Rojava Üzerinde PYD-KDP Mücadelesi

Irak Kürdistan Özerk Bölgesi Başkanı Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Rojava’da yönetimi elinde bulunduran Demokratik Birlik Partisi (PYD) arasında uzun süredir devam eden gerginlik, hendek olayıyla birlikte doruğa çıkmış durumda.

Image

KDP bu hendeği “güvenlik nedeniyle” kazdığını ve Rojava’ya karşı yapılmadığını birçok kez ifade etti. KDP’nin 17. Bölge Sorumlusu Serbest Bapiri, Amerika’nın Sesi Kürtçe Servisi’nde yayınlanan açıklamasında amaçlarının Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) gibi radikal örgütlerinin bölgeye girişini engellemek olduğunu, hendeğin Kürtlere karşı bir adım olarak görülmemesi gerektiğini söylemişti.

PYD ise hendeğin kazılmasını, “KDP’nin kendisine ve Rojava’daki kazanımlara karşı sürdürdüğü düşmanlığın son örneği” olarak görmekte. PYD kanadının en etkili isimlerinden İlham Ahmed, Radikal gazetesi için kendisiyle yaptığım röportajda, Rojava’da halkın kendi Demokratik Özerklik projesini desteklemesinin KDP’yi rahatsız ettiğini, hendek kazılmasının var olan bu rahatsızlığının bir sonucu olduğunu şu sözlerle ifade etmişti: “Sözde teröristlerden, IŞİD’den korunmak için kazmışlar bu hendeği ama bunun bahane olduğunu herkes biliyor. Çünkü hendek çetelerin geçtiği bölgelerde değil, Kürt güçlerin elinde olan sakin ve huzurlu yerlerde.”

KDP ile PYD arasındaki gerginlik birtakım önemli nedenlere dayanmakta ki bunların başında iktidar çekişmesi yatmakta. Suriye’deki krizin başlamasıyla askeri, siyasal ve toplumsal alandaki boşluğu iyi dolduran PYD, iktidarını her geçen gün daha da güçlendirdi. Diğer partiler kan kaybederken, PYD hızla çekim merkezi konumuna ulaştı. Bunda hiç şüphesiz PYD’nin Rojava merkezli siyaseti ve yöneticilerinin halk arasından olması önemli rol oynadı.

Suriye’deki krizin başlamasıyla askeri, siyasal ve toplumsal alandaki boşluğu iyi dolduran PYD, iktidarını her geçen gün güçlendirdi.

Mutlu Çiviroğlu

Buna bir örnek vermek gerekirse, PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’in oğlu Şervan’ın yaşamını yitirdiği sırada Rojava bölgesinde bulunan bir gazeteci olarak, insanların “PYD yöneticileri hiç olmazsa burada, aramızdalar ve yeri geliyor, çocukları da şehit oluyor” şeklinde konuşmalarına çok kez tanık oldum.

Efrin, Kobane ve Cezire bölgelerinde ilan edilen kanton yönetimlerinde bazı küçük parti ve bağımsız şahsiyetler yer alsa da, güç ağırlıklı olarak PYD’nin elinde. Yine, askeri açıdan da, Suriye’deki en disiplinli yapıların başında gelen, Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG) bölgedeki tek güç olması dolayısıyla PYD’nin gücünü daha da pekiştiriyor. Her ne kadar YPG Genel Komutanı Sipan Hemo, tek bir partinin gücü olduklarını net bir şekilde reddetse de kamuoyundaki algılamanın bu yönde olduğu gerçek.

Buna karşılık, KDP genel anlamda Rojava’daki gelişmelerin dışında kaldı. Kendisine bağlı ya da yakın duran partileri Erbil’de Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) çatısı altında bir araya getiren KDP, bir süre bu yapılanma aracılığıyla güç sahibi olmaya çalıştı. Uluslararası alanda ve Suriye muhalefeti arasında belli bir oranda destek de bulan ENKS, umudunu bağladığı Cenevre Görüşmeleri’nin başarısızlığa uğramasıyla iyice etkisizleşti.

ENKS, kendi içinde yer alan ondan fazla partinin yarattığı çözümsüzlük ve hantallık nedeniyle zaten pek de işlevsel olamıyordu. ENKS’yi oluşturan parti üst kadrolarının Rojava yerine Erbil’de konumlanmaları, var olan gelişmelere karşı politika üretmek yerine, sürekli PYD’ye karşıt konumda olma görüntüsü çizmeleri, Rojava’da etkisiz kalmalarının önemli nedenleri arasında sayılabilir.

KDP bu duruma son vermek ve Rojava siyasetinde daha fazla söz sahibi olmak için son bir hamle olarak yeni bir parti kuruluşuna öncülük etti. Partinin Suriye’deki kolu olan ‘Suriye Kürt Demokrat Partisi’, bölgedeki yaygın adıyla ‘El Parti’ ile Azadi Partisi’nin her iki kanadı ve son dönemde kurulan ‘Yekiti Kurdistani’ adlı küçük partinin katılımıyla Kürdistan Demokrat Partisi-Suriye’nin (KDP-S) kuruluşu bir süre önce Erbil’de ilan edildi. Bu yeni oluşumun Rojava’daki dengelere nasıl bir etkide bulunacağı merakla beklenen bir konu.

KDP ile PYD arasında devam eden gerginliğin bir diğer ana nedeni ise hiç kuşku yok ki, Erbil ile Kandil arasındaki iktidar çekişmesi. PYD yetkilileri, resmi ağızdan PKK ile organik bağı olduklarını reddetse de Abdullah Öcalan’ın düşüncelerinin kendileri açısından “ilham kaynağı” olduğunu her fırsatta dile getiriyorlar. Dolayısıyla Rojava’daki gerginlik bir bakıma bu durumun da yansıması.

PKK, PYD’yi desteklerken, KDP ise önce ENKS, şimdi ise yeni kurdurduğu KDP-S’yi destekleyerek Rojava’daki iktidar savaşını sürdürmeye çalışıyor. Bu durumu daha iyi anlamak için her iki partiye bakmakta fayda var.

 

Suriye’deki Kürt partileri, 2012’nin Temmuz ayında Barzani’nin çağrısıyla toplanıp ‘Erbil Mutabakatı’nı imzalamıştı. [Fotoğraf: AA]

 

KDP ile PKK tüm Kürtler arasındaki en güçlü iki parti. PKK, Kürtlerin yaşadığı Türkiye, Suriye ve İran’da ve de diasporadaki en güçlü siyasi, askeri ve toplumsal yapı konumunda. PKK’nin Irak Kürdistan Bölgesi’nde de KDP dışındaki partilerle, özellikle de Değişim Hareketi (Goran) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile iyi ilişkileri mevcut.

KDP ise Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanlığını elinde bulunduran ve oradaki hükümetin de büyük ortağı olan bir parti. KDP, sahip olduğu ekonomik, politik ve askeri gücün yanı sıra diplomatik alanda da Kürtler arasındaki en güçlü yapı.

Bu iki güç arasındaki iktidar savaşı ve Kürtlerin lideri olma mücadelesi birçok alanda kendini hissettirmekte. Geçen yıl yapılması planlanan ancak “kongrenin liderini kim olacağı, temsiliyet oranının nasıl belirleneceği” gibi sorunlar yüzünden henüz gerçekleşemeyen Kürt Ulusal Kongresi de asıl olarak bu iktidar çekişmesinin bir sonucu olarak ertelenmişti.

Kandil ile Erbil arasındaki siyasi çekişmenin, Kürtlere kimin liderlik edeceği mücadelesinin en belirgin sahası elbette ki Rojava. PKK, lideri Öcalan’ın uzun süre kitle çalışması yürüttüğü ve halkla güçlü bağlar kurduğu Rojava’ya büyük önem veriyor. Gerçekten de Öcalan’ın Suriye Kürtleri arasındaki popülaritesi ve itibarı birçok çevre tarafından bilinen bir durum ve bölgeyi ziyaret edenler bu durumu yakından görebiliyor. PKK’nin kendi içindeki Suriye Kürtlerinin büyük bölümünü Rojava’ya gönderdiği ve bu kişilerin YPG’nin yapılanmasına önemli rol oynadıkları biliniyor. Bu nedenle de PKK, bu bölgeyi kendi mücadelesinin uygulama alanı olarak görüyor.

Rojava siyasetinde geride kalan KDP’nin, sınıra hendek kazması ve PYD hakkında sert demeçler vermesi, bu mücadelesinden pek de vazgeçmeyeceği anlamına geliyor.

Mutlu Çiviroğlu

KDP ise hem Mele Mustafa Barzani’nin “Kürtlük davasının” en önemli temsilcisi olduğu, hem de Rojava’daki en eski partinin 1957 yılında kurulan Suriye Kürt Demokrat Partisi olduğu düşüncesiyle bölgedeki en eski ve en meşru yapı olduğunu savunuyor. KDP’nin daha doğrusu Barzani isminin Cezire Bölgesinde önemli desteği olduğunu da vurgulamak lazım. Bu nedenlerle KDP Rojava’da doğal olarak söz söyleme hakkı bulunduğuna inanıyor.

Gelinen noktada KDP’nin Rojava siyasetinde ana aktör olma mücadelesinde oldukça geride kaldığı, dengelerin büyük oranda PKK’den yana olduğu görülüyor. KDP’nin, Irak Kürdistan Bölgesi’nde yer alan tüm partilerin karşı çıkmasına rağmen Rojava sınırına hendek kazması ve PYD hakkında sert demeçler vermesi, bu mücadelesinden pek de vazgeçmeyeceği anlamına geliyor.

Ankara’nın yaklaşımı değişti

Kürtler arası bu gerginlikte Ankara ise KDP’ye yakın bir siyaset izliyor. Aslında Ankara, Suriye meselesine yaklaşımına önce “Kürtsüz” başladı. Daha sonra Erbil üzerinden ENKS ile görüşmeler yaptı ve bu oluşum üzerinden Kürtlerle diyalog geliştirmeye çalıştı. Fakat ENKS’nin güçsüzlüğünü gördüğünden ve gelişmelerin PYD ekseninde cereyan ettiğini anlayınca, PYD ile de temas kurmaya başladı. Salih Müslim’in sürpriz şekilde Türkiye’ye davet edilmesi Rojava’da olumlu bir hava yarattı. Her ne kadar Müslim’in ilk ziyaretini ikinci bir ziyaret takip etse de ilişkiler hiç de istenilen düzeye ulaşmadı ve bu durum PYD cephesinde hayal kırıklığına yol açtı.

Yine de son dönemlerde Ankara ile Rojava Kürtleri ve PYD arasında bazı olumlu gelişmelerin olduğunu hatırlatmakta fayda var. Geçen ay Cezire ve Kobane Kantonu heyetleri Türkiye’yi ziyaret ettiler. Özellikle Urfa’nın Suruç ilçesinin karşısında yer alan Kobane’den gelen heyetin ziyareti oldukça ilginçti, çünkü bu ziyaret sırasında Süleyman Şah Türbesi’nin korunması konusunda anlaşmaya varıldığı bildiriliyor.

Bunu destekleyen gelişme ise 23 Nisan’da Mürşitpınar Sınır Kapısı’ndan Kobane Kantonu’nun izniyle Rojava’ya giren Türk askeri konvoyunun IŞİD kontrolündeki Karakozak Köprüsü’ne kadar YPG tarafından korunmasıydı. Yine, Türkiye’nin YPG kontrolündeki sınır kapılarında insani geçişleri daha esnek hale getirdiği, Birleşmiş Milletler, Türkiye ve Efrin Kantonu’nun ortak çalışmaları sonucu bölgedeki mültecilere yardım çalışmalarını sürmesi de olumlu gelişmeler olarak göze çarpmakta.

Her ne kadar son günlerde karşılıklı medya savaşı artmış olsa da tabandan gelen bu baskılar sonucunda KDP ile PKK’nin yakın zamanda birtakım üst düzey görüşmeler yapması muhtemel. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani geçen haftalarda bu konuda bazı ipuçları vermişti. Birkaç gün önce Kürdistan Bölgesi’nde bulunan Cezire Kantonu heyetinin bu konuda bazı görüşmeler yapmış olması mümkün. Son olarak, Kürtler arası gerginliğe bakıldığında bu durumun Kürt kamuoyunda büyük rahatsızlık yarattığı ve her iki taraftan da bu gerginliğe son verecek adımlar beklediği görülüyor.

Washington’da yaşayan gazeteci ve analist Mutlu Çiviroğlu, Amerika’nın Sesi (VOA), Radikal, CNN ve BBC vb. yayın organlarında Rojava, Kürt Sorunu ve Washington’daki gelişmeler üzerine yorum ve analizler yazmakta, röportajlar yapmaktadır. Ayrıca, Erbil merkezli Rudaw gazetesinin İngilizce baskısında özellikle Suriye ve Türkiye’deki Kürt sorunu, Amerika’nın bölgeye yönelik siyaseti gibi konularda makale ve analizler yazmaktadır.

http://www.aljazeera.com.tr/gorus/rojava-uzerinde-pyd-kdp-mucadelesi

Time for U.S. to Embrace Syria’s Kurds

Mutlu Civiroglu, Special to CNN

Editor’s note: Mutlu Civiroglu is a Washington, DC based-journalist and Kurdish affairs analyst focusing on Syria and Turkey. You can follow him @mutludc. The views expressed are the writer’s own.

The United States has been searching for an ally in Syria since the uprising began in March 2011. But while the exiled opposition coalitions have been dogged by infighting and a lack of real influence inside Syria, and the armed opposition within the country is rife with extremists, Washington has been ignoring a natural and potentially valuable ally: the Kurds.

Kurds administer the most stable, peaceful corner of Syria, and have been open in trying to secure better relations with the West. Yet despite this, there is little to speak of in terms of ties. It is time for Washington to accept that if it wants to eventually see a peaceful, pluralistic Syria, then the Kurds are its best partners moving forward.

Unlike the main opposition coalition, Syrian Kurdish groups are united. Indeed, the two major Kurdish umbrella groups, the People’s Council of Western Kurdistan (PCWK) and the Syrian Kurdish National Council (SKNC), recently announced they had reached agreement on several key issues, including unified Kurdish participation at the Geneva II Conference.

Unfortunately, Washington does not seem interested in Kurdish participation. According to some SKNC leaders, U.S. Ambassador to Syria Robert Ford pressured Kurds to be part of the Syrian National Coalition (SNC) rather than pushing for Kurdish participation in Geneva. “We don’t understand why Ford has such a negative attitude towards Kurdish parties,” SKNC official Ahmed Suleiman reportedly told Voice of America.

But this approach has little chance of success, especially as the SNC has shown little desire to recognize Kurdish demands. In fact, the SNC went as far as to denounce the Kurds’ recent declaration of autonomy: “Its declaration of self-rule amounts to a separatist act shattering any relationship with the Syrian people who are battling to achieve a free, united and independent state, liberated from tyranny and sovereign over all its territory,” the group said.

This failure to recognize Kurdish demands is at the root of much of the Kurdish suspicion of the Arab opposition. True, rather than take on a military equipped with sophisticated weapons and advanced air strike capabilities, Kurds have been trying to protect their homes and build self-government from the bottom up. But just because Kurds don’t want to fight the al-Assad regime on somebody else’s behalf doesn’t mean they are regime collaborators.

The picture is further complicated by the fact that Washington ally Turkey strongly rejects any status for Kurds, and has looked to prevent Kurdish participation in Geneva. These diverging interests between Washington and Ankara surely underscore that it is time for the international community to develop a Kurdish policy of its own.

The reality is that the armed Kurdish People’s Defense Units (YPG) deserves recognition for fighting extremist groups. The YPG claims to have killed almost 3,000 fighters from fundamentalist groups such as al-Nusra and the Islamic State of Iraq and al-Sham, efforts that have also included notable roles for female fighters.

Meanwhile, Syrian Kurdistan is the safest and most stable corner of Syria, and has been a safe haven for those fleeing violence. The Kurdish focus on defending territory from both government brutality and extremist attacks, rather than taking a front and center role in the conflict, has meant that Arab, Assyrian and Chechen neighbors have been able to live relatively peacefully together in Kurdistan.

Against this backdrop, Kurds last month announced an interim administration to fill the vacuum that followed the regime’s 2012 withdrawal from Kurdistan. The administration aims to provide social, economic, educational and health services even as the people of Syrian Kurdistan live under tough conditions imposed by al Qaeda affiliates. There is, for example, a shortage of basics including bread, milk, baby food and medical equipment. A lack of electricity and fuel is making life difficult for locals during the winter, and providing assistance would be a good step for Western capitals to take if they want to boost ties with a population that could provide valuable support for their goals.

The U.S. and its allies would find it in their own interests to stop ignoring the Kurds and instead welcome their participation in Geneva – a conference that ignores Syria’s largest ethnic minority, after all, will not produce any viable solutions.

Kurds across the world have demonstrated their solidarity with Syrian Kurdistan. It is time that Washington joined them.

Time for U.S. to embrace Syria’s Kurds

ABD’nin Suriye Kürtlerini Kucaklama Vakti Geldi

ABD’nin Suriye Kürtlerini Kucaklama Vakti Geldi

Mutlu Çiviroğlu https://twitter.com/mutludc

ABD, 2011 Mart’ında isyan patlak verdiğinden beridir Suriye’de kendine uygun bir müttefik arıyor. Sürgündeki muhalif gruplar kendi aralarında çekişme halindeler ve Suriye içinde gerçek bir tabana sahip değiller. Ülke içerisindeki silahlı muhalefet ise radikal unsurlarla dolu. Bu karmaşada ABD kendisi için uygun ve potansiyel olarak değerli bir müttefiki gözden kaçırıyor: Kürtler.

Kürtler Suriye’nin en istikrarlı ve huzurlu bölgesini yönetiyorlar ve Batı’yla daha iyi ilişkiler geliştirmeye de açıklar. Buna rağmen şu ana kadar herhangi bir ilişkiden söz etmek mümkün değil. Washington’un, huzurlu ve çoğulcu bir Suriye tesis etmek istiyorsa Kürtlerin kendisine en iyi müttefik olacağını anlama zamanı artık gelmiş durumda.

Muhalefeti oluşturan ana koalisyondan farklı olarak Kürtler kendi içerisinde birliklerini oluşturmayı başardılar. İki ana Kürt çatı organizasyonu Batı Kürdistan Halk Meclisi (MGRK) ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) daha yakın zamanda 2. Cenevre konferansına ortak katılım da dahil temel meselelerde uzlaşmaya vardıklarını açıkladılar.

Ne yazık ki Washington, Kürtlerin katılımı konusunda isteksiz gözüküyor. Birçok ENKS liderinin bildirdiğine göre ABD’nin Suriye elçisi Robert Ford, Kürtlere Cenevre konferansına bağımsız katılmak yerine Suriye Ulusal Konseyi altında katılmaları yönünde baskı yapıyor. ENKS yetkilisi Ahmed Süleyman, Amerika’nın Sesi Kürtçe Servisi’ne yaptığı açıklamada ‘Kürt partileri konusunda Ford’un neden bu kadar negatif bir tutum içerisinde olduğunu anlayamıyoruz’ diyor.

Fakat bu yaklaşımın başarısı şansı, özellikle de Suriye Ulusal Konseyi Kürtlerin taleplerini tanımak konusunda pek istekli görünmediği için son derece zayıf. Dahası, SUK daha da ileri gidip Kürtlerin yakın zamandaki otonomi ilanlarını da ayrılıkçılıkla itham etmiş durumda. Grup, Kürt otonomisiyle ilgili açıklamasında ‘Kürtlerin özyönetim ilanı, tiranlıktan kurtulmuş ve toprakları üzerinde tam egemenlik kurmuş özgür, birleşik ve bağımsız bir Suriye için savaşan, Suriye halkıyla olan bağları parçalayıp atan ayrılıkçı bir girişimden başka bir şey değildir’ diyor.

Kürtlerin taleplerine karşı bu duyarsızlık, Kürtlerin Arap muhalefetine dair çekincelerinin de en temel nedenini oluşturuyor. Doğru; sofistike silahlar ve hava üstünlüğüne sahip bir konvansiyonel ordu ile savaşmaktansa, Kürtler kendi yurtlarını koruyup tabandan bir özyönetim oluşturmayı tercih ettiler. Ancak Esad rejimine karşı başkasının adına savaşmak istememeleri onların rejimle işbirliği içinde oldukları anlamına da gelmiyor.

Bu tabloyu daha da karmaşıklaştıran bir başka etmen Washington’un yakın müttefiki Türkiye’nin Kürtlerin herhangi bir statü elde etmesine kesin olarak karşı olması ve Cenevre’ye Kürtlerin katılımının önüne geçmek istemesi. Washington ve Türkiye’nin bu gittikçe birbirinden uzaklaşan çıkarları artık uluslararası toplumu özgün bir Kürt stratejisi oluşturmaya teşvik etmeli.

Kürt Halk Savunma Güçleri (YPG)’nin radikal gruplarla mücadelesinin takdir edilmesi gerekiyor. Çok sayıda kadın savaşçıyı da içinde barındıran YPG, El Nusra ve IŞİD gibi köktenci gruplara bağlı 3000’in üzerinde savaşçıyı etkisiz hale getirdiğini iddia ediyor.

Aynı zamanda Suriye Kürdistanı ülkenin en huzurlu ve istikrarlı bölgesi olarak şiddetten kaçan çok sayıda insana da güvenli bir liman oluşturuyor. Kürtlerin iç savaşta merkezi bir rol almak yerine kendi bölgelerini rejim vahşetinden ve radikal unsurların saldırılarından korumaya konsantre olması Arap, Çeçen ve Süryanilerin de Kürdistan’da görece bir huzur ortamında yaşamalarını sağlıyor.

İşte bu koşullarda, Kürtler geçtiğimiz ay içerisinde geçici yönetimlerini ilan edip 2012 yılında rejimin Kürdistan’dan çekilmesiyle oluşan iktidar boşluğunu doldurdular. Yönetim El Kaide ile bağlantılı grupların baskılarından kaynaklanan zor koşullara rağmen sosyal, ekonomik, eğitim ve sağlık hizmetleri vermeyi hedefliyor. Mevcut durumda, örneğin ekmek, süt, bebek maması ve tıbbi malzeme gibi en temel ihtiyaçlar bile zorlukla karşılanıyor. Elektrik ve yakıt kısıntıları özellikle kış aylarında halka büyük sıkıntı yaşatıyor. Batı başkentleri kendilerine değerli bir müttefik olabilecek bir nüfusla ilişkilerini geliştirmeye, bu temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik yardımlarla başlayabilirler.

ABD ve müttefikleri Kürtleri göz ardı etmekten vazgeçip, Cenevre’ye katılımlarını teşvik etmenin kendi çıkarlarına daha uygun olduğunu fark etmeliler. Suriye’nin en büyük etnik azınlığının taleplerini göz ardı eden bir konferansın zaten uzun vadeli çözüm üretme şansı olmayacaktır.

Dünya çapında Kürtler, Suriye Kürdistanı’nı desteklediklerini gösterdiler. Washington’un da onlara katılma zamanı geldi de geçiyor bile.

Bu yazı Washington DC’den gazeteci ve Kürt Sorunu Uzmanı Mutlu Çiviroğlu tarafından yazıldı ve İngilizce orijinali CNN’de Ocak 13 tarihinde yayınlandı.  Yazı Türkçeye VivaHiba tarafından çevrildi.

http://vivahiba.com/article/show/abdnin-suriye-kuertlerini-benimseme-vakti-geldi/

لێکۆڵه‌رێکی ئه‌مریکایى: کاتى هاتووه‌ ئه‌مریکا کوردانى رۆژئاوا له‌ئامێز بگرێت

لێکۆڵه‌رێکى ئه‌مریکایى ده‌ڵێت ، له‌کاتێکدا ئۆپۆزیسیۆنى سورى یه‌کجار زۆر ناکۆکى له‌ناودایه‌ و هیچ ده‌ستڕۆیشتوو نین، واشینگتۆن هێزێکى وه‌کوو کوردانى له‌ڕۆژئاواى کوردستان له‌ به‌ر چاو نه‌گرتووه‌ .
( موتولو چیڤرى ئۆغڵوو ) ڕۆژنامه‌وان و شرۆڤه‌کارى نیشته‌جێ له‌ واشنگتۆن، له‌ نووسینێک دا به‌ ژێر ناوى “کاتى ئه‌وه‌ى هاتووه‌ که‌ ئه‌مریکا کوردانى ڕۆژئاوا له‌ئامێز بگرێت” که‌ له‌ وێبسایتى ( سیئێن‌ئێن ) دا بڵاو کراوه‌ته‌وه‌ هاتووه‌، نه‌ته‌وه‌یه‌کگرتووه‌کان له‌ کاتى ده‌سپێکى ئاڵۆزیه‌کانى سوریا له‌مانگى مارسى 2011ه‌وه‌ بۆ دۆزینه‌وه‌ى هاوپه‌یمانیه‌ک له‌ لێگه‌ڕین دایه‌ . به‌ڵام له‌ حاڵێکدا ئۆپۆزسیۆنى سوریا ناکۆکى زۆریان له‌ ناودایه‌ ، واشنگتۆن هێزێکى وه‌کوو کوردانى ڕۆژئاوا له‌ به‌رچاو ناگرێت .
ئه‌و نووسه‌ره‌ هه‌روه‌ها ده‌نووسێت ؛ کوردان ئه‌منترین ناوچه‌کانى سوریا به‌ڕێوه‌ ده‌به‌ن و بۆ په‌یوه‌ندى باشتر له‌گه‌ڵ ڕۆژئاوا هه‌وڵى زۆریان داوه‌ . کاتى ئه‌وه‌ى هاتووه‌ که‌ واشنگتۆن ئه‌گه‌ر ده‌یهه‌وێت سوریایه‌کى ره‌نگین که‌ ئاشتى تێدا سه‌قامگیر بووبێت ببینێت، کوردان له‌ سوریه‌ باشترین هاوڕێن له‌و ڕێگایه‌دا .
( چیڤرى ئۆغڵوو ) ده‌شنووسێت ؛ به‌ پێچه‌وانه‌ى ئۆپۆزسیۆنى سوریا ، کورده‌کانى سوریا یه‌کگرتوون . به‌م دواییانه‌ش دوو گرووپ، ئه‌نجومه‌نی گه‌لى رۆژئاواى کوردستان و ئه‌نجومه‌نی گه‌لى کورده‌کانى سوریا یه‌کیان گرتووه‌ و رایانگه‌یاند که‌ وه‌کوو هاوپه‌یمان به‌شدارى کۆنفڕانسى ئاشتى جنێف 2 ده‌بن .
به‌ وته‌ى ( چیڤرى ئۆغڵوو )، راستى ئه‌وه‌یه‌ که‌ کوردان هه‌وڵیان داوه‌ که‌ وڵاتى خۆیان بپارێزن و سیسته‌مى خۆبه‌ڕێوه‌به‌رى دابمه‌زرێنن . ئه‌وه‌ی که‌ ئه‌وان ناخوازن به‌ نوێنه‌رایه‌تى لایه‌نه‌کانى دیکه‌ شه‌ڕ له‌گه‌ڵ رژێمى ئه‌سه‌د بکه‌ن نایه‌ته‌ ئه‌و مانایه‌ که‌ له‌گه‌ڵ ئه‌سه‌د هاوپه‌یمانن .
ناوبراو ڕاشده‌گه‌یه‌نێت، بیرکردنه‌وه‌ى به‌وشێوه‌یه‌ هاوکات له‌گه‌ڵ ڕه‌تکردنه‌وه‌ى هه‌ر پێگه‌یه‌ک بۆ کوردان له‌لایه‌ن تورکیا و هاوپه‌یمانانى ئه‌مریکا بۆ به‌شدارى نه‌کردنى کوردان له‌ جنێف 2 ئاڵۆزتر کردووه‌ .
( چیڤرى ئۆغڵوو ) شاره‌زا له‌پرسى کورد ده‌ڵێت :” یه‌کینه‌کانى پاراستنى گه‌ل ( YPG ) شایانى ئه‌وه‌یه‌ که‌ به‌و به‌رخۆدانه‌ى له‌ به‌رامبه‌ر گرووپه‌ تووندڕه‌وه‌کان کردوویه‌تى به‌ فه‌رمى بناسرێت . به‌رخۆدانێک که‌ تێیدا ژنانى شه‌ڕڤان ڕۆڵیکى به‌رچاویان گیڕاوه‌ “.
ئه‌و نووسه‌ره‌ له‌ کۆتاییدا ده‌نووسێت ؛ ئه‌مریکا و هاوپه‌یمانانى به‌ قازانجیانه‌ که‌ کوردان له‌به‌رچاو بگرێت و پێشوازى له‌ به‌شدارى سه‌ربه‌خۆییان له‌ کۆنفڕانسى جنێف 2 دا بکات . کۆنفڕانسێک که‌ گه‌وره‌ترین نه‌ته‌وه‌ى سوریا له‌به‌رچاو نه‌گرێت، هیچ ڕێکارێکى سه‌قامگیرله‌گه‌ڵ خۆیدا ناهێنێت .
کوردان له‌ ئاستى جیهاندا یه‌کگرتوویى خۆیان له‌گه‌ڵ ڕۆژئاواى کوردستان نیشان داوه‌. کاتى ئه‌وه‌ هاتووه‌ که‌ واشنگتۆنیش به‌شدارى یه‌کگرتوویه‌که‌یان بێت .

Es ist an der Zeit, Dass die USA Syriens Kurden Akzeptieren

Im folgenden veröffentlichen wir die freie Übersetzung der Analyse warum die USA ihre Politik gegenüber den Kurden in Syrien ändern sollten. Die Analyse wurde vom Kurdischstämmigen Journalisten Mutlu Civiroglu verfasst und erschien am 13. Januar 2014 auf der Internetseite des US- Nachrichtensenders CNN World. Mutlu Civiroglu ist ein in Washington ansässiger Journalist, Kolumnist und Analyst fokussiert auf die Kurdische Frage in der Türkei und Syrien. Seine Publikationen erscheinen unter anderem in der Radikal, Ilke Haber, CNN und VOA (Radiosender Voice of America).

Die Vereinigten Staaten von Amerika haben seit dem Beginn der Revolution im März 2011 nach Verbündeten in Syrien gesucht. Doch während die Koalitionen der Exilopposition in internen Machtkämpfen geriet und durch mangelnden Einfluss in Syrien auffiel und der bewaffnete Arm der Opposition innerhalb des Landes sich mit Extremisten füllte, hat Washington einen natürlichen und potenziell wertvollen Verbündeten ignoriert: die Kurden.

https://i1.wp.com/www.diekurden.de/kurden/uploads/2014/01/145ffe3af47ab334aff5875d02d2947b.jpg

Die Kurden verwalten die stabilste und friedlichste Ecke in Syrien und waren offen bei dem Versuch mit dem Westen bessere Beziehungen aufzubauen. Trotz dieser Offenheit gibt es wenig über die Beziehungen zu sprechen. Es ist Zeit für Washington zu akzeptieren, dass wenn es ein friedliches und pluralistisches Syrien anstrebt, die Kurden der beste Verbündete sind.

Anders als die Hauptkoalitionsopposition, sind die syrisch-kurdischen Gruppierungen vereint. In der Tat haben die beiden großen kurdischen Dachorganisation, die Volksversammlung Westkurdistans (MGRK) und der syrisch – Kurdische Nationalrat (ENKS), vor kurzem eine Einigung über wichtige Fragen, einschließlich dem Beschluss einer einheitlichen Kurdischen Delegation bei der Genf II Konferenz, erzielt.

Leider scheint Washington nicht interessiert an einer kurdischen Teilnahme zu sein. Einigen ENKS- Führungskräften zufolge hat der US Botschafter von Syrien, Robert Ford, die Kurden unter Druck gesetzt Teil des Syrischen Nationalrat (SNR) werden statt darauf zu beharren mit einer kurdischen Delegation an Genf II teilzunehmen. „Wir können nicht verstehen warum Ford so eine negative Haltung gegenüber Kurdischen Parteien hat“, sagte der offizielle Sprecher der ENKS Ahmed Suleiman gegenüber dem Radiosender Voice of America.

Diese Haltung hat jedoch wenig Aussicht auf Erfolg, da der syrische Nationalrat öfters gezeigt hat, dass sie die Forderungen des Kurdischen Volkes nicht anerkennt. In der Tat ging der syrische Nationalrat soweit, dass sie in ihrer jüngsten Erklärung gar die kurdische Autonomie denunzierte. „Die Erklärung der Demokratischen Selbstverwaltung entspricht einem separatistischen Akt entfernt von einer Beziehungen zu den syrischen Menschen, die für einen freien, geeinten und unabhängigen Staat kämpfen werden, befreit von jeglicher Tyrannei und souverän auf seinem gesamten Staatsgebiete“, hieß es in der Erklärung.

Diesen Fehler die Kurdischen Forderungen nicht anzuerkennen, ist der Grund für das Misstrauen der Kurden gegenüber der Arabischen Opposition. Anstatt auf ein Militär mit hochentwickelten Waffen und einen fortschrittlichen Lufteinsatz zu setzen, haben die Kurden ihre Häuser geschützt und eine Selbstverwaltung von der Basis aus aufgebaut. Aber nur weil die Kurden nicht im Namen von anderen gegen das Assad- Regime kämpfen wollen, heißt es nicht, dass sie mit dem Regime zusammenarbeiten.

Das Bild wird durch die Tatsache, dass Washingtons Verbündeter die Türkei einen Status der Kurden ablehnt und auch nach Möglichkeiten gesucht hat, eine Teilnahme der Kurden bei Genf II zu verhindern, komplizierter. Diese divergierenden Interessen zwischen Ankara und Washington unterstreichen sicherlich, dass es Zeit für die internationale Gemeinschaft ist, eine eigene Kurdenpolitik zu entwickeln.

Die Realität ist, dass die bewaffneten Kurdischen Volksverteidigungseinheiten (YPG) für ihren Kampf gegen extremistische Gruppierungen eine Anerkennung verdienen. Die YPG behauptet fast 3.000 Kämpfer aus fundamentalistischen Gruppen wie Al- Nusra Front und dem Islamischen Staat im Irak und Syrien (ISIS), eingeschlossen mit bemerkenswerten Rolle der weiblichen Kämpferinnen, getötet zu haben.

Mittlerweile ist Syrisch – Kurdistan die sicherste und stabilste Ecke in Syrien und ist auch ein sicherer Hafen für die Flüchtlingen, die vor der Gewalt fliehen, geworden. Der Fokus der Kurden, ihre Gebiete sowohl vor der Brutalität des Regimes als auch vor extremistischen Angriffen zu schützen, statt zum Mittelpunkt des Konfliktes zu werden, hat dazu geführt, dass die Arabischen, assyrischen und tschetschenischen Nachbarn in Kurdistan relativ friedlich zusammenleben konnten.

Vor diesem Hintergrund haben die Kurden im letzten Monat eine Übergangsregierung angekündigt, um das Vakuum, dass mit Rückzug des Regimes aus Kurdistan in 2012 entstand, zu füllen. Die Verwaltung zielt darauf ab soziale, ökonomische, Bildungs- und Gesundheitsleistungen anzubieten, auch wenn die Menschen im syrisch Kurdistan unter schwierigen Bedingungen und Angriffen der Al- Qaida ausgesetzt sind. Es gibt zum Beispiel eine Knappheit an Grundnahrungsmitteln wie Brot, Milch, Babynahrungen und medizinischen Geräten. Die Knappheit von Strom und Kraftstoff wird das Leben für die Einheimischen im Winter erschweren und die Unterstützung wäre ein guter Schritt für den Westen, wenn sie die Beziehungen mit einer Bevölkerung, die wertvolle Unterstützung für ihre Ziele bietet.

Es wäre im Interesse der USA und ihrer Verbündeten die Ignoranz gegenüber den Kurden zu stoppen und stattdessen ihre Teilnahme in Genf – eine Konferenz, die Syriens größte ethnische Minderheit ignoriert, wird keine tragfähigen Lösungen erzielen – zu begrüßen.

Kurden auf der ganzen Welt haben ihre Solidarität mit dem Syrischen Kurdistan bekundet. Es ist an der Zeit, dass Washington sich ihnen anschließt.

Quelle: DieKurden.de, CNN World; 17.01.2014 – Cahîda Dêrsim

http://www.diekurden.de/news/kommentare/mutlu-civiroglu-es-ist-an-der-zeit-dass-die-usa-syriens-kurden-akzeptieren-5224387/