Türkiye’nin Dostu Komşu Kürdistanlar

25.07.2013 

Image

Suriye Kurdistanı’nda yani Rojava’da geçen hafta Halk Savunma Birlikleri (YPG)nin Serekaniye’de kontrolü ele geçirmesinden sonra Til Temir’e, ordan da Girê Sipî yani Til Abyad’a sıçrayan çatışmalar son hızıyla devam etmekte.

El Nusra emiri Ebu Musab’i yakalayarak büyük başarı elde eden Kürt güçleri, bu silahlı grupların ellerinde rehin tuttukları 400 sivilin bırakılması karşılığında Ebi Musab’ı serbest bırakmak zorunda kaldı. Şu an için çatışmalar Akçakale’nin karşı tarafındaki Tel Abyad’da devam etmekte. Bu bölgenin stretejik önemi Cizire bölgesini yani Kamışlo, Amude ve Haseke gibi şehirleri Kobane (Ain al-Arab) ile Afrin merkezli Kürt Dağı bölgesini birbirine baglaması.

Irak ve Şam İslam Devleti ile Nusra Cephesi’nin buraya saldırmasının nedeni her iki bölgeyi birbirinden ayırmak. Bu değerlendirmeyi en son Azadi Partisi lideri Mustafa Cuma da, Salı günü Rudaw TV’de katıldığı bir programda dile getirdi. Kürtlerle, Arapların birlikte yaşadığı Tel Abyad’ın, Kürdistan’in bir parçası olduğunu vurgulayan Cuma, Nusra militanlarının Kürt topraklarını birbirinden ayırma çalışmalarına Kürtler olarak izin vermeyeceklerini söyledi.

Irak ve Şam İslam Devleti ile Nusra Cephesi’nin Kürtlere saldırmasının bir başka nedeni de Ramazan sonrası o bölgede bir devlet ilan edeceği. Bu iddiayi görüştüğüm değişik Kürt kaynakları da doğrulamakta.

Bu silahlı grupların, YPG ve ve Cebhet el Ekrad (Kürtlerin diğer halklarla yaşdağı Kürdistan il, ilçeleri dışındaki bölgelerde, diğer halkların da içinde yer aldığı yapı) ile olan savaşının, Kürtler arasında büyük bir dayanışma ruhunu öne çıkardığı görülmekte. Carsamba gunu son durumla ile ilgili görüştüğüm Kobanê Halk Meclisi Eşbaşkanı Ahmed Şêxo 4 bin 500 kişinin YPG’ye katıldığını ve insanlarin katılım için sırada beklediklerini söyledi. Şehirde parti kavramının ortadan kaybolduğunu söyleyen Şêxo, tüm halkın tek vücut halinde şehri savunmak ve savaşın devam ettiği diğer bölgelere destek olmak icin hazır olduğunu dile getirdi. Ayrıca, Kobanê’den büyük takviye kuvvetlerinin Til Abyad’a gittiğini gösteren videolar internette ve sosyal medyada de sıkça paylaşılmakta. Kürt kuvvetlerinin bu zorlaması karşısında, bu silahlı grupların, sivilleri kaçırarak, canlı kalkan olarak kullandıkları haberi hem YPG kaynakları,  hem de olayları takip eden gazeteciler tarafından bildirilmekte.

Savaşın gidişatı üzerine görüştüğüm kaynaklar, Cebhet el Ekrad’ın Irak ve Şam İslam Devleti ile Nusra’ya karsı üstünlük içinde  olduklarını ve Cihadçı militanlara cok kayıp verdirdiklerini bildirmekteler. Fakat, bu gruplarınn sivilleri kalkan olarak kullanmaları nedeniyle, Kürterin istedikleri gibi hareket edemediklerini de ifade etmekteler.

Yukarda bahsettiğimiz Kürtler arası birlik ve dayanışma duyguları,  birbirine soğuk duran siyasi partileri bile yakınlaştırmakta. Mustafa Cuma’ya ek olarak El Parti lideri Dr. Abdulhakim Beşar da Al Arabia televizyonuna verdiği röportajda, radikal grupların Kürt şehirlerine saldırmasını sert bir dille eleştirdi. Suriye muhalefetinin hatalarından dolayı radikal İslamcıların önü açıldı diyen Beşar, bu nedenle Baas rejiminin ömrünün uzadığını da belirtti. “Suriye muhalefeti kendinden başka kimseyi görmüyor. Ne Kürtleri, ne Mesihileri, ne de diğer azınlıkları dikkate aldığı yok ”şeklinde tepkisini dile getiren Beşar, Suriye Devrimi’nin amacından sapıp, radikal İslamcıların savaşına döndüğünü ifade etti.

Kürt Demokrtik Sol Partisi lideri Salih Gedo da, Nusra saldırıları tek bir partiye karşı değil, Kürt halkının kazanımlarına karşı olduğunu belirterek “Devam eden çatışmalar, halkımız için ölüm-kalım savaşıdır. Hiç şüphesiz, meşru savunma gücümüz YPG galip gelecektir” şeklinde konuştu.

Bu son olayların Rojava’da müthiş bir etki yaratarak YPG’ye büyük bir prestij kazandırdığı bir gerçek. PYD dışında birçok parti mensubunun ve sıradan vatandaşların da son günlerde büyük oranda YPG’ye katılmaları bunun en belirgin göstergesi. YPG Genel Komutanı Sipan Hemo ile  yaptığım özel röportajda, Hemo, PYD’nin silahlı gücü oldukları iddiasını kesin bir ifadeyle redderek, Rojava halkının ulusal gücü olduklarını ifade etti. Bu son yaşanan Serekaniye, Tel Temir, Til Abyad çatışmaları ve değişik kesimlerden insanların YPG’ye katılımları da Hemo’nun söylediklerini destekler nitelikte. Var olan destek o kadar büyümekte ki, diğer partilere üye birçok  kişinin,  partilerinin kararına rağmen El Kaide’ye bağlı gruplara karşı savaşmak için YPG’ye katıldıkları çokça dile getirilmekte.

Mevcut duruma bakıldığında, Irak ve Şam İslam Devleti ile Nusra Cephesi’nin Kürtlere karşı saldırıları Rojava halkını birbirine çok yakınlaştırdığı söylenebilir. Hatta deyim yerindseyse bu silahlı  gruplar, istemeden Kürtlere büyük bir iyilikte bulundular.

Devam eden çatışmalar elbette uluslarası arenada da yankı bulmakta. New York Times, Washington Post, Los Angeles Times gibi birçok ünlü gazete, AP, AFP gibi ajanslar, Fox TV, RT TV gibi televizyon kanalları, yoğun bir şekilde Kürtlerin  El Kaide’ye karşı  savaştıklarından olumlu bir dille bahsetmekteler. Yine, ABD Dışişleri Bakanlığı hem Pazartesi hem de Salı günü yaptığı açılamalarda, radikal İslam’ın yayılmasından duyduğu kaygıları dile getirip, Suriye Kürtleri’nin, Irak ve Şam İslam Devleti ile Nusra Cephesi ile savaşını yakından takip ettiklerini dile getirdi. Washington’un aksine, Moskova’dan gelen açıklama ise Kürtler için çok daha olumluydu. Açıklamada, Suriye-Türkiye sınırı boyunca yer alan Til Abyad ve Ras al-Ain kasabalarında El Kaide’ye bağlı silahlı grupların çatışma sonrası aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 200 sivil Kürdü rehin alıp canlı kalkan olarak kullandığına dikkat çekildi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı devamla “Suriye’de devam eden siyasi ve askeri çatışmaya dahil olmayan huzurlu Kürt nüfusa karşı aşırılık yanlısı uluslararası teröristler tarafından işlenen ihlalleri ve katliamı kınıyoruz” dedi. Bütün bu gelişmelere baktığımızda durumdan en çok memnun olması gereken Türkiye’nin tam tersine çok büyük bir rahatsızlık duyduğu gözlenmekte. Ankara, kendi sınırlarının El Kaide’ye bağlılık yemini etmiş radikal gruplardan kurtulup, kendisiyle çok iyi ilişkiler kurmak isteyen Kürtlerin kontrolüne geçmesinden hiç de memnun değil. Hem Sipan Hemo, hem PYD lideri Salih Müslim Ankara’ya çok olumlu mesajlar vermekte ve Türkiye’ye karşı hiçbir şekilde tehdit oluşturmadıklarını dile getirmekteler.

TEV-DEM yöneticisi Dr. Nasir Hacı Mansur da, Serekaniye olayları sırasında iyimserliğini dile getirip, Türkler bu sefer açıkça Nusra militanlarına destek olmadılar dese de, Ankara’da esen olumsuz hava Kürtler arasında büyük bir hayal kırıklığı yaratmakta. Öyle ki Türkiye ile ilişkileri  daha iyi olan Azadi Partisi lideri Mustafa Cuma bile durumdan rahatsızlığını açıkça  dile getirerek şu ifadeleri kullandı. “Kuzey’de devam eden barış süreciyle Türkiye’nin gerçekten değiştiğini, uzun yıllardan beri süregelen Kürt Sorunu’nu gerçekten çözmek istediğni sanmıştık. Ama, Ankara’nın El Kaideci gruplara verdiği destek bizleri cok üzmekte.”

Gerçekten de “Çözum Süreci”nde olan bir Türkiye’nin, 20 milyon Kürdün akrabası olan üç milyon Kürde karşı takındığı bu olumsuz tavır hem siyasetçiler tarafından, hem de halk tarafından hayretle karşılanmakta. “PYD sınırı ele geçirdi” diye ortalığa korku salmaktansa, Kürtlerin, Ankara’ya uzattığı eli tutup, ona göre iyi ilişkiler gelişirmek en başta Türkiye’nin çıkarına olacaktır. Irak Kürdistan Bölgesi ile var olan üst ekonomik, ticari ve siyasi ilişkiler ise bu durumun en iyi ispatıdır. Ankara’nın, Rojava Kürtleriyle  ve özellikle de o bölgenin en güçlü partisi PYD ile ilişki geliştirmek, sadece Türkiye Kürtleri arasında değil, Irak Kürtleri için de  büyük bir memnuniyet kaynağı olacaktır. 900 km. uzunluğunda olduğu söylenen sınırın diğer tarafında Kürtlerin olması, Kürtler için olduğu kadar Türkiye için de daha güvenli olacaktır.

Ayrıca, şunu da belirtmekte fayda var ki, Türkiye ve Suriye Kürtleri arasındaki ilişki, diğer parçalardaki Kürtlere kıyasla çok daha özel. Cizre Kürtleri Derik’le, Nusaybin Kamışlo’yla, Kızıltepe Dirbesiye ve Amude’yle, Ceylanpınar, Serekaniye’yle (her iki sehrin Kürtçe isimleri de aynı. Serekanîya Serxetê ve Serêkanîya Binxetê yani hat/sınır üstündeki Serekaniye ve hattın/sınırın altındaki Serekaniye) Suruç Kobane’yle, Antep ve Kilis Kürtleri de, Afrin’le aynı kültürü ve gelenekleri paylaşmakta.

Bu nedenle de Rojava Kürtleri ile iyi ilişkiler kuran bir Türkiye, kendi sınırları içindeki Kürtler’le de ilişkilerini şüphesiz daha da ilerletecektir. Ankara, Rojava Kürtleri’ni bir tehdit gibi görüp, El Kaide ile bağlantılı radikal örgütleri desteklemektense, güney sınırını güvene alacak bir Rojava Kürdistanı’nı desteklemelidir.

Türkiye’nin şu anda bölgedeki en iyi dostu olan  Kürdistan Bölgesi’nin Başkanı, Mesut Barzani’nin de geçenlerde dile getirdigi gibi, Kürtler Ortadoğu’da hiçbir halka düşmanlık ve kin beslemediği gibi, kendilerini en çok da Türkiye’ye yakın hissetmektedirler. Bu gerçekliği görüp, Kürtler’in uzattığı dostluk elini tutmak Ankara’daki aklı-selim insanlara düşüyor. Şu an için var olan Kürt karşıtı refleksi kırıp sağlam bir dostluğa ve işbirliğine dönüştürmek, sadece Türkler’e ve Kürtler’e değil, tüm bölge için çok hayırlı sonuçlar doğuracaktır.

http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/turkiyenin-dostu-komsu-kurdistanlar-28470

ABD’nin Suriye Kürtlerini Kucaklama Vakti Geldi

ABD’nin Suriye Kürtlerini Kucaklama Vakti Geldi

Mutlu Çiviroğlu https://twitter.com/mutludc

ABD, 2011 Mart’ında isyan patlak verdiğinden beridir Suriye’de kendine uygun bir müttefik arıyor. Sürgündeki muhalif gruplar kendi aralarında çekişme halindeler ve Suriye içinde gerçek bir tabana sahip değiller. Ülke içerisindeki silahlı muhalefet ise radikal unsurlarla dolu. Bu karmaşada ABD kendisi için uygun ve potansiyel olarak değerli bir müttefiki gözden kaçırıyor: Kürtler.

Kürtler Suriye’nin en istikrarlı ve huzurlu bölgesini yönetiyorlar ve Batı’yla daha iyi ilişkiler geliştirmeye de açıklar. Buna rağmen şu ana kadar herhangi bir ilişkiden söz etmek mümkün değil. Washington’un, huzurlu ve çoğulcu bir Suriye tesis etmek istiyorsa Kürtlerin kendisine en iyi müttefik olacağını anlama zamanı artık gelmiş durumda.

Muhalefeti oluşturan ana koalisyondan farklı olarak Kürtler kendi içerisinde birliklerini oluşturmayı başardılar. İki ana Kürt çatı organizasyonu Batı Kürdistan Halk Meclisi (MGRK) ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) daha yakın zamanda 2. Cenevre konferansına ortak katılım da dahil temel meselelerde uzlaşmaya vardıklarını açıkladılar.

Ne yazık ki Washington, Kürtlerin katılımı konusunda isteksiz gözüküyor. Birçok ENKS liderinin bildirdiğine göre ABD’nin Suriye elçisi Robert Ford, Kürtlere Cenevre konferansına bağımsız katılmak yerine Suriye Ulusal Konseyi altında katılmaları yönünde baskı yapıyor. ENKS yetkilisi Ahmed Süleyman, Amerika’nın Sesi Kürtçe Servisi’ne yaptığı açıklamada ‘Kürt partileri konusunda Ford’un neden bu kadar negatif bir tutum içerisinde olduğunu anlayamıyoruz’ diyor.

Fakat bu yaklaşımın başarısı şansı, özellikle de Suriye Ulusal Konseyi Kürtlerin taleplerini tanımak konusunda pek istekli görünmediği için son derece zayıf. Dahası, SUK daha da ileri gidip Kürtlerin yakın zamandaki otonomi ilanlarını da ayrılıkçılıkla itham etmiş durumda. Grup, Kürt otonomisiyle ilgili açıklamasında ‘Kürtlerin özyönetim ilanı, tiranlıktan kurtulmuş ve toprakları üzerinde tam egemenlik kurmuş özgür, birleşik ve bağımsız bir Suriye için savaşan, Suriye halkıyla olan bağları parçalayıp atan ayrılıkçı bir girişimden başka bir şey değildir’ diyor.

Kürtlerin taleplerine karşı bu duyarsızlık, Kürtlerin Arap muhalefetine dair çekincelerinin de en temel nedenini oluşturuyor. Doğru; sofistike silahlar ve hava üstünlüğüne sahip bir konvansiyonel ordu ile savaşmaktansa, Kürtler kendi yurtlarını koruyup tabandan bir özyönetim oluşturmayı tercih ettiler. Ancak Esad rejimine karşı başkasının adına savaşmak istememeleri onların rejimle işbirliği içinde oldukları anlamına da gelmiyor.

Bu tabloyu daha da karmaşıklaştıran bir başka etmen Washington’un yakın müttefiki Türkiye’nin Kürtlerin herhangi bir statü elde etmesine kesin olarak karşı olması ve Cenevre’ye Kürtlerin katılımının önüne geçmek istemesi. Washington ve Türkiye’nin bu gittikçe birbirinden uzaklaşan çıkarları artık uluslararası toplumu özgün bir Kürt stratejisi oluşturmaya teşvik etmeli.

Kürt Halk Savunma Güçleri (YPG)’nin radikal gruplarla mücadelesinin takdir edilmesi gerekiyor. Çok sayıda kadın savaşçıyı da içinde barındıran YPG, El Nusra ve IŞİD gibi köktenci gruplara bağlı 3000’in üzerinde savaşçıyı etkisiz hale getirdiğini iddia ediyor.

Aynı zamanda Suriye Kürdistanı ülkenin en huzurlu ve istikrarlı bölgesi olarak şiddetten kaçan çok sayıda insana da güvenli bir liman oluşturuyor. Kürtlerin iç savaşta merkezi bir rol almak yerine kendi bölgelerini rejim vahşetinden ve radikal unsurların saldırılarından korumaya konsantre olması Arap, Çeçen ve Süryanilerin de Kürdistan’da görece bir huzur ortamında yaşamalarını sağlıyor.

İşte bu koşullarda, Kürtler geçtiğimiz ay içerisinde geçici yönetimlerini ilan edip 2012 yılında rejimin Kürdistan’dan çekilmesiyle oluşan iktidar boşluğunu doldurdular. Yönetim El Kaide ile bağlantılı grupların baskılarından kaynaklanan zor koşullara rağmen sosyal, ekonomik, eğitim ve sağlık hizmetleri vermeyi hedefliyor. Mevcut durumda, örneğin ekmek, süt, bebek maması ve tıbbi malzeme gibi en temel ihtiyaçlar bile zorlukla karşılanıyor. Elektrik ve yakıt kısıntıları özellikle kış aylarında halka büyük sıkıntı yaşatıyor. Batı başkentleri kendilerine değerli bir müttefik olabilecek bir nüfusla ilişkilerini geliştirmeye, bu temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik yardımlarla başlayabilirler.

ABD ve müttefikleri Kürtleri göz ardı etmekten vazgeçip, Cenevre’ye katılımlarını teşvik etmenin kendi çıkarlarına daha uygun olduğunu fark etmeliler. Suriye’nin en büyük etnik azınlığının taleplerini göz ardı eden bir konferansın zaten uzun vadeli çözüm üretme şansı olmayacaktır.

Dünya çapında Kürtler, Suriye Kürdistanı’nı desteklediklerini gösterdiler. Washington’un da onlara katılma zamanı geldi de geçiyor bile.

Bu yazı Washington DC’den gazeteci ve Kürt Sorunu Uzmanı Mutlu Çiviroğlu tarafından yazıldı ve İngilizce orijinali CNN’de Ocak 13 tarihinde yayınlandı.  Yazı Türkçeye VivaHiba tarafından çevrildi.

http://vivahiba.com/article/show/abdnin-suriye-kuertlerini-benimseme-vakti-geldi/

Rojava: Geçici Yönetime Kim, Nasıl Yaklaşıyor?

Mutlu Çiviroğlu / Washington

BBC Türkçe

10 ARALIK 2013
 

Rojava’daki ‘geçici yönetim’ projesi, 12 Kasım’da ‘Kurucu Meclis’ ilanıyla birlikte yeni bir döneme girdi.

Bazı yayın organlarında ‘geçici yönetim’ olarak yer alsa da, aslında bu kurumlar geçici yönetimin hazırlık aşamalarını oluşturuyor.

Projeye göre, Rojava’daki geçici yönetim İsviçre modeline benzer şekilde 3 ayrı, özerk kanton oluşacak: Afrin, Cizire ve Kobanê.

Her kantonun bir bölgesel meclis oluşturulacak ve Kamışlı’daki Genel Meclis’e temsilci gönderecek.

Geçici yönetim organları

Sorularımızı yanıtlayan geçici yönetim sözcüsü Ciwan Muhammed, Kamışlı’daki toplantıda alınan kararlar sonucu 96 kişilik ‘Genel Meclis’ oluşturulduğunu anımsatırken, bu meclise bağlı olarak aralarında Arap, Çeçen ve Hıristiyanların da bulunduğu 62 kişilik ‘Geçici Yönetim Denetleme ve İzleme Konseyi’ kurulduğunu aktarıyor.

Bu kurumların üzerinde de ‘Yürütme Konseyi’ oluşturulması kararı alındı. Sözcü Muhammed, bu üyelerden 12’isinin Cizire bölgesi, 3’ünün Afrin’den ve 3’ünün de Kobane temsilcileri olacağını ifade ediyor.

Muhammed, Geçici Yönetim Yürütme Konseyi’nin kendisiyle (sözcülük) birlikte toplam 19 kişiden oluşacağını belirtiyor.

Muhammed, yeni sistemin işleyişini de şöyle anlatıyor:

“Yürütme Konseyi olarak 15 Kasım’da yaptığımız toplantıda üç önemli karar aldık. Bunlar: Geçici Yönetim projesini uygulamaya koymak, seçim sistemi oluşturmak ve Toplumsal Mutabakat Sözleşmesi’ni hazırlamak. Şimdi bu üç kararın uygulanması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

Geçici yönetimin amacı

Kurucu meclis projesini destekleyenler Esad yönetiminin Rojava’dan çekilmesinin ardından ortaya çıkan yönetim boşluğunu doldurmak için oluşturulduğunu söylüyor. PYD tarafının en önemli isimlerinden biri olan, Kürt Yüksek Konseyi üyesi İlham Ahmed, toplumsal ihtiyaca da dikkat çekerek şöyle devam ediyor:

”Biz Kürtler, Suriye’deki en güçlü ve en örgütlü muhalefet olarak, bölgede yaşayan diğer haklarla birlikte Geçici Yönetim’in nasıl olacağını tartıştık. Sonunda Suriye’nin tamamına örnek olacağına inandığımız bu demokratik sistemde karar kıldık.”

Ahmed, Geçici Yönetim’in halkın sağlık, ekonomik, eğitim gibi toplumsal ihtiyaçlarını karşılamak ve bölgenin güvenliğini sağlanması için çalışacağını ifade ediyor.

Destekleyenler ve karşı çıkanlar

Rojava’da var olan çok parçalı siyasal yapı, birçok konuda olduğu gibi geçici yönetim konusunda da bütünlüklü bir karar çıkmasına engel oluşturuyor.

Projeye var olan tepki de ‘destekleyenler, karşı çıkanlar ve kararsız olanlar’ olarak üç başlık altında toplanabiliyor.

Geçici Yönetim projesinin en önemli bileşeni Demokratik Birlik Partisi (PYD).

Şam’ın yaklaşımı

Rojava’daki Geçici Yönetim ile ilgili Esad yönetiminden olumlu ya da olumsuz herhangi bir açıklama gelmiş değil. Ama Suriye’deki Kürt İnsiyatifi’nin Başkanı, parlamenter Omer Osêile yaptığım görüşmede söyledikleri Şam’ın tutumu hakkında oldukça önemli ipuçları veriyor.

‘Geçici Yönetim tek taraflı, yani talep sadece Kürtlerden geldi. Ama hükümetin bu oluşumdan rahatsızlık duyduğunu sanmıyorum. Bu defakto yönetimin hem Kürtlerin, hem de Suriye’nin yararına olacağı kanısındayım. Hükümet güçleri Kürtlerin yaşadığı birçok bölgeden çekildikten sonra ortaya çıkan yönetim boşluğunu PYD ve YPG doldurmuş oldu. Bu güçler bölge halkına hem lojistik anlamda, hem de temel gıda maddelerinin sağlanması konusunda yardım ediyorlar.’

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a yakınlığı ile bilinen Osê, Esad hükümetinin Kürtler için bir takım haklar tanımaya hazırlandığını ve bunun için de diyaloga açık olduğunu dile getiriyor.

‘Suriye’deki kriz aşıldığı takdirde, devletin yasal olarak Kürtlere siyasi ve sosyal her türlü hakkı tanıyacağını düşünüyorum. İnanıyorum ki bu kriz bittikten sonra hükümet otonomi ve özerklik de dahil olmak üzere, Kürtlerin idari ve hukuku bütün haklarını tanıyacaktır.’

Suriye hükümetinin Geçici Yönetim hakkındaki sessizliği, Beşar Esad’ın en azından durumdan rahatsız olmadığı şeklinde yorumlanabilir. Eğer Osê’nin iddia ettikleri doğruysa yani Esad yakın dönemde Kürtlere geniş haklar tanıyacaksa, rejimin bu oluşumu Kürtlerin hakkı olarak görmesi doğal bir durum. Tabii ki bu iyimser bir senaryo ve Kürtlerin çok zulüm gördükleri bu rejime şüpheyle yaklaşmaları için birçok sebep var.

Rejimin Geçici Yönetim’e ses çıkarmamasının bir başka nedeni de, ülkedeki en örgütlü askeri ve siyasi güç olan Kürtleri karşısına almak istememesi. Zaten rejimin baştan beri yapmaya çalıştığı da bu yani yeni bir cephe açmamak için Kürtlerle çatışmadan kaçınmak.

Her ne kadar 35 parti ve kurumun bu yönetimi desteklediği öne sürülse de, ismi geçen kuruluşların bir bölümü PYD’ye yakın kadın, gençlik, sivil toplum örgütleri.

Muhammed Musa liderlindeki Kürt Sol Partisi, Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDPS) Nasreddin İbrahim’in lideri olduğu kolu, Cemal ŞêxBaqi’nin Suriye Kürdistan Demokrat Partisi, Salih Gedo’nun Kürt Demokratik Sol Partisi, Ferhat Telo’nun Kürdistan Liberal Partisi ve diğer bazı küçük Kürt partileri oluşuma destek verenler arasında.

Ayrıca, çeşitli Arap, Hıristiyan ve Çeçen parti ve sivil toplum örgütleri de Geçici Yönetim’e destek veriyor.

Yakın zamanda ‘Siyasi Birlik’ oluşumuna giden Dr. Abdulhakim Beşar’ın lideri olduğu, El Parti olarak bilinen Kürdistan Demokrat Partisi (KDPS), Azadi Partisi’nin her iki kanadı ve yakın zamanda Yekiti Partisi’nden ayrılan YekîtîyaKurdistani bu oluşuma karşı çıkanlar. Bu oluşum Erbil merkezli olarak biliniyor ve siyaseten Irak Kürdistan Demokrat Partisi’ne yakın.

Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB)’nin Rojava’daki kardeş partisi İlerici Parti (Peşvêrû), PYD’den sonra en güçlü partilerden biri olan MuhyeddinŞêx Ali’nin lideri olduğu Kürt Demokratik Birlik Partisi ise halen kararsız.

Faysal Yusuf’un lideri olduğu, Peşvêrû’dan ayrılan Reform Hareketi de henüz karar vermeyen başka bir oluşum.

Geçmiş dönemlerde PYD’ye sert muhalefetiyle bilinen Kürt Birlik Partisi (Yekiti) de Rojava ve Erbil’de bulunan yöneticilerinin kendi aralarında yaşadığı sorunlardan dolayı tutumunu halen netleştirebilmiş değil.

Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) nasıl bakıyor?

ENKS’in belli koşullarla da olsa Suriye muhalefetine katılım kararı konsey içinde kriz yaratmış durumda. Katılım kararını desteklemeyen partiler, öne sürülen şartların Kürtlerin haklı olarak gördükleri taleplerini kabul etmek bir yana, Kürtlerin bir ulus olarak varlığını bile kabul etmediğini savunuyor. Fikir ayrılığı geçici yönetim konusunda belirgin halde. El Parti ve Azadi oluşuma çok sert şekilde karşı çıkarken, diğer konsey üyeleri Kürt Sol Partisi, Kürdistan Demokrat Partisi ve Kürt Demokratik Sol Partisi ise geçici yönetim’de yer alan partiler.

Dr. Abdulhakim Beşar sorularımızı yanıtlarken, geçici yönetime sert eleştiriler yöneltiyor. Beşar’a göre, “Bu proje PYD’nin Rojava’ya dayattığı kendi projesidir ve tehlikeli bir adım. Suriye muhalefeti tarafından ülkeyi parçalayıcı bir adım olarak görüldüğünden, muhalefet içinde var olan Kürtlere karşı olan kaygıları daha arttırmış durumda.”

Beşar, Suriye muhalefetinin yanı sıra, Türkiye, Irak Kürdistan Bölgesi ve Batı dünyasının da karşı olduğu bir oluşumun başarılı olma şansının olmadığı görüşünde.

Azadi lideri Mustafa Cuma da, PYD’yi kendi başına kararlar almakla suçlarken, geçici yönetim projesinin de bunun yeni bir örneği olduğunu öne sürüyor.

Kürt Sol Partisi Genel Sekreteri Muhammed Musa ise Cuma’nın eleştilerine yanıt verirken, “Sizler Erbil’de lüks içinde yaşarken, Rojava’da zor şartlar altında, halkla iç içe yaşayan bizleriz. Nereden biliyorsunuz halkın destek vermediğini” diyor.

Bu projenin PYD tarafından sunulmasına rağmen, hem ENKS, hem de Batı Kürdistan Halk Meclisi (MGRK) tarafından imzalan ortak bir proje olduğunu belirten Musa, hem Azadi’nin hem de El Parti’nin bilinçli olarak ENKS’nin kararını boşa çıkardıklarını iddia etti.

Kendileriyle ayrı ayrı yaptığım görüşmelerde hem Kürdistan Demokrat Partisi lideri Nasreddin İbrahim, hem de Suriye Kürdistan Demokrat Partisi lideri Cemal Şêx Baqi, Musa’yı destekler biçimde, hem El Parti’nin hem de Azadi’nin kasıtlı olarak bu projeyi engellemeye çalıştığını iddia ettiler.

Bazı partiler ise henüz karar vermiş değil.

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/12/131209_rojava_geciciyonetim.shtml