Rojava’da MGRK ile ENKS Arasında Önemli Anlaşma

Rojava’da MGRK ile ENKS Arasında Önemli Anlaşma

Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgesini fiilen kontrol eden ve Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) en büyük bileşeni olduğu Batı Kürdistan Halk Meclisi (MRKG) ile Suriye Ulusal Koalisyonu’na (SUK) dahil olan Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) arasında 5 gündür Erbil’de devam eden görüşmeler sonuçlandı.

MGRK Başkanı Abdülselam Ahmed ve ENKS Başkanı Tahir Sefuk ortak basın açıklaması yaparken

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in arabuluculuğunda başlayan görüşmelerden çıkan karara göre Kürtler, Cenevre-2 Konferansı’na tek bir heyetle gidecek, Semelka Sınır Kapısı açılacak ve ilişkilerin sağlıklı yürütülmesi için 11 kişilik bir komite oluşturulacak.

Dün Erbil’de düzenlenen basın toplantısında Batı Kürdistan Halk Meclisi Başkanı Abdülselam Ahmed “Cenevre-2’de Kürt meselesi konuşulmazsa eksik bir konferans olacaktır” mesajı verdi. Kürt, Arap ve Süryanilerin birlikte hareket etmeleri halinde başarılı olabileceklerini belirten Ahmed, sınır kapısının da siyasete alet edilmeden hep açık kalması gerektiğini vurguladı. Ahmed, ENKS’nin, PYD’nin tutukladığı kişilerin bırakılması şartıyla ilgili de “Batı Kürdistan Halk Meclisi olarak bunların serbest bırakılmaları girişimde bulunma kararı aldık” dedi.

Önce SUK’un Mutabakatı

Ahmed kurulacak 11 kişilik bağımsız komite ile ilgili de şu bilgiyi verdi: “Komite sınır kapısı, sağlık, insani yardım ve eğitim gibi birçok konuda gözlem yapabilecek. Bu gözlemlerini tarafsız bir şekilde dile getirme yetkisine sahip olacaklar.”

ENSK Başkanı Tahir Sefuk ise “Konferansa Suriye muhalefetiyle birlikte katılma kararı aldık. Suriye muhalefeti, onlarla birlikte toplantıya katılmamızı istemezse Kürtler olarak katılacağız. Kürtlerin tek heyet olarak katılması çok önemlidir” dedi.

Konferansı Boykot İhtimali

PYD’yi Kürt Yüksek Konseyi’nde temsil eden İlham Ahmed ise Radikal’e yaptığı açıklamada Cenevre-2 Konferansı’na ortak bir heyetle katılma kararının kabul edilmesi için konferansı organize edenler nezdinde çaba göstereceklerini söyledi. Bu taleplerin kabul edilmemesi durumunda konferansı boykot edeceklerini belirten Ahmed, Cenevre-2’nin ikinci Lozan’a dönüşmesine izin vermeyeceklerinin altını çizdi.

Ahmed, Sêmalka Sınır Kapısı’nın önceden olduğu gibi her iki meclisin içinde yer alacağı ortak bir heyet tarafından yönetileceği bilgisini verdi. Kapının önce insani yardımlar, acil durumlar ve aile birleşimleri gibi konular için açılacağını belirten Ahmed, daha sonra ticari amaçlı kullanıma da izin verileceğini kaydetti.

Rojava’da YPG’nin konumunun ne olacağı sorusuna Ahmed şu yanıtı verdi: “YPG, Rojava’daki grupların tamamının ortak gücü ve bugüne kadar 400’e yakın şehidi var. YPG hem Rojava’da hem de uluslararası alanda kabul gören, saygı gösterilen bir güçtür. Bu nedenle başka bir askeri güce ihtiyaç yok. İsteyen herkes YPG’ye katılıp, Rojava’yı savunabilir.”

KCK Dış İlişkiler Sorumlusu Zagros Hiwa da Kürtlerin birden fazla heyetle Cenevre 2’ye gitmelerinin Kürtler adına bir kazanım sağlayamayacağını vurguladı. Radikal’e konuşan Hiwa, Rojava’da ENKS ve MRKG’yi Kürt Yüksek Konseyi çatısı altında birleştiren Erbil Anlaşması çerçevesinde birliğin yeniden sağlanması için PKK ile KDP’nin görüşmeler yaptığını ve Cenevre’ye tek heyetle katılım konusunda ortak bir yaklaşım çıktığını belirtti. Hiwa “Cenevre 2 çok önemli. Çünkü tüm Ortadoğu yeniden şekillendiriliyor. Bu yüzden Kürt Yüksek Konseyi’nin tüm Rojava Kürdistanı’nı temsil etmesi için ortak bir tutum ortaya çıktı. Bu yaklaşım PKK ve KDP’de de var” dedi.

‘İkinci Lozan Olmasın’

Hiwa Kürtlerin farklı heyetler halinde Cenevre’ye gitmelerinin riskli olduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Ayrı ayrı gittiklerinde Kürtler adına bir kazanım sağlayamayacaklar. Her bir güç Kürt bölgesinin bir parçasının talibi olacak. Kendi ideoloji ve argümanlarına göre Kürtlerin haklarını savunacaklar. Kürtler bunu daha önce çok yaşadı. Kürtlerin en büyük tecrübesi bu konuda örnek olabilecek Lozan’dır. Lozan öncesi ‘Kürtler kardeşimizdir, haklarını vereceğiz’ dediler. Fakat Lozan yapıldıktan sonra Kürtlerin adını ağızlarına almadılar ve Kürtlerin hakları üzerine hiçbir sonuç çıkmadı. Ondan sonra da tüm Kürdistan parçalarında Kürtler üzerine inkâr siyaseti yürütüldü. Neden böyle oldu? Çünkü Kürtler kendi adlarına Lozan’a katılmadılar.

Şimdi de Kürtlerin tek ses ile katılmaları istenmiyor. Ulusal ve bölgesel güçler Kürtleri, Cenevre 2’de kullanarak buradan kazanım elde etmek istiyorlar. Bu nedenle Kürtlerin tek bir heyet ile katılmaları onlara kazandıracaktır. Kürtlerin kazanımlarının olması halinde uzun vadede tüm Ortadoğu’nun yararına da olacaktır.”

http://www.radikal.com.tr/dunya/kurtlerden_ortak_katilim_icin_rest-1167908

Kürtlerin Hedefi Cenevre 2’ye Katılmak

Kürtlerin hedefi Cenevre 2'ye katılmakSuriye’nin Rojava bölgesinin etkin gücü PYD ile Irak Kürdistan Bölge Yönetimi lideri Barzani arasındaki görüşmelerde neler konuşuluyor? İki gücün anlaşması mümkün mü? PYD’nin Avrupa ve Rusya gezilerinde maksat ne?Bu soruların yanıtını, bölgeden en iyi haber alan isimlerden Mutlu Çiviroğlu, RS FM mikrofonlarına verdi.

“Ali Topuz ile Dünya Hali”ne konuk olan Mutlu Çiviroğlu, “Suriye’de Kürtler anlaşabilirlerse, hedef Cenevre 2’ye katılmak. Bu konuda Barzani Irak’ta muhalefetin baskısı altında kaldı. Şu anda Rojava’daki Meclis ile Barzani’nin partisi KDP yetkilileri arasında görüşmeler sürüyor” dedi.

Batılılar, Suriye Kürtlerini yeni fark ediyor

Rojava’da Kürtlerin birlik sağlamaları halinde, Suriye’nin geleceğinde önemli rol oynayacağını dile getiren Mutlu Çiviroğlu, “Rojava Kürtleri, Kaide tipi örgütlerle çatışan ve onları yenilgiye uğratan bir güç. Suriye’de hem en büyük azınlıklar, hem de toplumsal ve siyasal olarak en örgütlü güç niteliğindeler. Batı basını da bunların farkına varmaya başladı. En son Rubin’den övgü dolu bir yazı geldi” dedi. Çiviroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu görüşmeyi öncelikle PYD ile KDP’den başlamadan önce, uzun süreden beri var olan Rojova’daki gerilimle bağlantılı olarak düşünmek lazım. PYD büyük bir zahmetle orada bir devrim yürüttüğünü, birçok bedel ödediğini ama KDP’nin buna olumsuz tavır takındığını, sınırı kapatarak bunu daha da perçinlediğini, dış kamuoyunda bu devrimi olumsuz şekilde etkilediğini düşünüyordu. Bir gerginlik söz konusuydu zaten, mayıs ayından beri vardı bu gerginlik. Irak Kürdistan bölgesinde de bir ayrışım oluşturdu bu durum. KDP bir yanda, diğer muhalefet bir yanda. Orada da bir ikilem oluştu. Muhalefetin tamamı KDP’ye karşı her ne kadar başlangıçta bu tür politikalara hükümet politikaları deniliyorsa, KYB bunu açıkça ret etti. Sayın Barzani’yle PYD’nin de bir parçası olduğu Batı Kürdistan Halk meclisi heyeti arasındaki görüşmeler, bu var olan sertleşmeyi, var olan sorunları gidermeye yönelik bir adım. Söyleyebiliriz ki bu toplantılarda ilk olarak hem KDP ile PKK arasındaki toplantılarda önemli kararlar alındı. Özellikle Cenevre konusunda ortak bir tutum geliştirmenin önemine vurgu yapıldığı haberleri yansıdı. Bunu hem kendi yaptığım görüşmelerde hem basına yansıyan rahatlıkla söyleyebilirim, özellikle Cenevre konusunda bir mutabakat oluştuğu anlaşılıyor. İki gücün getirdiği olumlu havadan esinlenerek Rojova partileri dediğim gibi Batı Kürdistan Halk Meclisi, Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani’yle bir araya geldi. Bugün de her iki meclisin, Batı Kürdistan Halk Meclisi ve Kürt Ulusal Meclisi’nin bir araya gelip bu görüşmelere devam edecekleri var olan sorunlara ortak çözümler bulmaya çalışacakları biliniyor.”

Rusya, Kürtler konusunda gerçekçi

Kürtlerin kendi aralarındaki sorunları çözmeleri halinde Cenevre 2’ye katılmalarının çözüm arayışında çok yararlı olacağını söyleyen Mutlu Çiviroğlu, şunları söyledi: “Suriye’de başından itibaren Kürtlerin öneminin farkında olan, gerçekçi politika yürüten bir Rusya var. PYD liderlerinin Moskova ziyaretleri de bu çerçevede önemli. Fakat şunu da belirtmek gerekir, Batılılardan, Suudi Arabistan’dan, Katar’dan Rusya, Kürtler konusundaki bakışını değiştirmesi için baskı yapılıyor.” Dünya basınında Kürtleri öven ve Kürtlere destek olmaya çağıran birçok yazı ve yorumun çıktığını söyleyen Çivirli,

“Bu elbetteki Kürtlerin var olan gücünü gösteriyor. En son Ali Bey dün bir yazı çıktı. Michael Rubin bilirsiniz ünlü Pentegon danışmanlarından, onun bir yazısı çıktı. ‘Binlerce kilometrelik alanı kontrol eden bir güç’ diyor. Tabi kendisi PYD kavramını kullanıyor. PYD, Nusra gibi, Irak İslam Şam devleti gibi El Kaide ile bağlantılı grupların önünde engel. Onlarla savaşan laik bir yapı, mutlaka dikkate alınması gerekir, Cenevre’ye davet edilmesi gerekir diye, eğer bu devam eden Erbil’deki devam eden görüşmelerde böyle bir karar çıkarsa kanımca kesinlikle Kürtler yer alacaklardır.

Zaten Rusya’nın Kürtler hakkındaki siyaseti çok daha gerçekçi, Rusya başından beri Kürtlerin bir güç olduğunu biliyor, Kürtlerin azınlık olarak da etnik azınlık olarak da siyasal ve askeri bir güç olduğunun farkında. O nedenle de baştan beri yüksek konsey altında kendi öz olarak, bağımsız olarak katılmalarını istiyor. Ama Rusya’ya özellikle Washington’dan Avrupa başkentlerinden Suudi Arabistan’dan, Türkiye’den ve Katar’dan da baskı olduğu, Kürtlerin taleplerini istememesi konusunda ve Kürt sorununun Cenevre’de açılmaması konusunda Rusya’ya baskılar olduğunu da söyleyebilirim” diyor.

Mutlu Çiviroglu ile Söyleşi Ses Dosyası

Rojava: Geçici Yönetime Kim, Nasıl Yaklaşıyor?

Mutlu Çiviroğlu / Washington

BBC Türkçe

10 ARALIK 2013
 

Rojava’daki ‘geçici yönetim’ projesi, 12 Kasım’da ‘Kurucu Meclis’ ilanıyla birlikte yeni bir döneme girdi.

Bazı yayın organlarında ‘geçici yönetim’ olarak yer alsa da, aslında bu kurumlar geçici yönetimin hazırlık aşamalarını oluşturuyor.

Projeye göre, Rojava’daki geçici yönetim İsviçre modeline benzer şekilde 3 ayrı, özerk kanton oluşacak: Afrin, Cizire ve Kobanê.

Her kantonun bir bölgesel meclis oluşturulacak ve Kamışlı’daki Genel Meclis’e temsilci gönderecek.

Geçici yönetim organları

Sorularımızı yanıtlayan geçici yönetim sözcüsü Ciwan Muhammed, Kamışlı’daki toplantıda alınan kararlar sonucu 96 kişilik ‘Genel Meclis’ oluşturulduğunu anımsatırken, bu meclise bağlı olarak aralarında Arap, Çeçen ve Hıristiyanların da bulunduğu 62 kişilik ‘Geçici Yönetim Denetleme ve İzleme Konseyi’ kurulduğunu aktarıyor.

Bu kurumların üzerinde de ‘Yürütme Konseyi’ oluşturulması kararı alındı. Sözcü Muhammed, bu üyelerden 12’isinin Cizire bölgesi, 3’ünün Afrin’den ve 3’ünün de Kobane temsilcileri olacağını ifade ediyor.

Muhammed, Geçici Yönetim Yürütme Konseyi’nin kendisiyle (sözcülük) birlikte toplam 19 kişiden oluşacağını belirtiyor.

Muhammed, yeni sistemin işleyişini de şöyle anlatıyor:

“Yürütme Konseyi olarak 15 Kasım’da yaptığımız toplantıda üç önemli karar aldık. Bunlar: Geçici Yönetim projesini uygulamaya koymak, seçim sistemi oluşturmak ve Toplumsal Mutabakat Sözleşmesi’ni hazırlamak. Şimdi bu üç kararın uygulanması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

Geçici yönetimin amacı

Kurucu meclis projesini destekleyenler Esad yönetiminin Rojava’dan çekilmesinin ardından ortaya çıkan yönetim boşluğunu doldurmak için oluşturulduğunu söylüyor. PYD tarafının en önemli isimlerinden biri olan, Kürt Yüksek Konseyi üyesi İlham Ahmed, toplumsal ihtiyaca da dikkat çekerek şöyle devam ediyor:

”Biz Kürtler, Suriye’deki en güçlü ve en örgütlü muhalefet olarak, bölgede yaşayan diğer haklarla birlikte Geçici Yönetim’in nasıl olacağını tartıştık. Sonunda Suriye’nin tamamına örnek olacağına inandığımız bu demokratik sistemde karar kıldık.”

Ahmed, Geçici Yönetim’in halkın sağlık, ekonomik, eğitim gibi toplumsal ihtiyaçlarını karşılamak ve bölgenin güvenliğini sağlanması için çalışacağını ifade ediyor.

Destekleyenler ve karşı çıkanlar

Rojava’da var olan çok parçalı siyasal yapı, birçok konuda olduğu gibi geçici yönetim konusunda da bütünlüklü bir karar çıkmasına engel oluşturuyor.

Projeye var olan tepki de ‘destekleyenler, karşı çıkanlar ve kararsız olanlar’ olarak üç başlık altında toplanabiliyor.

Geçici Yönetim projesinin en önemli bileşeni Demokratik Birlik Partisi (PYD).

Şam’ın yaklaşımı

Rojava’daki Geçici Yönetim ile ilgili Esad yönetiminden olumlu ya da olumsuz herhangi bir açıklama gelmiş değil. Ama Suriye’deki Kürt İnsiyatifi’nin Başkanı, parlamenter Omer Osêile yaptığım görüşmede söyledikleri Şam’ın tutumu hakkında oldukça önemli ipuçları veriyor.

‘Geçici Yönetim tek taraflı, yani talep sadece Kürtlerden geldi. Ama hükümetin bu oluşumdan rahatsızlık duyduğunu sanmıyorum. Bu defakto yönetimin hem Kürtlerin, hem de Suriye’nin yararına olacağı kanısındayım. Hükümet güçleri Kürtlerin yaşadığı birçok bölgeden çekildikten sonra ortaya çıkan yönetim boşluğunu PYD ve YPG doldurmuş oldu. Bu güçler bölge halkına hem lojistik anlamda, hem de temel gıda maddelerinin sağlanması konusunda yardım ediyorlar.’

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a yakınlığı ile bilinen Osê, Esad hükümetinin Kürtler için bir takım haklar tanımaya hazırlandığını ve bunun için de diyaloga açık olduğunu dile getiriyor.

‘Suriye’deki kriz aşıldığı takdirde, devletin yasal olarak Kürtlere siyasi ve sosyal her türlü hakkı tanıyacağını düşünüyorum. İnanıyorum ki bu kriz bittikten sonra hükümet otonomi ve özerklik de dahil olmak üzere, Kürtlerin idari ve hukuku bütün haklarını tanıyacaktır.’

Suriye hükümetinin Geçici Yönetim hakkındaki sessizliği, Beşar Esad’ın en azından durumdan rahatsız olmadığı şeklinde yorumlanabilir. Eğer Osê’nin iddia ettikleri doğruysa yani Esad yakın dönemde Kürtlere geniş haklar tanıyacaksa, rejimin bu oluşumu Kürtlerin hakkı olarak görmesi doğal bir durum. Tabii ki bu iyimser bir senaryo ve Kürtlerin çok zulüm gördükleri bu rejime şüpheyle yaklaşmaları için birçok sebep var.

Rejimin Geçici Yönetim’e ses çıkarmamasının bir başka nedeni de, ülkedeki en örgütlü askeri ve siyasi güç olan Kürtleri karşısına almak istememesi. Zaten rejimin baştan beri yapmaya çalıştığı da bu yani yeni bir cephe açmamak için Kürtlerle çatışmadan kaçınmak.

Her ne kadar 35 parti ve kurumun bu yönetimi desteklediği öne sürülse de, ismi geçen kuruluşların bir bölümü PYD’ye yakın kadın, gençlik, sivil toplum örgütleri.

Muhammed Musa liderlindeki Kürt Sol Partisi, Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDPS) Nasreddin İbrahim’in lideri olduğu kolu, Cemal ŞêxBaqi’nin Suriye Kürdistan Demokrat Partisi, Salih Gedo’nun Kürt Demokratik Sol Partisi, Ferhat Telo’nun Kürdistan Liberal Partisi ve diğer bazı küçük Kürt partileri oluşuma destek verenler arasında.

Ayrıca, çeşitli Arap, Hıristiyan ve Çeçen parti ve sivil toplum örgütleri de Geçici Yönetim’e destek veriyor.

Yakın zamanda ‘Siyasi Birlik’ oluşumuna giden Dr. Abdulhakim Beşar’ın lideri olduğu, El Parti olarak bilinen Kürdistan Demokrat Partisi (KDPS), Azadi Partisi’nin her iki kanadı ve yakın zamanda Yekiti Partisi’nden ayrılan YekîtîyaKurdistani bu oluşuma karşı çıkanlar. Bu oluşum Erbil merkezli olarak biliniyor ve siyaseten Irak Kürdistan Demokrat Partisi’ne yakın.

Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB)’nin Rojava’daki kardeş partisi İlerici Parti (Peşvêrû), PYD’den sonra en güçlü partilerden biri olan MuhyeddinŞêx Ali’nin lideri olduğu Kürt Demokratik Birlik Partisi ise halen kararsız.

Faysal Yusuf’un lideri olduğu, Peşvêrû’dan ayrılan Reform Hareketi de henüz karar vermeyen başka bir oluşum.

Geçmiş dönemlerde PYD’ye sert muhalefetiyle bilinen Kürt Birlik Partisi (Yekiti) de Rojava ve Erbil’de bulunan yöneticilerinin kendi aralarında yaşadığı sorunlardan dolayı tutumunu halen netleştirebilmiş değil.

Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) nasıl bakıyor?

ENKS’in belli koşullarla da olsa Suriye muhalefetine katılım kararı konsey içinde kriz yaratmış durumda. Katılım kararını desteklemeyen partiler, öne sürülen şartların Kürtlerin haklı olarak gördükleri taleplerini kabul etmek bir yana, Kürtlerin bir ulus olarak varlığını bile kabul etmediğini savunuyor. Fikir ayrılığı geçici yönetim konusunda belirgin halde. El Parti ve Azadi oluşuma çok sert şekilde karşı çıkarken, diğer konsey üyeleri Kürt Sol Partisi, Kürdistan Demokrat Partisi ve Kürt Demokratik Sol Partisi ise geçici yönetim’de yer alan partiler.

Dr. Abdulhakim Beşar sorularımızı yanıtlarken, geçici yönetime sert eleştiriler yöneltiyor. Beşar’a göre, “Bu proje PYD’nin Rojava’ya dayattığı kendi projesidir ve tehlikeli bir adım. Suriye muhalefeti tarafından ülkeyi parçalayıcı bir adım olarak görüldüğünden, muhalefet içinde var olan Kürtlere karşı olan kaygıları daha arttırmış durumda.”

Beşar, Suriye muhalefetinin yanı sıra, Türkiye, Irak Kürdistan Bölgesi ve Batı dünyasının da karşı olduğu bir oluşumun başarılı olma şansının olmadığı görüşünde.

Azadi lideri Mustafa Cuma da, PYD’yi kendi başına kararlar almakla suçlarken, geçici yönetim projesinin de bunun yeni bir örneği olduğunu öne sürüyor.

Kürt Sol Partisi Genel Sekreteri Muhammed Musa ise Cuma’nın eleştilerine yanıt verirken, “Sizler Erbil’de lüks içinde yaşarken, Rojava’da zor şartlar altında, halkla iç içe yaşayan bizleriz. Nereden biliyorsunuz halkın destek vermediğini” diyor.

Bu projenin PYD tarafından sunulmasına rağmen, hem ENKS, hem de Batı Kürdistan Halk Meclisi (MGRK) tarafından imzalan ortak bir proje olduğunu belirten Musa, hem Azadi’nin hem de El Parti’nin bilinçli olarak ENKS’nin kararını boşa çıkardıklarını iddia etti.

Kendileriyle ayrı ayrı yaptığım görüşmelerde hem Kürdistan Demokrat Partisi lideri Nasreddin İbrahim, hem de Suriye Kürdistan Demokrat Partisi lideri Cemal Şêx Baqi, Musa’yı destekler biçimde, hem El Parti’nin hem de Azadi’nin kasıtlı olarak bu projeyi engellemeye çalıştığını iddia ettiler.

Bazı partiler ise henüz karar vermiş değil.

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/12/131209_rojava_geciciyonetim.shtml

Ankara-Erbil-Şam-Rojava Ekseninde El-Kaide’li Ufuk Turu

Cengiz Çandar

Obama-Maliki görüşmesinde el-Kaide’ye karşı işbirliğinin masaya yatırılacağına kuşku yok.

WASHINGTON- Morton Abramowitz ile görüşmeyeli epey zaman olmuştu. Daha önce defalarca yaptığımız gibi, Washington’un Çinli semtinde, Chinatown’daki Moğol lokantasının önünde buluştuk. Çin-Moğol mutfağına düşkündür. Çincesi de kuvvetlidir. Bu günlerde adı, ‘Retorikten Realiteye’ adlı ABD’nin Türkiye politikasının nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin raporu hazırlayan ekibin ‘eşbaşkanı’ olması yani yazımında çok özel, belirleyici katkısı nedeniyle Türkiye’de sık sık anılıyor. ABD’nin Türkiye’yi en iyi bilen, en yetkin ve en etkili isimlerinden biri olduğuna kuşku yok.

Karşılaştığımız an, ilk sözleri, yaşının 80’e dayanmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmek oldu. Oysa zihni, yine her zamanki gibi 20’li, 30’lu genç adamlarınki kadar berraktı. Morton Abramowitz’le tabii ki bol bol ABD’yi ve Türkiye’yi konuştuk. Mort, oldum olası, Amerikan yönetimini, yapısını ve işleyişini, politikalarını sözünü hiç sakınmadan eleştirir. Olduğu gibi anlatır. Yine öyle yaptı.

O nedenle Türkiye’ye ilişkin olarak da bölgeye (Ortadoğu) ilişkin olarak da bu ABD’den, bir başka deyişle ‘Obama Amerikası’ndan –olumlu ya da olumsuz- beklentilere kapılmanın gerekmediğine ilişkin kanaatlerim, Abramowitz’i dinledikten sonra daha da pekişti.
Aynı duygulara Washington’da bulunan Irak Başbakanı Nuri el-Maliki de vardı mı, bilemiyorum. Maliki, tıpkı şu sıra aralarının ısıtılmaya çalışıldığı Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın bundan beş buçuk ay önce, mayısta Washington’da ağırlanışı gibi ağırlanıyor.
Morton Abramowitz, geçen akşam, Tayyip Erdoğan’ın Washington’dan eli boş döndüğünü söyledi bana. Ben de İstanbul’dan bakarak, uluslararası ilişkilerin inceliklerine vâkıf olduğumuz kadarıyla o hükme varmış ve yazmıştım zaten.

Maliki de öyle mi olacak?
Olabilir. Maliki, görüştüğü Senato Dış İlişkiler Komitesi üzerinde pek bir etki bırakmamış. Örneğin Cumhuriyetçi Tennessee Senatörü Bob Corker, “Kendi kendimize konuşurken, birbirimizin yanından geçip gittik gibi geldi bana” demiş Maliki için. “Bizim kaygılarımızı içselleştirmiş görünmüyordu ve onları önemsemez bir haldeydi” diye eklemiş NYT’ye.

Ne garip, aşağı yukarı aynı sözcükleri – “İki taraf da birbiriyle konuşuyor gibi ama farklı şeyler konuşuyor ve yürürken konuşuyor, birbirinin yanından geçip gidiyor”- şeklinde olarak, ABD-Türkiye ilişkilerinin bugünkü hali ve Tayyip Erdoğan’ın tavrına ilişkin olarak, Morton Abramowitz, bana söylemişti.

Bu yazı yazıldığı sırada, Maliki, Beyaz Saray’da Obama ile görüşmede olacaktı. Obama-Maliki görüşmesinin ‘anafikri’ni, Maliki’nin daha Bağdat’tayken NYT’ye yazdığı ve 30 Ekim Çarşamba günü yayımlanan ‘Bizim İçin Sabırlı Olun’ başlıklı makalenin şu satırlarında bulmak mümkün:

“El-Kaide Irak’tadır ve uzantıları halkımıza karşı acımasız bir terörist kampanya yürütüyorlar. Bu teröristler sadece Irak’ın değil, ABD’nin de düşmanlarıdırlar. Bu nedenle Başkan Obama ile cuma günü görüştüğümde, terörizme karşı koymak ve Suriye’deki çatışma dahil olmak üzere, daha geniş bölgesel güvenlik kaygılarına hitap etmek amacıyla ABD ve Irak arasında daha derin bir güvenlik ilişkisine ilişkin bir plan önermeyi düşünüyorum…

Suriye’deki savaş, aşırı mezhepçileri ve dünyanın çeşitli parçalarındaki teröristleri çeken bir mıknatıs oldu. Onları çevremizde topluyor. Birçoğu, delik deşik sınırlarımızdan içeri sızıyorlar. Suriye ya da Irak’ın el-Kaide operasyonları için üs olmasını ne biz isteriz ne de ABD…”
Türkiye’den bakıldığında, Maliki’nin Washington ziyareti üzerinde bu kadar durmayı değer kılan bu satırlar işte. Irak’ta son haftalarda kan gövdeyi götürüyor. Kanlı bilançonun altındaki imza IŞİD. Rojava’da –başta Serekaniye- Kürtlere saldıran, Türkiye sınırlarının ötesindeki Rakka ve Azaz’ı elinde tutan da o. Türkiye topraklarını kullandığı ileri sürülen ‘silahlı İslamcı güçler’den biri de IŞİD. Ankara, IŞİD’e karşı gereken önlemi almazken, Nusaybin’de, Şenyurt’ta Kürtler arasında ‘duvar’ örmeyi ‘güvenlik politikası’ diye sunabiliyor.

Ayrıca, şu anda Irak Kürdistan Bölge Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, Tayyip Erdoğan’la görüşmüş durumda. Irak Dışişleri Bakanı (Mesut Barzani’nin dayısı olur) Hoşyar Zebari geçen hafta Ankara’daydı. Ankara –Washington’un isteğini yerine getirmek niyetiyle de- Bağdat ile arasına düzeltmek istiyor. Konu, Ankara-Erbil-Bağdat üçlü ilişkilerinin çerçevesi içine oturuyor. Daha da önemlisi, ‘Suriye-Rojava’ ile bir de ‘dördüncü unsur’la daha da büyük bir boyut kazanıyor.

Ankara, PYD’ye karşı Rojava ile araya bir utanç ‘duvarı’ inşa ederek, sınırı kapatmak isterken, Irak Kürdistanı’nın kapıları bizim toplantıya katılmak için Rojava’dan yola çıkmak isteyen Salih Müslim’e kapatıldı. Ne var ki, Kürt YPG güçleri, Musul üzerinden Bağdat’a uzanan Til Koçer kapısını, Kaide’nin Irak-Suriye kolu IŞİD’in elinden aldılar. Bunun siyasi-stratejik sonuçları üzerinde iki yazı öncesinde durmuştum.

Washington’da birlikte bulunduğumuz BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, aynı konuda, hızla dünyanın en önde gelen Rojava uzmanlarından biri olmaya başlayan Mutlu Çiviroğlu’na konuştu. Radikal Online’da tümünü okuyabileceğiniz çarpıcı söyleşinin şu bölümünü not ettim. Mutlu Çiviroğlu soruyor:

“ABD’de el Kaide gibi radikal gruplar en büyük korku kaynağı. PYD ise bu unsurlara karşı savaş verirken Amerika kamuoyunda kısmen de olsa olumlu tepkiler ortaya çıktı. Buna karşın, ABD hükümetinin bu konudaki gönülsüzlüğünü neye bağlıyorsunuz?”

Demirtaş’ın cevabı: “Aslında burada Türkiye’nin rolünün olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye ABD’den ve Avrupa’dan aldığı desteği bu ülkelerin iradesinin hilafına radikal gruplara yönlendirmiştir… Amerikalıların kendi eliyle oradaki el Kaide militanlarını besliyor gerçeği zannedersem Amerika toplumunu da rahatsız ediyordur… Bu Türkiye’nin izlediği yanlış dış politikasının bir sonucu olmuştur. Halen de tümüyle bu yardımların kesildiğini söylemek mümkün değil.

Dolayısıyla şu an Türkiye içine düştüğü durumu ve bu ülkelerle kurduğu aldatmaya dayalı ilişkinin hesabını vermek üzere sorgulanıyor. Ankara’nın dış politikası sorgulanıyor. Türkiye’nin Bağdat ile yeniden ilişki kurmaya zorlanması da aslında bütün bu hataların sonucudur.”
Selahattin Demirtaş, yukarıda işaret ettiğimiz Til Koçer kapısının YPG tarafından ele geçirilmesine de değiniyor. “Til Koçer kapısının kontrol ediliyor olması ve ele geçirilmesi Rojava devrim sürecinin şu ana kadarki en önemli hamlelerinden biri oldu. Askeri ve siyasi açıdan birçok şeyi değiştirecek bir gelişme oldu bu. Bu hamle, muhatap alma konusunda da uluslararası alanda PYD’nin elini güçlendirdi diye düşünüyorum. Kapının kontrolü ambargonun kırılması için de etkili bir hamle oldu.”

Selahattin Demirtaş’ın Washington’da, ABD’nin Türkiye ile ilişkileriyle ilgili Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland ile görüştüğünü, görüşmede ‘Rojava konusu’nun önemli yer tuttuğunu da ekleyelim.

Obama-Maliki görüşmesinden, Maliki’nin IŞİD’e karşı kullanmayı istediği Apache helikopterleri ile Hellfire füzeleri satışı çıkar mı bilinmez ama el-Kaide’ye karşı işbirliğinin masaya yatırılacağına kuşku yok.

Özetleyelim: Maliki, Washington’dan mayıstaki Erdoğan gibi mi dönecek; şimdiden kestirmek kolay değil ama şu kesin gibi: Türkiye-Suriye sınırları el-Kaide için yol geçen halinde muhafaza edilirse el-Kaide, Kürtlere saldırmak için Türkiye’nin ‘zımni’ desteğinden yararlanır ve dolayısıyla bölgede kökleşirse…

Ne Türkiye-Irak ilişkileri toparlanabilir ve ne de Türkiye-ABD ilişkilerini sancısız bir gelecek bekleyebilir.

Washington’da Ankara-Erbil-Şam-Rojava ekseninde ‘el-Kaide’li ufuk turu böyle söylüyor…

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cengiz_candar/ankara_erbil_sam_rojava_ekseninde_el_kaideli_ufuk_turu-1158622

YPG Sözcüsü Xelîl: Kaide Rojava’da Tutunamaz

MUTLU ÇİVİROĞLU

Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) Sözcüsü Rêdûr Xelîl, Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerle Kaide arasında yaşanan çatışmalarda gelinen noktayı Radikal’e anlattı. Xelîl, Irak sınırındaki Til Koçer’in YPG’nin eline geçmesinin ardından Kaide’nin birçok yerden çekilmek zorunda kaldığını söyledi.

YPG_Redur

YPG’nin başlattığı kapsamlı operasyonlardan sonra şu an durum nasıl, hangi yerler kontrolünüzde?

Evet, Serêkaniyê’de Devrim Şehitlerine Vefa Operasyonu’nu başlatmıştık. 2. aşaması dün gece (salı) sona erdi. Bu hamlemizden sonra radikal silahlı grupların elindeki 23 ilçe, köy ve ve merkez tamamen temizlendi. Yani Til Temir ve Serêkaniyê hattının kuzeyi arasındaki 23 yer tamamen kurtarıldı. Mişrafa, Til Halef, Esfer Nacar ve son olarak Til Temir yakınındaki Benacir kurtarıldı.

Neden böylesine büyük bir operasyon başlattınız?

Öncelikle hatırlatmak isterim: Bu bölgelerin tamamı Rojava Kurdistanı’na bağlı Kürt yerleşimleridir. YPG’nin bu hamleyi başlatmasındaki en önemli neden buydu. Bir de yaklaşık 3 aydır Kürt bölgeleri bu silahlı grupların saldırılarına maruz kalıyordu. Her ne kadar biz sorunları barışçıl yöntemlerle çözmek istediysek de onlar saldırı ile karşılık verdiler. Bu yüzden bu saldırılara dur deme zorunluluğu hissettik. YPG olarak askeri planlamalarımızı yaptık ve operasyon başlattık. Çok şiddetli çatışmalar yaşandı. Sonuçta bu gruplar YPG’ye direnemediler.

Kendi cephanelerini bırakıp kaçtıkları söyleniyor. Bu doğru mu?

Evet, doğru. Özellikle Til Koçer’in kurtarılmasından sonra… Ki burası Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ve El Nusra Cephesi’nin en önemli merkeziydi. Burasını ana üs olarak kullanıyorlardı. Buranın YPG’nin eline geçmesi ile birlikte manevi ve moral olarak dağıldılar. YPG’ye karşı koyamaz hale geldiler ve çoğu Rakka ve Til Ebyad’a doğru geri çekildi.

Til Koçer’den söz ettiniz. Irak sınırında Sünnilerin yoğun olduğu bölgeler de var. Buranın tekrar kontrolünüzden çıkma ihtimali var mı?

Şu anda Til Koçer, YPG tarafından korunuyor. Sınır kapısı IŞİD ve El Nusra’dan dolayı Irak tarafından kapatılmıştı. Her türlü saldırıya karşılık verebilecek şekilde tüm önlemleri aldık. Silahlı grupların varlığı o bölgede çok zayıfladı. Bu yüzden tekrar saldıracaklarına ve Til Koçer’i alabileceklerine ihtimal vermiyoruz.

‘Tüm Rojava’yı alacağız’

Til Ebyad’ı alma planınız var mı?

Til Ebyad Kürt yerleşimidir ve Rojava Kürdistanı içinde yer alıyor. Radikal İslamcı grupların buradaki varlığını işgalci güçler olarak görüyoruz. Orada yaşayan tüm halklar o grupların varlığından rahatsız. Kuşkusuz oranın da kurtarılması YPG’nin planları dahilindedir. Şartlar oluştuğunda orası da kurtarılacaktır.

Peki Azaz ve Carablus?

Azaz ve Carablus’u da Rojava’nın parçası olarak görüyoruz. Çünkü oralar da Serêkaniyê, Kobani ve Afrin arasında yer alıyor. Gidiş gelişlerde zorluk yaşamaması için bunların hepsi YPG’nin planları arasındadır.

Özellikle Til Koçer’i alınca dünya medyası sizden çok bahsetti. Medyadaki bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?

El Kaide’ye bağlı grupların gücü dünya kamuoyunda çok abartıldı. Fakat YPG şunu ispatladı: Bu güçlerin ellerinde güçlü silahlar olsa da YPG kendi toprağı üzerinde, halkının içinde savaştığı için -ki bu da en büyük silahtır- bu grupların kaybetmelerini sağladı. Birçok kesim Kürtlerin oldukça tecrübeli ve güçlü gruplara karşı başarı elde edeceğine inanmıyordu. Ancak YPG bunu ispatladı ki biz onlara karşı durabiliyoruz. Çünkü onların bölgedeki varlığının hiçbir meşru nedeni yok. Onların varlığı çetecilik ve talan içindi, bölgede yaşayanların çıkarına değildi.

‘Tüm halkların gücüyüz’

Bölgedeki diğer etnik ve dinsel azınlıkların sizin gelişinizi kutladığı söyleniyor. Bu haberler gerçek mi?

Gerçek. Çünkü bölgedeki halkların tümü bu çetelerin yaptıklarından çaresiz kalmışlardı. Kendileriyle birlikte bölgenin kültürüne çok uzak bir kültür getirmişlerdi. İşkence, zorbalık ve talan üzerine kurulu bir sistem getirmişlerdi. Bölgedeki halklar yıllardır birlik, barış içinde yaşıyorlar. Bu yüzden silahlı grupların varlığından rahatsız oldular. Bu da YPG’nin o bölgeleri kurtarmasının büyük bir sevinçle karşılanmasına neden oldu. Yine bu halklardan birçok kişi YPG saflarına katıldı ve bu çete gruplarına karşı iyi bir mücadele sergiledi.

Arap, Çerkes, diğer halklardan savaşçılarınız var mı?

Rojava Kürdistanı’nda yaşayan tüm halklardan savaşçılar YPG saflarında yer alıyor. Arap, Süryani, Ermeni, Asuriler var. Yani bölgede yaşayan tüm halklardan insanlar YPG içinde yerini almış durumda.

Kamışlı’daki gözlemlerim sırasında PYD dışındaki partilerin de YPG’yi kendi özgücü olarak gördüğüne şahit oldum. Hatta tanınmış bir siyasi parti lideri “YPG bu çetelere karşı başımızın dik kalmasını sağladı” dedi. Yine de azı kesimler de “YPG, PYD’nin askeri gücüdür” diyor.

Bu tür propagandayı YPG’yi zayıf göstermek için yapıyorlar. Onlara göre YPG dar bir siyasi çerçevede hareket ediyor. YPG başından beri tüm grupların çıkarlarına hizmet ediyor, asla sadece bir partinin askeri gücü değil. Tüm Kürt halkının gücüyüz. Bugün düşüncesi ve partisi ne olursa olsun tüm kesimler YPG’de rahatlıkla yer alabilir. Rojava’yı savunan ilk ve tek meşru gücü YPG’dir.

CNN’de cihatçı militanların Türkiye’den nasıl serbestçe Suriye’ye geçtiklerini gösteren bir haber yayımlandı. Ne düşüyorsunuz?
Suriye’de olayların başladığı ilk günden itibaren Türkiye’nin rolünün ne olduğunu biliyoruz. Onlarca kez “Türkiye silahlı radikal İslami gruplara yardım ediyor” dedik. Sınırdan geçirildikleri açıkladık. Hatta belgeler elimize geçti. MİT kimlikleri ve Türk pasaportları çıktı bu silahlı grup üyelerinin üzerinden. Ama açıklamalarımıza itibar edilmiyordu. Eğer bugün CNN gibi bir yayın bunu paylaşıyorsa bu bizim dile getirdiklerimizin doğruluğunu ispatlıyor. Umut ediyoruz ki bu gerçekler tüm dünya kamuoyuna açıklansın. Dileğimiz Türkiye’nin  Suriye’deki devrim içinde oynadığı olumsuz rolün açık bir şekilde ortaya çıkarılması ve herkesin bu gerçekleri görmesidir.

Türkiye demişken, sınırda duvar örme girişimi söz konusu ve Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan da bir haftadır açlık grevinde bu durumu protesto etmek için. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?

Kuşkusuz Ayşe Hanımın bu eylemini onurlu bir eylem olarak görüyoruz. Sonuna kadar kendisini destekliyoruz. Kuşkusuz Türkiye devletinin bu girişimi doğru değildir. Yaşadığımız 21. Yüzyılda artık uluslar arasındaki sınırlar kalkıyor. Artık herkes demokratik bir şekilde ilişki geliştiriyor. Bugün Türkiye’nin böyle bir duvar örmesinin çok kötü bir anlamı vardır. İnanıyorum ki Kürt halkı Rojava ile Kuzey Kürdistan arasında böyle bir duvarın örülmesine izin vermeyecektir. Çünkü doğru bir şey değildir, şoven bir siyasetin ürünüdür ve bu girişim kabul edilmeyecektir.

Şu anda savaşçılarınızın moral durumu nasıl?

Genellikle Rojava Kürdistanı’nın şehir ve ilçelerinde YPG’nin başarılarından dolayı, yani birçok stratejik yeri bu grupların elinden kurtardıkları için Kürt halkı kutlamalar yapıyor. YPG savaşçılarının da moral düzeyi çok yüksek ve güçlüdür. Kendi işlerini yapıyorlar. Yine bölgede planlanacak olan devrimci hamleler henüz durmuş değil. Önümüzde daha çok iş var. YPG de yeni başarılar elde etmek için hazırdır.

http://www.radikal.com.tr/dunya/kaide_rojavada_tutunamaz-1159637

Rojava Uzmanı Mutlu Çiviroğlu: Nusra ve ISİD’in Amacı Rojava’da bir İslam Devleti Kurmaktı

‘Nusra’nın amacı devlet kurmaktı’

Rojava Uzmanı Mutlu Çiviroğlu: Nusra ve ISİD’in Amacı, Ramazan Bayramı’nda Rojava’da bir İslam Devleti Kurmaktı.

09 Ağustos 2013 Cuma

HATİCE KAMER – YÜKSEKOVA HABER

DİYARBAKIR – İki yıldır devam eden Suriye iç savaşında yaşanan şiddetli çatışmaların ibresi son bir aydır yönünü ülkenin kuzeyine, Kürdistan’ın batısı olan Rojava’ya çevirmiş durumda. Özellikle Serêkaniye’nin YPG güçleri tarafından alınmasından sonra,  El Kaide’ye bağlı Cephetel Nusra ve Irak Şam İslam Devleti (ISİD) vb örgütler Kürtlerin yaşadığı yerleşim yerlerinde sivil Kürtlere yönelik katliamlar gerçekleştirmeye başladılar.

Washington’da yaşayan gazeteci Mutlu Çiviroğlu, basta Amerika’nın Sesi ve İlke Haber olmak üzere çeşitli gazete ve yayın organlarında başta Kürt Sorunu ve birçok konuda Kürtçe ve Türkçe ve yazılar yazmakta, değişik radyo ve TV programlarında görüş belirtmektedir.

Yine, Hewler merkezli Rudaw gazetesinin İngilizce baskısında  Türkiye ve Suriye’deki Kürt sorunu, Amerika’nın bölgeye yönelik siyaseti gibi konularda yazı ve değerlendirmeler yazıyor.

Son aylarda özellikle Radikal gazetesinde Rojava ile ilgili yazdığı makale ve değerlendirmeler ve bölgedeki ilk elden kaynaklara ulaşarak, doğru ve tarafsız yazılarıyla dikkat çeken isimlerin başında geliyor.

Rojava’daki çok parçalı siyasi yapıyı ve bölgenin genel durumunu, Suriye’deki şiddetin yönünün neden Kürtlere döndüğünü, El Nusra vb örgütlerin bölgede gerçekleştirdikleri saldırı ve katliamların sebeplerini, başta ABD olmak üzere uluslararası camianın bu durum karşısında neden sessiz kaldığını sorduk, Çiviroğlu Yüksekovahaber için yanıtladı.

                                                             ***

Mutlu Bey, özellikle Suriye Kürdistan’ı, yani Rojava’ya ilişkin yaptığınız haberlerle son zamanlarda dikkat çeken isimlerdensiniz Rojavada’ki son duruma geçmeden önce, konuya hakim olmayanlar için Rojava’daki  siyasi profili anlatabilir misiniz, bölgede kaç Kürt partisi var, bu partilerin etkinliği nedir, temsilcileri kimlerdir?

Rojava’da siyasi yapı oldukça dağınık, parti sayısı da oldukça fazla. Şu anda 20’ye yakın siyasi parti var. Son dönemlerde iyice zayıflamalarına rağmen, birkaç küçük gençlik grupları da mevcut. Ama siyasal alanda en güçlü parti hiç kuskusuz Demokratik Birlik Partisi (PYD). Ayrıca, Muhyeddin Şeyh Ali’nin liderliğini yaptığı Kürt Demokratik Birlik Partisi (Partiya Yekitiya Demokrat a Kurd), Dr. Abdulhakim Beşar’ın lideri olduğu Suriye Kürdistan Demokrat Partisi (El Parti), İbrahim Biro’nun lideri olduğu Kürt Birlik Partisi (Yekiti) ve Mustafa Cuma’nın lideri olduğu Kürt Özgürlük Partisi (Azadi) belli oranda gücü olan partiler.

Bu partileri hangi ülkeler destekliyor?

PYD daha çok PKK’ye yakın. Daha doğrusu parti liderlerinin deyimiyle “Abdullah Öcalan’dan esinlenen, onu seven ve görüşlerine önem veren” bir parti. El Parti, Kürdistan Bölgesi’ndeki Kürdistan Demoktat Partisi (KDP)’nin;  Pêşverû da Kurdistan Yurtseverler Birligi (KYB)’nin kardeş partileri olarak biliniyor. Yine, Azadi Partisi de KDP’ye yakin duruş sergilemekte.

Suriye muhalefetinde Kürtlerin etkinliği nedir?

Suriye muhalefetinin en büyük yapısı olan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nda Kürtlerin pek bir etkinliği yok, çünkü henüz muhalefet içinde yer almıyorlar. Bunun nedeni ise muhalefetin Kürt sorunu karşısında takındığı olumsuz tavır. Bilindiği gibi Abulbasit Seyda, ki son zamanlarda Kürtlerin temsilcisi diye öne çıkarılmakta, Gassan Hitto ve birkaç Kürt kökenli kişi de yer almaktalar ama hiç biri de Kürtler tarafından desteklenmemekte.

Suriye’nin en istikrarlı bölgesi olarak kabul edilen Kürt Bölgesi’nde de son zamanlara iç sorunların arttığını görüyoruz. Bunun nedeni nedir?

Öncelikle neden çok partili siyasi yapı? Bilindiği gibi 20’ye yakın parti var ve bunların arasında ideolojik olarak da pek fark yok. Daha çok bireysel sorunlar yüzünden birbirinden ayrılan partilerin bir araya gelmesi de kolay değil. Örneğin, Rojava’da dört tane Suriye Kürdistan Demokrasi Partisi var ama Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani’nin desteğinden dolayı Abdulhakim Beşar’ın lideri olduğu El Parti öne çıkıyor. Yine, iki tane Azadi, iki tane Yekiti bulunmakta. Var olan partilerin hemen hemen hepsi başka partiden ayrılarak oluşmuş. Kürt siyasetinin tanınmış simalarından biriyle yapmış olduğum bir görüşmede, kendisi bu durumu Baas rejiminin Kürtleri böl, parçala yönet politikasına bağlamıştı.

Mayıs ayı içinde El Parti ve Azadi’nin her iki kolu (bu parti ikiye ayrılmış durumda ve Mustafa Cuma ve Mustafa Oso her iki kanadın liderliğini yapmaktalar) İstanbul’da yapılan Suriye muhalifleri toplantısına üyelik başvurusu yaptılar ama bu istekleri kabul edilmedi. Kürt Ulusal Konseyi’nden bağımsız olarak başvuru yapan bu üç partiye, “temsil gücünüz yok” şeklinde olumsuz cevap verildi.

Genel olarak Kürtlerin Suriye muhalefeti ile ilişkileri pek de iyi değil. Zaten Hakim  Beşar da, Salı günü yaptığı açıklamada muhalefete çok sert eleştiriler getirip, Kürtleri ve diğer azınlıkları ihmal etmekle suçladı. Kendi sorunlarıyla boğuşan muhalefetin, Kürtlerle olumlu diyalog geliştirmesi konusunda herhangi bir işaret görülmemekte.

Bahsettiğiniz parçalı yapıda PYD’nin bu kadar güçlenmesinin sebebi ne?

PYD bir bakıma var olan parçalanmışlığa tepki olarak güçlendi. Yani insanların bir araya gelebileceği bir adres oldu. 2003 yılında kurulmasına rağmen, toplumu siyasal, toplumsal ve askeri olarak örgütlemesi dikkate değer bir konu. Kurulduktan sonra rejimin çok sert uygulamalarına hedef olan partinin birçok üyesi cezaevine kondu ve işkenceye maruz kaldı. Bu nedenle de uzun süre etkisiz bir durumda kaldı. Suriye’deki krizin başlamasından sonra hızla örgütlenme çalışmalarına başlayan parti, hem sosyal, hem siyasal hem de askeri alanda güçlü kurumsallaşma yarattı.

PYD, muhalifler karşısında zorlanan rejim kuvvetlerinin Rojava’dan çekilip, Halep, Şam ve diğer bölgelere doğru gitmesinden sonra ortaya çıkan boşluğu çok iyi doldurdu. PYD şu anda Rojava’da birçok bölgeyi kontrolü altında tutmakta, eğitim, sağlık, güvenlik gibi temel hizmetleri sunmakta. PYD’nin pratikte bu kadar aktif olması doğal olarak taban desteğinin de artmasına da yardımcı olmakta. PYD’yi desteklemeyen ya da başka partiye sempati duyan birçok insanın Rojava’daki hizmetleri gördükten sonra PYD’ye karşı tavırlarının olumlu yönde büyük oranda değiştiğine tanık oldum. Yani halk arasında “Bizim için bir tek çalışan, bir şeyler yapan  PYD var” yaklaşımı hakim.

Türkiye’nin kırmızı çizgilerinden biri de Suriye’deki PYD yapılanması idi ama Türkiye Dışişleri Bakanlığı davetiyle, partinin lideri Salih Müslim Türkiye’ye geldi. Bu ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence çok geç kalınmış bir ziyaret. Aslında Türkiye’nin çok daha önceden Suriye Kürtleriyle, özellikle de PYD ile ilişki kurması her iki tarafın faydasına olacak bir yaklaşım. Ne yazık ki Türkiye, Suriye politikasını uzun süre Kürtsüz yürütmeye çalıştı. Daha sonra da Kürtlere evet tama PYD’ye hayır yaklaşımını denedi ama o da sonuçsuz kaldı. Sonunda doğru olanı, yani Rojava’nın en büyük askeri ve siyasi gücüyle diyalog kurma yolunu seçti her ne kadar gecikmiş bir adım da olsa, doğru bir karar. Bu siyaset değişiminde elbette PYD’nin son dönemlerdeki askeri başarıları da oldukça önemli bir rol oynadı.

Müslim daha Türkiye’de iken kendisiyle yaptığım görüşmede, Ankara ile ilişkiler konusunda çok iyimser değerlendirmeler yapmıştı. Bir takım yanlış anlaşılmaların  giderildiğini dile getiren Müslim, bu tür görüşmelerin süreceğini de belirtmişti.

Ama şunu da belirtmeliyim, Rojava halkında ve siyasi partiler arasında Türkiye’ye yönelik somut adımlar atılması yönünde büyük beklentiler var.  Şu ana kadar herhangi bir adım atılmadığı  gibi, Kuzey’de toplanan yardımın bile doğru dürüst  bölgeye ulaştırılmaması ve Ceylanpınar’da BDP’ye karşı gösterilen sert polis tepkisi büyük hayal kırıklığı yaratmakta.

Yapılan açıklamalardan, görüşmede Rojava’daki “geçici yönetim” durumu ile El Nusra militanlarının Türkiye tarafından desteklendiği konularının ön plana çıkmış galiba. Türkiye’nin El Kaide ile bağlantılı gruplara desteklemekte çıkarı olabilir?

Evet, görüşmede “geçici yönetim” konusu geniş bir şekilde ele alınmış. PYD, kendi kontrolü altındaki bölgelere Nusra gibi radikal örgütlerin saldırıları devam ederken bir yönetim boşluğu olmaması gerektiğini, bu nedenle de geçici bir yönetime ihtiyaç duyulduğunu belirtmekte. Yine, halkın temel ihtiyaçlarını karşılamak için de düşünülen bu yönetime, Türkiye’nin olumlu baktığı hem Müslim hem de Davutoğlu tarafından dile getirildi.

Türkiye, El Nusra ve Kaide ile bağlantılı diğer grupları desteklediğini resmi olarak kabul etmiyor. Ama bu konuda, PYD kaynakları haricinde birçok Türk yazar ve araştırmacı ile uluslararası basın, cihatçı militanların Türkiye üzerinden Suriye’ye giriş yaptıklarını, Ceylanpınar vb. yerlerde tedavi edildiklerini ve Ankara tarafından desteklediklerini dile getiriyor. Özellikle son dönemlerde Amerika basınında bu tür haberler sıkça çıkmakta.

Resmen kabul edilmeyen desteğin asıl amacının devlet içinde var olan Kürt alerjisi ve buna bağlı olarak Kürtlerin Rojava’da elde edebilecekleri statünün önüne geçilmesi  olduğunu düşünüyorum. Yine, hükümet içinde bir takım çevrelerin, dünyanın birçok yerinden cihat için Suriye’ye akan Nusra vb. gruplara sempatisi da olabilir.

Salih Muslim’in Türkiye’ye gelişinden hemen sonra PYD üyelerinden İsa Huso bir suikast sonucu öldürüldü. Birçok kişi saldırının El Kaide tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğine işaret ederken, siz farklı bir değerlendirmeyle gözlerin Esad rejimine çevrilmesi gerektiği değerlendirmesini yaptınız? Bunu konuyu biraz daha açabilir misiniz, ayrıca Esad cephesinin sessizliğini nasıl yorumlamak gerek?

İsa Huso, Rojava’nın en tanınmış siyasetçilerinden biriydi. Batı Kürdistan Halk Meclisi Yürütme Konseyi ve Yüksek Kürt Konseyi Dış İlişkiler Komisyonu üyesiydi. Kendisinin bombalı saldırı sonucu yaşamını yitirmesi Rojava’da derin üzüntü yarattı. Kürtler arasında çok sevilen, PYD ve TEV-DEM gibi oluşumların da kurucularındandı. Yani, kim ne sebeple bu suikastı yapmışsa, mutlaka Kürtlere bazı mesajlar vermek için yapmış olmalı. Ben Radikal’de yazdığım analizde de Nusra vb grupların bu suikastı yapmış olabileceğini ihtimalini göz ardı etmedim. Ama benim gördüğüm, olayın oluş biçimi bu tür örgütleri aşar nitelikte olduğu ve profesyonel bir ekip tarafından yapıldığı.

Elbette ki suikastın Salih Müslim’in Türkiye ziyaretinden hemen sonra gerçekleştirilmiş olması dikkatleri bu ziyaretten kimin en fazla rahatsız olabileceği noktasına çekmekte. Esad rejimi ve onu destekleyenlerin bu ziyaretten rahatsızlık duyduklarını tahmin etmek hiç de zor değil. Esad, Huso gibi sembol bir kişiyi öldürterek PYD’ye gözdağı vermeye çalışıyor olabilir. Kürtler ‘üçüncü yol’ dedikleri bir strateji belirlediler. Ne rejim ne de muhalefetten yana olmayan bu strateji ile tutum belirlediler ve sadece kendi topraklarını korumaya yoğunlaştılar. Şimdiye kadar tarafsız bir duruş gösteren Kürtlerin ve onun siyasi ve askeri anlamda en güçlü yapısı PYD’nin, bundan sonra Türkiye’nin de etkisiyle kendisine karşı durabileceği endişesi elbette Şam için çok zorlayıcı olur. Ben bu analizlere dayanarak en güçlü failin Esad rejimi olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki, rejimin Kamışlo ve çevresinde halen önemli bir gücü mevcut ve böyle bir suikastı gerçekleştirmesi o kadar da zor değil.

Bir yazınızda El Nusra saldırılarının Rojava partilerini bir araya getirdiğini söylediniz. Hali hazırda Rojava’daki partiler arasında husumet hala devam ediyor mu?

Bu son saldırılar Kürtlerde güçlü bir dayanışma ve topraklarını savunma psikolojisi doğurdu. Özellikle halk arasında YPG’ye büyük bir katılımın olduğu, değişik partilere üye birçok insanın kendi partilerinin kararı ya da onayı olmadan YPG’ye katıldıkları değişik kaynaklar tarafından da dile getiriliyor. Tüm partilerin ortak olduğu bir konu var ki o da kendi bölgelerinde savaş istemedikleri, Özgür Ordu ve Nusra gibi grupların çatışmaları Rojava’da değil, rejimin olduğu bölgelerde yapmalarını yüksek sesle ifade etmeleri. Kürtlerin köy ve kasabalarına karşı  yapılan saldırılara karşı ve sivil halkın vahşice katledilmesine karşı ortak bir tepki tabii ki var. Ama bu durum husumet ya da anlaşmazlıkların bittiği anlamına gelmiyor ne yazık ki. Var olan çelişkiler devam ediyor ve bu çok parçalı yapı, Rojava dışındaki Kürt partileri arasındaki yaşanan sorunlardan da kaynaklanıyor.

El Kaide unsuru örgütler, son zamanlarda Rojava’da saldırılarını artırarak, sivil halka yönelik katliamlar gerçekleştirmeye başladılar. Bu örgütler de ÖSO içinde yer alan gruplar. Şimdiye kadar Esad rejimine karşı savaşan bu İslami cihatçı gruplar, ne oldu da Kürtlere saldırmaya başladılar? Bu örgütlerin arkasında hangi güçler var ve Kürtlere saldırı ile neyi amaçlıyorlar?

Suriye’deki iç savaş kilitlenmiş, tıkanmış durumda. Birçok kişi savaşın  bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyordu. Gelinen noktada, Suriye’deki silahlı muhalefet hızla radikalleşmekte yani El Kaide’nin etkisi altına girmekte. Birçok bölgede Özgür Suriye Ordusu ve silahları  tamamen bu radikal grupların kontrolü altına girmiş vaziyette. Bir başka deyişle şimdiye kadar gözle görülür bir başarı elde edemeyen ÖSO’nun, inisiyatifi Nusra ve ISİD gibi gruplara bırakması söz konusu. Aslında yakın zamana kadar bu iki grup birbiriyle çatışma halindeydi. Hatırlanacağı gibi ÖSO Yüksek Askeri Konseyi üyesi Muhammed Kemal Hamami Temmuz ayında ISİD tarafından öldürülmüştü, yani ilişkiler kötüydü.

Ama görünen o ki, Kürt karşıtlığı her iki grubu da bir araya getirmeye yetiyor. ÖSO’nun Halep Askeri Konsey Başkanı Albay Abdulcabbar El Akidi’nin Kürt karşıtı demeçleri ve radikal gruplarla olan fotoğrafları son dönemlerde internette sıkça yayınlanmakta. Akidi gibi insanlar “Kürtler devlet kuruyor. Suriye’yi böldürtmeyiz” propagandası üzerine Kürtlere saldırıları tahrik ederken, Nusra ve ISİD gibi örgütler, Rojava’da bir İslam Devleti kurmayı amaçlıyorlardı. Normalde kurmayı düşündükleri devleti bugünlerde, yani Ramazan Bayramında ilan etmeyi planlıyorlardı ama Kürtlerin direnişi buna izin vermedi. Yine, üç ayrı bölgeden oluşan Rojava topraklarını birbirinden koparmak da bu planın parçasıydı. Yani, Kamişlo, Derik, Amudê, Serêkaniyê ve Hesekê gibi şehirleri Kobane’den ve Afrin’den koparmak da bu grupların başlıca amaçlarından bir tanesiydi.

Ayrıca bu cihatçı grupların birkaç sınır kapısını kontrol altında tutmaları ve oradan gelir sağlamaları, demin de ifade ettiğim gibi bu gruplara yeni katılımların o sınır kapıları aracılığıyla olması da savaşın buraya yoğunlaşmasının diğer nedenleri olarak görülebilir.

Ayrıca, sunu da belirtmekte fayda var ki Rojava, Suriye’nin en zengin bölgelerinden birisi. Ülkenin petrol ve su kaynakları, tarımın ve zeytin yetiştiriciliğinin merkezi de yine bu bölge. O nedenle de Rojava birçok grubun iştahını kabartmakta. Rojava’daki saldırılarının sebeplerini kısaca özetlemek gerekirse hem Kürtlerin kendi kendilerini yönetmesini ve olası statülerini engellemek, hem de zengin doğal kaynakları olan bölgeyi kontrol altına almak ve aynı zamanda da bir şeyler yapıyor gibi görünmek şeklinde sıralayabiliriz.

Rusya bile Rojava’ya yapılan saldırılar karşısında önemli açıklamalar yaparken Amerika neden bu kadar sessiz?

Haklısınız, Amerika çok uzun bir süredir sessizdi ama bu sessizlik bugün CIA’in ikinci adamı Michael Morell’in Wall Street Journal gazetesine yaptığı açıklama ile bir nebze bozuldu. Morell, Suriye’deki iç savaşın ortaya çıkardığı koşulların ABD için birinci öncelikli tehdit haline geldiğini ifade etmekte. Morrel, “Esad rejiminin yıkılması durumunda, Suriye ordusunun elinde bulunan silahların El Kaide bağlantılı grupların eline geçmesi ihtimali ABD için en önemli tehdit haline geldi” değerlendirmesini yaptı.

Ayrıca, son zamanlarda da Suriye’de var olan El Kaide ile bağlantılı radikal grupların yükselişi ve sivillere karşı giriştikleri katliamlar da çokça yer almakta. Önümüzdeki günlerde bu konuda bazı hareketlenmelerin olması ihtimal dahilinde. Yine, Amerika’da yaşayan Kürtlerin, Başkan Obama’yı duyarlı olmak için başlattıkları imza kampanyası ve Pazar günü Beyaz Saray önünde yapacakları eylem de Amerikan kamuoyunda destek yaratma çabaları olarak sıralanabilir.

Amerika’nın sessizliği konusunda, buradaki gazeteci meslektaşımızla sohbetlerimizde iki ana konu öne çıkıyor. Bunlardan ilki Washington’un artan El Kaide tehlikesini görmek istememesinin, Obama yönetiminin sorumluluk almaması anlamına geldiğini, yani Obama’ya yeni bir yük getirmesi demek olduğu. Malum, Obama baştan beri Suriye’ye her türlü askeri müdahale seçeneğine karşı ve bu noktada kendi yönetimi içinde bile rahatsızlık söz konusu.

Diğer bir husus ise Türkiye’nin, Suriye’deki bu El Kaide varlığını dile getirmesinin, bu gruplara olan desteğinden dolayı, konuyu mutlaka Türkiye’ye getirecek olmasını ve Washington’un bunu istemediği.

Biraz önce de söylediğim gibi artık sessizlik döneminin bittiği, hem basında hem de Obama yönetiminden daha fazla ses çıkacağı kanısındayım.

http://www.yuksekovahaber.com/haber/nusranin-amaci-devlet-kurmakti-109215.htm