YPG ile Ehli Şam Arasındaki Anlaşma Ne Anlama Geliyor?

Son günlerde, Kürt Halk Savunma Birlikleri YPG’nin El Kaide’nin Suriye’deki resmi kolu Nusra Cephesi ile ateşkes imzaladığına dair bazı yayın organlarında bir takım haberler çıkıyor. Peki, durum gerçekten de öyle mi? YPG radikal İslamcılarla işbirliği yapıp, Nusayri Esad rejimine savaş mı açıyor?slında durum pek de basında yansıtıldığı gibi değil, çünkü ateşkes doğrudan Nusra Cephesi ile değil, Nusra’nın da parçası olduğu Ehli Şam ile yapıldı. Bu süreçte, Ehli Şam bünyesindeki Ahraruş Şam, Liva Tevhid, İslam Cephesi ve Ceyşül Mucahidin gibi gruplar da yer alıyor. Bu radikal grupların dikkat çeken ortak özeliği Irak Şam İslam Devleti (İŞİD) karşıtı gruplar oluşları ve üyelerinin genelde Suriyelilerden oluşması.

Image

Tekrar ateşkese dönecek olursak, geçtiğimiz hafta Halep’te ilan edilen ateşkes YPG Genel Komutanlığı’nın kararı değil. Ateşkes, bölgedeki yerel komutanlığının, Efrin Kantonu yönetimi ve halkın isteği üzerine almış olduğu bir karar. Bu da YPG’nin ateşkese yaklaşımının stratejik değil, taktiksel olduğu anlamına geliyor. YPG, önemli saydığı kararları merkezi kararla, en üstten alıyor.

Aslında YPG bu ateşkes imzalanan gruplarla son dönemlerde zaten sıcak savaş halinde değil. YPG’nin iki ana cephede sürdürdüğü savaş Esad rejimi ve IŞİD’e karşı. Esasen Halep’te ve kısmen de Haseke ve Kamışlı’da rejime karşı savaşan YPG, Efrin, Kobane ve Cezire bölgelerinin çeşitli yerlerinde ise IŞİD ile savaşmakta. Ehli Şam’ın YPG’ye ateşkes isteğiyle gelmesinin bir nedeni kendileri için büyük tehdit haline gelen IŞİD’e yönelmek istemeleri ve rejime karşı saldırılarını daha rahat yapabilmeleri. Hiç şüphesiz bu durum YPG’ye askeri açıdan bazı avantajlar sağlamakta. Çünkü bu sayede YPG, sürekli Kürt bölgelerine saldıran IŞİD’le mücadeleye ağırlık verme fırsatı elde edecek.

YPG kaynaklarının bildirdiği bir başka önemli bilgi ise ateşkes talebinin karşı taraftan yani Ehli Şam’dan geldiği ve ateşkesin altı ay gibi kısa süreli olacağı. Suriye’de imzalan ateşkeslerin her an bozulabileceğini, üzerinde anlaşmaya varılan altı ay gibi kısa bir sürenin bile yaşamama ihtimalinin ne kadar yüksek olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Bu anlaşma kararının, Kürtler için en önemli nedeni ise Çîyayê Kurmênc (Kürt Dağı) Bölgesi’nin uzun zamandır ambargo altında olması. Bu ambargo ve kuşatmadan dolayı halk çok zor şartlar altında yaşamaya çalışıyor. Ayrıca Halep’ten ve çevre bölgelerden bölgeye sığınan insanlarla birlikte nüfus ikiye katlanmış durumda. Yani, bölge çok zengin kaynaklara sahip olmasına rağmen var olan ambargo ve nüfus artışı bir bakıma bu ateşkese neden olmuş durumda.

Bu bağlamda, imzalanan bu geçici anlaşmanın en önemli maddelerinden biri “YPG’nin kontrolü altındaki bölgelerde yaşayan halkın yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve bölgede günlük ihtiyaçlara dair her şeyin giriş-çıkışına izin verilmesi”. Kürt Hükümet yetkileri ve YPG’nin bu ateşkeste önem verdikleri ana madde bu. Bu sayede halkın biraz nefes alacağı, ambargonun olumsuz etkilerinin biraz hafifleyeceği, bölgede uzun süredir tedarik edilemeyen ilaç, tıbbi malzeme ve temel ihtiyaç maddelerinin karşılanması hedeflenmekte.

Efrin merkezli Kürt Dağı Bölgesi, Suriye’nin en zengin bölgelerinde birisi. Tüm Ortadoğu’ya ün salmış zeytin ağaçları ve tarıma elverişli toprakları ile zengin bir potansiyele sahip. Ne yazık ki ambargodan çok etkileniyor. Yakın zamanda bölgeyi ziyaret eden, tanınmış yazar Ebrahim Ebrahim de ambargonun halk üzerinde yaratmış olduğu bu zorluklara dikkat çekiyor ve bu ateşkesin bu temelde okunması gerektiğini söylüyor. Bölgenin sahip olduğu potansiyelin yeterince kullanılamadığını dile getiren Ebrahim, Türkiye’nin Efrin Kantonu ile resmi olarak bir sınır kapısı açmasını şu sözlerle dile getiriyor: “Eğer böyle bir kapı açılırsa hem bölgeye mal girişi sağlanır, ambargo etkisi azalır, hem de Türkiye’ye ekonomik olarak büyük faydası olur. Özellikle Antep’teki sanayiciler için büyük bir fırsat doğar. İnsanların ekonomik gücü olmasına rağmen temel ihtiyaçlarını gideremiyorlar, çünkü piyasada mal yok.”

Bölgeyi yakından tanıyan gazeteci Hozan Efrini ise YPG ile Ehli Şam arasında imzalan ateşkesi etkilerinin şimdiden görülmeye başlandığını, var olan pahalılığın bölgeye yeni ürünlerin gelmesiyle gözle görülür bir şekilde azaldığını belirtmekte. “Ateşkes sayesinde fiyatlar ucuzladı çünkü ticaret daha kolay oldu. Ayrıca uzun zamandır kesik olan elektrik de gelmeye başladı. Yolların kapalı olması nedeniyle Efrin’e 30 dakika mesafede olan Halep’e, Hama üzerinden 16 saate gidiliyordu. Şimdi bölgede durum çok daha iyi. Umarım ateşkes uzun süreli olur.”

Anlaşmanın diğer maddelerine göz attığımızda her iki tarafın da işini kolaylaştıran pratik adımların olduğu görülüyor. Örneğin, her iki taraf, karşı tarafın bölgelerine girebilecek ama yanlarında arabanın modeli ve nereye gideceğini gösteren mühürlü bir belge olacak. Her iki taraf kendi ellerindeki esirleri takası edecekler ve Ehli Şam, YPG’nin kontrolündeki bölgelerde izin almadan askeri nokta kuramayacak.

İki taraf arasındaki ateşkesin belki de en çok tartışılan maddesi “Ehli Şam, YPG’nin hakim olduğu bölgeleri Esad ile savaşmak için kullanabileceği” maddesi. Bu soruyu YPG Medya Genel Sorumlusu Polat Can’a sorduğumda aldığım cevap şu oldu: “Biz baştan beri rejim ile savaşıyor ve özellikte Halep’teki Kürt bölgelerine yönelik ağır saldırılarına karşı direniyoruz. Ama bazı çevreler ısrarla bu durumu farklı bir şekilde göstermeye çalıştı. O nedenle de rejime karşı savaşan gruplar kontrolümüz altıdaki bölgeleri bu amaç için kullanabilirler.” Can, YPG olarak kendi stratejilerinin başından beri saldırı değil, aktif savunma olduğunu belirtiyor. “Bizim için asıl olan kendi topraklarını ve insanlarımız korumak. O nedenle kimse için birileriyle savaşmak gibi bir düşüncemiz asla olamaz.”

Son olarak Can’a, anlaşma metninde neden “Nusayri” ibaresinin kullanıldığını, bunun özel bir anlamı olup olmadığını sordum. Aldığım cevap ise kendileri açısından kesinlikle bir olumsuz anlam içermediği, bu kelimenin Suriye’de normal bir şekilde kullanıldığı oldu. Bu kelimenin bazı çevrelerce olumsuz olarak algılandığı için hassasiyet yarattığını hatırlatmam üzerine Can “Biz YPG olarak Alevi inancına saygı duyuyoruz. Bizim açımızdan kesinlikle olumsuz bir anlamda kullanılmamıştır o kelime. Doğrusu, ilk kez sizden duyuyorum Nusayri kelimesinin olumsuz bir anlamda kullanıldığını.”

Sonuç olarak bu anlaşma, YPG açısından Efrin ve Kobane üzerindeki ambargoyu hafifletmek, Ehli Şam açısından ise Halep civarında YPG ile savaşmamak, tüm enerjisini rejime karşı kullanmak anlamına geliyor. Şunu da belirtmek lazım ki; IŞİD’in yarattığı baskı ve tehdit dalgası yüzünden birçok grup son zamanlarda bu gruba karşı birlikte hareket ediyor. Bu anlaşmayı hem bu bağlamda, hem de YPG’nin askeri gücünün daha önce savaştığı bazı gruplar da dahil birçok çevre tarafından tanınması şeklinde okumak gerekiyor.

http://blog.radikal.com.tr/dunya/ypg-ile-ehli-sam-arasindaki-anlasma-ne-anlama-geliyor-59471#

YPG Chief Commander Sipan Hemo: ‘Give Us Real Support’

Sipan Hemo, commander of the Kurdish Peoples Defence Units (YPG) in Syria, says that attacks by extremist Islamist groups against the Kurdish areas of Syria have not ceased in the past two months, but that his forces have repelled the attacks and defeated the jihadists.
He said in an interview with Rudaw that, despite the exodus of refugees from Syrian Kurdistan, “80 percent of the people have not gone anywhere and are supporting the YPG.” Hemo said that Kurds in Turkey should dramatically increase their political support for Syrian Kurds in their struggle for self-rule. “Showing affection or pity for us does not work,” he said.
A Kurdish fighter from the People’s Protection Units (YPG) fires towards Syrian government forces inside a building in the majority-Kurdish Sheikh Maqsud district of Aleppo, on April 21, 2013

A Kurdish fighter from the People’s Protection Units (YPG) fires towards Syrian government forces inside a building in the majority-Kurdish Sheikh Maqsud district of Aleppo, on April 21, 2013

Hemo added that leaders in the Kurdistan Region should also – once and for all – declare how they feel about “the Kurdish revolution in Rojava.” Here is an edited transcript of the interview:

You last spoke to our newspaper in July, what has been happening since then in the Kurdish areas?

Sipan Hemo: The Islamist groups plan to attack the Kurdish region in new ways, such as suicide attacks. They have threatened the Kurds with suicide attacks and they have attempted 18 suicide attacks but failed. The YPG has checkpoints and has tried to prevent such attacks. War has never been a priority for Kurds, yet the attacks forced us to take up arms. These radical groups are the affiliates of foreign forces, and they cannot tolerate Kurds gaining power. These attacks are targeting the Kurdish gains.

  These radical groups are the affiliates of foreign forces, and they cannot tolerate Kurds gaining power. These attacks are targeting the Kurdish gains.   

 

Despite your efforts to confront these groups, how long do you think these attacks will continue?

Sipan Hemo: Some of them are trying to end the fighting in some areas. But groups such as the Islamic State in Iraq and Syria (ISIS) insist on staging attacks. We will never let them into the Kurdish region, no matter how insistent they may be. But if they insist on continuing their attacks, it is they who will suffer, not us! The source of our power is the support of the people, and we trust ourselves, too. With that support and confidence we can counter anything. We have paid a high price and we have had martyrs for the last 64 days, but we did not let anyone cross our region. On the contrary, we have expanded our defense field in Derik and Serekaniye. They tried to defeat us in Aleppo, but did not succeed. They even keep away from our forces. In short, we are better off both in tactical and military skills.

Some argue that people do not support you as they did before, and that most people are said to be fleeing to the Kurdistan Region of Iraq.

Sipan Hemo: As you all know, the war in Syria and the struggle for revolution took longer than expected and people suffered a lot. There is an economic crisis, health problems, people cannot get treatment. For all of these reasons people tried to survive and find new ways. Migration is one of these ways. Some people migrated to north (Turkish) Kurdistan, and some to south (Iraqi) Kurdistan. We cannot tell these people not to leave. For instance, children need immunization and here we are out of vaccines. When a person comes and says that his child will have a stroke without vaccines and you cannot provide vaccines, there is not much left to say. We cannot oppose migration related to these kinds of problems. There are also some who migrate for business reasons. Yet, 80 percent of the people have not gone anywhere and are supporting the YPG. If people weren’t left here we would not exist. YPG is the people itself.

In our last interview you said that Turkey was not an enemy and that you wanted to improve relations with Ankara. Have you seen any change in Turkey’s attitude? Do you think Ankara continues to support radical groups?

  These radical jihadists come from Turkey. Even if they come from other countries, they enter Syria through Turkey.   

Sipan Hemo: Unfortunately, the attitude of Turkish officials on that matter is very negative. They might think their current stance will benefit them in the future, but their stance will have huge negative results. These radical jihadists come from Turkey. Even if they come from other countries, they enter Syria through Turkey. They have direct connection with them, and they operate together. We know that during the clashes in Kobane these forces brought ammunition from Turkey. These groups have even met with the Turkish Intelligence Agency (MIT) several times.  It is with Turkey’s support that these forces fight with us, and that reflects the position of the Turkish state very clearly. The Turkish people should not accept this and should react.

Turkey does not accept your allegations. Also, why do you think it supports such groups, for what purpose?

Sipan Hemo: A war between Kurds and Islamists would be in Turkey’s interest. Turkey has relations with the EU and US. For that reason it cannot accept these allegations. If Turkey accepts them, this would harm its international interests. But if the USA wants it can send experts and ascertain these allegations. These radical groups cross the Middle East through Turkey. Who could think that these radical groups cross Syria without the information of the MIT and the Turkish military? Everyone knows that without the knowledge of these two, even a bird cannot fly over the border. We have seen these radical groups get treated in Turkish hospitals. If they really want to know this, they can go to Ceylanpinar and see with their own eyes. Most of the radical Islamists are treated in this city. If this is not a proof of support, what other proof could I put forward to prove these facts? Maybe the whole world sees that Turkey helps these radical groups, but they all keep quiet.

Does Syrian Kurdistan (Rojava) get any support from Kurds in Turkey?

Sipan Hemo: Kurds in Turkey tried to provide humanitarian aid such as food, vaccine, medicine. But I really think that north Kurdistan should approach Rojava in a revolutionary sense. Furthermore, the attacks in Rojava were staged from north Kurdistan by these radical Islamist forces. For instance, these groups had meetings in Gaziantep where they planned to attack Afrin. Could they not find just four people to go and protest in front of the hotel where they had these meetings? We find the reactions and approaches of north Kurdistan to Rojava inadequate. The support they provided does not go beyond humanitarian aid. They have been inadequate in demonstrating a revolutionary and political support. You can provide humanitarian aid to any people, but the support that you give to brothers and sisters in Rojava should have been different and from heart. They can support us in every field, and they should increase their political support. Showing affection or pity for us does not work.

 I really think that north Kurdistan should approach Rojava in a revolutionary sense. 

 

What would you say about the Kurdistan Regional Government (KRG)?

Sipan Hemo: I would like to thank our people in south Kurdistan. From the very beginning they have pursued a positive approach towards our revolution. Yet, Kurdistan officials have also pursued politics in their interest, similar to Turkish officials. I said that before — when clashes took place in Afrin – the Kurdistan Regional Government closed the border crossing. We could not even pass a wounded child through the gate. The Turks kept all border gates open for the (Jabhat)  al-Nusra front and such radical groups. The Kurdistan government’s attitude was very wrong and inflicted harm. Unfortunately, this attitude still continues. We would like to know this: What do Kurdish officials really think about the Kurdish revolution in Rojava? I have never heard any clear statement. Sometimes, we hear some positive statements, but only on a personal level which has no effect. I really ask them, what do Kurdish officials think politically of Rojava? There are times that they act very negatively towards our military units.

Recently, there has been more news in the American press about the presence of al-Qaeda in Syria. And retired former CIA deputy director Mike Morell has said that the biggest threat against America’s national security is al-Qaeda in Syria. What do you think about this?

Sipan Hemo: In our view, the United States has responsibilities towards us and the region. America has been fighting al-Qaeda for many years now. Yet, what we have achieved against al-Qaeda is much more than the United States has done. Of course, we do not fight with these groups for America. We fight against these people for the sake of humanity and ourselves, as we see these groups being a threat to humanity and enlightenment. America has responsibilities on that matter and should fulfill these responsibilities. The American people face the same threats that we face at the hands of these radical Islamist groups. American people should be concerned about Kurds in Syria. Just in the way that these radical Islamist jihadists attacked America on 9/11, they tried a similar attempt to attack us. I cannot see a difference between the attack on the Twin Towers and an attack on Serekaniye. It is the same violence.

http://rudaw.net/english/interview/23092013

Rojava Uzmanı Mutlu Çiviroğlu: Nusra ve ISİD’in Amacı Rojava’da bir İslam Devleti Kurmaktı

‘Nusra’nın amacı devlet kurmaktı’

Rojava Uzmanı Mutlu Çiviroğlu: Nusra ve ISİD’in Amacı, Ramazan Bayramı’nda Rojava’da bir İslam Devleti Kurmaktı.

09 Ağustos 2013 Cuma

HATİCE KAMER – YÜKSEKOVA HABER

DİYARBAKIR – İki yıldır devam eden Suriye iç savaşında yaşanan şiddetli çatışmaların ibresi son bir aydır yönünü ülkenin kuzeyine, Kürdistan’ın batısı olan Rojava’ya çevirmiş durumda. Özellikle Serêkaniye’nin YPG güçleri tarafından alınmasından sonra,  El Kaide’ye bağlı Cephetel Nusra ve Irak Şam İslam Devleti (ISİD) vb örgütler Kürtlerin yaşadığı yerleşim yerlerinde sivil Kürtlere yönelik katliamlar gerçekleştirmeye başladılar.

Washington’da yaşayan gazeteci Mutlu Çiviroğlu, basta Amerika’nın Sesi ve İlke Haber olmak üzere çeşitli gazete ve yayın organlarında başta Kürt Sorunu ve birçok konuda Kürtçe ve Türkçe ve yazılar yazmakta, değişik radyo ve TV programlarında görüş belirtmektedir.

Yine, Hewler merkezli Rudaw gazetesinin İngilizce baskısında  Türkiye ve Suriye’deki Kürt sorunu, Amerika’nın bölgeye yönelik siyaseti gibi konularda yazı ve değerlendirmeler yazıyor.

Son aylarda özellikle Radikal gazetesinde Rojava ile ilgili yazdığı makale ve değerlendirmeler ve bölgedeki ilk elden kaynaklara ulaşarak, doğru ve tarafsız yazılarıyla dikkat çeken isimlerin başında geliyor.

Rojava’daki çok parçalı siyasi yapıyı ve bölgenin genel durumunu, Suriye’deki şiddetin yönünün neden Kürtlere döndüğünü, El Nusra vb örgütlerin bölgede gerçekleştirdikleri saldırı ve katliamların sebeplerini, başta ABD olmak üzere uluslararası camianın bu durum karşısında neden sessiz kaldığını sorduk, Çiviroğlu Yüksekovahaber için yanıtladı.

                                                             ***

Mutlu Bey, özellikle Suriye Kürdistan’ı, yani Rojava’ya ilişkin yaptığınız haberlerle son zamanlarda dikkat çeken isimlerdensiniz Rojavada’ki son duruma geçmeden önce, konuya hakim olmayanlar için Rojava’daki  siyasi profili anlatabilir misiniz, bölgede kaç Kürt partisi var, bu partilerin etkinliği nedir, temsilcileri kimlerdir?

Rojava’da siyasi yapı oldukça dağınık, parti sayısı da oldukça fazla. Şu anda 20’ye yakın siyasi parti var. Son dönemlerde iyice zayıflamalarına rağmen, birkaç küçük gençlik grupları da mevcut. Ama siyasal alanda en güçlü parti hiç kuskusuz Demokratik Birlik Partisi (PYD). Ayrıca, Muhyeddin Şeyh Ali’nin liderliğini yaptığı Kürt Demokratik Birlik Partisi (Partiya Yekitiya Demokrat a Kurd), Dr. Abdulhakim Beşar’ın lideri olduğu Suriye Kürdistan Demokrat Partisi (El Parti), İbrahim Biro’nun lideri olduğu Kürt Birlik Partisi (Yekiti) ve Mustafa Cuma’nın lideri olduğu Kürt Özgürlük Partisi (Azadi) belli oranda gücü olan partiler.

Bu partileri hangi ülkeler destekliyor?

PYD daha çok PKK’ye yakın. Daha doğrusu parti liderlerinin deyimiyle “Abdullah Öcalan’dan esinlenen, onu seven ve görüşlerine önem veren” bir parti. El Parti, Kürdistan Bölgesi’ndeki Kürdistan Demoktat Partisi (KDP)’nin;  Pêşverû da Kurdistan Yurtseverler Birligi (KYB)’nin kardeş partileri olarak biliniyor. Yine, Azadi Partisi de KDP’ye yakin duruş sergilemekte.

Suriye muhalefetinde Kürtlerin etkinliği nedir?

Suriye muhalefetinin en büyük yapısı olan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nda Kürtlerin pek bir etkinliği yok, çünkü henüz muhalefet içinde yer almıyorlar. Bunun nedeni ise muhalefetin Kürt sorunu karşısında takındığı olumsuz tavır. Bilindiği gibi Abulbasit Seyda, ki son zamanlarda Kürtlerin temsilcisi diye öne çıkarılmakta, Gassan Hitto ve birkaç Kürt kökenli kişi de yer almaktalar ama hiç biri de Kürtler tarafından desteklenmemekte.

Suriye’nin en istikrarlı bölgesi olarak kabul edilen Kürt Bölgesi’nde de son zamanlara iç sorunların arttığını görüyoruz. Bunun nedeni nedir?

Öncelikle neden çok partili siyasi yapı? Bilindiği gibi 20’ye yakın parti var ve bunların arasında ideolojik olarak da pek fark yok. Daha çok bireysel sorunlar yüzünden birbirinden ayrılan partilerin bir araya gelmesi de kolay değil. Örneğin, Rojava’da dört tane Suriye Kürdistan Demokrasi Partisi var ama Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani’nin desteğinden dolayı Abdulhakim Beşar’ın lideri olduğu El Parti öne çıkıyor. Yine, iki tane Azadi, iki tane Yekiti bulunmakta. Var olan partilerin hemen hemen hepsi başka partiden ayrılarak oluşmuş. Kürt siyasetinin tanınmış simalarından biriyle yapmış olduğum bir görüşmede, kendisi bu durumu Baas rejiminin Kürtleri böl, parçala yönet politikasına bağlamıştı.

Mayıs ayı içinde El Parti ve Azadi’nin her iki kolu (bu parti ikiye ayrılmış durumda ve Mustafa Cuma ve Mustafa Oso her iki kanadın liderliğini yapmaktalar) İstanbul’da yapılan Suriye muhalifleri toplantısına üyelik başvurusu yaptılar ama bu istekleri kabul edilmedi. Kürt Ulusal Konseyi’nden bağımsız olarak başvuru yapan bu üç partiye, “temsil gücünüz yok” şeklinde olumsuz cevap verildi.

Genel olarak Kürtlerin Suriye muhalefeti ile ilişkileri pek de iyi değil. Zaten Hakim  Beşar da, Salı günü yaptığı açıklamada muhalefete çok sert eleştiriler getirip, Kürtleri ve diğer azınlıkları ihmal etmekle suçladı. Kendi sorunlarıyla boğuşan muhalefetin, Kürtlerle olumlu diyalog geliştirmesi konusunda herhangi bir işaret görülmemekte.

Bahsettiğiniz parçalı yapıda PYD’nin bu kadar güçlenmesinin sebebi ne?

PYD bir bakıma var olan parçalanmışlığa tepki olarak güçlendi. Yani insanların bir araya gelebileceği bir adres oldu. 2003 yılında kurulmasına rağmen, toplumu siyasal, toplumsal ve askeri olarak örgütlemesi dikkate değer bir konu. Kurulduktan sonra rejimin çok sert uygulamalarına hedef olan partinin birçok üyesi cezaevine kondu ve işkenceye maruz kaldı. Bu nedenle de uzun süre etkisiz bir durumda kaldı. Suriye’deki krizin başlamasından sonra hızla örgütlenme çalışmalarına başlayan parti, hem sosyal, hem siyasal hem de askeri alanda güçlü kurumsallaşma yarattı.

PYD, muhalifler karşısında zorlanan rejim kuvvetlerinin Rojava’dan çekilip, Halep, Şam ve diğer bölgelere doğru gitmesinden sonra ortaya çıkan boşluğu çok iyi doldurdu. PYD şu anda Rojava’da birçok bölgeyi kontrolü altında tutmakta, eğitim, sağlık, güvenlik gibi temel hizmetleri sunmakta. PYD’nin pratikte bu kadar aktif olması doğal olarak taban desteğinin de artmasına da yardımcı olmakta. PYD’yi desteklemeyen ya da başka partiye sempati duyan birçok insanın Rojava’daki hizmetleri gördükten sonra PYD’ye karşı tavırlarının olumlu yönde büyük oranda değiştiğine tanık oldum. Yani halk arasında “Bizim için bir tek çalışan, bir şeyler yapan  PYD var” yaklaşımı hakim.

Türkiye’nin kırmızı çizgilerinden biri de Suriye’deki PYD yapılanması idi ama Türkiye Dışişleri Bakanlığı davetiyle, partinin lideri Salih Müslim Türkiye’ye geldi. Bu ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence çok geç kalınmış bir ziyaret. Aslında Türkiye’nin çok daha önceden Suriye Kürtleriyle, özellikle de PYD ile ilişki kurması her iki tarafın faydasına olacak bir yaklaşım. Ne yazık ki Türkiye, Suriye politikasını uzun süre Kürtsüz yürütmeye çalıştı. Daha sonra da Kürtlere evet tama PYD’ye hayır yaklaşımını denedi ama o da sonuçsuz kaldı. Sonunda doğru olanı, yani Rojava’nın en büyük askeri ve siyasi gücüyle diyalog kurma yolunu seçti her ne kadar gecikmiş bir adım da olsa, doğru bir karar. Bu siyaset değişiminde elbette PYD’nin son dönemlerdeki askeri başarıları da oldukça önemli bir rol oynadı.

Müslim daha Türkiye’de iken kendisiyle yaptığım görüşmede, Ankara ile ilişkiler konusunda çok iyimser değerlendirmeler yapmıştı. Bir takım yanlış anlaşılmaların  giderildiğini dile getiren Müslim, bu tür görüşmelerin süreceğini de belirtmişti.

Ama şunu da belirtmeliyim, Rojava halkında ve siyasi partiler arasında Türkiye’ye yönelik somut adımlar atılması yönünde büyük beklentiler var.  Şu ana kadar herhangi bir adım atılmadığı  gibi, Kuzey’de toplanan yardımın bile doğru dürüst  bölgeye ulaştırılmaması ve Ceylanpınar’da BDP’ye karşı gösterilen sert polis tepkisi büyük hayal kırıklığı yaratmakta.

Yapılan açıklamalardan, görüşmede Rojava’daki “geçici yönetim” durumu ile El Nusra militanlarının Türkiye tarafından desteklendiği konularının ön plana çıkmış galiba. Türkiye’nin El Kaide ile bağlantılı gruplara desteklemekte çıkarı olabilir?

Evet, görüşmede “geçici yönetim” konusu geniş bir şekilde ele alınmış. PYD, kendi kontrolü altındaki bölgelere Nusra gibi radikal örgütlerin saldırıları devam ederken bir yönetim boşluğu olmaması gerektiğini, bu nedenle de geçici bir yönetime ihtiyaç duyulduğunu belirtmekte. Yine, halkın temel ihtiyaçlarını karşılamak için de düşünülen bu yönetime, Türkiye’nin olumlu baktığı hem Müslim hem de Davutoğlu tarafından dile getirildi.

Türkiye, El Nusra ve Kaide ile bağlantılı diğer grupları desteklediğini resmi olarak kabul etmiyor. Ama bu konuda, PYD kaynakları haricinde birçok Türk yazar ve araştırmacı ile uluslararası basın, cihatçı militanların Türkiye üzerinden Suriye’ye giriş yaptıklarını, Ceylanpınar vb. yerlerde tedavi edildiklerini ve Ankara tarafından desteklediklerini dile getiriyor. Özellikle son dönemlerde Amerika basınında bu tür haberler sıkça çıkmakta.

Resmen kabul edilmeyen desteğin asıl amacının devlet içinde var olan Kürt alerjisi ve buna bağlı olarak Kürtlerin Rojava’da elde edebilecekleri statünün önüne geçilmesi  olduğunu düşünüyorum. Yine, hükümet içinde bir takım çevrelerin, dünyanın birçok yerinden cihat için Suriye’ye akan Nusra vb. gruplara sempatisi da olabilir.

Salih Muslim’in Türkiye’ye gelişinden hemen sonra PYD üyelerinden İsa Huso bir suikast sonucu öldürüldü. Birçok kişi saldırının El Kaide tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğine işaret ederken, siz farklı bir değerlendirmeyle gözlerin Esad rejimine çevrilmesi gerektiği değerlendirmesini yaptınız? Bunu konuyu biraz daha açabilir misiniz, ayrıca Esad cephesinin sessizliğini nasıl yorumlamak gerek?

İsa Huso, Rojava’nın en tanınmış siyasetçilerinden biriydi. Batı Kürdistan Halk Meclisi Yürütme Konseyi ve Yüksek Kürt Konseyi Dış İlişkiler Komisyonu üyesiydi. Kendisinin bombalı saldırı sonucu yaşamını yitirmesi Rojava’da derin üzüntü yarattı. Kürtler arasında çok sevilen, PYD ve TEV-DEM gibi oluşumların da kurucularındandı. Yani, kim ne sebeple bu suikastı yapmışsa, mutlaka Kürtlere bazı mesajlar vermek için yapmış olmalı. Ben Radikal’de yazdığım analizde de Nusra vb grupların bu suikastı yapmış olabileceğini ihtimalini göz ardı etmedim. Ama benim gördüğüm, olayın oluş biçimi bu tür örgütleri aşar nitelikte olduğu ve profesyonel bir ekip tarafından yapıldığı.

Elbette ki suikastın Salih Müslim’in Türkiye ziyaretinden hemen sonra gerçekleştirilmiş olması dikkatleri bu ziyaretten kimin en fazla rahatsız olabileceği noktasına çekmekte. Esad rejimi ve onu destekleyenlerin bu ziyaretten rahatsızlık duyduklarını tahmin etmek hiç de zor değil. Esad, Huso gibi sembol bir kişiyi öldürterek PYD’ye gözdağı vermeye çalışıyor olabilir. Kürtler ‘üçüncü yol’ dedikleri bir strateji belirlediler. Ne rejim ne de muhalefetten yana olmayan bu strateji ile tutum belirlediler ve sadece kendi topraklarını korumaya yoğunlaştılar. Şimdiye kadar tarafsız bir duruş gösteren Kürtlerin ve onun siyasi ve askeri anlamda en güçlü yapısı PYD’nin, bundan sonra Türkiye’nin de etkisiyle kendisine karşı durabileceği endişesi elbette Şam için çok zorlayıcı olur. Ben bu analizlere dayanarak en güçlü failin Esad rejimi olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki, rejimin Kamışlo ve çevresinde halen önemli bir gücü mevcut ve böyle bir suikastı gerçekleştirmesi o kadar da zor değil.

Bir yazınızda El Nusra saldırılarının Rojava partilerini bir araya getirdiğini söylediniz. Hali hazırda Rojava’daki partiler arasında husumet hala devam ediyor mu?

Bu son saldırılar Kürtlerde güçlü bir dayanışma ve topraklarını savunma psikolojisi doğurdu. Özellikle halk arasında YPG’ye büyük bir katılımın olduğu, değişik partilere üye birçok insanın kendi partilerinin kararı ya da onayı olmadan YPG’ye katıldıkları değişik kaynaklar tarafından da dile getiriliyor. Tüm partilerin ortak olduğu bir konu var ki o da kendi bölgelerinde savaş istemedikleri, Özgür Ordu ve Nusra gibi grupların çatışmaları Rojava’da değil, rejimin olduğu bölgelerde yapmalarını yüksek sesle ifade etmeleri. Kürtlerin köy ve kasabalarına karşı  yapılan saldırılara karşı ve sivil halkın vahşice katledilmesine karşı ortak bir tepki tabii ki var. Ama bu durum husumet ya da anlaşmazlıkların bittiği anlamına gelmiyor ne yazık ki. Var olan çelişkiler devam ediyor ve bu çok parçalı yapı, Rojava dışındaki Kürt partileri arasındaki yaşanan sorunlardan da kaynaklanıyor.

El Kaide unsuru örgütler, son zamanlarda Rojava’da saldırılarını artırarak, sivil halka yönelik katliamlar gerçekleştirmeye başladılar. Bu örgütler de ÖSO içinde yer alan gruplar. Şimdiye kadar Esad rejimine karşı savaşan bu İslami cihatçı gruplar, ne oldu da Kürtlere saldırmaya başladılar? Bu örgütlerin arkasında hangi güçler var ve Kürtlere saldırı ile neyi amaçlıyorlar?

Suriye’deki iç savaş kilitlenmiş, tıkanmış durumda. Birçok kişi savaşın  bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyordu. Gelinen noktada, Suriye’deki silahlı muhalefet hızla radikalleşmekte yani El Kaide’nin etkisi altına girmekte. Birçok bölgede Özgür Suriye Ordusu ve silahları  tamamen bu radikal grupların kontrolü altına girmiş vaziyette. Bir başka deyişle şimdiye kadar gözle görülür bir başarı elde edemeyen ÖSO’nun, inisiyatifi Nusra ve ISİD gibi gruplara bırakması söz konusu. Aslında yakın zamana kadar bu iki grup birbiriyle çatışma halindeydi. Hatırlanacağı gibi ÖSO Yüksek Askeri Konseyi üyesi Muhammed Kemal Hamami Temmuz ayında ISİD tarafından öldürülmüştü, yani ilişkiler kötüydü.

Ama görünen o ki, Kürt karşıtlığı her iki grubu da bir araya getirmeye yetiyor. ÖSO’nun Halep Askeri Konsey Başkanı Albay Abdulcabbar El Akidi’nin Kürt karşıtı demeçleri ve radikal gruplarla olan fotoğrafları son dönemlerde internette sıkça yayınlanmakta. Akidi gibi insanlar “Kürtler devlet kuruyor. Suriye’yi böldürtmeyiz” propagandası üzerine Kürtlere saldırıları tahrik ederken, Nusra ve ISİD gibi örgütler, Rojava’da bir İslam Devleti kurmayı amaçlıyorlardı. Normalde kurmayı düşündükleri devleti bugünlerde, yani Ramazan Bayramında ilan etmeyi planlıyorlardı ama Kürtlerin direnişi buna izin vermedi. Yine, üç ayrı bölgeden oluşan Rojava topraklarını birbirinden koparmak da bu planın parçasıydı. Yani, Kamişlo, Derik, Amudê, Serêkaniyê ve Hesekê gibi şehirleri Kobane’den ve Afrin’den koparmak da bu grupların başlıca amaçlarından bir tanesiydi.

Ayrıca bu cihatçı grupların birkaç sınır kapısını kontrol altında tutmaları ve oradan gelir sağlamaları, demin de ifade ettiğim gibi bu gruplara yeni katılımların o sınır kapıları aracılığıyla olması da savaşın buraya yoğunlaşmasının diğer nedenleri olarak görülebilir.

Ayrıca, sunu da belirtmekte fayda var ki Rojava, Suriye’nin en zengin bölgelerinden birisi. Ülkenin petrol ve su kaynakları, tarımın ve zeytin yetiştiriciliğinin merkezi de yine bu bölge. O nedenle de Rojava birçok grubun iştahını kabartmakta. Rojava’daki saldırılarının sebeplerini kısaca özetlemek gerekirse hem Kürtlerin kendi kendilerini yönetmesini ve olası statülerini engellemek, hem de zengin doğal kaynakları olan bölgeyi kontrol altına almak ve aynı zamanda da bir şeyler yapıyor gibi görünmek şeklinde sıralayabiliriz.

Rusya bile Rojava’ya yapılan saldırılar karşısında önemli açıklamalar yaparken Amerika neden bu kadar sessiz?

Haklısınız, Amerika çok uzun bir süredir sessizdi ama bu sessizlik bugün CIA’in ikinci adamı Michael Morell’in Wall Street Journal gazetesine yaptığı açıklama ile bir nebze bozuldu. Morell, Suriye’deki iç savaşın ortaya çıkardığı koşulların ABD için birinci öncelikli tehdit haline geldiğini ifade etmekte. Morrel, “Esad rejiminin yıkılması durumunda, Suriye ordusunun elinde bulunan silahların El Kaide bağlantılı grupların eline geçmesi ihtimali ABD için en önemli tehdit haline geldi” değerlendirmesini yaptı.

Ayrıca, son zamanlarda da Suriye’de var olan El Kaide ile bağlantılı radikal grupların yükselişi ve sivillere karşı giriştikleri katliamlar da çokça yer almakta. Önümüzdeki günlerde bu konuda bazı hareketlenmelerin olması ihtimal dahilinde. Yine, Amerika’da yaşayan Kürtlerin, Başkan Obama’yı duyarlı olmak için başlattıkları imza kampanyası ve Pazar günü Beyaz Saray önünde yapacakları eylem de Amerikan kamuoyunda destek yaratma çabaları olarak sıralanabilir.

Amerika’nın sessizliği konusunda, buradaki gazeteci meslektaşımızla sohbetlerimizde iki ana konu öne çıkıyor. Bunlardan ilki Washington’un artan El Kaide tehlikesini görmek istememesinin, Obama yönetiminin sorumluluk almaması anlamına geldiğini, yani Obama’ya yeni bir yük getirmesi demek olduğu. Malum, Obama baştan beri Suriye’ye her türlü askeri müdahale seçeneğine karşı ve bu noktada kendi yönetimi içinde bile rahatsızlık söz konusu.

Diğer bir husus ise Türkiye’nin, Suriye’deki bu El Kaide varlığını dile getirmesinin, bu gruplara olan desteğinden dolayı, konuyu mutlaka Türkiye’ye getirecek olmasını ve Washington’un bunu istemediği.

Biraz önce de söylediğim gibi artık sessizlik döneminin bittiği, hem basında hem de Obama yönetiminden daha fazla ses çıkacağı kanısındayım.

http://www.yuksekovahaber.com/haber/nusranin-amaci-devlet-kurmakti-109215.htm