Rojava İçin İkinci Lozan Korkusu

Mutlu Çiviroğlu, Washington’ı ziyaret eden BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile Radikal için konuştu.

Rojava için ikinci Lozan korkusu

YPG’nin Til Koçer Kapısı’nı ele geçirmesinin dengeleri değiştireceğini belirten Demirtaş, Suriyeli Kürtlerin garantiler almadan muhalefetin çatısı altında Cenevre’ye gitmesinin ikinci bir Lozan’a yol açacağını söyledi.

MUTLU ÇİVİROĞLU / WASHINGTON

Partinizin Washington temsilciliği tarafından düzenlenen 1. Kürt Konferansı beklentilerinizi karşıladı mı?

Avrupa’nın birçok önemli merkezinde Avrupa Parlamentosu da dahil bugüne kadar birçok başarılı Kürt konferansalar gerçekleştirildi. Buradan baktığımızda Avrupa’da bu kadar konferans yapılırken Amerika’da hiç yapılmamıştı. Bu nedenle bu konferansın Amerika’da ilk defa gerçekleşiyor olması, bizim için çok önemliydi. Bu başlıkta ve bu kapsamda bir konferansın ABD’nin başkentinde başarılı bir organizasyon ve katılımla düzenleniyor olması, yüksek bir ilgiyle karşılanması önemlidir. Doğrusu biz de Türkiye ’den gelirken iyi bir konferans olabileceğini tahmin ediyorduk. Fakat beklentilerimizin üstünde bir başarı ortaya çıktığını söyleyebilirim.

Konferans sırasında görüştüğüm gazeteci meslektaşların ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin bu tür konferansların artması yönünde beklentileri var. Partiniz ABD’de her yıl böyle bir konferanslar yapmayı düşünüyor mu?

Evet, görünen o ki ihtiyaç olacak ve yapmak gerekecek. Ortadoğu’da sorunların kısa zamanda çözülmeyeceği belli. Fakat sorunlar çözülürken Kürtlerin rolünün ne olacağı tartışılmalıdır mutlaka. Özellikle büyük merkezlerde büyük başkentlerde sık sık hatırlatılmalıdır. İşin doğrusu her yıl da dengeler değişiyor Ortadoğu’da. O nedenle Kürt sorunu orta yerde durduğu müddetçe ve Ortadoğu sorunu da bu boyutta bu kapsamda ortada durduğu müddetçe bu konferansları yapmak gerekecek. Seri hale gelmesinde ben fayda görüyorum. İnşallah 8’inci 20’nci konferanslara gerek kalmadan bu sorunlar çözülmüş olur.

Konferansta iki konu öne çıktı: Barış süreci ve özellikle de Rojava konusu. ABD kamuoyunun Rojava’ya bakışını ilgisini nasıl buldunuz?

Kürt ve Kürdistan gerçeği ABD’de daha yeni yeni tanınmaya başlanıyor. Bu güne kadar Kürtlerin inkârı, tarih sahnesinden silinmesi girişimleri Kürtleri uluslararası alanda da görünmez hale getirmişti. Özellikle Körfez Savaşı ve Irak’ın işgali ile birlikte ABD hükümeti ve toplumu da Kürtleri tanımaya başladı. Şimdi Suriye’deki gelişmeler, Türkiye’deki ve İran’daki durum ile birlikte artık burada iyice bilinen tanınan bir toplum haline geldiler. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Özellikle Rojava’daki gelişmeler buradan dikkatlice izleniyor. Medya izliyor, hükümet izliyor. Fakat bir eksik bilgilenmenin ve Rojava’ya dönük bir kara propagandanın etkili olduğunu söyleyebilirim. Hem medyada hem hükümet nezdinde bu var. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı kara propaganda, ‘PYD’nin Esad yanlısı olduğu’ şeklindeki kara propaganda belli bir sonuç doğurmuş. Böyle bir algı oluşmuş.

Konferans ile birlikte bu algının tartışmaya açıldığını düşünüyoruz. Bizim yaptığımız resmi temaslarda da bu algının tartışmaya açıldığını düşünüyoruz artık. Şimdi bu algıyı düzeltmek için daha çok çaba sarf etmek lazım. Çünkü oradaki Kürtler Esad yanlısı Esad taraftarı değiller. Oradaki Kürtlerin duruşu üçüncü bir çizgidir. Kürtler birilerinin tetikçisi olmadı diye kimse Kürtleri suçlayamaz, eleştiremez. Bu duruşun iyi anlatılmasına ihtiyaç var. Bu konuda eksiklik olduğunu fark ettik.

Konuşmanızda bu konunun Dışişleri Bakanlığı görüşmenizde gündeme geldiğinden bahsettiniz. Salih Müslim’in ABD’ye gelme çabaları vardı. Bu konuda ABD hükümetinden bir isteğiniz oldu mu, ya da bir çalışmanız olacak mı?

Tabi ki ABD hükümetine de PYD ile doğrudan görüşmelerinin faydalı olacağını, kendilerini kendilerinden dinlemenin faydalı olacağını belirttik. Salih Müslim’e şimdiye kadar vize verilmemesinin yanlış bir uygulama olduğunu belirttik. Ayrıca PYD’nin mesajını da kendilerine ilettik. Çünkü kendilerinin gelememeleri nedeniyle bizim aracılığımızla iletmemizi istedikleri mesajı ilettik.

Neydi o mesaj?

İfade ettiğim gibi üçüncü yol çizgisi Suriye’de bütün halklar ve kimliklerle eşit bir temsil modeli, Suriye’nin birliğinin korunması. Bu çerçevede, ‘diplomatik çözüme hazır oldukları, kimseye düşmanlık yapmadıkları ve sadece kendi bölgelerinde meşru savunmalarını yaptıkları’. Yine, ‘Cenevre 2 Konferansı’na da kendi kimlikleri ile Kürt Yüksek Konseyi şemsiyesi altında katılmak istediklerini ama konferansta birleşmiş bir muhalefet olarak çıkılabileceklerini’ de ifade ediyor PYD yöneticileri. Kürt Yüksek Konseyi’nin de ortak düşüncesi bu. Biz de bu düşünceleri paylaştık hükümet yöneticileri ile.

Cenevre 2’den bahsetmişken sizce Rojavalı Kürtler bu konferansa yönelik nasıl bir tutum sergilemeli? PYD, Kürtlerin Yüksek Konsey adı altında bağımsız olarak katılmasından yana ama Suriye muhalefetiyle katılıma sıcak bakanlar da var.

Tabi ki Kürtler orada kendi kararlarını kendileri vermeli. Bizim onlar adına konuşma yetkimiz yok. Ama biz, oradaki kardeşlerimizin yararının birlikten geçtiğini düşünüyoruz. Kürt hareketlerinin kendi kimliğiyle gücüyle birlik halinde gitmeleri çok önemlidir. Şu an görünen o ki, Suriye muhalefetiyle birleşmenin henüz koşulları oluşmamıştır. Suriye muhalefeti Kürlere hiçbir taahhütte bulunmadan, karşılıksız ve riskli bir şekilde, Suriye muhalefetinin çatısı altında Cenevre’ye gidilmesi Kürtlere ikinci bir Lozan’ı yaşatabilir. Kürtler bir kez daha aldatılabilir. Fakat Kürtler kendi kimlikleri ile katılıp orada taleplerini savunduktan ve talepleri ile ilgili güvence aldıktan sonra konferansta Suriye muhalefeti ile birleşip tek bir muhalefet olarak oradan çıkabilirler. Biz naçizane kendilerine şunu önerebiliriz: Mutlaka birlik olarak hareket etmeliler parçalı durmayıp ne pahasına olursa olsun birlik olmalı ve kendi kimlikleriyle Cenevre’de olmalılar.

ABD’de El Kaide gibi radikal gruplar en büyük korku kaynağı. PYD ise bu unsurlara karşı savaş verirken Amerika kamuoyunda kısmen de olsa olumlu tepkiler ortaya çıktı. Buna karşın, ABD hükümetinin bu konudaki gönülsüzlüğünü neye bağlıyorsunuz?

Aslında burada Türkiye’nin rolünün olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye ABD’den ve Avrupa’dan aldığı desteği bu ülkelerin iradesinin hilafını radikal gruplara yönlendirmiştir. Birçok ülke Suriye’deki muhalefete destek sunarken, gerek insani yardım gerek lojistik desteği gerek silah desteğini sunarken bunları El Kaide ve ya benzeri gruplara ulaşması amacı ile yapmıyorlar. Ama Türkiye bu yardımları koordine eden ülke olarak bunların El Kaide veya benzeri gruplara ulaşmasında kolaylık sağlamıştır. Ama bu da bir müddet sonra bütün destek sunan ülkeleri rahatsız etmiştir.

Özellikle Amerika hükümetinin Suriyeli sivillere gönderilen yardımların El Kaide’nin eline geçmesi Amerika toplumu tarafından kabul edilecek bir durum değil. Bizzat Amerikalıların kendi eliyle oradaki El Kaide militanlarını besliyor gerçeği zannedersem Amerika toplumunu da rahatsız ediyordur. Bu Türkiye’nin izlediği yanlış dış politikasının bir sonucu olmuştur. Rojava’da desteklenmesi gereken sivil halk hareketleri varken, onlara yardım edilmesi gerekirken, maalesef ki dünyanın çeşitli yerlerinden gelip Rojava’ ya saldıran bu radikal gruplara bu yardımlar ulaşmıştır. Halen de tümüyle bu yardımların kesildiğini söylemek mümkün değil.
Dolayısıyla şu an Türkiye içine düştüğü durumu ve bu ülkelerle kurduğu aldatmaya dayalı ilişkinin hesabını vermek üzere sorgulanıyor. Ankara ’nın dış politikası sorgulanıyor. Türkiye’nin Bağdat ile yeniden ilişki kurmaya zorlanması da aslında bütün bu hataların sonucudur.

Sayın Başkan, CIA’in eski ikinci adamı Morell de Amerikan basınına yaptığı açıklamalarda Suriye’deki El Kaide varlığının çok ciddi boyutlara ulaştığını ve ulusal güvenliğe en ciddi tehdit olduğunu dile getirdi. YPG Suriye’deki radikal gruplara karşı duvar işlevi görüyorken, Washington’un sessizliğini sadece Türkiye ile açıklamak mümkün mü?

Türkiye’nin önemli bir rolü var tabi ki. Fakat Kürtlerin orada statü kazanmasını engellemek için, El Kaideci grupların Kürtlere saldırmasına bir müddet göz yumulmuştur. Bu bir gerçektir. Uluslararası güçleri de belki doğrudan kendi gönderdikleri yardımların onlara ulaşmasından rahatsız olmuşlardır ama radikal grupların Kürtlere saldırmasına ve onların kazanımlarını yok etmesi için de bunlara bir müddet göz yummuşlardır. Bunların başarılı olmayacağını anlayınca, giderek kendilerinin güçlendiği ama YPG’yi zayıflatamadıklarını anlayınca da paniklemeye başladılar.

YPG’nin kontrol altına aldığı Til Koçer Sınır Kapıs’nın (Yarubiye) Rojava üzerindeki ambargonun delinmesi açısından çok önemli olduğu söyleniyor. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Til Koçer Kapısı’nın kontrol ediliyor olması ve ele geçirilmesi Rojava devrim sürecinin şu ana kadarki en önemli hamlelerinden biri oldu. Askeri ve siyası açıdan birçok şeyi değiştirecek bir gelişme oldu bu. Öyle sanıyorum ki artık herkes, bölge ülkeleri de dahil bütün uluslar arası güçler YPG’nin ve bu vesile ile hem Kürtlerin, hem de Kürt Yüksek Konseyi’nin daha ciddiye alınması gereken bir güç olduğunu anladılar. Bu hamle, muhatap alma konusunda da, uluslararası alanda PYD’nin elini güçlendirdi diye düşünüyorum.

Kapının kontrolü ambargonun kırılması için de etkili bir hamle oldu. Çünkü hem devrimi boğmaya çalışıyorlardı, hem de oradaki halkı izole edip ambargo uygulayarak kendilerine mecbur ve muhtaç etmeye çalışıyorlardı. Til Koçer kapısı Kürtlerin daha da rahatlamasına ve mücadeleyi sürdürmelerine vesile olacak.

Güney Kürdistan hükümetinin ambargoyu çağrıştıran politikaları dönemin ruhuna uygun değildir. Ben inanıyorum ki bu politikalar Güney Kürdistan halkına da zarar verdiğini Kürdistan hükümeti görmüştür. Bunun çok sürdürülebilir olma şansı yoktur. Kürtler arası diyalog, işbirliği ve dayanışma bu kadar tarihi bir önemdeyken kimsenin yanlış yapma lüksü yoktur. Ben bu hatanın kısa sürede telafi edileceği düşüncesindeyim.

PYD’ye sert muhalefeti ile bilinen Yekiti Partisi liderlerinden Fuat Aliko geçenlerde bana BDP ’nin Rojavalı partileri için oynadığı rolden övgüyle bahsetmişti. Siz parti olarak Rojavalı Kürleri bir araya getirme, yardımcı olmaya devam edecek misiniz?

Bugüne kadar Kürt Yüksek Konseyi temsilcileri Türkiye’ye geldiğinde ayrım gözetmeksizin hepsiyle ilişki kurmaya destek olmaya çalıştık. Biz oradaki partiler arasında ayırım gözetmeyiz. Kürtlerin kurtuluşu için, birlik için mücadele eden bütün partiler, Kürdistani güçler, bizim için dosttur ve aynı değerdedir. Biz onların birleşmesi ve birlikte hareket etmeleri için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Diplomatik alanda da Rojava Kürdistanı’nın çıkarlarını savunuyoruz. Türkiye Kürtleri için yürüttüğümüz mücadele kadar siyasi ve diplomatik alanda Rojava sorununu her yerde dile getiriyoruz ve takipçisi oluyoruz. Çünkü Kürdistan’ın, Kürt halkının özgürlüğüne doğru giden yolda bütün halkların özgürlüğü vardır. Bölgenin barışı vardır, buna yürekten inandığımız için yapmaya devam edeceğiz.

Sizin parti olarak önümüzdeki günlerde Rojava’ya yönelik çalışmalarınız olacak mı?

Tabii ki. Biz 7 Kasım’da bütün milletvekillerimizin katılımıyla Nusaybin’de bir etkinlik yapacağız. On binler ile yüzbinler ile sınıra yürüyeceğiz ve sınıra inşa edilmek istenen duvarların yapımını durduracağız. Bu öyle bir defalık bir protesto yürüyüşü olmayacak. Duvar yapımı duruncaya, abluka kaldırılıncaya, sınırlar günlük ticarete ve insani yardıma açılıncaya kadar kesintisiz sürecek bu sınır eylemi. Bu konuda çok ciddi ve kararlıyız. Hükümetin tutumu nedir bilmiyoruz ama o güne kadar diplomatik yol ile bahsettiğim sorunları çözmek istiyoruz.

Son olarak da konferansın bir diğer önemli gündem maddesi olan barış süreci ile ilgili görüşlerinizi öğrenmek istiyorum.

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Amerika’da da barış sürecinin yakından takip edildiğini ve destek gördüğünü gözlemledik. Müzakere sürecinin kendisi zaten bir mücadeledir. Bundan vazgeçmek bu bitti demek veya biz asla konuşmayız. Görüşmeyiz demek silahlara davetiye çıkarmaktır. Silahlara davetiye çıkaracak bir pozisyonda olmak büyük bir sorumluluk demektir. Ama Başbakan Erdoğan ortaya çıkan siyasi sonuçları partisel çıkarları için fırsat olarak değerlendirmiştir. Bu defa böyle davranmaması için bütün kesimlerce uyarı yapılmasına rağmen, AKP sürecin siyasi rantını yemeyi çözüme değiştirmiştir.

Ama süreç tamamıyla bitmiş ve ya nihayetlenmiş diyemeyiz. Çünkü Sayın Öcalan bu konuda ısrarcı olmaya devam edecek, diyaloğu müzakereye çevirmeye devam edecek. Süreç şu an can çekişiyor, sürecin ilerleyebilmesi için Sayın Öcalan’la müzakereye başlanması, kendisinin dış dünyayla bağlantı kurup bunun için yasal düzenlemenin yapılması, bağımsız üçüncü bir gözlemci gücün kabul edilmesi gerekiyor. Hükümetin en azından bunlara cevap vermesi bekleniyor. Kısa süre içinde hükümetten olumlu yanıt alınırsa, olumlu pratik adımlar atılırsa süreç ilerleyebilir. Yoksa sürecin Sayın Öcalan tarafında da artık ilerletilemez hale gelmesi gibi bir durumla karşılaşabiliriz.

Sizin son dönemlerdeki mesajlarınızda bir sertlik var bu, hükümetin beklentilere cevap vermemesinden mi kaynaklanıyor, neden?

Sürecin riski nedeniyle hükümete mesajlarımızı daha sert bir tonda ilerletmeyi tercih ettik. Çünkü hükümet bu güne kadar vermiş olduğumuz mesajları a yanlış anlamış ya da anlamamıştır. Bu işin çocuk oyuncağı olmadığını sert bir dille hükümete anlatmak gerekiyordu. Üslubumuzdaki sertlik süreci kaybetme kaygısından kaynaklanmıştır. Sürece duyduğumuz kaygıdan kaynaklıdır. Yoksa süreci bitirme adına ya da gerilim yaratıp süreci sekteye uğratma hamleleri değildir. Tam tersine süreç can çekişti için bizim muhalefetimiz sertleşmiştir.

http://www.radikal.com.tr/dunya/rojava_icin_ikinci_lozan_korkusu-1158496

YPG Sözcüsü Xelîl: Kaide Rojava’da Tutunamaz

MUTLU ÇİVİROĞLU

Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) Sözcüsü Rêdûr Xelîl, Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerle Kaide arasında yaşanan çatışmalarda gelinen noktayı Radikal’e anlattı. Xelîl, Irak sınırındaki Til Koçer’in YPG’nin eline geçmesinin ardından Kaide’nin birçok yerden çekilmek zorunda kaldığını söyledi.

YPG_Redur

YPG’nin başlattığı kapsamlı operasyonlardan sonra şu an durum nasıl, hangi yerler kontrolünüzde?

Evet, Serêkaniyê’de Devrim Şehitlerine Vefa Operasyonu’nu başlatmıştık. 2. aşaması dün gece (salı) sona erdi. Bu hamlemizden sonra radikal silahlı grupların elindeki 23 ilçe, köy ve ve merkez tamamen temizlendi. Yani Til Temir ve Serêkaniyê hattının kuzeyi arasındaki 23 yer tamamen kurtarıldı. Mişrafa, Til Halef, Esfer Nacar ve son olarak Til Temir yakınındaki Benacir kurtarıldı.

Neden böylesine büyük bir operasyon başlattınız?

Öncelikle hatırlatmak isterim: Bu bölgelerin tamamı Rojava Kurdistanı’na bağlı Kürt yerleşimleridir. YPG’nin bu hamleyi başlatmasındaki en önemli neden buydu. Bir de yaklaşık 3 aydır Kürt bölgeleri bu silahlı grupların saldırılarına maruz kalıyordu. Her ne kadar biz sorunları barışçıl yöntemlerle çözmek istediysek de onlar saldırı ile karşılık verdiler. Bu yüzden bu saldırılara dur deme zorunluluğu hissettik. YPG olarak askeri planlamalarımızı yaptık ve operasyon başlattık. Çok şiddetli çatışmalar yaşandı. Sonuçta bu gruplar YPG’ye direnemediler.

Kendi cephanelerini bırakıp kaçtıkları söyleniyor. Bu doğru mu?

Evet, doğru. Özellikle Til Koçer’in kurtarılmasından sonra… Ki burası Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ve El Nusra Cephesi’nin en önemli merkeziydi. Burasını ana üs olarak kullanıyorlardı. Buranın YPG’nin eline geçmesi ile birlikte manevi ve moral olarak dağıldılar. YPG’ye karşı koyamaz hale geldiler ve çoğu Rakka ve Til Ebyad’a doğru geri çekildi.

Til Koçer’den söz ettiniz. Irak sınırında Sünnilerin yoğun olduğu bölgeler de var. Buranın tekrar kontrolünüzden çıkma ihtimali var mı?

Şu anda Til Koçer, YPG tarafından korunuyor. Sınır kapısı IŞİD ve El Nusra’dan dolayı Irak tarafından kapatılmıştı. Her türlü saldırıya karşılık verebilecek şekilde tüm önlemleri aldık. Silahlı grupların varlığı o bölgede çok zayıfladı. Bu yüzden tekrar saldıracaklarına ve Til Koçer’i alabileceklerine ihtimal vermiyoruz.

‘Tüm Rojava’yı alacağız’

Til Ebyad’ı alma planınız var mı?

Til Ebyad Kürt yerleşimidir ve Rojava Kürdistanı içinde yer alıyor. Radikal İslamcı grupların buradaki varlığını işgalci güçler olarak görüyoruz. Orada yaşayan tüm halklar o grupların varlığından rahatsız. Kuşkusuz oranın da kurtarılması YPG’nin planları dahilindedir. Şartlar oluştuğunda orası da kurtarılacaktır.

Peki Azaz ve Carablus?

Azaz ve Carablus’u da Rojava’nın parçası olarak görüyoruz. Çünkü oralar da Serêkaniyê, Kobani ve Afrin arasında yer alıyor. Gidiş gelişlerde zorluk yaşamaması için bunların hepsi YPG’nin planları arasındadır.

Özellikle Til Koçer’i alınca dünya medyası sizden çok bahsetti. Medyadaki bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?

El Kaide’ye bağlı grupların gücü dünya kamuoyunda çok abartıldı. Fakat YPG şunu ispatladı: Bu güçlerin ellerinde güçlü silahlar olsa da YPG kendi toprağı üzerinde, halkının içinde savaştığı için -ki bu da en büyük silahtır- bu grupların kaybetmelerini sağladı. Birçok kesim Kürtlerin oldukça tecrübeli ve güçlü gruplara karşı başarı elde edeceğine inanmıyordu. Ancak YPG bunu ispatladı ki biz onlara karşı durabiliyoruz. Çünkü onların bölgedeki varlığının hiçbir meşru nedeni yok. Onların varlığı çetecilik ve talan içindi, bölgede yaşayanların çıkarına değildi.

‘Tüm halkların gücüyüz’

Bölgedeki diğer etnik ve dinsel azınlıkların sizin gelişinizi kutladığı söyleniyor. Bu haberler gerçek mi?

Gerçek. Çünkü bölgedeki halkların tümü bu çetelerin yaptıklarından çaresiz kalmışlardı. Kendileriyle birlikte bölgenin kültürüne çok uzak bir kültür getirmişlerdi. İşkence, zorbalık ve talan üzerine kurulu bir sistem getirmişlerdi. Bölgedeki halklar yıllardır birlik, barış içinde yaşıyorlar. Bu yüzden silahlı grupların varlığından rahatsız oldular. Bu da YPG’nin o bölgeleri kurtarmasının büyük bir sevinçle karşılanmasına neden oldu. Yine bu halklardan birçok kişi YPG saflarına katıldı ve bu çete gruplarına karşı iyi bir mücadele sergiledi.

Arap, Çerkes, diğer halklardan savaşçılarınız var mı?

Rojava Kürdistanı’nda yaşayan tüm halklardan savaşçılar YPG saflarında yer alıyor. Arap, Süryani, Ermeni, Asuriler var. Yani bölgede yaşayan tüm halklardan insanlar YPG içinde yerini almış durumda.

Kamışlı’daki gözlemlerim sırasında PYD dışındaki partilerin de YPG’yi kendi özgücü olarak gördüğüne şahit oldum. Hatta tanınmış bir siyasi parti lideri “YPG bu çetelere karşı başımızın dik kalmasını sağladı” dedi. Yine de azı kesimler de “YPG, PYD’nin askeri gücüdür” diyor.

Bu tür propagandayı YPG’yi zayıf göstermek için yapıyorlar. Onlara göre YPG dar bir siyasi çerçevede hareket ediyor. YPG başından beri tüm grupların çıkarlarına hizmet ediyor, asla sadece bir partinin askeri gücü değil. Tüm Kürt halkının gücüyüz. Bugün düşüncesi ve partisi ne olursa olsun tüm kesimler YPG’de rahatlıkla yer alabilir. Rojava’yı savunan ilk ve tek meşru gücü YPG’dir.

CNN’de cihatçı militanların Türkiye’den nasıl serbestçe Suriye’ye geçtiklerini gösteren bir haber yayımlandı. Ne düşüyorsunuz?
Suriye’de olayların başladığı ilk günden itibaren Türkiye’nin rolünün ne olduğunu biliyoruz. Onlarca kez “Türkiye silahlı radikal İslami gruplara yardım ediyor” dedik. Sınırdan geçirildikleri açıkladık. Hatta belgeler elimize geçti. MİT kimlikleri ve Türk pasaportları çıktı bu silahlı grup üyelerinin üzerinden. Ama açıklamalarımıza itibar edilmiyordu. Eğer bugün CNN gibi bir yayın bunu paylaşıyorsa bu bizim dile getirdiklerimizin doğruluğunu ispatlıyor. Umut ediyoruz ki bu gerçekler tüm dünya kamuoyuna açıklansın. Dileğimiz Türkiye’nin  Suriye’deki devrim içinde oynadığı olumsuz rolün açık bir şekilde ortaya çıkarılması ve herkesin bu gerçekleri görmesidir.

Türkiye demişken, sınırda duvar örme girişimi söz konusu ve Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan da bir haftadır açlık grevinde bu durumu protesto etmek için. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?

Kuşkusuz Ayşe Hanımın bu eylemini onurlu bir eylem olarak görüyoruz. Sonuna kadar kendisini destekliyoruz. Kuşkusuz Türkiye devletinin bu girişimi doğru değildir. Yaşadığımız 21. Yüzyılda artık uluslar arasındaki sınırlar kalkıyor. Artık herkes demokratik bir şekilde ilişki geliştiriyor. Bugün Türkiye’nin böyle bir duvar örmesinin çok kötü bir anlamı vardır. İnanıyorum ki Kürt halkı Rojava ile Kuzey Kürdistan arasında böyle bir duvarın örülmesine izin vermeyecektir. Çünkü doğru bir şey değildir, şoven bir siyasetin ürünüdür ve bu girişim kabul edilmeyecektir.

Şu anda savaşçılarınızın moral durumu nasıl?

Genellikle Rojava Kürdistanı’nın şehir ve ilçelerinde YPG’nin başarılarından dolayı, yani birçok stratejik yeri bu grupların elinden kurtardıkları için Kürt halkı kutlamalar yapıyor. YPG savaşçılarının da moral düzeyi çok yüksek ve güçlüdür. Kendi işlerini yapıyorlar. Yine bölgede planlanacak olan devrimci hamleler henüz durmuş değil. Önümüzde daha çok iş var. YPG de yeni başarılar elde etmek için hazırdır.

http://www.radikal.com.tr/dunya/kaide_rojavada_tutunamaz-1159637

Rojava Panel at the First Kurdish Conference in Washington, DC

Rojava (Kurdistan of Syria) panel at the First Kurdish Conference organized by the BDP on October 28, 2013 in Washington, DC
Moderator: Mutlu Civiroglu

Speakers: Alan Semo, Amberin Zaman, Christian Sinclair, Saif Badrakhan

YPG Chief Commander Sipan Hemo: ‘Give Us Real Support’

Sipan Hemo, commander of the Kurdish Peoples Defence Units (YPG) in Syria, says that attacks by extremist Islamist groups against the Kurdish areas of Syria have not ceased in the past two months, but that his forces have repelled the attacks and defeated the jihadists.
He said in an interview with Rudaw that, despite the exodus of refugees from Syrian Kurdistan, “80 percent of the people have not gone anywhere and are supporting the YPG.” Hemo said that Kurds in Turkey should dramatically increase their political support for Syrian Kurds in their struggle for self-rule. “Showing affection or pity for us does not work,” he said.
A Kurdish fighter from the People’s Protection Units (YPG) fires towards Syrian government forces inside a building in the majority-Kurdish Sheikh Maqsud district of Aleppo, on April 21, 2013

A Kurdish fighter from the People’s Protection Units (YPG) fires towards Syrian government forces inside a building in the majority-Kurdish Sheikh Maqsud district of Aleppo, on April 21, 2013

Hemo added that leaders in the Kurdistan Region should also – once and for all – declare how they feel about “the Kurdish revolution in Rojava.” Here is an edited transcript of the interview:

You last spoke to our newspaper in July, what has been happening since then in the Kurdish areas?

Sipan Hemo: The Islamist groups plan to attack the Kurdish region in new ways, such as suicide attacks. They have threatened the Kurds with suicide attacks and they have attempted 18 suicide attacks but failed. The YPG has checkpoints and has tried to prevent such attacks. War has never been a priority for Kurds, yet the attacks forced us to take up arms. These radical groups are the affiliates of foreign forces, and they cannot tolerate Kurds gaining power. These attacks are targeting the Kurdish gains.

  These radical groups are the affiliates of foreign forces, and they cannot tolerate Kurds gaining power. These attacks are targeting the Kurdish gains.   

 

Despite your efforts to confront these groups, how long do you think these attacks will continue?

Sipan Hemo: Some of them are trying to end the fighting in some areas. But groups such as the Islamic State in Iraq and Syria (ISIS) insist on staging attacks. We will never let them into the Kurdish region, no matter how insistent they may be. But if they insist on continuing their attacks, it is they who will suffer, not us! The source of our power is the support of the people, and we trust ourselves, too. With that support and confidence we can counter anything. We have paid a high price and we have had martyrs for the last 64 days, but we did not let anyone cross our region. On the contrary, we have expanded our defense field in Derik and Serekaniye. They tried to defeat us in Aleppo, but did not succeed. They even keep away from our forces. In short, we are better off both in tactical and military skills.

Some argue that people do not support you as they did before, and that most people are said to be fleeing to the Kurdistan Region of Iraq.

Sipan Hemo: As you all know, the war in Syria and the struggle for revolution took longer than expected and people suffered a lot. There is an economic crisis, health problems, people cannot get treatment. For all of these reasons people tried to survive and find new ways. Migration is one of these ways. Some people migrated to north (Turkish) Kurdistan, and some to south (Iraqi) Kurdistan. We cannot tell these people not to leave. For instance, children need immunization and here we are out of vaccines. When a person comes and says that his child will have a stroke without vaccines and you cannot provide vaccines, there is not much left to say. We cannot oppose migration related to these kinds of problems. There are also some who migrate for business reasons. Yet, 80 percent of the people have not gone anywhere and are supporting the YPG. If people weren’t left here we would not exist. YPG is the people itself.

In our last interview you said that Turkey was not an enemy and that you wanted to improve relations with Ankara. Have you seen any change in Turkey’s attitude? Do you think Ankara continues to support radical groups?

  These radical jihadists come from Turkey. Even if they come from other countries, they enter Syria through Turkey.   

Sipan Hemo: Unfortunately, the attitude of Turkish officials on that matter is very negative. They might think their current stance will benefit them in the future, but their stance will have huge negative results. These radical jihadists come from Turkey. Even if they come from other countries, they enter Syria through Turkey. They have direct connection with them, and they operate together. We know that during the clashes in Kobane these forces brought ammunition from Turkey. These groups have even met with the Turkish Intelligence Agency (MIT) several times.  It is with Turkey’s support that these forces fight with us, and that reflects the position of the Turkish state very clearly. The Turkish people should not accept this and should react.

Turkey does not accept your allegations. Also, why do you think it supports such groups, for what purpose?

Sipan Hemo: A war between Kurds and Islamists would be in Turkey’s interest. Turkey has relations with the EU and US. For that reason it cannot accept these allegations. If Turkey accepts them, this would harm its international interests. But if the USA wants it can send experts and ascertain these allegations. These radical groups cross the Middle East through Turkey. Who could think that these radical groups cross Syria without the information of the MIT and the Turkish military? Everyone knows that without the knowledge of these two, even a bird cannot fly over the border. We have seen these radical groups get treated in Turkish hospitals. If they really want to know this, they can go to Ceylanpinar and see with their own eyes. Most of the radical Islamists are treated in this city. If this is not a proof of support, what other proof could I put forward to prove these facts? Maybe the whole world sees that Turkey helps these radical groups, but they all keep quiet.

Does Syrian Kurdistan (Rojava) get any support from Kurds in Turkey?

Sipan Hemo: Kurds in Turkey tried to provide humanitarian aid such as food, vaccine, medicine. But I really think that north Kurdistan should approach Rojava in a revolutionary sense. Furthermore, the attacks in Rojava were staged from north Kurdistan by these radical Islamist forces. For instance, these groups had meetings in Gaziantep where they planned to attack Afrin. Could they not find just four people to go and protest in front of the hotel where they had these meetings? We find the reactions and approaches of north Kurdistan to Rojava inadequate. The support they provided does not go beyond humanitarian aid. They have been inadequate in demonstrating a revolutionary and political support. You can provide humanitarian aid to any people, but the support that you give to brothers and sisters in Rojava should have been different and from heart. They can support us in every field, and they should increase their political support. Showing affection or pity for us does not work.

 I really think that north Kurdistan should approach Rojava in a revolutionary sense. 

 

What would you say about the Kurdistan Regional Government (KRG)?

Sipan Hemo: I would like to thank our people in south Kurdistan. From the very beginning they have pursued a positive approach towards our revolution. Yet, Kurdistan officials have also pursued politics in their interest, similar to Turkish officials. I said that before — when clashes took place in Afrin – the Kurdistan Regional Government closed the border crossing. We could not even pass a wounded child through the gate. The Turks kept all border gates open for the (Jabhat)  al-Nusra front and such radical groups. The Kurdistan government’s attitude was very wrong and inflicted harm. Unfortunately, this attitude still continues. We would like to know this: What do Kurdish officials really think about the Kurdish revolution in Rojava? I have never heard any clear statement. Sometimes, we hear some positive statements, but only on a personal level which has no effect. I really ask them, what do Kurdish officials think politically of Rojava? There are times that they act very negatively towards our military units.

Recently, there has been more news in the American press about the presence of al-Qaeda in Syria. And retired former CIA deputy director Mike Morell has said that the biggest threat against America’s national security is al-Qaeda in Syria. What do you think about this?

Sipan Hemo: In our view, the United States has responsibilities towards us and the region. America has been fighting al-Qaeda for many years now. Yet, what we have achieved against al-Qaeda is much more than the United States has done. Of course, we do not fight with these groups for America. We fight against these people for the sake of humanity and ourselves, as we see these groups being a threat to humanity and enlightenment. America has responsibilities on that matter and should fulfill these responsibilities. The American people face the same threats that we face at the hands of these radical Islamist groups. American people should be concerned about Kurds in Syria. Just in the way that these radical Islamist jihadists attacked America on 9/11, they tried a similar attempt to attack us. I cannot see a difference between the attack on the Twin Towers and an attack on Serekaniye. It is the same violence.

http://rudaw.net/english/interview/23092013