Category Archives: Various

Trump’ın kararı Kürtler için başarı, Türkiye için hayal kırıklığı oldu

YPG_Women

Mutlu Çiviroğlu @mutludc Mayıs 11 207

ABD Başkanı Trump’ın Türkiye’ye rağmen YPG’yi doğrudan silahlandırma kararı, Türkiye’nin Obama sonrası yeni yönetimden YPG’nin dışlanması beklentisinin gerçeklerle örtüşmediğini bir kez daha ortaya koydu. Özellikle 16 Nisan’daki referandumdan sonra iç siyasette eli daha fazla güçlenen Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından hem uluslararası alanda hem de iç kamuoyu nezdinde büyük bir hayal kırıklığı olduğunu söylemek mümkün.

Trump’ın başkan seçilmesinden sonra oldukça dikkatli bir üslup kullanan AKP sözcüleri ve Erdoğan, 16 Mayıs’taki Washington ziyareti öncesi epey umutlanmıştı. Ortadoğu’da bütün politikalarını Rojava karşıtı bir yelpazede sürdüren Türkiye yönetimi, Rakka Operasyonu’nda YPG’yi devre dışı bırakmak için ABD yönetimi nezdinde tüm kozlarını devreye koymasına rağmen, Erdoğan’ın Salı günü yapacağı Washington ziyareti öncesi, yakın tarihte ABD – Türkiye ilişkileri bağlamında en büyük hayal kırıklıklarından birini yaşadı.

Peki, ABD yönetimi NATO üyesi olan bir müttefikini neden bu denli hayal kırıklığına uğrattı? Bu sorunun elbette birçok yanıtı var ancak en önemli yanıtı, Trump yönetiminin YPG dışında bir gücün İŞİD’i sahada yenemeyecek olmasına kanı getirmesinden başka bir şey değil. Bundan dolayı, ABD tarafından direkt olarak YPG’ye ağır silah yardımı yapılıyor.

Washington’un bu kararı pek de sürpriz sayılmaz. Hatta karar sonrası açıklama yapan çok sayıda saygın Suriye ve Ortadoğu uzmanı da YPG’nin ve geniş anlamda DSG’nin IŞİD’e karşı elde ettiği büyük başarılara dem vurarak, Trump yönetiminin bu kararını haklı ve doğru bir karar olarak değerlendirdi.

YPG’ye silah yardımı kararının verilmemesi için Türkiye son dönemlerde önemli girişimlerde bulunuyordu. Erdoğan adına ABD’ye çıkarma yapan üst düzey yöneticiler Washington’da YPG’ye silah yardımını engellemeye çalıştılar ancak başarılı olamadılar. Önümüzdeki hafta ise Sayın Erdogan Washington’u bizzat ziyaret ederek bu kararın geri alınmasını talep edecek.

Aslında bazı siyasi gözlemciler, YPG’ye silah verme kararının Trump ve Erdoğan görüşmesinden sonra duyurulmasını bekliyordu. Ancak, ABD yönetimi Erdoğan’ın Washington ziyaretine günler kala YPG’ye silah yardımını duyurarak hem uluslararası gözlemcileri şaşırttı hem de salı günkü zirvede YPG ile Türkiye arasında bir tercihe zorlanmaması yönünde Türkiye yönetimine açıktan bir cevap verdi.

Şu sıralar Washington’da gündem Erdoğan’ın Trump ile ziyaretinde neler konuşacağı tartışması. Çünkü, Erdoğan Beyaz Saray’da YPG karşıtı taleplere masaya oturmaya hazırlanırken, YPG’ye silah yardımı kararıyla ziyaretin en önemli sebeplerinden biri de ortadan kalkmış oldu. Bu karar sadece YPG’ye silah gönderme meselesi olarak değerlendirilmemeli. YPG ve DSG resmiyette IŞİD’e karşı Amerika’nın ortağı oldular. Daha önce fiili bir ortaklık vardı zaten ama artık resmi ve YPG’yi daha önemli bir aktör haline getiriyor.

Bu bağlamda, bu son karar ile Türkiye’nin YPG’yi çeşitli argümanlarla “terörist” olarak nitelemesinin hiçbir karşılığı kalmıyor. Kaldı ki, Türkiye’nin asıl hedefi silah yardımın engellemekten ziyade YPG’nin Amerika’nın resmi siyasetinde aktör olmasını engellemekti. Daha önceki fiili ortaklığın dayanağı Pentagon’du. ABD’li üst düzey askeri yetkililer ise her defasında YPG’ye ve YPJ’ye büyük hayranlık duyduklarını belirten açıklamalar yapıyordu. Pentagon’dan sonra artık şimdi Beyaz Saray da Kürtler’le ittifaka açıktan destek vermiş oldu çünkü karar imza atan kişi ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisi.

ABD’nin dış siyaseti Dışişleri Bakanlığı, Beyaz Saray ve Pentagon üzerinden şekilleniyor. Dışişleri Bakanlığı genel olarak Kürtlere mesafeli duruyor. Başkan Trump’un kararından sonra Dışişleri Bakanlığının tutumunda da olumlu değişiklikler olabilir. Bu konuda Rojava’daki Kürt siyasetçilerine de önemli diplomatik vazifeler düşüyor. Bu yardımı iyi bir fırsat olarak değerlendirerek ilişkileri daha da geliştirebilirler.

Washington’da siyaset ve think-tank çevrelerinde ve kamuoyunda YPG’ye silah yardımı kararı konusunda genel anlamda memnuniyet var. Uzun bir süredir YPG’ye ağır silah yardımının yapılması bekleniyordu ve bu karar Rojava Kürtleri ve tüm Kürtler için de önemli bir karar. Zira, YPG, uluslararası arenada Kürtler için bir marka. Kürtler bunu iyi görmeli ve ona göre siyaset geliştirmeli.

YPG’ye yardım kararının duyurulmasının zamanlaması da oldukça dikkat çekici. Türkiye heyetinin Washington’da olduğu sırada böyle bir açıklamanın yapılması Türkiye’ye açıktan bir mesaj aynı zamanda. Amerika ve Türkiye NATO müttefikleri olmalarına rağmen Washington, Türkiye’nin YPG’ye karşı Qereçox’daki saldırısından ciddi derecede rahatsızlık duymuştu. Bu silah yardımı da Türkiye’ye bir cevap olarak görülebilir. Be nedenle, ABD yönetiminin tepkisini bu şekilde dile getirmiş olduğunu söylemek pek abartılı olmaz. Zaten Türkiye’nin Qereçox saldırısından sonra ABD’li NATO komutanı Ankara’ya gitmişti. YPG ile olan ilişkiler genel olarak CENTCOM ve Koalisyon perspektifi üzerinden şekillenirken, o saldırından sonra NATO komutanı Ankara’ya gitmişti ve Amerika’nın tepkisini direkt olarak Türkiye’ye iletmişti.

Tüm bunları birleştirdiğimizde, ABD’nin, TSK’nın YPG’ye yönelik saldırılarından ciddi derecede rahatsız olduğunu söylemek mümkün. Ayrıca, Türkiye’nin YPG’ye karşı geliştirmeye çalıştığı argümanları bu gelişmelerden sonra daha da önemsiz hale geldi. TSK’nın, YPG’ye saldırmasından sonra Amerikan askerlerinin Rojava sınırına yerleştirilmesi de zaten başlı başına bir mesaj içeriyordu.

Bu kararla birlikte Pentagon da YPG ile olan ilişkilerinde daha büyük bir özgüvenle harekete edecek, çünkü Trump’ın silah yardımı kararı aslında Pentagon’un sahadaki varlığına tam bir destek anlamına geliyor. Bu karar Kürtler açısından aynı zamanda IŞİD’ê karşı savaşta yeni bir zafer anlamı da taşıyor.

YPG Spox Rêdûr Xelîl on Turkish Airstrikes Against Their HQ

10003600_976710419030211_5880418894729706204_o

Mr. Xelil, it is reported that Turkish warplanes have carried attacks on your positions, and you have reported that a number of your colleagues have lost their lives. What is the pretext of the Turkish attacks?

The attacks occurred on April 25th, around 02:00 AM. 20 of our comrades have lost their lives and 18 others are injured, three of which are in serious conditions. The attacks have occurred at a time when the People’s Protection Units (YPG) are taking a leading role within the Syrian Democratic Forces (SDF) and the International Coalition of Anti-ISIS and have strained the ISIS terrorists. The Turkish attacks aim to reduce the pressure that our forces have exerted on ISIS. On the other hand, it is an overt support to ISIS and deterrence against the SDF and global collation’s efforts against ISIS.

How will these efforts be deterred? Are you referring to the Raqqa operation?

If Turkey continues its intensified attacks, the YPG cannot continue the fight against ISIS. Our forces will have to be redirected to project our borders. It is not possible YPG that are leading the SDF forces with the international coalition to carry both fights. Our people cannot accept sending their children to fight ISIS in Raqqa while Turkey attacks us from behind.

Turkey has officially claimed that PKK’s supply chain extends [from Syria] to Sinjar and they reserve the right to attack [the threat]. How do you respond?

We stated previously and very openly, and we will stress again that we have always viewed Turkey as a neighboring country, with which we seek to develop good relations. However, Turkey always perceives us as an enemy, and they continue to attacking us. It means Turkey doesn’t prefer to seek a solution to the issue. With regards to the accusations that weapons are transferred to Turkey through our territories are baseless. We stress that our in the past six years our 600km long border with Turkey we have not allowed the transfer to any [illegal] weapons to Turkey. But in reality, Turkey is opposed to the Kurdish struggle anywhere, and they are using baseless accusations to carry attacks against us.

Fox News reported that the positions that came under attack were in close proximity to the positions of the coalition forces.

The international coalitions have several [operation centers] in Rojava. The building that came under attack the YPG General Command headquarters. The coalition forces confirmed to us that they had no prior knowledge about the attack. However, the international coalition must act responsibility towards these attacks. If we are fighting ISIL side by side, the new must also protect each other when necessary.

The US government hasn’t shown any support to the attack, and the Department of State made an official statement against Turkish attacks.

Yes, we received the news positively, but practical steps on ground must be carried. Statements alone will not be sufficient. Mr. Trump has made it clear that war on terrorism is a priority, and we agree the American administration that ISIS is our priority. What we expect and request from the Trump Administration is a guarantee that Turkey will not repeat the attacks. As a said it previously, we want friendly relations with Turkey, but they refuse. We hope that US led coalition will do what it can to prevent Turkey from attacking us again, so we can continue fighting ISIS in Raqqa and elsewhere.

 

Rêdûr Xelîl: Türkiye IŞİD’e Karşı Kazanılan Başarıları Hedef Alıyor

redo

Sayın Redûr Xelîl, Türk savaş uçakları 2 gün önce bazı merkezlerinize saldırıda bulundu. Açıklamanızda bazı arkadaşlarınız yaşamını yitirdi, bazıları ise yaralandıgini belirtttiniz. Türkiye bu saldırılarla ne yapmak , ne mesaj vermek istiyor?

 

Rêdûr Xelîl: Türk savaş uçaklarının saldırısı dün, 25 Nisan saat 02:00 sularında gerçekleşti. Bu vahşi saldırıların sonucunda sizin de açıkladığınız gibi 20 arkadaşımız şehit düştü , 18 arkadaşımız da yaralandı , yaralılardan üçünün durumu halen ağır.

 

Türk devletinin saldırılarının nasıl bir zamanda geldiğine bakalım: Suriye Demokratik Güçleri (SDG) içindeki YPG güçleri ve IŞİDe karşı kurulan uluslararası koalisyon , IŞİD terör örgütünü Tabka ve Rakka şehirlerinde alan daraltıp sıkıştırdılar, IŞİDe karşı büyük başarılar kazandılar. Türk devletinin saldırıları böyle bir zamanda geldi. Çok açık bir biçimde söyleyebiliriz ki Türk devleti, bizim IŞİD üzerinde oluşturduğumuz baskıyı hafifletmek istiyor ve bu yüzden açık bir şekilde IŞİD’e yardım ediyorlar. SDG ve uluslararası koalisyonun IŞİD’e karşı mücadelesini engelliyorlar.

 

Peki bu bahsettiğiniz mücadele nasıl engelleniyor? Devam eden Rakka operasyonu için Türkiye IŞİD’e yardım etmek istiyor diyorsunuz, bunu neye dayanarak iddia ediyorsunuz?

 

Rêdûr Xelîl: Eğer Türk devleti Rojava Kürdistan’ına karşı saldırılarına bu şekilde devam ederse şüphesiz YPG Rojava Kürdistan’ına döner ve savunur. Bugün SDG’nin öncülüğünü yapan ve uluslararası koalisyonla birlikte IŞİD’e karşı savaşan YPG gibi bir gücün karargahlarının , Türk devleti tarafından bombalanmasını, Kürt halkı Rojava halkı kabul etmez.

 

Bugün Rojava halkı çocuklarını YPG’ye, IŞİD’in Suriye’deki başkenti Rakka’da savaşmaları için gönderiyor ama sonrasında Türk ordusu YPG karargahlarını vuruyor, bu kabul edilemez, biz de kabul etmiyoruz.

 

Türkiye yaptığı açıklamada “Bu hat PKK’nin gidiş-geliş güzergahı ve Şengal’e kadar uzanıyor, bizim de kendimizi korumaya hakkımız var” diyorlar.

Siz bu açıklamalar için ne diyorsunuz?

 

Rêdûr Xelîl: Bu konuda daha önceden gayet açık bir şekilde konuştuk, şimdi tekrar edelim: Biz Türkiye ile birbirimizi iki  komşu ülke olarak görelim ve ilişkilerimiz de bu boyutta ilerlesin istedik. Bu duruma yaklaşımımız başından beri böyleydi. Maalesef Türkiye bize her zaman düşmanca yaklaştı.Tüm eylemleri hem Rojava topraklarına hem de savaşçılarına karşı her zaman düşmanca devam etti. Bütün bunlar çok açık bir şekilde gösteriyor ki Türkiye bu sorunu çözmek istemiyor ve bu yüzden bizi kendine düşmanmış gibi gösteriyor.

 

“YPG kontrol ettiği topraklar üzerinden Türkiye’ye savaşçı ve silah gönderiliyor ve bu şekilde Türkiye’de silahlı eylemler oluyor” iddiası boş bir iddia ve aslında bu saldırılar için bahane. Çünkü herkes biliyor ki geçen 6 sene boyunca 600 km’den daha fazla uzunluktaki Rojava Kürdistan’ından, Türkiye ve Kuzey Kürdistan sınırlarına bir mermi dahi atılmasına izin vermedik. İhlaller yine Türkiye tarafından oldu. Bunu herkes- tüm dünya biliyor.

 

Türkiye’nin amacı çok farklı; hem Rojava Kürdistan’ında hem Şengal’de Kürt halkının iradesini hedef alıyor, ortaya çıkan bu yeni iradenin başarılarını hedef alıyor, IŞİD’e karşı kazanılan başarılarını hedef alıyor ve iradeyi yok etmek istiyor. Bu iradeyi, bu başarıları kabul etmek istemiyor ve bu yüzden bizi töhmet altında bırakıp kimsenin inanmadığı suçlamalarda bulunuyor.

 

FOX TV’de yayınlanan bir haberde koalisyon içinde yer alan ve sizinle birlikte savaşan Amerikan askerlerinin yerlerinin de bombalanan yerlere yakın olduğu söylendi.Gerçekten de Amerikan askerleri de tehlike altında mıydı, saldırı sizce koalisyona karşı da mı yapıldı?

 

Rêdûr Xelîl: Rojava Kürdistan’ında birçok bölgede ABD ve uluslararası koalisyon güçlerinin yerleri var. YPGningenel komuta merkezi olarak bilinen Qereçox’daki merkezimiz hedef alındı.

 

Biz de bu soruyu koalisyona sorduk , ama onlar inkar ettiler ve saldırıdan haberleri olmadığını açıkladılar.Türkiye’nin bilgileri dışında bu saldırıyı gerçekleştirdiğini söylediler. Aldığımız ilk bilgiler bu yönde. Ama yine de koalisyonun üzerinde büyük bir sorumluluk var ve bu sorumluluğa göre hareket etmesi gerekiyor. YPG olarak, uluslararası koalisyon ve ABD gibi bir güçle teröre karşı sahada beraber savaşıyorsak birbirimize sahip çıkmalı ve birbirimizi korumalıyız.

 

Bu konuyla ilgili Washington’dan gelen tepkiler sertti. Hem Pentagon hem de Dışişleri Banlığı sert açıklamar yaptıar. Özellikle de Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Toner yaptığı açıklamada; “Bu saldırılar bizden habersiz yapılmıştır, koordineli değildir. Bunu kabul etmiyoruz ve bunu direkt olarak Türkiye’ye bildirdik’’ dedi. Neler diyeceksiniz Washington’un tepkisi için?

 

Rêdûr Xelîl: Doğru, biz de bu açıklamaları izledik, olumlu bir adım olduğunu düşünüyoruz. Fakat önemli olan pratikte bazı şeylerin gerçekleşmesi çünkü tek başına açıklamaların bu konuda yeterli olacağına inanmıyoruz.

Sayın Trump ABD’nin ilk hedefinin teröre karşı savaşmak olduğunu dile getirdi. Bizde bu konuda ABDli yöneticilere %100 katılıyoruz: IŞİD bir terör örgütüdür. Her şeyden önce IŞİD’i bitirmemiz gerekiyor. Bu konuda hemfikiriz ve bunu pratikte de yerine getiriyoruz.

Bizim ABD’li yöneticilerden ve sayın Trump’tan isteğimiz gerçek bir garanti altında; Türk savaş uçaklarının, YPG’ye, Kürt halkına ve Rojava Kürdistan’ına karşı saldırılarını durdurması. Daha öncede söyledim, hiçbir zaman Türk devletine düşman olmak istemedik , dostluk ve komşuluk temelinde ilişkileri geliştirmek istedik. Fakat Türk devleti bize karşı düşmanlığı seçti. Bu tercih Türkiye için de iyi olmaz.

 

Umuyoruz ki başta ABD olmak üzere, uluslararası koalisyon Türk devletinin saldırılarının durdurulması için ellerinden gelen baskıyı yaparlar ve teröre, IŞİD’e karşı mücadelemizin daha güçlü bir şekilde devam etmesini nti Rakka’da savaşmaları için gönderiyor ama sonrasında Türk ordusu YPG karargahlarını vuruyor, bu kabul edilemez, biz de kabul etmiyoruz.

 

YPG Afrin Spox: Turkey Attacks Us to Prevent Defeat of ISIS

ferat-xelil

YPG spokesperson in Afrin region Ferat Xelil spoke on the recent situation and ongoing Turkish attacks against Rojava

Mr. Xelil, we got some reports that the Turkish military bombed the village of Afrin since last night. What is the accuracy of the reports?

Well, the Turkish state attacks on Western Kurdistan, Rojava since beginning of Rojava Revolution is continues intensively, not just Afrin but also other regions of Rojava. However, since the beginning, the Turkish state have the intention of restrict and destroy all the achievements of Rojava. As is known by all, Turkey is a country, which causes to grow of ISIS and encouraged them to attack to all Rojava and Syrian people. Obviously, Syrian Democratic Forces’ (SDF) progress and taking several villages in the region Shahba from ISIS, upset Turkish state, and they clearly intensified their attacks against us. The region was bombed by aircraft until late morning. Out of this territory some villages of Afrin such as Hemame, Darbalut,Jindires, Merwania, Maydanakbaz was hit with heavy guns and howitzers. All attacks were made to set back the progress of SDF and prevent to the retreat of ISIS.

I’m just asking to clarify. Did occur attacks on different places yesterday? In first Shahba region where is located base of Jaysh al-Thuwar and SDF in east of Merea then villages of Afrin, isn’t it?

Yeah. They first attacked the Jaysh al-Thuwar then villages of Afrin. In these attacks civilians, most of children suffered causalities. As YPG and Rojava will not remain silent as we did not before on attacks, and we will give the answer to the attacks to protect our people.

Turkish media and some international media organizations such as Al Jazeera English allegedly killed 200 YPG fighters. Is there truth to these claims?

There is no accuracy of this news. 15 warriors of Jaysh al-Thuwar was martyred, also some injured ones. But the news is a lie that we have a 200 loss. No accuracy of a news serviced by the Turkish media. The numbers given, there is no injury or accuracy of the information they claimed they killed our warriors. There is no truth in the reports that allegedly killed and injured our warriors.

What is the purpose of such reports?

By this way, they are intended to disrupt the people’s psychology and morale. However, our people know and do not already trust the Turkish government, which has long conducted a psychological war on Rojava. These attacks are carried out by the Turkish state as trying to show to world still capable of comprehensive attack even although having a difficult time. In this way, they must think they can intimidate us and our people. But no matter what they do, neither our people nor YPG-YPJ we won’t step back.

According to Turkey’s General Staff’s statement “mortar shots fired from areas in YPG control areas, we answered them,” it said.

On the contrary, the continuation of yesterday’s attacks and attack these days we have taken our step as retaliation. For example; How did happen yesterday’s attacks? It really cannot say so openly lies. Why they did not mention yesterday but talking today? Turkish media that can deliver on all event-seconds and minutes can spread itself – making twenty-four hours after a statement says, “mortar shots fired from areas in YPG control areas, we answered them.” There is no such thing. We responded after the attack on us.

I want to come to Shahba region. The day before yesterday, Jaysh al-Thuwar had liberated five villages from ISIS. Turkey is a part of the international coalition formed to fight against ISIS. What is happening in that region?

When the QSD forces moving against ISIS, the Turkish state has intervened which have shown that secret alliances. Therefore, we cannot imply some concrete prove but indication shows that there is some agreement in the background.

What kind of alliances?

Attacks of the Turkish state continues uninterrupted after the Russo-Turkish talks. So as with not being able to say something concrete, then we reach the conclusion that arise in practice it seems to work. Today we see that the reason for the attacks of Sahba. We don’t see any condemnation from Europe, USA and Russia. Therefore, we consider that there are hidden, unspoken things in media.

From this viewpoint, as you mentioned briefly I would like to ask about the attitude of the United States and Russia. Do you have any contact with this power, particularly with the USA?  What do they say about it? Because there had been some disagreements regarding to Jarablus issue. USA had intervened to prevent deepening problems between Kurds and Turkey.

We as the YPG of the Afrin Canton have not worked with the United State. But obviously they cooperation in Jazira and Kobani together with our friends to fight off ISIS. Therefore, if the United States and Russia take a stand against these attacks, Turkey will not continue these attacks. But unfortunately, they didn’t take any attitude, as it turned out a long time. We hope that they won’t remain silent against these recent developments. We hope that we as Afrin Canton, it will be given support to the YPG-YPJ forces as they did in Kobane Jazira in order to demoralize power of ISIS. Obviously YPG-YPJ is only battle forces which able to defeat ISIS in ground. So when we look at the operation on retake Mosul from ISIS, we see that only Kurdish people demonstrating the power defeat on many fronts.

*  This interview was conducted on October 20, and translated from Kurdish into English by @menuras

Syrian Kurdish Politician Aldar Khalil and Rojava and US Relations

Exclusive interview with Aldar Khalil, Executive Committee member of the Democratic Society Movement (TEV-DEM) about the situation in Rojava, fight against ISIS and relations with the United States. 

aldar-xelil-8
Aldar Khalil Photo: ANHA

***

Mr. Khalil in the televised presidential debate last week candidate Hillary Clinton said that “we will won’t let up on ISIS and we will support the Arab and Kurdish forces fighting with us.” How did you find her remarks?

Indeed, they were very appropriate. We must see the reality that in order for there to be a democratic Syria in which all peoples can participate it is essential that there is a force in Syria and that can be a foundation for such a project. Within this framework it is certainly essential to give support to Kurdish forces. However, this cannot be limited to military support. It must transform into support in all areas, that is to say political, diplomatic, economic and social support.

Before we get to these other areas which you have mentioned I want to dwell a little more on the subject of military support. Last week there was a special session held of the U.S. Senate’s Foreign Relations Committee. In this session Ash Carter and General Joseph Dunford requested permission to provide direct military aid to the YPG. They offered a lot of praise for the YPG. What role might these proposals from Washington play in the Raqqa operation. What are the conditions under which the Kurds of Rojava would take part in such an operation?

The truth is that if they want to liberate these areas and to clear it of Daesh then the only active force here is the YPG and SDF. The YPG and its constituent elements possess a determined political will. They are not a force that came together out of nowhere. However, America must know that for us to move toward Raqqa and for us to accomplish this task together there the proper conditions need to come into fruition that would allow us to take this common stop. For example, we must have political representation at the ongoing meetings in Geneva which are currently working toward a political solution for Syria and we need to take part in the process to achieve a political solution in Geneva.

The second is that from this day forward the governing system of Syria must be a democratic federation. It’s a reality now that we are currently working to develop this system in North Syria. They must give support in order for this to be become the governing system across the whole of Syria. However together with this the military support provided by the YPG and YPJ and the military aid are also important. If these conditions are forthcoming, then we will be able to work together to liberate Raqqa and these other areas.

Presidential Envoy Brett McGurk came to visit you twice. During his visits he reportedly made some remarks about the recognition of Rojava’s political system. At the same time, you have relations with the State Department and other governmental organizations. How do you evaluate those who say these developments, kind of, mark a recognition of a political status for the Kurds by the United States?

This is an important step and it is important, but it is not enough. This is to say that if are to create a future Syria together then the political and diplomatic relationships must be taken to a higher level and enter a different stage.

aldar_brett
Aldar Xelil and Brett McGurk in Kobani

Much criticism has been directed at the countries taking part in the Geneva meetings for not having included the Kurds in these meetings. Right now it is clear that both America and Russia want the Kurds to take part in any more meetings which take place. Have you gotten any message about this until now?

Right now some things are being talked over and we have an ongoing dialog. Something like this is on our agenda. However, it is not only participation but participation with certain conditions. Under what circumstances will we participate? If like before they want us to send one person as a part of a larger delegation, it won’t work. There needs to be more debate on this subject. If we are going to participate as our own delegation then there will be some things we have to stay, because we will be there representing a third line. If we are left in the shadow of certain groups which are against democracy, human rights and a democratic Syria and they want us to send one person to work among these groups it won’t work. Our participation would change nothing. For these reason there are certain conditions and requirements for us to participate. This is a subject on which we are holding discussions right now.

Discussion? Are you receiving invitations from American officials or politicians to discuss these questions? Do you have any current preparations or planning for such meetings? 

In fact, up until now some of our colleagues have been in involved in meetings and have been traveling back and forth. Of course [the United States] is in an important place because it functions as a decision center for many different countries and it possess a certain authority. For this reason, our meetings have taken on a greater importance and our plans have a broader and more ordered framework. We have ongoing efforts in this area. We will attempt to bring this forward as much as possible. In fact, we consider it very important that our officials and those who represent us explain our realities to American policymakers, think-tanks and the American people.

What about Turkey’s role in terms of your relations with the Unites States and generally in Syria? here. Mr. Erdogan has openly said a number of times that “America should not work together with the YPG and they must put an end to this.” With this in mind how to evaluate America’s relationship with Turkey in terms of all its views on the Syria problem? Once more, the situation in Aleppo is becoming quite dire, the bombings are continuing, the destruction is at its height?

Turkey has done a great disservice to Syria. From the very beginning of the revolutionary struggle, it has played a terrible role. It has created paramilitary groups loyal to itself. Within Syria it has changed the shape and direction of the Syrian revolution and in fact even changed the entire strategy there. Most recently Erdogan reestablished relations with the Syrian regime against the Kurds and against democracy and solely for the purpose of keeping that area under his control and preserving his foothold in the region. Now Erdogan and the regime of Bashar Assad have become friends. For that reason, he has pulled back anti-regime forces under his control and handed them over to the regime of Bashar Assad. They want to do in Aleppo what they have done in Damascus and now they are making way for the groups there [to leave].

What did Erdogan do in the name of liberating Jarabulus? What has he really done to Daesh? In fact, what he is hoping to accomplish is to join together under one force both Daesh and all the groups connected to him and to change the objective in this way. They want to use all of their forces which until now were fighting against the regime against the democratic struggle in Syria and especially against the Kurds. Right now there is work underway to centralize this groups in Jarabulus and the surrounding countryside. While these forces are being used against the Kurds on one front they hoping for the Syrian regime to liberate the other parts of Syria.

At the same time, they trying to bring all other groups under their control or to keep them that way. In fact, it is very clear what these groups have done in Aleppo until now. There is a very dramatic and tragic situation unfolding now in Aleppo. There are massacres happening from minute to minute, hour to hour. Civilians are being targeted, hospitals are being bombed. Inhumane things are occurring in Aleppo. There needs to be an international condemnation of what is happening there.

Finally, what is the situation in Afrin, Shahba and al Bab? When you look at Aleppo right now what is the situation of the Kurds there?

In fact, Afrin and the other regions are a part of Rojava Kurdistan. We have for years been working to shape developments in these regions and their aftermath. However, in Afrin there is the problem stemming from the effects of its ongoing encirclement, that is it’s having been put under siege. They are attacking Afrin with groups they have brought from Aleppo and other regions. In fact, just recently they have started to attack Azaz and Rai. However, I believe that we have sufficient forces to unite Afrin, Manbij and Kobane. We also have sufficient forces to open a road or corridor between them. Only then can Afrin gain some strength in the economic and political spheres, only then can it form its own system and emerge from under siege so that they can go stronger as part of a federation in North Syria.

When you look at Afrin historically, culturally and politically it is part of Kurdistan. When you read historical documents you see that this region was called the ‘Çîyayê Kurmênc’ or the Kurdish Mountain region. At times it seems that when we talk about liberating this area or opening a corridor to this area people perceive it as if we were talking about a region outside our own. It’s as if we are going there in order to occupy it. However, over there is a part of Kurdistan and a part of Rojava Kurdistan. We have been living there throughout history. In fact, there are YPG and YPJ forces in Afrin. And the YPG and YPJ forces there are made up of women and men from Afrin. They also want to break the siege as the defense forces protecting that region. If the forces from Afrin move toward Kobane and the forces from Kobane move toward Afrin this does not mean that some other force has entered that area, because that land belongs to them.

But if even if we live aside for a moment that Afrin and Kobane are part of Kurdistan, we can say that they are within the borders of Syria. Afrin is a city in Syria. Kobane is a city in Syria, Aleppo is a city in Syria. If all of these are Syrian cities, then we have a right to defend and protect our people in these cities and we have the right to lift the siege under which they are living. However, those cities are a part of Kurdistan and a part of Syria and we will fulfill our responsibility for them. Of course the Kurdish people will be sensitive on this issue and they will protect their people. More importantly, if Afrin is a center of the democratic system then the for this federal system to be formed and develop then its encirclement must be ended and the siege of Afrin must be lifted, and a road must be opened between Afrin and the other areas.

Rojava’nin Etkili İsimlerinden Aldar Xelîl ile Güncel Konular Üzerine

aldd

Sayın Aldar Xelil, geçen hafta başkan adayları arasında yapılan televizyon tartışmasında Hillary Clinton, “Biz DAİŞ’in peşini bırakmayacağız ve de bizimle birlikte savaşan Kürt ve Arap güçlerini destekleyeceğiz,” dedi. Clinton’un bu konuşmasını nasıl buldunuz?

Evet, yerinde bir değerlendirme. Bizler şu gerçeği görmeliyiz ki, gelecekte tüm Suriye halklarının katılım göstereceği demokratik bir Suriye için, Suriye’de temel olacak bir gücün olması önemli. Bu çerçevede Kürt güçlerine destek verilmesi de önemlidir elbette. Fakat bu sadece askeri bir destekle sınırlı kalmamalı. Yapılacak destek siyasi, diplomatik, ekonomik, toplumsal yani bütün alanları kapsayacak bir desteğe dönüşmeli.

Peki, bahsettiğiniz bu diğer alanlara gelmeden önce, ben askeri alan üzerinde biraz durmak istiyorum. Birkaç gün önce Amerika Senatosunun Dışişleri Komisyonu’nda özel bir oturum vardı. Bu oturumda Amerika Savunma Bakanı Ash Carter ve Amerika Genelkurmay Başkanı YPG’ye doğrudan silah verilmesi talebinde bulundu. Üstelik YPG’yi çokça övdüler. Washington çevrelerinde bu öneriler Rakka operasyonunda nasıl bir rol oynayabilir. Rojava Kürtlerinin bu operasyonda yer almalarının şartları nelerdir? Kürtler bu konuda nasıl bir beklenti içerisinde?

Yani doğrusu, zaten onlar burayı DAİŞ’ten temizlemek ve bölgeyi kurtarmak istiyorlarsa bunun için buradaki tek aktif güç YPG’dir. YPG ve içinde yer alan bileşenleri kararlı bir siyasi iradeye sahipler. Sadece bir araya gelmiş sıradan güçler değiller. Ancak Amerika bilmeli ki, bizim Rakka’ya yönümüzü çevirmemiz ve birlikte bu işi yapabilmemiz için, birlikte ortak adım atacak koşulların olgunlaştırılması lazım. Örneğin, şu an Suriye’de siyasi çözüm için Cenevre’de yürütülen görüşmelerde biz de bir siyasi temsilcisi olarak orada olmalıyız ve de Cenevre’deki bu siyasi çözüm sürecinde yer almalıyız.

İkincisi ise; bugünden sonra Suriye’nin yönetim biçimi demokratik federasyon sistemi olmalı. Kaldı ki, biz şu an Kuzey Suriye’de bu sistemi geliştirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu sistemin bütün Suriye’de yönetim biçimi olması için federal sisteme destek verilmelidir. Zaten bununla birlikte o bahsedilen desteğin, yani YPG ve YPJ’ye hem askeri desteğin verilmesi hem silah yardımının yapılması önemlidir. Eğer bu şartlar yerine gelirse o zaman biz de Rakka ve diğer bölgeler için birlikte çalışma yürütebiliriz.

Bir süre önce Sayın Brett McGurk sizi ziyarete gelmişti. Bu ziyaret, Rojava’nın siyasi yapısının tanınması olarak yorumlanmıştı. Bu arada sizin hem Amerika Dışişleri Bakanlığı hem de diğer kurumlarla da ilişkileriniz sürüyor. Bu gelişmelerin Amerika’nın Kürtlerin siyasi statüsünü tanıması olarak yorumlanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 aldo-xelo

Bu olumlu bir adımdır ve önemlidir, ancak yeterli değil. Yani geleceğin Suriye’sini birlikte kuracaklar için, yeni bir Suriye kurmak için Siyasi ve diplomatik ilişkiler daha üst seviyeye taşınmalı, farklı bir aşamaya girmeli.

Cenevre görüşmelerinde Kürtleri bu görüşmelere dahil etmedikleri için bu görüşmelere katılan ülkelere yönelik birçok eleştiri yapılmıştı. Şu an görülüyor ki, Amerika ve Rusya Kürtlerin de bundan sonra yapılacak görüşmelerde yer almasını istiyor. Bu konuyla ilgili şimdiye kadar size bir mesaj ulaştı mı?

 

Şimdi bazı şeyler söyleniyor ve bu konuyla ilgili bazı diyaloglarımız da var. Böyle bir şey gündemde doğrusu. Fakat yalnızca katılma değil, katılım denildiğinde bunun koşulları vardır. Nasıl katılacağız? Diğer seferde olduğu gibi eğer bir şahıs olarak bir grup içinde katılmamız istenirse bu olmaz. Bu konu için geniş bir tartışma yürütmek lazım. Heyet gibi katılacaksak söyleyeceklerimiz olur, çünkü biz burada üçüncü hattı temsil ediyoruz. Biz demokrasiye karşı olan, insan haklarına karşı olan, demokratik bir Suriye’ye karşı olan bazı güçlerin gölgesinde bırakılırsak ve bir kişiyi bu grupların arasına göndermemiz istenirse bir anlamı olmaz. Katılmamız da bir şeyi değiştirmez. Bu nedenle bu görüşmelere katılmanın da bazı koşulları ve gerekleri vardır. Bu şu anda bizim tartıştığımız bir konu.

Bu konuları konuşmak için Amerikan siyasetçileri ve yetkilileri tarafından size bugüne kadar herhangi bir davet geldi mi? Önümüzdeki günlerde bu yönlü görüşmeler yapmak için bir girişiminiz veya hazırlığınız var mı?

Zaten şimdiye kadar bazı arkadaşlarımız bazı görüşmeler yapmak için gidip geliyor, bazı görüşmeler yapıyor. Tabii ki orası önemli bir yer, birçok ülkenin karar merkezi gibi hareket ettiği için ve bu anlamda bir etki ve yetki sahibi olduğu için bundan sonra daha düzenli ve geniş çerçeveli planlamalarla, görüşmelerin sürdürülmesi daha da önemli hale gelmiştir. Bunun için girişimlerimiz var. İmkân buldukça bu çalışmalarımızı daha da ileri bir aşamaya taşıyacağız. Hatta yetkililerimiz ve bizi temsil edenlerle Amerikan kamuoyu ve halkına da gerçekliğimizi anlatmak için bir çalışmanın yürütülmesini de önemli görüyoruz.

Biraz da Türkiye’den bahsedelim, Türkiye’nin buradaki rolünden. Türkiye’nin Rojava Kürtlerine karşı politikaları yakından izleniyor. Bu anlamda büyük girişimleri var, son zamanlarda da bu açıkça görülüyor. Hatta Sayın Erdoğan birkaç sefer açıkça dedi ki; “Amerika YPG ile birlikte hareket etmemeli, birlikte hareket etmeye son vermeli.” Bu çerçevede siz Türkiye’nin Amerika’yla olan ilişkileri çerçevesinde bir bütün olarak Suriye sorununa bakışlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca Halep’te de durum çok kötüye gidiyor, bombalamalar devam ediyor, yıkım üst seviyeye çıkmış durumda?

Türkiye, Suriye için çok kötü bir rol oynadı. Suriye’de devrim mücadelesinin başladığı günden beri çok kötü rol oynadı. Kendisine bağlı çete gruplar oluşturdu. Suriye içinde Suriye devrimini şeklini ve yapısını değiştirdi ve hatta oradaki stratejiyi bile değiştirdi. En son olarak da Erdoğan orada kontrolü elinde tutmak için kendini orada var etmek için Kürtlere karşı, demokrasiye karşı Suriye rejimiyle yeniden ilişki kurdu. Şimdi Erdoğan ve Beşar Esad rejimi dost olmuşlar. O nedenle de şu anda rejimin elinde olmayan alanlardaki kendisine bağlı rejime karşı güçleri o bölgelerden çıkarıp o yerleri tekrar Beşar Esad rejimine teslim ediyor. Şam ve çevresinde yaptıklarını şimdi de Halep’te yapmak istiyor ve oradaki gruplara yol veriyor. Erdoğan Cerablus’u özgürleştirme adı altında ne yaptı, esas olarak DAİŞ’i ne yaptı? Aslında yaptığı oluşturmak istediği bölgeye kendisine bağlı bütün güçleri ve da DAİŞ’i de toplamak bu şekilde hedeflerini değiştirmektir. Şimdiye kadar rejime karşı savaştırdıkları tüm güçleri Demokratik Suriye mücadelesine karşı ve de özellikle de Kürtlere karşı kullanmak istiyor. Cerablus ve çevresini bu gurupların merkezi haline getirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Bununla bir taraftan Kürtlere karşı bu güçleri savaştırırken bir taraftan da var olan Suriye rejimin özgürleştirmek istiyor. Diğer taraftan da geriye kalan grupları da kendi denetimine almaya ya da elinde tutmaya çalışıyor. Zaten şuan Halep’te bu grupların eliyle neler yaptıkları ortada. Halep’te dramatik ve trajik bir durum yaşanıyor. Halep’te dakika dakika, saat saat katliamlar gerçekleşiyor. Siviller hedef alınıyor, hastaneler bombalanıyor. Yani insanlık dışı şeyler Halep’te yaşanıyor. Bu yaşananlara karşı uluslararası bir uyarının yapılması lazım.

Kısaca Afrin, Şehba, Bab ve bu bölgelerdeki Kürtlerin durumu nedir? Halep’teki tabloya baktığımızda Kürtler ne durumdalar?

Zaten Afrin ve diğer bölgeler Rojava Kürdistanı’nın bölgeleridir. Biz yıllardır kendi çabalarımızla bu bölgeleri yapılandırmaya çabalıyoruz ki diğer bölgelerin akıbetine uğramasınlar. Ancak Afrin’e etki yapan çember meselesidir. Yani oranın çembere alınmasıdır. Halep ve diğer bölgelerden götürdükleri grupları Afrin’e saldırtıyorlar. Hatta son zamanlarda Azez ve Raha’ya da saldırmaya başladılar. Ancak inanıyorum ki Afrin, Minbiç ve Kobani’yi birleştirmeye gücümüz yeter. Aralarında da bir koridor ya da yol açmaya da gücümüz yeter. Ancak bu şekilde Afrin ekonomik ve siyasi alanda biraz güç sahibi olabilir, ancak bu şekilde kendi sistemlerini kurabilir ve kurulan çemberden çıkabilirler ki federasyonun bir parçası olarak Kuzey Suriye’de güç sahibi olsunlar. Afrin tarihi, siyasi ve kültürel açıdan da bakıldığında da Kürdistan’dır. Tarihi belgelerde de burası Çîyayê Kurmênc yani Kürt Dağı bölgesi olarak geçmekte. Gerçekten de biz bu bölgelerden bahsettiğimizde, yani Afrin bölgesinin kurtuluşu için koridor açmak ve çemberi kırmaktan bahsettiğimizde, sanki bizim bölgemizin dışında bir bölgeden bahsediyormuşuz gibi algılanıyor. Sanki biz gidip orayı işgal ediyoruz, başka bir gözle oraya bakıyormuşuz gibi bakılıyor. Ancak orası Kürdistan’ın bir bölgesi, Rojava Kürdistanı’nın bir parçası. Tarihten beri biz orada yaşıyoruz. Hata Afrin’de YPG ve YPJ güçleri de var. Orada’ki YPG ve YPJ güçleri Afrin’in kızları ve erkeklerinden oluşuyor. Onlar bu bölgenin savunma güçleri olarak etraflarındaki çemberi kırmak istiyorlar. Afrin savunma güçleri Afrin tarafından Kobani’ye doğru, Kobani güçleri Kobani tarafından Afrin’e doğru giderse bu başka bir gücün oraya girdiği anlamına gelmez, çünkü kendi toprakları.

Yani Afrin ve Kobani’nin Kürdistan’ın bir parçası olduğunu bir tarafa bırakırsak, zaten bunları Suriye sınırları açısından değerlendirdiğimiz zaman dahi, Afrin de Suriye’nin bir şehri, Kobani de Suriye’nin bir şehri, Halep’te Suriye’nin bir şehridir. Eğer bunların hepsi Suriye’nin şehirleri ise bu şehirlerdeki halkımızı koruma ve savunma hakkımızda var demektir, bu çemberden onları kurtarma hakkımız vardır.  Zaten o şehirler Kürdistan’ın bir parçası, Rojava’nın bir parçası, elbette sahip çıkacağız. Elbet Kürt halkı bu konuda hassas olacaklar, halkını koruyacak. Her şeyden önemlisi eğer Afrin demokratik sistemin bir merkezi ise, federal sistemin oluşması ve gelişmesi için bu çemberin kırılması ve Afrin’in bu çemberden çıkarılması lazım, Afrin ile diğer bölgeler arası bir yolun açılması lazım.

YPG Rep in Int’l Coalition Polat Can on American and Rojava Relations

mut-pol
Polat Can

Mr. Can, What do you think of the ceasefire in Syria?

As this war goes on it grows more intense and there are many different players involved. This war needs to come to some kind of resolution and for this war to come to an end there needs to be a common agreement throughout the whole of the country. There needs to be a nation-wide and a region-wide agreement. As for this ceasefire, a one-week ceasefire, there have been many ceasefires but they haven’t been successfully implemented by different groups or the Syrian government. The ceasefire is broken by the terrorist groups of the Free Syrian Army or the Syrian regime.

What we want as Kurds, since the beginning of this process, is that this Syrian problem will be solved with political dialogue. But many times and in many different ways these terrorist groups and the Syrian regime they attacked us and they fought with us. But we as Kurds wanted to solve this problem in the Syria through the path of peace and dialogue. And unfortunately, like we have seen in past attempts at a ceasefire, either between opposition groups and the regime or those brokered by America and Russia. Whenever Russia and the United States have these various factions – the terrorist Syria groups in Syria, al Qaeda, al Nusra and the regime- meet in order to create a ceasefire, these groups end up attacking us. Either it’s the regime attacking us in Hasaka and Qamishlo or it’s the terrorist groups attacking us near Afrin. Two days ago we as the YPG announced that we would support the ceasefire process. We informed those parties that we would officially support the ceasefire but if any groups attack us – such as groups connected to al Qaeda – unfortunately we will be compelled to respond to defend ourselves.

There was some tension between you and Turkey last week, and this has put the US in a tough position. How is your relations with the Americans?

I want to say this. You cannot compare us as the Syrian Democratic Forces and we as the YPG/YPJ with Turkey. Because over four or five years we have proven ourselves to the world. Because in taking part in our struggle we are proceeding on a moral, ethical and humane basis, in keeping with our conscious, because what we really want is peace and we are on the side of right. In all honestly we are the only serious side taking part in the fighting in Syria and the Middle East against terrorism. Against whom? Against the al Nusra Front and its groups and on the other hand against ISIS and its supporters. And we have proven this. And we have done ISIS great damage in our fight against them. In Kobane, in Gire Spi [Tal Abyad], in Tal Hamis, in Tal Barak, in al-Hol, in Shengal [Sinjar] and most recently in Manbij and these were truly serious blows. In the Middle East, in Syria there is no one doing anything it is only us who is fighting…

Everybody except Turkey acknowledges your effectiveness though?

That’s correct. The world has been saying this. But how can you compare us with Turkey. Because it is Turkey who is engaging in terrorism. They are supporting DAESH. They are supporting al Nusra. They support the terrorism of Ahrar al Sham and all kinds of groups. Turkey is showing this very clearly during its Euphrates Shield operation in Syria. I would like share a few examples for your viewers to understand better. In 2012 different opposition groups were fighting in Homs, Hama and Damascus. For what? To overthrow the regime. And where is the regime? In Damascus. But at the end of 2012 in December Turkey brought these opposition groups to attack us in Serekaniye [Ras al-Ain] and they closed the Ceylanpinar border crossing. We were only able to push them out of Serekaniye over the course of two-years of serious fighting. So what was this about? The house of the president of the Syrian regime is not in Serekaniye. We all saw that Turkey openly and clearly supported terrorist groups during the major offensive on Kobane. In Manbij, we as the SDF fought a great battle against ISIS. We killed over 4,000 terrorists and we have 3,000 of their bodies in our possession. We also many injured many of them. We struck a great blow against them, because Manbij was the third largest city under the control of ISIS, that is after Mosul and Raqqa…

Turkey has repeatedly asked US to stop working with you and the SDF. However, both White House and Pentagon have reiterated their willingness to “continue an effective partnership” What do you think of this situation? What are your expectations from Washington?

We want to say that in such kinds of relationships one cannot entirely tie oneself to just one other party. One is obligated to establish relations with many different parties and actors. Turkey’s decision to go into Syria was, of course, not a decision it took entirely on its own. In fact, Turkey says it went into Syria as a member of NATO. Turkey has occupied Jarabulus which is a part of the land of Rojava Kurdistan and North Syria and they are now there as occupiers. They have initiated a great war against us and I want to ask this: And unfortunately many of these terrorist groups have come. We are there and we see that many of them have come to Jarabulus with American weapons and for us many of Joe Biden’s statements were out of place. Especially when there is a group like the SDF with Kurds, Arabs, Turkmens, Syriacs, Armenians, Circassians which has proved that it can go all the way until Deir al Zor and expel all of the terrorists from the country. Not only the terrorism of DAESH but the al Nusra Front is also a terrorist group and the regime are also terrorists. The Nour al-Din al-Zanki Brigade, the Sultan Murad Brigade and all of these are terrorist groups. And today how can it be that they support groups which cut off people’s’ heads and which reject the right of democracy and human rights and women’s rights and come to occupy our country and they can be against groups such as ours which fight for these human rights and democracy. Turkey’s entrance into Syria was a blow against the project of the international coalition to destroy DAESH. These attacks are against Kurds, against Rojava Kurdistan and against North Syria and the international coalition. This was also a blow against all of the groups fighting against DEASH and the al Nusra Front.

What needs to be done by Americans then?

Before all else we want all the people of the world, the people of Europe and the people of America, to know that today it is us of all the group who are at the forefront of the fight against the most vicious DEASH groups for the sake of the entire world. It is the YPG and the YPJ and the SDF. There is no one else. It is us who will guarantee the security of Europe and the United States. We are the ones who do not allow the terrorists to easily go from here to Europe and the rest of the world. It is us who have created the border between the terrorist groups and Turkey and it is us who prevent them from going to Turkey and therefore the rest of the world. We won’t allow them to develop and advance from here. After the victory in Kobane by the YPG and YPJ against DAESH the number of terrorists coming from Europe to Syria has decreased significantly. After we liberated Gire Spi the number of terrorists traveling between Raqqa and Europe also dropped a lot. Our aim is to create and real, physical border between DAESH and Turkey. But Turkey with its intervention has occupied a part of Syria and the connection between Turkey and DAESH has not been cut. Now Turkey has reestablished the connection between Turks and terrorist groups in the regions of Jarabulus, Mar’a and al-Bab. They still have relations and we don’t believe that Turkey will wage a serious war against the terrorist groups. We want to say this to the world: Turkey sees these groups as its allies and they enter into agreements and friendly relations with them. And today Turkey has created a path to occupy our lands. For this reason, there have been hundreds of friends and comrades from Europe who have joined our ranks and now they have returned to their countries. They should create movements and lobbies to inform their governments and politicians and fellow citizens about this situation and tell them not to collaborate with Turkey. Politicians, activists, and people who have fought with the YPG and returned to their countries must work so that their own governments support groups fighting against terrorism in good conscious and with a moral foundation and not with states which support terrorism.

Finally, a joint operation towards Raqa or al-Bab is mentioned in the media. What do you want to say on the possible next steps in the fight against ISIS?

Before anything the world needs to understand that we are not anyone’s fighters. We are not some paramilitary group. We are fighting for the rights of our people. We are fighting for the rights of the Kurdish people and the peoples of Syria. We have come to many agreements with the international coalition and we are working together in many arenas, but this does mean that we won’t continue to engage in our own politics or that we have given up our right to speak. And if we are not given these rights within the international coalition our people will not accept this. We cannot say to our people let us go and fight sacrifice so many of young men and women but then not have the right to speak. Our people will not accept this and no one would accept this. We have proven ourselves to the world with the struggle we have waged and therefore from this point forward the world needs to relate to us with respect for our own political will and this fight which we have given. And only then can it be possible to find a common voice with the coalition and fight DAESH on the ground. And we are ready to fight against all the terrorist groups in Syria to defeat them together with Kurds, Arabs, Turkmen, Syriacs, Armenians and all of the groups of this country. Let us come together and support one another and defeat them to create a stable democracy in Syria. For this the coalition and all groups outside and inside Syria must stand behind each other to build democracy. Finally, the coalition forces and other outside groups must come together with one voice and one position in order to reach our common goals.

Polat Can ile ABD-Rojava İlişkileri ve Türkiye’nin Suriye’deki Operasyonu Üzerine

YPG’nin IŞİD’e karşı koalisyondaki temsilcisi Polat Can, ABD ile olan ilişkiler ve Türkiye’nin Suriye’deki operasyonu ile ilgili önemli değerlendirelerde bulundu.

Mutlu Çiviroğlu

***

ol-polll

Sayın Polat Can, birkaç gün önce Amerika ve Rusya’nın girişimleriyle Suriye’de bir ateşkes başladı. YPG’nin uluslararası koalisyondaki sözcüsü olarak bu ateşkesi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye’deki krizin derinleşmesinde birçok gücün etkisi var. Bunun için ancak uluslararası bir uzlaşma ile Suriye’deki sorun çözülebilir. Birkaç günlük, bir haftalık kısa süreli ateşkesler 2013 yılından beri yapılıyor fakat ne yazık ki hiçbiri bugüne kadar kalıcı olmadı. Bu ateşkesler ya rejim ya muhalifler ya da diğer terörist gruplar tarafından sürekli bozuldu. Biz en başından beri Kürt meselesinin diyalog ve görüşmelerle çözülmesini istedik fakat rejim de bu diğer terörist gruplar da bize defalarca saldırdılar. Muhalifler ve rejim arasında yalandan ateşkesler yapılıyor, ya da Amerika ile Rusya arasında ateşkes için görüşmeler yapılırken, hem rejim hem de terörist gruplar her bir taraftan bize saldırıyorlar. Cezire, Haseke ve Qamişlo rejim, Afrin ve Halep’te muhalifler bize saldırıyorlar. Biz en başından bu son ateşkese destek verdiğimizi ve uyacağımızı açıkladık.

Birkaç hafta önce Türkiye ve sizin de desteklediğiniz YPG-DSG arasında kriz yaşanmıştı. Uzmanlar Amerika’nın, YPG-DSG ile Türkiye arasında zor durumda kaldığını belirtiyor. Amerika ile ilişkileriniz şimdi ne durumda?

YPG, YPJ ve Demokratik Suriye Güçleri (DSG) G Türkiye ile mukayese edilemez. Çünkü dört beş yıldır biz kendimizi dünyaya kanıtlamışız ve gerçekten de barış taraftarıyız. Ortadoğu’da teröre karşı savaşan ciddi bir gücüz ve savaş ahlakına uyuyoruz. Kobani’de, Haseke’de büyük kayıplarımız oldu ve zafere ulaştık. En son Minbic’ta DAIŞ’i bozguna uğrattık. Ortadoğu’da DAIŞ’in belini kıran biziz, başkası değil.

Bütün dünya, Türkiye’yi saymazsak tabi, bunu kabul ediyor zaten…

Türkiye açık bir şekilde terörizmi destekliyor. Sizlere birkaç örnek vermek istiyorum: 2012 yılının sonlarında, farklı farklı muhalif gruplar Şam’da Halep’te savaşıyorlardı ve onlar için asıl mesele rejimi devirmekti. Türkiye bu grupları birleştirdi, Ceylanpınar’daki kapıyı açtı ve gruplar Serêkanîye’ye geçip Kürtlere saldırdı. İki yıl boyunca Kürtlere karşı büyük bir savaş yürüttüler ve biz var gücümüzle direndik. Yine aynı şekilde Kobani’ye de saldırılar oldu ki oradaki terörizmi de Türkiye destekliyordu. Minbic’te, YPG ve DSG Mincbic Askeri Meclisi adı altında birleşerek teröre karşı savaştık. 4 bin terörist öldürdük ve yaklaşık 3 bin cenazeleri bizim elimizde. Burada da DAIŞ’in belini kırdık.

Türkiye açık bir şekilde Amerika’dan YPG’yi desteklemesini bırakmasını istedi. Fakat hem Beyaz Saray, hem de Pentagon YPG’yi överek, sizinle çalışmaya devam edeceklerini açıkladılar. Durum buyken sizin Washington’dan ne gibi beklentileriniz var?

Böylesine zor bir durumda ve krizde, kimseye tamamıyla bağlanamaz, herkes tedbirini almak zorunda. Türkiye birçok tarafın kabulüyle Cerablus’a girdi ve Suriye’deki toprakları işgal etti, bizimle büyük bir savaşa başladı. Biz şunu merak ediyoruz: DSG ve Cerablus Askeri Meclisi’ne karşı savaşan terörist gruplar ne yazık ki Amerika’nın silahlarını kullanıyorlardı ve Amerikan uçakları da gelmişti. John Biden’in açıklaması yerinde bir açıklama değildi. Yani Türkiye’nin müdahalesi, DAIŞ’e karşı savaşan uluslararası koalisyona bir darbeydi. Sadece Kürtlere müdahale değildi bu, DAIŞ’i ve diğer terörist grupları bitirmeye çalışan koalisyona ve Amerika’ya müdahaleydi aynı zamanda.

Bu bahsettiğiniz noktaların düzeltilmesi için neler yapılmalı sizce?


Bütün dünya iyi bilsin ki bugün DAIŞ vahşetine karşı, cephede en önde biz göğüs göğüse savaşıyoruz. Yani YPG, YPJ ve DSG savaşıyor yani, başka kimse yok. Amerika’nın ve Avrupa’nın güvenli olmasını biz burada sağlıyoruz. Bizim sayemizde teröristlerin oraya geçişi engelleniyor. Avrupa ve Amerika’da eylemler düzenlemek isteyen teröristleri biz etkisiz hale getiriyoruz, onların yayılmasını ve eğitim almalarını engelliyoruz. DAIŞ’in Kobani’de yenilmesiyle Amerika ve Avrupa’dan DAIŞ’e katılımlarda ciddi bir düşüş yaşanmaya başlandı. Bizim amacımız Türkiye ile DAIŞ arasına fiziki ve gerçek bir sınır koymaktı. Fakat Türkiye Suriye’ye girdi ve yine DAIŞ ile ilişkileri var. Biz Türkiye’nin DAIŞ ile savaşta ciddi olacağını hiç düşünmüyoruz. Avrupa’dan ve Amerika’dan yüzlerce genç gelip YPG ve YPJ saflarına katıldı. Onlar da ülkelerinin savunucu ve ülke hükümetlerinin yanlış yapıp DAIŞ’i desteklememesi için seslerini yükseltmeliler.

Koalisyon’un desteğiyle Rakka ve Bab’a da bir operasyon söz konusu. Önümüzdeki günler için neler diyeceksiniz?

Herkes bilsin ki biz kimsenin savaşçısı değiliz; biz Kürt halkının hakları için savaşıyoruz. Halkımızın çıkarları ve koalisyonun çıkarları birçok konuda uyuşuyoruz ve beraber hareket ediyoruz. Bizim siyasi ve uluslararası görüşmelerde muhatap alınmamamız kabul edilemez. Bize ciddi bir destek sağlanmazsa ve sadece savaşmamız istenirse bu halkımızın kabul edebileceği bir şey değil. YPG gitsin savaşsın, şehit versin, sonra da YPG’nin oradan çıkması istensin, bu haksızlıktır, biz bunu kabul etmeyiz. Uluslararası koalisyon Kürtlerin çıkarlarına göre siyaset yürütmeli. Koalisyonla iyi bir işbirliği içerisinde Kürdistan’ın batısında ve Suriye’de savaşmaya hazırız. Terörist gruplara karşı, aramızdaki Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve diğer azınlıklarla savaşabiliriz. Gerçek demokrasiyi burada inşa edeceğiz.

YPG Spokesman Xelil: We Won’t Retreat from West of Euphrates

10003600_976710419030211_5880418894729706204_oPeople’s Protection Units (YPG) spokesperson Redur Xelil has said the Kurdish force will not retreat from the west of the Euphrates to the east.

Xelil said his words had been misconstrued and that they wouldn’t withdraw at anyone’s request.

Xelil remarked that Turkey’s attack on Jarablus targeted not ISIS but Kurds, underlining that they will not withdraw their forces from west of Euphrates and nobody can subject them to such an imposition.

“Turkey’s Jarablus intervention is a hostile approach. The main target of this operation is the Kurdish people and their gains rather than ISIS. We are in the west of Euphrates and take our place within Syrian Democratic Forces. We are in our own land and we will not leave it as per some request. We will not act in line with the request of Turkey or some other power.

Turkish state cannot shape our position there in accordance with its own interests. Our forces will remain there and there will be no retreat. Nobody has the right to impose YPG’s withdrawal from there and we will never accept such a thing.”

**

YPG sözcüsü Rêdûr Xelil, Türkiye’nin Cerablus’a yönelik saldırısını IŞİD’e karşı değil Kürtlere karşı yapıldığını belirtti. Xelil, ‘Fırat’ın batısından çekilmeyeceklerini ve hiç kimsenin kendilerine bu dayatmada bulunamayacağını açıkladı.

Xelil, ‘kimse bize kendi topraklarımızdan geri çekilmemizi isteyemez’ dedi.

“Türkiye’nin Cerablus müdahalesi düşmanca bir tutumdur. Bu operasyonun asıl hedefi IŞİD’ten ziyade Kürt halkı ve kazanımlarıdır. Biz Fırat’ın batısında, Demokratik Suriye Güçleri içinde yer alıyoruz. Orada kendi topraklarımızda bulunuyoruz. Bazılarının isteği doğrultusunda kendi topraklarımızdan çıkmayız. Biz ne Türkiye ne de başka bir gücün isteği doğrultusunda hareket etmeyiz. Türkiye devlet, bizim oradaki pozisyonumuzu kendi çıkarlarına göre şekillendiremez.

Güçlerimiz orada kalacaklardır ve herhangi bir geri çekilme söz konusu olmayacaktır. Hiç kimsenin ‘YPG oradan geri çekilsin’ dayatmasında bulunma hakkı yoktur ve biz bunu kabul etmeyiz.”

**

Berdevkê YPG’ê Rêdûr Xelîl dîyar kir ku êrîşa dewleta Tirk ya dijî Cerablusê, ne li dijî DAÎŞ’ê, lê li dijî Kurdan pêk hatiye. Xelîl xuya kir ku wê xwe ji rojavayê Çemê Feratê nedin paş û ti kes jî wê nikaribe tiştekî wisa li ser wan ferz bike.

Xelîl got ku ti kes nikare ji wan re bêje ku xwe ji axa xwe bikşînin.

“Destwerdana dewleta Tirk ya ser Cerablusê helwesteek dijminane ye. Hedefa esas ya vê operasyonê, ne DAÎŞ e, lê gelê Kurd û destkeftîyên wê ne. Em li rojavayê Feratê, di nav Hêzên Sûrîyeya Demokratîk (HSD) de cihê xwe digirin. Em li vir li ser axên xwe ne. Em li ser daxwaza hin kesan nikarin ji axa xwe derkevin. Em ne li gor Tirkîye, ne jî li gor daxwaza welatekî din tevnagerin.

Dewleta Tirk nikare pozîsyona me ya li vir li gor berjewendîyê xwe biguherîne. Hêzên me wê li wir bin û wê ti vekişandin jî çênebe. Ti kes ne xwedî maf e ku bêje ‘YPG’e xwe bikşîne’ û jixwe em jî vê qebûl nakin.”

Final Declaration of the Federal System Assembly in Syria

e1c08d51c52f55611412ac486d43fce7a95ed769

The two-day Constituent Assembly meeting held in the town of Rimelan in Girkê Legê regarding the future of Rojava and the Northern Syria region ended yesterday.

The conference witnessed the participation of 200 delegates and 31 representatives for Arab, Kurdish, Armenian, Turkmen, Chechen, Syriac and many other folks from Northern Syria, Rojava, Shahba region, Aleppo-Manbij areas.

The “Rojava and Northern Syria United Democratic System Document Text” that was addressed and discussed yesterday was accepted after a vote. The final declaration of the meeting was read in Arabic by the Rojava-North Syria Democratic Federal System Constituent Assembly co-president Mensur al-Selum. The declaration is as follows:

“To the Syrian, regional, and global public.

In response to the appeal made by the General Coordination of Democratic Self-Administration Areas (Jazira, Kobane and Afrin), all components of the political forces, parties, and social actors in the cantons of Rojava and the areas liberated from terrorist forces held a meeting resulting in a comprehensive political vision for a Syrian resolution and an agreement on the management system for Rojava/Northern Syria. This can serve as a model for the rest of Syria, providing a solution for the Syrian crisis. We, the representatives of these areas, met on 16th and 17th March 2016.

We commemorate with respect the martyrs of our people, who wrote with their blood the heroic resistance that has brought our people to the milestone they are at today.

This aforementioned meeting resulted in the following decisions.

  1. The democratic federal system encapsulates all social components and guarantees that a future Syria will be for all Syrians.
  2. All work will be towards establishing a democratic federal system for Rojava/Northern Syria.
  3. Co-presidents and a 31-person Organizing Council were elected.
  4. The Organizing Council was assigned to prepare a social contract [constitution] and a comprehensive political and legal vision for this system within a period not exceeding six months.
  5. All assembly committees and documents will adhere to UN resolutions on human rights and societal democratic systems. Furthermore, all attendees of the meeting see themselves as part of the new system being constructed and are aware of the deep ties it has with the people of Syria; they predicate their participation on the fraternity of peoples and peace.
  6. Women’s freedom is the essence of the federal democratic system. Women have the right to equal participation and in decision-related responsibilities in relation to female issues. Women will be represented as equals in all spheres of life, including all social and political spheres.
  7. The peoples and communities living in the federal system in Rojava/Northern Syria can develop their political, economic, social, cultural, and democratic relations with whom they see fit, or share their beliefs and culture with the people and communities on a regional and international level, provided that this relationship does not interfere with the objectives and interests of the federal democratic system.
  8. The peoples of regions liberated by the democratic forces from terrorist organizations will have the right to become a part of the federal democratic system of Rojava-Northern Syria, if they so choose.
  9. The goal of the Rojava/Northern Syria democratic federal system on the regional level is to achieve democratic union between all the peoples of the Middle East in the political, economic, cultural and social spheres and transcend national state borders to create a secure, peaceful and fraternal life for all.
  10. The creation of a federal and democratic system shall take place within a sovereign Syria.

To all people in Syria, Kurdistan and Rojava and all groups and social classes.

We are going through a historical phase and critical circumstances. Today, Syria is experiencing the worst tragedy in its history. Millions have been displaced and hundreds of thousands of people have been killed, not to mention the immense damage that the infrastructure of Syria has suffered.

In spite of this, a democratic experience has been created and defended in Rojava with the blood of martyrs. Great gains have been achieved in this period. This is a real opportunity to build a federal democratic system. We are sure and confident that this will be a model for a solution to the Syrian crisis.

In the framework of the decisions we have taken, we are calling foremostly on women who represent a new and free life, as well as young people, communities, workers and all other social sectors to join in the construction of a democratic federal system. We are also calling on all progressive humanity and democratic forces to support our efforts.

Long live our people’s determination, their coexistence, and their unity.

Constituent Assembly for the establishment of a Federal Democratic Rojava/Northern Syria.”