Özgürlüğe yakışıklı girmek istedim

DAİŞ’in köle olarak alıkoyduğu Êzîdî çocukları bir bir kurtarılıp ailelerine teslim ediliyor. Ednan, Kînan, Walîd kurtarılan çocuklardan sadece üçü. Kînan, özgürlüğe takım elbise ve kravatla adım atarken, Ednan QSD’nin DAİŞ’ten kurtardığı annesiyle buluşacağı günü iple çekiyor.

Babası Şengal Katliamı’nda katledilen Kînan, annesi ile birlikte DAİŞ çetelerince köle olarak kaçırıldı. Ancak annesi bir patlamada yaşamını yitirdi. Ebû Saed isimli DAİŞ çetesinin İdlib’e kadar kaçırıp 30 bin dolar karşılığı amcasına teslim ettiği Kînan, gazetecilerin karşısına takım elbise ve kravatla çıkıyor ve ekliyor: “Özgürlüğümün ilk günlerinde yakışıklı görünmek istedim.”

DAİŞ çetelerinin kıstırıldığı son toprak parçası Baxoz’da, 3 Ağustos 2014’teki Şengal Katliamı tekrar gündeme getiren gelişmeler yaşanıyor. Kaçırılan Êzîdî kadınlar ve köleleştirilen çocukların trajik öyküleri çıkıyor karşımıza.

Ednan, Kînan, Walîd… Üç çocuğun da babası katledilmiş ve anneleriyle kaçırılmış. Kînan ve Walîd’in anneleri ise DAİŞ’in kontrolündeki bölgelerde yaşanan patlamalarda hayatını kaybetmiş.

Ednan onlara göre biraz daha şanslı, bir süre önce annesi de QSD savaşçıları tarafından özgürleştirilmiş ve şimdi bir birlerine kavuşacakları anı sabırsızlıkla bekliyorlar.

Ednan annesine kavuşuyor

Gazeteci Mutlu Çiviroğlu önceki gün Twitter hesabından DAİŞ tarafından kaçırılan ve QSD savaşçılarınca kurtarılan Êzîdî bir çocuğun görüntülerini paylaşarak, söz çocuğun ailesine bir an önce kavuşmasını umduğunu söyledi.

Aynı gün akşam saatlerinde Êzîdîlere ait Ezidipress internet sitesi DAİŞ’in elinden kurtarılan çocuğun annesine kavuştuğunu duyurdu.

Çiviroğlu paylaştığı görüntüde çocuğun ismini sorması üzerine, “Benim adım Ednan” diyor. Ezidipress yetkilileri de çocuğun annesine ulaşarak oğlunun kurtarıldığının haberini veriyor. Haberi duyan anne mutluluk gözyaşları döküyor. Ezidipress Ednan’ın annesinin, QSD savaşçıları ile Mutlu Çiviroğlu’na teşekkür ettiğine de yer verdi.

DAİŞ çeteleri 3 Ağustos 2014 Şengal’de Êzîdî Kürtlere yönelik gerçekleştirdikleri soykırım saldırısında Ednan’ın babasını katletti. Çeteler, annesi ve kendisini de köle olarak götürdü. Annesinin de bir süre önce DAİŞ’ten kurtarıldığı belirtiliyor.

DAİŞ’in köle olarak kaçırdığı Êzîdî çocuğu Kînan, “Çok ölü gördüm, katledilen çok insan gördüm” diyor.

Kînan ömrünün tam yarısını DAİŞ’in zorbalığının altında geçirmiş. Bir süre önce QSD savaşçılarınca kurtarılmış. Fransız radyo kanalı France İnfo’nun haberine göre, Ebû Sead isimli DAİŞ çetesi sivillerin arasında küçük Kînan’i de yanına alarak Baxoz’dan kaçarak İdlib’e gitmiş.  Şengal Katliamı’nda Kînan’ın babası da katledilenler arasında. DAİŞ’in yanında yaşadığı kabusu ise Kînan, “Ben çok ölü gördüm, DAİŞ’lilerin eliyle katledilen insanlar… Bizi çok dövüyorlardı. Babamı haksız yere öldürdüler” şeklinde bir çırpıda özetliyor.

Şık bir şekilde radyo muhabirleriyle görüşmesi, dikkat çekmiş.

Bir iki boy büyük de olsa takım elbise giymiş ve kravat takmış. Şık giyinmeyi de “Özgürlüğümün ilk günlerinde yakışıklı görünmek istedim” sözleriyle ifade ediyor.

Büyük ablasını DAİŞ’liler tarafından satılmış. Annesi ise Baxoz’da yaşanan bir patlamada yaşamanı yitirmiş. Küçük Kînan annesinin ölümünden sonra Ebû Saed’in kendisini, hiç bir sebep yokken de dövmeye başladığını söylüyor.

DAİŞ çeteleri Kürtçeyi yasakladıkları için Kînan da bir çok Êzîdî çocuğu gibi 5 yıl içerisinde ana dilini tamamen unutmuş.

Baxoz, QSD savaşçılarınca kuşatmaya alındığı süreçte Ebû Saed İd lib’e kaçmaya karar vermiş. Kînan’ın amcası Ebû Saed’e ulaşarak Kînan’i almaya çalışmış. Ebû Saed amcasından aldığı 30 bin dolar karşılığı Kînan’ı bırakıyor, O da 5 gün sonra Güney Kürdistan’daki amcasına ulaşıyor.

Walid de kurtarıldı

France İnfo muhaberleri göre Kînan ve amcası ile görüşürken, amcasının telefonuna bir mesaj ile fotoğraf düşüyor. QSD savaşçıları 9 yaşında bir çocuğu kurtarmış. Adı Walid ancak DAİŞ çeteleri ona Ebdul Haman ismini vermiş.

Onun da babası DAİŞ çetelerince katledilmiş ve onun da annesi Kînan’ın annesi gibi bir patlamada ölmüş. Şimdi Walid de kurtarılan ve annesine kavuşma anını iple çeken Ednan gibi emin ellerde ve özgür…   

DÊRAZOR/PARİS


Baxoz’da 6’sı çocuk 8 Êzîdî kurtarıldı

Demokratik Suriye Güçleri (QSD), DAİŞ çetelerine karşı final savaşının yürütüldüğü Baxoz’da 6’sı çocuk olmak üzere 8 Êzîdî’yi daha kurtardı. Alınan bilgilere göre, QSD savaşçıları Baxoz’daki operasyon sırasında 8 Êzîdî’yi daha kurtararak güvenli alanlara ulaştırdı. Kurtarılanlar 6 çocuk ve 2 kadından oluşuyor. Operasyonda kurtarılan kadınların, T. S. ve E. M. olduğu öğrenilirken, çocukların isimleri ise şöyle: Eymen Xelil Heci, Dilbirîn Celer, Xeyri Şeref, Musa Hadi, Ayşe, İbrahim.

ANF/BAXOZ

 

Özgürlüğe yakışıklı girmek istedim

Li Washingtonê projeya Rojava

Hevseroka MSD´ê Ilham Ehmed li Washigtonê di panelekê de got, ew alîkariyê ji bo projeya xwe ya siyasî dixwazin û divê ew di nava çareseriyeke siyasî de cihê xwe bigirin.

Bi organîzasyona ARCDEM´ê (‏Navenda Rojava a ji bo Demokrasiyê ya Emerîkî) bi navê  “Piştî DAIŞ´ê? Bakurê Sûriyê li ber duriyanekê” li paytexta Emerîkayê Washingtonê panelek bi rê ve çû. Di vê panelê de Hevseroka Meclîsa Sûriyeya Demokratîk (MSD) Îlham Ehmed, ji zanîngeha Columbiayê Prof. David L. Phillips, analîstê ji Center for a New American Security (CNAS) Nicholas A. Heras û nivîskara pirtûka “Nearamiya Civakî û Baregehên Eskerî yên Emerîkî li Tirkiye û Elmanyayê ji 1945´an ve” Amy Austin Holmes weke qiseker amade bûn. Rojnamevan û analîstê siyasî Mutlu Çiviroglu moderatoriya panelê kir. Li mekanê panelê Press Club a li paytexta DYE´yê, gelek kes û rojnamevan amade bûn.

Destekê bidin projeya me ya siyasî

Hevseroka MSD´ê Ilham Ehmed axaftina destpêkê ya di panelê de kir û got, “Li Sûriyê niha krîzek heye, û ev krîz kûrtir bû. Em projeyeke nû ji bo Sûriyeke nenavendî pêşniyaz dikin û em hez dikin vê projeyê li tevahiya welêt pêk bînin.”

Ilham Ehmed ji bo dewra Tirkiyeyê li Sûriyê eşkere peyivî û got, “Dewleta Tirk li Sûriyê bi roleke gelekî xirab rabû. Li Efrînê wan komkujî kirin. Pirraniya xelkê Efrînê bi darê zorê koçber kirin. Wan çete û malbatên wan anîn Efrînê û demografî guherand. Wan mal û milkê xelkê dizî û dest avêt jinan.”

Îlham Ehmed navê terorîzmê li van kirinên dewleta Tirk kir: “Em dizanin ku ya Tirkiye dike terorîzm bi xwe ye. Îro, ya em dibêjin ew e ku divê ewlekarî û aramiya herêma me bê parastin. Ya ku em dibêjin ev e; me ewlekariya dinyayê parast (li dijî DAIŞ´ê), em xwe ji bo ewlekariya mirovahiyê berpirsiyar dibînin. Pêdiviya me bi alîkariya wan welatan heye ku me ew parastin.”

Ka ev alîkarî wê alîkariyeke çawa be jî, ji van gotinên Îlham Ehmed diyar bû: “Pêdiviya me bi alîkariya ji bo projeya me ya siyasî heye. Divê em di çareseriyeke siyasî de hebin. Destûrnedana beşdarbûna me di pêvajoya Cenevreyê de zexmkirina krîzê ye, zexmkirina şer e.”

Tenê QSD dikare bi DAIŞ´ê

Nicholas A. Heras di panelê de got, “Ya ku li vir em behsa wê dikin tevgerek e ku hewl dide gelêrî be û bersivê bide daxwazên gel. Li ber çavê me, ha vê kêliyê ya ku em dibînin, bi gewdebûna îdeala sivaka demokratîk e.” Li gorî wî, ji bilî QSD´ê jî ti hêza din wê nikaribe li dijî DAIŞ´ê herêmê biparêze: “Ti hêzeke din a cihî û bikêrhatî (ji bilî QSD´ê) nîne ku karibe ji nû ve derketina holê ya DAIŞ´ê asteng bike.”

Amy Austin Holmes jî îşaret bi girîngiya têkbirina daîmî ya DAIŞ´ê kir û got, “Rêya herî muhim a misogerkirina şikandina daîmî ya DAIŞ´ê ew e ku bê misogerkirin ku îdeolojiya tundraw a Îslamî bê têkbirin.”

WASHINGTON

Li Washingtonê projeya Rojava

 

İnsanlığın güvenliği için siyasi çözümde olmalıyız

ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den asker çekme kararının adından Kürtlerle ilişkiler ve Türk devletinin işgal saldırısı yönündeki tehditleri halen tartışma olurken, Suriye Demokratik Meclisi (MSD) Yürütme Konseyi Eşbaşkanı İlham Ehmed’in Washington’daki temasları da sürüyor.

10 günden fazla bir zamandır ABD’li yetkililer, Kongre ve Senato üyeleriyle görüşen Ehmed, önceki gün katıldığı panelde  Türkiye’nin Kuzey Suriye’de tümüyle teröre yöneldiğini, kendilerinin ise insanlığın güvenliğini sağladığını söyledi.

Amerika-Rojava Demokrasi Merkezi’nin (American Rojava Center for Democracy‏) organizesiyle Washington’da ‘DAİŞ’ten sonra Kuzey Suriye’de yol ayrımı adlı bir panel düzenlendi. Gazeteci Mutlu Çiviroğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı panele  Ehmed’in yanı sıra Colombia Üniversitesi’nden Prof. David L. Phillips, Center for a New American Security (CNAS) analisti Nocholas A. Heras ve ‘Social Unrest and American Military Bases in Turkey and Germany since 1945- 1945’ten bu yana Toplumsal İstikrarsızlık ve ABD’nin Almanya ve Türkiye’deki Üsleri’ kurumundan Amy Austin Holmes, konuşmacı olarak katıldı.

İlk sözü alan Ehmed “Suriye’de bir kriz var ve bu kriz daha da derinleşti. Biz merkezi olmayan bir Suriye için yeni bir proje sunuyoruz. Bu projenin tüm ülkede hayata geçmesini istiyoruz” dedi.

‘Siyasi çözümde yerimizi almalıyız’

Türk devletinin Suriye’ye yönelik saldırıları hakkında da MSD Eşbaşkanı İlham Ehmed şunları belirtti: “Türk devleti Suriye’de kötü bir rol oynadı. Efrîn’de katliam yaptı. Efrîn halkının çoğu saldırılar karşısında göç etmek zorunda kaldı. Efrîn’e yerleştirdikleri çete ve ailelerle kentin demografik yapısını değiştirdi. Halkın malını çaldılar, kadınlara tecavüz ettiler. Türk devletinin bu yaptığı terörizmdir. Bugün bizim istediğimiz bölgemizin güvenliği ve istikrarının korunmasıdır. DAİŞ’e karşı biz dünyanın güvenliğini sağladık. Kendimizi insanlığın güvenliği için sorumlu görüyoruz. Koruduğumuz ülkelerin desteğine ihtiyacımız var. Siyasi projemizin geliştirilmesi için desteğe ihtiyacımız var. Siyasi çözümde biz de yerimizi almalıyız. Cenevre görüşmelerine katılımımızın engellenmesi, krizin daha da büyümesi ve savaşın daha da derinleştirilmesi anlamına geliyor.”

Sadece DAİŞ’i QSD yenebilir

Nicholas A. Heras de panelde yaptığı konuşmada “Burada söz konusu olan halkın ihtiyaçlarına cevap olmaya çalışan bir hareket. Demokratik toplum idaali ile hareket ediyor. QSD dışında hiç bir güç bölgeyi DAİŞ’e karşı koruyamaz. QSD’nin dışında DAİŞ’nin tekrar hortlamasını hiç bir güç engelleyemez” dedi.

Amy Austin Holmes de DAİŞ’nin tamamen ortadan kaldırılmasının önemine değindi ve şu ifadeyi kullandı: “DAİŞ’nin tamamen ortadan kaldırılması ancak İslam adına yapılan şiddet iddolojisinin ortadan kaldırılmasıyla mümkündür.”

Öte yandan HDP’nin ABD Temsilcisi Giran Özcan önceki akşam telefonla Medya TV’de Heval Aslan’ın sorularını yanıtladı.

Özcan Ehmed’in temasları ve ABD’deki tartışmalar hakkında şunları söyledi: “İlham Ehmed, temasları kapsamında hem yetkililer, hem de Kongre ve Senato üyeleriyle görüştü. Trump ile kısa bir görüşmesi oldu. Trump’ın Suriye’den asker çekme kararına Kongre ve Sanato üyeleri karşı çıkmıştı. Bu konuda şu anda bir yasa tasarısı var. Kürtlerin askeri olarak korunmasını içeren bir yasa tasarısı sunuldu. İlham Ehmed aynı zamanda buradaki toplum ile de görüşüyor. Geçmişle kıyasladığımızda basının çok büyük ilgisi var. İlham Ehmed’in yürüttüğü temaslar bir şekilde basına da yansıyor. Trump’ın çıkışı her ne kadar hem iktidar hem de farklı çevrelerde bir şaşkınlık yaratsa da bu kararın üzerinden geçen bir buçuk ayda Beyaz Saray dışında Amerika’daki atmosfer, ABD’nin Kürt halkına ihanet etmemesi yönündedir. Bu konuda herkes hem fikirdir. Bu olay Savunma Bakanı Jim Mattis ve bazı yöneticilerin adeta kafasını aldı.”

Trump’ın asker çekme kararının ardından, Türk devleti özellikle Kürtlerin bulunduğu Kuzey Suriye’de ‘güvenli bölge’ adı altında kendi askerleri ve çetelerinin işgal edeceği bir ‘güvenli bölge’ yaratmak istiyor. Erdoğan’ın “güvenli bölge konusunda Amerika ile anlaştık” sözü de Özcan’a soruldu.

Özcan soruyu şu sözlerle yanıtladı: “Şu anda ABD’de hem Türkler hem de Suriye’deki Kürtlerin uzlaştırılması noktasında bir arayış da var. ABD, ilk defa iki taraftan da üzerinde anlaşabilecekleri bir plana imza atmak istiyor. İki tarafı da buna ikna etmeye çalışıyor. James Jeffrey bölgedeydi. Bugünlerde buraya geri dönecek ve bu konuda her hangi bir ilerleme kaydedip, kaydetmediğini buradaki yönetime aktaracak. Suriye Kürtlerinin ve Türk devletinin bunu kabul edip etmeyeceği  burada tartışılıyor. Tabii Kürtler, Türk devletinin denetiminde olan ve Türk askerlerinin içinde olacağı bir tampon bölgeyi kabul etmiyor. Bu onaylanması zor bir plan olarak görülüyor. Ancak yönetim ve Dışişleri Bakanlığı umutlu görünüyor. Kuzey Suriye’de böyle bir anlaşmaya varılabilirse bunun Türkiye ve PKK arasında yeniden bir uzlaşmanın olabileceğini dair umutlu olan bir kesim var. Ancak şimdi bu ne kadar gerçekçi? Mevcut Erdoğan iktidarı bir siyasi parti olan HDP’yi bile bu kadar hedef noktasına getirirken, HDP’yi ‘terörle’ suçladığı bir ortamda bu ne kadar gerçekçi olabilir? Bu da ayrı bir tartışma konusu.”

Pentagon: DAİŞ yeniden dirilebilir

Trump 19 Aralık 2018’de Suriye’den asker çekme kararını gündeme getirdiğinde buna en fazla karşı çıkan ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) olmuştu. Savunma Bakanlığı ana gövdesini YPG/YPJ’nin oluşturduğu QSD güçlerinin gerçekleştirdiği özgürleştirme operasyonlarıyla DAİŞ’in ağır bir yenilgi aldığını ancak asker çekilmesiyle birlikte oluşacak bir boşluk durumunda DAİŞ çetelerinin yeniden canlanacağını belirtiyordu.

Pentagon son olarak önceki gün yeni bir rapor yayınladı. Pengagon raporunda DAİŞ’in 6 ila 12 ay içinde yeniden güçlenebileceği ve sınırlı toprağı yeniden kontrol altına alabileceğini vurguladı. Suriye’de batı ve kuzeyinde otorite boşluğunun yaşandığı bölgelere saklanan DAİŞ’lilerin ABD askerlerinin çekilmesinin ardından yeniden örgütlenebileceği uyarısında bulunuldu. Pentagon raporunda ayrıca Irak ve Suriye’de DAİŞ’in yeniden güçlenmemesi için Sünnilerin sosyo-ekonomik, siyasi ve mezhepsel kaygılarının giderilmesini de önerdi.

HABER MERKEZİ

 

İnsanlığın güvenliği için siyasi çözümde olmalıyız

 

The distant dream of a secure safe zone in northern Syria

On January 13, U.S. President Donald Trump proposed, in an ambiguous tweet, the creation of a 20-mile safe zone in northern Syria.

Almost 10 days later there is still considerable confusion over what exactly it means and how it might be implemented. The Turkish government wants the area cleared of Syrian Kurdish forces, for instance, while Syrian Kurds oppose any Turkish role. And will it be primarily a Turkish venture, or might the United States spearhead its creation?

Ankara’s preferred safe zone is one that is free of the People’s Protection Units (YPG), Syrian Kurdish fighters that make up the bulk of the multi-ethnic Syrian Democratic Forces (SDF) that with U.S. help have largely defeated Islamic State (ISIS) in Syria. The Turkish government says the YPG is as an extension of the Kurdistan Workers’ Party (PKK) that has been fighting for Kurdish self-rule inside Turkey since 1984.

“The leaks about the buffer zone are unworkable,” Aaron Stein, director of the Middle East programme at the Foreign Policy Research Institute, told Ahval News. “This is going to be fraught and tenuous.”

“I have a hard time accepting why the SDF would choose the U.S. proposal over the [Syrian] regime alternative, and how Moscow could then blow all this up,” he said, referring to talks the Syrian Kurds began with Damascus following Trump’s Dec. 19 announcement he was pulling the U.S.’ 2,000 troops from Syria. The Kurds hope that by ceding their border regions with Turkey to Damascus they can prevent President Recep Tayyip Erdoğan’s threatened offensive.

Syrian Kurdish authorities have affirmed they will support the creation of a buffer zone if established and run by the United Nations or the U.S.-led coalition. But UN Secretary General Antonio Guterres said the UN had no plans to participate in the creation of such a safe zone.

The Kurds adamantly oppose any Turkish involvement in the safe zone.

“We really need a safe zone, but without Turkish fingers,” Salih Muslim, former co-leader of the political wing of the YPG, told Kurdistan 24. “We want a safe area with an air embargo. There must be no role for Turkey.”

Any safe zone that is 20-miles deep along the northern Syrian border would include all the major Kurdish cities in Syria.

“The problem with the buffer zone is that there is little information on how the U.S. expects to keep Turkey from attacking and destroying the SDF,” said Nicholas Heras, Middle East Security Fellow at the Center for a New American Security. “This is the heart of the matter because Turkey’s vision for the buffer zone is for the Turkish military to control the major Kurdish population centres in northeast Syria.”

“A large component of the SDF comes from these Kurdish areas, and it is to be expected that the SDF would fight Turkey, rather than be dismantled by it,” he said. “The buffer zone concept was supposed to achieve a deal between Turkey and the SDF that allows for power sharing in northeast Syria, as a way to prevent disastrous conflict between Turkey and the Syrian Kurds. Any plan to allow Turkey to control the Kurdish areas of northeast Syria will force the SDF into conflict with Turkey because the SDF is existentially threatened by Turkey.”

Heras said the SDF was trying to reach an agreement with Russia and Syrian President Bashar Assad to prevent Turkey seizing land in Syria.

Yaşar Yakış, a Turkish former foreign minister, believes the terms buffer/safe zone are vague.

“A safe zone as it is conceived by Turkey is difficult to set up in northeast Syria. Russia, Iran, the U.S. and many members of the international community will have to be persuaded for it,” Yakış said.

He said Turkey had no means of persuading the SDF to peacefully leave the area.

“However, it may dare to achieve it by using its military power, without persuasion,” Yakış suggested. “If Turkey succeeds in persuading the U.S., Washington has the means to force the YPG to establish a safe zone. But if this is going to be a safe zone with international legitimacy, it has to be sanctioned by a U.N. Security Council resolution, which means that the permanent members of the Security Council – Russia, China, France and the UK – also have to be persuaded.”

Turkey fears the creation of a safe zone similar to the one in northern Iraq after the 1991 Gulf War, which led to Iraqi Kurds achieving autonomy, he said.

“This will be considered a nightmare by Turkey, as it is vehemently opposed to the emergence of any type of Kurdish entity in the north of Syria,” Yakış said.

Mutlu Civiroglu, a Syria and Kurdish affairs analyst, said Trump’s tweet suggested a preference for protecting Syrian Kurds before mentioning the 20-mile safe zone.

“It’s not clear what it really means,” he said. “Assuming the buffer zone is something the U.S. is going to initiate to protect Kurds, that would be positive and would be accepted by Kurds and their allies.”

Russia could stymie the creation of such a zone though, Civiroglu said.

“Moscow can certainly undermine not only this safe zone, but also any development in Syria since it has the power,” he said. “Its move will depend on the details. Russia has the power and capability of preventing or shaping the steps taken by Turkey, the Syrian government and any other player.”

Mustafa Gurbuz, a non-resident fellow at the Arab Center in Washington, said the United States had engaged in dual discourse by promising Turkey a safe zone along its southern border on the one hand and promising Syrian Kurds protection from any potential Turkish attack on the other.

“YPG leaders will not retreat in a silent matter,” he said. “The YPG will exploit U.S.-Russia competition to prevent the Turkish safe zone and, in the case of Turkey-Russia agreement, may use its ties with the Assad regime. Thus, it’s a troubling case for Turkey.”

Paul Iddon

https://ahvalnews.com/buffer-zone/distant-dream-secure-safe-zone-northern-syria

GAZETECİ/ANALİST ÇİVİROĞLU YORUMLADI “Erdoğan’ın Bolton’ı Kabul Etmemesi İki Taraf Arasındaki Sorunların Derinliğini Gösteriyor”

Washington’da yaşayan gazeteci/analist Mutlu Çiviroğlu, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton’ın Ankara ziyaretini ve ABD’de Trump’ın çekilme kararı sonrası yaşanan istifaları bianet’e yorumladı.

 

Washington’da yaşayan gazeteci/analist Mutlu Çiviroğlu, Trump’un ABD askerlerini Suriye’den çekme kararının ardından yaşananları, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın İsrail sonrası Türkiye ziyareti öncesi yaptığı açıklamaları yorumladı.

Çiviroğlu, Erdoğan’ın Bolton’ı kabul etmemesi ve Bolton’ın Türkiye’den ayrılması üzerine röportajdan bir gün sonra bize ilettiği ek görüşte ise bunun “ABD-Türkiye arasındaki sorunların derinliğini gösterdiğini” söyledi.

Çiviroğlu, Trump’ın çekilme kararının ABD’nin kutuplaşmış ortamında tüm taraflardan tepki aldığını söylerken, ABD Genelkurmay Başkanı General Joseph Dunford ve Bolton’ın Türkiye ziyaretinde öncelikli olarak Kürtlerin konuşulacağını vurguladı. Çiviroğlu’na göre ABD ile Türkiye arasındaki ilişkiler, görünenden derin sorunlar barındırıyor.

Rusya ise Kürtlerin statüsüyle ilgili Suriye yönetimini ikna etme aşamasında.

Bolton’ın Türkiye ziyaretini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ziyaret öncesi İsrail’de Kürtlerle ilgili uyarıda bulunacağını söyledi. ABD benzeri yönde başka söylemlerde de bulundu, bunlar mı görüşülüyor şu anda?

Bolton’ın Türkiye ziyareti, İsrail’den Türkiye’ye geçmesi önemli. Trump’ın üç hafta önce aniden aldığı Suriye’den çekilme kararının takip edilmesi, görüşülmesi açısından önemli öncelikle.

Çünkü o kararın yankıları hala sürüyor, hem ABD kamuoyunda, hem Trump yönetimi içerisinde, hem kongrede, hem senatoda, think tank’lerde yarattığı tartışma süregeliyor.

Trump’ın Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinde bir bakıma IŞİD ile savaşı Türkiye’ye havale etme niyetiyle bu kararı almış olabileceği ABD basınında sıkça dile getirildi.

Bolton’ın ziyareti bu telefon görüşmesinde tartışılan konuların daha somut bir şekilde tartışılması hem de Türkiye’nin olası rolünün, rolü olursa nasıl olacağının konuşulması bakımından önemli.

“ABD’deki tüm kutuplar çekilme kararını eleştiriyor”

Ama en önemli konu Kürtler’e bakış açısı. Amerikan kamuoyunda çok büyük bir rahatsızlık var. Trump’ın kararının askerlere danışılmadan aldığı, Kürtler’i yüz üstü bıraktığı, Kürtlerin ABD’nin müttefiki olduğu, kimsenin ortaya çıkmadığı bir dönemde IŞİD ile savaştıkları hem Demokratlar hem Cumhuriyetçiler tarafından dile getiriliyor.

ABD gibi kutuplu bir toplumda her iki kesim de bu eleştirileri getiriyor.

Özellikle Trump’a getirilen eleştiri Kürtler üzerinden yoğunlaşmakta. Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio’nun “Bu karar yeni yetişmekte oluşan Kürt gençleri ABD’ye karşı nefretle dolduracaktır. Bizim yaptığımız Kürtler’e ihanettir” gibi bir açıklama yaptı.

Senatör Lindsey Graham’ın başını çektiği grup, Demokratlar da var içinde, genel olarak kamuoyu bu ani çekilme kararının Kürtler’i Erdoğan’a karşı çok savunmasız bırakacağını düşünüyor.

Türkiye’nin operasyonuyla karşı karşıya bırakmanın savunulamaz olduğu düşünülüyor.

Geçenlerde John Kirby (Pentagon Eski Sözcüsü) CNN’e yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Afrin’deki insan hakları ihlallerine vurgu yaparak aynısının olabileceğini ifade etmişti.

ABD’deki bu hassasiyetle ilgili konuşulması, Türkiye’nin Kürtler’e, Kürtler’in kontrolündeki bölgelere karşı herhangi bir operasyon yapmaması gerektiği vurgulanabilir bu buluşmada.

Pompeo da geçenlerde “Kürtlerin katledilmesinin önüne geçilmeli” gibi güçlü bir kelime kullandı. Pompeo ve Bolton hükümet içerisinde İran karşıtı, Türkiye’ye karşı sert tutumları olan isimler.

Bolton’ın asıl amacı Kürtler konusunda ABD’nin hassasiyetini göstermek. ABD hükümetine dayatılan, bu çekilme kararının yaratacağı olası sonuçların iletilmesi konusunda önemli.

Bolton’dan önce de Graham gibi TRump’a yakın isimler bu çekilmenin zamana yayılacağı konusunda ipucu vermekteler.

O nedenle ABD’nin bu konuda ısrarcı olacağını söylemek pek de hayalci olmaz.

“Çekilme konusu bulanık”

Çekilme konusu giderek bulanıklaşmaya başladı, ya da öyle mi yansıtılıyor? Çekilme kararı sonrası inisiyatif Türkiye’ye ne kadar kalır? Bugün Trump’ın “Türkiye bizim kadar olmasa da IŞİD’den nefret ediyor” şeklinde bir başka ‘tuhaf’ açıklaması da oldu?

Çekilme konusu tabii bulanık. Trump kamuoyunda her aklına geleni söylemesiyle tanınan bir başkan. Kendi muhalifleri bunu “Refleksle hareket eden bir başkan” olarak isimlendirip, tepki gösteriyorlar.

Zaten Mattis’in, McGurk ve Sweney’in istifaları bu kararın hükümetin kararı olmadığını, bireysel bir karar olduğunu ortaya koyuyor. Üç haftalık süreç içerisinde bu daha iyi görüldü.

Trump’ın etrafında politikayı belirleyen isimlerin ağırlıklarını koymasıyla beraber Trump da bu noktada sinyaller verdi, “Ben takvim vermemiştim” şeklinde açıklamaları oldu. Yani bu çekilme açıklamasıyla ilgili “damage control” (hasar kontrol) çalışmaları sürmekte ama çekilme Trump’ın seçim kampanyasında da belirttiği bir konuydu. Danışılmadan yapılması tepki yarattı. Ama bu siyasetten dönülüyor, çekilinse bile bazı birliklerin daha uzun süre kalacağı da konuşuluyor. Böyle bir opsiyon muhtemel.

Öte yandan Türkiye’nin Suriye’de IŞİD’e karşı rol oynayacağını, konunun uzmanları dahil hiç kimse anlayabilmiş değil. Çünkü IŞİD’in şu anda bulunduğu nokta ile Türkiye arasındaki sınır yüzlerce kilometre.

“IŞİD ile mücadelenin Türkiye’ye bırakılması gerçekçi değil”

Buradan geçmesi için Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrol ettiği yerlerden geçmesi lazım ki bu ne pratik ne de gerçekçi.

Ayrıca zaten YPG’nin başını çektiği SDG, IŞİD’e karşı çok yoğun bir savaş sürdürmekte. En son Cumartesi günkü çatışmada iki İngiliz askeri yaralandı. Yani İngiliz askeri ve SDG yan yana savaşıyor IŞİD’e karşı, bu da önemli bir ayrıntı.

Yani böyle bir şey varken Türkiye’nin IŞİD’e karşı rol almasını beklemek gerçekçi değil, zaten Washington’da da bunun pek karşılığı yok. ABD basınında da birkaç gündür Türkiye’nin maddi ve manevi taleplerle böyle bir hava yaratması eleştiriliyor.

“Kürtlerin talepleri rol sahibi olmak”

Kürtler ve Esad’ın yaz aylarından beri gündeme gelen anlaşma iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bölgede kartlar yeniden karılıyor klişesi şu an için geçerli mi?

Kürtler Suriye’nin bir parçasılar, Suriye’deki en büyük etnik azınlıklar. Suriye’nin en güçsüz olduğu zamanda bile hiç Suriye’yi terk etmeyi düşünmediler.

Kendi projeleri hep Suriye dahilinde kendi federasyonlarının olması, yani yerel yönetimlerinin güçlendirilmesi. Şam’daki demir yumruğun kaldırılması, insanların kendi kimliği, kendi renkleriyle yaşamasına izin verilmesi.

O nedenle de mümkün olduğu kadar Suriye hükümetiyle çatışmadan çekinildi, yeri geldi Halep gibi bazı bölgelerde destek de sunuldu.

Gelinen noktada Suriye hükümeti, Suriye’nin meşru yönetimi, o sebeple Kürtler her zaman Suriye hükümetiyle anlaşmadan yana, ama benim Rojava’daki siyasiler, askeri temsilciler ve sıradan insanlarla yaptığım görüşmelerde rejimden bir değişim beklendiği, rejimin Kürtler’in Suriye’nin toprak bütünlüğüne katkılarının takdir edilmesi gerektiği, IŞİD, El Nusra ve benzeri cihatçı örgütlere karşı savaşının görülmesi, Kürtler ve müttefiklerinin taleplerine saygı gösterilmesi, yerine getirilmesi gibi talepler var.

Ancak hükümette geçen sekiz yıllık savaşa, yıkıma rağmen fazla olumlu değişiklik görülmüyor. Kürtlerin istemlerine olumlu yaklaşılmamakla birlikte sert tepkiler veriliyor.

Kürtlerin istediği Suriye’nin geleceğinde rol sahibi olmak. Malumunuz Kürtler onlarca yıldır ülkenin en büyük azınlığı olarak her türlü haktan mahrum olarak yaşadılar.

Kürtler artık bunu kabul etmek istemiyor, bunun böyle olmaması gerektiğini söylüyor. Kürtlerin on bine yakın kadın ve erkek kayıpları var, özellikle bu cihatçılara karşı.

Kürtlerin istediği kendi dillerinin, varlıklarının anayasal güvence altına alınması, kendi bölgelerini kendilerinin yönetmesi. Kürtlerin, Süryanilerin, bölgedeki Arapların, Ezidi Kürtlerin istemi bu.

“Rusya Suriye yönetimini ikna ediyor”

Eğer Suriye hükümeti biraz geçmişten ders çıkarırsa, Suriye’nin çok renkli, kültürlü yapısına bağlı olarak Kürtlerin isteklerine önem verirse sorunlar çözülmeyecek gibi değil. Benim gördüğüm hükümet bugüne kadar buna yanaşmamaktaydı. Ama son dönemlerde bu tür görüşmeler devam ediyor.

Rusya’nın da ara bulucu olduğu konusunda görüşler var. Rusya’nın kendisi de federasyon yönetimi. Suriye yönetimini ikna etmeye yakın olduğu yorumları yapılmakta. O nedenle Kürtler ve Esad’ın oturup konuşması sürpriz değil. Bu da olumlu bir şey. Suriye sekiz yıldan beri çok büyük bir yıkım yaşadı. Binlerce insan öldü, milyonlarcası evinden barkından oldu.

“ABD-Türkiye ilişkileri iyileşmedi”

Brunson krizinin ardından yaşanan iki ülke açısından tamamen ‘iyileşen’ ilişkiler dönemi mi, bu İran ile ne kadar bağlantılı?

Tamamen iyileşen ilişkiler olduğuna katılmıyorum. Amerika ve Türkiye arasında çok ciddi sorunlar var. Bu sorunlar da kolay kolay çözülecek sorunlar değil. Çünkü ciddi.

İran bunun sadece bir bağlamı. Kürtler konusu, Suriye konusu, İran, Halkbank, S-400 füzeleri, pek çok sorun var. Bu kolay kolay çözülmez ama Trump’ın Brunson’dan sonra baskıyı hafiflettiği görülüyor.

Bu çekilme konusunda Trump’ın Erdoğan ile yaptığı konuşma sonrası ABD medyası bu konuda hem fikir. ABD kamuoyu da çekilme kararında Erdoğan’ın rolü olduğuna inanıyor. Ama öte yandan Bolton’ın Türkiye’ye olumsuz bir bakış açısı da, Pompeo’nun bakan olmadan önce yaptığı açıklamalar da biliniyor.

Hükümet içerisinde Trump gibi düşünmeyen insanlar olduğu da biliniyor. Türkiye’nin cihatçılara karşı yeterince çaba göstermediği, Türkiye’nin Kürtlere karşı sert politikalar yürüttüğü, şu anda da asıl amacının IŞİD ile savaş olmadığı, Kürtler’i ezmek olduğu dile getiriliyor. Böyle bakıldığında temiz bir sayfa açılmış değil.

İran önemli, Bolton ve Pompeo’nun başını çektiği grup İran’a politikaların sertleşmesi gerektiğine inanıyorlar. Türkiye’nin de İran ilişkileri biliniyor. Orta vadede ben ilişkilerin iyi olacağı ya da şu anda iyileştiği fikrine katılmıyorum. (PT)

http://bianet.org/bianet/siyaset/204231-erdogan-in-bolton-i-kabul-etmemesi-iki-taraf-arasindaki-sorunlarin-derinligini-gosteriyor

Trump says he discussed ‘highly coordinated’ Syria pullout with Erdogan

French President Emmanuel Macron says, “I deeply regret the decision” by Trump to pull troops from Syria
Turkey’s President Recep Tayyip Erdogan, left, with US President Donald Trump at G20 summit in Buenos Aires, Argentina, on 1 December (AFP)

 

Donald Trump said on Sunday he had discussed Syria and “the slow & highly coordinated pullout of U.S. troops from the area” in a phone call with Turkish President Recep Tayyip Erdogan.

The US president tweeted that the two leaders had “a long and productive call,” and also discussed the Islamic State (IS) group and “heavily expanded trade,” AFP reported.

Trump shocked US allies on Friday when he announced plans to pull the 2,000 US troops out of Syria, where they have been helping coordinate a multinational fight against IS. On Sunday, a US military spokesperson said the order for their withdrawal had been signed, without providing further details.

French President Emmanuel Macron criticised Trump’s decision, saying “an ally must be reliable”. In a sign of the growing diplomatic rift between the two leaders, Macron said: “I deeply regret the decision” by Trump to pull out US troops.

Still, the move was lauded by Turkey.

The decision followed an earlier Trump phone call with Erdogan, who has been pressing for a US withdrawal.

The Turkish presidency said in a statement: “The two leaders agreed to ensure coordination between their countries’ military, diplomatic and other officials to avoid a power vacuum which could result following any abuse of the withdrawal and transition phase in Syria.”

Erdogan had said on Friday that Turkey would take over the fight against IS in Syria as the US withdraws.

An American pullout would also allow Turkish troops to move against the hardened Kurdish fighters in Syria deemed terrorists by the Ankara government – but who have strongly supported US efforts there.

A US withdrawal, said Mutlu Civiroglu, a Kurdish affairs analyst, “will open way for Turkey to start its operations against the Kurds, and a bloody war will begin”.

Trump’s sudden decision sparked turmoil in his administration, prompting the resignation of Defense Secretary Jim Mattis, to be effective on 28 February, as well as of Brett McGurk, the special envoy to the anti-IS coalition.

In announcing his resignation, Mattis distributed a candid resignation letter addressed to Trump that laid bare the growing divide between them, and implicitly criticized Trump for failing to value America’s closest allies, who fought alongside the United States in both conflicts. Mattis said that Trump deserved to have a defense secretary more aligned with his views, Reuters reported.

Trump on Sunday said he would be replacing Mattis two months earlier than specified in his resignation, a move officials said was driven by Trump’s anger at Mattis’s resignation letter and its rebuke of his foreign policy, Reuters reported.

Several US politicians of both parties rejected Trump’s claim that the forces of IS had been defeated, and many in the US military expressed alarm and dismay at the thought of suddenly abandoning their Kurdish allies.

Criticism continued on Sunday television news shows, according to the Wall Street Journal:

“I am deeply, deeply concerned and I oppose strongly the president’s decision apparently to withdraw troops from Syria,” Representative Liz Cheney, a Republican from Wyoming, said on CBS, also mentioning Trump’s plans to remove about half the US troops in Afghanistan.

“These two decisions would be disastrous,” Cheney said. “They would really, in many ways, hand the victories to our enemies to Iran, to ISIS in Syria, the Taliban, al Qaeda in Afghanistan.”

Incoming White House chief of staff Mick Mulvaney countered on Fox News that the president had long made his intentions clear. “We recognize the fact that this is unpopular within the beltway,” he said. “We recognize this fact it’s unpopular within the Defense Department. It’s very popular with ordinary American people.”

https://www.middleeasteye.net/news/trump-says-he-discussed-highly-coordinated-syria-pullout-erdogan

 

Senior U.S. diplomat visits Kurdish journalist injured by Turkish gunfire

Senior U.S. diplomat William Roebuck on Saturday visited a Kurdish journalist in hospital in northern Syria’s Manbij where she is recovering from being shot by Turkish forces, Rudaw reported.

Two journalist, two members of Syrian Kurdish forces and a civilian, were reportedly lost their lives this week due to the shelling from the Turkish side targeting Kurdish-held northern Syrian territory, media reports.

“I wish you a quick recovery. You’re a brave woman,” Ambassador Roebuck told Gulistan Mohammed, in comments published by the Manbij Military Council.

 

The U.S. envoy Roebuck, an advisor to Brett McGurk who deals with Syria policy from the U.S. State Department and helps coordinate stabilisation efforts in Syria, stressed the important role that journalists and the media play in stability and security which was very important for the United States. Roebuck will meet with the Manbij civil administration before leaving.

The 20-year-old Mohammed was one of two journalists working for local media ANHA news who were injured in Turkish fire on Friday morning. She was shot in the face. In critical condition, she was transferred to Manbij for surgery and is now in intensive care, according to ANHA.

The other journalist, Ibrahim Ahmed Marto,19, was wounded in hand by a bullet. He was treated at Gire Spi General Hospital.

The two were covering Turkish attacks on villages and Kurdish forces in the Kobane and Gire Spi (Tal Abyad) area. ANHA said Turkish snipers deliberately targeted them.

The shelling by Turkey started last week and targeted areas held by the People’s Protection Units (YPG) which forms the backbone of the U.S. backed Syrian Democratic Forces in the battle against the Islamic State. However, Ankara considers the YPG as an extension of its own insurgent group Kurdistan Worker’s Party which took guns against the Turkish government in 1984. Both are seen as terrorist organisations by Turkey.

Turkey and the United States began joint patrols in neutral zones near Manbij on Friday. Ankara has threatened the YPG with military operations against them in Manbij and eastward. But Washington said that Turkish forces will not enter Manbij city, and the joint patrols are only to complement local security.

https://ahvalnews.com/turkey-ypg/senior-us-diplomat-visits-kurdish-journalist-injured-turkish-gunfire

YPJ Commander Engizek Khalil: In Raqqa We are Fighting for the Honor of all Women

YPJ Commander Engizek Khalil

YPJ Commander Engizek Khalil

Along with the People’s Protection Units (YPG), the female fighters of the Women’s Protection Units have joined the Raqqa operation and are fighting on the front-line in order to rescue the women taken by ISIS. Pointing out that ISIS are still selling women like goods on the market, Engizek Khalil, one of the Women’s Protection Units’ commanders, said,

‘It’s not only Kurdish and Ezidi women they are fighting for, but for the honour of all the women of the world.’

Responding to claims that civilians have been wounded in the operation, Khalil replied,

‘We are not going into Raqqa to hurt civilians. We are there to save them from persecution’

***

Mutlu Civiroglu @mutludc

***

First of all I want to say thanks to you, Khalil, for making time for us in the middle of the battle in Raqqa. The operation inside the city of Raqqa has been going on for about a month now – what’s the situation on the front right now?

Engizek Khalil: The People’s Protection Units (YPG), Women’s Protection Units (YPJ), Syrian Democratic Forces (SDF) and some groups of the Free Syrian Army (FSA) have been engaged in the joint Raqqa operation for a month now. The liberation of Raqqa has a very special meaning for women, because it’s in this city, which ISIS have declared as their capital, that they are trading women and selling them like goods. I can say that at the moment almost half of Raqqa has been liberated as a result of our operation. Our morale is really high, despite the fact that our progress has been equalled by difficulties.

What kind of difficulties?

Engizek Khalil: One of the difficulties is that ISIS have left bombs with drones. Inside the city, there are a lot of vehicles packed with bombs and ready to be exploded. The streets are full of tunnels so that they can come up from behind and attack. As well as that, mines have been laid at nearly every house in Raqqa. It takes times to deal with these things and advance. Whenever ISIS are forced to leave a city, they decimate it. That’s pretty much the situation here.

Human rights groups say that large numbers of civilians are being killed during the operations. General Stephan Townsend, one of the commanders of the coalition against ISIS, said that every care is being taken to protect civilians during the operations. How do you try to protect civilians?

Engizek Khalil: In a war environment, unfortunately there is a possibility that civilians will be killed. But we do everything we can to protect them. When we reach civilians inside Raqqa, we immediately remove them to safe areas. ISIS are using civilians as a human shield in order to prevent our advance. A lot of our colleagues have been wounded when trying to protect civilians. If you can’t protect civilians, there’s no point in going into the city. We are not going into Raqqa to hurt civilians. We are going to save them from persecution. It’s not true that large numbers of civilians have been killed during the operations. The coalition is making a huge effort to protect civilians from harm.

You said that the liberation of Raqqa has a special meaning for women. The women fighting in Raqqa are much talked about around the world. As a female commander, how do you feel to be fighting against ISIS in a city where women have been subjected to such horrific abuse?

Engizek Khalil: The women taken from Shingal as slaves were sold in Raqqa like goods. During the operations, we’ve rescued a lot of Ezidi women from ISIS and reunited them with their families. This gives a very special feeling of vengeance. This vengeance is for all the women of the world, not just Kurdish and Ezidi women; because all over the world women are victims of slavery. In the Women’s Protection Units, we are women from different ethnicities, including Kurds, Arabs and Assyrians, and we want to show that women can fight for freedom everywhere and in every way. When we’re fighting against ISIS, we always advance to the sound of our ululations and it terrifies the ISIS fighters.

According to the media, a group of Ezidi women came to Raqqa from Shingal [Sinjar] to fight against ISIS. Can you say something about them?

yjs

Engizek Khalil: The support of our female comrades from Shingal has been a great morale booster. These women have taken up positions in the front-line against ISIS. They say they will stay fighting in Raqqa until they have achieved retribution for all the Ezidi women. As members of the Women’s Protection Units, we all stand together in the fight against ISIS.

When ISIS surrounded Kobane, it terrified the whole world. But they were defeated in Kobane and from then on they lost their momentum. Now you are advancing right in the heart of ISIS and have rescued half the city. So what will bring the end of ISIS and what shape will the struggle of the YPJ take after this?

Engizek Khalil: Along with some of the countries that are working with them, ISIS surrounded Kobane with the aim of finishing off the Kurds. It’s not wrong to say that Kobane had a braking effect on ISIS. There were only two streets in Kobane that didn’t fall. Through the struggle of our comrades like Arin Mirxan, who we will never forget, a brake was put on ISIS. We’ll fight against ISIS anywhere in the world we need to, not just in Kobane. Two years ago, the Women’s Protection Units were fighting against ISIS in Kobane and today we are fighting in Raqqa. The wave of fear that ISIS spread has been halted and now everyone can see that.

 

*Translated into English by Paula Darwish http://countryandeastern.net/

 

 

Solidarity Event with Displaced Ezidi People *

Saturday, September 13, 2014

1pm until 5pm

Address: DHARA Community House, 6000 Wilson Blvd, Arlington, VA 22205

Ezidi refugees entering into Rojava, Kurdish controlled Syria (Photo: Delil Suleiman)

In solidarity with the displaced Ezidi victims of Shengal (Sinjar) and its surroundings, the American Ezidi Center in Washington DC and Virginia accordingly invites you to gather in a charitable event supporting these helpless victims.

As a non-profit organization working towards the Ezidi cause, The American Ezidi Center predominantly stresses the right to religious freedoms. Aiming to build bridges of understanding between the Ezidi communities and others, we promote awareness to increase tolerance, particularly, in times of great tragedy and crisis.

Ezidi refugees entering into Rojava, Kurdish controlled Syria (Photo: Delil Suleiman)

In view of the recent incidents taken place in the Kurdish region of Shingal towards the Ezidis, the American Ezidi Center aims to raise awareness in pursuit of constructing support to aid and assist not only the persecuted Ezidis but other persecuted religious minorities as well.

Ezidi refugees entering into Rojava, Kurdish controlled Syria (Photo: Delil Suleiman)

Given the magnitude of this catastrophic tragedy, we hope to shed light on this tragedy through knowledge.

Please join us in unity to spread awareness and support.

Sincerely,

American Ezidi Center
contact@ezidi.org
www.ezidi.org
Twitter: @centerezidi

* Press Release sent by the American Ezidi Center

Gazeteci Ahmed Şengalî ile Şengal’deki Durum Üzerine

Ahmed_Shengali_111

Gazeteci Ahmed Şengalî

Kendisi de Şengalli Ezidi bir Kürt olan, bölgenin tanınmış gazetecilerinden biri olan Ahmed Şengalî, 3 Ağustos felaketinın ardından tekrar bölgeye gidip katiam sonrası durumu inceledi.

Biz de kendisiyle detalı bir röportaj yapıp, izlenimlerini öğrenmeye çalştık.

 ***

10497877_548147265312060_5102211178604284479_o

Sayın Şengalî, Şengal’de yaşananları gözlemlemek için kaç gündür o bölgede dolaşıyorsunuz. IŞİD’in gerçekleştirmiş olduğu Ezidi katliamından neler aktaracaksın bize?

Şengal’in IŞİD üyeleri tarafından talan edilmesinin 20 gün ardından Şengal’e dönünce gerçek yürek burkan içler acısı bir tablo ile karşılaştım. Binlerce otomobil öyle terkedilmiş şekilde bırakılmıştı. Çoğu yolda tükenmiş, bozulmuş arabalardı bunlar. Sadece otomobillerin haline bakıp insanların nasıl bir şekilde kaçtığını anlamak mümkündü. Yine aynı şekilde tarlalar üzerinde binlerce ölü hayvan vardı. Topraktan keskin bir ölüm, kan ve korku kokusu geliyordu. Dükkanlar, evler, her yer talan edilmiş, yakılmış yıkılmıştı. Bunları kendi gözlerimle gördüm. Kurtarılan bazı köyler de şimdi YPG savaşçıları ve 3 Ağustos’ta Şengal halkının başına gelen ihanet olayından sonra oluşturdukları kendi birlikleri Hêzên Parastina Şengal (HPŞ) yani Şengal Koruma Güçleri’nin elinde. Zaten Şengal hazır bir sofra gibi IŞİD’in eline teslim edilmişti. Bu kabul edilemez bir durum. Belki Şengal ahım şahım bir yer değildi ama bizler mutluyduk orda yaşamaktan. Şimdi ise her şey değişti, kara bulutlar doluştu Şengal’in üzerine.

10575270_548621251931328_1022336326436092651_o

Bazı köylerin YPG ve HPŞ tarafından kurtarıldığını söylediniz. Bunlar hangi köyler, biraz bahsedebilir misiniz?

Kurtarılan bu köyler daha çok Sengal Dağı’nın kuzey tarafındaki Sinûn kasabasına bağlı köyler. Sinûn kasabasın gerçekten çok büyük bir yerdi. 200 binden fazla kişi o nahiyede yaşıyordu. Bu bölgede kurtarılan köyler de Zorava, Guhbel, Gurik, Dohla, Dugirê. Yaklaşık 100 bin kişi bu köylerde yaşıyorlardı. Kurtarılamayan yerler ise Sinûn kasaba merkezi Xanesor köyü ki bu ikisi halen IŞİD’in elindeler. Bu iki yerleşim yeri çok büyük bir talan gerçekleştirilmiş. Sinûn ve Xanesor evlerin yapısından tutun da ekonomisine kadar her şeyiyle gelişmiş yerler. O nedenle de IŞİD buraları ele geçirdi ve halen de merkez olarak kullanıyor. Şengal Dağı’nın güneyine düşen yerlerde, Şengal ilçe merkezinde, Qêrewan nahiyesinde ve Girezêra nahiyesi halen IŞİD’in elinde. Şimdiye kadar sadece dağın eteğine düşen yerler Şengal Koruma Güçleri ve YPG tarafından alınmış durumda. Şengal’in güneyine düşen hiçbir köy henüz kurtarılabilmiş değil ne yazık ki.

10562607_548621435264643_5116432298061064923_o

Peki, Şengal şehrî ne olacak? YPG ve HPŞ’nin şehri kurtaracağına dair bir umudunuz var mı, ya da IŞİD’in bölgeden çekileceğine dair bir sinyal görüyor musunuz?

Açıkçası eğer durum böyle devam ederse Şengal’in hemen kurtarılabileceğini düşünmüyorum. Kürt güçleri eğer birleşip hareket ederlerse, yani Peşmergeler, HPG ve YPG eğer birlikte hareket ederlerse kurtarabilirler. Fakat ben sadece siyasi tartışmaları görüyorum. Çekildiği günden bu yana da Peşmerge en ufak bir şekilde uğraşmış bile değil Şengal’in kurtarılması için. Bazen değişik televizyonlarda sanki kurtarma çabası varmış gibi göstermeye çalışıyorlar. Fakat herhangi bir hazırlık ya da çaba kesinlikle yok. Kimsenin Şengal’den bahsettiği yok! Çünkü Şengal teslim edildiği gibi unutuldu.

Birkaç dolar para verip, maaş bağlayıp Şengal halkını, Ezidi halkından bazılarının kendi yanlarına çekmeye, halka karşı ihanete teşvik ediyorlar; halkın iradesine karşı durmaya, inançlarını yok saymaya zorluyorlar. Büyük bir ihanet ile Şengal’i IŞİD’e teslim ettiler. Şimdi de yeniden boyayıp süsleyip, kendilerini yeniden şirin göstermeye, 3 Ağustos’u unutturmaya çalışıyorlar.

Binlerce insanın namusu, şerefi, onuru ve dini ayaklar altına alındı. 3 Ağustos asla unutulmaz. Halkımızın şerefi ve namusu şimdi Katar ve Suudi Arabistanlarda satılıyor. 2700 kadınımız IŞİD’in elinde! Şimdi Şengal’i altından da yeniden yapıp verseler benim gözümde kaçırılan bir kadının namusunu geri getirmiyor.

Açlıktan, susuzluktan ve saldırılılarda ölen insanlarımızın sayısı belli bile değil. Kim kendini şirin göstermeye çalışıyor için hiç önemi yok. Kimse şimdiye kadar bir adım atmamış. Sadece YPG ve HPG güçleri Şengal için bir şeyler yaptılar ve yaptıkları devrim ile Şengal’i taçlandırdılar. YPG bize yol açmak için de onlarca şehit verdi. Ezidiler var oldukça kendilerine her zaman minnettar kalacaklardır.

10572121_548147158645404_5320251021624969322_o

Qasim Şeşo’nun açıklamasında YPG’ye yönelik bazı eleştiriler vardı. Bu olayın aslı nedir?

Evet, Ezidi güçlerinin liderliğini yapan Qasim Şeşo’nun bazı açıklamaları oldu. Gerçekten bir iş yaptığınızda hata da yapabilirsiniz. Fakat bir iş yapmadığınızda, evinizde oturduğunuzda hata falan da yapmazsınız. YPG o ilçeleri kurtardı. Askeri sistemde, Amerikalıların, Britanyalıların, Sovyetlerin sisteminde, yani bütün dünya sisteminde bir yeri kurtardıkları gibi hemen oraya bayraklarını dikme geleneği var. IŞİD de bir yeri işgal ettiğinde hemen o kara bayrağını dikiyor. HPG, YPG ya da Peşmerge onlar da IŞİD’den geri aldıkları zaman bir yere bayraklarını dikiyorlar.

Gördüğüm kadarıyla bir anlaşmazlık söz konusu idi, Ezidiler için kutsal sayılan Şerfeddin Mezarlığına YPG’nin bayrak dikmesi konusunda. Bu anlaşmazlık da halledildi. Qasim Şeşo YPG’ye bayrağı kaldırması gerektiğini söyledi çünkü farklı partilerden, farkı inançlardan insanlar HPŞ olarak oradaydı. Amaç ayaklar altına alınan Ezidi dinini kurtarmak ve halkın öcünü almaktı. O nedenle herhangi bir partinin bayrağının asılması doğru olmazdı. Ben YPG’nin bayrak asmasını doğru bulmadığım gibi, Qasim Şeşo’nun da YPG’ye karşı bu kadar sertçe açıklama yapmasını doğru bulmadım. YSanırım bir yanlış anlaşılma oldu ve bu sorun giderildi. 

Şengal halkı olarak birçok zorluk yaşıyoruz. Örneğin ben Rojava’daki halkımızın durumunu görmek için oraya gitmiştim. Gazeteci olmama rağmen arak dönüşte peşmergeler tarafında sorguya çekildim. Ne getirdin, niye kamera götürdün gibisinden bir sürü şey soruldu! Demek istediğim böyle sorunlar yaşanıyor ama bunlar geçici şeyler. Basının da bu tür şeyleri büyütüp, tahrik etmemesi lazım.

Daha önemli sorunlar var. Şengal halen bu felaket altında. Madem Kürdistan Bölgesi olarak Şengal’i kurtarmaya gidemiyorlarsa, bari halka güçlük çıkarmasınlar, kurtarmaya gidenlere de engel olmasınlar. Madem Kürdistan Bölgesi altıda hareket ettiğini söyleyen PDK, YNK, Goran, Yekgirtu ve Komela’nın terk ettikleri Şengal’i kurtarmaya niyetleri yok, bari Ezidi güçleri ve YPG’nin önünü kesmek için problem çıkarmasınlar. Çünkü sadece YPG ve HPŞ Şengal için büyük bir öneme sahipler.

10562494_548137588646361_6552500765733403276_o

2700 Ezidi kızından bahsettiğiniz. Onların akıbeti ne olacak, onlara ulaşan bir akrabaları var mı? Rakka’da ve Musul’da satılan bu insanlara ulaşabilen var mı?

Bazı yerler ile gizli bir şekilde ilişki kurabildik. Bu kadınlar ev hapsinde tutuluyorlar. IŞİD ile çalışan insanlar da hep aynı türden insanlar değiller, kimi Nakşibendi bunlardan, her biri farklı bir gruptan. Kimi para için katılmış, kimi mal mülk edinmek için. Aralarında bazı iyi insanlar olabilir bu kızların aileleriyle konuşmasına izin veren. Yine bazen de bilerek aileleriyle konuşmalarını izin veriyorlar ki kızlarına ulaşmaya çalışan ailelere tuzağa düşürüp, onları da öldürüorlar. Ben kendim de biliyorum, 1000 dolara satıyorlar Ezidi kızlarını. İnsanın vicdanı bir Ezidi kızının bu şekilde satılmasını nasıl kabul edebilir? Sadece Rakka, Musul ve Bağdat’ta değil birçok yerde satılıyorlar. Bir Ezidi kadını satın alıp, onu Müslüman yaparak cennete gitmeyi düşünen bir sürü insan var. Bazı fikirler dolaşıyor etrafta kadınlarımızı kendi paramızla satın alalım, bu şekilde ölümden kurtaralım diyenler var. Fakat bu tür girişimler de henüz iyi bir sonuç vermedi.

Sayının 2700’den kesinlikle fazla olduğunu biliyoruz. Bunu dillendirmekten, yani kadınların IŞİD’in eline geçtiğini söylemekten çekinen birçok aile var. Bunu kendileri için büyük bir ayıp olarak gören çok insan var. Ben şahsen, kurtarılan bu kadınlardan birini, eğer o da razıysa eşim olarak kabul etmeye hazır ilk kişiyim. Bu şekilde bu kadınların namuslarının kirletildiği söylemini önlemiş oluruz. Kaçırılanlar bizim insanlarımız, bizim bacılarımız. Bu kaçırılan insanların onuru tüm Ezidilerin ve tüm Kürtlerin onurudur, bunun iyi görülmesi lazım.

Ezidi_Delil_Suleyman_1

Birçok Ezidi, kirveleri saydıkları Arapların da onlara karşı gerçekleştirilen saldırılarda yer aldıklarını söylüyorlar. Bu konudaki fikirlerini ve gözlemlerini aktarır mısınız bize?

Biz Şengallilerin eski bir sözü der ki “Arapsa selam bile verme”. Evet, çevremizdeki Araplar birçok saldırı, kaçırma ve talan olayında yer aldılar. Burasi hiç şüphe götürmez. Ama benim asıl değinmek istediğim Müslüman Kürtlerin bizlere yaptıkları!   Müslüman Kürtler de Araplar ve IŞİD gibi bize saldırdılar. Düne kadar Ezidilerin ekmeğini yiyen bazı Müslüman Kürtler çok kötülük ettiler Ezidilere karşı. Onlar IŞİD ile ev ev dolaşıp kim Ezidi Kürt, kim Şii Kürt, kim hangi parti üyesi, kim ne iş yapar tek tek IŞİD’e anlattılar. Bütün insanları tek tek fişlediler bu şekilde.

İlginç bir şeyden bahsediyorsunuz, bu medyada pek bilinen bir şey değil. Yani IŞİD’de yer alana bazı Kürtlerin herkesi fişlediğini söylüyorsunuz, doğru mu?

Evet yapıyorlardı, bu gizli saklı bir şey değil. Bütün görüşmelerde söylüyorum, bazı Müslüman Kürtler büyük bir talanın asıl unsurlarından biri oldular. Bunu söylerken bütün Müslüman Kürtlerden bahsetmiyorum tabi ki. Bazı Müslüman Kürtler vardı ki kaçırılan kadınlarımızı kurtardılar. Fakat üzülerek söyleyeyim ki IŞİD’e çalışan bu Müslüman Kürtlerin bizlere karşı katliamda oynadıkları rol çok önemli.

10506610_548137585313028_4155907605843243224_o

Kim bu insanlar, hangi köyden, hangi aşirettenler?

Köylerin de aşiretlerin de ismi zamana kalsın. Şengalliler onların kim olduklarını çok iyi biliyorlar.

Şengal Kürtleri bunlar, öyle mi?

Evet, Şengal Kürtleri. Bunlar Ezidilerin yemeklerini yiyen, güzel zamanlarında yanında olan insanlar, hepsi Ezidilerin komşuları idi. İyisiyle kötüsüyle ortak bir yaşamları varken, Ezidilere böyle yaptılar.

Şu konuya da dikkat çekmek istiyorum. Bizim Kürt partileri de çevredeki Araplara çok değer verirlerdi. Araplara bizlerden ve Ezidi büyüklerden daha fazla kıymetleri bilinirdi Kürt yetkililer tarafından. Şengal’deki Kürt yöneticiler emniyet bahanesiyle biz Ezidilere ayırımcılık yapıyor, evimizi başka bir yere taşımamıza ve işyeri açmamıza bile izin vermezlerdi. Hani emniyet? Şengal’de 18 bin peşmerge vardı, bir teki bir tek fişek patlattı mı? Dünya tarihinde bunun bir başka örneği var mı? 18 bin peşmergenin bir bölgeyi tek bir şehit vermeden bırakması görülmüş bir şey mi? Bizi böyle ortada bıraktılar, şeref ve namusumuzu sattılar. Sözde bizim arkamızdalardı ve ölümüne bizimleydiler.

10570548_772486052793314_781506317936471828_n

Bu kadar büyük bir peşmerge gücü neden bu şekilde çekildi peki? IŞİD için çok az bir sayıdan bahsediyorlar. 18 bin peşmerge nasıl oldu da oradan ayrılıp o insanları terk etti? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nasıl değerlendireyim, neyi değerlendireyim ki? Mallarını mülklerini, varlarını yoklarını terk edip her bir tarafa dağılan insanlarımız var. Öldürülen insanlarımız, susuzluktan ölen çocuklarımız. Neden çekildiler o peşmergeler? Neden çekildikleri çok açık. Ben burada bir şey söylemek istemiyorum. Bunu Peşmerge Bakanlığı’na sorabilirsiniz neden bu şekilde halkı bırakıp, kaçtılar diye.

Kurtarılan bazı yerlerin adlarını söylediniz. Oralardan ayrılan Ezidilerin oraya dönme gibi bir ihtimalleri var mı? Güvenlik açısından bunun altyapısı hazır mı?

Hayır yollar kapalı, oralar kurtarılmış fakat ana yollar kapalı. Oraya dönseler bile açlıktan ölürler. Kürdistan Hükümeti bize Sêmalka üzerinden gıda yardımı ulaşmasına izin vermiyor. Musul ve Rabia’daki ve diğer yollar IŞİD’in elinde. Halk ne yiyecek, ne içecek, nasıl? Şengal tamamen kurtarılsa da buradan ayrılan insanların yarısı dönmez artık, hatta yarıdan da fazlası. Konuştuğum insanlar kadınlarına tecavüz edilmiş, analarımızın, babalarımızın öldürüldüğü yerlere nasıl geri dönelim diyorlar haklı olarak. Gerçekten de yüzlerce gencin öldürüldüğü bir köye nasıl dönsünler? Hem kim bizi koruyacak? Kim var arkamızda? Zaten kendimizi korumamıza da izin vermiyorlar.

10647215_685356261547603_2362557072868476148_n

Son olarak Rojava’da Newroz Kampı’nda bulunan Ezidileri ve yine aynı şekilde Duhok, Zaxo ve diğer bölgelerine yerleşen Ezidileri sormak istiyorum. Onlara yeterli hizmet sunuluyor mu, durumları nedir?

 Newroz Kampı’nı kendi gözlerimle gördüm. Suriye’deki savaştan dolayı Rojava’da büyük bir ekonomik kriz olmasına rağmen hem yiyecek, içecek bakımından, hem de diğer ihtiyaçlar bakımından Newroz Kampı dört dörtlük bir kamp.

Kürdistan Bölgesi’ne de çok fazla kişi gitti, gerçekten insanlarımız çok zor durumdalar. Çocukların ölüm riski var, hastalık geçiriyorlar sürekli. Kürdistan Hükümeti bu insanların sorunları için çözüm için henüz yeterli bir rol oynamadı. Birçok insan inşaatlarda, köprü altlarında yaşıyor. Gerçekten çok büyük problemler var, kış kapıda. Bu çadırlarda, kurdukları bu küçük yerlerde nasıl yaşayacaklar? Yağmur çamurlu durumlarda çok daha zorlaşacak her şey. Kıştan önce bu zor durumdan kurtarılmalı Ezidiler. Keşke yaşadıkları yerdeö kendi dağlarında özgürce ölselerdi bu perişan hallerinden çok daha iyiydi.

 

Fotoğraflar: Delil Suleiman, Şêro Hindê, Ferhad Ehmê, Zana Omer