‘Kürdistan Bölgesi ile Rojava Kürdistanı Washington’a ortak mesaj verebilmeli’

Ruken Hatun Turhallı

BasNews – ABD’nin Irak’ta Kudüs Tugayları Komutanı Kasım Süleymani’ye karşı gerçekleştirdiği suikast  ve daha öncesinde Irak’ta başlayan, yoğunluk kazanan protesto eylemleri ile birlikte çok yönlü sorunlar yaşayan Irak, ABD’yle de derin sorunlar içerisine girdi. En son  Irak Parlamentosu’nda ABD ve yabancı güçlerin ülke dışına çıkartılma kararı ardından, Irak  bilinmezliğe doğru büyük bir hızla sürüklendi. Kürtlerin ve Suni Arapların parlamento oturumuna katılmamaları, mevcut kararı desteklememeleri bu süreçte Kürtlerin elini güçlendirdi. ABD ve Irak ilişkilerinde yaşanan kriz ve olası sonuçları, yaşanan durumun Kürdistan Bölgesi’ni etkileme boyutunu, ABD’de yaşayan deneyimli gazeteci ve siyasal analizci Mutlu Çiviroğlu’na sorduk.

Gazeteci ve Siyasal analizci Mutlu Çiviroğlu: ” ABD’nin Irak’la yaşadığı sorunlar Kürdistan Bölgesi için yeni fırsatlar doğurabilir. Bu nedenle Kürdistan Bölgesi ve Rojava’nın ABD ve Washington siyaseti açısından artık birlikte hareket etmeleri ve birlikte ortak taleplerde bulunmaları çok önemli. Özellikle Ortadoğu gibi her an her şeyin olabileceği ve her gün yeni fırsatların doğabileceği bir coğrafyada Kürtlerin bu şekilde birlikte hareket etmelerinin önemi her geçen gün daha da fazla ortaya çıkıyor.” dedi.

ABD’nin 2003 sonrası Irak’a dönük bir stratejisi oldu mu? ABD’nin Irak’ı Saddam’dan alarak İran’a sunduğu yönünde görüşler mevcut. Bu durum Amerika’da nasıl yorumlanıyor?

George W. Bush döneminde Amerika’nın Saddam’ı devirmeye yönelik içerisine girdiği tutuma ilişkin tartışmalar günümüze kadar birçok kesim tarafından eleştiriliyor. Aynı şekilde Obama’nın Irak’tan zamansız bir şekilde askerleri geri çekme kararı da birçok kesim tarafından, Irak’ta yaşanan istikrarsızlığın asıl sebebi olarak gösteriliyor. Özellikle Cumhuriyetçiler IŞİD’in doğuşunu ve Irak’ta yaşanan istikrarsızlığın asıl sebebinin Obama’nın zamansız asker çekmesinden kaynaklı olduğunu düşünüyor. Genel olarak Amerika’nın Irak operasyonu çok sert bir şekilde eleştirilere tabi tutuluyor.

Kasım ayında gerçekleşecek ABD seçimlerinde Demokratlardan aday olacağı belirtilen ve Irak operasyonuna aktif destek veren Joe Biden bu nedenle çok sert bir şekilde eleştiriliyor ve adaylığı tehlike altında görülüyor. Yani kısaca Irak operasyonu tartışmalarının, ABD’de de günümüze kadar hararetli bir şekilde devam ettiğini belirtebiliriz.

Başkan Trump’ın Irak’a dönük açıklamalarının net bir şekilde anlaşılmadığı tartışılıyor. Aslında mevcut haliyle ABD’nin dış siyasetinde ki duruşunun, Irak’a ilişkin siyasetinin de net olmadığı kanısı baskın durumda. Örneğin Trump’ın ‘Suriye’den çekileceğiz ama Irak’ta kalacağız’ söylemi, Kasım Süleymani’ye yapılan suikast, akabinde Irak Parlamentosu’nun yabancı güçler ve özellikle ABD’nin ülke topraklarından çıkmasına dönük aldığı karar ve özellikle Şii grupların bu konudaki tavırları, ABD’yi sıkıştıran bir durum olarak kabul edilmekte. Ama unutulmamalıdır ki her şeye rağmen Irak ABD’nin dış siyasetinde önemli bir yere sahip olan bir ülke.

Başkan Trump’ın Davos Zirvesi’nde hem Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih ve hem de Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ile görüşmesi de bununla alakalı. Görüşmelerde Başkan Trump ırak için ‘ilişkilerimiz gayet iyi’ dese de ağır problemlerin olduğu aşikar. Fakat Kürtler açısından önemli olan, ABD’nin Irak’la ilişkilerinde ki belirsizlik ve istikrarsızlığın avantajlar doğurmasıdır. Bu durum Kürtler açısından doğru ele alınır ve kullanılırsa, hem Güney hem de Rojavalı Kürtler açısından büyük imkanlar yaratabilir. Kürtlerin böylesi problemli dönemlerde yüzlerinin Batı’ya ve ABD’ye dönük olması, hem Batı hem de ABD kamuoyunda büyük imkanların doğmasını sağlıyor. Zaten son dönemlerde Washington’da bu durum açık bir şekilde dillendiriliyor.

ABD’nin Irak’ta (Exxon Mobil şirketi) dışında ekonomik ve ticari ilişkilerinin olmadığı söyleniyor. ABD’yi Irak’ta tutan etkenler nelerdir?

Irak ABD’nin büyük yatırımlar yaptığı, askeri, ekonomik anlamda her türlü imkanını kullandığı bir saha. İran’a baskı uygulamak için de ideal bir alan. ABD Irak’ta olduğu sürece, bu coğrafyada etkinliğinin sürekli devam edeceği kanaatinde. Örneğin, ABD’nin Suriye ve Rojava Kürdistanı üzerindeki varlığı Irak üzerinden sağlanıyor. Rojava’ya lojistik teminini Irak üzerinden Semelka kapısından sağlıyor. Bu açıdan istikrarlı, Şii, Suni Arapların ve Kürtlerin bir arada yaşadığı bir Irak ABD için önemli.

Kürtler Irak ile ilişkilerini ‘zoraki evlilik ya da zoraki ev arkadaşlığına’ benzetiyorlar ve haklılar. Fakat ABD’nin yakın döneme kadar, Irak için düşündüğü ve uyguladığı, kendi menfaatleri açısından uygun gördüğü yapı; dini, mezhebi ve etnik bütün yapıların bir arada yaşamayı esas aldığı bir Irak’tır. Bunun ne kadar gerçekçi ve sahaya uygun bir durum olduğu tartışılması gereken bir realite. Irak’ta giderek artan Şii mezhep baskısı ve neredeyse bir bütün İran’ın hegemonyacı yaklaşımı altına girmeleri, bölgede yeni ve daha tehlikeli problemlere neden oluyor. Mevcut durum için ‘saatli bomba’ tabirini kullanmak çok da abartılı olmasa gerek.

Bildiğiniz gibi bu sene ABD’de Başkanlık seçimleri olacak ve Başkan Trump kamuoyu nezdinde zayıf bir Başkan olarak görülmek istemiyor. Bundan dolayı da İran’ın saldırılarına karşılık yeni bir hamle geliştirme olasılığının da mevcut olabileceği kanaatindeyim. ABD’nin Irak’ta ki ekonomik varlığını sadece Exxson Mobil olarak düşünmemek gerek. Bunun haricinde çok geniş ekonomik ilişkiler de mevcut. ABD’nin Ortadoğu’daki varlık siyaseti için Irak’ın jeopolitik ve lojistik arka cephesi konumu çok önemli. Irak’ta ki mevcut istikrarsızlık ve kaosta ABD’nin payının çok büyük olduğu düşünülüyor. Çünkü askeri bir operasyonu fiziksel olarak Irak’a yapan güç olarak biliniyor ve buranın bir istikrara kavuşması ABD’nin hem Dünya’da hem de ABD’de ki prestiji açısından çok önemli.

ABD’nin Ortadoğu ve Irak’a yönelik stratejisinde, Kürdistan Bölgesi’ne dönük özel bir siyaseti var mıdır?

ABD’nin Irak siyaseti, Bağdat merkezli, Şiilerin çoğunluğunu kabul eden, ama Sunileri ve Kürtleri de siyasi, ekonomik, toplumsal hayatta belirgin anlamda var olmasını benimseyen bir yaklaşımı esas alıyor. Yani ABD ilk süreçlerde belirlediği Cumhurbaşkanı Kürt, Başbakan Şii, Parlamento Başkanı Suni sisteminin istikrar açısından devam etmesi gerektiği kanaatine sahip. Zaten ABD’nin Kürdistan Bölgesine bakış açısı; Irak’ın İran eksenine kaymasını engellemek için denge unsuru olması gereken bir bölge şeklinde. ABD, Bağımsızlık referandumu sürecinde aslında bunu çok açık bir şekilde dillendirdi. Yani ABD’nin Kürdistan Bölgesi’ne yönelik siyasetinin, Kürdistan Bölgesini Irak’ın bir parçası olarak görmek istediğini belirtebiliriz. Zaten Irak’ın geleceği açısından Kürtlerin varlığını bir zorunluluk olarak gördüğü için ayrı bir yapı olarak görme yaklaşımına şimdilik karşı gibi duruyor. Özellikle Kürtlerin laik, coğrafyasındaki farklı bileşenlere pozitif yaklaşımları ve yüzlerinin Batı’ya dönük olmasından kaynaklı olarak, ABD Irak’ın geleceği açısından Kürtlerin varlığını olmazsa olmaz şeklinde görüyor.  Fakat son dönemlerde İran’la fiili olarak yaşanan çatışma durumu ve burada ortaya çıkan Şii, Suni ve Kürtlerin tavır ve tutumlarından kaynaklı ABD’nin şimdiye kadar ki siyasetinin değişme ihtimali olabilir diye düşünüyorum ve böylesi bir değişikliğin Kürtlerin lehine olacağı kanaatindeyim. Ama bu durumda Kürtlerin bu yeni durumu nasıl kullanacakları önemli.

Özellikle ABD’de ve Washington’da Kürtler ve Kürtlerin temsili denildiğinde Rojavalı Kürtler ve Rojava  önplana çıkmakta. Özellikle onlara dönük sempati ve destek oldukça fazla. Zaten ABD basınında Başkan Trum’ın Davos Zirvesinde Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ile görüşmesin de, Trump’ın sanki karşısında Suriye Kürtlerinin temsilcisi ve lideri varmış gibi davrandığını yazıp çiziyorlar ve hatta eleştiriyorlar. Ama bu durumu şu şekilde de okuyabiliriz; ABD kamuoyunda Kürtler denildiğinde akla ilk gelen, Rojava Kürtleri ve bu durum aslında şu fırsatı doğuruyor diye düşünüyorum; Kürdistan Bölgesi ve Rojava’nın ABD ve Washington siyaseti açısından artık birlikte hareket etmeleri ve birlikte ortak taleplerde bulunmaları çok önemli. Özellikle Ortadoğu gibi her an her şeyin olabileceği ve her gün yeni fırsatların doğabileceği bir coğrafyada Kürtlerin bu şekilde birlikte hareket etmelerinin önemi her geçen gün daha da fazla ortaya çıkıyor.

2003’te ABD’nin Irak müdahalesi sırasında karadan askerlerini ve lojistik desteğini geçirebilmek için Türkiye’den istediği iznin, Türkiye Parlamentosunda çıkmaması ve ABD’nin güçlerini başka yerlerden götürmek zorunda kalması gibi bir durum Kürtlerin daha fazla önem kazanmasına sebep olmuştu. Zaten şu an ABD’de Kürtlere yönelik yanlış siyaset yaklaşımlarını eleştirenler, yöneticilere şunları söylüyorlar; ‘ İşte görüyor musunuz, bugün bile Irak’ta kalabiliyorsak bu Kürtler sayesinde. Kürtler Irak Parlamentosu oturumuna katılmayarak, alınan kararı protesto ettiler’. Kürtlerin kararda yer almaması, ABD karşıtı açıklamalar yapmaması ve Suriye’de ABD varlığını sağlayan tek güç olmaları nedeniyle, kamuoyu ve siyasetçiler nezdinde, Kürtlere yönelik genel anlamda ciddi bir sempati ve saygı durumu söz konusu. Bundan dolayı da herkes Kürtlere daha fazla önem verilmesi ve daha fazla değer verilmesi gerektiği kanaatinde. Ama dediğim gibi, bütün bu durumlar karşısında önemli ve belirleyici olacak olan şey; Kürtlerin hem kendi aralarında ki, hem de dışarıya yönelik geliştirecekleri tavır ve tutum olacak.

Kürtlere yönelik ABD’nin siyasetini bir de şu şekilde okumak gerektiği kanaatindeyim; ABD’nin dış siyaseti şu an birçok yerde belirsiz ve net değil. Mesela İran’a yönelik siyasetini ‘bir adım ileri, iki adım geri’ diye eleştirenler var. Kuzey Kore ile, Avrupa Birliği ile olan ilişkiler, Suriye konusunda, yani birçok dış siyaset konusunda net olmadığı göze çarpmakta. Bundan dolayı da ABD’nin dış siyasetini mevcut haliyle okuyabilmek ve hangi adımları atacağını kestirebilmek çok güç. Yani şunu iyi bilmek gerekir, belirsizlik sadece Kürtlere dönük bir durum değil. ABD’nin dış siyasetinde ki ana konularda da bu belirsizlik mevcut. Ama ne yazık ki Kürtler realist bir yaklaşımdan uzak bir şekilde ABD’ye yönelik büyük beklentilere girdiler. Tabi bu durumu sadece Kürdistan Bölgesi açısından değil, aynı zamanda Rojava açısından da söylüyorum. Katıldığım birçok toplantı, konferans ve röportajlarımda bunu dile getirmeye çalıştım. ABD’ye dönük bu türden beklentilerin gerçekçi olmadığını anlatmaya çalıştım. Ama ne yazık ki insanlarımız sadece görmek istediğini veya duymak istediğinin söylenmesini istiyorlar. Zaten dediğim gibi ABD’nin bir bütün dış siyasetinde de bu yönlü bir problem var ve bu sadece Kürtlere yönelik özel bir durum değil.

IŞİD sonrası ABD Ortadoğu ve Irak ‘ta stratejik bir değişime gitti mi? IŞİD’e karşı mücadelede sahadaki partnerlerini yalnızlaştırması (Kürtler) İran’ın bölgede güçlenmesine nasıl bir zemin sundu?

ABD, IŞİD sonrası stratejik bir değişime gitti mi? Sorusuna ancak bir soruyla cevap verilebilir. ABD’nin stratejisi neydi ki, nasıl bir değişikliğe gitsin? ABD’nin zaten söylediğim gibi belirgin bir dış siyaseti maalesef ki yok. Mevcut yönetim dış siyasette çok ciddi problemler yaşıyor ne yazık ki. Bu durumu Başkan Trump’ın klasik bir siyasetçi olmayışıyla değerlendirebiliriz kısaca. Zaten Ortadoğu siyasetiyle en fazla alakalı olan iki Bakanlığa, yani Dışişleri ve Pentagon’a baktığımızda, en tepedeki sorumluların istifa ettiklerini ya da ettirildiklerini görüyoruz. Bu sebeple mevcut yönetimin hem iç kamuoyunda, hem de kendi yönetimleri içerisinde yaşadıkları sorunlar nedeniyle belirsizliklerin kendisini her alanda gösterdiğine tanık oluyoruz. Zaten Trump’ın seçim vaatleri içerisinde en önemli olanlarından biri, dünyanın birçok yerinde olan ABD güçlerini kademeli olarak ülkeye geri çekmekti. Burada Trump’ın sloganı ‘ ABD’yi yeniden büyütelim’. Bununla Amerika’nın kaynaklarını Amerika için harcama gibi bir yaklaşımı söz konusuydu. Bu nedenle her seferinde ‘ABD güçlerinin Suriye çöllerinde, tozunda ne işi var’ gibi sözleri çok rahatlıkla sarf ediyor. Aynı şekilde Irak’ta güç azaltmaya gideceğini de yakın zamanda açıklamıştı. Yani kısacası Trump’ın alakadar olduğu konu Ortadoğu’da ki güçlerin ya tümden çekilmesi, ya da azaltılması. Bu yaklaşım sadece Ortadoğu için değil Dünya’nın her yerindeki ABD güçleri için geçerli bir yaklaşımdır. Trump bu durumu ‘Biz Dünya’nın polis gücü değiliz’ şeklinde ele aldı zaten. Aynı şekilde ‘Bütün Dünya’nın ekonomik masraflarını biz üzerimize almak zorunda değiliz’ tarzında yaklaşımı belirginleşti. Hatta Trump daha da ileri giderek; ‘ ABD halkı NATO’nun, Birleşmiş Milletlerin, Ortadoğu’nun, Suudi Arabistan’ın bütün yükünü çekmek zorunda değildir’ dedi. Yani Trump’ın kafasında şekillendirdiği siyaset tarzı bu şekilde diyebiliriz. Bu nedenledir ki ‘IŞİD bitti, yüzde yüz halloldu, herhangi bir sıkıntı kalmadı. Bu yüzden güçlerimizi geri çekeceğiz’ yaklaşımına girmekte. Zaten Trump’ın tabanının da görmek istediği bu. Şunu da görmek gerek, Trump’ın ekibinin büyük çoğunluğunu silahlı güçlerden, yani asker kökenlilerden oluşuyor. Siyasetini, ekonomik yaklaşımını, diplomasisini belirleyen kişilerin geldiği kaynak eski silahlı güçler çalışanları. Bu nedenle bu grup, askeri güçlerin yurt dışından ülkeye dönüşlerini olumlu buluyor ve destekliyor. Zaten Trump’ta özellikle yurt dışındaki askeri güçlere harcanan kaynağın Amerika’nın içine harcanması taraftarı. Bunun için Trump IŞİD’in yüzde yüz bitirildiğine inanıyor ve buradaki güçlerinin kalmaları için meşru bir gerekçenin olmadığına inanıyor. Ama şu bir gerçek ki Ortadoğu Dünya’nın hiçbir yerine benzememekte. Değil bir yıl sonrasını, bir ay, bir hafta, hatta bir gün sonrasını bile çoğu zaman kestirmek mümkün olmuyor. Zaten ABD ile İran arasında fiziksel olarak yaşanan son durumda, nihayetinde böyle olduğunun kanıtı.

Irak ve Suriye’de ABD – İran çekişmesinin sonuçları Kürtlere nasıl yansır?

Amerika için özellikle Kürdistan Bölgesi’nde referandum sürecinde öne çıkan ‘ABD bizi sattı, bizi kandırdı veya yalnız bıraktı’ gibi yaklaşımlar olduysa da şunu unutmamak gerekir ki, o dönem ABD yönetimi, diplomasisi ve hatta etkin çevrelerinin bile referandum olayına bakış açıları çok net ve açıktı.  Özellikle referandumun zamanlamasının yanlış olduğu, referandumun ABD’nin Irak siyasetine hizmet etmeyeceği en açık bir biçimde dile getirildi. Zaten ABD’nin şimdi de bu konuda değişikliğe gittiği bir siyasi yaklaşım mevcut değil.

özellikle İran’la yaşanan son gerginlik nedeniyle ABD yönetiminin Kürdistan Bölgesi’ne dönük siyasetinde bir değişiklik yapma olasılığı mevcut olabilir. Bu durum da Kürdistan Bölgesine yeni ve olumlu olanaklar sunabilir. Tabi şunu da unutmamak gerekir; böylesi durumlar pozitif olanaklar sağladıkları gibi, negatif durumlarda ortaya çıkarabilirler. Kürtlerin olası bir gerginlikte hedef alınma durumu da yaşanabilir. Bunu da görerek tedbirlerini almak önemlidir diye düşünüyorum. Son olarak, Kürdistan Bölgesi için ABD’de yaşanılan son durumlara bağlı olarak; ‘Kürdistan Bölgesi’ni güçlendirelim’ tarzında söylem ve yaklaşımlara da giderek daha fazla rastladığımızı da belirtmekte fayda olur kanaatindeyim.

Rojava konusunda ABD’de ki farklı birçok çevrede ciddi bir rahatsızlık durumu söz konusu. Hem Kongre’de, hem Cumhuriyetçi Parti’nin kendi bünyesindeki Trump’a yakın kesimler içerisinde de yine Demokratlar içerisinde ve genel kamuoyu nezdinde Suriye politikasının yanlışlığı ve Rojava Kürtlerine haksızlık yapıldığı sıkça vurgulanmakta.  Burada Kürt güçlerinin IŞİD’le savaşta kaybettiği 10 binlerce savaşçı var ve ABD kamuoyu bunu görüyor. Bu nedenle ABD içerisinde Suriye Kürtlerine yönelik bir hassasiyet, hatta ‘biz Kürtlere ihanet ettik’ tarzında bir yaklaşım söz konusu.

Trump bir konuşmasında, ‘ABD’nin amacı yurt dışında ‘Ulus İnşası yaratmak değil’ dediğini biliyoruz. ABD’nin Irak ve Suriye’de Kürtlerle ilişkilerinin askeri bir ilişkiyi aşamamasının nedeni bu yaklaşım olabilir mi?

ABD, Kürtleri Irak’ta Şiilerin dominosunu dengeleme unsuru olarak ele alıyor. Ve zaten ABD’nin Irak’ta Kürtlere yönelik resmi siyaseti bu. Yani bu siyaset sadece Trump yönetiminin değil, Obama yönetimin de siyaseti bu şekildeydi. Yani genel yaklaşım şu; ‘Kürtler bağımsız bir devlet olmamalı, Kürtler Irak içerisinde bir denge unsuru olarak kalmalı’ tarzında bir yaklaşım belirgin şu ana kadar. ABD’ye göre Kürtlerin Irak’tan ayrılması halinde Irak’ın tamamen bir Arap devleti olması hassasiyeti söz konusu. Ve sadece Araplara ait Irak’ta da Şii mezhebin belirleyici olması halinde, İran’ın yörüngesine kayma tehlikesi olacağı kaygısı içerisinde ABD. Oysa Kürtler olduğunda, yine Suni mezheple birlikte Irak genelinde bir denge unsuru rolü üstlenebilirler düşüncesine sahipler. Irak’ın toprak bütünlüğüne atıfta bulunurken, yine Peşmerge güçlerine askeri destekler verirken ya da uluslararası resmi ilişkiler oluştururken ABD, çok bilinçli bir şekilde bütün bunları Bağdat üzerinden geliştirmeyi esas alıyor. Tabi denge unsuru konusu uygulanırken, işte İran’la yaşanan gerginlik, Irak Parlamentosu’nda alınan karar sonrası, bazı ABD’li yetkililerin bilerek Bağdat’ı By – pas ederek Erbil’e gelmeleri durumu söz konusu oldu. Bu durum gelişen konjektürel durumla çok yakından ilintili. Bağdat yönetiminin İran güdümünde olduğu düşüncesi nedeniyle, Kürtleri ön plana çıkartma ve İran’a yakın gruplara gözdağı verme yaklaşımı olduğu şeklinde Washington’da yorumlar gelişti bu dönemde.

ABD’nin Suriye’de ki Kürtlerle ilişkisi, Kürdistan Bölgesi’ne olan yaklaşımından çok farklı değil. ABD’nin Suriye’deki Kürtlerle ilişkisi tamamen askeri bir ilişki ve zaten ABD resmi yetkilileri her açıklamalarında bunu hiç gizlemeden dile getiriyorlar. Buradaki ilişki hiçbir zaman siyasi veya ekonomik bir ilişkiye dönüşmedi. Suriye Kürtlerinin de var olan mevcut durumu yanlış okuma durumları söz konusuydu. Özellikle Ortadoğu gerçeğinde siyasi yapıyı domine eden güç, askeri güç olduğu için ABD’nin askeri varlığının da bu şekilde olduğu yanılgısına kapıldı. Nitekim 15 – 20 yıl daha Suriye’den çıkılmaz denilen ABD’nin bir gecede buradaki bütün mühimatını nasıl çıkarttığı da görüldü. Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de ABD’nin politik yaklaşımı aşikar. Yani sır değil. ABD burada ki Kürtleri siyasi bir güç olarak ele almak istemedi ve salt askeri güç olarak ele aldı, ilişkilendi. Peki buradaki Kürtler siyasi güç olarak kendilerini kabul ettiremezler miydi? Diye sorulursa, elbette ki bunun imkanları vardı. Fakat Kürtlerin ciddi bir lobi anlayışının olmayışı, ABD kamuoyunu bir bütün etkileyecek güçlerinin olmayışı, bunun yanında kamuoyunda doğal yollarla gelişen ilişki ağı – ki ben buna doğal lobi diyorum bu şekilde olunca da siz bu ilişkiye yön veremiyorsunuz, etkileyemiyorsunuz ve karar gücü olamıyorsunuz. Nitekim bir gecede verilen bir kararla güçler çekilebiliyor ve siz kendinizi ortalıkta yapayalnız görebiliyorsunuz. Suriye’de ki Kürtler açısından da durumu bu şekilde okumak doğru olur sanırım. Zaten Trump’ın ‘ulus inşaası bizim işimiz değildir dediği’ durum, Kürtlere devlet sağlama konusunda ‘bizim öyle bir amaç veya planımız yok’ demek olduğu çok açık bir yaklaşım. Trump ile Erdoğan ilişkisi de kamuoyuna açık bir ilişki. Kasım ayında Türkiye’nin Gri Sipi ve Seré Kaniye yönelik operasyonu sırasında, kamuoyu, Kongre ve siyasi çevrelerin Trump’a itirazlarına rağmen, Trump’ın Erdoğan’a verdiği destek halen devam etmekte. En son olarak Trump’ın ‘ulus inşasına yokuz’ sözlerinden okuyabildiğimiz, Irak’ta bir Kürt devletine, Suriye’de ise sınırları belli bir federasyon yapılanmasına destek vermeyeceği yaklaşımının öne çıktığı durumu burada en fazla değerlendirilen durumlar arasında.

Kasım Süleymani suikastı, seçilen zaman ve mekanın özel bir anlamı var mıydı? Bu suikast ile neler hedeflendi? ABD açısından amacına ulaşıldı mı?

Trump seçim sürecinde Hillary Clinton’a en fazla Libya Bingazi’de ki ABD elçiliğine yapılan saldırı ve elçinin burada öldürülmesi üzerinden yüklendi. Trump bu olayda Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un ihmalkarlığının olduğu konusunu ön plana çıkardı sürekli olarak. Zaten bu olay Cumhuriyetçiler tarafından halen de çok sıkça değerlendirilmekte ve eleştirilmekte. Trump aynı durumu kendisinin de yaşayabileceğinden çok korktuğu için, ABD’nin Irak’ta ki Büyükelçiliğinin saldırıya uğrama kaygısından dolayı bir şeyler yapma zorunluluğunda hissetti kendisini. ABD’li İş insanının öldürülmesi olayı zaten bir alarm durumu ortaya çıkarmıştı. ABD Büyükelçiliğinin saldırıya uğraması hali de kırmızı çizginin aşılması anlamına gelecekti. Trump kamuoyunda Hillary Clinton’u en fazla eleştirdiği bir konuda kendisinin de aynı duruma düşmesi halinde neler olabileceğini kestirebiliyordu. Bu nedenle de böylesi bir duruma düşmemek adına ve tedbir amaçlı bu kadar sert bir tavır göstermeyi uygun gördü diyebiliriz. Zaten Washington kulislerinde bu konuya ilişkin en fazla gelişen kanı bu şekilde. İran’ın Ortadoğu sahasında ki beyni, örgütleme gücü olarak kabul gören Kasım Süleymani suikastına karar verildi ve uygulandı. Zamanlama olarak; birincisi, ABD’li bir sözleşmeli personelinin İran’a bağlı güçler tarafından öldürülmesi, ikinci olarak, ABD toprağı olarak kabul edilen Büyükelçilik binasının kuşatılması ve fiziki saldırıya uğraması, bu nedenle burada bulunan diplomatik ekibin zorunlu olarak çekilmesi durumu Bingazi olayını anımsattığı için, ABD’nin ve onun Başkanı’nın güçsüz, zayıf olmadığı imajını göstermek için bu suikasta karar verildi. Tabi bu suikast Trump açısından, kamuoyu nezdinde ABD’yi ve vatandaşlarını koruyan, kollayan, sahiplenen Başkan imajını oluşturma adına iyi bir fırsat sundu. Genel anlamda Cumhuriyetçiler bu suikasttan çok memnun. Hakeza ABD kamuoyu genel anlamda Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden gayet memnun diyebiliriz. Burada Demokratların getirdiği eleştirileri, bir muhalefet partisinin yaptığı eleştiriler dozunda görmek gerekir. Aslında Demokratlar arasında da çok güçlü bir memnuniyet yaklaşımı söz konusu. Zaten bu suikastla, bölgeyi kendi çıkarlarına göre dizayn etmek isteyen İran’ın bu yaklaşımının nötr edilmesi olarak görülme durumu söz konusu. Tabi en önemli konulardan birisi de seçim yılı içerisinde Trump seçime giderken asla güçsüz, zayıf bir başkan görüntüsü vermek istemiyor. Bu suikastla Trump İran karşısında ve bütün Dünya’ya ABD’nin gücünü, kararlılığını ve hassasiyetlerini göstererek kendisi açısından da bir artı puan oluşturmayı hedefliyor ve zaten bu yaklaşım aslında ABD açısından gerçekçi bir yaklaşım olarak ta ele alınabilir.

Irak Parlamentosu’nun aldığı, ABD ve yabancı güçlerin Irak’tan çekilmesi kararı, ABD’de bölgeye yönelik her hangi bir tavır değişikliğine sebep olur mu?

Son olarak Irak Parlamentosu’nun aldığı karar, aslında ABD’nin Irak siyasetinin ne kadar sağlıksız bir siyaset olduğunun göstergesi. Çünkü Irak doğal bir ülke değil. zorla ele geçirilmiş bir ülke ve ayrı 3 grubun zorla bir evde birlikte yaşamaya zorlatılması, bunun yanında örneğin; Kürtlerin kendileri açısından bağımsızlık istemelerinin ne kadar meşru olduğunun görülmesi açısından farklı bir olanak sağlıyor. Irak’ta her ne kadar Parlamento’nun aldığı kararların bağlayıcılığı olmazsa da çoğunluğunu İran yanlısı Şiilerin oluşturduğu Parlamento ABD ve yabancı güçlerin, Irak’tan güçlerini çekmesi kararı aldı. Bu ciddi ve önemli bir karar, fakat Kürtlerin bu parlamento oturumlarına katılmayışı da çok önemli bir durum. Burada Kürtlerin ABD’ye bakış açılarının dostane bir bakış açısı olduğu gerçeği ortaya çıktı. Aksi durumu ele aldığımızda, şayet Kürtlerin de Parlamento’da alınan bu kararda olmaları halinde ABD’nin Irak’ta kalma koşulları yok denilecek kadar az bir realiteyle karşı karşıya kalacaktı. Bu durum ABD’de Kürtlere sempati duyan, dayanışma geliştiren kesimler açısından ABD’de siyasi arenada daha rahat bir şekilde görüşlerini ve yaklaşımlarını sergileyebilmeleri açısından büyük bir avantaj yaratmakta. Ama son olarak bir kez daha tekrarlama gereği hissediyorum; Washington’un şimdi de yapmaya çalıştığı, Irak’ı biraz yumuşatmaya çalışmak ve Kürtlerle ilişkilerini daha da sıcak bir hale getirmek. Zaten Erbil’e gerçekleştirilen üst düzey ziyaretlerle de Iraklı, Kürt olmayan siyasetçilere yukarıda da değindiğim gibi bazı mesajlar vermeye çalışıyor ABD. Ve ‘bizimle ilişkilerinizi düzeltmezseniz, Kürtler üzerinden alternatif oluştururuz’ yaklaşımını hissettirmek istiyorlar.

http://www.basnews.com/index.php/tr/interviews/577920?__cf_chl_jschl_tk__=11ecbf547e05e5c6cef6a87bce68d7c87fbedfc5-1587397179-0-AaIlX5DoaiYcEyPc2-YwomPVWJ-72BjGMsCRdBZeZ_SMOtwzq1zAEXVn6AymVwrZyqC2eNf1vBmJi1qYBNsm9Q6dhDaxA6n1ShWoWARW7V_rg7ypZWEmsK1Qd6Aat18XfVSupaPU2D9p1Q-fumq61njVblZB12LZa6zlDLdhjHj51c_sazi0HgDwYnjquVOYKl_L9VEpajUHtfxNV5qAhnHG476yDVNEtbqu3WmCG_1sEVg6-0VFXoy0actiACPqZvDGdv4v1F41R9gLI-mI3br24uKMIKAmcUTnehVZyyebZxaE0qQMv0hqo9_969VhhQ#.XjH5Snm4EYM.whatsapp

 

‘A bloody conflict’: Trump’s actions in Syria will have long-term consequences

Kurds call it a stab in the back: chaos to come will have many participants

Feuding Syrian Kurdish political blocs dance around rapprochement

As French and US initiatives for intra-Kurdish rapprochement in Syria stall, it seems that piecemeal defections from the Kurdish National Council to the Kurdish autonomous administration in the north of the country are the rule of the day.

al-monitor An officer of the Syrian Kurdish Democratic Union Party (PYD) stands guard near the Syrian-Iraq border, Oct. 31, 2012. Photo by REUTERS/Thaier al-Sudani.

 

France and the United States are encouraging a rapprochement between Syria’s two feuding Kurdish political blocs, the Democratic Union Party (PYD) and the Kurdish National Council, which is an official part of the Syrian opposition in exile known as the National Coalition of Syrian Revolution and Opposition Forces.

A Kurdish detente could serve as an early step toward incorporating parts of the opposition into the PYD-led autonomous administration of northeast Syria. In turn, wider opposition participation could help the autonomous administration gain a seat at negotiations to end the civil war, as well as win local and international recognition now that the main reason for the autonomous administration’s foreign support — the territorial fight against the Islamic State (IS) — has ended.

But the prospect of Kurdish rapprochement in Syria faces an uphill battle. Turkey wields influence over the Kurdish National Council and opposes the move; meanwhile, both Kurdish factions have unrealistic demands for a deal. Rather than an agreement at the organizational level, the most likely path forward for Syrian Kurdish cooperation involves disaffected council groups breaking off piecemeal to join the PYD-led autonomous administration, as they have done in the past.

The PYD and the council are at odds over the PYD’s nonconfrontational stance toward Damascus, the council’s proximity to the Turkish-backed Syrian opposition and each faction’s connection to rival Kurdish regional powers. Negotiations between the two sides to unite failed early in the civil war over power-sharing disputes. Since then, the council’s parties have refused to apply for licenses to participate in the autonomous administration, a fact the PYD has used to repress the council’s political activity.

Turkey opposes a Syrian Kurdish detente, as well as any step that might legitimize the presence of the PYD in northeast Syria. Ankara considers the PYD to be a branch of the Kurdistan Workers’ Party (PKK), which has fought a decades-long insurgency against Turkey. Turkey’s peace process with the PKK collapsed in 2015, and despite hopeful indications this spring, it will likely remain that way as Turkish President Recep Tayyip Erdogan seeks to divert attention from recent political setbacks. In July, Turkey launched a new phase of its military campaign against the PKK in Iraq and once again threatened to invade PYD-led northeast Syria.

Mutlu Civiroglu, a journalist who specializes in Kurdish affairs in Syria and Turkey, told Al-Monitor that following the blow Erdogan received in local elections this year, “he needs something to consolidate, to bring back his support, the morale of his base.” Civiroglu added, “National security is beyond sacred for many Turkish politicians. When the issue is national security, they all keep silent, they all support the government.”

Turkish opposition is not the only hurdle to Syrian Kurdish rapprochement. While both Kurdish parties endorsed the detente proposal, their key demands seem to preclude a deal. Top PYD officials have stipulated that for talks to move forward, the Kurdish National Council must leave the Syrian National Coalition, which would strip the council of its political relevance as the only internationally recognized Syrian Kurdish opposition group, as well as disrupt the lives of council members living in Turkey.

“There’s no talk within this [detente] initiative, nor any direction within this initiative, toward withdrawing from the Syrian National Coalition or dealing negatively with it,” Hawwas Khalil Saadun, a council representative and member of the Syrian National Council, told Al-Monitor.

Meanwhile, the Kurdish National Council has called on the Rojava Peshmerga, its military wing based in Iraqi Kurdistan, to enter northern Syria to ensure the terms of an agreement with the PYD are implemented. The PYD will “never” accept this, Mohammed Abdulsattar Ibrahim, a Syrian Kurdish journalist with Syria Direct, told Al-Monitor. PYD officials maintain that “if there are two Kurdish forces on the ground, they will fight with each other, as happened between [Massoud] Barzani and [Jalal] Talabani from 1994-1998 [in Iraq]. That’s very possible,” Ibrahim said.

While the Kurdish National Council and the PYD are unlikely to strike a deal, wider Kurdish participation in the autonomous administration is possible — via council parties breaking off piecemeal and joining the administration.

Some council members have long disagreed with their organization’s closeness to the Turkish-backed Syrian opposition. One sticking point was Turkey’s resistance to the 2017 Kurdish independence referendum championed by Barzani of the Kurdistan Democratic Party in Iraq; he helped found the council and enjoys good relations with Ankara. Then came the rebel invasion of the Syrian Kurdish enclave of Afrin in January 2018. Turkish-backed Syrian opposition groups committed widespread human rights violations against Kurds, and resettled Arabs evacuated from the suburbs of Damascus — who survived years of strangling siege imposed by the Syrian government — in houses abandoned by Kurdish residents. The council condemned the assault on Afrin when it occurred, but ultimately remained within the Syrian opposition.

“What happened in Afrin horrified people, including [Kurdish National Council] people in Kobani, Jazeera and other parts. They are very much afraid the ongoing atrocities in Afrin will recur in other Kurdish regions,” said Civiroglu.

Internal tensions caused by the council’s closeness to the Turkish-backed Syrian opposition, in addition to routine conflicts over power and positions, have resulted in several defections over to the autonomous administration. Certain council politicians imply that the defectors are PYD plants.

In 2016, three parties previously expelled from the council formed the Kurdish National Alliance, which went on to participate in formal autonomous administration elections. Two years later, prompted by Turkey’s assault on Afrin, the president of the Kurdish Future Movement in Syria split from the council and established a new party that now works alongside the PYD. Thirty more colleagues from the Kurdish Future Movement followed suit soon after.

The specter of future defections looms large as long as the PYD is the dominant Kurdish power in Syria. Ibrahim said that when the council “used to call for a protest or demonstration, thousands of people came. Now, a few people attend.” He added, “When the [council] parties defect, it’s for their own interests — they want to have a role.”

In June 2019, one of the council’s oldest factions, known as the Yekiti Party in Syria, expelled three leaders primarily because of a power dispute, said Ivan Hassib, a local Kurdish journalist who covers internal council dynamics. These leaders, who went on to form a new party, have not expressed a desire to work under the autonomous administration, as their “popular base is Barzani’s people. … Today, if the party that defected directly joined the PYD, that’s like suicide,” Hassib told Al-Monitor.

Nevertheless, he added that two of the three ousted politicians were accused by former colleagues of connections to the PYD. They might remain independent, or join the autonomous administration sometime in the future.

For its part, the PYD encourages Kurdish (and Arab) opposition parties to participate in the autonomous administration system that it leads, if they register, and provides a degree of freedom to criticize policy while maintaining control over the most important decisions. The more opposition parties join the administration, the more they dilute the presence of leaders connected to the PKK, and the closer the administration appears to its ideological premise as a decentralized, democratic system. Movement in this direction reduces the chance of a Turkish invasion and increases the chance of continued Western support.

“The entire [autonomous] administration wants to unify the Syrian opposition,” said Khabat Shakir, a PYD representative in Germany.

Pending a major shift in northeast Syria — such as US President Donald Trump pulling out US troops in advance of the 2020 presidential elections, and/or a Turkish invasion — piecemeal defections from the Kurdish National Council to the autonomous administration are the most likely form of Kurdish rapprochement currently available.

Dan Wilkofsky

https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2019/08/syria-kurdish-national-council-defections-rapprochement.ac.html

ISIL-claimed suicide attack in Syria kills 18, including 4 U.S. troops

A suicide attack killed four U.S. personnel in northern Syria Wednesday, costing Washington its worst combat losses in the war-torn country since 2014 as it prepares to withdraw. Nine Syrian civilians and five U.S.-backed fighters were also killed in the attack.

The bombing, claimed by the Islamic State (ISIL) group, comes after U.S. President Donald Trump’s shock announcement last month that he was ordering a full troop withdrawal from Syria because the jihadists had been “largely defeated”.

The Pentagon said, “Two U.S. servicemembers, one Department of Defense (DoD) civilian and one contractor supporting DoD were killed and three servicemembers were injured while conducting a local engagement in Manbij.”

“Initial reports indicate an explosion caused the casualties, and the incident is under investigation,” it said, adding that the names of the dead were being withheld until 24 hours after their families were informed.

The Syrian Observatory for Human Rights earlier said two Americans soldiers, nine Syrian civilians, and five U.S.-backed fighters were killed in the attack on a restaurant in the northern city of Manbij near the Turkish border.

Rubble littered the outside of the eatery in the city center and its facade was blackened by the blast, footage from a Kurdish news agency showed.

According to Pentagon statistics, Wednesday’s blast was the deadliest attack for U.S. anti-ISIL forces in Syria since they deployed in 2014.

The U.S. Department of Defense has previously only reported two American personnel killed in combat in Syria, in separate incidents.

The Britain-based Observatory, which relies on a network of sources in Syria, said it was the first suicide attack in the city in 10 months.

‘Security zone’

This image grab taken from a video published by Hawar News Agency (ANHA) shows the scene of a suicide attack in the northern Syrian town of Manbij, January 16, 2019. /VCG Photo

Addressing a gathering of U.S. ambassadors in Washington, Vice President Mike Pence did not comment on the attack, saying only that the United States would ensure the defeat of IS, also known as ISIL.

“We’ll stay in the region and we’ll stay in the fight to ensure that ISIL does not rear its ugly head again,” he said.

The bombing comes as Syrian Kurds present in areas around Manbij rejected any Turkish presence in a planned “safe zone” to include Kurdish-held areas along the frontier.

Turkey has repeatedly threatened to attack Washington’s Syrian Kurdish allies, who Ankara views as “terrorists” on its southern flank.

Washington, which has relied heavily on the Kurds in its campaign against IS in Syria, has sought guarantees for their safety since Trump’s pullout announcement.

On Tuesday, Turkey’s President Recep Tayyip Erdogan said Ankara would set up a “security zone” in northern Syria following a suggestion by Trump.

But senior Syrian Kurdish political leader Aldar Khalil said any Turkish deployment in Kurdish-held areas was “unacceptable”.

He said the Kurds would accept the deployment of UN forces along a separation line between Kurdish fighters and Turkish troops.

But “other choices are unacceptable as they infringe on the sovereignty of Syria and the sovereignty of our autonomous region,” Khalil told AFP.

The Kurdish People’s Protection Units (YPG) has been a key U.S. ally in the fight against ISIL.

They have taken heavy losses in a campaign now nearing its conclusion, with the jihadists confined to an ever-shrinking enclave of just 15 square kilometers (under six square miles).

But the jihadists have continued to claim attacks nationwide and abroad.

Ankara has welcomed Washington’s planned withdrawal of some 2,000 U.S. troops from Syria, but the future of Kurdish fighters has poisoned relations between the NATO allies.

On Monday, Erdogan and Trump had a telephone conversation to ease tensions after the U.S. leader threatened to “devastate” Turkey’s economy if Ankara attacked Kurdish forces in Syria, and called for a “safe zone”.

No ‘outside interference’

Turkish-backed Syrian fighters participating in a training maneuver, near the town of Tal Hajar in Syria’s Aleppo province, January 16, 2019. /VCG Photo

Erdogan said he and Trump had a “quite positive” conversation in which they spoke of “a 20-mile (30 kilometers) security zone along the Syrian border… set up by us”.

The YPG-led forces fighting IS in a statement said they would provide “necessary support to set up the safe zone” – if it came with international guarantees to “prevent any outside interference”, in an apparent reference to Turkey.

The Turkish army has launched two major operations in Syria in recent years.

In the latest, Turkish troops and their Syrian rebel allies seized the northwestern enclave of Afrin from the Kurds last year.

Critics have accused Turkish troops and their proxies of military occupation and abuses in Syrian sovereign territory.

But while Ankara has spoken of a YPG-free “security zone” under its control, analyst Mutlu Civiroglu said it was not immediately clear what the U.S. president meant by a “safe zone”, or who he thought would patrol it.

Analysts were “waiting for a clarification from Washington to see what the president really meant”, he told AFP.

The U.S. planned withdrawal has sent the Kurds scrambling to seek a new ally in Damascus, which has long rejected Kurdish self-rule.

With military backing from Russia since 2015, Syria’s regime has advanced against jihadists and rebels, and now controls almost two-thirds of the country.

A northwestern enclave held by jihadists and pockets held by Turkish troops and their allies remain beyond its reach, along with the much larger Kurdish region.

On Wednesday, Russian Foreign Minister Sergei Lavrov said the Syrian government must take control of the north.

(Cover: An image grab taken from a video obtained by AFPTV shows US troops gathered at the scene of a suicide attack in the northern Syrian town of Manbij, January 16, 2019. /VCG Photo)

Gazeteci Mutlu Çiviroğlu: Washington’da Kürtlere karşı bir sempati var!

Suriye’de son düzlüğe girilirken, bölgede bulunan uluslararası güçlerin  rekabeti ve kendileriyle birlikte hareket eden yerel güçlerin durumu merak konusu olmaya devam ediyor.

IŞİD cephe savaşında sona doğru yaklaşıyor, ABD’nin yerel de desteklediği Kürt, Arap ve Süryani Koalisyonunda oluşan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ilişki düzeyinin IŞİD sonrası süreçte ne aşamaya geçileceği konusu belirsizliğini koruyor.

Son dönemlerde Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye (Rojava) yönelik saldırıları, buna karşı ABD’nin tutumu ve nasıl bir politika izleyeceğini ve Türkiye’ye karşı politikalarında daha sert veya yumuşak bir hat izleyeceği konusu da bilinmiyor.

Şam yönetimi ile Kürtler arasında yapılan müzakere görüşmelerine Washington’da nasıl karşılandığı tam kestirilemiyor.

Amerika’nın Suriye politikası, Türkiye’nin Suriye’de varlığı, Kürtlerin Amerika ile olan ilişkisi Kuzey Suriye’ye yönelik Türkiye’nin saldırıları, ABD ve Kürtlerin bu duruma nasıl baktıkları ve bundan sonra ne yapacaklarına dair Amerika’da yaşayan deneyimli gazeteci Mutlu Çiviroğlu ile konuştuk

Röportaj | İhsan Kaçar – Ercan Ekinci

“Biz PKK ve YPG’yi kesinlikle ayrı görüyoruz mesajı”

ABD’nin üst düzey 3 PKK’li yetkiliye dair aldığı karar ne anlama geliyor?

Bu kararı Türkiye’nin duymak istediği, Türkiye’yi memnun etmeyi amaçlayan bir karar olarak görüyorum. Pratik değerinin olup olmayacağı konusunda pek emin değilim. Olacağını sanmıyorum, ama Türkiye’yi tamamen memnun etme amacı taşıyan ve ABD Dışişleri Bakanı yardımcısı Matthew Palmer’in Ankara ziyaretinin hemen akabinde böyle bir kararın alınması, bu düşünceyi güçlendiriyor.

Bir diğeri mesaj da Türkiye’ye Rojava üzerinden verilmek istenen bir mesaj. ‘YPG ayrı bir yapı, sizin YPG’ye baktığınız gözle biz, bakmıyoruz. Biz buradayız. Suriye’deyiz, Rojava’dayız. Sen de buraya atmak istediğin adımları atma’, mesajı taşıyor. Bu adım ile ABD, hem Türkiye’yi kamuoyu önünde memnun edecek bir açıklama yapıyor, öte yandan da Suriye politikası ile Rojava üzerinden Türkiye’ye bu saldırılarını durdur mesajı veriyor. Burada biz varız, YPG de bizim ortağımız. Biz PKK ve YPG’yi kesinlikle ayrı görüyoruz mesajı…

m

ABD’nin İran’a yaptırım uygulandığı bir dönemde bu kararla bir bağlantısı var mı?

ABD’nin bu kararı İran’la bağlantılı olduğunu sanmıyorum. İran’a karşı son dönemlerde gelişmekte olan bir ABD siyaseti göze çarpıyor. Özellikle Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’nun başını çektiği İran karşıtı sert bir politika var. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun da bu yönlü düşündüğü biliniyor. Ama İran siyaseti daha farklı, kendi başına bir siyaset. İran’a yönelik devam ettirilen siyaset ileriki dönemde Türkiye’yi zor bir duruma sokabilir.

Her ne kadar İran’a yapılan yaptırım kararının dışında Türkiye muafiyet gösterilen 9 ülke arasında gösterilse de, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İran’a karşı yaptırımlar konusundaki çıkışları, buradan dikkatlice izleniyor. Önümüzdeki dönem Türkiye için sorun yaratabilir. Çünkü bu yönetim İran’a karşı siyaseti sertleştirmekte oldukça kararlı görünüyor. Türkiye’nin bulunduğu konum; hem ABD ile ilişkisini sürdürmek istiyor, hem İran ile, bu zor. İleride yansımalarını göreceğiz. Ama …. üç üst düzey yönetici hakkında verilen kararın İran’a yapılan yaptırımla bir bağlantısı olduğunu sanmıyorum.

“YPG ile bağlantılı siyasi yapıların Cenevre gibi platformlarda yer alması gerektiğini açıkça söylüyor”

Bu karar Rojava ( Kuzey Suriye) siyaseti üzerinde bir etkisi olur mu?

Bu kararın Rojava’da nasıl bir etkisi olabilir. Dediğim gibi, bu kararın diğer bir boyutu da Rojava üzerinden Türkiye’ye. Öte yandan Rojava’ya da şöyle bir mesaj veriliyor; ‘Biz seni ayrı görüyoruz. Seninle ilişkilerimiz var. Biz seni koruyoruz, ama sen de ona göre pozisyonunu almak ve PKK ile arana mesafe koymak zorundasın. Yani bu konuda dikkatli olmalısın’. Rojava üzerinden verilen mesajın bir boyuttu da bu…

Elbette Rojava açısından önemli bir mesaj da vardı aynı zamanda. Çünkü Amerika Hükümeti, son dönemlerde YPG ile bağlantılı siyasi yapıların Cenevre gibi platformlarda yer alması gerektiğini açıkça söylüyor. En son birkaç hafta önce ABD Dışişleri Bakanı Pompeo açıkça söyledi. Bütün Suriyeliler gibi Kürtlerin de çözüm süreçlerinin platformlarında yer almaları gerektiğini “Kürtler katılmadan kendilerinin katılmayacağını” ifade etti. Bu çok çok önemli bir açıklamaydı, Bu durum Amerika’nın çabalarının bu doğrultuda devam edeceğini gösteriyor.

Türkiye’nin baskı ve tehditlerine rağmen, Suriye’deki ilişkisini hem YPG ve SDG askeri ilişkisini, hem de Demokratik Suriye Meclisi ve onların müttefiki Arap, Süryani, Ezidi ve azınlıklarla sürdürdüğü siyasi ilişkilerini bırakmayacağını gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında; önemli bir karar, Rojava ve Kuzey Suriye’nin diplomatik açıdan da destek göreceğini okuyabiliriz.

m

ABD, Suriye politikasında Kürtleri nerede ve nasıl konumlandırıyor. Politika bütüncül mü?

ABD’nin henüz oturmuş, net bir dış siyasetinin varlığından söz etmek güç. Örneğin Kuzey Kore diyoruz, önemli bir zirve yapıldı, ama bir siyasi açıdan kamuoyunun anlayabildiği net bir politika yok. Washington’a bakıldığında bir kararsızlık var. Mesela İran konusunu konuştuk. Her ne kadar son birkaç aydır İran’a karşı bir sertleşme tutum görülse de bütünlüklü bir İran politikası görülmüyor ve Amerika yönetiminin İran konusunda tam olarak ne istediği okunamıyor. Keza, Suriye politikası da net değil. Öyle olduğu için de neyin olabileceğini kestirmek çok güç. Ama Suriye politikası veya var olan politika daha çok Pentagon’un öncülük ettiği Kobani’den başlayarak Cizre, Tabka, Menbiç, Rakka’da devam eden, oldukça başarılı sonuçlar alınan bir ilişki. Daha çok Pentagon üzerinden yürüttüğü bir ilişki, bu da Kürtler ve Kürtlerin müttefikleri üzerinden yürüyor.

Ama siyasi kanatta bir belirsizlik var. Bu yılın başlarında ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklaması olmuştu: “Suriye’den çekileceğiz” diye ve var olan karışıklığı iyice derinleştirmişti, o açıklama. Ama sonradan Pentagon’un kararlı tutumu, devleti yöneten diğer kurumların çabalarıyla Trump’ın çıkışı nötrleştirildi. Daha sonra Amerika yönetimi tarafından askeri ve siyasi yetkililerin yapmış olduğu açıklamalarda “Suriye’de uzun süre kalınacağını” açıkladı. Tabii bu Kürtler için Kürtlerin müttefikleri için, iyi bir karar; Amerika’nın Suriye’den çıkmıyor olmaması hem IŞİD’den kurtarılan bölgelerin istikrara kavuşturulması, IŞİD’in geri dönüşünü önlenmesi, hem de son dönemlerde İran’ın Suriye’deki etkisinin azaltılmasında da bir adım olarak görüp çok yönlü boyut kazanıyor. Kürtleri de biraz kaygılandırmıştı o açıklama ve bir takım alternatif arayışlara itmişti. Ama Washington’un ‘oluşmuş bir siyaset var mıdır’, diye sorulduğunda, ben oluşmuş bir siyaset olduğunu görmüyorum ve ABD’nin Suriye politikası daha yapım aşamasında olduğuna inanıyorum.

‘’Böyle olmayınca da ABD’nin Suriye ve Kürt politikası topal yürüyor’’

mm

ABD’nin Suriye politikasındaki ‘oluşmamış siyaseti’ Kürtlere yansıması ne olabilir?

Kürtlere yansıması şöyle olacak: ABD’nin bir Suriye politikası olmadığı için Kürtlere yönelik ne istenildiği belli değil, Kürtlerle olan ilişki askeri düzeyde sınırlı. Kobani’den başlayarak devam eden ilişki askeri düzeyde. Bunun politik, ekonomik sosyal boyutu yok. Böyle olmayınca da ABD’nin Suriye ve Kürt politikası topal yürüyor. Bu nedenle bu ilişki her zaman Türkiye’nin baskılarına ve tehditlerine maruz kalıyor. Biraz da bunun etkisiyle ABD’nin Kürtler ile olan ortaklığı İŞİD ve benzeri yapılara karşı sınırlı bir ortaklık. Ama bu yerel ortaklar,( yani Kürtlerin) Suriye’de bugüne kadar, adeta diri diri gömüldükleri, yaşayan ölü konumuna düşürülmeleri, en temel haklarından mahrum bırakıldığı ve bu mağduriyetin nasıl giderileceği konusunda somut bir adımı yok. Her ne kadar – biraz önce belirttiğim gibi-, son dönemde söylemsel düzeyde Amerikan  Hükümeti Kürtlerin temsil edilmesi gerektiğini söylese de. Ama şu güne kadar somut bir adım atılmamış. Örneğin ABD’nin yatırımları daha çok Rakka, Menbiç gibi bölgeler yapıyor. Yani Kürt nüfusunun çok olmadığı, Arap nüfusunun yoğun olduğu bölgeler. Aynı şekilde Kobani her ne kadar dünyada sembol olmuşsa da Kobani’ye ABD ve müttefiklerin yardımları, diğer bölgelere yapılan yardımlardan kıyaslanamayacak kadar az. Bir de ABD’nin Kürt politikasının olmayışı biraz da bölgesel güçlerin politikası ve tavrına bağlı. Mesela Türkiye’nin bölge politikası ve tavrı Kürtlerin varlığına karşı bir politika. Bunu Cenevre görüşmelerinde gördük. ABD Cenevre görüşmelerinde Kürtlerin temsil edilmesi gerektiğini söylese de, bu konuda ciddi bir eğilim göstermedi.

Çünkü ABD Türkiye ile müttefik. Türkiye’nin hassasiyetleri önemli diyor Amerika, bu anlaşılır bir durum. Müttefik ülkeler birbirlerinin hassasiyetlerini anlayabilirler. Öte yandan dünya adına büyük bedeller vermiş, IŞİD’i durduran toplumdan bahsediyoruz,. Ama kimse onların hassasiyetlerinden bahsetmiyor, oradaki tarihsel hassasiyetlerinden bahsetmiyor.

Kürtler bu durumun farkında mı?

Kürtler bunun farkında, zaten Kürtlerin rejimle görüşmeleri, Kürtlerin alternatif aramaya çalışmaları bundan dolayı. Çünkü Washington’da Suriye politikası gel-git’ler üzerinden yürüyor. Bazı siyasetçiler, ABD’nin kendileriyle güçlü bir ilişki geliştirdiği için uzun vadede kalıcı olduğunu düşünüyorlar. Ama Afrin olayından başlayan süreçte bir şok yaşandı. Ben o dönemde de katıldığım programlarda Amerika’nın Afrin’e yönelik bir müdahalesinin olmayacağı -Türkiye’nin yaptıklarını desteklediğinden dolayı değil- ama Kürtler için de kendi müttefiki ile bir savaşa girmeyeceği, Afrin’in Amerika için stratejik bir değerinin olmadığını belirtmiştim. Kürtlerdeki beklenti şuydu: “Amerika bu işe izin vermez” düşüncesi vardı. Türkiye operasyona geçtikten sonra “ihanete uğradık, satıldık, Amerika destek verdi bu operasyona” bu da doğru olmayan bir değerlendirme, Amerika Türkiye’nin Afrin operasyonuna karşıydı. Bu operasyonun Kürt kamuoyunu rahatsız ettiğini, IŞİD’e karşı savaşanların motivasyonunu bozduğunu, IŞİD’in bu tür durumlarda toparlandığını ve güç kazandığını, çünkü hatırlarsınız Afrin’den dolayı SDG güçlerini önemli oranda Rakka’da çekmişti. IŞİD’e karşı operasyon uzadı, IŞİD toparlama fırsatı buldu. Amerika’nın karşı olması, Amerika’nın savaşa girip Türkiye’yi durduracağı anlamına gelmez. Kürtler o dönem süreci siyah ve beyaz olarak düşündüler. Hatırlıyorum, Kürt yöneticileri “Türkiye bunu yapıyorsa Amerika destek vermiştir.” gibi ifadelerde bulundular. Ben buna katılmıyorum. Amerika destek vermedi, ama Amerika Türkiye’yi durdurmak için de savaşı göze almazdı, almadı da. O nedenle bu bakış açısı önemli. Ama Türkiye Hükümeti attığı her adımı sanki Amerika ile beraber atmış gibi göstermekte başarılı ve özellikle bu imajı vermeye çalışıyorlar.

Son dönemlerde Amerika kamuoyunda ve siyasetinde Kürtlerin varlığı hissediliyor mu?

Kürtlerin Wansington’daki varlığını güçlendirmeleri çok önemli. Amerika sistemini anlamaları çok önemli, ona göre araçlar geliştirmeliler. Dışarda Amerika’yı anlamak çok güç. Her ne kadar herkes Amerika’yı iyi anlamaya çalıştığını tahlil ettiğini düşünse de, yani durum öyle değil. Amerika’yı anlamak için Amerika’da yaşamak ve sistemini anlamak lazım. Hem işleyiş sistemini hem de Washington işleyiş sistemini anlamak lazım. Irak Federal Kürtleri saymazsak, diğer Kürtlerin buradaki varlığı çok zayıf ve temsili durumdalar. Bu durumda Amerika kongresinde, senatosunda ve temsilciler meclisinde etkili olma durumları zayıf. Bu nedenle Kürtlerin mutlaka Washington’daki mevcudiyetlerini güçlendirmeleri lazım. Bu think tank olur, lobi kuruluşları ile olur. Bu tür araçlarla güçlendirmeleri lazım. Potansiyel var. Washington’da Kürtlere karşı bir sempati var. Özellikle Kobani sürecinden sonra Kürtlere karşı duyulan bir sevgi, saygı var. Ama bunu politik ve diplomatik kazanımlara dönüşmesinde güçlü araçların olmayışından dolayı bu potansiyel kullanılamamakta…

Bu nedenle çoğu zaman Kürt Sorununu, Kürt olmayan taraflar tarafından tartışılmakta, raporlar bu kişiler tarafından yazılmakta ve Kürt Sorunu daha çok Türkiye’nin bakış açısıyla değerlendirmekte…

mmm

“4’lü zirve Amerika’ya karşı olmasa da Amerika’nın çok da içinde yer almadığı bir oluşum”

Türkiye’de yapılan 4’lü zirveye gelelim. 4’lü zirve Amerika’ya rağmen mi yapıldı?

Amerika’ya haber verilmiş olması ya da Amerika’nın haberdar olması, Amerika’nın süreçte yer aldığı anlamına gelmiyor. Ama ABD ile Türkiye ilişkileri oldukça kötü. Her ne kadar Rahip Brunson olayında biraz yumuşamış görünse de aslında çelişkiler derin. Yine Amerika’nın yani Trump yönetiminin Avrupa ile ilişkileri belli. Rusya ile yaptırımdan dolayı bir gerginliği devam ediyor. 4’lü zirvedeki katılımcılara bakıldığında ABD’nin o zirvede ilişkilerinin çok da istenilen düzeyde olmadığı görülüyor. Yani 4’lü zirve Amerika’ya karşı olmasa da Amerika’nın çok da içinde yer almadığı bir oluşum. Elbette sonuçta Fransa ve Almanya, ABD’nin ezelden beri müttefikleri. Türkiye’de dönemsel olarak kesintiler yaşasa da ABD’nin müttefiki. Yani Amerika 4’lü zirvenin içeriği ile haberdar olmuştur elbette, ama Amerika’nın yer almayışı önemli, bunun son dönemde uygulanan politik- ekonomik etkisi var. Özellikle Washington’un İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi birçok müttefikinin tepkisine yok açtı. Bir bütün olarak bakıldığında, Avrupa ile ilişkilerinde zaten bir gerginlik var. En son bu seçimlerde AB’nin açıklamaları çok netti “ Amerika halka umut verdi” diye. Trump’ın ara seçimlerde alt kanadı, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybetmesi Avrupa’da büyük oranda memnuniyet yaratmış durumda. Böyle bir gerginlik de var. Bunu da görmek lazım.

Zirve sonrası Kürt bölgesine saldırı oldu, Kürt tarafı saldırının 4’lü zirveden bağımsız olmadığını dile getirdiler, sizde öyle mi okuyorsunuz.

Ben bu saldırıların 4’lü zirve ile direk bir ilgisinin olduğunu sanmıyorum. Fransa örneğin uluslararası arenada Kürtlere en olumlu yaklaşan devletlerden birisi. Almanya da ne kadar Türkiye ile ekonomik, askeri ve sanayi ticari ilişkileri çok çok iyi olsa da- en büyük kaygılardan biri mültecilerin Avrupa’ya özellikle Almanya’ya gelişini önlemeye yönelik olsa da- Türkiye’nin saldırıları 4’lü zirve ile bağlantılı olduğunu sanmıyorum. Ya da en azında böyle bir kararın bu zirvede alındığı ve katılımcı devletlerin sessiz kaldığı veya onayladığı kanısında değilim. Maalesef Kürtlerde her şey gizemli ve perde arkasında yapılan görüşmelere bağlayan bir bakış açısı var. Benim gördüğüm rahip Brunson olayında ABD’nin memnun edilmesi, Kaşıkçı olayında Türkiye’nin gazetecilerin hamisi konumuna kendini getirmeye çalışması, Avrupa’ya yani batı dünyasına sizin en iyi müttefikiniz gene benim, Ortadoğu’da, bu coğrafyada en iyi müttefikiniz benim mesajı vermesi. Bu yolla batı medyasında, batı kamuoyunda imaj düzeltmeye çalıştığı bir dönemde Kobani’ye, Girê Spi’ye (Tel Abyad) saldırının gelmesi, zamanlama olarak ilginç buluyorum. Yine, yerel seçim takviminin açıklandığı bir gündemde, artık yerel seçimlerin gündeme girildiği bir dönemde de olması enteresan, yani ben biraz bu şekilde okuyorum. 4’lü zirve ile direk bağlantılı olarak görmüyorum.

Rusya Türkiye’yi Afrin dâhil, Türkiye’yi bu kadar öne çıkartan ve öne çıkmasını sağlayan etken Rusya. Moskova’nın Türkiye’ye yaktığı yeşil ışık ve verdiği desteği ayrı tutmak gerek. Türkiye, Suriye’de Rusya’sız bir şey yapamıyor. Rusya’nın da Kürtlere vermek istediği mesaj çok açık; “Avucunuzdaki kuşu tutmak yerine, siz gökte ulaşamayacağınız kuşları tutmayı hedeflediniz”, diyor, ABD’yi kastederek. Ama Rusya’nın orada olması Almanya, Fransa’nın da bu durumu desteklemiş olması anlamına gelmez. Dediğim gibi Rusya’nın özel bir yeri var. Türkiye, Suriye’deki adımlarını Rusya’nın onayıyla atıyor. Ama ben bu toplantının öyle bir saldırının karar mekanizması olduğuna inanmıyorum.

mmmm

Türkiye’nin saldırıları ne anlama geliyor?

Türkiye’nin yapmak istediği biraz nabız ölçmek, nabız yoklamak. Gelecek tepkilere göre adım belirlemek, Afrin’de yaptığı gibi geniş bir operasyon düzenlemek ve Menbiç ve diğer bazı başka konularda taviz alabilmek. Ama saldırılara karşı Amerika’nın da verdiği sert tepki ortada. Kendi güçlerini sınıra göndererek, Koalisyon ve Pentagonun üzerinden verdiği mesajlarla duruşunu belli göstermiş oldu. Muhtemelen Türkiye mesajı almış durumda. Türkiye’de olası bir saldırının kamuoyu nezdinde tepkisiz kalmayacağını görmüş oldu diye düşünebiliriz. Türkiye’nin şu an kontrolü altında tuttuğu Afrin ile Kürtlerin onların müttefiklerinin kontrolündeki Kobani, Cizre, Menbiç’teki durum farklı. Bu bölgeler YPG’nin başını çektiği Suriye Demokratik Güçleri’nin ve ABD’nin başını çektiği koalisyonun ortaklaşa özgürleştirdiği bölgeler. O nedenle Amerikan hükümeti Menbiç, Kobani, Tabka ve Rakka bölgeleri kendi başarısı olarak da görüyor. Yani yerel güçlerle kurulan ittifakın, nasıl da bu bölgelerin IŞİD’den temizlediği, alt yapı ve istikrarı sağlayarak geri dönüşleri gerçekleştirdiği, şimdi de iç ve dış tedbirleri alarak da bir istikrarsızlığın doğmasının önüne geçiliyor. Aynı zaman da bu bölgelerdeki istikrarı ve yaşanan gelişmeleri bir başarı öyküsü olarak görüyor. Onun için Türkiye dahil herhangi bir gücün saldırmasına izin vermeyeceği görülüyor.

“ABD’nin genel olarak bir Kürt politikası da yok”

Pentagon veya Beyaz Saray kulis bilgilerinde, Suriye’nin geleceği, Kürler, ÖSO, El Nusra, Şam veya Türkiye’nin girdiği bölgeler hakkında ne konuşuluyor?

Dediğim gibi Amerika’nın belli bir politikası olmadığı için kestirmek güç, açıkçası biraz Pentagon’un inisiyatifi ile Pentagon’un IŞİD’e savaş endeksli siyaseti, biraz da son dönemlerde İran karşıtı bir siyasetle yürütülüyor. Genel olarak bir Kürt politikası da yok. Öyle olduğu için de genelde dış gelişmelere bağlı olarak devam ediyor. O yüzden Suriye’de ne olacağını kestirmek çok güç, ama Pentagon’un dediği, ya da yönetimin içerisinde bazı yetkili isimlerin söylediği geri çekilmenin olmaması gerektiğini Amerika’nın Suriye’de kalması ile ilgili, bunun da İran’ın öncülük ettiği Şii nüfus bölgesini engellemek gibi bir yaklaşım var. Ama dediğim gibi; Suriye politikası olmadığı gibi bir Kürt politikası da yok. O nedenle ilerde neler olabileceğini kestirmek çok zor. Ama şunu da belirteyim ki Amerikalı siyasi ve askeri yetkililer IŞİD’le savaşın yakın zamanda bitmeyeceğini belirtiyorlar. Deir-Ez Zour’da devam eden şiddetli çatışmalarda bu durum iyice görülüyor. Özellikle ABD’nin askeri raporlarında Türkiye’nin Afrin’e yönelik saldırısı YPG ve SDG’nin IŞİD’e karşı mücadelesine büyük zarar verdiğini ve IŞİD’in o esnada tekrar toparlandığını belirtiliyorlar. Şuanda da Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrolü altındaki bölgelere yönelik olası bir saldırı söylemi bile devam eden operasyonları etkilediğini söyleyebilirim. Bunu belirtmekte fayda var.

.”Amerika, Cenevre gibi platformda Kürtlerin ve müttefiklerin güçlü olmasını istiyor”

m

Bir süre önce. Şam Yönetimi ile Kuzey Suriye heyetleri arasında Federasyon maddeleri üzerine müzakereler yapıldı. Şuan ne aşamada ve ABD’nin bakışı neydi?

Amerika’nın Kürt yetkililere ve Kuzey Suriye’deki oluşuma Rejimle görüşün dediğini veya görüşmeye yeşil ışık yaktığını ve herhangi bir itirazları olmadığı biliniyor. Çünkü Amerika’da da Beşar Esad’ın iktidarda kalacağı görülüyor. Esad’ın gidilmesine yönelik eskisi gibi güçlü bir istem de yok. Her ne kadar yönetimin içerisinde bazı sesler bazen ‘Esad gitmeli’ dese de Amerika politikası olarak Esad’ın kalacağı görülüyor zaten. Ama bunun yanında ABD hükümeti kendisiyle çalışabileceği grupların inisiyatifli olmasını istiyor. Bunların başında gelen Kürtler var. Kürtlerle birlikte hareket eden Araplar ve Süryaniler var. Rejimin de birlikte hareket ettiği Rusya ve İran var. Amerika, Cenevre gibi platformda Kürtlerin ve müttefiklerin güçlü olmasını istiyor. O nedenle Kürtlerin Şam’la görüşmesini cesaretlendirmişti. Ama Esad Hükümetine karşı bir alerji her zaman var burada. Şam ile olan görüşmelerde biraz da ‘size uygun olanı yapabilirsiniz’ denilmişti Kürtlere. Görüşmeye ilişkin Washington’dan herhangi bir tepki de gelmedi. Beyaz Saray da Kürtlerin durumunu biliyor, Esad realitesini de görüyor. Sonuçta Suriye yönetimi hâlâ Esad’ın elinde ve kendisi devlet başkanı. Bu da herkes tarafından bilinen bir durum.

Türkiye ile Rusya arasında İdlib’de “çatışmasızlık” anlaşması ne anlama geliyor! Süreli devam eder mi? Veya nihai sonuca ulaşır mı?

İdlib’deki durum; Rusya’nın inisiyatifi, Avrupa da mülteci sorunundan dolayı baya hevesli, böyle bir çözümün işlemesinde çok hevesli. Çünkü başta Almanya olmak üzere, Avrupa’nın kaygısı, yeni bir durum karşısında orada bulunan binlerce sivilin Türkiye üzerinden Avrupa’ya akın edebileceği, bunun da zaten var olan mülteci karşıtlığını daha da güçlendireceğini, Avrupa hükümetlerini ekonomi ve siyasi yönde çok zor duruma sokacağını göz önünde bulundurursak Suriye içerisinde böyle bir bölgenin olması onların da işine geliyor. Hem sivillerin korunması veya öldürülmemesi. Öte yandan da bu durumun işlenmesi için herkes destek verdi İdlib’deki anlaşmaya.

İdlib’de son durum nedir. “ Çatışmasızlık” durumu işliyor mu?

Şam yönetimi tarafından radikal grupların varlığından dolayı bazı şikâyetler var. Şam yönetimine muhalefet eden grupların da rejimin saldırısından dolayı şikâyetleri var. Yani her iki taraftan da çeşitli konularda rahatsızlık var. Ama görünen o ki, şu ana kadar ciddi sorunların olmadığı, biraz Rusya’nın inisiyatifiyle- Rusya bazı şeyleri tolere ederek veya görmemezlikten gelerek- bu çatışmasızlık sürecini devam ettirdiği görülüyor. Suriye’deki gelişmelerde ana aktör Rusya. Türiye orada inisiyatif aldı. Rusya’nın onayıyla Afrin’e girildi. Rusya’nın desteği ile Türkiye Afrin’i elinde tutuyor. Mevcut durumlar biraz Rusya’nın tutumuna bağlı. Rusya’nın politikasını biraz kestirmek güç. Öncellikle kendi çıkarları, ikinci olarak da Esad rejiminin çıkarları. Görünen şey İdlib’dekidurumun Rusya’nın çıkarlarına hizmet ettiği. Ama bu durumda değişiklik olduğunda veya ilerde bazı şartların değiştiği gördüğünde, Rusya’nın tutumu da değişebilir, daha sert bir tutum da alabilir. Askeri opsiyonları devreye sokabilir. Ama şuanda görünen şu ki çatışmasızlık sürecinin birçok çevrenin rahatsızlığına rağmen işliyor olması… | @iznews agency

Gazeteci Mutlu Çiviroğlu: Washington’da Kürtlere karşı bir sempati var!

Mutlu Çiviroğlu, “Amerika’nın Suriye’de oluşmuş bir Kürt politikası yok”

Reportage with Mutlu Çiviroğlu

Suriye’de son düzlüğe girilirken, bölgede bulunan uluslararası güçlerin  rekabeti ve kendileriyle birlikte hareket eden yerel güçlerin durumu merak konusu olmaya devam ediyor.
IŞİD cephe savaşında sona doğru yaklaşıyor, ABD’nin yerel de desteklediği Kürt, Arap ve Süryani Koalisyonunda oluşan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ilişki düzeyinin IŞİD sonrası süreçte ne aşamaya geçileceği konusu belirsizliğini koruyor.
Son dönemlerde Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye (Rojava) yönelik saldırıları, buna karşı ABD’nin tutumu ve nasıl bir politika izleyeceğini ve Türkiye’ye karşı politikalarında daha sert veya yumuşak bir hat izleyeceği konusu da bilinmiyor.
Şam yönetimi ile Kürtler arasında yapılan müzakere görüşmelerine Washington’da nasıl karşılandığı tam kestirilemiyor.
Amerika’nın Suriye politikası, Türkiye’nin Suriye’de varlığı, Kürtlerin Amerika ile olan ilişkisi Kuzey Suriye’ye yönelik Türkiye’nin saldırıları, ABD ve Kürtlerin bu duruma nasıl baktıkları ve bundan sonra ne yapacaklarına dair Amerika’da yaşayan deneyimli gazeteci Mutlu Çiviroğlu ile konuştuk

Röportaj | İhsan Kaçar – Ercan Ekinci

“Biz PKK ve YPG’yi kesinlikle ayrı görüyoruz mesajı”

ABD’nin üst düzey 3 PKK’li yetkiliye dair aldığı karar ne anlama geliyor?

Bu kararı Türkiye’nin duymak istediği, Türkiye’yi memnun etmeyi amaçlayan bir karar olarak görüyorum. Pratik değerinin olup olmayacağı konusunda pek emin değilim. Olacağını sanmıyorum, ama Türkiye’yi tamamen memnun etme amacı taşıyan ve ABD Dışişleri Bakanı yardımcısı Matthew Palmer’in Ankara ziyaretinin hemen akabinde böyle bir kararın alınması, bu düşünceyi güçlendiriyor.

Bir diğeri mesaj da Türkiye’ye Rojava üzerinden verilmek istenen bir mesaj. ‘YPG ayrı bir yapı, sizin YPG’ye baktığınız gözle biz, bakmıyoruz. Biz buradayız. Suriye’deyiz, Rojava’dayız. Sen de buraya atmak istediğin adımları atma’, mesajı taşıyor. Bu adım ile ABD, hem Türkiye’yi kamuoyu önünde memnun edecek bir açıklama yapıyor, öte yandan da Suriye politikası ile Rojava üzerinden Türkiye’ye bu saldırılarını durdur mesajı veriyor. Burada biz varız, YPG de bizim ortağımız. Biz PKK ve YPG’yi kesinlikle ayrı görüyoruz mesajı…

m

ABD’nin İran’a yaptırım uygulandığı bir dönemde bu kararla bir bağlantısı var mı?

ABD’nin bu kararı İran’la bağlantılı olduğunu sanmıyorum. İran’a karşı son dönemlerde gelişmekte olan bir ABD siyaseti göze çarpıyor. Özellikle Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’nun başını çektiği İran karşıtı sert bir politika var. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun da bu yönlü düşündüğü biliniyor. Ama İran siyaseti daha farklı, kendi başına bir siyaset. İran’a yönelik devam ettirilen siyaset ileriki dönemde Türkiye’yi zor bir duruma sokabilir.

Her ne kadar İran’a yapılan yaptırım kararının dışında Türkiye muafiyet gösterilen 9 ülke arasında gösterilse de, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İran’a karşı yaptırımlar konusundaki çıkışları, buradan dikkatlice izleniyor. Önümüzdeki dönem Türkiye için sorun yaratabilir. Çünkü bu yönetim İran’a karşı siyaseti sertleştirmekte oldukça kararlı görünüyor. Türkiye’nin bulunduğu konum; hem ABD ile ilişkisini sürdürmek istiyor, hem İran ile, bu zor. İleride yansımalarını göreceğiz. Ama …. üç üst düzey yönetici hakkında verilen kararın İran’a yapılan yaptırımla bir bağlantısı olduğunu sanmıyorum.

“YPG ile bağlantılı siyasi yapıların Cenevre gibi platformlarda yer alması gerektiğini açıkça söylüyor”

Bu karar Rojava ( Kuzey Suriye) siyaseti üzerinde bir etkisi olur mu?

Bu kararın Rojava’da nasıl bir etkisi olabilir. Dediğim gibi, bu kararın diğer bir boyutu da Rojava üzerinden Türkiye’ye. Öte yandan Rojava’ya da şöyle bir mesaj veriliyor; ‘Biz seni ayrı görüyoruz. Seninle ilişkilerimiz var. Biz seni koruyoruz, ama sen de ona göre pozisyonunu almak ve PKK ile arana mesafe koymak zorundasın. Yani bu konuda dikkatli olmalısın’. Rojava üzerinden verilen mesajın bir boyuttu da bu…

Elbette Rojava açısından önemli bir mesaj da vardı aynı zamanda. Çünkü Amerika Hükümeti, son dönemlerde YPG ile bağlantılı siyasi yapıların Cenevre gibi platformlarda yer alması gerektiğini açıkça söylüyor. En son birkaç hafta önce ABD Dışişleri Bakanı Pompeo açıkça söyledi. Bütün Suriyeliler gibi Kürtlerin de çözüm süreçlerinin platformlarında yer almaları gerektiğini “Kürtler katılmadan kendilerinin katılmayacağını” ifade etti. Bu çok çok önemli bir açıklamaydı, Bu durum Amerika’nın çabalarının bu doğrultuda devam edeceğini gösteriyor.

Türkiye’nin baskı ve tehditlerine rağmen, Suriye’deki ilişkisini hem YPG ve SDG askeri ilişkisini, hem de Demokratik Suriye Meclisi ve onların müttefiki Arap, Süryani, Ezidi ve azınlıklarla sürdürdüğü siyasi ilişkilerini bırakmayacağını gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında; önemli bir karar, Rojava ve Kuzey Suriye’nin diplomatik açıdan da destek göreceğini okuyabiliriz.m

ABD, Suriye politikasında Kürtleri nerede ve nasıl konumlandırıyor. Politika bütüncül mü?

ABD’nin henüz oturmuş, net bir dış siyasetinin varlığından söz etmek güç. Örneğin Kuzey Kore diyoruz, önemli bir zirve yapıldı, ama bir siyasi açıdan kamuoyunun anlayabildiği net bir politika yok. Washington’a bakıldığında bir kararsızlık var. Mesela İran konusunu konuştuk. Her ne kadar son birkaç aydır İran’a karşı bir sertleşme tutum görülse de bütünlüklü bir İran politikası görülmüyor ve Amerika yönetiminin İran konusunda tam olarak ne istediği okunamıyor. Keza, Suriye politikası da net değil. Öyle olduğu için de neyin olabileceğini kestirmek çok güç. Ama Suriye politikası veya var olan politika daha çok Pentagon’un öncülük ettiği Kobani’den başlayarak Cizre, Tabka, Menbiç, Rakka’da devam eden, oldukça başarılı sonuçlar alınan bir ilişki. Daha çok Pentagon üzerinden yürüttüğü bir ilişki, bu da Kürtler ve Kürtlerin müttefikleri üzerinden yürüyor.

Ama siyasi kanatta bir belirsizlik var. Bu yılın başlarında ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklaması olmuştu: “Suriye’den çekileceğiz” diye ve var olan karışıklığı iyice derinleştirmişti, o açıklama. Ama sonradan Pentagon’un kararlı tutumu, devleti yöneten diğer kurumların çabalarıyla Trump’ın çıkışı nötrleştirildi. Daha sonra Amerika yönetimi tarafından askeri ve siyasi yetkililerin yapmış olduğu açıklamalarda “Suriye’de uzun süre kalınacağını” açıkladı. Tabii bu Kürtler için Kürtlerin müttefikleri için, iyi bir karar; Amerika’nın Suriye’den çıkmıyor olmaması hem IŞİD’den kurtarılan bölgelerin istikrara kavuşturulması, IŞİD’in geri dönüşünü önlenmesi, hem de son dönemlerde İran’ın Suriye’deki etkisinin azaltılmasında da bir adım olarak görüp çok yönlü boyut kazanıyor. Kürtleri de biraz kaygılandırmıştı o açıklama ve bir takım alternatif arayışlara itmişti. Ama Washington’un ‘oluşmuş bir siyaset var mıdır’, diye sorulduğunda, ben oluşmuş bir siyaset olduğunu görmüyorum ve ABD’nin Suriye politikası daha yapım aşamasında olduğuna inanıyorum.

‘’Böyle olmayınca da ABD’nin Suriye ve Kürt politikası topal yürüyor’’

mm

ABD’nin Suriye politikasındaki ‘oluşmamış siyaseti’ Kürtlere yansıması ne olabilir?

Kürtlere yansıması şöyle olacak: ABD’nin bir Suriye politikası olmadığı için Kürtlere yönelik ne istenildiği belli değil, Kürtlerle olan ilişki askeri düzeyde sınırlı. Kobani’den başlayarak devam eden ilişki askeri düzeyde. Bunun politik, ekonomik sosyal boyutu yok. Böyle olmayınca da ABD’nin Suriye ve Kürt politikası topal yürüyor. Bu nedenle bu ilişki her zaman Türkiye’nin baskılarına ve tehditlerine maruz kalıyor. Biraz da bunun etkisiyle ABD’nin Kürtler ile olan ortaklığı  İŞİD ve benzeri yapılara karşı sınırlı bir ortaklık. Ama bu yerel ortakların Suriye’deki dirileri mezara gömdükleri, en basit haklardan mahrum bırakıldığı, bu mağduriyetin nasıl giderileceği konusunda somut bir durum yok. Her ne kadar – biraz önce belirttiğim gibi-, son dönemde söylemsel düzeyde Amerikan  Hükümeti Kürtlerin temsil edilmesi gerektiğini söylese de. Ama şu güne kadar somut bir adım atılmamış. Örneğin ABD’nin yatırımları daha çok Rakka, Minbiç gibi bölgeler yapıyor. Yani Kürt nüfusunun çok olmadığı, Arap nüfusunun yoğun olduğu bölgeler. Aynı şekilde Kobani her ne kadar dünyada sembol olmuşsa da Kobani’ye ABD ve müttefiklerin yardımları, diğer bölgelere yapılan yardımlardan kıyaslanamayacak kadar az. Bir de ABD’nin Kürt politikasının olmayışı biraz da bölgesel güçlerin politikası ve tavrına bağlı. Mesela Türkiye’nin bölge politikası ve tavrı Kürtlerin varlığına karşı bir politika. Bunu Cenevre görüşmelerinde gördük. ABD Cenevre görüşmelerinde Kürtlerin temsil edilmesi gerektiğini söylese de, bu konuda ciddi bir eğilim göstermedi.

Çünkü ABD Türkiye ile müttefik. Türkiye’nin hassasiyetleri önemli diyor Amerika, bu anlaşılır bir durum. Müttefik ülkeler birbirlerinin hassasiyetlerini anlayabilirler. Öte yandan dünya adına büyük bedeller vermiş, IŞİD’i durduran toplumdan bahsediyoruz,. Ama kimse onların hassasiyetlerinden bahsetmiyor, oradaki tarihsel hassasiyetlerinden bahsetmiyor.

Kürtler bu durumun farkında mı?

Kürtler bunun farkında, zaten Kürtlerin rejimle görüşmeleri, Kürtlerin alternatif aramaya çalışmaları bundan dolayı. Çünkü Washington’da Suriye politikası gel-git’ler üzerinden yürüyor. Bazı siyasetçiler, ABD’nin kendileriyle güçlü bir ilişki geliştirdiği için uzun vadede kalıcı olduğunu düşünüyorlar. Ama Afrin olayından başlayan süreçte bir şok yaşandı. Ben o dönemde de katıldığım programlarda Amerika’nın Afrin’e yönelik bir müdahalesinin olmayacağı -Türkiye’nin yaptıklarını desteklediğinden dolayı değil- ama Kürtler için de kendi müttefiki ile bir savaşa girmeyeceği, Afrin’in Amerika için stratejik bir değerinin olmadığını belirtmiştim. Kürtlerdeki beklenti şuydu: “Amerika bu işe izin vermez” düşüncesi vardı. Türkiye operasyona geçtikten sonra “ihanete uğradık, satıldık, Amerika destek verdi bu operasyona” bu da doğru olmayan bir değerlendirme, Amerika Türkiye’nin Afrin operasyonuna karşıydı. Bu operasyonun Kürt kamuoyunu rahatsız ettiğini, IŞİD’e karşı savaşanların motivasyonunu bozduğunu, IŞİD’in bu tür durumlarda toparlandığını ve güç kazandığını, çünkü hatırlarsınız Afrin’den dolayı SDG güçlerini önemli oranda Rakka’da çekmişti. IŞİD’e karşı operasyon uzadı, IŞİD toparlama fırsatı buldu. Amerika’nın karşı olması, Amerika’nın savaşa girip Türkiye’yi durduracağı anlamına gelmez. Kürtler o dönem süreci siyah ve beyaz olarak düşündüler. Hatırlıyorum, Kürt yöneticileri “Türkiye bunu yapıyorsa Amerika destek vermiştir.” gibi ifadelerde bulundular. Ben buna katılmıyorum. Amerika destek vermedi, ama Amerika Türkiye’yi durdurmak için de savaşı göze almazdı, almadı da. O nedenle bu bakış açısı önemli. Ama Türkiye Hükümeti attığı her adımı sanki Amerika ile beraber atmış gibi göstermekte başarılı ve özellikle bu imajı vermeye çalışıyorlar.

Son dönemlerde Amerika kamuoyunda ve siyasetinde Kürtlerin varlığı hissediliyor mu?

Kürtlerin Wansington’daki varlığını güçlendirmeleri çok önemli. Amerika sistemini anlamaları çok önemli, ona göre araçlar geliştirmeliler. Dışarda Amerika’yı anlamak çok güç. Her ne kadar herkes Amerika’yı iyi anlamaya çalıştığını tahlil ettiğini düşünse de, yani durum öyle değil. Amerika’yı anlamak için Amerika’da yaşamak ve sistemini anlamak lazım. Hem işleyiş sistemini hem de Washington işleyiş sistemini anlamak lazım. Irak Federal Kürtleri saymazsak, diğer Kürtlerin buradaki varlığı çok zayıf ve temsili durumdalar. Bu durumda Amerika kongresinde, senatosunda ve temsilciler meclisinde etkili olma durumları zayıf. Bu nedenle Kürtlerin mutlaka Washington’daki mevcudiyetlerini güçlendirmeleri lazım. Bu ting tenk olur, lobi kuruluşları ile olur. Bu tür araçlarla güçlendirmeleri lazım. Potansiyel var. Washington’da Kürtlere karşı bir sempati var. Özellikle Kobani sürecinden sonra Kürtlere karşı duyulan bir sevgi, saygı var. Ama bunu politik ve diplomatik kazanımlara dönüşmesinde güçlü araçların olmayışından dolayı bu potansiyel kullanılmakta. Bu nedenle çoğu zaman Kürt Sorununu, Kürt olmayan taraflar tarafından tartışılmakta, raporlar bu kişiler tarafından yazılmakta ve Kürt Sorunu daha çok Türkiye’nin bakış açısıyla değerlendirmekte…mmm

“4’lü zirve Amerika’ya karşı olmasa da Amerika’nın çok da içinde yer almadığı bir oluşum”

Türkiye’de yapılan 4’lü zirveye gelelim. 4’lü zirve Amerika’ya rağmen mi yapıldı?

Amerika’ya haber verilmiş olması ya da Amerika’nın haberdar olması, Amerika’nın süreçte yer aldığı anlamına gelmiyor. Ama ABD ile Türkiye ilişkileri oldukça kötü. Her ne kadar Rahip Brunson olayında biraz yumuşamış görünse de aslında çelişkiler derin. Yine Amerika’nın yani Trump yönetiminin Avrupa ile ilişkileri belli. Rusya ile yaptırımdan dolayı bir gerginliği devam ediyor. 4’lü zirvedeki katılımcılara bakıldığında ABD’nin o zirvede ilişkilerinin çok da istenilen düzeyde olmadığı görülüyor. Yani 4’lü zirve Amerika’ya karşı olmasa da Amerika’nın çok da içinde yer almadığı bir oluşum. Elbette sonuçta Fransa ve Almanya, ABD’nin ezelden beri müttefikleri. Türkiye’de dönemsel olarak kesintiler yaşasa da ABD’nin müttefiki. Yani Amerika 4’lü zirvenin içeriği ile haberdar olmuştur elbette, ama Amerika’nın yer almayışı önemli, bunun son dönemde uygulanan politik- ekonomik etkisi var. Özellikle Washington’un İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi birçok müttefikinin tepkisine yok açtı. Bir bütün olarak bakıldığında, Avrupa ile ilişkilerinde zaten bir gerginlik var. En son bu seçimlerde AB’nin açıklamaları çok netti “ Amerika halka umut verdi” diye. Trump’ın ara seçimlerde alt kanadı, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybetmesi Avrupa’da büyük oranda memnuniyet yaratmış durumda. Böyle bir gerginlik de var. Bunu da görmek lazım.

Zirve sonrası Kürt bölgesine saldırı oldu, Kürt tarafı saldırının 4’lü zirveden bağımsız olmadığını dile getirdiler, sizde öyle mi okuyorsunuz.

Ben bu saldırıların 4’lü zirve ile direk bir ilgisinin olduğunu sanmıyorum. Fransa örneğin uluslararası arenada Kürtlere en olumlu yaklaşan devletlerden birisi. Almanya da ne kadar Türkiye ile ekonomik, askeri ve sanayi ticari ilişkileri çok çok iyi olsa da- en büyük kaygılardan biri mültecilerin Avrupa’ya özellikle Almanya’ya gelişini önlemeye yönelik olsa da- Türkiye’nin saldırıları 4’lü zirve ile bağlantılı olduğunu sanmıyorum. Ya da en azında böyle bir kararın bu zirvede alındığı ve katılımcı devletlerin sessiz kaldığı veya onayladığı kanısında değilim. Maalesef Kürtlerde her şey gizemli ve perde arkasında yapılan görüşmelere bağlayan bir bakış açısı var. Benim gördüğüm rahip Brunson olayında ABD’nin memnun edilmesi, Kaşıkçı olayında Türkiye’nin gazetecilerin hamisi konumuna kendini getirmeye çalışması, Avrupa’ya yani batı dünyasına sizin en iyi müttefikiniz gene benim, Ortadoğu’da, bu coğrafyada en iyi müttefikiniz benim mesajı vermesi. Bu yolla batı medyasında, batı kamuoyunda imaj düzeltmeye çalıştığı bir dönemde Kobani’ye, Girê Spi’ye (Tel Abyad) saldırının gelmesi, zamanlama olarak ilginç buluyorum. Yine, yerel seçim takviminin açıklandığı bir gündemde, artık yerel seçimlerin gündeme girildiği bir dönemde de olması enteresan, yani ben biraz bu şekilde okuyorum. 4’lü zirve ile direk bağlantılı olarak görmüyorum.

Rusya Türkiye’yi Afrin dâhil, Türkiye’yi bu kadar öne çıkartan ve öne çıkmasını sağlayan etken Rusya. Moskova’nın Türkiye’ye yaktığı yeşil ışık ve verdiği desteği ayrı tutmak gerek. Türkiye, Suriye’de Rusya’sız bir şey yapamıyor. Rusya’nın da Kürtlere vermek istediği mesaj çok açık; “Avucunuzdaki kuşu tutmak yerine, siz gökte ulaşamayacağınız kuşları tutmayı hedeflediniz”, diyor, ABD’yi kastederek. Ama Rusya’nın orada olması Almanya, Fransa’nın da bu durumu desteklemiş olması anlamına gelmez. Dediğim gibi Rusya’nın özel bir yeri var. Türkiye, Suriye’deki adımlarını Rusya’nın onayıyla atıyor. Ama ben bu toplantının öyle bir saldırının karar mekanizması olduğuna inanmıyorum.mmmm

Türkiye, bu saldırıları ne anlama geliyor?

Türkiye’nin yapmak istediği biraz nabız ölçmek, nabız yoklamak. Gelecek tepkilere göre adım belirlemek, Afrin’de yaptığı gibi geniş bir operasyon düzenlemek ve Menbiç ve diğer bazı başka konularda taviz alabilmek. Ama saldırılara karşı Amerika’nın da verdiği sert tepki ortada. Kendi güçlerini sınıra göndererek, Koalisyon ve Pentagonun üzerinden verdiği mesajlarla duruşunu belli göstermiş oldu. Muhtemelen Türkiye mesajı almış durumda. Türkiye’de olası bir saldırının kamuoyu nezdinde tepkisiz kalmayacağını görmüş oldu diye düşünebiliriz. Türkiye’nin şu an kontrolü altında tuttuğu Afrin ile Kürtlerin onların müttefiklerinin kontrolündeki Kobani, Cizre, Menbiç’teki durum farklı. Bu bölgeler YPG’nin başını çektiği Suriye Demokratik Güçleri’nin ve ABD’nin başını çektiği koalisyonun ortaklaşa özgürleştirdiği bölgeler. O nedenle Amerikan hükümeti Menbiç, Kobani, Tabka ve Rakka bölgeleri kendi başarısı olarak da görüyor. Yani yerel güçlerle kurulan ittifakın, nasıl da bu bölgelerin IŞİD’den temizlediği, alt yapı ve istikrarı sağlayarak geri dönüşleri gerçekleştirdiği, şimdi de iç ve dış tedbirleri alarak da bir istikrarsızlığın doğmasının önüne geçiliyor. Aynı zaman da bu bölgelerdeki istikrarı ve yaşanan gelişmeleri bir başarı öyküsü olarak görüyor. Onun için Türkiye dahil herhangi bir gücün saldırmasına izin vermeyeceği görülüyor.

“ABD’nin genel olarak bir Kürt politikası da yok”

Pentagon veya Beyaz Saray kulis bilgilerinde, Suriye’nin geleceği, Kürler, ÖSO, El Nusra, Şam veya Türkiye’nin girdiği bölgeler hakkında ne konuşuluyor?

Dediğim gibi Amerika’nın belli bir politikası olmadığı için kestirmek güç, açıkçası biraz Pentagon’un inisiyatifi ile Pentagon’un IŞİD’e savaş endeksli siyaseti, biraz da son dönemlerde İran karşıtı bir siyasetle yürütülüyor. Genel olarak bir Kürt politikası da yok. Öyle olduğu için de genelde dış gelişmelere bağlı olarak devam ediyor. O yüzden Suriye’de ne olacağını kestirmek çok güç, ama Pentagon’un dediği, ya da yönetimin içerisinde bazı yetkili isimlerin söylediği geri çekilmenin olmaması gerektiğini Amerika’nın Suriye’de kalması ile ilgili, bunun da İran’ın öncülük ettiği Şii nüfus bölgesini engellemek gibi bir yaklaşım var. Ama dediğim gibi; Suriye politikası olmadığı gibi bir Kürt politikası da yok. O nedenle ilerde neler olabileceğini kestirmek çok zor. Ama şunu da belirteyim ki Amerikalı siyasi ve askeri yetkililer IŞİD’le savaşın yakın zamanda bitmeyeceğini belirtiyorlar. Deir-Ez Zour’da devam eden şiddetli çatışmalarda bu durum iyice görülüyor. Özellikle ABD’nin askeri raporlarında Türkiye’nin Afrin’e yönelik saldırısı YPG ve SDG’ninIŞİD’e karşı mücadelesine büyük zarar verdiğini ve IŞİD’in o esnada tekrar toparlandığını belirtiliyorlar. Şuanda da Suriye Demokratik Güçlerinin kontrolü altındaki bölgelere yönelik olası bir saldırı söylemi bile devam eden operasyonları etkilediğini söyleyebilirim. Bunu belirtmekte fayda var.

.”Amerika, Cenevre gibi platformda Kürtlerin ve müttefiklerin güçlü olmasını istiyor”

m

Bir süre önce. Şam Yönetimi ile Kuzey Suriye heyetleri arasında Federasyon maddeleri üzerine müzakereler yapıldı. Şuan ne aşamada ve ABD’nin bakışı neydi?

Amerika’nın Kürt yetkililere ve Kuzey Suriye’deki oluşuma Rejimle görüşün dediğini veya görüşmeye yeşil ışık yaktığını ve herhangi bir itirazları olmadığı biliniyor. Çünkü Amerika’da da Beşar Esad’ın iktidarda kalacağı görülüyor. Esad’ın gidilmesine yönelik eskisi gibi güçlü bir istem de yok. Her ne kadar yönetimin içerisinde bazı sesler bazen ‘Esad gitmeli’ dese de Amerika politikası olarak Esad’ın kalacağı görülüyor zaten. Ama bunun yanında ABD hükümeti kendisiyle çalışabileceği grupların inisiyatifli olmasını istiyor. Bunların başında gelen Kürtler var. Kürtlerle birlikte hareket eden Araplar ve Süryaniler var. Rejimin de birlikte hareket ettiği Rusya ve İran var. Amerika, Cenevre gibi platformda Kürtlerin ve müttefiklerin güçlü olmasını istiyor. O nedenle Kürtlerin Şam’la görüşmesini cesaretlendirmişti. Ama Esad Hükümetine karşı bir alerji her zaman var burada. Şam ile olan görüşmelerde biraz da ‘size uygun olanı yapabilirsiniz’ denilmişti Kürtlere. Görüşmeye ilişkin Washington’dan herhangi bir tepki de gelmedi. Beyaz Saray da Kürtlerin durumunu biliyor, Esad realitesini de görüyor. Sonuçta Suriye yönetimi hâlâ Esad’ın elinde ve kendisi devlet başkanı. Bu da herkes tarafından bilinen bir durum.

Türkiye ile Rusya arasında İdlib’de “çatışmasızlık” anlaşması ne anlama geliyor! Süreli devam eder mi? Veya nihai sonuca ulaşır mı?

İdlib’deki durum; Rusya’nın inisiyatifi, Avrupa da mülteci sorunundan dolayı baya hevesli, böyle bir çözümün işlemesinde çok hevesli. Çünkü başta Almanya olmak üzere, Avrupa’nın kaygısı, yeni bir durum karşısında orada bulunan binlerce sivilin Türkiye üzerinden Avrupa’ya akın edebileceği, bunun da zaten var olan mülteci karşıtlığını daha da güçlendireceğini, Avrupa hükümetlerini ekonomi ve siyasi yönde çok zor duruma sokacağını göz önünde bulundurursak Suriye içerisinde böyle bir bölgenin olması onların da işine geliyor. Hem sivillerin korunması veya öldürülmemesi. Öte yandan da bu durumun işlenmesi için herkes destek verdi İdlib’deki anlaşmaya.

İdlib’de son durum nedir. “ Çatışmasızlık” durumu işliyor mu?

Şam yönetimi tarafından radikal grupların varlığından dolayı bazı şikâyetler var. Şam yönetimine muhalefet eden grupların da rejimin saldırısından dolayı şikâyetleri var. Yani her iki taraftan da çeşitli konularda rahatsızlık var. Ama görünen o ki, şu ana kadar ciddi sorunların olmadığı, biraz Rusya’nın inisiyatifiyle- Rusya bazı şeyleri tolere ederek veya görmemezlikten gelerek- bu çatışmasızlık sürecini devam ettirdiği görülüyor. Suriye’deki gelişmelerde ana aktör Rusya. Türiye orada inisiyatif aldı. Rusya’nın onayıyla Afrin’e girildi. Rusya’nın desteği ile Türkiye Afrin’i elinde tutuyor. Mevcut durumlar biraz Rusya’nın tutumuna bağlı. Rusya’nın politikasını biraz kestirmek güç. Öncellikle kendi çıkarları, ikinci olarak da Esad rejiminin çıkarları. Görünen şey İdlib’dekidurumun Rusya’nın çıkarlarına hizmet ettiği. Ama bu durumda değişiklik olduğunda veya ilerde bazı şartların değiştiği gördüğünde, Rusya’nın tutumu da değişebilir, daha sert bir tutum da alabilir. Askeri opsiyonları devreye sokabilir. Ama şuanda görünen şu ki çatışmasızlık sürecinin birçok çevrenin rahatsızlığına rağmen işliyor olması… | iznews agency

Mutlu Çiviroğlu, “Amerika’nın Suriye’de oluşmuş bir Kürt politikası yok”

Afrin’e hava saldırısı: ABD ve Rusya neden izledi?

HABER MERKEZİ – TSK’nin Afrin’e yönelik hava saldırısı sonrası en çok merak edilen konulardan biri Rusya ve ABD’nin tavrının ne olacağıydı. Rusya, saldırı sonrası Afrin’deki askerlerini çektiğini açıklayıp ‘krizden’ ABD’yi sorumlu tutarken, ABD ABD Savunma Bakanlığı Pentagon ise “taraflara şiddetten kaçınma çağrısı” yaptı. Bu durumu değerlendiren Rusya Kürt Kültür ve Ulusal Federal Otonomosi Başkanı Ferhat Patiyev, Rusya’nın tavrını “her tarafı denetimde tutma ve herkesi idare etme” tutumu olarak nitelendirirken, Mutlu Civiroğlu ise ABD’nin saldırı sonrası uzun süren sessizliğinin ülkede hükümetin resmen kapanmasından kaynaklı olabileceğini söyledi. Türkiye’nin bunu “fırsat olarak gördüğünü” kaydeden Çiviroğlu, “Kürtler ve müttefikleri ABD ile birlikte büyük başarılar elde ettiler. Siyaseten de kendilerini yeni döneme hazırlıyorken bu saldırıyı kabul etmeleri mümkün görünmüyor” değerlendirmesinde bulundu.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Afrin’e operasyonun fiilen başladığını” söylemesinin ardından Afrin ve çevresine Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait savaş uçakları tarafından hava saldırısı başlatıldı.

Yerleşim birimlerine yakın alanlara yapılan hava saldırılarında bölgedeki ajansların aktardığına göre şimdiye kadar aralarında çocukların da bulunduğu 10 sivil yaralandı.

Hava bombardımanının yanı sıra sınırdan Afrin’e dönük top atışları da yapıldı. TSK’den yapılan son açıklamada ise hava saldırısının sonlandırıldığı duyuruldu.

Türkiye’nin Afrin’e hava saldırısı karşısında ABD ve Rusya’nın tutumu merak ediliyordu.

Rusya, hava saldırısı sonrasında Afrin’deki askerlerini çektiğini açıklarken ‘kriz’den ABD’yi sorumlu tuttu. Rusya Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada “Rus askerlerinin yaşamına ve sağlığına yönelik tehdidi önlemek için Ateşkesi İzleme Merkezi’nin Afrin bölgesinde bulunan grubunda yer alan askerler ve askeri polisler Tel Rıf’at’taki gerilimi azaltma bölgesine çekildi” denildi.

Açıklamada ayrıca ‘kriz’den ABD sorumlu tutularak, “ABD’nin sorumsuz davranışlarının ve kontrolsüz modern silah sevkiyatlarının Türkiye’yi operasyona ittiği” öne sürüldü.

Hava saldırısı öncesi Türkiye’yi olası harekat konusunda uyaran ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’dan ise saldırıdan saatler sonra açıklama geldi. ABD, “Türkiye’nin güvenlik kaygılarını anladıklarını” belirtti, taraflara şiddetten kaçınma çağrısı yaptı.

Pentagon Sözcüsü Binbaşı Adrian Rankine-Galloway, “Bütün tarafları gerilimi tırmandırmaktan kaçınmaya ve en önemli iş olan IŞİD’i yenmeye odaklanmaya davet ediyoruz. ABD, PKK’ye herhangi bir destek sağlamıyor. ABD öncülüğündeki koalisyonun Efrin’de devam eden bir operasyonu yok çünkü IŞİD’i hedef alan askeri operasyonlara odaklanmış durumda” dedi.

Peki, hava saldırısı öncesi olası bir ‘operasyona’ karşı çıkan Rusya ve ABD’nin şu anki tutumu neden böyle?

Patiyev: Rusya ‘her tarafı denetimde tutma ve herkesi idare etme’ tutumunda

Konuya ilişkin Mezopotamya Ajansı’na konuşan Rusya Kürt Kültür ve Ulusal Federal Otonomosi Başkanı Ferhat Patiyev, Rusya’nın tutumunu “her tarafı denetimde tutma ve herkesi idare etme” tutumu olarak nitelendirdi.

Rusya’nın Kürtleri de gözden çıkarmak istemediğini ancak Kürtleri Suriye rejimine mecbur etmek istediğini söyleyen Patiyev, şöyle devam etti:

Rusya Kürtlere karşı pozitif bir dil kullanıyor, onların kimi kazanımlarını da şimdiye kadar gözetti. Ancak Türkiye’yi de kendi ekseninde tutmaya yönelik pazarlıklarda anlaşmaya vardığı da görülüyor. Türkiye Rusya’nın bütün taleplerini kabul etmiş ve taviz vermiştir.

Rusya’nın askerlerini Tel Rıfat’a çekmesini de değerlendiren Patiyev, “Burada provokasyonu önlemekten bahsediliyor. Beli ki ‘Türkiye’nin taleplerini kabul ettik’ demek istiyorlar” yorumunda bulundu.

Çiviroğlu: Türkiye ABD’nin iç gündemini fırsat gördü

ABD’nin sessizlik tutumunu ise gazeteci Mutlu Çiviroğlu değerlendirdi.

ABD’deki gündemin “Federal Hükümetin resmen kısa süreli kapanmış olması” olduğunu belirten Çiviroğlu, hafta sonu olması ve bu tür günlerde brifing verilmemiş olmasının da Türkiye tarafından “fırsat görüldüğünü” söyledi.

Önümüzdeki saatlerde ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yazılı bir açıklama gelebileceğini belirten Çiviroğlu, şunları söyledi:

Şuanda ABD’deki gündem Federal Hükümetin resmen kısa süreli kapanmış olmasıdır. Kongre dün gece 12’ye kadar uzlaşma arayışındaydı ve uzlaşma olmadı. Hükümetin kapanmış olması nadir görülen durumlardan biridir. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasındaki rekabet kızıştı. Dış politika arka planda. Hafta sonu olması ve bu tür günlerde brifing verilmemiş olmasını da Türkiye fırsat olarak gördü.

Önümüzdeki saatlerde ABD Dışişleri Bakanlığından yazılı bir açıklama gelebilir. Eleştirel bir dil kullanılması bekleniyor. Perşembe ve Cuma günü ortada ciddi bir saldırı yokken açıklama yokken ABD Dışişleri Bakanlığı açıklama yapmıştı. Hava saldırıları yokken yapılmıştı o saldırı, şimdi daha sert bir tonda olabilir.

Kürtler ve müttefikleri ABD ile birlikte büyük başarılar elde ettiler. Siyaseten de kendilerini yeni döneme hazırlıyorken bu saldırı kabul etmeleri mümkün görünmüyor. Ama Türkiye’de ABD müttefiki ve bu gerginliğin tırmandırmamasına çalışacaktır. Kürtler tepkilerini dile getirdiler oraya saldırıyı Cizre ve Kobane’ye yönelik saldırı olarak aldıklarını söylediler. Bu da ABD karar vericiler arasında görülüyor. Dışişleri Bakanlığı sınır güvenliği tehlikede açıklamasının doğru bulunmadığına ilişkin açıklama yapılmıştı.

Afrin’e hava saldırısı: ABD ve Rusya neden izledi?