda da uluslararası alanda PYD’nin elini güçlendirdi diye düşünüyorum. Kapının kontrolü ambargonun kırılması için de etkili bir hamle oldu.”

Selahattin Demirtaş’ın Washington’da, ABD’nin Türkiye ile ilişkileriyle ilgili Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland ile görüştüğünü, görüşmede ‘Rojava konusu’nun önemli yer tuttuğunu da ekleyelim.

Obama-Maliki görüşmesinden, Maliki’nin IŞİD’e karşı kullanmayı istediği Apache helikopterleri ile Hellfire füzeleri satışı çıkar mı bilinmez ama el-Kaide’ye karşı işbirliğinin masaya yatırılacağına kuşku yok.

Özetleyelim: Maliki, Washington’dan mayıstaki Erdoğan gibi mi dönecek; şimdiden kestirmek kolay değil ama şu kesin gibi: Türkiye-Suriye sınırları el-Kaide için yol geçen halinde muhafaza edilirse el-Kaide, Kürtlere saldırmak için Türkiye’nin ‘zımni’ desteğinden yararlanır ve dolayısıyla bölgede kökleşirse…

Ne Türkiye-Irak ilişkileri toparlanabilir ve ne de Türkiye-ABD ilişkilerini sancısız bir gelecek bekleyebilir.

Washington’da Ankara-Erbil-Şam-Rojava ekseninde ‘el-Kaide’li ufuk turu böyle söylüyor…

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cengiz_candar/ankara_erbil_sam_rojava_ekseninde_el_kaideli_ufuk_turu-1158622

Rojava İçin İkinci Lozan Korkusu

Mutlu Çiviroğlu, Washington’ı ziyaret eden BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile Radikal için konuştu.

Rojava için ikinci Lozan korkusu

YPG’nin Til Koçer Kapısı’nı ele geçirmesinin dengeleri değiştireceğini belirten Demirtaş, Suriyeli Kürtlerin garantiler almadan muhalefetin çatısı altında Cenevre’ye gitmesinin ikinci bir Lozan’a yol açacağını söyledi.

MUTLU ÇİVİROĞLU / WASHINGTON

Partinizin Washington temsilciliği tarafından düzenlenen 1. Kürt Konferansı beklentilerinizi karşıladı mı?

Avrupa’nın birçok önemli merkezinde Avrupa Parlamentosu da dahil bugüne kadar birçok başarılı Kürt konferansalar gerçekleştirildi. Buradan baktığımızda Avrupa’da bu kadar konferans yapılırken Amerika’da hiç yapılmamıştı. Bu nedenle bu konferansın Amerika’da ilk defa gerçekleşiyor olması, bizim için çok önemliydi. Bu başlıkta ve bu kapsamda bir konferansın ABD’nin başkentinde başarılı bir organizasyon ve katılımla düzenleniyor olması, yüksek bir ilgiyle karşılanması önemlidir. Doğrusu biz de Türkiye ’den gelirken iyi bir konferans olabileceğini tahmin ediyorduk. Fakat beklentilerimizin üstünde bir başarı ortaya çıktığını söyleyebilirim.

Konferans sırasında görüştüğüm gazeteci meslektaşların ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin bu tür konferansların artması yönünde beklentileri var. Partiniz ABD’de her yıl böyle bir konferanslar yapmayı düşünüyor mu?

Evet, görünen o ki ihtiyaç olacak ve yapmak gerekecek. Ortadoğu’da sorunların kısa zamanda çözülmeyeceği belli. Fakat sorunlar çözülürken Kürtlerin rolünün ne olacağı tartışılmalıdır mutlaka. Özellikle büyük merkezlerde büyük başkentlerde sık sık hatırlatılmalıdır. İşin doğrusu her yıl da dengeler değişiyor Ortadoğu’da. O nedenle Kürt sorunu orta yerde durduğu müddetçe ve Ortadoğu sorunu da bu boyutta bu kapsamda ortada durduğu müddetçe bu konferansları yapmak gerekecek. Seri hale gelmesinde ben fayda görüyorum. İnşallah 8’inci 20’nci konferanslara gerek kalmadan bu sorunlar çözülmüş olur.

Konferansta iki konu öne çıktı: Barış süreci ve özellikle de Rojava konusu. ABD kamuoyunun Rojava’ya bakışını ilgisini nasıl buldunuz?

Kürt ve Kürdistan gerçeği ABD’de daha yeni yeni tanınmaya başlanıyor. Bu güne kadar Kürtlerin inkârı, tarih sahnesinden silinmesi girişimleri Kürtleri uluslararası alanda da görünmez hale getirmişti. Özellikle Körfez Savaşı ve Irak’ın işgali ile birlikte ABD hükümeti ve toplumu da Kürtleri tanımaya başladı. Şimdi Suriye’deki gelişmeler, Türkiye’deki ve İran’daki durum ile birlikte artık burada iyice bilinen tanınan bir toplum haline geldiler. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Özellikle Rojava’daki gelişmeler buradan dikkatlice izleniyor. Medya izliyor, hükümet izliyor. Fakat bir eksik bilgilenmenin ve Rojava’ya dönük bir kara propagandanın etkili olduğunu söyleyebilirim. Hem medyada hem hükümet nezdinde bu var. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı kara propaganda, ‘PYD’nin Esad yanlısı olduğu’ şeklindeki kara propaganda belli bir sonuç doğurmuş. Böyle bir algı oluşmuş.

Konferans ile birlikte bu algının tartışmaya açıldığını düşünüyoruz. Bizim yaptığımız resmi temaslarda da bu algının tartışmaya açıldığını düşünüyoruz artık. Şimdi bu algıyı düzeltmek için daha çok çaba sarf etmek lazım. Çünkü oradaki Kürtler Esad yanlısı Esad taraftarı değiller. Oradaki Kürtlerin duruşu üçüncü bir çizgidir. Kürtler birilerinin tetikçisi olmadı diye kimse Kürtleri suçlayamaz, eleştiremez. Bu duruşun iyi anlatılmasına ihtiyaç var. Bu konuda eksiklik olduğunu fark ettik.

Konuşmanızda bu konunun Dışişleri Bakanlığı görüşmenizde gündeme geldiğinden bahsettiniz. Salih Müslim’in ABD’ye gelme çabaları vardı. Bu konuda ABD hükümetinden bir isteğiniz oldu mu, ya da bir çalışmanız olacak mı?

Tabi ki ABD hükümetine de PYD ile doğrudan görüşmelerinin faydalı olacağını, kendilerini kendilerinden dinlemenin faydalı olacağını belirttik. Salih Müslim’e şimdiye kadar vize verilmemesinin yanlış bir uygulama olduğunu belirttik. Ayrıca PYD’nin mesajını da kendilerine ilettik. Çünkü kendilerinin gelememeleri nedeniyle bizim aracılığımızla iletmemizi istedikleri mesajı ilettik.

Neydi o mesaj?

İfade ettiğim gibi üçüncü yol çizgisi Suriye’de bütün halklar ve kimliklerle eşit bir temsil modeli, Suriye’nin birliğinin korunması. Bu çerçevede, ‘diplomatik çözüme hazır oldukları, kimseye düşmanlık yapmadıkları ve sadece kendi bölgelerinde meşru savunmalarını yaptıkları’. Yine, ‘Cenevre 2 Konferansı’na da kendi kimlikleri ile Kürt Yüksek Konseyi şemsiyesi altında katılmak istediklerini ama konferansta birleşmiş bir muhalefet olarak çıkılabileceklerini’ de ifade ediyor PYD yöneticileri. Kürt Yüksek Konseyi’nin de ortak düşüncesi bu. Biz de bu düşünceleri paylaştık hükümet yöneticileri ile.

Cenevre 2’den bahsetmişken sizce Rojavalı Kürtler bu konferansa yönelik nasıl bir tutum sergilemeli? PYD, Kürtlerin Yüksek Konsey adı altında bağımsız olarak katılmasından yana ama Suriye muhalefetiyle katılıma sıcak bakanlar da var.

Tabi ki Kürtler orada kendi kararlarını kendileri vermeli. Bizim onlar adına konuşma yetkimiz yok. Ama biz, oradaki kardeşlerimizin yararının birlikten geçtiğini düşünüyoruz. Kürt hareketlerinin kendi kimliğiyle gücüyle birlik halinde gitmeleri çok önemlidir. Şu an görünen o ki, Suriye muhalefetiyle birleşmenin henüz koşulları oluşmamıştır. Suriye muhalefeti Kürlere hiçbir taahhütte bulunmadan, karşılıksız ve riskli bir şekilde, Suriye muhalefetinin çatısı altında Cenevre’ye gidilmesi Kürtlere ikinci bir Lozan’ı yaşatabilir. Kürtler bir kez daha aldatılabilir. Fakat Kürtler kendi kimlikleri ile katılıp orada taleplerini savunduktan ve talepleri ile ilgili güvence aldıktan sonra konferansta Suriye muhalefeti ile birleşip tek bir muhalefet olarak oradan çıkabilirler. Biz naçizane kendilerine şunu önerebiliriz: Mutlaka birlik olarak hareket etmeliler parçalı durmayıp ne pahasına olursa olsun birlik olmalı ve kendi kimlikleriyle Cenevre’de olmalılar.

ABD’de El Kaide gibi radikal gruplar en büyük korku kaynağı. PYD ise bu unsurlara karşı savaş verirken Amerika kamuoyunda kısmen de olsa olumlu tepkiler ortaya çıktı. Buna karşın, ABD hükümetinin bu konudaki gönülsüzlüğünü neye bağlıyorsunuz?

Aslında burada Türkiye’nin rolünün olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye ABD’den ve Avrupa’dan aldığı desteği bu ülkelerin iradesinin hilafını radikal gruplara yönlendirmiştir. Birçok ülke Suriye’deki muhalefete destek sunarken, gerek insani yardım gerek lojistik desteği gerek silah desteğini sunarken bunları El Kaide ve ya benzeri gruplara ulaşması amacı ile yapmıyorlar. Ama Türkiye bu yardımları koordine eden ülke olarak bunların El Kaide veya benzeri gruplara ulaşmasında kolaylık sağlamıştır. Ama bu da bir müddet sonra bütün destek sunan ülkeleri rahatsız etmiştir.

Özellikle Amerika hükümetinin Suriyeli sivillere gönderilen yardımların El Kaide’nin eline geçmesi Amerika toplumu tarafından kabul edilecek bir durum değil. Bizzat Amerikalıların kendi eliyle oradaki El Kaide militanlarını besliyor gerçeği zannedersem Amerika toplumunu da rahatsız ediyordur. Bu Türkiye’nin izlediği yanlış dış politikasının bir sonucu olmuştur. Rojava’da desteklenmesi gereken sivil halk hareketleri varken, onlara yardım edilmesi gerekirken, maalesef ki dünyanın çeşitli yerlerinden gelip Rojava’ ya saldıran bu radikal gruplara bu yardımlar ulaşmıştır. Halen de tümüyle bu yardımların kesildiğini söylemek mümkün değil.
Dolayısıyla şu an Türkiye içine düştüğü durumu ve bu ülkelerle kurduğu aldatmaya dayalı ilişkinin hesabını vermek üzere sorgulanıyor. Ankara ’nın dış politikası sorgulanıyor. Türkiye’nin Bağdat ile yeniden ilişki kurmaya zorlanması da aslında bütün bu hataların sonucudur.

Sayın Başkan, CIA’in eski ikinci adamı Morell de Amerikan basınına yaptığı açıklamalarda Suriye’deki El Kaide varlığının çok ciddi boyutlara ulaştığını ve ulusal güvenliğe en ciddi tehdit olduğunu dile getirdi. YPG Suriye’deki radikal gruplara karşı duvar işlevi görüyorken, Washington’un sessizliğini sadece Türkiye ile açıklamak mümkün mü?

Türkiye’nin önemli bir rolü var tabi ki. Fakat Kürtlerin orada statü kazanmasını engellemek için, El Kaideci grupların Kürtlere saldırmasına bir müddet göz yumulmuştur. Bu bir gerçektir. Uluslararası güçleri de belki doğrudan kendi gönderdikleri yardımların onlara ulaşmasından rahatsız olmuşlardır ama radikal grupların Kürtlere saldırmasına ve onların kazanımlarını yok etmesi için de bunlara bir müddet göz yummuşlardır. Bunların başarılı olmayacağını anlayınca, giderek kendilerinin güçlendiği ama YPG’yi zayıflatamadıklarını anlayınca da paniklemeye başladılar.

YPG’nin kontrol altına aldığı Til Koçer Sınır Kapıs’nın (Yarubiye) Rojava üzerindeki ambargonun delinmesi açısından çok önemli olduğu söyleniyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Til Koçer Kapısı’nın kontrol ediliyor olması ve ele geçirilmesi Rojava devrim sürecinin şu ana kadarki en önemli hamlelerinden biri oldu. Askeri ve siyası açıdan birçok şeyi değiştirecek bir gelişme oldu bu. Öyle sanıyorum ki artık herkes, bölge ülkeleri de dahil bütün uluslar arası güçler YPG’nin ve bu vesile ile hem Kürtlerin, hem de Kürt Yüksek Konseyi’nin daha ciddiye alınması gereken bir güç olduğunu anladılar. Bu hamle, muhatap alma konusunda da, uluslararası alanda PYD’nin elini güçlendirdi diye düşünüyorum.

Kapının kontrolü ambargonun kırılması için de etkili bir hamle oldu. Çünkü hem devrimi boğmaya çalışıyorlardı, hem de oradaki halkı izole edip ambargo uygulayarak kendilerine mecbur ve muhtaç etmeye çalışıyorlardı. Til Koçer kapısı Kürtlerin daha da rahatlamasına ve mücadeleyi sürdürmelerine vesile olacak.

Güney Kürdistan hükümetinin ambargoyu çağrıştıran politikaları dönemin ruhuna uygun değildir. Ben inanıyorum ki bu politikalar Güney Kürdistan halkına da zarar verdiğini Kürdistan hükümeti görmüştür. Bunun çok sürdürülebilir olma şansı yoktur. Kürtler arası diyalog, işbirliği ve dayanışma bu kadar tarihi bir önemdeyken kimsenin yanlış yapma lüksü yoktur. Ben bu hatanın kısa sürede telafi edileceği düşüncesindeyim.

PYD’ye sert muhalefeti ile bilinen Yekiti Partisi liderlerinden Fuat Aliko geçenlerde bana BDP ’nin Rojavalı partileri için oynadığı rolden övgüyle bahsetmişti. Siz parti olarak Rojavalı Kürleri bir araya getirme, yardımcı olmaya devam edecek misiniz?

Bugüne kadar Kürt Yüksek Konseyi temsilcileri Türkiye’ye geldiğinde ayrım gözetmeksizin hepsiyle ilişki kurmaya destek olmaya çalıştık. Biz oradaki partiler arasında ayırım gözetmeyiz. Kürtlerin kurtuluşu için, birlik için mücadele eden bütün partiler, Kürdistani güçler, bizim için dosttur ve aynı değerdedir. Biz onların birleşmesi ve birlikte hareket etmeleri için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Diplomatik alanda da Rojava Kürdistanı’nın çıkarlarını savunuyoruz. Türkiye Kürtleri için yürüttüğümüz mücadele kadar siyasi ve diplomatik alanda Rojava sorununu her yerde dile getiriyoruz ve takipçisi oluyoruz. Çünkü Kürdistan’ın, Kürt halkının özgürlüğüne doğru giden yolda bütün halkların özgürlüğü vardır. Bölgenin barışı vardır, buna yürekten inandığımız için yapmaya devam edeceğiz.

Sizin parti olarak önümüzdeki günlerde Rojava’ya yönelik çalışmalarınız olacak mı?

Tabii ki. Biz 7 Kasım’da bütün milletvekillerimizin katılımıyla Nusaybin’de bir etkinlik yapacağız. On binler ile yüzbinler ile sınıra yürüyeceğiz ve sınıra inşa edilmek istenen duvarların yapımını durduracağız. Bu öyle bir defalık bir protesto yürüyüşü olmayacak. Duvar yapımı duruncaya, abluka kaldırılıncaya, sınırlar günlük ticarete ve insani yardıma açılıncaya kadar kesintisiz sürecek bu sınır eylemi. Bu konuda çok ciddi ve kararlıyız. Hükümetin tutumu nedir bilmiyoruz ama o güne kadar diplomatik yol ile bahsettiğim sorunları çözmek istiyoruz.

Son olarak da konferansın bir diğer önemli gündem maddesi olan barış süreci ile ilgili görüşlerinizi öğrenmek istiyorum.

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Amerika’da da barış sürecinin yakından takip edildiğini ve destek gördüğünü gözlemledik. Müzakere sürecinin kendisi zaten bir mücadeledir. Bundan vazgeçmek bu bitti demek veya biz asla konuşmayız. Görüşmeyiz demek silahlara davetiye çıkarmaktır. Silahlara davetiye çıkaracak bir pozisyonda olmak büyük bir sorumluluk demektir. Ama Başbakan Erdoğan ortaya çıkan siyasi sonuçları partisel çıkarları için fırsat olarak değerlendirmiştir. Bu defa böyle davranmaması için bütün kesimlerce uyarı yapılmasına rağmen, AKP sürecin siyasi rantını yemeyi çözüme değiştirmiştir.

Ama süreç tamamıyla bitmiş ve ya nihayetlenmiş diyemeyiz. Çünkü Sayın Öcalan bu konuda ısrarcı olmaya devam edecek, diyaloğu müzakereye çevirmeye devam edecek. Süreç şu an can çekişiyor, sürecin ilerleyebilmesi için Sayın Öcalan’la müzakereye başlanması, kendisinin dış dünyayla bağlantı kurup bunun için yasal düzenlemenin yapılması, bağımsız üçüncü bir gözlemci gücün kabul edilmesi gerekiyor. Hükümetin en azından bunlara cevap vermesi bekleniyor. Kısa süre içinde hükümetten olumlu yanıt alınırsa, olumlu pratik adımlar atılırsa süreç ilerleyebilir. Yoksa sürecin Sayın Öcalan tarafında da artık ilerletilemez hale gelmesi gibi bir durumla karşılaşabiliriz.

Sizin son dönemlerdeki mesajlarınızda bir sertlik var bu, hükümetin beklentilere cevap vermemesinden mi kaynaklanıyor, neden?

Sürecin riski nedeniyle hükümete mesajlarımızı daha sert bir tonda ilerletmeyi tercih ettik. Çünkü hükümet bu güne kadar vermiş olduğumuz mesajları a yanlış anlamış ya da anlamamıştır. Bu işin çocuk oyuncağı olmadığını sert bir dille hükümete anlatmak gerekiyordu. Üslubumuzdaki sertlik süreci kaybetme kaygısından kaynaklanmıştır. Sürece duyduğumuz kaygıdan kaynaklıdır. Yoksa süreci bitirme adına ya da gerilim yaratıp süreci sekteye uğratma hamleleri değildir. Tam tersine süreç can çekişti için bizim muhalefetimiz sertleşmiştir.

http://www.radikal.com.tr/dunya/rojava_icin_ikinci_lozan_korkusu-1158496

YPG Sözcüsü Xelîl: Kaide Rojava’da Tutunamaz

MUTLU ÇİVİROĞLU

Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) Sözcüsü Rêdûr Xelîl, Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerle Kaide arasında yaşanan çatışmalarda gelinen noktayı Radikal’e anlattı. Xelîl, Irak sınırındaki Til Koçer’in YPG’nin eline geçmesinin ardından Kaide’nin birçok yerden çekilmek zorunda kaldığını söyledi.

YPG_Redur

YPG’nin başlattığı kapsamlı operasyonlardan sonra şu an durum nasıl, hangi yerler kontrolünüzde?

Evet, Serêkaniyê’de Devrim Şehitlerine Vefa Operasyonu’nu başlatmıştık. 2. aşaması dün gece (salı) sona erdi. Bu hamlemizden sonra radikal silahlı grupların elindeki 23 ilçe, köy ve ve merkez tamamen temizlendi. Yani Til Temir ve Serêkaniyê hattının kuzeyi arasındaki 23 yer tamamen kurtarıldı. Mişrafa, Til Halef, Esfer Nacar ve son olarak Til Temir yakınındaki Benacir kurtarıldı.

Neden böylesine büyük bir operasyon başlattınız?

Öncelikle hatırlatmak isterim: Bu bölgelerin tamamı Rojava Kurdistanı’na bağlı Kürt yerleşimleridir. YPG’nin bu hamleyi başlatmasındaki en önemli neden buydu. Bir de yaklaşık 3 aydır Kürt bölgeleri bu silahlı grupların saldırılarına maruz kalıyordu. Her ne kadar biz sorunları barışçıl yöntemlerle çözmek istediysek de onlar saldırı ile karşılık verdiler. Bu yüzden bu saldırılara dur deme zorunluluğu hissettik. YPG olarak askeri planlamalarımızı yaptık ve operasyon başlattık. Çok şiddetli çatışmalar yaşandı. Sonuçta bu gruplar YPG’ye direnemediler.

Kendi cephanelerini bırakıp kaçtıkları söyleniyor. Bu doğru mu?

Evet, doğru. Özellikle Til Koçer’in kurtarılmasından sonra… Ki burası Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ve El Nusra Cephesi’nin en önemli merkeziydi. Burasını ana üs olarak kullanıyorlardı. Buranın YPG’nin eline geçmesi ile birlikte manevi ve moral olarak dağıldılar. YPG’ye karşı koyamaz hale geldiler ve çoğu Rakka ve Til Ebyad’a doğru geri çekildi.

Til Koçer’den söz ettiniz. Irak sınırında Sünnilerin yoğun olduğu bölgeler de var. Buranın tekrar kontrolünüzden çıkma ihtimali var mı?

Şu anda Til Koçer, YPG tarafından korunuyor. Sınır kapısı IŞİD ve El Nusra’dan dolayı Irak tarafından kapatılmıştı. Her türlü saldırıya karşılık verebilecek şekilde tüm önlemleri aldık. Silahlı grupların varlığı o bölgede çok zayıfladı. Bu yüzden tekrar saldıracaklarına ve Til Koçer’i alabileceklerine ihtimal vermiyoruz.

‘Tüm Rojava’yı alacağız’

Til Ebyad’ı alma planınız var mı?

Til Ebyad Kürt yerleşimidir ve Rojava Kürdistanı içinde yer alıyor. Radikal İslamcı grupların buradaki varlığını işgalci güçler olarak görüyoruz. Orada yaşayan tüm halklar o grupların varlığından rahatsız. Kuşkusuz oranın da kurtarılması YPG’nin planları dahilindedir. Şartlar oluştuğunda orası da kurtarılacaktır.

Peki Azaz ve Carablus?

Azaz ve Carablus’u da Rojava’nın parçası olarak görüyoruz. Çünkü oralar da Serêkaniyê, Kobani ve Afrin arasında yer alıyor. Gidiş gelişlerde zorluk yaşamaması için bunların hepsi YPG’nin planları arasındadır.

Özellikle Til Koçer’i alınca dünya medyası sizden çok bahsetti. Medyadaki bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?

El Kaide’ye bağlı grupların gücü dünya kamuoyunda çok abartıldı. Fakat YPG şunu ispatladı: Bu güçlerin ellerinde güçlü silahlar olsa da YPG kendi toprağı üzerinde, halkının içinde savaştığı için -ki bu da en büyük silahtır- bu grupların kaybetmelerini sağladı. Birçok kesim Kürtlerin oldukça tecrübeli ve güçlü gruplara karşı başarı elde edeceğine inanmıyordu. Ancak YPG bunu ispatladı ki biz onlara karşı durabiliyoruz. Çünkü onların bölgedeki varlığının hiçbir meşru nedeni yok. Onların varlığı çetecilik ve talan içindi, bölgede yaşayanların çıkarına değildi.

‘Tüm halkların gücüyüz’

Bölgedeki diğer etnik ve dinsel azınlıkların sizin gelişinizi kutladığı söyleniyor. Bu haberler gerçek mi?

Gerçek. Çünkü bölgedeki halkların tümü bu çetelerin yaptıklarından çaresiz kalmışlardı. Kendileriyle birlikte bölgenin kültürüne çok uzak bir kültür getirmişlerdi. İşkence, zorbalık ve talan üzerine kurulu bir sistem getirmişlerdi. Bölgedeki halklar yıllardır birlik, barış içinde yaşıyorlar. Bu yüzden silahlı grupların varlığından rahatsız oldular. Bu da YPG’nin o bölgeleri kurtarmasının büyük bir sevinçle karşılanmasına neden oldu. Yine bu halklardan birçok kişi YPG saflarına katıldı ve bu çete gruplarına karşı iyi bir mücadele sergiledi.

Arap, Çerkes, diğer halklardan savaşçılarınız var mı?

Rojava Kürdistanı’nda yaşayan tüm halklardan savaşçılar YPG saflarında yer alıyor. Arap, Süryani, Ermeni, Asuriler var. Yani bölgede yaşayan tüm halklardan insanlar YPG içinde yerini almış durumda.

Kamışlı’daki gözlemlerim sırasında PYD dışındaki partilerin de YPG’yi kendi özgücü olarak gördüğüne şahit oldum. Hatta tanınmış bir siyasi parti lideri “YPG bu çetelere karşı başımızın dik kalmasını sağladı” dedi. Yine de azı kesimler de “YPG, PYD’nin askeri gücüdür” diyor.

Bu tür propagandayı YPG’yi zayıf göstermek için yapıyorlar. Onlara göre YPG dar bir siyasi çerçevede hareket ediyor. YPG başından beri tüm grupların çıkarlarına hizmet ediyor, asla sadece bir partinin askeri gücü değil. Tüm Kürt halkının gücüyüz. Bugün düşüncesi ve partisi ne olursa olsun tüm kesimler YPG’de rahatlıkla yer alabilir. Rojava’yı savunan ilk ve tek meşru gücü YPG’dir.

CNN’de cihatçı militanların Türkiye’den nasıl serbestçe Suriye’ye geçtiklerini gösteren bir haber yayımlandı. Ne düşüyorsunuz?
Suriye’de olayların başladığı ilk günden itibaren Türkiye’nin rolünün ne olduğunu biliyoruz. Onlarca kez “Türkiye silahlı radikal İslami gruplara yardım ediyor” dedik. Sınırdan geçirildikleri açıkladık. Hatta belgeler elimize geçti. MİT kimlikleri ve Türk pasaportları çıktı bu silahlı grup üyelerinin üzerinden. Ama açıklamalarımıza itibar edilmiyordu. Eğer bugün CNN gibi bir yayın bunu paylaşıyorsa bu bizim dile getirdiklerimizin doğruluğunu ispatlıyor. Umut ediyoruz ki bu gerçekler tüm dünya kamuoyuna açıklansın. Dileğimiz Türkiye’nin  Suriye’deki devrim içinde oynadığı olumsuz rolün açık bir şekilde ortaya çıkarılması ve herkesin bu gerçekleri görmesidir.

Türkiye demişken, sınırda duvar örme girişimi söz konusu ve Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan da bir haftadır açlık grevinde bu durumu protesto etmek için. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?

Kuşkusuz Ayşe Hanımın bu eylemini onurlu bir eylem olarak görüyoruz. Sonuna kadar kendisini destekliyoruz. Kuşkusuz Türkiye devletinin bu girişimi doğru değildir. Yaşadığımız 21. Yüzyılda artık uluslar arasındaki sınırlar kalkıyor. Artık herkes demokratik bir şekilde ilişki geliştiriyor. Bugün Türkiye’nin böyle bir duvar örmesinin çok kötü bir anlamı vardır. İnanıyorum ki Kürt halkı Rojava ile Kuzey Kürdistan arasında böyle bir duvarın örülmesine izin vermeyecektir. Çünkü doğru bir şey değildir, şoven bir siyasetin ürünüdür ve bu girişim kabul edilmeyecektir.

Şu anda savaşçılarınızın moral durumu nasıl?

Genellikle Rojava Kürdistanı’nın şehir ve ilçelerinde YPG’nin başarılarından dolayı, yani birçok stratejik yeri bu grupların elinden kurtardıkları için Kürt halkı kutlamalar yapıyor. YPG savaşçılarının da moral düzeyi çok yüksek ve güçlüdür. Kendi işlerini yapıyorlar. Yine bölgede planlanacak olan devrimci hamleler henüz durmuş değil. Önümüzde daha çok iş var. YPG de yeni başarılar elde etmek için hazırdır.

http://www.radikal.com.tr/dunya/kaide_rojavada_tutunamaz-1159637

Washington’daki Kürt Konferansı’nın Ardından

Barış ve Demokrasi Partisi’nin ABD Temsilciliği tarafından Amerika’nın başkenti Washington’da düzenlenen “Yeni Ortadoğu’da Kürtlerin Rolü” konferansı Türkiye ve Amerika’dan seçkin konukları bir araya getirdi.
Washington'daki Kürt Konferansı'nın ardından

MUTLU ÇİVİROĞLU/ WASHINGTON

Ulusal Basın Merkezi’nde 28 Ekim Pazartesi günü yapılan konferansa Türkiye ’den BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ve BDP Van Milletvekili Nazmi Gür’ün yansıra gazeteci Cengiz Çandar ve Amberin Zaman da konuşmacı olarak katıldılar. Konferansa katılımı büyük merakla beklenen Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eşbaşkanı Salih Müslim ise Avrupa’ya geçişi geciktiğinden, vize işlemlerini tamamlayamadığından konferansa ancak Skype yoluyla katılabildi.

Konferansın Amerikalı katılımcıları arasında ise Amerika’nın eski Türkiye ve Irak Büyükelçisi James Jeffrey, Columbia Üniversitesi İnsan Hakları Çalışmaları, Barış Tesisi ve Hakları Programı Direktörü David L. Phillips, Amerikan İlerleme Merkezi’nden Michael Werz, Kürtler üzerine çalışmaları ile tanınan yazar Michael Gunter ve diğer birçok akademisyen ve gazeteci katıldı.

Radikal’e konuşan BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Washington temsilcilikleri tarafından düzenlenen bu konferansın çok başarılı geçtiğini ve gösterilen ilgiden oldukça memnun olduklarını dile getirdi. Böylesi etkinlikler sayesinde hem Amerikan kamuoyunun, hem de hükümet yetkililerinin Kürt sorununu bizzat muhataplarından duyma fırsatı yakaladıklarını söyledi. Bu konferansın bir ilk olduğunu hatırlatan Demirtaş, önümüzdeki yıllarda da böylesi çalışmalara devam edeceklerini belirtti.

Çözüm süreciyle ilgili konuşan Demirtaş, hükümete bir dizi eleştirilerde bulundu. Kürtlerin ortaya koyduğu çözüm önerilerinin Türkiye’yi zayıflatacak bir yaklaşım içermediğini kaydeden Demirtaş hükümetinin köklü bir değişime hazır olmadığını gördüklerini sözlerine ekledi.
“Hükümetin birkaç önemli adım atabilir. Örneğin Sayın Öcalan’ın dış dünya ile temasını kolaylaştıracak müzakerelere başlarsa, süreç bir kez daha hızlanabilir” diyen Demirtaş hükümetin Kürtlerle konuşuyor olmasını Kürtlere sunulmuş bir lütuf olarak gördüğünü ifade etti.

Başbakan Erdoğan’ın, Kürtlerden sadece kendileriyle konuştukları için mutlu olmalarını beklediğini söyleyen Demirtaş, aynı yaklaşımın Rojava için de sergilendiğini belirtti. “Hükümet Sayın Salih Müslim’den de Türkiye’ye davet edilip konuşulduğu için minnet duymasını beklemektedir” dedi.

PYD Eşbaşkanı Salih Müslim ise Skype üzerinden görüntülü olarak yaptığı konuşmada Rojava’da birçok yabancı cihatçı El Kaide militanları ile savaştıklarını, bu kesimlerin sadece kendilerine değil, tüm insanlığa karşı olduklarını dile getirdi.

ABD hükümetine seslenen Müslim, özgürlük, barış ve demokrasi için yaptıkları mücadelede şu ana kadar yalnız bırakıldıklarını, Rojava halkına politik ve diplomatik desteğin verilmesi gerektiğini ifade etti. Rojava’da Araplar, Süryaniler ve diğer tüm azınlıklarla beraber, uyum içinde yaşadıklarını belirten Müslim, oluşturdukları sistemin tüm Ortadoğu için örnek bir model olduğunu, başta Amerika olmak üzere Batı dünyasının bu modele destek sunmaları gerektiğini vurguladı. Salonda bulunan hükümet yetkilileri ve gazetecilere seslenen Müslim, Rojava’ya gelerek durumu yerinde görmelerini istediklerini, bu tekliflerini kabul edecek herkese yardımcı olacaklarını ve güvenliklerini sağlayacaklarını sözlerine ekledi.

Gazeteci Cengiz Çandar ise konuşmasının başında BDP tarafından düzenlenen konferanstan övgüyle bahsederek, Washington’da böylesi başarılı bir konferansın düzenlenmesinin önemli bir adım olduğunu belirtti.

Konuşmasında ağırlıklı olarak çözüm süreci üzerine konuşan Çandar, sürecin birçok eksiği olduğunu, örneğin üzerinde anlaşılmış bir metinin bile olmadığını söyledi. ‘Süreç Başbakan Erdoğan’ın iki dudağından çıkan sözlere bağlı” diyen Çandar, Kürt halkının kendi kendini yönetme hakkı tanınmadan hiçbir sürecin sonuçlanmasının mümkün olmadığını vurguladı.

Gazeteci Amberin Zaman ise Rojava konulu panelde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin genelde Suriye, özelde ise Rojava politikasına değindi. Ceylanpınar ve Akçakale’ye yaptığı ziyaret sırasında görüştüğü insanların hükümetin radikal militanlara verdiği desteği anlattığını belirtti.

PYD’nin bölgedeki en örgütlü grup olduğunu, seküler karakteriyle Batı değerlerini paylaştığını söyleyen Zaman, ABD’nin Türkiye’nin politikasına uyarak, PYD’yi dost olarak görmemesinin anlamsız olduğunu ifade etti. Bu politikanın Washington’a fayda getirmediği gibi, Ankara’ya da yarar sağlamadığını dile getiren Zaman, Amerika’nın bir an önce PYD ile ilişki geliştirmesi gerektiğini söyledi. Salonda bulunan Demirtaş’ı işaret eden Zaman, Müslim’in de farklı bir konumda olmadığını, o nedenle de kendisinin de Amerika’ya davet edilmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne baskı yaparak Rojava’ya ambargo uyguladığını söyleyen Zaman, Mesut Barzani’nin de Salih Müslim’in bölgeye geçişine izin vermeyerek Ankara’yı desteklediğini iddia etti. Oğlunu kaybetmiş bir baba olarak, Müslim’e yapılan bu davranışın hem Kürt geleneklerine göre, hem de insani açıdan çok büyük bir hayal kırıklığına yol açtığını söyleyen Zaman, Kürdistan Bölgesinde de birçok kişinin bu durumdan rahatsız olduğunu belirtti.

BDP Washington Temsilcisi Mehmet Yüksel, konferans sonunda Radikal’e yaptığı açıklamada konferansa gösterilen yoğun ilgiden memnun olduklarını söyledi. İlkini gerçekleştirdikleri bu konferansı her yıl düzenleyeceklerini belirten Yüksel, önümüzdeki senelerde çok daha başarılı etkinlikler düzenleyeceklerini, tek günlük konferans yerine, iki ya da üç gün devam edecek etkinlikler düzenleyeceklerini sözlerine ekledi.

Konferanstan Önemli Notlar
“Yeni Ortadoğu’da Kürtlerin Rolü” konferansı Kürtler tarafından düzenlenen ve kendilerini tartıştıkları ilk konferans olması itibariyle önem taşımakta. Ulusal Basın Merkezi gibi prestijli bir yerde düzenlenen konferansa ilgi beklenenden fazla oldu ve birçok kişi konuşmaları ayakta takip etti. Amerikan Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin yanı sıra, başta Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelerin büyükelçikleri, Kürdistan Bölge Hükümeti temsilciliği yetkilileri, düşünce kuruluşu temsilcileri ve gazeteciler de konferansı izleyenler arasındaydı.

http://www.radikal.com.tr/dunya/washingtondaki_kurt_konferansinin_ardindan-1158120

Rojava’ya Geri Dönüş!

Rojava’ya Geri Dönüş!
Ağustos ayı sonlarında Rojava’dan Irak Kürdistan Bölgesi’ne yapılan kitlesel göçten sonra birçok insanın kendi topraklarına dönmeye başladığı bildiriliyor. Biz de durumu yerinde görmek ve yetkililerden bilgi almak için Sêmalka Sınır Kapısı’nı ziyaret ettik ve kapı sorumlularından Mustafa Abdulaziz ile konuştuk.
Rojava'ya geri dönüş!
Abdulaziz (sağda), sınır kapısındaki gelişmeleri Radikal’e anlattı.

Haber: MUTLU ÇİVİROĞLU

Suriye ‘de iç savaşın başlaması ile birlikte Kürtlerin en yoğun olduğu bölgelerden Rojava’da da göç başlamıştı. Özellikle Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin sınırlarına doğru yoğun bir nüfus kayması oldu. Ancak bir süredir durumun tersine döndüğü ve gidenlerin geri dönmeye başladığı yönünde haberler geliyordu. Bu haberleri yerinde doğrulama fırsatı bulduğumuz Sêmalka Sınır Kapısı’nda sorumlu Mustafa Abdulaziz ile görüştük. YPG’ye bağlı güçler tarafından kontrol edilen sınır kapısındaki geri dönüşlere ilişkin bilgi veren Abdulaziz’in anlattıkları bölgede YPG ile Barzani yönetimi arasındaki gerilime dair de ilginç izlenimler içeriyor.

– Sayın Mustafa Abdulaziz Sêmalka Sınır Kapısı’nın son durumu nedir?
– Son durumu şu an için ‘geriye dönüş’ olarak değerlendirebiliriz. Her geçen gün kamplardan Rojava’ya dönenlerin sayısı giderek artıyor. Dün Kürdistan Bölgesi’nden Rojava’ya geri dönenlerin sayısı bin 300 kişiydi ve bu rakam gün geçtikçe artıyor. Son iki hafta içerisinde 10 bine yakın insanımız Rojava’ya geri döndü. Kamplarda kalan insanlarımız dönüyor çoğunlukla. Bölge insanı üzerinde bir siyaset yürütüldüğünü söyleyebiliriz. Açlık ve savaş politikasını bölgede yürüterek insanların topraklarından kaçmalarına neden oldular. Bu politikada bir yere kadar başarılı olabildiler ama geçen zaman bize gösterdi ki bu politikalar da boş çıktı. Ve insanlarımıza bu sevinçli haberi verebiliriz. Rojava’dan kaçan insanların çoğu topraklarına, evlerine dönmeye başladı.

– Peki, neden gittiler ve şimdi ne için dönüyorlar? Yani beklentileri, umutları gerçekleşemedi diye mi geri dönüyorlar?
– Belirtmek gerekir ki insanların buradan kaçırtılması da yürütülen bir politikanın sonucuydu. Bir taraftan insanlara saldırılar gerçekleşiyordu, diğer taraftan Türkiye ’nin sınır kapılarını kapamasıyla halkımız üzerinde çok sıkı bir ekonomik ambargo uygulandı. Aynı zamanda Kürdistan Bölgesi de Sêmalka Sınır Kapısı’nı kapattı. Bütün bunlara çeteci güçlerin saldırıları da eklenince insanlar canlarını kurtarmak için kaçmak zorunda bırakıldı. Sêmalka sınır kapısı da o dönem insanlar buradan kaçsın diye açıldı. Ama şimdi durum değişti. Rojava üzerine yapılan bütün saldırılar püskürtüldü. Öncelikle anlaşıldı ki çete güçleri Kürtlerin bir tek mıntıkasını bile ele geçiremeyecekler. Ayrıca insanlarımız, topraklarını savunan YPG’nin gücünün farkına varmaya başladı. Halk anladı ki artık savunmasız değiller. Bu yüzden kendi topraklarına dönmeye başladılar.

Bunun yanında içerde sosyal yaşama dair bütün alanlarla ilgili kurumsallaşmaya, örgütlenmeye gidildiği görüldü. Bunların içinde Rojava’nın Ekonomik Gelişimi Merkezi kuruldu. Bunun yanında yükseköğrenim görmüş genç kız ve erkekler görevlendirilerek maaşa bağlandı. Yani Rojava’nın eksik kaldığı bir yanı kalmadı. Bunun yanında insanlar gerçekleri görmeye başladı. Buradan kaçıp çadırlarda hayatını sürdüren kişiler oradaki koşulların kötü olduğunu, su, yemek, elektrik gibi temel gereksinimler konusunda orada da birçok eksikliğin olduğunu gördüler. Bir rüya peşinden gittiler ama şu an bunun tam aksi koşullarda yaşıyorlar şimdi gerçekleri gördükten sonra da geri dönüşler başladı.

– Gidişler medyada çok yer aldı, şimdi geri dönüşler yeterince yer bulmuyor sizce?

– Buradan gidişlere medyanın bu kadar fazla yer vermiş olması da aslında bilinçli yapılmıştı. Çünkü kitlesel bir gidişin olacağı öngörülüyordu! Bu kaçışı göstermek adına medya hazırlıklıydı, planlanmış bir durum vardı ortada. İnsanlarımızın mağduriyeti üzerine siyasi bir istismar söz konusuydu. Amaçları Rojava’daki güçlerin kendi insanlarını koruyamayacağı, topraklarını savunamayacağı anlayışın yaygınlaştırmaktı. Bu yüzden de insanlar yerini, yurdunu terk ediyor düşüncesini yaygınlaştırmak istediler. Bilinçli bir siyaset yürütüldü. Biz halkımızın üzerinden böylesi bir siyaset yürütmek istemiyoruz.

Eğer birileri insanların neden dönmek istediğini öğrenmek istiyorlarsa, başta da gazeteciler, gelip buradan Rojava’ya geçmek isteyen halkımızla görüşebilir. Biz de bazen onlarla sohbet ediyoruz neden dönmek istiyorlar diye. Bazıları kampta günde bir öğün yemek verildiğini söylüyor. Bazıları 15-20 ailenin aynı tuvaleti kullanmak zorunda kaldığını söylüyor. Bunların dışında da birçok zorluk çekiyor insanlarımız. Biz halkımızın mağduriyeti üzerinden siyaset yapmak istemiyoruz. Gerçekleri öğrenmek isteyenler gelip burada insanlarla görüşebilirler.

– Peki, sınırın iki tarafındaki güçlerin birbiriyle iletişimi nasıl? Örneğin insani yardım geldiği zaman sıkıntı oluyor mu?

– İki tarafın ilişkilerinde olumlu yönde bir gelişme var, günlük olarak iletişim halindeyiz. Biz bu ilişkileri daha da ileriye götürmek istiyoruz. Bu ilişkileri de Kürt halkının menfaati doğrultusunda ilerletmek istiyoruz. Bu bizim siyasi stratejimiz. Ama öbür taraftaki kardeşlerimiz farklı güçlükler yaratıyorlar. Yaşanan bu zorluklarla ilgili elimizde bazı kanıtlar var. Mesela, İnsani Yardım Komitesi adlı bir sivil kuruluş yaklaşık 70 ton gıda yardımı toplamış, toplanan bu yardımı Rojava’ya göndermek istediler fakat Kürdistan tarafındaki kardeşlerimiz bu geçişe izin vermedi. Hem de farklı bahaneler öne sürdüdüler. ‘Naylon alın getirin ve toplanan yardımların üzerine sarın’ demişler amaçları galiba kış boyu o yardımı bekletmek!

– Peki, Pêşhabur yöneticileri hangi sebeplerle izin vermiyorlar, güvenlik nedeniyle mi?

– Aslında çok kesin bir sebep yok. Sözünü ettiğimiz yardım için köprünün uygun olmadığını söylediler ama köprüde problem yok. Eğer gerekçe köprüyse bir süre önce Haseke Hastanesi’nden bazı doktorlar bir kalp cihazını kendi imkânlarıyla satın alıp getirmek istediler ama cihazın geçişine izin verilmedi. Önce yerel makamlardan izin alınmasını istediler, daha sonra onunla yetinmeyip Kürdistan hükümetinin onayını istediler. Cihaz bir dizüstü bilgisayarı kadar küçük, yani elle bile taşınabilecek bir şey ama izin vermediler. Bunun dışında Avrupa’dan insanlar jeneratör gönderdiler. Ama yaklaşık iki aydır o jeneratörler de sınırın diğer tarafında bekletiliyor.

– Türkiye’nin bazı sınır kapılarını açması ihtimali son günlerde dile getiriliyor. Eğer Türkiye kapıları açarsa durum ne olur?
– Eğer Türkiye kapıyı açar ve Kürdistan hükümeti kapıyı kapatmayı sürdürürse elbette bu bizi üzer. Rojava halkı hiçbir halkın, hiçbir devletin düşmanı değil. Biz sadece en doğal haklarımıza özgür bir şekilde sahip olmak istiyoruz. Eğer Türkiye kapısı açılırsa elbette bu çok olumlu ve güzel bir gelişme olur. Ama Kürdistan kapısı kapalı kalmaya devam ederse, maalesef hem çok çelişkili, hem de çok üzücü bir durum ortaya çıkmış olur. Rojava’da Kürtlerin temel stratejisi bütün sınır komşularıyla ilişkileri iyi düzeyde tutmak ve biz bunun için çaba sarf etmeye devam edeceğiz. Buradaki yönetimimizin temel stratejisi de budur.

http://www.radikal.com.tr/dunya/rojavaya_geri_donus-1156234

Suriye Muhalefetinde, ‘Kürt Denmeyen Kürt Bileşen’ Sancısı

Suriye Muhalefetinde, ‘Kürt Denmeyen Kürt Bileşen’ Sancısı

Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Koalisyonu’na (SMDGK) hafta sonu İstanbul ’da yaptığı toplantıda Kürt Ulusal Konseyi’nin (KUK) koalisyona katılımını onayladı.

114 üyeli SMDGK genel kurulundan 80 üyenin hazır bulunduğu oylamada 54 kişi KUK’un katılımına ‘evet’ dedi ve katılım kararı oy çokluğuyla alındı.

Üzerinde daha önce anlaşılan ve SMDGK’nin sert tartışmalardan sonra onayladığı anlaşmaya göre:

– Kürt ulusal kimliği anayasa tarafından tanınacak,
– Kürt sorunu ülkenin genelinin başlıca sorunlarından biri olarak kabul edilecek
– Kürtlerin ulusal hakları Suriye’nin toprak bütünlüğü içerisinde tanınacak ve yerel idareleri güçlendirmek için âdemi merkeziyetçilik sistemine geçilecek.

Fakat devam eden tartışmalardan sonra SMDGK aynı gün içerisinde başka bir karar alarak, ‘Kürtlerle ilgili alınan kararlar Esad rejiminden sonra kurulacak ve Suriye halkını temsil edecek, birinci meclis tarafından karara bağlanacak’ şeklindeki bir maddeyi onayladı.
Görüştüğüm birçok Kürt siyasetçi ve gazeteciye göre, alınan bu son kararla SMDGK, KUK ile ilgili aldığı kararı pratikte boşa çıkarmış oldu. Bir başka deyişle, ‘Benim bu konularda karar verme gibi bir niyetim ve yetkim yok’ diyerek, topu ileride kurulup, kurulmayacağı belli olmayan “Esad sonrası meclis”e attı.

Konuyu görüştüğüm bu siyasetçilerden bir tanesi de KUK Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi ve Suriye Kürt Demokrasi Partisi Kürdistan Bölge Temsilcisi Hoşeng Derweş. Ağustos ayında SMDGK ile ön anlaşmayı imzalayan beş KUK üyesinden biri olan Derweş, anlaşmaya neden şiddetle karşı çıktıklarını şu şekilde dile getirmekte: ‘Bizim üzerinde anlaştığımız maddeler Kürtlerin taleplerini tam olarak yansıtmasa da, yine de olumluydu. Biz kendi aramızdaki uzun tartışmalardan sonra ön anlaşmayı onaylayıp, İstanbul’a gittik.’ SMDGK içerisinde Kürtlere karşı ciddi bir rahatsızlık olduğunu dile getiren Derweş, koalisyonun, ‘Suriye’de birden fazla halk olamaz. O nedenle de Kürt halkı diyemeyiz’ şeklindeki tutumuyla Kürtlerin varlığını bile kabul etmediklerini söyledi. ‘KUK’un katılım kararının onaylanmasının hemen ardından alınan ikinci kararla üzerinde anlaştıkları tüm maddelerin geçersiz hale geldiğini ifade eden Derweş, bu nedenle de kararı desteklemeyeceklerini açıkladı.

KÜRTLER ARASINDA “KARDEŞ KAVGASI” UYARISI
Yazar Nezir Silo ise bu kararın, “Kürtler için çok olumsuz” olduğunu ve KUK’un mutlaka bu karardan vazgeçmesi gerektiğini dile getiriyor. El Nusra ve Irak Suriye İslam Devleti (ISİD) gibi silahlı grupların koalisyon tarafından desteklendiğini ifade eden Silo, Kürtlere saldırıların devam ettiği bir dönemde yapılan bu anlaşmanın çok talihsiz olduğunu, KUK’un da bu katılım kararıyla Kürtlere karşı yapılan bu saldırılara ortak olacağını savunuyor. “Eğer KUK koalisyon içinde kalırsa kardeş kavgası yaşanabileceği” uyarısında bulunan Silo, zaten çok güçsüz durumda bulunan bu partilerin halk nezdinde tamamen itibarsızlaşacağını belirtiyor. ‘Rojava’da asıl siyasi ve askeri güç olan PYD’yi dışlamak hiç de gerçekçi değil çünkü halk onların arkasında. Bu nedenle de KUK mutlaka katılım kararından dönmeli ve her iki taraf Yüksek Konseyi daha da aktif hale getirerek, Kürtleri bağımsız olarak temsil etmelidirler.’

HELİM YUSİV’DEN SERT ELEŞTİRİLER

Ünü Rojava dışına taşmış yazar Helim Yusiv da konuyla ilgili makalesinde KUK yöneticilerine sert eleştiriler getiriyor. “KUK ile SMDGK anlaşmışlar ama ne federasyondan bahsediliyor, ne de otonomiden, ne Kürt bayrağının adı geçiyor, ne de Suriye Kürdistanı’nın!”
İki yılı aşkın süredir sürekli ‘federasyon’ talebinde bulunan, KUK üyesi bazı parti liderlerinin, “Arap muhalefetiyle ilk anlaşmalarında bütün taleplerinden vazgeçmesini” sertçe eleştiren Yusiv, aynı kişilerin ‘demokratik özerklik’ istiyor diye PYD’yi eleştirdiklerini de hatırlatıyor.

‘ARAPLAR KÜRT TALEPLERİNE KARŞI YENİ’ SAVUNMASI

Bu söylenenlerin aksine KUK’u oluşturan asıl güç olan El Parti, Azadi’nin her iki kolu ve Yekiti ise anlaşmadan memnun görünüyor. İsminin açıklanmasını istemeyen önde gelen bir yetkili, Arapların, Kürtlerin istemleri karşısında “yeni” olduklarını, onları ikna etmenin zaman alacağını, bu nedenle de sabırlı olunması gerektiğini ifade ediyor. Bu siyasetçiye göre koalisyon içinde yer alarak, Kürt hakları için lobi yapmak en faydalı yol.
Yine, KUK Basın Sözcülüğü de anlaşmadan birkaç gün sonra yaptığı yazılı açıklamada, anlaşmayı selamladıklarını duyurdu. Bu adımın Suriye için çok önemli olduğuna vurgu yapılan açıklamada, bu kararın “ülkedeki değişik güçlerin bütün enerjisini rejimin yıkılması için değerlendirmesi yolunda iyi bir fırsat yarattığı” belirtildi. Ayrıca, “Bu anlaşmanın, Suriye’deki tüm görüş ve eğilimlerin bir araya gelerek yeni bir yaşama başlama konusundaki isteklerini de göstermektedir” denildi.
Son olarak, yapılan bu anlaşmanın Suriye devriminde yeni bir dönemin başlangıcı olduğu ifade edilen açıklamada, tarafların birbirlerine güvenip bu anlaşmayı hayata geçirme çağrısı yapıldı.

‘KÜRTLER RESMİ MUHALEFET İÇİNDE OLMALI’

Rudaw TV’de sunuculuk yapan, Avesta sitesinin editörü Dilbixwin Dara da Suriye’nin resmi muhalefetinin SMDGK olduğunu, Kürtlerin kendilerini o platformda ispat etmeleri gerektiğine inanıyor. “Kürtlerin, Suriye muhalefetinden uzaklaşmamaları gerektiğini” dile getiren Dara, muhalefet içerisinde Kürtlerin Suriye’den ayrılacaklarına dair bazı endişeler olduğunu iddia etmekte: ‘Kürtler kendi taleplerini SMDGK bileşenlerine sabırla anlatmalı ve muhalefetle sıcak bir iletişim içinde olmalı. O nedenle de bu anlaşmayı Kürtler adına oldukça önemli buluyorum.’
Kurulacak geçici hükümette Kürtlere bir tane bakanlık verileceğini düşündüğünü söyleyen Dara, ayrıca bir “koalisyon başkan yardımcılığının da” Kürtlerin payına düştüğünü ekliyor. Dara’nın bahsettiği bu başkan yardımcısının, El Parti Genel Sekreteri Dr. Abdulhakim Beşar olduğunu hem Suriye Kürt Demokratik İlerici Partisi (Pêşverû) Genel Sekreteri Hamit Hacı Derviş, hem de diğer bazı kaynaklar da teyit ediyor.
SMDGK Sözcüsü Louay Safi de AFP’ye yaptığı açıklamada bu “taraflar arasında güven inşa eden anlaşma”yı önemli bulduklarını çünkü herkesin politik haklarını güvence altına aldığını söylüyor. Bu anlaşmanın, “legal bir belge olmadığını” dile getiren Safi, bunun iyi niyet göstergesi olan siyasi bir anlaşma olduğunun altını çizdi. Ülkenin isminin şimdilik, ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’ olarak kalacağını söyleyen Louay, Kürtlerin bu konuda lobi faaliyetleri yaptıklarını da sözlerine ekliyor.

KUK İÇİNDE RAHATSIZLIK

Anlaşmanın yukarıda bahsettiğimiz bu haliyle kabul edilmesine KUK içinde destek verildiği kadar, zaten rahatsızlığı bulunanların tepkisini de artırması söz konusu. Daha önce anlaşmaya gönülsüzce destek veren bazı partiler de seslerini yükseltiyor. Bazı KUK üyeleri açıkça anlaşmadan vazgeçilmesi gerektiğini, onun yerine ortak bir şekilde Kürt Yüksek Konseyi (KYK) ile Cenevre Konferansı’na katılmak gerektiğini sıkça dillendiriyor.

Yine, Kürt Sol Partisi, Kürt Demokratik Sol Partisi, Suriye Kürt Demokrasi Partisi de Cenevre Konferansı’na KYK adı altında katılmak gerektiğini sıkça dillendirmekte. Son dönemlerde üzerinde anlaşmaya varılan ve bu konuda görüşmelerin düzenli olarak devam ettiği, Rojava’da ortak bir geçici yönetim kurulması fikri de bazı partileri PYD’ye yaklaştırmış vaziyette.

http://www.radikal.com.tr/dunya/suriye_muhalefetinde_kurt_denmeyen_kurt_bilesen_sancisi-1152278