Mutlu Çiviroğlu ile Rojava Üzerine Özel Röportaj

Kobane’deki Saldırıyla El Nusra ve IŞİD “Biz Buradayız, Yok Olmadık’ Demek İstiyorlar
14 Kasım 2013 Perşembe

HATİCE KAMER – YÜKSEKOVA HABER (ÖZEL)

DİYARBAKIR – Suriye’de iç savaş olanca şiddetiyle devam ederken, Rojava Bölgesi’nde salı günü, İsviçre’deki kantonlara benzer “Geçici Yönetim” kurulduğu haberleri gelmeye başladı.

Yaklaşık üç yıldır devam eden savaş ve kaos, ülkede siyasi bir oluşumun kurulmasına fırsat vermezken, Kürtler’in kendi bölgelerinde ilan etmiş olduğu geçici yönetimin yansımaları muhtemelen çok kısa bir zaman içinde kendini göstermeye başlayacaktır.

13.20131113122822.jpg

Rojava konusunda yaptığı doğru ve objektif haberlerle adını duymaya başladığımız ve Çengiz Çandar gibi usta gazetecilerin de övgüyle bahsettiği gazeteci Mutlu Çiviroğlu ile son gelişmelere dair bir röportaj yaptık.

Bir süre önce Rojava’yı da ziyaret eden gazeteci Çiviroğlu, hem bölgeye dair gözlemlerini hem de son gelişmelere dair düşüncelerini Yüksekova Haber okurları ile paylaştı.

Hatice Kamer: Mutlu Bey, sizinle Ağustos ayında yapmış olduğumuz röportajdan sonra Suriye ve Rojava konusunda farklı gelişmeler cereyan etti. Radikal İslamcı gruplar ile YPG arasında çatışmalar hala devam ediyor.  9 Ekim’de Salih Müslim’in küçük oğlu Şervan da çatışmalarda hayatını kaybetti. Siz de tam o günlerde Rojava’ya geçtiniz. Bu olay bölgede nasıl karşılanmıştı?

Mutlu Çiviroğlu: Doğru, Şervan Müslim’in hayatını kaybetmesinin hemen ardından bölgedeydim. Derin bir üzüntü hakimdi gördüğüm her yerde. Ama Rojava’daki hüzün sadece bu olayla sınırlı değildi. Özellikle radikal grupların uzun süredir devam eden saldırıları ve bazen de rejimin düzenlediği hava saldırılarında hayatını kaybeden birçok savaşçı ve sivil insanların yası hemen her evde tutuluyor. Yani ölümle yaşam Rojava’da iç içe geçmiş durumda.

Daha önceki röportajlarımda belirttiğim gibi PYD’yi diğer partilerden ayıran en belirgin özelliği halkın içinde olması ve liderlerinin de halkın çektiği acılara ortak olması. Salih Müslim’in oğlunun vefatı tam da bağlamda ele alınmalı. Görüştüğüm birçok insan bu noktaya açıkça vurgulamıştı. Yani PYD liderinin oğlunun kendi halkı ile birlikte mücadele etmesi, babasının konumuna rağmen bir farkının olmayışı ve genç yaşta hayatını kaybetmesi, halkla PYD arasındaki bağları daha da güçlendirdiğini gözlemledim. Bununla birlikte diğer partilerin daha da zayıfladığını, bir bölümünün ise PYD’ye yakınlaştığına tanık oldum.

Peki, genel olarak Rojava’da nasıl bir tabloyla karşılaştınız?

Aylardır süren ambargonun günlük hayata olumsuz etkileri daha da artmış durumda. Örneğin hastanelerde narkoz gibi, ağrı kesici gibi temel ilaç ve sağlık gereçleri sıkıntısı yaşanmakta. Yine, süt, çocuk maması gibi temel ihtiyaç maddeleri sıkıntısı yaşanıyor.

1.20131113121516.jpg

Savaş koşullarının en masum mağduru Kamışlılı bir Kürt çocuğu

Dükkanların çoğu boş durumda, çünkü ambargodan dolayı bölgeye ulaşımda ve ticari ürün nakliyatında ciddi sorunlar var. Temel ihtiyaç maddeleri Halep ve Şam’dan karşılanıyor (aradaki yol kontrolleri ve vergilerden dolayı) ve bu maddeler Rojava’ya ulaşana kadar fiyatları ne yazık ki kat kat artmış durumda. Elbette, bu durum halkın alım gücünü çok olumsuz etkiliyor.

Üzülerek söyleyeyim ki, birçok şehirde halkın ambargodan dolayı özellikle Sayın Mesut Barzani’ye ve KDP’ye karşı bir tepkisi gözlemlenebiliyor. PYD’ye sert muhalefetiyle bilinen Yekiti partisine yaptığım ziyarette, parti üst yöneticilerinin de sınırın ticarete kapalı olmasından dolayı Bölgesel Kürt Hükümeti’ne eleştirilerde bulunması açıkçası beni çok şaşırttı. Mevcut ambargo parti ayırımı yapmadan herkesi olumsuz şekilde etkilediği için her çevreden tepkiler yükselmekte.

Ayrıca, elektrik kesintisi rutin bir şey ve her akşam ve bazen gündüzleri de kesinti oluyor ve insanlar jeneratör kullanmak zorunda kalıyor.

Şunu çok açıkça söylemeliyim ki, bu kadar ağır şartlara rağmen halkta büyük bir kararlılık var. Özelikle YPG’nin Nusra ve Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) gibi gruplara karşı elde ettiği başarılar halkta güçlü bir özgüven oluşturmuş. Bu nedenle ki Kürdistan Bölgesi’nden ve Türkiye’den binlerce insan Rojava’ya geri döndü ki bu dönüşlerin bir bölümüne ben de tanık oldum. Sêmelka Kapısı’na gidip bu durumu yakından görmüş, gözlemlerimi de Radikal gazetesinde yazmıştım. YPG’nin birkaç gün önce Til Helef de dahil olmak Serêkaniye bölgesinde 23 yerleşim merkezini ele geçirmesi ve Kaide ile bağlantılı grupları büyük yenilgiye uğratması var olan özgüveni daha da arttırmış durumda.

YPG Fighters in Elok, Serekaniye
Serêkanîyedekî Elok köyünü radikal gruplardan temizleyen bir grup YPG savaşçısı

Ayrıca Til Koçer sınır kapısının ele geçirilmesi, hem bu radikal grupların temel lojistik güzergahının kontrol altına alınması, hem de ambargoya karşı yeni bir alternatif olması açısından Rojava’da moralleri oldukça yükseltmiş durumda.

Rojava’da nereleri ziyaret ettiniz, kimlerle görüştünüz?

Başta Serêkanîye olmak üzere Kamışlı, Dêrîk, Dirbesîye, Tirbêspî, Amûde ve Remalan gibi yerleri ziyaret edip, Sêmelka’daki durumu da yakından görme şansını yakaladım.

Hemen hemen tüm parti merkezlerini ziyaret edip, parti liderleriyle görüştüm. Kürt Yüksek Konseyi merkezinin yanı sıra Ronahî TV ve Kürdistan TV bürolarını da ziyaret ettim ve oradaki meslektaşlarla görüştüm. Yine, YPG yetkililerinden de Serêkanîye ve diğer bölgelerdeki çarpışmalarla ilgili bilgi aldım.

2.20131113121627.jpg

Kamışlı şehrinden bir görünüm

Ayrıca ünlü yazar Konê Reş ile de Kamışlı’da görüştüm. Kendisi sağ olsun, yazar Berzo Mahmud ile birlikte büyük Kürt şairi Cegerxwîn ile ünlü ozan Mihemed Şêxo’nun mezarlarını ziyaret etmemi sağladı.

3.20131113121856.jpgCegerxwîn’in evinin bahçesinde bulunan mezarı

Orada en etkin parti olarak bilinen PYD’nin diğer partilerle ilişkisi nasıl? Rojava’da anti-demokratik uygulamalar olduğu dillendiriliyor. Hatta Kürdistan Bölgesel Hükümeti’nden de zaman zaman bu tarzda açıklamalar geliyor.

PYD’nin diğer partilerle ilişkilerini eskiye göre daha iyi gördüm. PYD kendisine yöneltilen “her şeyi tek başına yapıyor, başkalarına fırsat tanımıyor” eleştirilerine cevap olabilmeye çalışıyor sanırım. Kendisine bu eleştirileri sorduğum, PYD kanadının etkin isimlerinden Îlham Ahmed diğer partilerin görüşlerine önem verdiklerini söyledi. Îlham, o nedenle de bütün parti ve azınlıkların katılımıyla gerçekleşecek “Geçici Yönetim” projesini kamuoyuna sunduklarını dile getirdi. Ahmed, yine bu temelde Yüksek Konsey’in çalışmalarını daha etkin hale getirmeye çalıştıklarını, Türkiye’ye yaptıkları son ziyareti de bu ortak konsey altında gerçekleştirdiklerini belirtti.

Yekîtî’nin tanınmış isimlerinden Fuad Elîko’ya Ahmed’in bu sözlerini sorduğumda “PYD son dönemlerde daha yapıcı bir tarz sergiliyor ve bunu önemli buluyoruz” dedi. Bununla birlikte eleştirilerini de dile getiren Elîko, PYD’den daha fazlasını beklediklerini, diğer partilere daha rahat ortam hazırlayıp, üyelerinin daha serbestçe çalışmalarını sağlamaları gerektiğini de ekledi.

Bunun yanında, Kürt Ulusal Konseyi (KUK) içinde yer alan bazı partiler de son dönemlerde PYD ile çok yakın ilişki içindeler ve PYD’den ve özellikle de YPG’den övgüyle söz ediyorlar.

4.20131113122028.jpg

Objektifimize zafer işareti yapan bir grup YPG savaşçısı

Ama PYD’yi sert şekilde eleştiren partiler de yok değil. “Siyasi Birlik” oluşumuna giden El Parti, Azadî’nin her iki kolu ve Yekîtî Kurdistanî (Yekîtî Partisi’nden bu sene başında kopan, partinin Avrupa örgütü) PYD’yi anti-demokratik olmakla ve kendilerine çalışma fırsatı vermemekle eleştirmekteler. Kürdistan Bölgesel Hükümeti’nin eleştirileri de genelde bu partiler üzerinden gelmekte.

Geçici Yönetim’ demişken şunu da sormak istiyorum. Dün basına yansıyan haberler var, Rojava’da “Geçici Yönetim” kabul edildi diye. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Bu proje için çalışmalar bir süredir devam ediyordu. Bugün Kamışlı’da yapılan toplantıda bu yönetimi oluşturmakla görevli 82 kişilik ‘Encumena Avakirina Rêvebirîya Giştî ya Rojava’ yani ‘Rojava Yönetimi Kurucu Meclisi’nin oluşturulduğu duyuruldu. Kürtlerin yanı sıra, Arap, Çeçen ve Hıristiyan temsilcilerin de yer alacağı bu yönetimde, ayrıca 55 kişilik ‘Geçici Yönetim Kuruluş İzleme Komitesi’ oluşturdu. Bu projeye göre Rojava bölgesi 3 özerk bölgeden yani Cizirê, Kobane ve Efrin’den oluşacak. İlk ulaşan bilgilere göre, İsviçre’deki kanton sistemi benzeri olacak yönetim modelinde her kanton bölge meclisini kuracak ve genel meclise temsilci gönderecek. Önümüzdeki günlerde daha detaylı bilgiler kamuoyu ile paylaştıkça daha sağlıklı değerlendirmeler yapılabilinir. Ama hiç şüphe yok ki bu karar Rojava için önemli bir adım niteliğinde. Kürt partilerinin bu oluşuma yaklaşımları uluslararası toplumun da bu adımı destekleyip, desteklemeyeceği konusunda önemli olacak.

Dün Kobane’de Kürt Kızılayı Heyva Sor’a yönelik bir saldırı gerçekleşti ve onlarca kişi hayatını kaybetti, birçok kişi de yaralandı. Bu saldırıyı neye bağlıyorsunuz?

Biraz önce de belirttiğim gibi YPG’nin IŞİD, Nusra vb. grupları karşısında özellikle son dönemlerde artan bariz üstünlüğü bu grupları moral yönünden çok olumsuz etkilerken, Rojava’ya ise büyük moral kaynağı oldu. Direk sivilleri hedef alan bu tür saldırılarla hem halkı korkutup, sindirmek hem de ‘biz buradayız, yok olmadık’ demeye çalışıyorlar kanısındayım.  Sadece Kürtlerin değil, Kobane’de yaşayan Arapların da hedef alındığı bu saldırı, Rojava’daki askeri ve siyasi yetkililerin çok dikkatli olmaları gerektiğini, tedbiri elden bırakmamaları gerektiğini hatırlatmakta. Askeri alanda baş edemedikleri Kürtleri bu tür saldırılarla yıldırmaya çalışan bu radikal grupların, benzeri saldırılara önümüzdeki dönemlerde de devam edebilecekleri göz ardı edilmemeli.

Kürdistan Hükümeti ile var olan Sêmalka Sınır Kapısı gerginliğine Salih Müslim’e geçiş izni verilmemesi meselesi var olan ilişkileri krize dönüştürmüş durumda. İki ay önce Kürtler’in birliği için Ulusal Kürt Kongresi heyecanı varken, mevcut durum siyasi birlikten ziyade ayrışmaların gittikçe keskinleştiğini gösteriyor. Meselenin iç yüzü nedir?

Meselenin içyüzünün ne olduğu konusunda kesin bilgi sahibi değilim. Ama kamuoyunda KDP’nin, Avrupa’da yaptığı eleştirel bir konuşmadan dolayı Salih Müslim’e geçiş izni vermediği çokça tartışıldı. Yine, Müslim’in oğlunun ölümüyle ilgili olarak Ankara’yı işaret etmesinin de bu kadar da etkili olabileceği dile getirildi kimi çevreler tarafından. Benim görüşüm, Müslim’in geçişine izin verilmeyişi altta yatan çok derin sorunların açık bir şekilde dışa vurumu. Malum KDP ile PYD arasında uzun süreden beri devam eden bir gerginlik mevcut. Her iki taraf da birbirini suçlasa da olay bir bakıma iktidar savaşı. PYD  hızlı bir şekilde siyasi, toplumsal ve askeri örgütlenmesini güçlendirirken, KDP’de kendisine yakın partiler aracılığıyla güç kurmaya çalışıyor. Gelinen noktada PYD’nin bu mücadelede önemli bir üstünlük sağladığı görülmekte. Maalesef Rojava’da var olan KDP ile PYD arasındaki bu gerginlik yakın zamanda azalacak gibi de görülmüyor.

Müslim’in geçişinin engellendiği bir dönemde, Musul tarafındaki Til Koçer sınır kapısı YPG’nin eline geçmesinin stratejik önemi nedir?

Birincisi, Til Koçer yani Arapça adıyla Yarubiye sınır kapısı Musul ile Kamışlı’yı birbirine bağlayan ana karayolunun üzerinde bulunuyor. Irak tarafında ise Rabiya denilen kapının ele geçirilmesiyle birlikte Kürtler Suriye’yi Irak’a bağlayan önemli bir kapıyı kontrol altına almış oluyorlar. Kapı, Rojava’ya uygulanan ambargonun kırılması açısından oldukça büyük öneme sahip. Kapı işlevsel hale geldiğinde bölgenin gereksinim duyduğu temel ihtiyaç maddeleri bu yoldan sağlanabilecek.

5.20131113122154.jpg

Dêrîk’teki bir YPG kontrol noktasında gönüllü olarak nöbet tutan yaşlı bir Kürt

Til Koçer ayrıca IŞİD, Nusra ve diğer grupların silah ve savaşçı temini konusundaki ana lojistik merkeziydi. Burası ayrıca bomba, patlayıcı yüklü araç yapımı ve canlı bombaların hazırlanmasında kullanılan önemli bir merkezdi. Bu radikal gruplar Til Koçer’i kaybetmekle çok önemli imkânlardan mahrum kalmış oldular.

6.20131113122237.jpg

YPG tarafından etkisiz hale getirilen patlayıcı yüklü bir IŞİD aracı

YPG Sözcüsü Rêdûr Xelîl ile geçenlerde yaptığım görüşmede bana söyledikleri de çok enteresandı: “Irak sınırındaki Til Koçer şehri IŞİD ve Nusra’nın ana üs olarak kullandıkları en önemli merkezleriydi. Til Koçer kapısının elimize geçmesiyle bu çetelerde manevi ve moral olarak büyük bir dağılma oldu. O nedenle de güçlerimiz karşısında tutunamayıp, Rakka ve Til Abyad şehirlerine doğru geri çekildiler.”

Şunu da belirtebiliriz ki, bu kapının kontrolü Suriye petrollerinin büyük çoğunluğunun yer aldığı Remelan bölgesini elinde tutan Kürtler’e, bu petrolü ihraç etme olanağı doğurdu. Her ne kadar Kürtlerden bu konuyla ilgili herhangi bir açıklama gelmese de, bu olasılığın bazı bölge ülkelerinde rahatsızlık yaratmış olabileceği de mümkün.

7.20131113122309.jpg

Civar köylerde çatışmalar sürerken Remelan bölgesindeki petrol kuyuları

Son olarak da söyleyebiliriz ki bu kapının kontrolü YPG’ye uluslararası arenada büyük bir prestij kazandırırken, PYD’nin de elini güçlendirmiş, halka da büyük bir moral kaynağı olmuş durumda.

Biraz da diplomatik faaliyetlere değinelim istiyorum. Cenevre 2 Konferansı yine ertelendi. Gerçekleşmesi halinde bu konferansın Kürtler için önemi nedir?

Bu konferans Suriye’nin geleceğinin uluslararası alanda tartışılacağı önemli bir platform olacak. Bu konferansta iç savaşın durumu, Esad’ın geleceği, etnik ve dinsel azınlıkların hakları vb. gibi birçok konu ele alınacak. Suriye’deki tarafların yanı sıra, uluslararası güçlerin de yer alacağı böylesi bir toplantıya Kürtlerin kendi kimlikleriyle katılıp, taleplerini dile getirmeleri oldukça büyük öneme sahip olacak. Bu konuda Kürtler arasında tam bir birlik yok. PYD ve KUK içindeki bazı partiler ‘Yüksek Kürt Konseyi ile bağımsızca Cenevre’ye katılalım’ derken, ‘Siyasi Birlik’ oluşumu içinde yer alan partiler ise ‘Suriye Ulusal Konseyi’nin bir parçası olarak katılalım’ görüşünde. Suriye Ulusal Konseyi, İstanbul’da yaptığı toplantıda mevcut 3 üyeye ek olarak, 8 yeni KUK üyesinin konseye katılmasını onayladı. Mevcut durumda uluslararası güçlere baktığımızda Rusya ilk seçeneğe yakın dururken, Amerika ise ikinci şıkkı desteklemekte.

28 Ekim’de Washington’da BDP’nin organize ettiği Kürt Konferansı gerçekleşti. Rojava’nın merkezde olduğu bir konferans oldu. Siz de konferansa katıldınız, konferans nasıl geçti?

8.20131113122400.jpg

Selahattin Demirtaş ve James Jeffrey

Konferans çok başarılı geçti. Bunu hem Amerikalı ünlü katılımcılar hem de Cengiz Çandar, Amberin Zaman gibi gazeteciler de yazılarında dile getirdiler.

9.20131113122453.jpg

Cengiz Çandar, Nazmi Gür, Michael Gunter ve David Phillips

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da kendisiyle yaptığım söyleşide konferansın beklediklerinden çok daha iyi geçtiğini ifade etmiş, bu tür konferansları her sene düzenleyeceklerini belirtmişti. Ben bu konudaki izlenimlerimi detaylı olarak Radikal’e yazmıştım zaten.

Yüksekova Haber aracılığıyla bir kez daha tekrar edeyim ki, konferans BDP için büyük bir başarıydı. Türkiye ve Amerika’dan gelen seçkin konuklar, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan kalabalık bir grup, başta Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelerin diplomatik temsilcileri, birçok basın mensubu ve düşünce kuruluşu temsilcileri konferansa katıldılar.

Benim moderatörlüğünü yaptığım ‘Rojava Paneli’ de oldukça iyi geçti. PYD Dışilişkiler Bürosundan Alan Şemo, Profesör Christian Sinclair, KNK’den Saif Bedirxan ve gazeteci Amberin Zaman konuşmacı olarak katıldılar.

Amberin Zaman’ın Müslim’in Kürdistan Bölgesi’ne geçişine izin verilmemesini eleştirdiği, duygusal ama sert konuşması salondan büyük alkış aldı.

10.20131113122535.jpg

Rojava Paneli

İnanıyorum ki, BDP önümüzdeki seneden itibaren bir günlük konferans yerine, iki hatta üç gün sürecek etkinlikler düzenleyecektir çünkü böyle bir talep var Washington’da.

Selahattin Demirtaş konferansa katılırken, Salih Müslim vize işlemlerine geciktiği için konferansa Skype üzerinden katıldı. Kürt siyasetçilere ilgi ve  Kürt Sorunu’na yaklaşım nasıldı?

Evet, Sayın Demirtaş’ın katılımı konferansa ayrı bir önem kazandırdı ve konuşması da oldukça ilgi gördü. Ayrıca David Phillips, James Jeffrey gibi tanınmış şahsiyetler BDP’nin böyle bir konferansı düzenlemesinden ve Barış Süreci’nde önemli rol oynamasından övgüyle bahsettiler.

Ama konferansın en büyük ilgi odağı hiç şüphesiz Salih Müslim idi. Fiziksel olarak salonda bulunamaması hayal kırıklığı yaratsa da, Skype üzerinden de olsa izleyicilere hitap etme fırsatı buldu.

12.20131113122619.jpg

Salih Müslim konuşmasını yaparken

Müslim’in çok yakın zamanda oğlunu kaybetmiş olmasına rağmen göstermiş olduğu güçlü duruşu izleyicilerde derin saygı uyandırdı. Verdiği mesajlarla partisinin Amerika’yla iyi ilişkiler geliştirmek istediğini, Rojava halkının El Kaide’yle bağlantılı gruplarla verdiği savaşta Washington’un desteğini beklediğini ifade etti.

BDP ilke defa Amerika’da böylesi kapsamlı bir konferansı düzenliyor. Bu tür organizasyonların Kürt siyaseti üzerinde etkisi nedir?

Konferans sonrasında ortaya çıkan durum şuydu ki bu tür konferanslara büyük istek var ve insanlar daha sık böyle konferanslar düzenlenmesini istiyorlar. Washington gibi dünyanın en önemli merkezlerinden birinde bu tür ilgi çeken konferansların düzenlenmesi, Kürt siyasetinin gelmiş olduğu aşamayı anlama açısından da önemli. Yani Kürtlerin de kendi sorunlarını tartışıp, gelecekleri ile ilgili kararların tartışıldığı mekanlarda bir aktör olarak öne çıkması da dikkat çekici bir gelişme. Son olarak şunu da ekleyelim ki kendisi Washington’a gelemeyen PYD, BDP aracılığıyla kendi mesajlarını Amerikan yönetimine ulaştırma imanı yakaladı bu konferans sayesinde.

http://www.yuksekovahaber.com/haber/mutlu-civiroglu-ile-rojava-uzerine-116330.htm

Rojava Uzmanı Mutlu Çiviroğlu: Nusra ve ISİD’in Amacı Rojava’da bir İslam Devleti Kurmaktı

‘Nusra’nın amacı devlet kurmaktı’

Rojava Uzmanı Mutlu Çiviroğlu: Nusra ve ISİD’in Amacı, Ramazan Bayramı’nda Rojava’da bir İslam Devleti Kurmaktı.

09 Ağustos 2013 Cuma

HATİCE KAMER – YÜKSEKOVA HABER

DİYARBAKIR – İki yıldır devam eden Suriye iç savaşında yaşanan şiddetli çatışmaların ibresi son bir aydır yönünü ülkenin kuzeyine, Kürdistan’ın batısı olan Rojava’ya çevirmiş durumda. Özellikle Serêkaniye’nin YPG güçleri tarafından alınmasından sonra,  El Kaide’ye bağlı Cephetel Nusra ve Irak Şam İslam Devleti (ISİD) vb örgütler Kürtlerin yaşadığı yerleşim yerlerinde sivil Kürtlere yönelik katliamlar gerçekleştirmeye başladılar.

Washington’da yaşayan gazeteci Mutlu Çiviroğlu, basta Amerika’nın Sesi ve İlke Haber olmak üzere çeşitli gazete ve yayın organlarında başta Kürt Sorunu ve birçok konuda Kürtçe ve Türkçe ve yazılar yazmakta, değişik radyo ve TV programlarında görüş belirtmektedir.

Yine, Hewler merkezli Rudaw gazetesinin İngilizce baskısında  Türkiye ve Suriye’deki Kürt sorunu, Amerika’nın bölgeye yönelik siyaseti gibi konularda yazı ve değerlendirmeler yazıyor.

Son aylarda özellikle Radikal gazetesinde Rojava ile ilgili yazdığı makale ve değerlendirmeler ve bölgedeki ilk elden kaynaklara ulaşarak, doğru ve tarafsız yazılarıyla dikkat çeken isimlerin başında geliyor.

Rojava’daki çok parçalı siyasi yapıyı ve bölgenin genel durumunu, Suriye’deki şiddetin yönünün neden Kürtlere döndüğünü, El Nusra vb örgütlerin bölgede gerçekleştirdikleri saldırı ve katliamların sebeplerini, başta ABD olmak üzere uluslararası camianın bu durum karşısında neden sessiz kaldığını sorduk, Çiviroğlu Yüksekovahaber için yanıtladı.

                                                             ***

Mutlu Bey, özellikle Suriye Kürdistan’ı, yani Rojava’ya ilişkin yaptığınız haberlerle son zamanlarda dikkat çeken isimlerdensiniz Rojavada’ki son duruma geçmeden önce, konuya hakim olmayanlar için Rojava’daki  siyasi profili anlatabilir misiniz, bölgede kaç Kürt partisi var, bu partilerin etkinliği nedir, temsilcileri kimlerdir?

Rojava’da siyasi yapı oldukça dağınık, parti sayısı da oldukça fazla. Şu anda 20’ye yakın siyasi parti var. Son dönemlerde iyice zayıflamalarına rağmen, birkaç küçük gençlik grupları da mevcut. Ama siyasal alanda en güçlü parti hiç kuskusuz Demokratik Birlik Partisi (PYD). Ayrıca, Muhyeddin Şeyh Ali’nin liderliğini yaptığı Kürt Demokratik Birlik Partisi (Partiya Yekitiya Demokrat a Kurd), Dr. Abdulhakim Beşar’ın lideri olduğu Suriye Kürdistan Demokrat Partisi (El Parti), İbrahim Biro’nun lideri olduğu Kürt Birlik Partisi (Yekiti) ve Mustafa Cuma’nın lideri olduğu Kürt Özgürlük Partisi (Azadi) belli oranda gücü olan partiler.

Bu partileri hangi ülkeler destekliyor?

PYD daha çok PKK’ye yakın. Daha doğrusu parti liderlerinin deyimiyle “Abdullah Öcalan’dan esinlenen, onu seven ve görüşlerine önem veren” bir parti. El Parti, Kürdistan Bölgesi’ndeki Kürdistan Demoktat Partisi (KDP)’nin;  Pêşverû da Kurdistan Yurtseverler Birligi (KYB)’nin kardeş partileri olarak biliniyor. Yine, Azadi Partisi de KDP’ye yakin duruş sergilemekte.

Suriye muhalefetinde Kürtlerin etkinliği nedir?

Suriye muhalefetinin en büyük yapısı olan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nda Kürtlerin pek bir etkinliği yok, çünkü henüz muhalefet içinde yer almıyorlar. Bunun nedeni ise muhalefetin Kürt sorunu karşısında takındığı olumsuz tavır. Bilindiği gibi Abulbasit Seyda, ki son zamanlarda Kürtlerin temsilcisi diye öne çıkarılmakta, Gassan Hitto ve birkaç Kürt kökenli kişi de yer almaktalar ama hiç biri de Kürtler tarafından desteklenmemekte.

Suriye’nin en istikrarlı bölgesi olarak kabul edilen Kürt Bölgesi’nde de son zamanlara iç sorunların arttığını görüyoruz. Bunun nedeni nedir?

Öncelikle neden çok partili siyasi yapı? Bilindiği gibi 20’ye yakın parti var ve bunların arasında ideolojik olarak da pek fark yok. Daha çok bireysel sorunlar yüzünden birbirinden ayrılan partilerin bir araya gelmesi de kolay değil. Örneğin, Rojava’da dört tane Suriye Kürdistan Demokrasi Partisi var ama Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani’nin desteğinden dolayı Abdulhakim Beşar’ın lideri olduğu El Parti öne çıkıyor. Yine, iki tane Azadi, iki tane Yekiti bulunmakta. Var olan partilerin hemen hemen hepsi başka partiden ayrılarak oluşmuş. Kürt siyasetinin tanınmış simalarından biriyle yapmış olduğum bir görüşmede, kendisi bu durumu Baas rejiminin Kürtleri böl, parçala yönet politikasına bağlamıştı.

Mayıs ayı içinde El Parti ve Azadi’nin her iki kolu (bu parti ikiye ayrılmış durumda ve Mustafa Cuma ve Mustafa Oso her iki kanadın liderliğini yapmaktalar) İstanbul’da yapılan Suriye muhalifleri toplantısına üyelik başvurusu yaptılar ama bu istekleri kabul edilmedi. Kürt Ulusal Konseyi’nden bağımsız olarak başvuru yapan bu üç partiye, “temsil gücünüz yok” şeklinde olumsuz cevap verildi.

Genel olarak Kürtlerin Suriye muhalefeti ile ilişkileri pek de iyi değil. Zaten Hakim  Beşar da, Salı günü yaptığı açıklamada muhalefete çok sert eleştiriler getirip, Kürtleri ve diğer azınlıkları ihmal etmekle suçladı. Kendi sorunlarıyla boğuşan muhalefetin, Kürtlerle olumlu diyalog geliştirmesi konusunda herhangi bir işaret görülmemekte.

Bahsettiğiniz parçalı yapıda PYD’nin bu kadar güçlenmesinin sebebi ne?

PYD bir bakıma var olan parçalanmışlığa tepki olarak güçlendi. Yani insanların bir araya gelebileceği bir adres oldu. 2003 yılında kurulmasına rağmen, toplumu siyasal, toplumsal ve askeri olarak örgütlemesi dikkate değer bir konu. Kurulduktan sonra rejimin çok sert uygulamalarına hedef olan partinin birçok üyesi cezaevine kondu ve işkenceye maruz kaldı. Bu nedenle de uzun süre etkisiz bir durumda kaldı. Suriye’deki krizin başlamasından sonra hızla örgütlenme çalışmalarına başlayan parti, hem sosyal, hem siyasal hem de askeri alanda güçlü kurumsallaşma yarattı.

PYD, muhalifler karşısında zorlanan rejim kuvvetlerinin Rojava’dan çekilip, Halep, Şam ve diğer bölgelere doğru gitmesinden sonra ortaya çıkan boşluğu çok iyi doldurdu. PYD şu anda Rojava’da birçok bölgeyi kontrolü altında tutmakta, eğitim, sağlık, güvenlik gibi temel hizmetleri sunmakta. PYD’nin pratikte bu kadar aktif olması doğal olarak taban desteğinin de artmasına da yardımcı olmakta. PYD’yi desteklemeyen ya da başka partiye sempati duyan birçok insanın Rojava’daki hizmetleri gördükten sonra PYD’ye karşı tavırlarının olumlu yönde büyük oranda değiştiğine tanık oldum. Yani halk arasında “Bizim için bir tek çalışan, bir şeyler yapan  PYD var” yaklaşımı hakim.

Türkiye’nin kırmızı çizgilerinden biri de Suriye’deki PYD yapılanması idi ama Türkiye Dışişleri Bakanlığı davetiyle, partinin lideri Salih Müslim Türkiye’ye geldi. Bu ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence çok geç kalınmış bir ziyaret. Aslında Türkiye’nin çok daha önceden Suriye Kürtleriyle, özellikle de PYD ile ilişki kurması her iki tarafın faydasına olacak bir yaklaşım. Ne yazık ki Türkiye, Suriye politikasını uzun süre Kürtsüz yürütmeye çalıştı. Daha sonra da Kürtlere evet tama PYD’ye hayır yaklaşımını denedi ama o da sonuçsuz kaldı. Sonunda doğru olanı, yani Rojava’nın en büyük askeri ve siyasi gücüyle diyalog kurma yolunu seçti her ne kadar gecikmiş bir adım da olsa, doğru bir karar. Bu siyaset değişiminde elbette PYD’nin son dönemlerdeki askeri başarıları da oldukça önemli bir rol oynadı.

Müslim daha Türkiye’de iken kendisiyle yaptığım görüşmede, Ankara ile ilişkiler konusunda çok iyimser değerlendirmeler yapmıştı. Bir takım yanlış anlaşılmaların  giderildiğini dile getiren Müslim, bu tür görüşmelerin süreceğini de belirtmişti.

Ama şunu da belirtmeliyim, Rojava halkında ve siyasi partiler arasında Türkiye’ye yönelik somut adımlar atılması yönünde büyük beklentiler var.  Şu ana kadar herhangi bir adım atılmadığı  gibi, Kuzey’de toplanan yardımın bile doğru dürüst  bölgeye ulaştırılmaması ve Ceylanpınar’da BDP’ye karşı gösterilen sert polis tepkisi büyük hayal kırıklığı yaratmakta.

Yapılan açıklamalardan, görüşmede Rojava’daki “geçici yönetim” durumu ile El Nusra militanlarının Türkiye tarafından desteklendiği konularının ön plana çıkmış galiba. Türkiye’nin El Kaide ile bağlantılı gruplara desteklemekte çıkarı olabilir?

Evet, görüşmede “geçici yönetim” konusu geniş bir şekilde ele alınmış. PYD, kendi kontrolü altındaki bölgelere Nusra gibi radikal örgütlerin saldırıları devam ederken bir yönetim boşluğu olmaması gerektiğini, bu nedenle de geçici bir yönetime ihtiyaç duyulduğunu belirtmekte. Yine, halkın temel ihtiyaçlarını karşılamak için de düşünülen bu yönetime, Türkiye’nin olumlu baktığı hem Müslim hem de Davutoğlu tarafından dile getirildi.

Türkiye, El Nusra ve Kaide ile bağlantılı diğer grupları desteklediğini resmi olarak kabul etmiyor. Ama bu konuda, PYD kaynakları haricinde birçok Türk yazar ve araştırmacı ile uluslararası basın, cihatçı militanların Türkiye üzerinden Suriye’ye giriş yaptıklarını, Ceylanpınar vb. yerlerde tedavi edildiklerini ve Ankara tarafından desteklediklerini dile getiriyor. Özellikle son dönemlerde Amerika basınında bu tür haberler sıkça çıkmakta.

Resmen kabul edilmeyen desteğin asıl amacının devlet içinde var olan Kürt alerjisi ve buna bağlı olarak Kürtlerin Rojava’da elde edebilecekleri statünün önüne geçilmesi  olduğunu düşünüyorum. Yine, hükümet içinde bir takım çevrelerin, dünyanın birçok yerinden cihat için Suriye’ye akan Nusra vb. gruplara sempatisi da olabilir.

Salih Muslim’in Türkiye’ye gelişinden hemen sonra PYD üyelerinden İsa Huso bir suikast sonucu öldürüldü. Birçok kişi saldırının El Kaide tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğine işaret ederken, siz farklı bir değerlendirmeyle gözlerin Esad rejimine çevrilmesi gerektiği değerlendirmesini yaptınız? Bunu konuyu biraz daha açabilir misiniz, ayrıca Esad cephesinin sessizliğini nasıl yorumlamak gerek?

İsa Huso, Rojava’nın en tanınmış siyasetçilerinden biriydi. Batı Kürdistan Halk Meclisi Yürütme Konseyi ve Yüksek Kürt Konseyi Dış İlişkiler Komisyonu üyesiydi. Kendisinin bombalı saldırı sonucu yaşamını yitirmesi Rojava’da derin üzüntü yarattı. Kürtler arasında çok sevilen, PYD ve TEV-DEM gibi oluşumların da kurucularındandı. Yani, kim ne sebeple bu suikastı yapmışsa, mutlaka Kürtlere bazı mesajlar vermek için yapmış olmalı. Ben Radikal’de yazdığım analizde de Nusra vb grupların bu suikastı yapmış olabileceğini ihtimalini göz ardı etmedim. Ama benim gördüğüm, olayın oluş biçimi bu tür örgütleri aşar nitelikte olduğu ve profesyonel bir ekip tarafından yapıldığı.

Elbette ki suikastın Salih Müslim’in Türkiye ziyaretinden hemen sonra gerçekleştirilmiş olması dikkatleri bu ziyaretten kimin en fazla rahatsız olabileceği noktasına çekmekte. Esad rejimi ve onu destekleyenlerin bu ziyaretten rahatsızlık duyduklarını tahmin etmek hiç de zor değil. Esad, Huso gibi sembol bir kişiyi öldürterek PYD’ye gözdağı vermeye çalışıyor olabilir. Kürtler ‘üçüncü yol’ dedikleri bir strateji belirlediler. Ne rejim ne de muhalefetten yana olmayan bu strateji ile tutum belirlediler ve sadece kendi topraklarını korumaya yoğunlaştılar. Şimdiye kadar tarafsız bir duruş gösteren Kürtlerin ve onun siyasi ve askeri anlamda en güçlü yapısı PYD’nin, bundan sonra Türkiye’nin de etkisiyle kendisine karşı durabileceği endişesi elbette Şam için çok zorlayıcı olur. Ben bu analizlere dayanarak en güçlü failin Esad rejimi olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki, rejimin Kamışlo ve çevresinde halen önemli bir gücü mevcut ve böyle bir suikastı gerçekleştirmesi o kadar da zor değil.

Bir yazınızda El Nusra saldırılarının Rojava partilerini bir araya getirdiğini söylediniz. Hali hazırda Rojava’daki partiler arasında husumet hala devam ediyor mu?

Bu son saldırılar Kürtlerde güçlü bir dayanışma ve topraklarını savunma psikolojisi doğurdu. Özellikle halk arasında YPG’ye büyük bir katılımın olduğu, değişik partilere üye birçok insanın kendi partilerinin kararı ya da onayı olmadan YPG’ye katıldıkları değişik kaynaklar tarafından da dile getiriliyor. Tüm partilerin ortak olduğu bir konu var ki o da kendi bölgelerinde savaş istemedikleri, Özgür Ordu ve Nusra gibi grupların çatışmaları Rojava’da değil, rejimin olduğu bölgelerde yapmalarını yüksek sesle ifade etmeleri. Kürtlerin köy ve kasabalarına karşı  yapılan saldırılara karşı ve sivil halkın vahşice katledilmesine karşı ortak bir tepki tabii ki var. Ama bu durum husumet ya da anlaşmazlıkların bittiği anlamına gelmiyor ne yazık ki. Var olan çelişkiler devam ediyor ve bu çok parçalı yapı, Rojava dışındaki Kürt partileri arasındaki yaşanan sorunlardan da kaynaklanıyor.

El Kaide unsuru örgütler, son zamanlarda Rojava’da saldırılarını artırarak, sivil halka yönelik katliamlar gerçekleştirmeye başladılar. Bu örgütler de ÖSO içinde yer alan gruplar. Şimdiye kadar Esad rejimine karşı savaşan bu İslami cihatçı gruplar, ne oldu da Kürtlere saldırmaya başladılar? Bu örgütlerin arkasında hangi güçler var ve Kürtlere saldırı ile neyi amaçlıyorlar?

Suriye’deki iç savaş kilitlenmiş, tıkanmış durumda. Birçok kişi savaşın  bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyordu. Gelinen noktada, Suriye’deki silahlı muhalefet hızla radikalleşmekte yani El Kaide’nin etkisi altına girmekte. Birçok bölgede Özgür Suriye Ordusu ve silahları  tamamen bu radikal grupların kontrolü altına girmiş vaziyette. Bir başka deyişle şimdiye kadar gözle görülür bir başarı elde edemeyen ÖSO’nun, inisiyatifi Nusra ve ISİD gibi gruplara bırakması söz konusu. Aslında yakın zamana kadar bu iki grup birbiriyle çatışma halindeydi. Hatırlanacağı gibi ÖSO Yüksek Askeri Konseyi üyesi Muhammed Kemal Hamami Temmuz ayında ISİD tarafından öldürülmüştü, yani ilişkiler kötüydü.

Ama görünen o ki, Kürt karşıtlığı her iki grubu da bir araya getirmeye yetiyor. ÖSO’nun Halep Askeri Konsey Başkanı Albay Abdulcabbar El Akidi’nin Kürt karşıtı demeçleri ve radikal gruplarla olan fotoğrafları son dönemlerde internette sıkça yayınlanmakta. Akidi gibi insanlar “Kürtler devlet kuruyor. Suriye’yi böldürtmeyiz” propagandası üzerine Kürtlere saldırıları tahrik ederken, Nusra ve ISİD gibi örgütler, Rojava’da bir İslam Devleti kurmayı amaçlıyorlardı. Normalde kurmayı düşündükleri devleti bugünlerde, yani Ramazan Bayramında ilan etmeyi planlıyorlardı ama Kürtlerin direnişi buna izin vermedi. Yine, üç ayrı bölgeden oluşan Rojava topraklarını birbirinden koparmak da bu planın parçasıydı. Yani, Kamişlo, Derik, Amudê, Serêkaniyê ve Hesekê gibi şehirleri Kobane’den ve Afrin’den koparmak da bu grupların başlıca amaçlarından bir tanesiydi.

Ayrıca bu cihatçı grupların birkaç sınır kapısını kontrol altında tutmaları ve oradan gelir sağlamaları, demin de ifade ettiğim gibi bu gruplara yeni katılımların o sınır kapıları aracılığıyla olması da savaşın buraya yoğunlaşmasının diğer nedenleri olarak görülebilir.

Ayrıca, sunu da belirtmekte fayda var ki Rojava, Suriye’nin en zengin bölgelerinden birisi. Ülkenin petrol ve su kaynakları, tarımın ve zeytin yetiştiriciliğinin merkezi de yine bu bölge. O nedenle de Rojava birçok grubun iştahını kabartmakta. Rojava’daki saldırılarının sebeplerini kısaca özetlemek gerekirse hem Kürtlerin kendi kendilerini yönetmesini ve olası statülerini engellemek, hem de zengin doğal kaynakları olan bölgeyi kontrol altına almak ve aynı zamanda da bir şeyler yapıyor gibi görünmek şeklinde sıralayabiliriz.

Rusya bile Rojava’ya yapılan saldırılar karşısında önemli açıklamalar yaparken Amerika neden bu kadar sessiz?

Haklısınız, Amerika çok uzun bir süredir sessizdi ama bu sessizlik bugün CIA’in ikinci adamı Michael Morell’in Wall Street Journal gazetesine yaptığı açıklama ile bir nebze bozuldu. Morell, Suriye’deki iç savaşın ortaya çıkardığı koşulların ABD için birinci öncelikli tehdit haline geldiğini ifade etmekte. Morrel, “Esad rejiminin yıkılması durumunda, Suriye ordusunun elinde bulunan silahların El Kaide bağlantılı grupların eline geçmesi ihtimali ABD için en önemli tehdit haline geldi” değerlendirmesini yaptı.

Ayrıca, son zamanlarda da Suriye’de var olan El Kaide ile bağlantılı radikal grupların yükselişi ve sivillere karşı giriştikleri katliamlar da çokça yer almakta. Önümüzdeki günlerde bu konuda bazı hareketlenmelerin olması ihtimal dahilinde. Yine, Amerika’da yaşayan Kürtlerin, Başkan Obama’yı duyarlı olmak için başlattıkları imza kampanyası ve Pazar günü Beyaz Saray önünde yapacakları eylem de Amerikan kamuoyunda destek yaratma çabaları olarak sıralanabilir.

Amerika’nın sessizliği konusunda, buradaki gazeteci meslektaşımızla sohbetlerimizde iki ana konu öne çıkıyor. Bunlardan ilki Washington’un artan El Kaide tehlikesini görmek istememesinin, Obama yönetiminin sorumluluk almaması anlamına geldiğini, yani Obama’ya yeni bir yük getirmesi demek olduğu. Malum, Obama baştan beri Suriye’ye her türlü askeri müdahale seçeneğine karşı ve bu noktada kendi yönetimi içinde bile rahatsızlık söz konusu.

Diğer bir husus ise Türkiye’nin, Suriye’deki bu El Kaide varlığını dile getirmesinin, bu gruplara olan desteğinden dolayı, konuyu mutlaka Türkiye’ye getirecek olmasını ve Washington’un bunu istemediği.

Biraz önce de söylediğim gibi artık sessizlik döneminin bittiği, hem basında hem de Obama yönetiminden daha fazla ses çıkacağı kanısındayım.

http://www.yuksekovahaber.com/haber/nusranin-amaci-devlet-kurmakti-109215.htm