Helîm Yûsiv: Hiçbir Partinin Kürdistan’ı Bölme Hakkı Yok

Rojava’nın en tanınmış yazarlarından Helîm Yûsiv, Radikal’in sorularını yanıtladı. Rojava’daki son durum hakkında konuşan Yûsiv, önemli değerlendirmelerde bulundu.

Image

Helîm Yûsiv

Haber: Mutlu Çiviroğlu / Arşivi

Yûsiv hangi sebeple kazılarsa kazılsın, hendeklerin kabul edilemeyeceğini, hiçbir partinin Kürdistan’ı bölme hakkının olmadığını vurgularken, Rojava’nın önemli bir konuma geldiğini ve Kürt partilerin küçük çıkarları bir kenara bırakıp beraber çalışmaları gerektiğine dikkat çekti.

Sayın Yûsiv Rojava ve Irak Kürdistan Bölgesi arasındaki gerginlik son haftalarda iyice tırmandı. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) bu hendekleri kendi sınırlarını korumak amacıyla kazdığını iddia ediyor, diğer taraftan başta PYD olmak üzere birkaç parti daha hendeklerin ambargoyu sıkılaştırmak için kazıldığını iddia ediyorlar. Bir Kürt aydını olarak siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Helîm Yûsiv: Kürdistan’ın güneyi ve Rojava arasında kazılan hendeklerin siyasi hendekler olduğunu düşünüyorum. Bu hendeklerin güvenlikle ve sınırları korumakla hiçbir alakası yok. ‘Hendeklerin teröristlerin geçiş bölgelerinde kazıldığı iddia ediliyor fakat bu doğru değil. Hendeklerin kazılması siyasi bir tutum ve iktidar savaşı ile alakalı bir şey. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), PYD’yi zor durumda bırakıp iktidarı kendisine yakın partilerle paylaşmak istiyor.

İki büyük partinin siyasi çıkarlarının çatışması sonucu hendekler kazılmış aslında ve bu çıkarlar Rojava’da Kürt halkını ikiye bölmüş: Bir tarafta halkın büyük çoğunluğu oluşturan PYD, diğer tarafta KDP taraftarları. Zaten Irak’taki KDP daha işin başında Rojava’yı kendisi ve karşı taraf – buna PKK diyebiliriz – arasında bölüşmek istiyordu. Kürt Yüksek Konseyi kurma çalışmalarının boşa çıkması, ulusal birliğin kurulamaması gibi durumlar da KDP’nin bu siyasetinin sonucu meydana geldi. Çünkü KDP, Rojava’daki iktidar savaşında yer edinmek istiyor.

Yani KDP’nin bu hendek kazmadaki amacı Rojava’daki iktidar savaşında yer almak istemesi mi? 

Helîm Yûsiv: Evet, hendeklerin PYD’nin kantonlardaki gücünü azaltmak için kazıldığını söyleyebiliriz. Açıkçası PYD’nin bu hendeklerden dolayı zarar gördüğüne de inanmıyorum, sadece Rojava halkı büyük zarar görüyor.

Birkaç gün önce görüştüğüm Kürdistan Demokrat Partisi-Suriye (KDP-S)’nin yeni sekreteri Siûd Mele bu hendekleri haklı gördüğünü belirtmiş, Kürdistan Bölgesi’nin sınırlarını teröristlerden korumansın normal olduğunu söylemişti. Madem halk zarar görüyor, neden bu tür demeçler var o zaman?

 
Helîm Yûsiv: Siûd Mele’nın bu hendeklere karşı çıkmaması çok normal, çünkü kazılan hendekler Siûd Mele’nın partisi KDP-S’i Rojava’da güçlendiriyor ve bu Irak’taki Kürdistan Demokrat Partisi’nin yürüttüğü siyasetin devamı.

Ben de bir soru sorayım: Acaba Kürdistan’ın güneyi ve Rojava arasında hendek kazarken Kürdistan’ı kimden korumak istiyorlar, Kürtlerden mi? Kürdistan toprakları ne zamandan beri tek bir partinin mülkü olmuş ve kim o partiye Kürdistan’ın güneyi ve batısı ya da güneyi ve kuzeyi arasında hendek kazma yetkisi veriyor? Türk devletinin örmüş olduğu duvarlar anlaşılabilir fakat bir Kürt partisinin Kürdistan toprakları arasında örmüş olduğu duvarlar ya da kazmış olduğu hendekler stratejik hatalara sebebiyet verir. Kim tarafından yapıldığı fark etmez, bu hataya düşülmemeli.

Meseleye şu açıdan bakalım: Eğer hendekler YPG güçleri tarafından Rojava ve Kürdistan’ın güneyi arasında kazılsaydı – ki zaten bunun için birçok sebep var, çünkü gerçekten IŞİD ve Kaide’ye bağlı teröristler Kürdistan’ın güneyinden Rojava’ya geçiyorlar, Sayın Siûd Mele ne derdi acaba?

Onların savunduğu mantıkla hareket edersek bu da bir sınır savunma değil midir? Tekrar söylüyorum, ne sebeple olursa olsun hiçbir Kürt partisinin, her iki tarafı Kürt olan bölgeler arasında hendek kazması kabul edilemez.

KDP teröristlerin Rojava’dan Kürdistan’a geçtiğini iddia ediyor. YPG’nin Medya Genel Sorumlusu Polat Can ise iddiaları sert bir şekilde yalanladı. Kamuoyu bu durumda kime inansın? 

Helîm Yûsiv: Her iki taraf da abartılı şeyler söylüyor. Fakat bir gerçek var ki o da hendeklerin teröristler için ya da radikal İslami gruplar için kazılmadığıdır. Hendekler PYD’nin iktidarının yayılmasına ve Rojava’nın demokratik yönetimine karşı kazılıyor. PYD’nin yönetimini yürüttüğü bölgeyi zor durumda bırakmak istiyorlar. Çünkü kurulan kantonlar üç taraftan da çevrilmiş durumda. Tek bir pencere, tek bir kapı varsa o da Kürdistan’ın güneyine açılıyor ve kazılan bu hendekler de bu pencereyi, bu kapıyı Kürtlere kapatıyor. Bunda anlaşılmayacak bir şey yok, her şey gözler önünde.

Bu soruna mutlaka bir çözüm bulunmalı. Her iki tarafın da birbirini kabul etmesi gerek. PYD’den de istenen şey KDP ile bir anlaşma yoluna gitmesi ve Rojava’da ortak bir iktidar oluşturması. Yine KDP’nin de bu tür hendeklerle siyasi hedeflerine ulaşamayacağını anlaması gerekir.

Medyada Irak Kürdistan Bölgesi’nde olduğu gibi, iktidarın yarı yarıya paylaşımı gibi laflar ediliyor. Geçmişte Kürdistan Bölgesi’nde KDP ile KYB arasında uygulanan bu sistem Rojava’da denebilir mi. Bu çözüm olur mu sizce? 

Helîm Yûsiv: Ben çözümden yanayım. %50 %50 olur, %60-%40 olur ya da %90-%10 olur fark etmez, hangi şekilde anlaşırsa anlaşsınlar ben anlaşma taraftarayım. Daha ilk günden, Kürt Yüksek Konseyi kurulduğu zaman, Kürtlerin geleceğinin mutlaka aralarında oluşturacakları birlikteliğe bağlı olduğunu yazdım. Bana göre ne şekilde, hangi formda olursa olsun her iki tarafın üzerinde uzlaşacağı her türlü anlaşma doğru olandır. Bunun için her iki taraftan da istenen şey bir anlaşmaya varmaları. Çünkü bir yenilgi ve kayıp söz konusu olursa, hiçbir şekilde sadece bir taraf suçlu olmaz ve her iki taraf da sorumluluğu paylaşmış olur.

Seçimlerden de bahsediliyor, halkın desteğiyle kazanan partilerin yönetime gelmesi ve diğerlerinin muhalefette kalması iyi bir çözüm olmaz mı? Yakın gelecekte böyle bir şey mümkün mü? 

Helîm Yûsiv: Tabii ki seçimleri iyi bir çözüm olarak görüyorum. Fakat önce tüm siyasi partilerin demokratik ve barışçıl bir şekilde seçime katılacağı zemin oluşturulmalı. Bu zemin oluşturulmazsa olmaz. Örneğin, KDP’nin birçok destekçisi Güney Kürdistan’da şimdi. Eğer dışarda olan Rojava’ya dönerlerse, PYD dışındaki partiler de böylesi bir seçime katılma kararı alırlarsa seçimler en iyi yol. Eğer demokratik bir mücadele yürütüp başarılı olurlarsa, PYD’yi iktidardan indirebilirlerse sorun yok. Kürtlerin barışçıl bir şekilde meydanları doldurmaları, farklı fikirler savunsalar da demokratik bir şekilde kimin iktidar olacağını belirlemeleri en iyi çözüm. Tüm partiler, ulusal güçler Rojava karşısındaki tehlike karşısında birlik olmalı ve Kürtlerin geleceği için bu süreci iyi değerlendirmeli. Aksi takdirde ele geçirilen bu tarihsel fırsatları değerlendiremedikleri için tarih kendilerini mahkum edecektir.

http://www.radikal.com.tr/dunya/helim_yusiv_hicbir_partinin_kurdistani_bolme_hakki_yok-1188468

HRW’ye Göre Rojava’nın Başarıları ve Açmazları

ImageSuriye’de Kürtlerin özerk yönetim ilan ettiği Rojava’yı ilk kez ziyaret eden İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), bölgeyi ‘ülkenin en güvenli ve istikrarlı yeri’ diye tanımlarken Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) liderliğindeki Kürtlerin silahlı bir güçten iktidara geçmenin zorluklarını yaşadığını not etti.

HRW yetkilisi Fred Abrahams, geziyle ilgili Radikal’in sorularını yanıtladı.

Ziyaretinizin amacı neydi?

Rojava ya yaptığımız gezinin amacı bölgedeki durumu anlayabilmek ve orayı yeterince tanıyabilmekti. Her ne kadar daha önce Esad rejiminin egemenliği altında yasayan Kürtler hakkında araştırmamız olduysa da, özellikle 2004 ve 2005’teki kırılmalar, kovuşturmalar ve yapılan ayırımcılıklar hakkındaki raporların dışında daha önce hiç bölgede bulunmamıştık. Bu bölgeye yaptığımız ilk geziydi ve bölgedeki yaşananların, çatışmaların hızına yetişmemiz için gerekliydi. Bu yüzden biz bu geziyi bütün gelişmeleri sahada görebilmek ve sizin de haberdar olduğunuz gibi Rojava’da yerel yönetimleri oluşturan aktörlerle temas kurabileceğimiz bir fırsat olarak gördük. Rojava’da, bildiğiniz gibi, de facto bir yönetim oluşturmayı basarmış olan bir yapı var. Bu yönetim, askeri anlamda Kürt Halk Savunma Güçleri yani YPG ile siyasal anlamda ise Demokratik Birlik Partisi, PYD.

Böyle bir gerçeklik karşısında biz kendilerine şu mesajı vermek istedik; siz bir yönetim oluşturduğunuz vakit, bu de facto bir yönetim bile olsa, beraberinde legal sorumlulukları da getirir. Örneğin, uymakla yükümlü olduğunuz uluslararası insan hakları normları var. Bizler var olan şartları incelemek, oradaki yönetimin bu konularda ne durumda olduğunu görmek ve kendilerine bu uluslararası normlara uymanın gerekliliğini anlatmak için oraya gittik. Ayrıca, yetkilileri bu konularda nasıl geliştirebileceğimizi de konuştuk.

Peki, siz Rojava’daki yönetimin faaliyetlerini nasıl buldunuz?
Bu konuyla ilgili çok detaylı bir rapor hazırlamakta olduğumuzu belirteyim öncelikle. Genel olarak söylemeliyim ki hem olumlu hem olumsuz izlenimlerimiz var. Fakat bütün bunlardan önce en sevindirici olan şey Suriye’nin geri kalan kesimlerine göre bu bölgenin daha güvenli oluşu. Burada güvenliğin çok iyi olduğu anlamı çıkmasın ancak diğer kesimlere göre burası daha güvenli ve istikrarlı. Tabii ki sınırda bomba yüklü araçlarla yapılan saldırılar, şiddet olayları ve çatışmalar halen devam ediyor ancak korkunç bir durumun hükmettiği diğer parçalarla karşılaştırıldığında buranın güvenli ve istikrarlı olduğu açık.

İnsan hakları ile ilgili durumu ele aldığımızda bu alanda bazı sıkıntıların olduğunu gördük ve bunları direkt olarak oradaki yetkililerle konuştuk. Bu sorunlar arasında siyasal çoğulculuk, ifade özgürlüğüne saygı ve siyasi faaliyet özgürlüğü konuları bulunuyor. Bence PYD ve Demokratik Toplum Hareketi’nin (TEV-DEM) en çok zorlanacakları nokta, bir muhalefet partisinden, bir silahlı direniş grubundan, bütün vatandaşları ve bölgede yaşayan bütün kesimleri temsil edecekleri bir hükümete dönüşmeleri sureci olacaktır. Bu şu anlama geliyor; bütün görüşlere saygı, siyasal faaliyetlere izin verme ve farklı düşünen medya kuruluşlarına izin verme gerekliliği. Yani kurumların özgürlüğü.

Bu noktalarda sıkıntıların olduğunu görüyoruz. Farklı siyasal faaliyetlere karşı bir tahammülsüzlük olduğunu söyleyebilirim. Ama bazı gelişmelerin olduğunu da belirtmek lazım. Biz, öte yandan sadece Cizire bölgesinde de bulunabildik çünkü güvenlikle ilgili sebeplerden ötürü Kobane ve Afrin’e gidemedik. Cizire’de siyasi tutukluluk ile ilgili herhangi bir şikâyet veya rapor yoktu. Bu çok iyi bir şey ve bu bence bu bir ilerleme göstergesidir. Son Erbil Anlaşması’ndan sonra salıvermeler yaşanmış. Ancak Afrin’de bazı tutuklulukların olabileceğine dair duyumlarımız oldu. Öte yandan bazı şeyleri birbirinden ayırmak oldukça zor. Şöyle ki; bir kişinin Suriye Kürdistan Demokratik Partisi (PDKS) ya da Suriye Kürdistan Birlik Partisi (Yekiti) üyesi olması onun siyasi tutuklu olacağı anlamına gelmiyor.

Bölgedeki bazı siyasetçiler ve yetkililerle yaptığımız görüşmelerde “Adli sebeplerden dolayı tutuklanan insanlar hemen olaya siyasi bir boyut kazandırmaya çalışıyorlar” şeklinde iddiaları gündeme getiriliyor. Siz böylesi durumlarla karşılaştınız mı?
Evet haklısınız. Bakın, politik nedenlerden ötürü saldırıya maruz kaldığınızı söyleyip, kamuoyu yaratmak, bunu da siyasi amaçlar için kullanmak çok kolay. Bu yüzden bizler bu tur olayları dikkatlice araştırmalıyız. Yani bir muhalif partiye üye olmanız size yasaları çiğneme hakkı vermez. Burada mesele sizin bir muhalif parti üyesi olmanız değil, yasaların doğru bir şekilde uygulanıp, uygulanmadığı meselesidir.

Örneğin daha iyi anlaşılması için şu örneği vereyim; şimdilerde oradaki yerel makamlar yasaları değiştirmeye çalışıyorlar. “Sosyal Sözleşme” dedikleri ve esasında Suriye yasaları ile diğer bazı ülkelerin yasalarının bir karışımı olan bu anayasa belgesi, gerek yasa uzmanları arasında gerekse avukatlar, hâkimler ve hatta bu yasaların verdiği cezalar sonucunda tutuklananlar arasında ciddi bir kafa karışıklığına yol açmış. Bu büyük bir sorun çünkü eğer yasalar yeterince açık değilse ve net bir biçimde tanımlanmamışsa bu beraberinde kötüye kullanmayı ve keyfiliği getirir. Bence bu büyük bir sorun.

Bizim onlara önerimiz şu oldu; bakın dedik, Suriye yasalarında birçok sorun olduğunu biliyoruz. Uluslararası insan haklarını ihlal eden birçok tarafının olduğunda hemfikiriz. Özellikle Kürtlere karşı ayırımcı bir yapısının olduğunun çok açık olduğunun farkındayız. Ancak siz bu tarz insan haklarına aykırı olan kısımları almak zorunda değilsiniz. Bu kısımları ayıklayabilirsiniz. Çünkü Suriye yasalarının çoğunluğu fena değil. Özellikle normal suçlarla ilgili yasaların hemen hemen %90-95’i iyidir- hırsızlık, hatta cinayet gibi suçları da buna dahil edebiliriz. Bunlar zaten standart yasalar ki yanılmıyorsam Suriye yasaları, Fransız Ceza Yasaları’ndan alınma. Simdi yasal reformlar yapma zamanı değil. Ülke’de savaş hüküm sürüyor, siyasi ortam istikrarsızken, mahkemeler değişiyor, bir de bütün bunların üstüne bir de yeni hukuk sorununu çıkartmak istiyorsunuz. Yasaları ileride değiştirebilirsiniz. Bizce şu an bunun için çok erken.

Peki. Yetkililerin bu söylediklerinize karşı tutumları nasıldı. Önerilerinize açıklar mıydı?
Tepkileri karışıktı, yani hem olumluydu, hem de olumsuz. Bir şekilde önerilerimiz anlaşılır bulundu, ama öte yandan bu projeye katı bir şekilde karşı çıkanlar da oldu. Bu bir ideolojik karşı çıkıştı. Sanırım bu hareketin geleneksel yapısından kaynaklanıyor. Bu daha önce bahsettiğim siyasal bir hareketten, yönetimi elinde tutan bir otoriteye geçiş arasındaki farklılıktan kaynaklanıyor. Yani her ikisinin yapısı farklı. Sanırım insanlar buna hak verecek.

Şunu da belirteyim ki, iki cezaevini ziyaret ettik. Oraların kapılarını bizlere açtıklarından ötürü ve desteklerinden ötürü övgüyü hak ettiklerini düşünüyorum. Genel olarak cezaevlerinin durumu iyiydi. Ama nihayetinde Suriye’deki bir hapishaneden bahsediyoruz. İncelemelerimiz sırasında ciddi bir soruna rastlamadık. Tutuklular iyi muamele gördüklerini söylediler. Kendilerine yeterince yemek verildiğini ve herhangi bir şiddete maruz kalmadıklarını belirttiler. Fakat daha önce tutuklanıp, bırakılan insanlarla görüşmelerimiz sırasında insanların tutuklanırken şiddete maruz kaldıklarını öğrendik. Tabii ki bu yöntem, yani şiddet yöntemiyle suçu itiraf ettirme Suriye’de yaygın bir yöntem ve o bölgeye özgü bir şey değil. Tabii henüz profesyonel bir polis teşkilatının olmamasının bunda etkili olduğunun farkındayım ve onlardan olay yeri inceleme ve forenzik laboratuvarları vb. sahip olmalarını da beklemiyorum.

Ama sonuçta bu yaptıkları illegal. Sorgu sırasında dayak atma “Sosyal Sözleşme”ye, Suriye yasalarına ve de uluslararası standartlara aykırı. Ancak bu tür şeyler oluyor ve biz bu sorunu onlarla konuştuk. Yetkililere direk olarak bu sorunu aktardık ve kendileri de inkâr etmediler zaten. Şu an bir geçiş döneminde olduklarını ve bu tür sorunları aşıp, ortadan kaldıracaklarını söylediler. Tamam, kendilerine hak veriyorum ama bu bir mazeret değil ve biz bu konuda baskı yapıp, düzelmeleri için onları zorlayacağız.

Üzerinde durduğumuz bir diğer mesele de çocuk asker kullanımıydı. Her şeyden önce hem YPG hem de Asayiş (polis) yönetmeliklerinde 18 yaşından küçük çocukların askere alınmaları yasaklıyor.

Bir kaç ay önce Cenevre Konvansiyonu’na imza atmamışlar mıydı?
Hayır. Ancak birkaç şey var. Birincisi, PKK bir yıl önce “Cenevre Çağrısı’”adi verilen kurumla beraber çocuk savaşçı bulundurmayacaklarına dahil açık bir beyanda bulunmuş ve sözleşmeye imza atmıştı. YPG simdi ayni şeyi yapmak için “Cenevre Çağrısı’” ile görüşme halinde. Buna ilaveten, YPG 2013 Aralık ayında bütün üyelerine bir talimat göndererek 18 yaş altı savaşçı alımını yasakladığını bildirdi. Bunların hepsi elbette ki çok olumlu ve memnuniyet verici şeyler. Ancak sorunun halen sürdüğünü de belgelendirdik. Durumun daha iyiye gittiğine inanıyorum ve çocuk savaşçı bulundurmayı sonlandırdıklarını düşünüyorum. Örneğin artık kontrol noktalarında çocuk savaşçılar görmüyorsunuz. Daha önceleri bu kontrol noktalarında 12 yaşında çocuklara bile rastlamak mümkündü. O talimattan sonra bu tür durumların kalmadığını düşünüyoruz ama yine de 16, 17 yaşında çocukların kullanıldığına dair belgeler de mevcut elimizde.

18 yaşından küçük savaşçı bulundurma ile ilgili nasıl bir açıklama getiriyorlar?
Bu çocukların gönüllü olarak katıldıklarını söylüyorlar. Bu çocuklar davalarına katkı sunmak istiyorlar ve eve gitmelerini söylesek de gitmiyorlar diyorlar. Aslında bu söyledikleri doğru. Çocukların birisinin annesi ile konuştuk. Annesi çocuğunu gidip geri getirdiğini, ancak çocuğun tekrar evden kaçıp tekrar katılmış. Çünkü çocuk 17 yaşında olduğunu söylüyormuş ve hareketin pir parçası olmak istiyormuş. Olabilir. Ancak o çocuğun gidip katıldığı grubun komutanı çocuğu kabul etmemeli. 18 altı kimseleri kabul etmemelerine dair emir aldıklarını söylemesi gerekir. Bu çocuklar siyasal çalışmalarda yer alabilirler, medya alanında çalışabilirler, insani projelerde katkı sunabilirler. Ancak 18 yaşının altında herhangi düşmanca bir aktivitenin içinde yer alamazlar. Bu halen bir şekilde problem olmaya devam ediyor. Onların bunu aşabileceğine inanıyoruz çünkü çok iyi organize olmuş bir hareketleri var ve bu sorunu isterlerse kolayca bitirebilirler. Bunu yapmaları gerektiğini düşünüyoruz.

Başka ne tür sorunlar dikkatinizi çekti?
Gözlemlediğimiz iki şey daha vardı. Birincisi terörist grupların, İslamcı grupların saldırıları. Abdülkerim Ömer adlı yerel bir memurun yara almadan kurtulduğu ancak orada bulunan başka birinin hayatını kaybettiği bombalı yüklü araçla bir saldırı vardı. Hayatını kaybeden şahsın ailesi ile tanıştık. Beş çocuk babasıydı ve yanlış zamanda yanlış yerde bulunmuştu. Çok açık ki bu İslamcı gruplar ve terörist gruplar ciddi insan hakları ihlallerinde bulunuyorlar.

İkinci husus ise sınır ihlalleriydi. Yarubiya Sınır Kapısı’nı gördüm. Görünüşe göre geçen hafta Irak ile sınırların açılması konusunda bir anlaşmaya varıldı ki bu çok iyi bir haber . Irak’taki güvenlik meselelerinden ötürü bunun ne kadar hayata geçeceğini tam olarak bilemiyoruz ama göreceğiz. Bu tabi ki olumlu bir durum, ancak insani yardımlar üzerinde nasıl bir etkisinin olacağını göreceğiz. Ve tabi ki, Türkiye ’nin sınırlarını kapalı tuttuğunu biliyoruz. İlginçtir, Türkiye’nin Dirbesiye (Şenyurt) Sınır Kapısı’nı ayda bir açtığını duyduk. Son olarak 5 Şubat’ta bunu yapmışlar ve sınırın öte yakasındaki Kürtler topladıkları yardımları her ay bu kapıdan Rojava’ya gönderiyorlar. Ancak siz de kabul edersiniz ki bu kesinlikle yetersiz.

İnsan Hakları İzleme Örgütü olarak Türkiye Hükümeti’ne sınırı daha sıklıkla açması konusunda bir talebiniz oldu mu?
Tabii ki oldu. Bu işin politik boyutunu anlıyoruz. Ancak sorun şu ki politik tutumlar insanların acı çekmelerine yol açıyor. Sınırlar bu tür insani yardımlar için açılmalı çünkü insanların bu yardımlara ihtiyacı var. İnsanlar açlıktan ölmeseler bile burada çok hayati yiyecek ve ilaç sıkıntısı yaşanıyor. Örneğin, bebek sütü, mama bu ihtiyaçlardan bazıları. Eğer kronik bir hastalığınız, şeker hastalığı mesela, varsa gerçekten başınız dertte demektir. Bu temel ilaçları bulmak çok güç ve Türkiye bunda pay sahibi olmakla suçlanıyor.

Ben geçen Ekim ayında Rojava’daydım ve anlattıklarınıza ben de tanık oldum. Demek ki, oradaki insanlar halen bu sorunları yaşıyorlar?
Evet. Kesinlikle. Ayrıca Fişhabur (Sêmelka) Sınır Kapısı’nda da çok tuhaf bir durum var. Açıkçası Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) bu yardımların rahatça geçmesi için daha fazla şey yapabileceğini düşünüyorum. Aynı zamanda bütün bunların çok karmaşık ve kirli politikaların sonucu olduğunu biliyorum. İnsanların bu kadar ihtiyaç duydukları halde gerekli yardımları alamamaları gerçekten utanç verici. Ayrıca, iki yakayı birbirine bağlayan köprünün de zarar verilerek kullanılmaz hale getirildiğini öğrendik. Aslında KRG daha fazla şey yapabilir. Daha fazla yardımın geçişine izin verebilir. Bazı yardımların geçişine izin veriliyor, yani tamamen kapalı değil ancak yetersiz.

KBY’ye de benzeri şekilde daha fazla yardımcı olması noktasında bir çağrınız oldu mu?
Kesinlikle. Bunu zaten söyledik ve ben bazı röportajlarımda da dile getirdim. Bizce Türkiye ve KYB hükümetleri siyaseti bir kenara bırakıp, insanlara yardımcı olmalılar. Sınırları kapatmak var olan durumu daha da kötüleştiriyor.

Bunların dışında insan hakları ile ilgili olması hasebiyle tutukluların hakları ve tutuklama süreci üzerinde yoğunlaşıyoruz. Çok açık olarak gördük ki, tutuklanan kişiler yakalanmaları esnasında avukat edinme şansından mahrum bırakılmışlar. Her zaman hakim karşısına çıkarılmalar da olmamış.

Peki yeterli sayıda avukat var mı?
Bu sorunuzun cevabını bilemiyorum. Ancak şunu kesinlikle söyleyebilirim ki cezaevindeki birçok tutuklunun avukatı olmamış ve buna ödeyecek paraları olmayanlar dahil. Devlet yahut yetkililer bu davalara avukat sağlamalı ancak bu gerçekleşmiyor. Birçok kimse resmi olarak hüküm giymemiş. Onlar bir tür sosyal arabuluculuk sistemi kurmuşlar. Örneğin ben sizi bana ait bir şeyi çalmakla suçlayabilirim ve bu durumda yetkililer aramızda arabulucu olurlar. Bunun sonucunda bir anlaşmaya varabiliriz. Sen çaldığını bana geri verir ve üstüne biraz da para verirsin veya ben seni affedebilirim. Biz bu tür prensiplerin karşısında değiliz. Bu tarz geleneksel ve uzun yıllardır yapıla gelen sorun çözme yöntemlerini memnuniyetle karşılayabiliriz. Ancak bu tür geçici çözümler beraberinde bazı sorunlar da getiriyor. Aile içi şiddet konusunda ne yapabileceksiniz mesela? Bir kadının kocasını şikayet etmesi çok zor ve aile içi arabuluculuk daha da zor. Yani bu yöntem sorunların çözümü noktasında her zaman doğru bir yöntem değil. Bu aynı zamanda bana seni keyfi olarak suçlama sansı verir. Belki seni sevmediğim için haksız yere suçlayabilirim seni! Bu yüzden açık ve anlaşılır olmayan kanunlar karmaşaya ve karışıklığa yol açar ki bence durum biraz da bu.

Genel olarak kadınların durumu nasıldı? Nasıl bir gözleminiz oldu?
Fred Abrahams: Bu soruya verilebilecek en açık cevap tabi ki kadın savaşçılar olgusu ve TEV DEM’in vurgu yaptığı ve uygulamaya çalıştığı cinsel eşitlik projesi. Açıkçası bu çok hoşnut edici ve ferahlatıcı bir konsept ve bölgedeki diğer alanlarda veya devletlerde görülmeyen bir proje. Sanırım bu yansıtıldığı kadar derin bir proje değil. Bir başka deyişle; evet bir kadın ve bir erkekten oluşan eşbaşkanlık sistemi hakim ve kurumlarda kadın kotası yüzde 40 olarak belirlenmiş. Ancak halen karar verici otorite erkek egemen. Ben bir gelişmenin ve ilerlemenin olduğunu inkâr etmiyorum sadece söyledikleri kadar bir kadın erkek eşitliğinin sağlandığını düşünmüyorum.

Genel anlamda kadın hakları meselesine gelince; korkarım bu konuyu irdeleyecek kadar zamanımız olmadı orda. Yani aile içi şiddet, ya da cinsel şiddet gibi konulara eğilecek kadar uzun kalamadık. Dediğim gibi ziyaretimiz beş günlük bir ziyaretti.

Rojava’daki diğer azınlıkların durumu nasıl peki?
Gerçekten güzel bir soru ve bu da bir sonraki gezimiz için belirlemiş olduğumuz bir konu başlığı. Kısaca belirtmek gerekirse, bizim oradaki diğer azınlıkları veya cemaatleri ziyaret etmeye veya durumlarını irdelemeye yeterli zamanımız olmadı. Ancak bunu kesinlikle yapmayı düşünüyoruz. Öte yandan oradaki oluşum diğer grupları ve partileri de yönetime dahil ederek çoğulculuk anlamında güçlü bir irade ortaya koyuyor ve bu açıkçası çok memnuniyet verici. Ancak, biz yine de PYD’nin hakim bir güç olduğu kanaatindeyiz ancak hepsinin üstünde biz PYD’nin bir silahlı muhalif gerilla grubu olmaktan çıkıp bir sistem oluşturan ve yapısal olarak bir yönetici hükümete dönüşümün önemine vurgu yapıyoruz. Bu yeni sistemde herkesin temsil edilmesinin gereğini belirtiyoruz. Tabii bunun zaman alacağının bilincindeyiz.

Bu bahsettiğiniz geçiş surecinde Rojava’daki yönetime yol gösterecek veya onları eğitebilecek kurumlar var mı? Oradaki yapı böylesi bir şeye açık mı?
Ben bu tarz bir çalışma yapan sadece bir grup biliyorum; Kürt Legal Araştırmalar ve Danışmanlık Merkezi (YASA). Kürt avukatlardan oluşan Avrupa merkezli bir organizasyon ve çeşitli konularda legal eğitimler veriyorlar. Anladığım kadarıyla Rojava’daki bu yapı böylesi bir çalışmaya açık ve kendilerini daha fazla geliştirmeyi istiyorlar. Ancak tekrar vurgulamak gerekirse asıl sorun ve beklenti PYD ve YPG’nin bir rahatlık, tolerans ve işbirliği ortamı sağlayıp diğer düşünce ve partilere çalışma alanı verip vermeyecekleri meselesidir. Tabi ki, biz şiddet içermeyen anlayışlara çalışma ortamı sağlanmasından bahsediyoruz ve yukarıda değindiğim hususlar bizce önem arz eden meselelerdir.

Amude olaylarını da incelediğinizi duydum. Doğru mu bu?
Evet doğru. Biz ayrıca Amude’yi de ziyaret ettik ve halen delilleri inceleme aşamasındayız. Aşırı güç kullanımına dair kaygılarımız mevcut, ancak savaşçılara karşı şiddet kullanılıp kullanılmadığından emin olmak için araştırmalarımızı devam ettirmek zorundayız. Asayiş yetkilileri bir savaşçılarının hayatını kaybettiğini söylüyorlar. Diğer tarafın iddiası ise bu kişinin protestolar sırasında değil, Haseke’deki çatışmada hayatını kaybettiğiydi. Sonuçta bunlar sadece iddialar ve bizler araştırmalarımız neticesinde bir sonuca varabileceğiz. Ancak sunu söyleyeyim ki bunun takipçisiyiz ve bu konudaki görüşümüzü bildireceğiz.

Ziyaretiniz Rojava’da demokratik özerklik ilan edilen bir döneme denk geldi. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
PYD’nin bu yönetimde güçlü bir rol oynadığını düşünüyorum. Sanırım bunu kimse inkar edemez ve onların bunu inkar edeceğini düşünmüyorum. Yine ana temamıza dönecek olursak bu yapı gerçekten bir yönetime mi dönüşüyor yoksa bir hükümranlık aygıtı mı oluyor? Bu ikisi ayrı şeyler. PYD kuskusuz alandaki en güçlü yapı ve hükümet oluşumunda en güçlü etkiye sahipler.

Son olarak Esad güçlerinin Kamişlo ve çevresindeki yerleşim birimlerindeki varlığı ile ilgili durum nedir? Kamişlo’da bazı giriş ve çıkışların kontrol edildiğini biliyorum. Esad güçlerinin Kürt şehirlerindeki durumunu nasıl gördünüz?
Esad güçleri esas olarak Kamislo’da üç yerde bulunuyor. Birincisi ‘Güvenlik Meydanı’ adı verilen merkez mahallede. Sanırım bu bazı Arap mahallelerini de kapsıyor. İkincisi, Türkiye ile olan sınır kapısı, üçüncüsü de havaalanında. Bir kaç hafta önce Birleşmiş Milletler Dünya Yiyecek Programı bu havaalanı üzerinden insani yardım malzemeleri göndermişti. Yerel yetkililerin bize anlattığına göre, bir gram tahıl ya da pirincin bile Kurt bölgelerine ulaşmamış! Bu yardımlar büyük bir ihtimalle hükümetin denetimindeki bölgelere dağıtıldılar çünkü Kürt Bölgeleri’ne ulaştırılmadığı kesin. Öte yandan Esad güçleri ile Asayiş arasında bir çatışmasızlık anlaşması söz konusu. Sokakta birbirleriyle karşılaşıyorlar ancak iki taraf da çatışmadan kaçınıyor. Her iki kesimde de karşılıklı bir tolerans var ve birbirlerinin varlığına göz yumma konusunda anlaşmış gibiler.

Böyle bir anlaşmanın nedeni ne sizce?
Bana göre su anda birbirleriyle çatışmaları her iki tarafın da çıkarına değil. Böyle bir çatışma ancak iki tarafın ortak düşmanlarının işine yarar. İsim vermek gerekirse İslamcı güçlerin işine yarar. Bu yüzden karşılıklı bir çatışmasızlık anlayışı ve tolerans hakim. Ancak bunun böyle ne kadar devam edeceğini kestirmek güç. Sanırım ortak düşmanları var oldukça ya da siyasi dinamikler değişmedikçe bu durum böyle devam edecek ancak ondan sonra ne olur kestirmek zor. Bu bir soru işareti olarak duruyor.

Biliyorum son soru demiştim ama kısaca İslamcı Cihatçılarından da bahsedebilir misiniz? Onların da karıştığı insan hakları ihlalleri veya savaş suçları tespit ettiniz mi?
Evet. Hem de ilk sırada bu gruplar geliyor. Çünkü onlar ayrımsız bir şiddet uyguluyorlar ve bu çoğu zaman sivillerin ölümüne yol açıyor. Tabii bir de geçmişte sıkça rastlanan sivillerin kaçırılması sorunu vardı ve halen yer yer devam etmekte. Öte yandan ele gecen savaşçılara uygulanan kötü muamele durumu var. Geçenlerde Afrin’de ele geçirilen YPG’li savaşçıların kafalarının kesildiğine dair korkunç haberler gördümi. Bu aşırı bir şiddet ve bir savaş suçu örneği. Savaş esirlerine insanca muamele etmek zorundasınız.

Son olarak Resulayn (Serekaniye) ziyaret edemedik ama orada insanlar hastanelerin yağmalanmasından şikâyet ediyorlar. İslamcı güçler kasabaya hakimken hastanelerdeki medikal gereçleri çalıp götürmüşler. Bu tabi ki ciddi bir ihlal. Orası sivil bir hastaneydi ve insanlar o gereçleri çok güçlükle dışarıdan temin ediyorlardı.

http://www.radikal.com.tr/dunya/hrwye_gore_rojavanin_basarilari_ve_acmazlari-1179955

مسؤول حقوقي يتحدث عن الوضع في غرب كوردستان وتحديات الـ PYD

38182image1

” رحاب نيوز ” ر ن ا
ترجمة: جودي ملا

زار وفد من منظمة حقوق الانسان (HRW)  ومقرها نيويورك , المناطق السورية الكردية، الأسبوع الماضي، حيث أعلن حزب الاتحاد الديمقراطي (PYD) حكومة الحكم الذاتي الكردية بمساعدة  وحدات حماية الشعب (YPG) المسلحة .

في مقابلة هامة ومفصلة لروداو مع فريد آبراهامز، مستشار خاص لهيومن رايتس ووتش الذي كان ضمن الوفد، تحدث حول ما إذا كانت حكومة الحكم الذاتي الذي أعلنه حزب الاتحاد الديمقراطي هي شاملة حقا كما تدعي، و إذا كانت السلطات المحلية تراقب  حقوق الإنسان، ووضع المرأة، والإصلاحات القانونية . وعلاقة حزب الاتحاد الديمقراطي مع نظام الرئيس السوري بشار الأسد.

وقال ابراهامز أن التحدي الأكبر لحزب الاتحاد الديمقراطي  هو الانتقال “من حركة – المعارضة – إلى الهيئة الإدارية، و في خلق السلطات والنظم والهياكل التي من شأنها أن تمثل الجميع.”

هنا مقتطفات من المقابلة:

روداو: ما هو الغرض الرئيسي من زيارة غرب كردستان؟

فريد آبراهامز: كان الغرض الرئيسي لتعريف أنفسنا مع الوضع لأنها اول مرة نزور فيها المنطقة. ونحن لم نقم بزيارة  المناطق الكردية من قبل. بالتأكيد، نحن في حاجة إلى معرفة الظروف خلال هذا الصراع الأخير. لذلك, كانت هذه فرصة لنا لمعرفة الظروف على أرض الواقع والتعامل مع الجهات المحلية، التي انشأت الحكم المحلي والإدارة الذاتية في غرب كردستان.

الرسالة الرئيسية التي نريد ايصالها الى الحزب الديمقراطي و وحدات الحماية الشعبية هي أنه حين تصبح  في السلطة ، عندها تأتي المسؤوليات القانونية.

روداو: ماذا وجدتم؟

فريد آبراهامز: هناك بعض الإيجابيات وبعض السلبيات. أولا وقبل كل شيء، هو أن الوضع الأمني ​​في شمال شرق سوريا هو أفضل بكثير مما هي عليه في معظم أنحاء سوريا. الآن، وهذا لا يعني أن الوضع الأمني ​​جيد جدا. بالمقارنة مع أجزاء أخرى من البلاد ، الوضع الأمني ​​مستقر نسبيا. بالطبع، لا تزال هناك هجمات بسيارات ملغومة وحوادث عنف أخرى، وقتال.

ومن ناحية حالة حقوق الإنسان ، لاحظت وجود عدد من المجالات  الإشكالية. تحدثنا عنهم مباشرة مع السلطات. احداها هي ما يمكن أن أسميه التعددية السياسية واحترام حرية التعبير و النشاط السياسي . أعتقد أن واحدة من اهم القضايا  لحزب الاتحاد الديمقراطي و حركة المجتمع الديمقراطي ( TEV – DEM) هي الانتقال من هيكل معارضة – مقاومة مسلحة – الى  الهيكل الإداري الذي يمثل جميع المواطنين وجميع المقيمين في المنطقة، وهذا يعني احترام وجهات نظر مختلفة ، مما يسمح النشاط السياسي و السماح لجميع وسائل الإعلام المختلفة بالعمل . فهذا يعني حرية تكوين الجمعيات.

روداو: بعض السياسيين والمسؤولين المحليين في المنطقة يدّعون أنه عندما يتم القبض على بعض الناس بسبب الأنشطة الإجرامية ,يعتقلونهم تحت اسم “الناشط السياسي” لمنع الملاحقة القضائية. هل تناولتم هذا الامر؟

فريد آبراهامز: نعم، أعتقد أن هذا صحيح.  فمن السهل جدا أن تصرخ حول هجوم سياسي لمحاولة تسجيل نقطة سياسية. لذلك يجب علينا التحقيق في هذه الحالات , ونرى – فقط لأنك عضو في حزب المعارضة، لا يعني أنه يمكنك مخالفة القانون.

المشكلة هي أن هناك التباس كبير بين الخبراء القانونيين، بين المحامين وبين القضاة – وحتى بين السجناء – حول ما يجري عند تطبيق القانون.

  إذا لم يكن واضحا كيف يتم تطبيق القوانين، فإنه يفتح الباب لسوء المعاملة أو التطبيق التعسفي لتلك القوانين. أعتقد أن هذه مشكلة كبيرة!

نحن نعلم أن القانون السوري لديه الكثير من المشاكل. هناك العديد من جوانب القانون السوري الذي ينتهك المعايير الدولية لحقوق الإنسان ، وخاصة التمييز ضد الأكراد – هذا واضح .  ولكن القانون السوري جيد بشكل عام. أستطيع أن أقول ربما 90 في المئة ،أو 95 في المئة منها جيد، حيث الامور التي تتعلق بالجرائم العادية – والسرقة، و حتى القتل.

هذه هي القوانين القياسية التي ، في اعتقادي، أخذت من قانون العقوبات الفرنسي.

الآن ليس الوقت المناسب لفتح باب الإصلاح القانوني . البلاد في حرب ، والوضع السياسي غير مستقر . نعتقد أنه من السابق لأوانه تغيير القوانين . يمكنك تغيير القوانين في المستقبل ، ولكن الآن ليس الوقت المناسب لفتح هذا الأمر .

روداو: كيف كان رد فعل السلطات؟ هل رحبوا بـاقتراحاتكم؟

فريد آبراهامز : كان الامر معقدا . اسمحوا لي أن أطرحه بهذه الطريقة : كان هناك بعض الفهم ، و كان هناك أيضا دفاع قوي عن المشروع – دفاع الأيديولوجية . وأعتقد أن هذا النهج يأتي من تقليدية هذه الحركة، و هذا هو ما أتحدث عنه من خلال التحول من حركة لبنية حكم. تلك نقطتان مختلفتان . بعض الناس يتفقون معي في ذلك.

قمنا بزيارة اثنين من السجون، طلبت منهم فتح باب السجن – أريد أن أنوه انهم قد تعاونوا معنا خلال زيارة تلك السجون. كانت أوضاع السجون جيدة. أعني، كما تعلمون، هو سجن في سوريا . لم نجد دليلا على مشاكل خطيرة. وقال السجناء بأنهم يعاملون بشكل جيد. كان لديهم ما يكفي من الغذاء، لم يشكو العنف الجسدي وهلم جرا.

قابلنا عدد من الأشخاص الذين اعتقلوا وأطلق سراحهم. هناك بالتأكيد مشكلة العنف في وقت الاعتقال. هذه هي عادة النظام السوري، والتي تعتمد على الاعترافات القسرية وهذا هو المعتاد في المنطقة!

 أنا أفهم جزءا من المشكلة هو أنهم لا يمتلكون شرطة محترفة – و ليست لديهم مثل التحقيق في موقع الجريمة (CSI) أو مختبر الطب الشرعي لإجراء تحقيق الشرطة المهنية هناك!

مسألة أخرى لفتت انتباهنا , هي الجنود الأطفال. في المقام الأول، لوائح كل من YPG والأسايش (قوات الشرطة الكردية)  فيها حظر استخدام الأطفال الذين تقل أعمارهم عن 18 عاما.

روداو: ألم يوقعوا على اتفاقية جنيف قبل بضعة أشهر؟

فريد آبراهامز: لا، وقع حزب العمال الكردستاني (PKK) في تركيا التزاما مع منظمة تدعى منظمة نداء جنيف قبل نحو سنة , بعدم استخدام الجنود الأطفال . YPG هو الآن في محادثة مع جنيف لتفعل الشيء نفسه.  بالإضافة إلى ذلك، في ديسمبر عام 2013، صدر أمر YPG لجميع الأعضاء بأن لا تقبل أي شخص يقل عمره عن 18 عاما. ذلك أمر إيجابي للغاية ومرحب به. لكن المشكلة لا تزال مستمرة. وأعتقد أنها قد توقفت عن استخدام الأطفال الأصغر سنا. على سبيل المثال، لم نشاهد الأطفال الصغار عند نقاط التفتيش.   من قبل، كانت هناك حتى الأطفال في سن 12 سنة في رحلتي السابقة لغرب كردستان. وأنا لا أعتقد أن ذلك يحدث الآن.

 أعتقد أنهم توقفوا عن ذلك. لكننا بالتأكيد قد وثقنا حالات ما زالت تحت سن 18 عاما. ربما 17 أو 16.سنة .

روداو: كيف يتم تبرير استخدام الأطفال الذين تقل أعمارهم عن 18 عاما؟

فريد آبراهامز: يتم تبرير ذلك  بأن “هؤلاء الاطفال هم من المتطوعين. هؤلاء الأطفال يريدون المساهمة في القضية وأنه لن يذهب إلى البيت , ‘هو في الواقع صحيح -. تحدثنا مع أم لطفل واحد. وقالت أنها أمسكت بطفلها، لكنه ركض. هو في ال 17  ,  ويريد أن يقاتل و يكون جزءا من الحركة. لكن الفكرة هي أن القيادة لا يجب أن تقبل الاطفال. يمكن للطفل ان يعمل كسياسي، او في مجال  الإعلام. ولكن  لا يجوز ان يكون جزءا من الأعمال القتالية حتى سن 18. لذلك هذا لا تزال  المشكلة قائمة. الامر ليس صعبا اذا  كانوا يريدون وقف ذلك، فإنها يمكن أن تتوقف. نعتقد أنها ينبغي أن تفعل ذلك.

روداو: هل لاحظت أي مشاكل أخرى؟

فريد آبراهامز : هناك نوعان من الأشياء الأخرى التي تم بحثها : أحدها هي الهجمات التي تشنها الجماعات الإرهابية والجماعات الاسلامية , والسيارات المفخخة  ,هذه هي الانتهاكات الخطيرة لحقوق الإنسان التي ترتكبها الجماعات الإسلامية المختلفة أو الجماعات الإرهابية .

و المسألة الأخرى هي الحدود. علمنا أن الحكومة المحلية اتفقت مع الحكومة العراقية لفتح حدود تل كوجر ( اليعربية ) . هذا هو خبر ممتاز ! وخطوة إيجابية.. كما تعلمون تركيا أبقت الحدود مغلقة . وجدنا أن تركيا تفتح معبر( Senyurt ) مع الدرباسية  مرة واحدة في الشهر ، و كانت آخر مرة في 5 فبراير شباط.

جمع الأكراد في تركيا المساعدات لتسليمها الى غرب كردستان مرة كل شهر من خلال هذه البوابة . ولكن ، كما تعلمون، مرة واحدة في الشهر غير كاف ابدا!

روداو: أنتم : كمنظمة حقوق الانسان , هل طالبتم الحكومة التركية بفتح الحدود ؟

فريد آبراهامز: بالتأكيد، فعلنا ، ولكن المشكلة هي أن السياسة هي من تجعل الناس يعانون. ونحن نعتقد أنه ينبغي فتح الحدود للمساعدات والمعونات ,بالتأكيد هناك حاجة في المنطقة. والناس لا يتضورون جوعا لكن هناك نقص حقيقي في الأطعمة الأساسية والأدوية الأساسية. على سبيل المثال، حليب الأطفال. إذا كان لديك أي من الأمراض المزمنة، ومرض السكري، فأنت حقا في ورطة. فمن الصعب جدا الحصول على هذه الأدوية الأساسية.

روداو: وبالمثل، هل اتصلت بحكومة إقليم كردستان بشأن فتح الحدود؟

فريد آبراهامز: نعم، بالتأكيد. سبق أن قلنا ذلك. ونحن نعتقد أن على كل من تركيا وحكومة إقليم كردستان وضع السياسة جانبا ومساعدة المحتاجين. إغلاق الحدود يجعل الوضع أسوأ.

روداو: ماذا عن وضع المرأة بشكل عام؟

فريد آبراهامز: الجواب الأكثر وضوحا على هذا السؤال هو  النساء المقاتلين في YPG , والتزامها المعلن بتحقيق المساواة بين الجنسين في مشروع TEV-DEM.

بصراحة، كمفهوم,  هو موضع ترحيب للغاية ، والتي تختلف كثيرا عن غيرها من البلدان والمناطق الأخرى في المنطقة.  هناك كما تعلمون الرجل والمرأة على رأس جميع المؤسسات. هناك حصة 40 في المئة للنساء في المؤسسات المختلفة. لكن السلطات الرائدة، لا تزال تميل إلى الرجال.

و لم يكن لدينا الوقت للتطرق الى النواحي الاخرى لحقوق المرأة، ، على سبيل المثال، والعنف المنزلي أو العنف الجنسي. كنا هناك لمدة خمسة أيام فقط .

روداو: كيف هو وضع الأقليات مثل المسيحيين؟

فريد آبراهامز: إنه سؤال جيد جدا، هذا سيكون  موضوع  رحلتنا القادمة. نحن ببساطة لم يكن لدينا الوقت لزيارة أي من المجتمعات السريانية أو غيرها، وعلينا أن نفعل ذلك.

روداو: هل هناك أي منظمة تقدم الدورات التدريبية و ورش العمل للسلطات في غرب كردستان لهذه العملية الانتقالية؟

فريد آبراهامز: أنا أعرف فقط مجموعة واحدة . هي مجموعة قانونية تسمى “مركز الكردي للدراسات والاستشارات القانونية” المعروف أيضا باسم الياسا. وهي منظمة المحامين الاكراد المتمركزين في أوروبا، وأنها قد ذهبت لتقديم بعض التدريب القانوني. وفهمت ان السلطات الكردية مطلعة على ذلك. أعني، أنها لا ترغب في التحسين.

روداو: سمعت أنك سوف تحقق أيضا في حوادث عامودا. هل هذا صحيح؟

فريد آبراهامز: نعم، هذا صحيح. زرنا عامودا ايضا ، ونحن ما زلنا في عملية فحص جميع الأدلة. لدينا مخاوف بشأن احتمال الاستخدام المفرط للقوة،. ادّعى آسايش أن واحدا من مقاتليها لقوا حتفهم. وفي الجانب الاخر, تحرينا ووجدنا  أن هذا الرجل توفي في القتال في الحسكة ولم يمت على الإطلاق في الاحتجاج.

روداو: جاءت رحلتك إلى المنطقة بعد الإعلان عن الحكم الذاتي المحلي في المنطقة. ماذا تريد أن تقول عن ذلك؟

فريد آبراهامز: أعتقد أن PYD  يلعب دورا قويا جدا في الحكم الذاتي. لا أحدا ينكر ذلك. من وجهة نظري، أنها تلعب أكثر من دور مما يقرون به – هذه ليست التعددية كما تدعي الإدارة ,وهناك أطراف أخرى كذلك, ليس فقط حزب الاتحاد الديمقراطي.

أعود إلى النقطة الرئيسية: هل أصبحت الإدارة للتحكم وليس من أجل الحكم – هذا شيئان مختلفان. أود أن أقول PYD هو أقوى قوة على الأرض – وهذا واضح تماما. وتأثيرها هو الأقوى داخل الهيكل الحاكم.

روداو : وأخيرا ، ماذا عن وجود نظام الأسد في غرب كردستان . وأنا أعلم هناك وجود للنظام  في القامشلي. ماذا كان موقفك من قوة الأسد في المدن الكردية ؟

فريد آبراهامز : قوات الأسد والحكومة هي في الأساس موجودة في ثلاثة أماكن في القامشلي : أحدها هو في وسط ذلك الذي  يسمونه ” المربع الامني “، وسط المدينة . أعتقد أن يشمل أيضا بعض الأحياء العربية . والثاني هو على الحدود التركية في معبر الحدود. والثالث هو في المطار. المطار هو المهم –

– برنامج الغذاء العالمي للأمم المتحدة ، قام بارسال بعض المساعدات الإنسانية قبل بضعة أسابيع من خلال هذا المطار. وقالت السلطات الكردية لنا انها لم تر شيئا ، – أي الحبوب أو الأرز ! لذلك ، كل من المساعدات تم توزيعها في أماكن أخرى .ربما إلى المناطق التي تسيطر عليها الحكومة , ولكنها بالتأكيد لا تذهب إلى المناطق الكردية ! وبالتالي فإن النظام هناك ، ولكن كما تعلمون ، هناك اتفاق بين قوات الأسايش وقوات الحكومة ,فتراهم في بعض الأحيان يمرون ببعضهم البعض في الشارع بتسامح وسلام ، أي ان هناك اتفاقا ، في الوقت الحالي على الاقل.

روداو: ماهو  السبب وراء مثل هذا الاتفاق؟

فريد آبراهامز: بالنسبة لي، فمن الواضح تماما أنه في هذه اللحظة، ليست لديهم مصلحة في سحق بعضهم البعض إلا عدوهم المشترك، وهي القوى الإسلامية. ولكن، كم من الوقت سيستمر ذلك, لا يمكن التنبؤ. وأعتقد أن الوضع  سيظل كذلك طالما العدو المشترك موجود.

روداو : وأخيرا، هل قيل لكم عن انتهاكات حقوق الإنسان والفظائع التي ارتكبها الجهاديون المسلحون ؟

فريد آبراهامز : نعم، الهجمات العشوائية التي تسببت بقتل المدنيين . ولكن بعد ذلك ، خطف المدنيين ، الأمر الذي لايزال يحدث في بعض الأحيان . وأخيرا سوء معاملة المقاتلين الذين تم القبض عليهم. رأيت تقارير القتل الرهيبة و قطع رؤوس أربعة من مقاتلي YPG مؤخرا . هذا هو انتهاك شديد , و من جرائم الحرب. كما تعلمون، هناك طرق لمعاملة أسرى الحرب معاملة إنسانية.

آخر شيء أود أن أقوله هو أننا لم نزر رأس العين، لكنني أعرف ان اهل تلك البلدة يشكون  من نهب المستشفى. عندما كانت القوى الإسلامية في البلدة، سرقوا جميع المعدات الطبية من المستشفى. وهذا هو انتهاك خطيرا . لقد كان مستشفى مدني ،ولا يزال السكان يعانون من ذلك و هم مضطرون  لشراء و استيراد  المعدات .

http://www.rihabnews.com/%D9%85%D8%B3%D8%A4%D9%88%D9%84-%D8%AD%D9%82%D9%88%D9%82%D9%8A-%D9%8A%D8%AA%D8%AD%D8%AF%D8%AB-%D8%B9%D9%86-%D8%A7%D9%84%D9%88%D8%B6%D8%B9-%D9%81%D9%8A-%D8%BA%D8%B1%D8%A8-%D9%83%D9%88%D8%B1%D8%AF%D8%B3/

 

‘Kürtler ile Araplar Arasına Fitne Sokmaya Çalışıldı’

YPG’nin stratejik öneme sahip Til Birak şehrini kontrolü altına alması hem Kürt kamuoyunda hem de uluslararası medyada oldukça yankı buldu. Bazı kuruluşlar YPG’nin şehirde sivillere yönelik katliam yaptıklarını öne sürdü. Bunun üzerine Kürt ve Arap siyasetçiler bir grup gazeteci ile birlikte Til Birak’a gidip incelemede bulundu. Heyette yer alan Batı Kürdistan Halk Meclisi (MRGK) Eşbaşkanı Abdulselam Ahmed sorularımızı yanıtladı.

Haber: Mutlu Çiviroğlu / Arşivi

MRGK Eşbaşkanı Abdulselam Ahmed (sol baştaki) ve beraberindeki heyet Arap ileri gelenleriyle bir araya geldi

Sayın Ahmed, YPG tarafından kontrolü sağlanan Til Birak’a bir ziyarette bulundunuz. Gidiş nedeniniz neydi? 

Bazı kesimler Kürtler ile Araplar arasına fitne sokmaya çalışıyordu. Bu savaşı Kürt ve Arap savaşı olarak göstermek istiyorlardı. Karalama politikası izleniyordu. Orada katliam ve tecavüzler olduğuna dair yalan yanlış şeyler söyleniyordu. Bizler de Arap aşiretlerinin ileri gelenleriyle birlikte bölgeye geçtik. Yanımıza gazetecilerden oluşan bir heyeti de aldık. Böyle bir şey olmadığına dair durumu yerinde tespit etmeye gittik. Çeşitli medya organlarında, internet sitelerinde dolaşan haberlerin doğru olmadığını göstermek istedik. Bunun için bir mektup ulaştırıldı. Bölgeye giden heyet ‘Cizire Kent Komitesi’ adına orada temaslarda bulundu.

O medya organlarından biri de Suriye Ulusal Konseyi’ne (SUK) yakınlığı ile bilinen Orient TV’ydi. Kanal, birçok kişinin öldürüldüğü, katliam yapıldığına dair haberler yayınlamıştı sanırım. Sizin heyetinizin ziyaretinden sonra bu tür haberlerini tekzip etti mi?

Hayır, şu ana kadar herhangi bir düzeltme veya tekzipte bulunmadılar. Onların Kürtçe servisi muhabirleri de bizimle birlikte Til Birak’a geldiler ve oradaki durumu kendi gözleriyle gördüler. Zaten Orient TV de, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) gibi, Nusra Cephesi gibi radikal ve de şovenist anlayışların siyasetine hizmet ediyor. Radikal, şovenist, karışıklık yaratmak isteyen, Kürtlere düşman gruplara hizmet ediyor. Diyebiliriz ki yaklaşımları şovenistçedir, Kürtlere karşı bir duruş sergiliyorlar. Onların bize karşı tavırları, bizim bölgelerimizdeki istikrar ve huzuru çekememezliktir. Bizim kontrolümüzdeki bölgelerde Kürtler, Araplar ve Süryaniler birlikte barış içinde yaşıyorlar. Bu tür yayınlarla bölgeyi karıştırmak, Kürtler ve Araplar arasında savaş çıkarmak istiyorlar. Ne yazık ki bu anlayış rejime ve bölgelerimize girmek isteyen radikal gruplara hizmet ediyor.

Bölgedeki Arap ileri gelenleri ile de görüştüğünüzü söylüyorsunuz. Onların yaklaşımı nedir? Sizden ne tür istekleri oldu, sizi nasıl karşıladılar?

Dün yeni kurulan komitemizin girişimleriyle tutuklanan 36 kişiyi serbest bıraktırdık. Bugün de 50 kişinin serbest bırakılmasını sağladık. Huzurun sağlanması için, IŞİD gibi, Nusra Cephesi gibi radikal gruplara yardım eden bu kişileri serbest bıraktık. Biz bölgedeki Arap ileri gelenlerinin çoğunun IŞİD ve Nusra gibi radikal örgütlere karşı olduklarını biliyoruz. Onlar da bölgelerinin huzurlu olmasını istiyor, o nedenle de ellerini Kürtlere uzatıyorlar. Onların yaklaşımlarının genelde olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Duruma makul bir şekilde yaklaşıyorlar ve Kürtlerle birlikte hareket etmenin kendi çıkarlarına olduğunu görüyorlar. Çünkü YPG şu anda Rojava’yı, ayırım gözetmeksizin, tüm bileşenleriyle birlikte savunuyor.

Peki, Til Birak’ın Kürtler için önemi nedir?

Bilindiği üzere Til Birak Kürt ve Arapların birlikte yaşadığı bir şehirdir. Kamışlı şehrinin 40 km güneyinde yer almaktadır. Ayrıca Kamışlı ile Haseke karayolu üzerinde stratejik bir noktadadır. Birçok yolun bağlandığı bir yerdir. Til Birak üzerinden, Kuzey tarafından birçok Kürt şehrine geçişler sağlanabiliyor. Radikal gruplar bu şehri ele geçirmişlerdi. Bu şehirden de çevredeki Kürt köylerine saldırıyorlardı. Zaten Til Birak’taki insanları da göçe zorlamışlardı. Bu güçlerin orada bulunması tüm bölge için sorun oluşturuyordu. Til Birak’ı kullanarak Kamışlı ve Kürt bölgelerine saldırmak istiyorlardı. Yol kesiyorlardı, insanları kaçırıyorlardı. Oradaki halkın talebi üzerine YPG müdahalede bulundu ve IŞİD ile Nusra’yı oradan çıkardı.

Bazı Kürt liderler Arap şehirlerine girdiği için YPG’yi eleştiriyorlar. Dün de Pêşverû lideri Hamid Derwiş’in açıklamaları vardı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Cenevre’de Kürtler adına konuşan Hamid Derwiş ve onun gibi siyasetçilerinin açıklamalarına uysaydık tüm bölgemiz IŞİD ve Nusra’nın elinde olurdu. Derwiş ve onun gibilerinin mantığına göre, Kürtlerin ve Arapların birlikte yaşadığı Til Temir, Serêkaniyê, Tirbespi ve Çilaxa gibi şehirleri de kurtarmamamız gerekiyordu! Yine Haseke şehrinin de bir kısmı Rojava sınırları dahilindedir. Onlara göre, Haseke’ye de girmememiz gerekiyor, orayı da IŞİD ile Nusra’yı gibi gruplara bırakmalıyız! Bu mantıkla baktığımızda bugün Til Koçer’in de IŞİD kontrolünde olması gerekiyordu. Bu kesimler ellerinde Kürdistan haritalarıyla dolaşıyorlar ve büyük taleplerde bulunuyorlar. Bu bahsedilen yerler de o haritanın sınırları içindedir! O yüzden söylediklerinin hiçbir değeri yok çünkü yanlış bir mantık ile hareket ediyorlar. Bu söylediklerinde Kürtlerin hiçbir çıkarı yoktur. Kendi partilerinin küçük hesaplarıyla olaylara yaklaşıyorlar ama durum hiç de öyle değil. Kıskançlık gözüyle bakıyorlar ki bu kabul edilebilir bir durum değil. Devrimin başlaması ile birlikte Rojava’yı da bırakmışlar. Bölgede hiçbir etkinlikleri kalmamış. Bölgedeki duruma vakıf değiller, bilmiyorlar ne olup bittiğini. Til Birak, IŞİD ve Nusra’nın merkezi haline gelmişti. Buradan Kürtlerin şehir ve köylerine saldırıyorlardı. Til Birak Arap şehri olduğu kadar aynı zamanda Kürt şehridir de.

Geçenlerde Kamışlı’da asayiş ve rejim güçleri arasında bir gerginlik yaşanmıştı. Şehirdeki son durum nedir?

Kamışlı’da durum sakin ve huzurlu. Birkaç gün önce bir gerginlik yaşandı. Devlet güçleri iki Süryani vatandaşı tutuklamıştı. Bizim asayiş birimlerimiz duruma müdahale etti. Devlet güçleri ve asayişimiz arasında bir çatışma yaşandı. Asayiş güçlerimiz de rejimin kurumlarına el koymak zorunda kaldı ve onlardan 15 kişiyi tutukladı. Sonunda rejim iki Süryani vatandaşı serbest bıraktı. Bunun üzerine asayiş de elindeki 15 kişiyi serbest bıraktı.

http://www.radikal.com.tr/dunya/kurtler_ile_araplar_arasina_fitne_sokmaya_calisildi-1178752

Position of PCWK and SKNC on Geneva II Round II

Special Debate on Geneva II Round II

Guests: Co-chair of People’s Council of Western Kurdistan (PCWK) Abdulselam Ahmed and Secretary of Yekiti Party from SKNC Ibrahim Biro

Hêvi Îbrahim: Devrime Kadınlar Öncülük Etti

Suriye ‘de Kürtlerin elinde bulunan bölgelerde demokratik özerkliğin ilanı tamamlandı. Cizire ve Kobani’den sonra Afrin kantonunda da özerklik ilan edildi. Afrin Kantonu Başbakanı Hêvi Îbrahim, Radikal’in sorularına yanıt verdi.

 

Sayin Îbrahim Çarşamba günü Afrin Kantonu’nun ilanı gerçekleşti. Öncelikle duygu ve düşüncelerinizi öğrenelim. Bu ilan ne anlama geliyor?

Evet, Afrin Kantonu yönetimi ilan edildi. Ümit ediyoruz ki halkımızın ihtiyaçlarına, taleplerine cevap veririz. Önümüzdeki günlerde halkımızın ihtiyaçlarını karşılamak için görevimizi yerine getirmeye çalışacağız. Bu yönetim burada yaşayan halkımızın iradesiyle oluşturduğu kendi öz yönetimi. Zaten Kürt Dağı Bölgesi’ni yani Afrin ve çevresini uzun zamandır kendimizi yönetiyor ve koruyorduk.

Fakat uluslararası güçler bu durumu hala görmüş değiller. Bu yönetimin ilan edilmesi kazanımlarımızı göstermek açısından onlara bir cevap oldu. Biz varız ve buradayız. Özellikle de Cenevre 2 Konferansı’na bir cevap oldu bu yönetimin ilan edilmesi. Onlar bizi bu kongreye davet etmedikleri için biz de onların alacağı kararları kabul etmiyoruz.

Bir kadın olarak Ortadoğu gibi bir yerde yürütmenin başına seçilmeniz ne anlama geliyor?

Evet, Ortadoğu coğrafyasında ilginç bir durum olabilir ama biz Kürtler için değil. Çünkü biz Kürtlerde daha önceleri de birçok kadın topluma öncülük etmiştir. Benden önce de çok örnek var, ben de onların yolundan yürüyorum. Özellikle Afrin’de ve Rojava’nın tamamında kadınlar bu devrime öncülük etmektedirler.

Kürt ve kadın olmanın dışında, bir de başka bir ezilen kimlik olan Alevi kimliğiniz var…

Evet doğrudur. Benim doğduğum yer olan Mabada Alevi Kürt kasabası. Aleviler ta eskilerden beri zülüm gördüklerinden, onların mücadelesi de eskilere dayanıyor. Aleviler özgürlük ve demokrasi düşüncesine çok önceden sahip olmuşlardır. Ezilen Alevi kimliğinin de bulunduğum konumda önemli bir rolü vardır mutlaka ama biz hiçbir etnik ve inançsal kimliğe farklı bir davranışta bulunmuyoruz.

Toplumun diğer etnik ve dinsel unsurları da hükümetiniz de yer alıyor mu?

Elbette yer alıyorlar. Yezidi ve Alevi Kürtler var. İki Arap aşireti var bizimle ve kabinede üyeleri var. Benim bir yardımcım Mustafa Abdülhamid Arap mesela. Dışişleri Bakanımız Süleyman Cafer ise Yezidi.

Demokratik ve çok kültürlü zengin bir yapıdan söz ediyorsunuz. Siz de biraz büyük güçlerin sizi görmek istemediğinden bahsettiniz. Bunu sebebi nedir sizce?

Bazılarının çıkarları Kürtlerin kazanımlarıyla çatışıyor. Onlar Kürtlerin kazanması ve özgürleşmesinin büyük değişimleri beraberinde getireceğini düşünüyor ve bundan kaygı duyuyorlar. Yani onların çıkarlarına ters geliyor.

Uluslararası toplumun desteğini almak için önümüzdeki dönemde ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Şimdilik halkımızla birlikle ilan edilen yönetimlerimizi kutluyoruz. Tabi ki onlarla nasıl ilişki kuracağımıza da ilerde karar vereceğiz. Sivil toplum örgütleri ve hükümet kurumlarıyla ilişkilerimiz olacak hiç şüphesiz.

Afrin bölgesinin uzun zamandan beri abluka altında olduğunu biliyoruz. Şu anki durum nedir?

Doğru. Kürt Dağı Bölgesi 5-6 aydır abluka altında. Fakat Kürt halkının iradesi ve çabası büyük. Çünkü sevinçlerini, üzüntülerini, mal ve mülklerini yani her şeylerini birbirleriyle paylaşıyorlar ve güzel bir yaşam sürdürme çabasındalar. O nedenle de var olan ambargoya karşı direniyorlar. Önümüzdeki dönemde bölge halkını çok yıpratan bu ambargonun son bulacağını umut ediyoruz.

Özellikle kadınların Rojava’daki etkin rolü bölgeyi ziyaret eden Avrupalı ve Amerikalı gazetecilerin dikkatini çekiyor. Bir kadın olarak Kürt ve dünya kadınlarına bir mesajınız var mı?

Bütün kadınların özellikle Kürt kadınlarını başarılı olmalarını istiyorum. Ve şunu da söyleyebilirim ki Kürt kadını tüm dünya kadınlarına öncülük edecektir. Rojavalı kadınlardan isteğimiz yönetimlere katılım sağlasınlar. Daha fazla çalışsınlar, çünkü kadın bugüne kadar hiç görülmüyordu. Özellikle de Rojavalı kadınlar devrime öncülük etmişlerdir. Bu yüzden kendi meşru yerlerini almaları için mutlaka yönetimlerde de yer almalıdırlar.

Sizin aracılığınızla tüm Kürt kamuoyuna ve demokrasi güçlerine de seslenmek istiyorum. Bu yönetimin sağlam temellere oturması için bize yardım ve destek sunsunlar. Hem insani yardım, hem de yeni olan hükümetimizin ayakta durması için her türlü yardım ve desteklerini bizlerden esirgemesinler.

http://www.radikal.com.tr/dunya/hvi_ibrahim_devrime_kadinlar_onculuk_etti-1173666

Time for U.S. to Embrace Syria’s Kurds

Mutlu Civiroglu, Special to CNN

Editor’s note: Mutlu Civiroglu is a Washington, DC based-journalist and Kurdish affairs analyst focusing on Syria and Turkey. You can follow him @mutludc. The views expressed are the writer’s own.

The United States has been searching for an ally in Syria since the uprising began in March 2011. But while the exiled opposition coalitions have been dogged by infighting and a lack of real influence inside Syria, and the armed opposition within the country is rife with extremists, Washington has been ignoring a natural and potentially valuable ally: the Kurds.

Kurds administer the most stable, peaceful corner of Syria, and have been open in trying to secure better relations with the West. Yet despite this, there is little to speak of in terms of ties. It is time for Washington to accept that if it wants to eventually see a peaceful, pluralistic Syria, then the Kurds are its best partners moving forward.

Unlike the main opposition coalition, Syrian Kurdish groups are united. Indeed, the two major Kurdish umbrella groups, the People’s Council of Western Kurdistan (PCWK) and the Syrian Kurdish National Council (SKNC), recently announced they had reached agreement on several key issues, including unified Kurdish participation at the Geneva II Conference.

Unfortunately, Washington does not seem interested in Kurdish participation. According to some SKNC leaders, U.S. Ambassador to Syria Robert Ford pressured Kurds to be part of the Syrian National Coalition (SNC) rather than pushing for Kurdish participation in Geneva. “We don’t understand why Ford has such a negative attitude towards Kurdish parties,” SKNC official Ahmed Suleiman reportedly told Voice of America.

But this approach has little chance of success, especially as the SNC has shown little desire to recognize Kurdish demands. In fact, the SNC went as far as to denounce the Kurds’ recent declaration of autonomy: “Its declaration of self-rule amounts to a separatist act shattering any relationship with the Syrian people who are battling to achieve a free, united and independent state, liberated from tyranny and sovereign over all its territory,” the group said.

This failure to recognize Kurdish demands is at the root of much of the Kurdish suspicion of the Arab opposition. True, rather than take on a military equipped with sophisticated weapons and advanced air strike capabilities, Kurds have been trying to protect their homes and build self-government from the bottom up. But just because Kurds don’t want to fight the al-Assad regime on somebody else’s behalf doesn’t mean they are regime collaborators.

The picture is further complicated by the fact that Washington ally Turkey strongly rejects any status for Kurds, and has looked to prevent Kurdish participation in Geneva. These diverging interests between Washington and Ankara surely underscore that it is time for the international community to develop a Kurdish policy of its own.

The reality is that the armed Kurdish People’s Defense Units (YPG) deserves recognition for fighting extremist groups. The YPG claims to have killed almost 3,000 fighters from fundamentalist groups such as al-Nusra and the Islamic State of Iraq and al-Sham, efforts that have also included notable roles for female fighters.

Meanwhile, Syrian Kurdistan is the safest and most stable corner of Syria, and has been a safe haven for those fleeing violence. The Kurdish focus on defending territory from both government brutality and extremist attacks, rather than taking a front and center role in the conflict, has meant that Arab, Assyrian and Chechen neighbors have been able to live relatively peacefully together in Kurdistan.

Against this backdrop, Kurds last month announced an interim administration to fill the vacuum that followed the regime’s 2012 withdrawal from Kurdistan. The administration aims to provide social, economic, educational and health services even as the people of Syrian Kurdistan live under tough conditions imposed by al Qaeda affiliates. There is, for example, a shortage of basics including bread, milk, baby food and medical equipment. A lack of electricity and fuel is making life difficult for locals during the winter, and providing assistance would be a good step for Western capitals to take if they want to boost ties with a population that could provide valuable support for their goals.

The U.S. and its allies would find it in their own interests to stop ignoring the Kurds and instead welcome their participation in Geneva – a conference that ignores Syria’s largest ethnic minority, after all, will not produce any viable solutions.

Kurds across the world have demonstrated their solidarity with Syrian Kurdistan. It is time that Washington joined them.

Time for U.S. to embrace Syria’s Kurds

Syrian Kurds Declare Autonomous Government Ahead of Talks

Kurds in Syria have declared the formation of an autonomous government after saying they had not been invited to Geneva-2 peace talks, Russia Today reported Tuesday.

North and Northeastern Syria will see the installation of a president and 22 ministries.

The decision followed repeated calls and requests from the Kurds to form their own independent delegation at the talks, which began today in Switzerland, one separate from the exiled coalition and other groups.

The pro-Kurdish Democratic Union Party (PYD) earlier stated that it would reject any resolution reached at the talks.

Kurdish anger over exclusion at Geneva spilled over Twitter pages in the past weeks with hundreds of Kurdish activists demanding Kurdish representation at the Geneva conference.

In a recent interview with Ahram Online, Mutlu Civiroglu, a Washington-based journalist and Kurdish affairs analyst said: “Kurds are discontented that conference organizers are trying to leave them out of Geneva II. They want to attend this conference and speak up with their own demands.”

http://english.ahram.org.eg/News/92244.aspx

Are Syrian Kurds Being Left Out in Geneva 2

 Are Syrian Kurds Being Left Out in Geneva 2?

Yesterday, Syrian Kurds said they would form an autonomous provincial government in Rojava, the Kurdish-language term for one of three majority-Kurdish regions in northeast Syria. The self-proclaimed government is complete with its own president and ministers. 

The move comes two months after the country’s Kurds declared self-rule. The Syrian Observatory for Human Rights said elections for the new municipal council would be held this spring.

The announcement comes as Kurds are left without representation at this week’s Montreux peace talks, a U.N.-backed gathering of Syrian opposition groups, government representatives and international powers.

“Kurds have been struggling for decades. Hundreds of activists were tortured by the regime,” says Mutlu Civiroglu, a Washington-based journalist and Kurdish affairs analyst focusing on Syria and Turkey. “Ignoring the Kurds has a symbolic meaning that the future of Syria will not be any different for Kurds.”

We asked Civiroglu, Wladimir van Wilgenburg, a Middle East Analyst for the Jamestown Foundation specializing in Kurdish politics and Dilshad Othman, a Syrian specialist in information security and a U.S State Department Internet Freedom fellow to weigh in on the consequences of Kurds being left out of this week’s negotiations.

Syria Deeply: What do Syrian Kurds want from the Geneva peace talks?

Wladimir van Wilgenburg: The main Kurdish parties want some kind of recognition of a Kurdish status in Syria. They want to have recognition for a form of self-rule over their own areas, such as autonomy, federalism or democratic autonomy. This is quite similar to what the Kurds in Iraq have. But the West wants the Syrian Kurds to be part of the Syrian opposition, or excluded from Geneva II. As a result, the Kurdish National Council, one of the main Kurdish power blocs, joined the Syrian Coalition due to Western pressure.

Now the PYD fears that their demands are not recognized and that it could turn out to be a second Lausanne that led to the creation of Turkey and the division of the Kurdish areas in Iraq, Iran, Syria and Turkey, without granting them any form of Kurdish autonomy or independence, as promised by the earlier treaty of Sevres.

Mutlu Civiroglu: Two major Kurdish umbrella groups, the People’s Council of Western Kurdistan (PCWK) and the Syrian Kurdish National Council (SKNC), recently announced they had reached agreement on several key issues, including unified Kurdish participation at the Geneva II Conference. This joint delegation wasn’t recognized at Geneva. Kurdish activists now feel that their demands are ignored, and their voices are silenced.

Kurds want to participate in Geneva II as Kurds, the biggest ethnic minority in the country and one of the groups that has been fighting the regime’s repression for decades. Hundreds of activists were tortured by the regime. Ignoring the Kurds has a symbolic meaning, which is that the future of Syria will not be any different for Kurds.

Dishad Othman: Most Kurds want the right to independent political decisions. They want to play a strong part in any decision-making process.

Kurds are trying to bring their case to any table, even Geneva II. Kurds were also targeted in military attacks. Of course they want a role in the decision-making process. They want to know how they will be represented in the “new Syria.”

SD: Why are Kurdish interests being negated at the talks?

WW: It’s not seen as an important issue, and the U.S. thinks that the Kurds should negotiate Kurdish rights with the Syrian opposition, rather than imposing unilateral decisions on the ground and declaring autonomy.

Moreover, the United States wants to exclude PYD from the negotiations since the U.S. is closely allied to Turkey, which opposes PYD, and also since it considers PYD to be close to the Syrian regime and the United States also claims that it wants to preserve the territorial integrity of Syria. In Iraq, the United States prefers Baghdad over the Kurds, and in Syria, the U.S. also prefers the Syrian state over the Kurds (in this case, the Syrian opposition, or Assad).

The Kurds feel excluded and suggest that neither the Syrian opposition nor the Syrian government recognize any form of Kurdish autonomy, although Assad is flirting with the Kurds by allowing them the rights of education and giving them back Syrian citizenship. The Kurds want to have an independent delegation to push for Kurdish rights, instead of just discussing the future of Assad and a new government.

SD: What will be the consequences if Kurdish interests are ignored at the negotiating table?

WW: I doubt that the Geneva conference will lead to any solution since the main armed groups are not involved in the discussions, such as the Kurdish YPG militia, the Islamic front that is the biggest armed opposition group on the ground, or the FSA. Off course, al-Qaida-affiliated/inspired groups such as Jabhat al-Nusra and ISIS are not invited, but they are also a significant power on the ground, and need to be dealt with somehow.

The Kurds want to have a say at the table, so if they do not have their own delegation, then Kurdish rights will most likely not be discussed, and the Kurdish “democratic autonomy” that was declared by PYD would not be recognized by the Syrian government, the Syrian opposition or the international community. Earlier, the Russians were willing to have the Supreme Kurdish Council to participate in Geneva II, but the Americans blocked it.

DO: The announcement of a autonomous administration in the northern part of Syria ahead of the Geneva talks is a direct reaction to Kurds not being invited to Geneva. They are sending a clear message that they are going to try and manage the area of northern Syria by themselves.

Kurds are waiting for a guarantee that their rights will be recognized on a political level. They are afraid of the new ideology and identity of the Syrian opposition. They are scared of the complexity of the battleground.

There is a lot to talk about at Geneva, especially in terms of the economy.  It used to be one of the strongest, but is now one of the poorest. There is a genuine fear that if the Kurds are not at the table, they will lose their rights and will be going on a path away from a united Syria.

MC: The core organizers of Geneva II rushed the conference and wanted to show the diplomatic community that international efforts were under way,  but unfortunately many groups are not represented at Geneva and by the Syrian National Coalition.

There will be one or two people at Geneva on behalf of the Syrian National Kurdish Council, but just like the Syrian National Council, they lack power on the ground among Kurds. Many colleagues I talk to said that this conference is born to be dead. This is a sad reality after three years.

Kurds are one of the largest minorities in Syria, and have a large presence in the Middle East. If there isn’t a solution to the Kurdish question, there won’t be stability in Iraq, Turkey and Syria. In Syria, Kurds have been the most organized militarily, socially, politically and economically. If you exclude the regime’s military power, the Kurds have the strongest army.

SD: If Kurds aren’t included in the decision-making process, how will they implement any agreements on the ground?

MC: I spoke to PYD’s leader and a member of SKNYC, and they both said they didn’t have a say in who represented them at Geneva, and that as a result they would not recognize the decisions made at Geneva. This is the risk that Geneva conference bears.

By excluding Kurds from Geneva, the international community is sending the message that Kurdistan is different from Syria, and that there isn’t a pluralistic Syria. This bolsters the feeling that Kurds are not a part of Syria’s future, and only further pushes them in a separate direction from Syria.

SD: How unified are the Kurdish political parties, and how does this translate on the ground?

MC: There is a consensus among Kurds that they have been highly successful in fighting extremist groups. The armed Kurdish People’s Defense Units (YPG) has been actively fighting radical groups like al-Nusra and ISIS. These efforts have largely been ignored by the international community.

It’s correct that you can’t see YPG as the military power that represents everyone, but there is an increasing consensus in the region that YPG is the defender of the Rojava region, and a general respect for their achievements in fighting extremism and keeping the region intact.

DO: Politically, Kurds are managing the area of northern Syria by themselves. Kurds don’t have a militia, except the PYD – the largest Kurdish militia, which isn’t in good shape with the Syrian opposition. There are a lot of small groups in the FSA. There are Kurds, but they don’t follow the Kurdish political routes – they get their funds from the Syrian opposition. Most Kurds are in Kobani and Afrin, controlled by PYD.

http://beta.syriadeeply.org/2014/01/syrian-kurds-left-montreux/