Mutlu Çiviroğlu: ABD, tarihindeki en önemli seçime hazırlanıyor

Ruken Hatun Turhallı
BasNews – ABD’nin 3 Kasım 2020 seçimleri dünya siyasetini etkilemesi bakımından bütün kesimler tarafından ilgiyle takip ediliyor.
Seçimlerde, Demokratların adayı Joe Biden’ın mı yoksa mevcut Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump’ın mı seçileceği konusu ABD’nin iç ve dış siyasetinin şekillenmesi bakımından önemini koruyor.
Kürtler de ABD siyasetinin doğuracağı etkilerinden en fazla etkilenen halk olma bakımından bu seçime odaklanmış durumda. Donald Trump’ın Irak ve Suriye politikasızlığı nedeniyle Kürdistan Bölgesi ve Rojava Kürdistanı oldukça olumsuz etkileri oldu. Bu nedenle Kürtler çok ağır bedeller ödemek zorunda kaldı.
VOA’dan deneyimli gazeteci ve analizci Mutlu Çiviroğlu ile 8 Kasım 2016 yılı seçimlerinin 3 Kasım 2020 seçimlerinden farkını, adayların başarma şansını, ABD kamuoyunun beklentilerini, ABD seçimlerinin dünya, Ortadoğu ve Kürtlere etkisini konuştuk.
ABD’deki 3 Kasım 2016 seçimleri ile 3 Kasım 2020 seçimleri arasında ne gibi benzer ve farklı durumlar söz konusu?
8 Kasım 2016 seçimlerinde ABD tarihinde ilk kez bir kadın başkan adayı oldu. Bu seçimde ikinci defa bir kadın başkan yardımcı adayı olacak. Yine ilk kez hem siyahi hem göçmen olan birisi başkan yardımcısı adayı oluyor. Bunların dışında ABD’deki birçok siyasi gözlemciye göre bu seçim ABD tarihindeki en önemli seçimlerden birisi olacak. Çünkü buradaki en önemli husus Başkan Trump ve ekibi devam edecek mi, etmeyecek mi? Yine adayların her ikisi de ileri yaşta insanlar. Hem Trump’ın hem de Biden’in yaşları epey ileride. Dolayısıyla seçilecek başkan ABD tarihindeki en yaşlı başkanı olacak.

“ABD’de seçimler konusunda anket şirketleri de dahil uzman analistler temkinli yorumlarda bulunuyorlar”
8 Kasım 2016 seçimlerinde Trump bütün anketlerin aksine başkan seçildi. Son ana kadar Hillary Clinton’un seçileceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Ama sonuç herkesi yanılttı. Şimdiki anketlerde de her ne kadar Biden önde görünüyorsa da netleşmiş hiçbir şey yok. Anket şirketleri de dahil uzman analistler temkinli yorumlarda bulunuyorlar. Adeta sütten dili yanan, yoğurdu üfleyerek yer misali. 2016’da sütten dili yananların sayısı epeydi. Şu an genel anlamda ele aldığımızda bir belirsizliğin söz konusu olduğunu söyleyebilirim.
“Yapılan anketlerin büyük çoğunluğunda Biden yüzde 5 ile 10 arasında değişen bir farkla önde görülüyor”
Yapılan anketlerin büyük çoğunluğunda Biden önde görülüyor. Yüzde 5 ile 10 arasında değişen bir fark olduğu belirtiliyor. Ama işte ABD seçim sisteminin çoğunlukla hiçbir alakası olmadığı için oy sayısı ne kadar fazla olursa olsun kazandığın delege sayısı eksik olduğunda seçimi kaybediyorsun. Yakın seçimde Hillary Clinton, Trump’tan çok fazla oy aldı ama kazanan delege sayısı az olduğu için başkanlığı kaybetti. Ve ABD’de var olan eyaletlerde kırmızı eyaletler Cumhuriyetçileri simgelerken, mavi Demokratları simgeliyor.
“ABD seçimlerinde pembe eyaletler sonucu belirliyor”
Seçim savaş alanı olarak kabul edilen 10 civarındaki pembe eyalet ise ABD’deki seçim sonuçlarını belirliyorlar. Bu pembe eyaletler içerisinde en belirleyici olanı da Florida eyaleti. ABD seçim sistemindeki diğer önemli bir fark, diyelim ki siz herhangi bir eyalette tek bir oyla farkla bile kazandıysanız oradaki bütün delegeleri siz kazanmış oluyorsunuz. Örneğin; Florida’daki delege sayısı 29’sa ve siz Florida’da tek bir oyla farkla kazandıysanız, 29 delege sandalyesinin hepsini siz kazanmış sayılıyorsunuz. ABD seçim siteminin bütün dünya ülkelerinden böylesine farklı ilginç bir sistemi var yani. İşte bu nedenle her ne kadar genel seçim istatistiğinde Biden önde görülüyorsa da bu eyalet delege seçim sistemi nedeniyle yarışı kimin kazanacağını şimdiden bilmek mümkün değil.
“Şu ana kadar 56 milyondan fazla insan mektup yoluyla oylarını kullanmış durumda”
Ayrıca ilk kez uzaktan seçim sistemi ya da mektupla oy kullanma yöntemiyle şu ana kadar 56 milyondan fazla insan oylarını kullanmış durumda. ABD tarihinde görülmemiş bir şekilde bu kadar erken ve yüksek katılım oldu demek abartılı olmaz. Çünkü halen seçimlere yaklaşık 8 gün kalmış olmasına rağmen 56 milyon insan posta yoluyla oylarını kullandılar. Yani insanlar 3 Kasım seçim gününü beklemek istemediler.
ABD anket şirketlerinin yaptığı çalışmalara göre, pembe eyaletlerde kim daha fazla önde görünüyor?
Pembe eyaletlerde yapılan anketlere göre Biden’in önde olduğu görülüyor. Özellikle Florida’da Biden’in önde olduğu belirtiliyor. Ama bilindiği gibi bütün anket şirketleri belirli bir yanılma payı bırakırlar. Ama yanılma paylarına rağmen pembe eyaletlerin hemen hemen büyük çoğunluğunda Biden’in önde gittiği görülmekte. Ama işte biraz öncede belirttiğim gibi, 2016 seçimlerinde anketlere göre Clinton pembe eyaletlerin çoğunda öndeydi ama bazı eyaletlerde son anda Trump çok küçük farklarla kazandı ve o eyaletlerin bütün delegelerini almıştı.
ABD'de başkanlık tartışması anketi: Trump, Biden'ı yenecek! - Son dakika  dünya haberleri
ABD’deki 2016 seçimlerine dışarıdan müdahalenin olduğu ve etki edildiği yönünde çokça spekülatif haber yapıldı. Gerçeklik payı var mı? Gerçekten müdahale edile bilinecek bir sistem mi?
Seçimlere dışarıdan müdahale etme imkanı olur mu bilemem ama her ihtimale karşı Amerikan kamuoyunun bu tür ihtimallere karşı çok temkinli hareket ettiği belirgin bir şekilde görülüyor. Birkaç gün önce İranlı bazı hackerlerin bazı girişimlerinin olduğu söylendi. Fakat bütün bunlar karşısında belli bir duyarlılık, tedbir alma ve önüne geçme yaklaşımlarının olduğu net bir şekilde görülmekte. Bunun haricinde genel anlamda hem halk nezdinde hem de sosyal medya bazın da seçimlere katılım konusunda bir teşvik etme kampanyası mevcut. Örneğin Twitter, Facebook, Tik tok vb. sosyal medya kurumları bile insanları seçimlere katılım konusunda teşvik etmek için özel çaba sarf ediyorlar. Özellikle yalan – yanlış ve spekülatif haberlerin yayılmaması için çok ciddi önlemler alınmış durumda.
Trump ya da Biden’in kazanması halinde Ortadoğu siyasetlerinde ne gibi farklılıklar görülecektir?
Trump’ın kazanması halinde mevcut süregelen siyasetin devam edeceğini bekleyebiliriz. Fakat Biden’in kazanması halinde, Obama’nın başkanlığı dönemindeki siyaset ya da ABD’nin klasik Ortadoğu siyasetine dönüşünün olması ihtimali bulunmakta.
Trump yürüttüğü siyasetle ABD’yi yeniden ulusallaştırmaya çalışıyor. Global dünyadan çekilerek Amerika’nın kaynaklarını Amerika içerisinde ve Amerika halkına kullanmayı esas alıyor. Trump’ın bu siyaseti ABD’nin global rolü ile çelişkili ve çatışmalı bir durum yaratıyordu. Oysa Biden kazandığı taktirde, ABD’nin uzun dönem yürüttüğü global siyasete dönüş tekrarlanacaktır. Yani 2’inci Dünya Savaşı’ndan sonraki dünyanın büyük abisi rolüne tekrar geri dönüleceği bekleniyor Biden’le beraber. Dolayısıyla bu siyasi yaklaşım NATO, Avrupa Dünyası, Birleşmiş Milletler vb. yerlerde yine eskisi gibi öne çıkan rolünü oynaması bekleniyor.
 “Trump’ın seçilmesi halinde Erdoğan üzerinden yürüyen siyasal ilişki Türkiye açısından devam edecek”
Trump’ın tekrardan seçilmesi halinde, Trump ile Erdoğan üzerinden yürüyen siyasal ilişki Türkiye açısından devam edecek. Yani farklı bir beklentide olmak güç. Ama Biden seçilirse, Biden’İn son dönemlerde Erdoğan’a yönelik açıklamaları ve eleştirileri temelinde, yine Trump’ın geçen sene Rojava Kürdistanı’ndan çekilmeye yönelik aldığı kararlara ilişkin Biden’ın açıklamaları var ve bu açıklamalar temelinde hareket etmesi bekleniyor.
“Biden genel anlamda Kürtleri iyi bilen ve tanıyan bir siyasetçi “
Biden genel anlamda Kürtleri iyi bilen ve tanıyan bir siyasetçi. Yine senatör olduğu dönemlerde Irak’ın 3’e bölünmesini savunan birisiydi. Aynı şekilde Suriye siyasetinde Rojava Kürdistanı’nda Kürtlere karşı yapılanları haksızlık olarak gören bir tavra sahipti. Bu nedenle Biden’in seçilmesi halinde Kürtler açısından bazı beklentilerin doğacağı yönünde yaklaşımlar söz konusu. Ama baştan beridir söylediğim gibi, seçimin kim tarafından kazanılacağını kestiremediğimiz için bu yönlü spekülatif değerlendirmelere girmek istemiyorum. Ama kısaca söylediğim gibi Trump seçilirse mevcut yürütülen siyasete devam edileceği, Biden seçilirse ABD’nin geleneksel siyasetine geri döneceği bekleniyor. Ortadoğu içinde bu böyle, Biden’ın seçilmesi halinde, geri çekilme yerine Ortadoğu’da ki gücünü geliştiren ve perçinleyen bir siyasete tekrardan dönülmesi düşünülüyor.
Önceki seçim süreçlerinde adaylar arasındaki yarışta, dünyanın farklı bölgelerine yönelik siyasi yaklaşımlar yansırdı. Bu seçimlerde bu yaklaşım görülmüyor gibi.  Amerikan kamuoyu açısından bu konuda bir netlik var mı?
Doğrusu ABD kamuoyunun gündeminde bu tür konular yok. Buradaki kamuoyu, dışarıdan bakıldığında sanki bütün dünya siyasetiyle ilgileniyormuş gibi algılanıyor ama öyle değil. Oysa Amerika halkının önceliği dünya siyaseti değil. Öncelikleri; örneğin sağlık sigortası, korona virüsten korunmak, işsizlik, ya da ABD sınırları dışına yönlendirilen iş gücünün tekrardan ABD’ye getirilmesi vb. sorunlar Amerikan kamuoyunu ilgilendiriyor. Dış siyaset sanıldığı kadar Amerikan toplumunun gündeminde değil.
“ABD’deki seçmen iç gündeme odaklı”
Bu seçimde bu daha fazla kendisini dayatmakta. Özellikle korona virüs salgınının en fazla ABD’yi vurması, son dönemlerde belirgin bir artış gösteren şiddet olayları, toplumsal gösteriler ve rahatsızlıklar, anayasa mahkemesine yeni bir yargıcın atanması gibi konular Amerikan halkının daha fazla ilgilendiği konular. Zaten mevcut ABD’deki Trump yönetiminin de yıllardır uğraştığı, Amerika halkını kendi kabuğuna çekme siyaseti ile ABD’nin uluslararası siyaseti zaten geriye çekilmişti.
“Trump’ın seçmen tabanı ABD’nin askerleri çekme kararından memnun”
Zaten Başkan Trump’ın açıklamalarını hatırlarsanız, Suriye’den askerleri çekme kararı alırken, neden biz Suriye çöllerinde kendi askerlerimizi bulunduruyoruz demişti. Neden bu kadar para harcıyoruz, bu kadar masraf yapıyoruz yaklaşımındaydı. Aynı mantıkla, Afganistan, ırak ve Almanya’ya da gösterildi. Oradan da askerler için çekilme kararı alındığında yaklaşım aynıydı. Zaten önceki seçim vaatlerinde, başkan olduğu taktirde dışarıda olan bütün askerleri evlerine getireceğini söylemişti ve bunu gerçekleştiriyor. Tabanı da bundan gayet memnun ve mutlu.
ABD’de 3 Kasım tarihinde gerçekleşecek seçimlerde, sonuçların hemen belirlenemeyeceği ve belli bir zamana sarkacağı söylentiler var. Böyle bir durumun yaşanması mümkün mü?
Tabi ki var. Şundan dolayı; ABD’nin birçok yerinde mektupla oy kullanılıyor. Yani 3 Kasım öncesi oy kullanabiliyorsunuz ama seçim tarihi dolmadan sayım işlemine başlayamıyorsunuz. Aynı şekilde oyların açılması ve sonuçların birbirine yakın olması halinde yurtdışından gelen oyların sayımlarının beklenmesi gerekiyor. O nedenle 3 Kasım gecesi hemen sonuçların netleşmeme ihtimali var. Ama diyelim ki bir adayın genel anlamda oy oranı ve delege sandalye sayısı diğerinden belirgin bir şekilde fazla ise zaten aynı gece durum netleşir ama değilse, dışarıdan gelen oylar ve yine sayılmamış diğer oylar netleşmeden belki öbür gün belki de 3 gün boyunca hiçbir aday kazandığını ilan edemeyebilir. Çünkü normal bir seçim ortamı ve yöntemi değil. Yani bugün seçim oluyor, siz gidip oy kullanıyorsunuz ve süre dolduktan sonra sayım başlıyor. Oysa bu seçim sisteminde en son mektuplar gelene kadar bekliyorsunuz ve sayım yönteminde de farklılık oluşuyor. Ama şu ana kadar seçim sistemi güvenliği konusunda ne kamuoyunda ne kurumlar bazında ciddi bir zafiyet olduğuna dair bir durum söz konusu değil.

https://www.basnews.com/tr/babat/643867
 

Turkish airstrike kills five civilians in Kurdistan Region of Iraq; Youth and Sport Authority in North and East Syria march to U.N. building in Zalin (Qamishli) condemning Turkish bombings

ZALIN (QAMISHLI), Syria / ŞÊLADIZÊ, Iraq – On Thursday, the Youth and Sports Authority of Gozarto (Jazira) Region organized a demonstration in Zalin (Qamishli) city denouncing the Turkish attacks on the areas of Shingal and Makhmour Refugee Camp in northern Iraq.

Several sports teams and a large gathering of people from all over Gozarto participated in the demonstration, as well as the Deputy Co-Chair of the Youth and Sports Authority, Sobhi Malki.

Under the slogan “In the spirit of revolutionary youth and resistance, we will destroy the occupation, we will win our struggle,” the demonstrators gathered at the 12 March Martyrs Stadium where a minute of silence was observed for martyrs, after which the demonstrators marched to the U.N. headquarters in Zalin chanting slogans denouncing the recent attacks by the Turkish military.

There, a speech was delivered by the Co-Chair of the Youth and Sports Authority, Amed Mammo, in which called on U.N. to force Turkey to cease its illegal bombing campaign in region.

On Friday, as the Turkish bombing campaign continued, a Turkish airstrike killed five civilians driving on a mountain road in Şêladizê in Duhok Province.

.

https://syriacpress.com/blog/2020/06/19/turkish-airstrike-kills-five-civilians-in-kurdistan-region-of-iraq-youth-and-sport-authority-in-north-and-east-syria-march-to-u-n-building-in-zalin-qamishli-condemning-turkish-bombings/

DAİŞ’in karıştırılan Kardaşları

Kürt kaynakları, DAİŞ’in Irak’ta yakalandığı söylenen yeni lideri hakkındaki haberlere itibar etmiyor. Kürt gazeteci Bêrîtan Sarya,  DAİŞ’in yeni liderinin Türkiye’de olduğunu, işi bittiği takdirde Türk devletinin onu gözden çıkartabileceğini söyledi.

DAİŞ çetesinin lideri Ebubekir El Bağdadi’nin 27 Ekim’de Türkiye sınırında bir köyde öldürülmesinin ardından yerine geçen Abdulnasır Kardaş’ın (Qardaş) Irak’ta yakalandı belirtilse de, bu konuda bir belirsizlik hakim.

Kürt kaynakları gerçek adının Muhammed Abdulrahman El Mewla El Selbi olduğu belirtilen Çetebaşı Abdulnasır Kardaş’ın yakalandığına ilişkin haberlerin doğru olmadığını, yakalandığı söylenen kişinin, Bahoz’da Suriye Demokratik Güçleri’nin (QSD) düzenlediği operasyonda yakalanan ve Irak’a teslim edilen kişi olduğu belirtiliyor. Abdulnasır Kardaş, DAİŞ içinde Abdullah Kardaş ya da Hacı Abdullah Olarak da biliniyor.

Suriye ve Rojava’daki gelişmeleri yakından takip eden gazeteci Bêrîtan Sarya, geçtiğimiz aylarda Kuzey Suriye’de tutuklu bulunan başka bir DAİŞ’li ile yaptığı söyleşide Abdulnasır Kardaş’ın Türkiye’de MİT denetiminde olduğu bilgisini geçmişti.

ANF’nin haberleri doğrulandı

DAİŞ’in yeni liderinin yakalandığına ilişkin haberler Sky News Arabia tarafından ortaya atıldı. Söz konusu bilgi, daha sonra Irak haber ajansı ve devlet televizyonu tarafından da doğrulandı. Ancak yetkililer, henüz bir açıklamada bulunmadı.

Geçtiğimiz Ocak ayında Irak istihbarat servislerinin sorumluları, The Guardian gazetesine verdikleri bilgilerde DAİŞ çetelerinin yeni şefinin Abdulnasır Kardaş olduğunu doğrulamıştı. Aynı yetkililer, çetebaşının gerçek isminin Emir Muhammed Abdulrahman El Mewla El Selbi olduğunu belirtmişlerdi.

The Guardian gazetesinden önce ANF, DAİŞ çetelerinin yeni elebaşısının Qardaş olduğunu ortaya çıkarmıştı. ANF’den gazeteci Bêrîtan Sarya’nın ortaya çıkardığı bu bilgi, daha sonra batılı medya ve istihbarat servislerince de doğrulanmıştı.

DAİŞ’in başı Ankara’da

Bêrîtan Sarya’nın Kuzey Suriye’de tutuklu DAİŞ Türk çete Taner Sabri Görenoğlu ile görüşmesi 22 Ocak 2020’de ANF’de yayınlanmıştı. Söyleşide Görenoğlu, DAİŞ içinde Abdulnasır Kardaş’ın (Hacı Abdullah, Abdullah Kardaş) yakın adamlarından biri olduğunu belirtiyor, Kardaş’ın Türkiye ve Erdoğan’a övgüler düzdüğünü ifade ediyordu. Bêrîtan Sarya’nın 13 Şubat 2020 tarihli ANF’de çıkan bir başka haberinde de yeni DAİŞ liderinin, Ankara ve Antep’te MİT denetimindeki DAİŞ’i yeniden örgütlediği, Irak’ta yeni bir cepheye açmaya hazırlandığı vurgulanıyordu. Haberde Kardaş’ın 2017’de İdlib’e, oradan da Türkiye’ye geçtiği bilgisi yer almıştı. Haberde, çete lideri ve Türkiye’deki faaliyetleri konusunda çok sayıda ayrıntıyı da bulmak mümkün.

QSD teslim etti

Bêrîtan Sarya, dün ise Irak’ta yakalandığı söylenen kişinin DAİŞ lideri Abdulnasır Kardaş ile bir ilgisinin olmadığını, Irak’ta yakalanan kişinin, QSD güçlerinin Bahoz operasyonunda yakalayıp, Iraklı yetkililere teslim ettiği kişi olduğunu kişisel twitter hesabından yayınladı.

Gazeteci Sarya’nın bir kaç twittinde şu ifadeler yer aldı: “Hacı Abdulnasır, yani Taha Abdurrahim Abdullah. Bağdadi’nin yakın adamlarındandı. 2017 yılında Lijne Muvafa’da genel emiriydi. 2019’da Bahoz’da SDG (QSD-Suriye Demokrati Güçleri) tarafından yakalandı. Daha önce haberini yapmıştım. Hacı Abdulnasır kod adlı DAİŞ üst yönetiminde yer alan Taha Abdürrahim Abdullah, 2019 Mart ayında SDG tarafından Bahoz’da yakalandı. Geçtiğimiz günlerde SDG tarafından Irak’a teslim edildi. Hacı Abdulnasır’la Rojava’da yaptığım görüntülü röportajların bir bölümünü yayınlayacağız. Taha Abdurrahim Abdullah’ın (Hacı Abdulnasır) soyadı Kardaş değil ve DAİŞ’in yeni Halifesi Abdullah Kardaş’la herhangi bir akrabalık bağı yok. Hacı Abdulnasır, DAİŞ’in en üst yönetim organı Lijne Mufavada’nın genel emirliğini yapmış Tilaferli bir Türkmen.

Bir süredir twitterda “DAİŞ’in yeni halifesi Abdullah Kardaş’ın yakalandığına dair haberler yapılıyor. Önce Derêzor, sonra Irak’ta yakalandı denildi. DAİŞ’in yeni lideri Emir Muhammed Abdurrahman El Mevla El Selbi (Abdullah Kardaş) Türkiye’de MİT denetiminde DAİŞ’i yeniden örgütlüyor. DAİŞ’in yeni liderinin yakalanacağını düşünmüyorum. Ama Türkiye’nin onunla işi bitirse öldürür ya da başka bir yerde (İdlib, Irak) Koalisyon’a öldürtür. Ölüm haberini servis ederler. Tıpkı Bağdadi olayındaki gibi. Ama Selbi, Türkiye’ye Bağdadi’den çok daha yakın. O yüzden daha zamanı var.”

Amerika’da yaşayan Kürt gazeteci Mutlu Çiviroğlu da Twitter hesabında Abdulnasır Kardaş’ın geçen yıl Bahoz’da yakalanıp Irak’a teslim edilen kişi olduğunu ayrıca bu kişinin DAİŞ lideri gibi bir sıfatının olmadığını belirtti.

 HABER MERKEZİ

DAİŞ’in karıştırılan Kardaşları

Biryara Bilintirîn Dadgeha Belçîkî ya Ser Kurdan Wê Bandorên Çawa Bîne?

Bilindtirîn dadgeha Belçîkî berî demeke kin biryar dabû ku nabe PKK wek rêxistineke terorîst were qebûl kirin jiber ku ew alîyekî şerê navxweyî yê li Tirkîyê ye.

Wezîrê Derve yê hikûmeta Belçîkî Philippe Goffin rojeke piştî biryarê gotibû ku biryara dadgehê biryareke serbixwe ya sîstema dadwerî ye û ti bandor li ser wan neke.

Endamê Konseya Rêvebir ya KNK’ê Zubeyîr Aydar bawer dike ku bi vê biryarê lîsta terorê ya Ewrupa, Amerîka û Brîtanya bê bingeh bûye û li Luksemburgê li Dîwana Dadmendî ya Yekîtîya Ewrupa dozeke din ya dijî lîsta terorê didome.

Kerem kin raporta me ya taybet temaşe bikin:

blob:https://www.dengeamerika.com/f8a3e7aa-4f1d-4224-a58b-d995f5758173

 

‘Kürdistan Bölgesi ile Rojava Kürdistanı Washington’a ortak mesaj verebilmeli’

Ruken Hatun Turhallı

BasNews – ABD’nin Irak’ta Kudüs Tugayları Komutanı Kasım Süleymani’ye karşı gerçekleştirdiği suikast  ve daha öncesinde Irak’ta başlayan, yoğunluk kazanan protesto eylemleri ile birlikte çok yönlü sorunlar yaşayan Irak, ABD’yle de derin sorunlar içerisine girdi. En son  Irak Parlamentosu’nda ABD ve yabancı güçlerin ülke dışına çıkartılma kararı ardından, Irak  bilinmezliğe doğru büyük bir hızla sürüklendi. Kürtlerin ve Suni Arapların parlamento oturumuna katılmamaları, mevcut kararı desteklememeleri bu süreçte Kürtlerin elini güçlendirdi. ABD ve Irak ilişkilerinde yaşanan kriz ve olası sonuçları, yaşanan durumun Kürdistan Bölgesi’ni etkileme boyutunu, ABD’de yaşayan deneyimli gazeteci ve siyasal analizci Mutlu Çiviroğlu’na sorduk.

Gazeteci ve Siyasal analizci Mutlu Çiviroğlu: ” ABD’nin Irak’la yaşadığı sorunlar Kürdistan Bölgesi için yeni fırsatlar doğurabilir. Bu nedenle Kürdistan Bölgesi ve Rojava’nın ABD ve Washington siyaseti açısından artık birlikte hareket etmeleri ve birlikte ortak taleplerde bulunmaları çok önemli. Özellikle Ortadoğu gibi her an her şeyin olabileceği ve her gün yeni fırsatların doğabileceği bir coğrafyada Kürtlerin bu şekilde birlikte hareket etmelerinin önemi her geçen gün daha da fazla ortaya çıkıyor.” dedi.

ABD’nin 2003 sonrası Irak’a dönük bir stratejisi oldu mu? ABD’nin Irak’ı Saddam’dan alarak İran’a sunduğu yönünde görüşler mevcut. Bu durum Amerika’da nasıl yorumlanıyor?

George W. Bush döneminde Amerika’nın Saddam’ı devirmeye yönelik içerisine girdiği tutuma ilişkin tartışmalar günümüze kadar birçok kesim tarafından eleştiriliyor. Aynı şekilde Obama’nın Irak’tan zamansız bir şekilde askerleri geri çekme kararı da birçok kesim tarafından, Irak’ta yaşanan istikrarsızlığın asıl sebebi olarak gösteriliyor. Özellikle Cumhuriyetçiler IŞİD’in doğuşunu ve Irak’ta yaşanan istikrarsızlığın asıl sebebinin Obama’nın zamansız asker çekmesinden kaynaklı olduğunu düşünüyor. Genel olarak Amerika’nın Irak operasyonu çok sert bir şekilde eleştirilere tabi tutuluyor.

Kasım ayında gerçekleşecek ABD seçimlerinde Demokratlardan aday olacağı belirtilen ve Irak operasyonuna aktif destek veren Joe Biden bu nedenle çok sert bir şekilde eleştiriliyor ve adaylığı tehlike altında görülüyor. Yani kısaca Irak operasyonu tartışmalarının, ABD’de de günümüze kadar hararetli bir şekilde devam ettiğini belirtebiliriz.

Başkan Trump’ın Irak’a dönük açıklamalarının net bir şekilde anlaşılmadığı tartışılıyor. Aslında mevcut haliyle ABD’nin dış siyasetinde ki duruşunun, Irak’a ilişkin siyasetinin de net olmadığı kanısı baskın durumda. Örneğin Trump’ın ‘Suriye’den çekileceğiz ama Irak’ta kalacağız’ söylemi, Kasım Süleymani’ye yapılan suikast, akabinde Irak Parlamentosu’nun yabancı güçler ve özellikle ABD’nin ülke topraklarından çıkmasına dönük aldığı karar ve özellikle Şii grupların bu konudaki tavırları, ABD’yi sıkıştıran bir durum olarak kabul edilmekte. Ama unutulmamalıdır ki her şeye rağmen Irak ABD’nin dış siyasetinde önemli bir yere sahip olan bir ülke.

Başkan Trump’ın Davos Zirvesi’nde hem Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih ve hem de Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ile görüşmesi de bununla alakalı. Görüşmelerde Başkan Trump ırak için ‘ilişkilerimiz gayet iyi’ dese de ağır problemlerin olduğu aşikar. Fakat Kürtler açısından önemli olan, ABD’nin Irak’la ilişkilerinde ki belirsizlik ve istikrarsızlığın avantajlar doğurmasıdır. Bu durum Kürtler açısından doğru ele alınır ve kullanılırsa, hem Güney hem de Rojavalı Kürtler açısından büyük imkanlar yaratabilir. Kürtlerin böylesi problemli dönemlerde yüzlerinin Batı’ya ve ABD’ye dönük olması, hem Batı hem de ABD kamuoyunda büyük imkanların doğmasını sağlıyor. Zaten son dönemlerde Washington’da bu durum açık bir şekilde dillendiriliyor.

ABD’nin Irak’ta (Exxon Mobil şirketi) dışında ekonomik ve ticari ilişkilerinin olmadığı söyleniyor. ABD’yi Irak’ta tutan etkenler nelerdir?

Irak ABD’nin büyük yatırımlar yaptığı, askeri, ekonomik anlamda her türlü imkanını kullandığı bir saha. İran’a baskı uygulamak için de ideal bir alan. ABD Irak’ta olduğu sürece, bu coğrafyada etkinliğinin sürekli devam edeceği kanaatinde. Örneğin, ABD’nin Suriye ve Rojava Kürdistanı üzerindeki varlığı Irak üzerinden sağlanıyor. Rojava’ya lojistik teminini Irak üzerinden Semelka kapısından sağlıyor. Bu açıdan istikrarlı, Şii, Suni Arapların ve Kürtlerin bir arada yaşadığı bir Irak ABD için önemli.

Kürtler Irak ile ilişkilerini ‘zoraki evlilik ya da zoraki ev arkadaşlığına’ benzetiyorlar ve haklılar. Fakat ABD’nin yakın döneme kadar, Irak için düşündüğü ve uyguladığı, kendi menfaatleri açısından uygun gördüğü yapı; dini, mezhebi ve etnik bütün yapıların bir arada yaşamayı esas aldığı bir Irak’tır. Bunun ne kadar gerçekçi ve sahaya uygun bir durum olduğu tartışılması gereken bir realite. Irak’ta giderek artan Şii mezhep baskısı ve neredeyse bir bütün İran’ın hegemonyacı yaklaşımı altına girmeleri, bölgede yeni ve daha tehlikeli problemlere neden oluyor. Mevcut durum için ‘saatli bomba’ tabirini kullanmak çok da abartılı olmasa gerek.

Bildiğiniz gibi bu sene ABD’de Başkanlık seçimleri olacak ve Başkan Trump kamuoyu nezdinde zayıf bir Başkan olarak görülmek istemiyor. Bundan dolayı da İran’ın saldırılarına karşılık yeni bir hamle geliştirme olasılığının da mevcut olabileceği kanaatindeyim. ABD’nin Irak’ta ki ekonomik varlığını sadece Exxson Mobil olarak düşünmemek gerek. Bunun haricinde çok geniş ekonomik ilişkiler de mevcut. ABD’nin Ortadoğu’daki varlık siyaseti için Irak’ın jeopolitik ve lojistik arka cephesi konumu çok önemli. Irak’ta ki mevcut istikrarsızlık ve kaosta ABD’nin payının çok büyük olduğu düşünülüyor. Çünkü askeri bir operasyonu fiziksel olarak Irak’a yapan güç olarak biliniyor ve buranın bir istikrara kavuşması ABD’nin hem Dünya’da hem de ABD’de ki prestiji açısından çok önemli.

ABD’nin Ortadoğu ve Irak’a yönelik stratejisinde, Kürdistan Bölgesi’ne dönük özel bir siyaseti var mıdır?

ABD’nin Irak siyaseti, Bağdat merkezli, Şiilerin çoğunluğunu kabul eden, ama Sunileri ve Kürtleri de siyasi, ekonomik, toplumsal hayatta belirgin anlamda var olmasını benimseyen bir yaklaşımı esas alıyor. Yani ABD ilk süreçlerde belirlediği Cumhurbaşkanı Kürt, Başbakan Şii, Parlamento Başkanı Suni sisteminin istikrar açısından devam etmesi gerektiği kanaatine sahip. Zaten ABD’nin Kürdistan Bölgesine bakış açısı; Irak’ın İran eksenine kaymasını engellemek için denge unsuru olması gereken bir bölge şeklinde. ABD, Bağımsızlık referandumu sürecinde aslında bunu çok açık bir şekilde dillendirdi. Yani ABD’nin Kürdistan Bölgesi’ne yönelik siyasetinin, Kürdistan Bölgesini Irak’ın bir parçası olarak görmek istediğini belirtebiliriz. Zaten Irak’ın geleceği açısından Kürtlerin varlığını bir zorunluluk olarak gördüğü için ayrı bir yapı olarak görme yaklaşımına şimdilik karşı gibi duruyor. Özellikle Kürtlerin laik, coğrafyasındaki farklı bileşenlere pozitif yaklaşımları ve yüzlerinin Batı’ya dönük olmasından kaynaklı olarak, ABD Irak’ın geleceği açısından Kürtlerin varlığını olmazsa olmaz şeklinde görüyor.  Fakat son dönemlerde İran’la fiili olarak yaşanan çatışma durumu ve burada ortaya çıkan Şii, Suni ve Kürtlerin tavır ve tutumlarından kaynaklı ABD’nin şimdiye kadar ki siyasetinin değişme ihtimali olabilir diye düşünüyorum ve böylesi bir değişikliğin Kürtlerin lehine olacağı kanaatindeyim. Ama bu durumda Kürtlerin bu yeni durumu nasıl kullanacakları önemli.

Özellikle ABD’de ve Washington’da Kürtler ve Kürtlerin temsili denildiğinde Rojavalı Kürtler ve Rojava  önplana çıkmakta. Özellikle onlara dönük sempati ve destek oldukça fazla. Zaten ABD basınında Başkan Trum’ın Davos Zirvesinde Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ile görüşmesin de, Trump’ın sanki karşısında Suriye Kürtlerinin temsilcisi ve lideri varmış gibi davrandığını yazıp çiziyorlar ve hatta eleştiriyorlar. Ama bu durumu şu şekilde de okuyabiliriz; ABD kamuoyunda Kürtler denildiğinde akla ilk gelen, Rojava Kürtleri ve bu durum aslında şu fırsatı doğuruyor diye düşünüyorum; Kürdistan Bölgesi ve Rojava’nın ABD ve Washington siyaseti açısından artık birlikte hareket etmeleri ve birlikte ortak taleplerde bulunmaları çok önemli. Özellikle Ortadoğu gibi her an her şeyin olabileceği ve her gün yeni fırsatların doğabileceği bir coğrafyada Kürtlerin bu şekilde birlikte hareket etmelerinin önemi her geçen gün daha da fazla ortaya çıkıyor.

2003’te ABD’nin Irak müdahalesi sırasında karadan askerlerini ve lojistik desteğini geçirebilmek için Türkiye’den istediği iznin, Türkiye Parlamentosunda çıkmaması ve ABD’nin güçlerini başka yerlerden götürmek zorunda kalması gibi bir durum Kürtlerin daha fazla önem kazanmasına sebep olmuştu. Zaten şu an ABD’de Kürtlere yönelik yanlış siyaset yaklaşımlarını eleştirenler, yöneticilere şunları söylüyorlar; ‘ İşte görüyor musunuz, bugün bile Irak’ta kalabiliyorsak bu Kürtler sayesinde. Kürtler Irak Parlamentosu oturumuna katılmayarak, alınan kararı protesto ettiler’. Kürtlerin kararda yer almaması, ABD karşıtı açıklamalar yapmaması ve Suriye’de ABD varlığını sağlayan tek güç olmaları nedeniyle, kamuoyu ve siyasetçiler nezdinde, Kürtlere yönelik genel anlamda ciddi bir sempati ve saygı durumu söz konusu. Bundan dolayı da herkes Kürtlere daha fazla önem verilmesi ve daha fazla değer verilmesi gerektiği kanaatinde. Ama dediğim gibi, bütün bu durumlar karşısında önemli ve belirleyici olacak olan şey; Kürtlerin hem kendi aralarında ki, hem de dışarıya yönelik geliştirecekleri tavır ve tutum olacak.

Kürtlere yönelik ABD’nin siyasetini bir de şu şekilde okumak gerektiği kanaatindeyim; ABD’nin dış siyaseti şu an birçok yerde belirsiz ve net değil. Mesela İran’a yönelik siyasetini ‘bir adım ileri, iki adım geri’ diye eleştirenler var. Kuzey Kore ile, Avrupa Birliği ile olan ilişkiler, Suriye konusunda, yani birçok dış siyaset konusunda net olmadığı göze çarpmakta. Bundan dolayı da ABD’nin dış siyasetini mevcut haliyle okuyabilmek ve hangi adımları atacağını kestirebilmek çok güç. Yani şunu iyi bilmek gerekir, belirsizlik sadece Kürtlere dönük bir durum değil. ABD’nin dış siyasetinde ki ana konularda da bu belirsizlik mevcut. Ama ne yazık ki Kürtler realist bir yaklaşımdan uzak bir şekilde ABD’ye yönelik büyük beklentilere girdiler. Tabi bu durumu sadece Kürdistan Bölgesi açısından değil, aynı zamanda Rojava açısından da söylüyorum. Katıldığım birçok toplantı, konferans ve röportajlarımda bunu dile getirmeye çalıştım. ABD’ye dönük bu türden beklentilerin gerçekçi olmadığını anlatmaya çalıştım. Ama ne yazık ki insanlarımız sadece görmek istediğini veya duymak istediğinin söylenmesini istiyorlar. Zaten dediğim gibi ABD’nin bir bütün dış siyasetinde de bu yönlü bir problem var ve bu sadece Kürtlere yönelik özel bir durum değil.

IŞİD sonrası ABD Ortadoğu ve Irak ‘ta stratejik bir değişime gitti mi? IŞİD’e karşı mücadelede sahadaki partnerlerini yalnızlaştırması (Kürtler) İran’ın bölgede güçlenmesine nasıl bir zemin sundu?

ABD, IŞİD sonrası stratejik bir değişime gitti mi? Sorusuna ancak bir soruyla cevap verilebilir. ABD’nin stratejisi neydi ki, nasıl bir değişikliğe gitsin? ABD’nin zaten söylediğim gibi belirgin bir dış siyaseti maalesef ki yok. Mevcut yönetim dış siyasette çok ciddi problemler yaşıyor ne yazık ki. Bu durumu Başkan Trump’ın klasik bir siyasetçi olmayışıyla değerlendirebiliriz kısaca. Zaten Ortadoğu siyasetiyle en fazla alakalı olan iki Bakanlığa, yani Dışişleri ve Pentagon’a baktığımızda, en tepedeki sorumluların istifa ettiklerini ya da ettirildiklerini görüyoruz. Bu sebeple mevcut yönetimin hem iç kamuoyunda, hem de kendi yönetimleri içerisinde yaşadıkları sorunlar nedeniyle belirsizliklerin kendisini her alanda gösterdiğine tanık oluyoruz. Zaten Trump’ın seçim vaatleri içerisinde en önemli olanlarından biri, dünyanın birçok yerinde olan ABD güçlerini kademeli olarak ülkeye geri çekmekti. Burada Trump’ın sloganı ‘ ABD’yi yeniden büyütelim’. Bununla Amerika’nın kaynaklarını Amerika için harcama gibi bir yaklaşımı söz konusuydu. Bu nedenle her seferinde ‘ABD güçlerinin Suriye çöllerinde, tozunda ne işi var’ gibi sözleri çok rahatlıkla sarf ediyor. Aynı şekilde Irak’ta güç azaltmaya gideceğini de yakın zamanda açıklamıştı. Yani kısacası Trump’ın alakadar olduğu konu Ortadoğu’da ki güçlerin ya tümden çekilmesi, ya da azaltılması. Bu yaklaşım sadece Ortadoğu için değil Dünya’nın her yerindeki ABD güçleri için geçerli bir yaklaşımdır. Trump bu durumu ‘Biz Dünya’nın polis gücü değiliz’ şeklinde ele aldı zaten. Aynı şekilde ‘Bütün Dünya’nın ekonomik masraflarını biz üzerimize almak zorunda değiliz’ tarzında yaklaşımı belirginleşti. Hatta Trump daha da ileri giderek; ‘ ABD halkı NATO’nun, Birleşmiş Milletlerin, Ortadoğu’nun, Suudi Arabistan’ın bütün yükünü çekmek zorunda değildir’ dedi. Yani Trump’ın kafasında şekillendirdiği siyaset tarzı bu şekilde diyebiliriz. Bu nedenledir ki ‘IŞİD bitti, yüzde yüz halloldu, herhangi bir sıkıntı kalmadı. Bu yüzden güçlerimizi geri çekeceğiz’ yaklaşımına girmekte. Zaten Trump’ın tabanının da görmek istediği bu. Şunu da görmek gerek, Trump’ın ekibinin büyük çoğunluğunu silahlı güçlerden, yani asker kökenlilerden oluşuyor. Siyasetini, ekonomik yaklaşımını, diplomasisini belirleyen kişilerin geldiği kaynak eski silahlı güçler çalışanları. Bu nedenle bu grup, askeri güçlerin yurt dışından ülkeye dönüşlerini olumlu buluyor ve destekliyor. Zaten Trump’ta özellikle yurt dışındaki askeri güçlere harcanan kaynağın Amerika’nın içine harcanması taraftarı. Bunun için Trump IŞİD’in yüzde yüz bitirildiğine inanıyor ve buradaki güçlerinin kalmaları için meşru bir gerekçenin olmadığına inanıyor. Ama şu bir gerçek ki Ortadoğu Dünya’nın hiçbir yerine benzememekte. Değil bir yıl sonrasını, bir ay, bir hafta, hatta bir gün sonrasını bile çoğu zaman kestirmek mümkün olmuyor. Zaten ABD ile İran arasında fiziksel olarak yaşanan son durumda, nihayetinde böyle olduğunun kanıtı.

Irak ve Suriye’de ABD – İran çekişmesinin sonuçları Kürtlere nasıl yansır?

Amerika için özellikle Kürdistan Bölgesi’nde referandum sürecinde öne çıkan ‘ABD bizi sattı, bizi kandırdı veya yalnız bıraktı’ gibi yaklaşımlar olduysa da şunu unutmamak gerekir ki, o dönem ABD yönetimi, diplomasisi ve hatta etkin çevrelerinin bile referandum olayına bakış açıları çok net ve açıktı.  Özellikle referandumun zamanlamasının yanlış olduğu, referandumun ABD’nin Irak siyasetine hizmet etmeyeceği en açık bir biçimde dile getirildi. Zaten ABD’nin şimdi de bu konuda değişikliğe gittiği bir siyasi yaklaşım mevcut değil.

özellikle İran’la yaşanan son gerginlik nedeniyle ABD yönetiminin Kürdistan Bölgesi’ne dönük siyasetinde bir değişiklik yapma olasılığı mevcut olabilir. Bu durum da Kürdistan Bölgesine yeni ve olumlu olanaklar sunabilir. Tabi şunu da unutmamak gerekir; böylesi durumlar pozitif olanaklar sağladıkları gibi, negatif durumlarda ortaya çıkarabilirler. Kürtlerin olası bir gerginlikte hedef alınma durumu da yaşanabilir. Bunu da görerek tedbirlerini almak önemlidir diye düşünüyorum. Son olarak, Kürdistan Bölgesi için ABD’de yaşanılan son durumlara bağlı olarak; ‘Kürdistan Bölgesi’ni güçlendirelim’ tarzında söylem ve yaklaşımlara da giderek daha fazla rastladığımızı da belirtmekte fayda olur kanaatindeyim.

Rojava konusunda ABD’de ki farklı birçok çevrede ciddi bir rahatsızlık durumu söz konusu. Hem Kongre’de, hem Cumhuriyetçi Parti’nin kendi bünyesindeki Trump’a yakın kesimler içerisinde de yine Demokratlar içerisinde ve genel kamuoyu nezdinde Suriye politikasının yanlışlığı ve Rojava Kürtlerine haksızlık yapıldığı sıkça vurgulanmakta.  Burada Kürt güçlerinin IŞİD’le savaşta kaybettiği 10 binlerce savaşçı var ve ABD kamuoyu bunu görüyor. Bu nedenle ABD içerisinde Suriye Kürtlerine yönelik bir hassasiyet, hatta ‘biz Kürtlere ihanet ettik’ tarzında bir yaklaşım söz konusu.

Trump bir konuşmasında, ‘ABD’nin amacı yurt dışında ‘Ulus İnşası yaratmak değil’ dediğini biliyoruz. ABD’nin Irak ve Suriye’de Kürtlerle ilişkilerinin askeri bir ilişkiyi aşamamasının nedeni bu yaklaşım olabilir mi?

ABD, Kürtleri Irak’ta Şiilerin dominosunu dengeleme unsuru olarak ele alıyor. Ve zaten ABD’nin Irak’ta Kürtlere yönelik resmi siyaseti bu. Yani bu siyaset sadece Trump yönetiminin değil, Obama yönetimin de siyaseti bu şekildeydi. Yani genel yaklaşım şu; ‘Kürtler bağımsız bir devlet olmamalı, Kürtler Irak içerisinde bir denge unsuru olarak kalmalı’ tarzında bir yaklaşım belirgin şu ana kadar. ABD’ye göre Kürtlerin Irak’tan ayrılması halinde Irak’ın tamamen bir Arap devleti olması hassasiyeti söz konusu. Ve sadece Araplara ait Irak’ta da Şii mezhebin belirleyici olması halinde, İran’ın yörüngesine kayma tehlikesi olacağı kaygısı içerisinde ABD. Oysa Kürtler olduğunda, yine Suni mezheple birlikte Irak genelinde bir denge unsuru rolü üstlenebilirler düşüncesine sahipler. Irak’ın toprak bütünlüğüne atıfta bulunurken, yine Peşmerge güçlerine askeri destekler verirken ya da uluslararası resmi ilişkiler oluştururken ABD, çok bilinçli bir şekilde bütün bunları Bağdat üzerinden geliştirmeyi esas alıyor. Tabi denge unsuru konusu uygulanırken, işte İran’la yaşanan gerginlik, Irak Parlamentosu’nda alınan karar sonrası, bazı ABD’li yetkililerin bilerek Bağdat’ı By – pas ederek Erbil’e gelmeleri durumu söz konusu oldu. Bu durum gelişen konjektürel durumla çok yakından ilintili. Bağdat yönetiminin İran güdümünde olduğu düşüncesi nedeniyle, Kürtleri ön plana çıkartma ve İran’a yakın gruplara gözdağı verme yaklaşımı olduğu şeklinde Washington’da yorumlar gelişti bu dönemde.

ABD’nin Suriye’de ki Kürtlerle ilişkisi, Kürdistan Bölgesi’ne olan yaklaşımından çok farklı değil. ABD’nin Suriye’deki Kürtlerle ilişkisi tamamen askeri bir ilişki ve zaten ABD resmi yetkilileri her açıklamalarında bunu hiç gizlemeden dile getiriyorlar. Buradaki ilişki hiçbir zaman siyasi veya ekonomik bir ilişkiye dönüşmedi. Suriye Kürtlerinin de var olan mevcut durumu yanlış okuma durumları söz konusuydu. Özellikle Ortadoğu gerçeğinde siyasi yapıyı domine eden güç, askeri güç olduğu için ABD’nin askeri varlığının da bu şekilde olduğu yanılgısına kapıldı. Nitekim 15 – 20 yıl daha Suriye’den çıkılmaz denilen ABD’nin bir gecede buradaki bütün mühimatını nasıl çıkarttığı da görüldü. Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de ABD’nin politik yaklaşımı aşikar. Yani sır değil. ABD burada ki Kürtleri siyasi bir güç olarak ele almak istemedi ve salt askeri güç olarak ele aldı, ilişkilendi. Peki buradaki Kürtler siyasi güç olarak kendilerini kabul ettiremezler miydi? Diye sorulursa, elbette ki bunun imkanları vardı. Fakat Kürtlerin ciddi bir lobi anlayışının olmayışı, ABD kamuoyunu bir bütün etkileyecek güçlerinin olmayışı, bunun yanında kamuoyunda doğal yollarla gelişen ilişki ağı – ki ben buna doğal lobi diyorum bu şekilde olunca da siz bu ilişkiye yön veremiyorsunuz, etkileyemiyorsunuz ve karar gücü olamıyorsunuz. Nitekim bir gecede verilen bir kararla güçler çekilebiliyor ve siz kendinizi ortalıkta yapayalnız görebiliyorsunuz. Suriye’de ki Kürtler açısından da durumu bu şekilde okumak doğru olur sanırım. Zaten Trump’ın ‘ulus inşaası bizim işimiz değildir dediği’ durum, Kürtlere devlet sağlama konusunda ‘bizim öyle bir amaç veya planımız yok’ demek olduğu çok açık bir yaklaşım. Trump ile Erdoğan ilişkisi de kamuoyuna açık bir ilişki. Kasım ayında Türkiye’nin Gri Sipi ve Seré Kaniye yönelik operasyonu sırasında, kamuoyu, Kongre ve siyasi çevrelerin Trump’a itirazlarına rağmen, Trump’ın Erdoğan’a verdiği destek halen devam etmekte. En son olarak Trump’ın ‘ulus inşasına yokuz’ sözlerinden okuyabildiğimiz, Irak’ta bir Kürt devletine, Suriye’de ise sınırları belli bir federasyon yapılanmasına destek vermeyeceği yaklaşımının öne çıktığı durumu burada en fazla değerlendirilen durumlar arasında.

Kasım Süleymani suikastı, seçilen zaman ve mekanın özel bir anlamı var mıydı? Bu suikast ile neler hedeflendi? ABD açısından amacına ulaşıldı mı?

Trump seçim sürecinde Hillary Clinton’a en fazla Libya Bingazi’de ki ABD elçiliğine yapılan saldırı ve elçinin burada öldürülmesi üzerinden yüklendi. Trump bu olayda Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un ihmalkarlığının olduğu konusunu ön plana çıkardı sürekli olarak. Zaten bu olay Cumhuriyetçiler tarafından halen de çok sıkça değerlendirilmekte ve eleştirilmekte. Trump aynı durumu kendisinin de yaşayabileceğinden çok korktuğu için, ABD’nin Irak’ta ki Büyükelçiliğinin saldırıya uğrama kaygısından dolayı bir şeyler yapma zorunluluğunda hissetti kendisini. ABD’li İş insanının öldürülmesi olayı zaten bir alarm durumu ortaya çıkarmıştı. ABD Büyükelçiliğinin saldırıya uğraması hali de kırmızı çizginin aşılması anlamına gelecekti. Trump kamuoyunda Hillary Clinton’u en fazla eleştirdiği bir konuda kendisinin de aynı duruma düşmesi halinde neler olabileceğini kestirebiliyordu. Bu nedenle de böylesi bir duruma düşmemek adına ve tedbir amaçlı bu kadar sert bir tavır göstermeyi uygun gördü diyebiliriz. Zaten Washington kulislerinde bu konuya ilişkin en fazla gelişen kanı bu şekilde. İran’ın Ortadoğu sahasında ki beyni, örgütleme gücü olarak kabul gören Kasım Süleymani suikastına karar verildi ve uygulandı. Zamanlama olarak; birincisi, ABD’li bir sözleşmeli personelinin İran’a bağlı güçler tarafından öldürülmesi, ikinci olarak, ABD toprağı olarak kabul edilen Büyükelçilik binasının kuşatılması ve fiziki saldırıya uğraması, bu nedenle burada bulunan diplomatik ekibin zorunlu olarak çekilmesi durumu Bingazi olayını anımsattığı için, ABD’nin ve onun Başkanı’nın güçsüz, zayıf olmadığı imajını göstermek için bu suikasta karar verildi. Tabi bu suikast Trump açısından, kamuoyu nezdinde ABD’yi ve vatandaşlarını koruyan, kollayan, sahiplenen Başkan imajını oluşturma adına iyi bir fırsat sundu. Genel anlamda Cumhuriyetçiler bu suikasttan çok memnun. Hakeza ABD kamuoyu genel anlamda Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden gayet memnun diyebiliriz. Burada Demokratların getirdiği eleştirileri, bir muhalefet partisinin yaptığı eleştiriler dozunda görmek gerekir. Aslında Demokratlar arasında da çok güçlü bir memnuniyet yaklaşımı söz konusu. Zaten bu suikastla, bölgeyi kendi çıkarlarına göre dizayn etmek isteyen İran’ın bu yaklaşımının nötr edilmesi olarak görülme durumu söz konusu. Tabi en önemli konulardan birisi de seçim yılı içerisinde Trump seçime giderken asla güçsüz, zayıf bir başkan görüntüsü vermek istemiyor. Bu suikastla Trump İran karşısında ve bütün Dünya’ya ABD’nin gücünü, kararlılığını ve hassasiyetlerini göstererek kendisi açısından da bir artı puan oluşturmayı hedefliyor ve zaten bu yaklaşım aslında ABD açısından gerçekçi bir yaklaşım olarak ta ele alınabilir.

Irak Parlamentosu’nun aldığı, ABD ve yabancı güçlerin Irak’tan çekilmesi kararı, ABD’de bölgeye yönelik her hangi bir tavır değişikliğine sebep olur mu?

Son olarak Irak Parlamentosu’nun aldığı karar, aslında ABD’nin Irak siyasetinin ne kadar sağlıksız bir siyaset olduğunun göstergesi. Çünkü Irak doğal bir ülke değil. zorla ele geçirilmiş bir ülke ve ayrı 3 grubun zorla bir evde birlikte yaşamaya zorlatılması, bunun yanında örneğin; Kürtlerin kendileri açısından bağımsızlık istemelerinin ne kadar meşru olduğunun görülmesi açısından farklı bir olanak sağlıyor. Irak’ta her ne kadar Parlamento’nun aldığı kararların bağlayıcılığı olmazsa da çoğunluğunu İran yanlısı Şiilerin oluşturduğu Parlamento ABD ve yabancı güçlerin, Irak’tan güçlerini çekmesi kararı aldı. Bu ciddi ve önemli bir karar, fakat Kürtlerin bu parlamento oturumlarına katılmayışı da çok önemli bir durum. Burada Kürtlerin ABD’ye bakış açılarının dostane bir bakış açısı olduğu gerçeği ortaya çıktı. Aksi durumu ele aldığımızda, şayet Kürtlerin de Parlamento’da alınan bu kararda olmaları halinde ABD’nin Irak’ta kalma koşulları yok denilecek kadar az bir realiteyle karşı karşıya kalacaktı. Bu durum ABD’de Kürtlere sempati duyan, dayanışma geliştiren kesimler açısından ABD’de siyasi arenada daha rahat bir şekilde görüşlerini ve yaklaşımlarını sergileyebilmeleri açısından büyük bir avantaj yaratmakta. Ama son olarak bir kez daha tekrarlama gereği hissediyorum; Washington’un şimdi de yapmaya çalıştığı, Irak’ı biraz yumuşatmaya çalışmak ve Kürtlerle ilişkilerini daha da sıcak bir hale getirmek. Zaten Erbil’e gerçekleştirilen üst düzey ziyaretlerle de Iraklı, Kürt olmayan siyasetçilere yukarıda da değindiğim gibi bazı mesajlar vermeye çalışıyor ABD. Ve ‘bizimle ilişkilerinizi düzeltmezseniz, Kürtler üzerinden alternatif oluştururuz’ yaklaşımını hissettirmek istiyorlar.

http://www.basnews.com/index.php/tr/interviews/577920?__cf_chl_jschl_tk__=11ecbf547e05e5c6cef6a87bce68d7c87fbedfc5-1587397179-0-AaIlX5DoaiYcEyPc2-YwomPVWJ-72BjGMsCRdBZeZ_SMOtwzq1zAEXVn6AymVwrZyqC2eNf1vBmJi1qYBNsm9Q6dhDaxA6n1ShWoWARW7V_rg7ypZWEmsK1Qd6Aat18XfVSupaPU2D9p1Q-fumq61njVblZB12LZa6zlDLdhjHj51c_sazi0HgDwYnjquVOYKl_L9VEpajUHtfxNV5qAhnHG476yDVNEtbqu3WmCG_1sEVg6-0VFXoy0actiACPqZvDGdv4v1F41R9gLI-mI3br24uKMIKAmcUTnehVZyyebZxaE0qQMv0hqo9_969VhhQ#.XjH5Snm4EYM.whatsapp

 

Mutlu Çiviroğlu: 2019’da Kürtler ve K. Suriye, ABD-Türkiye ilişkilerinin merkezine oturdu

Konuşa Konuşa’da Gülten Sarı’nın konuğu gazeteci Mutlu Çiviroğlu. Çiviroğlu, 2019 yılında Türkiye-ABD ilişkilerinin tam merkezine oturan Kuzey Suriye bağlantılı gelişmeleri yorumladı.

https://ahvalnews.com/tr/konusa-konusa/mutlu-civiroglu-2019da-kurtler-ve-k-suriye-abd-turkiye-iliskilerinin-merkezine-oturdu

 

ABD’deki havaalanına Kürtçe tabela asıldı

Erbil (Rûdaw)– ABD’nin Nashville kentindeki uluslararası havaalanının giriş salonuna Kürtçe “Bi xêr hatî” (Hoş Geldin) yazılı tabela asıldı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Tennessee eyaletinde “Küçük Kürdistan” diye bilinen Nashville şehri havaalında, diğer dillerin yanı sıra Kürtçe de “Bi xêr hatî” yazılı tabelaya yer verildi.

Nashville kentinde, yaklaşık 15 bin Kürt yaşıyor. Yoğun Kürt nüfusu ile tanınan kentin farklı bölgelerindeki devlet okullarında çok sayıda Kürt öğrenci eğitim görüyor.

Metro Nashville Devlet Okulları kurulu bu yıl, devlet okullarında Kürtçe’nin uluslararası diller listesine eklenmesine karar verdi.

 

Mutlu Civiroglu

@mutludc

Firingeha Navnetewî ya bajarê Nashville li Amerîka bi Kurdî xêrhatina mêvanên xwe dike / Amerika’da ‘Küçük Kürdistan’ diye bilinen Nashville şehri havaalında Kürtçe ‘Hepiniz Hoş Geldiniz’ tabelası @Mamxori

View image on Twitter
Twitter Ads info and privacy